Babacan’dan Erdoğan’a: Aç Yatan İnsana ‘Sen Aç Değilsin’ Diyor

Partisinin Başakşehir ilçe kongresinde konuşan DEVA Partisi Lideri Babacan, Erdoğan’ın ‘aç kaldık’ diyenlere yönelik ‘vicdansızlık yapma, dürüst ol’ sözlerini eleştirerek, “Dinlerken kulaklarıma inanamadım, tekrar dinledim. Aç kaldık diyenlere ‘Vicdansızlık yapma, dürüst ol’ diyor. Aç yatan insana ‘Sen aç değilsin’ diyor. Üstüne de hakaret ediyor” dedi.

Haber Merkezi / Babacan, konuşmasının devamında, “Yahu arkadaş, sen gel de şu üniversite yurtlarında bir kap çorbayla öğün geçiştirmeye çalışan öğrenci kardeşlerimize açlığı bir sor bakalım. Ayda 2500 lira maaşla geçinmeye çalışan, ekmek kuyruklarında bekleyen emeklilerimize bir sor bakalım. Beştepe’den ahkam kesmek kolay.İşsiz kalan, borcu borçla kapatmaya çalışan vatandaşlarımıza açlığı bir sor” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İstanbul’da partisinin Başakşehir ilçe kongresinde konuştu. Başakşehir’de kongre için kendilerine küçük bir salon verildiğini söyleyen Babacan, salonda yer kalmayınca partisinin yöneticilerini kürsüye davet etti. Babacan şu ifadeleri kullandı:

Zannediyorlar ki ‘DEVA Partisi’ne salon vermezsek kongrelerini yapamayacaklar’. Rüyanızda görürsünüz. Hiçbir yer vermeseler gider park alanında toplanırız, on binleri toplar kongremizi yaparız. Dik duracağız.

Erdoğan çıktı ne dedi? Dinlerken kulaklarıma inanamadım, tekrar dinledim. Aç kaldık diyenlere ‘Vicdansızlık yapma, dürüst ol’ diyor. Aç yatan insana ‘Sen aç değilsin’ diyor. Üstüne de hakaret ediyor. Yahu arkadaş, sen gel de şu üniversite yurtlarında bir kap çorbayla öğün geçiştirmeye çalışan öğrenci kardeşlerimize açlığı bir sor bakalım. Ayda 2500 lira maaşla geçinmeye çalışan, ekmek kuyruklarında bekleyen emeklilerimize bir sor bakalım. Beştepe’den ahkam kesmek kolay.İşsiz kalan, borcu borçla kapatmaya çalışan vatandaşlarımıza açlığı bir sor.

“Kutuplaşma sona ermesin diye ellerinden geleni yapıyorlar”

Bu iktidar, özellikle son dönemde, yaşam tarzı üzerinden ülkede gerginlik çıkarmak için olağanüstü bir çaba göstermeye başladı. Ülke normalleşmesin, kutuplaşma sona ermesin diye ellerinden geleni yapıyorlar. Konserleri yasaklıyorlar. Hatta önce onay verip sonra iptal ediyorlar. Gençlerin, üniversitelilerin bahar şenliklerini engelliyorlar. Sadece kendilerinin propaganda aracı haline gelmiş TRT’nin vergisini artırıyorlar.

Bazı ürünlerin vergilerini astronomik şekilde artırıyorlar. Vergi değil, adeta ceza. Olacak şey mi yahu? Bütün bunlar hesapsız kitapsız yapılan işler değil. Bakıyorlar destek hızla azalıyor. En iyi bildiklerini yapıyorlar. En iyi bildikleri; düşman üretmek, toplumu birbirine düşürmek, kutuplaştırmak. ‘Kutuplaştırırsak seçimi belki alabiliriz’ diye düşünüyorlar. Siz bu seçimi kazanmayı rüyanızda göreceksiniz. Bu ülkede, insanları yaşam tarzına, dinledikleri müziğe, konuştukları dile göre ayırmaya çalışan herkesle bütün gücümüzle mücadele edeceğiz. Gerilime müsaade etmeyeceğiz.

Özellikle dış güvenlik meselelerinde, bu ülkenin yarınlarıyla ilgili alınacak kritik, stratejik, önemli kararlarda mutlaka diğer siyasi partilerle istişare içinde olmak zorundalar artık. ‘Kardeşim yetki ve mühür bende, aklıma geleni yaparım’, yok öyle yağma. Siz ne yapacağınızı seçime kadar daha çok anlatmak zorundasınız. Hele sınır ötesi operasyon gibi çok önemli, stratejik konularda siyasi partileri bilgilendirmek, bunun gerekçesini, meşruiyetini anlatmak zorundasınız. Eğer ‘Ekonomik kriz berbat, dolar 16 lirayı geçmiş, milletin dikkatini başka bir yere çekeyim. Ekonomik krizin üstünü daha büyük bir krizle örteyim’ diyorsanız, bunun vebalinden kurtulamazsınız. Anlatmak zorundasınız.

“Rövanş isteyenler avucunu yalayacak”

Gücü ele geçirenin zayıfı ezdiği bir Türkiye’ye bir daha asla dönmeyeceğiz. Rövanş isteyenler, çivi çiviyi söker diyenler avcunu yalayacak. Kusura bakmasınlar. Kızgınlığı anlıyoruz, öfkeyi anlıyoruz. Ancak devletin, her türlü yanlışa, her türlü hukuksuzluğa, her türlü suça karşı hukuk içinde kalarak mücadele vermesi gerektiğini en iyi bilenlerdeniz.

Bu dönemde suça karışanlar var mı? Var. Hukuka aykırı davrananlar var mı? Var. Bunların tamamı bağımsız ve tarafsız yargının önüne gidecekler, hesaplarını verecekler. Bu yine hukuk ve adalet içinde olacak. Türkiye’yi asla öfkeye teslim etmeyeceğiz.

Kadınların 1968 yılından bu yana üniversite kapılarında verdikleri hak mücadelesinin şahidiyim. Yaşayanıyım. Bu mücadelenin hakkın zaferiyle sonuçlanmasında emeği olanlardanım. Bugün onur duyuyorum. Gönül isterdi ki bu kadar gecikmeseydi. Keşke o keyfi engeller bu kadar uzun sürmeseydi. Yasalara rağmen, hala, ülkemizde etnik, dini, mezhep, cinsiyet gibi nedenlerle yapılan ayrımcılıkları da görüyoruz, biliyoruz. Tüm ayrımcılıkları ortadan kaldırdığımızda hep beraber amacımıza ulaşacağımızı ve asıl o gün mutlu olacağımızı biliyorum.

Türkiye’nin tüm prangalarını sökeceğiz. 21. yüzyılın dünyasına yakışmayan, her seferinde patinaj yaptıran kavgaları tarihin çöplüğüne atacağız. Kürt meselesini de Alevi meselesini de çözüp inşallah önümüze bakacağız. Hepsini hak ve hukuk temelinde çözeceğiz. İşte o zaman dünya bizi gerçek gücümüzle konuşacak. Dünya Türkiye’yi üretimiyle, teknolojisiyle, tarımıyla, ihracatıyla, zenginliğiyle, refahıyla konuşacak. Dünya Türkiye’yi, adalette, hukukta, insan haklarında, demokraside gerçekleştirdiği ilerlemeyle anacak.

Koskoca milleti resmen faizzede yaptılar. Ülkenin en büyük faizcisi oldular. Başakşehir’den Beştepe’ye sesleniyorum. Sayın Erdoğan; sizinle iyi kötü bir hukukumuz oldu. Benden size eski bir dost tavsiyesidir: Sakın bundan sonra faizle mücadele ettiğinizi söylemeyin, başınız öne eğilir.Milletin parasını neden faize gömdüğünüzü sorarlar, önünüze bakmak zorunda kalırsınız. Cevap veremezsiniz.

“Buzluğa et değil ekmek koymak kader değildir”

İnsanca yaşamak lüks değildir. Üç kuruş para biriktirip bir hafta tatil yapmak lüks olamaz. Bir karpuzu dilim yerine bütün almak lüks olamaz. İnsanların buzluğa et değil, ekmek koyması kader değil. Hele hele elektronik eşyaları hiç saymıyorum. Akıllı telefon, bilgisayar, oyun konsolunu hiç saymıyorum. İnsanlar paha biçilmeyen eser gibi bakıyor.

İnsanlar bizim dönemimizde kredi çeker araba alırdı, ev alırdı, düşük taksitlerde öderdi. Şimdi ise insanlar günlük ihtiyaçlarını karşılamak, yağ almak için kredi çekiyorlar. Krediyle ekmek alıyorlar. İnsanlar neredeyse içtiği çayın parasını kredi kartıyla ödemeye kalkıyor. Sayın Erdoğan; milleti aldatmayı bırakın. İnsanların karnını yalanlarınızla doyuramazsınız.

Bunlar, döviz krizini de borç krizini de patlattılar. Sonra da krizleri bu milletin kucağına bıraktılar.Çiller’e bile rahmet okuttular. Ülkeyi borç-faiz sarmalına soktular. Partili, taraflı cumhurbaşkanının ilk icraatı ne oldu? Merkez Bankası’nın yıllardır biriktirdiği dövizi arka kapıdan cayır cayır yaktı. Damatla el ele verip yaptı. Tam 130 milyar dolar. Koskoca Cumhuriyet tarihinde Hazine’nin 95 yılda yaptığı borcu 2 senede ikiye katladılar.

Hepimizin gözü önünde sağlık sistemi çöküyor. Alınamayan randevuların, konulamayan teşhislerin, yapılamayan ameliyatların, bulunamayan ilaçların, göç eden hekimlerin, temizlenmeyen hastane tuvaletlerinin ülkesi olduk. ‘Ben imza atmasaydım olur muydu?’ diyor. Marifet tek imzadaysa at bir imza da sağlık sistemini düzelt bakalım.”

“DEVA Partisi kazanan tarafta olacaktır”

Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçmenlerine de seslenen Babacan şunları söyledi: “Sayın Erdoğan’ın artık yazacak yeni bir hikayesinin kalmadığını en iyi sizler biliyorsunuz. Ben de sizlerin tertemiz duygularınızın eksilmediğini, hiçbir zaman eksilmeyeceğini biliyorum. ‘28 Şubat karanlığını üstümüzden alsın’ dediğiniz insanların, 28 Şubatçılarla beraber yol yürümesinden ne kadar rahatsız olduğunuzu biliyorum.

Yoksullaşmaya layık olmadığınızı biliyorum. Gelin hakkı, adaleti, huzuru herkes için hep birlikte isteyelim. Gelin yepyeni bir birliktelikle umut olalım. En kısa zamanda bu iktidarın irili ufaklı ortaklarıyla zaten vedalaşacağız.  Sokakta herkes seçimi bekliyor. Herkes değişim istiyor. DEVA Partisi kazanan tarafta olacaktır. Gelin, DEVA Partisiyle hep beraber kazanalım. Biz hiçbir zaman ‘Oldum’ demeyeceğiz. Dinleyerek, öğrenerek, genişleyerek yolumuza devam edeceğiz.”

Paylaşın

Benzin Ve Motorine Bir Zam Daha!

Benzine 28 Mayıs gece yarısından itibaren geçerli olmak üzere zam yapılırken, motorin fiyatlarında da artışa gidildi. Öte yandan LPG fiyatları ise bir önceki akşam 36 kuruş oranında zamlandı. Gelen zam sonrası benzin fiyatları, motorin fiyatları değişti.

Habertürk’ün sektör kaynaklarından aktardığına göre, 28 Mayıs tarihinden itibaren geçerli olmak üzere litrede benzine 70 kuruş, motorine 97 kuruş zam geldi. Dün gece benzine 1 lira 43 kuruş, motorine 1 lira 38 kuruş zam gelmişti. Bir önceki gün ise otogaz fiyatına 36 kuruş zam gelmişti.

Yeni fiyatlar;

Yeni yapılan zamla birlikte, benzinin litre fiyatı yaklaşık olarak İstanbul’da 24,99 TL’ye, Ankara’da 25,10 TL’ye, İzmir’de 25,11 TL’ye yükseldi.

Motorinin litre fiyatı ise yaklaşık olarak İstanbul’da 24,38 TL’ye, Ankara’da 24,49 TL’ye, İzmir’de 24,50 TL’ye yükseldi.

İstanbul

  • İstanbul Avrupa yakasında bir litre benzin fiyatı 24,99 TL’den işlem görüyor.
  • İstanbul motorin litre fiyatı Avrupa Yakası’nda 24,40 TL
  • İstanbul Anadolu yakasında bir litre benzin fiyatı 24,99 TL’den işlem görüyor.
  • İstanbul motorin litre fiyatı Anadolu Yakası’nda 24,38 TL

Ankara

  • Ankara benzin fiyatları: 25,07 TL
  • Ankara motorin fiyatları: 24,48 TL

İzmir

  • İzmir benzin fiyatı: 25,09 TL
  • İzmir motorin fiyatı: 24,49 TL
Paylaşın

İBB Başkanı İmamoğlu’ndan ‘Parti İçerisinde Birlik’ Çağrısı

CHP’nin Van’da düzenlediği “Belediye Başkanları Çalıştayı”nda konuşan İBB Başkanı İmamoğlu, ‘parti içerisinde birlik’ çağrısı yaparak “Ortak zafer için hazırız, ancak seçimi kazanmışız gibi bir rahatlık içine de girmemeliyiz” dedi.

CHP’nin Van’da düzenlediği “Belediye Başkanları Çalıştayı”, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve belediye başkanlarının katılımıyla başladı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Ordu Milletvekili Seyit Torun, çalıştayın açılış konuşmasını yaptı.

İki gün sürecek çalıştay, Torun’un konuşmasının ardından basına kapalı devam etti. Basına kapalı sadece başkanların bulunduğu bölümde, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu bir konuşma gerçekleştirdi.

Gerçek Gündem’den Rıdvan Akar’ın haberine göre, İmamoğlu konuşmasında, parti içerisinde birlik çağrısı yaparak seçim öncesinde iktidarın provokasyonlarına karşı sağ duyu çağrısında bulundu. İmamoğlu, “İktidar, hakkımızda büyük dosyalar hazırlıyor, bizi yıpratmaya çalışacaklar, ancak onlar bu kutuplaştırıcı politikalara devam ettikçe on milyonların vicdanında daha çok yer bulacağız” dedi.

İmamoğlu devamında, “Ortak zafer için hazırız, ancak seçimi kazanmışız gibi bir rahatlık içine de girmemeliyiz. Yapılacak çok ama çok işimiz var” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu’nun konuşması şöyle:

“Belediyelere düşen 3 temel görev var, vatandaşlarımızda büyük bir yoksullaşma yaşanıyor, bu yoksullaşmaya karşı sosyal yardım politikalarımızı büyütmeli ve geliştirmeliyiz, İBB olarak sosyal yardım bütçesini 5 misli artırdık ve 2,5 milyon vatandaşımıza sosyal yardım gerçekleştiriyoruz, ikinci önemli görevimiz, belediyelerin kalkınması ve hizmetlerin eksiksiz gerçekleşmesini sağlamak, üçüncüsü ve en önemlisi vatandaşları sosyal yardıma mahkum etmeden ondan daha iyi belediyecilik beklentilerini gerçekleştirmek yani daha fazla talep etmeleri onların yurttaşlık hakkıdır biz bunu desteklemeliyiz.

Belediyelerin yaptığı hizmetlerin parti teşkilatımız ve milletvekillerimiz tarafından da sahiplenilmesi ve bu süreçte desteklemeleri gerekir, belediyelerin yaptığı hizmetlerin milletvekilleri ve parti teşkilatları tarafından duyurulması konusunda bile yeterince istekli davranılmadığını görüyorum, çatışmaya, küsmeye bu tarihi seçim öncesinde kimsenin hakkı ve tahammülü yoktur. Bunu hiç unutmadan davranmalı ve belediyelere parti yöneticelerinin ve milletvekillerinin de sahip çıkması gerektiğini düşünmeliyiz.

Seçim sürecinde bütün inançlara ve değerlere eşit yurttaşlık temelinde yaklaşmalıyız. Biz İBB olarak, kurduğumuz İnanç Masası ile bunu gerçekleştirmeye çalışıyoruz. İktidarın kutuplaştırıcı politikalarını etkisizleştirmenin yolu buradan geçiyor.

Toplumun bütün kesimlerini kucaklayan, onları eşit ve saygın bir şekilde kabul eden bir anlayışı sahiplenmeliyizi. İktidar, hakkımızda büyük dosyalar hazırlıyor, bizi yıpratmaya çalışacaklar, ancak onlar bu kutuplaştırıcı politikalara devam ettikçe on milyonların vicdanında daha çok yer bulacağız. Unutulmamalı ki medya onlara açık ise artık evlerin kapıları da bize açıktır.

Biz ve İBB olarak hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır anlayışıyla hareket ediyoruz. Bu nedenle ülkenin her yerine hizmet götürmeye hazırız. Örneğin, Marmara bölgesinde 9 şehirdeki belediyelerle 379 işbirliği projesi gerçekleştiriyoruz. Seçim sürecinde iktidarın, uygulayacağı politika aşağı yukarı belli olmuştur. Kendileri istikrar, bizi ise kaos, kavga ve intikam merkezi olarak göstermeye çalışacaklar.

İktidar bu seçimleri kazanmak için her yolu mübah kılacak. Çünkü seçmenin seçim sürecinde istikrara meyil edeceğini düşünüyorlar. Bu nedenle de 6’lı masa içinde ya da partimiz içerisinde bir çatışma olması için ellerinden geleni yapıyorlar ya da bu tür şeyleri mümkün olduğu kadar provoke ediyorlar. İktidarın bize biçtiği kaos ve intikamcı imajdan mümkün olduğu kadar uzaklaşmalı belediyeler olarak hizmetlerimiz üzerinden vatandaşa ulaşmalıyız. Yeni bir döneme giriyoruz, Gezi davası, belediyelere yapılan baskınlar, konser yasaklamaları hepsi muhalefeti itibarsızlaştırmaya yönelik atılan adımlar. Bu adımları boşa çıkarmalıyız. Parti içerisindeki kavgaya kesinlikle tahammülsüz davranmalıyız.

“Yapılacak çok ama çok işimiz var”

Ortak zafer için hazırız, ancak seçimi kazanmışız gibi bir rahatlık içine de girmemeliyiz. Yapılacak çok ama çok işimiz var. Seçim kampanyası dönemine sadece CHP olarak değil 6’lı masayla koordineli bir biçimde hareket etmeli onları da kampanya sürecine katmalı hatta 6’lı masa dışında kalan partilere de ulaşmalı ve onları da dinlemeli, dikkate almalıyız.

Bizler, seçim sürecinin neferleriyiz. Kendi içimizde kavga yaşanacak en büyük ayıptır. Ancak bir arada çalışarak, uzlaşarak zorlukları aşarız. Topluma güven veren, kavga dilini reddeden, yeni bir anlayışı seçmenlere anlatmalıyız. Van’da dün yaptığımız saha çalışmalarında, iki şey bizi çok etkiledi. Gençler işsiz, aileler bırakın geçinmeyi yeterince besin alamamaktan şikayetçiydi. Düşünün ki Van, yaşı 24’ün altında olan nüfusa sahip Türkiye’nin 5’inci büyük ili.”

Paylaşın

‘Elektriğe Yeni Zam’ İddiası Yeniden Gündemde

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, elektrikte piyasasında uygulanmaya başlanan tavan fiyat uygulamasının iki ayda ikinci kez değişmesiyle ilgili açıklama yaptı.

ANKA’da yer alan habere göre, Elektrik üretim maliyetlerindeki artışın ulusal tarifeye zam olarak yansıyabileceğine dikkat çeken CHP’li Akın, özetle şunları dile getirdi:

“AK Parti, yüzde 127’yi bulan Cumhuriyet tarihinin en yüksek elektrik zammını yılbaşında hayata geçirmişti. Sosyal tarife olarak kullanılması gereken kademeli tarifeyi zam yapma aracına dönüştüren iktidar, gelen tepkilerin ardından KDV indirimi gibi göstermelik adımlar atmıştı. Buna karşın yapılan fahiş zamlar hala geçerlidir. Temel bir hak olan elektrik kullanımının lükse dönüştüğü Türkiye’de resmi verilere göre 2021 yılında 3,5 milyon abonenin elektriği faturasını ödeyemediği için kesilmiştir.

“Lira değer kaybettikçe üretim maliyetleri artıyor”

İktidarın yanlış para politikaları nedeniyle Türk lirasındaki değer kaybı sürmektedir. İthal kömür ve doğal gaz gibi dışa bağımlı girdilerle üretim yapan elektrik santrallerinin maliyetleri bu kapsamda sürekli artmaktadır. İktidar elektrik üretimindeki maliyet artışını frenleyebilmek amacıyla, piyasasına sunulan tekliflerin arz ve talebe göre eşleşmesiyle belirlenen piyasa takas fiyatına (PTF) müdahale ederek 1 Nisan 2022 itibarıyla tavan fiyat belirlemiştir.

PTF tavan fiyatı 1 Nisan 2022’de bir megavatsaat başına ithal girdili santrallerde 2 bin 500 lira, yenilenebilir ve yerli santrallerde ise bin 200 lira olarak belirlenmişti. Ancak 19 Mayıs 2022 tarihinde; önce 2 bin 750 liraya çıkarıldı, sonra 1 Haziran 2022 itibarıyla de 3 bin 200 lira olarak uygulanması kararlaştırıldı. Böylece üretim maliyetlerini frenlemek amacıyla getirilen PTF tavan fiyat uygulaması iki ayda iki defa değişmiştir. Bu durum iktidarın üretim maliyetlerindeki artışı durduramadığını göstermektedir. Yaz aylarında yaşanabilecek olası bir kuraklık durumunda ithal girdili santrallerin elektrik üretim oranının artması büyük bir zam olasılığını gündeme getirecektir.

“Yanlış politika vatandaşa zam olarak yansımamalı”

Türk lirasında yaşanan olağanüstü değer kaybının temel nedeni iktidarın uyguladığı yanlış para politikalarıdır. İktidarın yanlış politikasının sonucunda artan döviz kuru nedeniyle sınırlandırılmak istenilmesine karşın elektrikte üretim maliyetleri kontrol edilememektedir. Üretim maliyetleri arttıkça ulusal tarifede zam baskısı da artmaktadır. İktidarı uyarıyoruz: Üretim maliyetlerindeki artışın nedeni uygulanan yanlış politikalarla Türk lirasındaki değer kaybıdır. Dolayısıyla iktidar kendi yanlış politikasının faturasını vatandaşa elektrik tarifesinde zam olarak yansıtmamalıdır.”

Paylaşın

Erken Seçim İçin İlk Kez Net Tarih Verildi!

Ankara kulislerinde “İktidar bu ekonomik tabloda 2022 kışını çıkaramaz, erken seçim olacak” havası hakim. Seçimin erkene alınarak 6 Kasım Pazar günü yapılacağı konuşuluyor. 

Sözcü’den Emin Özgönül’ün haberine göre CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Sonbaharda seçim bekliyorum, ekonomiyi götüremezler” dedi. DP Genel Başkanı Gültekin Uysal, “İktidar kendi çıkarı olacağını gördüğü an, erken seçime karar verebilir. Biz erken seçim ihtimalini göz ardı etmiyoruz” diye konuştu.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel de “İktidar giderek ağırlaşan şartlar altında Haziran 2023 seçiminde 200 milletvekilinin altına düşme ihtimali görürse, bunu engellemek için seçimi erkene alır. TBMM’nin 401 sandalyesi AKP-MHP dışında oluşması demek, Yüce Divan kapısının da açılması demektir. Bunu göze alamazlar, şartlar daha da ağırlaşmadan tarihi öne çekebilirler” tespiti yaptı.

360 oy veya cumhurbaşkanı

Erken seçimle bağlantılı bir diğer konu ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 3. kez adaylığı için dile getiriliyor. Anayasa gereği bir kişi Cumhurbaşkanlığına en fazla 2 kez aday olabiliyor. Ancak seçim erkene alınırsa 3. kez adaylığın önünde engel bulunmuyor. Yeni sisteme göre erken seçime gitmek için Cumhurbaşkanının kararı veya Meclis’te 360 oy gerekiyor. Meclis’in mevcut aritmetiği hiçbir parti ve ittifaka bu imkanı vermiyor. AKP’nin 286, MHP’nin ise 47 milletvekili var. 27 eksik kalıyor. Ancak iktidar ‘Evet’ derse, CHP ve İYİ Parti de erken seçim istediği için 360 rahat bulunuyor.

En önemlisi sandık güvenliği

İYİ Parti Genel Başkan Başdanışmanı ve İzmir Milletvekili Aytun Çıray ise “Biz bugüne kadar hep erken seçim istedik. Ama seçimde sandık güvenliğini garanti etmek çok önemli. 6’lı masanın en önemli gündem maddelerinden biri de bu. İktidar, Türkiye’yi yönetemediği için kaçmaya çalışıyor. Cumhurbaşkanının yetkisi var buyursun ülkeyi seçime götürsün” açıklaması yaptı.

Paylaşın

Kiralık Ev Fiyatları Bir Yılda Yüzde 150 Arttı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin, internette yer alan emlak sitelerindeki kiralık ev ilanları üzerinden yaptığı değerlendirmede, 81 ilin kiralık konut haritasını çıkarttı.

Araştırmaya göre mayıs ayında Türkiye genelinde yeni kiralık konut kira fiyatları, bir önceki yıla göre yüzde 150 oranında artarken, en çok artışın yaşandığı iller Muğla, Antalya, İstanbul, İzmir ve Aydın oldu.

Muğla’da ortalama kira ücreti 9 bin lira

İnternet sitelerine verilen ilanlarda Türkiye genelinde yeni kiralık konut kirası ortalama 4 bin 582 liraya çıkarken İstanbul’da ortalama kira 6 bin 900 lirayı aştı. Yeni kiralık konut ilanlarında Muğla’da istenen ortalama kira ücreti 9 bin lira olurken Antalya’da talep edilen kira bedeli 8 bin 500 liraya ulaştı.

‘Binlerce insan evsiz kalabilir’

CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin, kira fiyatlarındaki yükselişin halkı barınma kriziyle karşı karşıya bıraktığını belirterek şunları söyledi:

“Bugün İstanbul’da ortalama kira 7 bin liraya dayanmış durumda. Yıl sonunda yeni ilanların ortalaması 10 bin lirayı bulacak. Vatandaşların yüzde 85’i kira artışının böyle devam etmesi halinde kira bedelini ödemekte zorlanacağını veya ödeyemeyeceğini söylüyor. Büyük bir konut krizi ile karşı karşıyayız. Fiyatların bu şekilde artmaya devam etmesi halinde büyük şehirlerde yaşayan, o şehirde çalışan insanların gelirleri kiraya bile yetmeyecek. İstanbul ve İzmir’de kiralar şimdiden asgari ücreti aştı, Ankara eşikte bekliyor. Bu trendin devamı halinde iki çalışanlı bir aile iki maaşla bile bir evde oturamaz. Sonuçta binlerce insan evsiz kalabilir, yaşadığı şehirde barınamaz hale gelebilir.

‘Kriz sonbaharda yeni bir boyut kazanacak’

Kriz sonbaharda yeni bir boyut kazanacak. Gençler, öğrenciler hali hazırda yurt bulamıyor, geçen sene barınamıyoruz diye seslerini duyurmaya çalışıyordu. Bu yıl okula yeni başlayanlar fahiş kira fiyatları ve yurt fiyatları ile karşı karşıya kalacak. Geçen seneden çok daha ağır bir şekilde öğrencileri etkileyen bir tablo ile karşı karşıyayız.

‘7 milyon bina riskli statüde’

Kira artışlarının temel sebebi sağlıklı, nitelikli, kaliteli konut arzı eksikliği. 20 yıldır AKP’nin inşaat ve konut politikası belli. Rant. Ne yaptılar? Düşük gelir gruplarının arazilerin, yaşadıkları toprakları aldılar, belli şirketlere verdiler, dev bir rant ürettiler, bu şirketler de üst gelir gruplarına rezidans tipi konut sundu. Sonra rantı paylaştılar, zenginleştiler. Bugün Türkiye’deki konut stoğunun tam haritası bile çıkartılmış değil. Türkiye’de yaklaşık 7 milyon bina riskli statüde. Bunu bile yenileyemediler. TOKİ halka hizmetin, sağlıklı, nitelikli konut arz etmenin aracı değil, iktidara rant üretmenin aparatı haline dönüştürüldü. Halbuki 20 yılda kullanılan kaynakla 7 milyon binayı yenileyip halkımıza sağlıklı, ucuz, nitelikli konut sunmak mümkündü.

Konut fiyatlarındaki artışın iki sebebi daha var. AKP’nin negatif reel faiz politikası konutları bir sermaye saklama enstrümanı haline dönüştürdü. Bugün sermaye sahipleri konut toplayarak paralarını enflasyona karşı güvence altına almaya çalışıyor. Yoksullar barınma krizi yaşarken gayrimenkul mülkiyeti de belli kişilerin elinde yoğunlaşıyor. Akıl ve bilim dışı ekonomi politikalarının bedelini millet barınma krizi yaşayarak ödüyor.

‘Vatandaşlık satma ofisleri kuruldu’

İkinci sebep yabancılara konut satışı karşılığı vatandaşlık. Türkiye vatandaşlığını, pasaportumuzu alınıp satılan mala çevirdiler. Orta Doğu coğrafyasında sabah kalkan vatandaşlık alıyor. Vatandaşlık satma ofisleri kuruldu. Buraya geliyorlar insanları evinden ediyorlar, bizim vatandaşımız başını sokacak bir ev bile bulamıyor. Açık kapı politikası ile ülkeye giren 8 milyon sığınmacı da tabloya eklenince her yerde fiyatlar artıyor.

‘Ağır bir sosyal sorun yaşanacak’

Artan fiyatlar ev sahipleri ile kiracıları karşı karşıya getiriyor. Kiracıların yüzde 40’ı ev sahibi ile sorun yaşadığını söylüyor. Bu duruma acil müdahale edilmezse kış ayları gelmeden ağır bir sosyal sorun yaşanacak. Çözüm ne? AKP’ye sesleniyorum akıl ve mantık dışı ekonomi politikasına son verin. Ekonomi biliminin gereklerini yapın. Vatandaşlık satışını da bitirin. Bu ülkenin insanları kendi vatanında evsiz kaldı. 21. yüzyılda bu ülkeye hem gıda hem barınma krizi yaşatan iktidar olarak tarihe geçtiniz. Bu krizi daha da derinleştirmeyin.”

Paylaşın

Altılı Masanın Liderlerinden ‘Türkiye’nin Masası’ Paylaşımı

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi liderlerinin oluşturduğu 6’lı masanın dördüncü toplantısı Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun ev sahipliğinde 29 Mayıs Pazar günü yapılacak.

Toplantısı öncesi 6 genel başkan sosyal medya hesaplarından “Memleket Sevdası, Türkiye’nin Masası” ifadelerini içeren bir video paylaştı.

Videoda masa yapan bir dede ile torunu arasındaki şu diyalog geçiyor:

  • Torun: Yordun kendini, değecek mi girdiğin zahmete?
  • Dede: Değer. Bak gör, ortaya ne çıkacak?
  • Torun: Ne uğraşıyorsun? Dışarıda hazırı var.
  • Dede: Hiçbir şey emek verdiğin kadar kıymetli değildir. Hem o dışarıda satılanların olayı ambalaj, içleri yaramaz.
  • Torun: Altı üstü bir masa Allah aşkına…
  • Dede: Güzel kızım, maddeye manayı veren insandır. Ahşap basittir ama bize hep tek bir şeyi hatırlatır: bir ağacı ve köklerini… Yani, birlikteliğimizi. Bu masa buranın masası ama hepimizin masası olacak. Sadece bugünü düşünürsek ‘altı üstü bir masa’, senin önünde uzun bir hayat var. Bu masada çözeceğiz ne sorun varsa. Güzel günlerde de dertte ve tasada da aile olarak bu masa etrafında paylaşılacak emeğimiz. Sadece kendini değil, hepimizi düşünürsen işte masa o zaman masa olacak.

“Birlikte kazanacak, birlikte başaracağız”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, videoyu, “Türkiye’nin masası” notuyla paylaştı.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ise paylaşımında, “Bu masada ülkemizin problemlerini çözmeye ve insanımızın yüzünü güldürecek adımları atmaya kararlıyız. Birlikte kazanacak, birlikte başaracağız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu ‘Kaçma Planı’ İddialarına Devam Etti

ABD’deki TURKEN Vakfı’yla ilgili yeni paylaşımlar yapan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çocuklarının isimlerini verip “Erdoğan, aile üyelerin paralel hayat kurma telaşı içindedirler” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ‘Ensar ve TÜRGEV tarafından ABD’ye para transferleri’ yapıldığı iddiaları ile ilgili açıklama yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik bir dizi ‘TURKEN’ paylaşımı yaptı.

Paylaşımlarına “Erdoğan, aile içinde anlaşırsınız ve çıkar milletimize doğruları söylersiniz diye bekledim ama görüyorum ki sen, davalarla algı yaratma peşindesin. O zaman ortamı daha fazla bulandırmana izin vermeden, herkesin zaten artık bildiğini buradan da söyleyeyim” diyerek başlayan Kılıçdaroğlu, şunları yazdı:

“Bu vakıflar üzerinden paraları transfer ettiren, oğlun Bilal Erdoğan. Parayı alan tarafta ise kızın Esra Albayrak var. Kardeş kardeş vakıflar yönetiyorlar, para transfer ediyorlar birbirlerine. TURKEN paravan bir vakıftır, amacı ABD’ye servet ve insan transferidir.

Güya yurt yapıyorlarmış. Nerede yapıyorlar devasa plazayı? Manhattan’da. ABD’nin en pahalı finans merkezinde. Finans merkezine yapılan bu ultra lüks bina bittiğinde kime ait olacak? Türkiye’ye mi ait olacak, yoksa paravan vakfa mı? Bu vakıf kimin Erdoğan?

Aynı paravan kurum, çiftlik de satın alıyor. Neden alıyorlar bu çiftliği Erdoğan? Senin dava açmanı bekliyordum, öncelikle kara para merkezi haline getirdiğin bu vakıfların bu devasa paraları nereden aldıklarını açıklamalarını isteyeceğim o davada.

Ayrıca 2021-2022 yıllarında ülkemizden bu paravana daha ne kadar para transfer edildiğini de soracağım. Malum bu bilgiyi hâlâ gizliyor senin paravanlar. Erdoğan, aile üyelerin paralel hayat kurma telaşı içindedirler. Şimdi kurmaylarını ara ve bu akşam aHaber’e koşmalarını söyle.

“Utanın ve uyanın”

Buradan “Bu da rakam mı ki” diyen aklıevvellere sesleniyorum: Milletten çalınan 1 kuruş bile rakamdır ve haramdır! Ayrıca paylaşmamın sebebi yolsuzluğa dikkat çekmek değildir -zaten onu herkes biliyor-, amacım bir para kaçırma sistemini ifşa ederek çalışamaz hale getirmektir.

Bu paravan vakıflarla bir sistem kurulduğunda zaten rakamlar kaçınılmaz şekilde devasa hale gelir. Bu yüzden sistemi anlamak gerekir. 1 Lira’nın dahi çalınmasını önleyebilirsem, ben bununla gurur duyarım.

Son olarak şunu söylüyorum: İnsanımıza tepeden bakmaya son verin, insanımız o 1 Lira’ya bile muhtaç hale getirilmiştir. Bu milletin fakir fukarasından utanın. Utanın ve uyanın.”

Erdoğan ne demişti?

Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun TURKEN açıklamaları ile ilgili “İşte açıklamalar yapıyor, aynı 15 Temmuz gecesindeki ifadeler. 15 Temmuz gecesi millet can derdindeyken, Bay Kemal’in tatlı canını kurtarmak adına kimlerle ne pazarlığı yaptığı elbet ortaya çıkacaktır. Aynı bugünü göreceksiniz. Diyor ki; “Beraberlerinde 17 uçak dolusu altın, mücevherat ve parayı kaçırmakta iken yakalandılar. Bay Kemal’in geçen akşam söylediğinden farkı var mı? Man Adası’ndan 150 bin lira ceza. Ardından şimdi bir 100 bin lira daha. Ben de dedim ki bu 250 bini TÜRGEV ve Ensar’a verelim. Hiç olmazsa Bay Kemal’in birkaç kuruşu da nasip olsun” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Forbes: Türkiye Hava Gücü Üstünlüğünü Yunanistan’a Kaybedebilir

Amerikan merkezli iş dünyası ve ekonomi dergisi Forbes, ABD’nin Türkiye’nin F-16 talebini geri çevirmesi durumunda teknolojik hava üstünlüğünün Yunanistan’a geçebileceğini iddia etti.

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in ABD’ye yaptığı ziyaret sırasında Washington’un Atina’ya F-35 savaş uçakları satmasını, öte yandan Ankara’nın F-16 savaş uçaklarını modernleştirme ve yeni savaş uçakları satın alma projesini engellenmesi için yoğun lobi yaptığını, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Artık benim için Miçotakis diye biri yok” ifadesiyle buna sert tepki gösterdiğini hatırlatan dergi, Erdoğan’ın sert tepkisinin sürpriz olmadığını belirtti.

Paul Iddon tarafından kaleme alınan yazıda, Türkiye’nin Rusya’dan ileri S-400 hava savunma füze sistemi satın alması sebebiyle F-35 savaş uçağı programından çıkarılması ve 2019’da bu jetleri satın almasının yasaklanmasından bu yana hava gücünün geleceği hakkında soru işaretleri oluştuğu ifade edildi.

F-16’ların uzun süredir Türkiye’nin hava gücünün omurgası olduğu, ancak özellikle Block 30 modellerinin giderek daha fazla eskidiği kaydedilen yazıda, Türkiye’nin bu durumu bildiği için Ekim 2021’de F-16’ların en son ve en ileri modeli olan Block 70/72’lerden 40 adet talep ettiği ve bunun yanı sıra varolan jetleri için piyasa değeri yaklaşık 6 milyar doları bulan 80 adet yenileme kiti istediği hatırlatıldı ve yavaş yavaş yenileyene kadar Türkiye’nin F-16’larını bu anlaşmalarla önümüzdeki on yıl için operasyonel ve güncel tutmasının esas olduğu belirtildi.

Yazıda “Miçotakis’in Washington’ı anlaşmanın reddedilmesi için ikna çabalarının başarılı olursa, Türkiye on yılın sonunda Batılı komşularının çok daha ileri savaş uçaklarına üstünlüğü kaptırarak elindeki F-16’larla kalabilir” ifadesi kullanıldı.

“Süreç çoktan başladı”

Sürecin halihazırda başladığı belirtilen yazıda, Yunanistan’ın 84 adet F-16’sını Block 72 Viper şekliyle güncelleme onayı alması, Ocak 2021’de HAF F-16 ile ilk uçuşu gerçekleştirdiği, HAF’lara Avrupa’nın en ileri F-16’ları unvanı verecek olan Locheeds Martin’in güncelleme programının Haziran 2027’de tamamlanmasını beklediği hatırlatıldı.

Öte yandan Fransa’nın da Yunanistan’ın filosunu güncellemesine Mirage 2000’lerle destek verdiği ve Atina’nın F3R standardın en son modeli 4.5-nesil Dassault Rafale jetlerinden en az 24 adetle bir filo oluşturduğu kaydedildi ve bu jetlerin Türkiye’nin elindeki jetlerin hepsinden üstün olduğuna dikkat çekildi.

Yazıda “Yunanistan’ın Ocak ayında altı Rafale uçağını teslim aldı. 2020’nin sonunda hava filosuna 8-24 adet F-35 katarak Ege Denizi’ndeki güç dengesini daha önce görülmemiş bir şekilde değiştirebilir” ifadeleri kullanıldı.

“Taviz girişimleri geri tepebilir”

ABD Kongresi’nin 2018’den bu yana S-400 konusu ve Erdoğan yönetimindeki Türk politikasının diğer başka anlaşmazlıkları sebebiyle Türkiye’ye silah satışını gizlice bloke ettiği kaydedilen yazıda, ancak ABD Başkanı Joe Biden’ın Türkiye adına F-16 satışını destekleyeceğinin sinyalini verdiği, Mayıs ayında Biden yönetiminin resmi olmadan F-16’lar için AIM-120 AMRAAM ve AIM-9 Sidewinder havadan havaya füze satışı için onay aradığı bildirildi. Her ne kadar 300 milyon dolarlık bu anlaşma küçük olsa da, onaylanmasının Türkiye’nin talep ettiği ek F-16’lar ve güncelleme anlaşmasının geleceğine dair destek anlamına gelebileceği vurgulandı.

Türkiye’nin Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında Washington’ın iyi niyetini kazanmasına karşın Erdoğan’ın son Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliklerine muhalefeti ve eşzamanlı olarak Suriye’nin kuzeyindeki Amerikan müttefiki Kürt gruplara karşı yeniden bir harekat  başlatma tehdidinin bunu hızla değiştirebileceği kaydedilen yazıda, benzer şekilde İskandinav ülkelerinin NATO üyeliğine karşılık F-16 ve Suriye’ye harekat için yeşil ışık gibi taviz girişimlerinin geri tepebileceği ve Erdoğan başta olduğu sürece Türkiye’nin kronik olarak güvenilmez bir müttefik olacağına dair Washington’daki mevcut görüşün daha da sertleşeceği ifade edildi.

“Ankara’nın en iyi senaryosu”

Yazıda ayrıca Türkiye’nin F-16 anlaşmasını eninde sonunda kazansa bile yeni jetlerin tam teslimatının ve 80 jetin yenilenmesinin en az on yılın ikinci yarısını bulabileceği ve o zaman dahi Türk Hava Kuvvetleri’nin 120 adet en ileri F-16’nın karşısında Yunanistan’a ait 84 adet HAF ve en az 24 adet Rafale ve muhtemelen 24 adet F-35’lerin olacağı kaydedildi.

Yazı şu ifadelerle bitirildi: “Bu senaryoya göre Yunanistan’ın 134 adet savaş uçağı hem kalite hem de sayı olarak Türkye’nin elindeki en iyi jetleri geride bırakabilir. Ve bu Ankara’nın en iyi senaryosu”.

Forbes dergisinde geçen yıl yayımlanan bir başka makalede Türkiye’nin filolarını modernleştirme seçenekleri azalırken, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi rakiplerinin ve bölge ülkelerinin filolarını yenilediği ifade edilmişti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

DSÖ Duyurdu: Maymun Çiçeği Vaka Sayısı 200’e Ulaştı

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), alışılmadık bir şekilde patlak veren maymun çiçeği hastalığının dünyada Afrika dışında 20’yi aşkın ülkede yaklaşık 200 kişide görüldüğünü bildirdi. Şüpheli vakalarla birlikte sayının 300’e ulaştığı kaydedildi.

DSÖ yetkilisi Sylvie Briand, şu an alarma geçmeyi gerektirecek bir durum bulunmadığını belirterek “Bu, genel halkın endişe etmesini gerektirecek bir hastalık değil. Covid gibi değil” dedi. Doğru önlemlerin zamanında alınması durumunda hastalığın yayılmasının kolayca önlenebileceğini kaydeden Briand, önlemler arasında erken teşhis, vakaların izolasyonu ve temas takibinin önemine işaret etti.

Briand, çiçek aşılarının maymun çiçeğine karşı da etkili olacağını belirterek üye ülkelerin ellerindeki ilk nesil çiçek aşısı stoklarına dair bilgi paylaşımı yapması gerektiğini kaydetti. DSÖ yetkilisi, “Dünyada kullanıma hazır dozların sayısını tam olarak bilmiyoruz. Bu nedenle ülkeleri DSÖ’ye başvurup ellerindeki stoklarla ilgili bilgilendirmeye davet ediyoruz” dedi.

Yayılmanın nedeni hala bilinmiyor

Normalde Afrika’nın batı ve orta kesimlerinde görülen hafif bir viral enfeksiyon olan maymun çiçeği, Mayıs başından itibaren Avrupa, ABD ve diğer bölgelerde de ortaya çıkmıştı. Ağırlıklı olarak yakın temas yoluyla bulaşan hastalığa daha önce Afrika dışında ender rastlanıyordu. Hastalığın dünyanın diğer bölgelerine ne şekilde yayıldığı ise hâlâ açıklığa kavuşturulamadı. DSÖ yetkilileri, virüsün genetik değişikliğe uğradığına dair elde herhangi bir veri bulunmadığını belirtiyor.

Yetkililer vakaların büyük bölümünün hafif geçmesini öngörse de hamile kadınlar, çocuklar ve zayıf bağışıklık sistemine sahip kişilerde ağır enfeksiyon riskinin arttığına işaret ediyor. DSÖ yetkilileri şu aşamada kitlesel aşı kampanyalarına gerek bulunmadığını belirterek bunun yerine hastalarla yakın temasta bulunmuş kişilere aşı uygulanmasını tavsiye ediyor.

Maymun çiçeği hastalığı nedir?

Maymun çiçeği, 1980’li yıllarda tamamen ortadan kalkan çiçek hastalığının daha az bulaşıcı, daha hafif semptomlara neden olan ve daha az ölümcül hastalığa yol açan bir çeşit akraba virüsü.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ/WHO) verileri, bu virüsün ilk Orta ve Batı Afrika’daki tropik yağmur ormanlarında ortaya çıktığını ortaya koyuyor.

Birleşik Krallık Sağlık Güvenliği Ajansı’na (UKHSA) göre, maymun çiçeği insanlar arasında kolayca yayılmayan nadir bir viral enfeksiyon.

DSÖ, bulaşmanın, enfekte hayvanların kan, vücut sıvıları veya deri veya mukoza lezyonları ile doğrudan temas yoluyla gerçekleşebileceği görüşünde.

İlk nerede görüldü?

ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi’ne (CDC) göre, hastalık 1958’de maymun kolonilerinde keşfedildi. İnsana bulaşan ilk vaka 1970 yılında Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde (DRC) rapor edildi.

O tarihten bu yana Benin, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Gabon, Fildişi Sahili, Liberya, Nijerya, Kongo Cumhuriyeti, Sierra Leone ve Güney Sudan’ın da içinde bulunduğu 11 Afrika ülkesinde bu virüs görüldü.

CDC’ye göre, Afrika dışında bildirilen ilk maymun çiçeği salgını, 2003 yılında ABD’de enfekte bir memeli hayvanın ithalatı sonucu ortaya çıktı.

Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) verilerine göre, 2018 ve 2019’da, tümü Nijerya’da yolculuk yapmış ikisi Britanya, biri İsrail’den ve biri Singapur’dan yolcuya maymun çiçeği teşhisi kondu.

Belirtileri ne?

Ateş, döküntü, şiddetli baş ağrısı, sırt ağrısı, kas ağrıları, halsizlik ve şişmiş lenf düğümleri, maymun çiçeği ile ilişkili en yaygın belirtiler olarak biliniyor.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, maymun çiçeği olan hastalarda ateşin başlamasından sonraki 1 ila 3 gün içinde deri döküntüleri görülüyor. Döküntüler daha çok yüzde yoğunlaşırken, yüze ilave olarak, avuç içi ve ayak tabanları, ağız mukozasını, cinsel organları da etkiliyor.

Maymun çiçeğinin kuluçka süresi genellikle 6 ila 13 gün olarak bilinse de DSÖ’ye göre bu süre 5 ila 21 gün arasında değişebiliyor.

Tedavisi var mı?

DSÖ’ye göre, şu anda maymun çiçeği için önerilen özel bir tedavi yok.

Çiçek hastalığına karşı aşılamanın hastalığı önlemede yaklaşık yüzde 85 oranında etkili olduğu tespit edildi. Bu nedenle, ciddi semptomları önlemek için çiçek aşısı yapılmasını öneriliyor.

Maymun çiçeği virüsünün doğal konağı kemirgenlerin yanı sıra ip sincapları, ağaç sincapları, primatlar.

Maymun çiçeği virüsü taşıyan kişilerin çoğu hastalığı hafif atlatıyor. 2003 yılında ABD’de yaşanan yayılmada, 47 kişi hayatını kaybetmişti.

Nasıl bulaşıyor?

Maymun çiçeğinin doğal nedeni henüz tespit edilmedi, ancak kemirgenler en olası kaynak olmasına rağmen, enfekte hayvanlardan az pişmiş et ve diğer hayvansal ürünleri yemenin olası bir risk faktörü olacağı tahmin ediliyor.

DSÖ, bulaşmanın, enfekte hayvanların kan, vücut sıvıları veya deri veya mukoza lezyonları ile doğrudan temas yoluyla gerçekleşebileceği görüşünde.

Dünya Sağlık Örgütü yetkilisi Dr. İbrahim Soce Fall, virüsün endemik olduğu ülkelerde dahi henüz nasıl bulaştığının tam olarak anlaşılamadığını, bulaşma dinamikleri açısından hâlen birçok bilinmez olduğunu açıkladı.

Maymun çiçeği virüsü taşıyan kişilerin çoğu hastalığı hafif atlatsa bile DSÖ’ye göre, bu virüsten ölüm oranı yüzde 11 civarında. Çocuklar ve gençlerde ölüm oranı daha fazla olabiliyor.

Paylaşın