DBP’li Saliha Aydeniz Hakkında Yeni Gelişme

TBMM Anayasa-Adalet Karma Komisyonu, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Diyarbakır Milletvekili Saliha Aydeniz’in dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin hazırlık komisyonu kurulmasına karar verdi.

İstanbul Kadıköy’de Abdullah Öcalan’a uygulanan görüş yasağını protesto etmek için düzenlenen eylemde, gruba müdahale sırasında bir polise tokat attığı gerekçesiyle, Aydeniz hakkında hızla dokunulmazlık fezlekesi düzenlenmiş ve Meclis’e sevkedilmişti. Aydeniz’e, ‘polise mukavemet’, ‘kamu görevlisine hakaret’, ‘yaralama’, ‘izinsiz toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma’ suçlamaları yöneltilmişti.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, TBMM Anayasa ve Adalet Karma Komisyonu, Salihe Aydeniz hakkındaki 5 ayrı suçlama ile ilgili dokunulmazlık fezlekesini görüşmek üzere toplandı.

Komisyon Başkanı Yusuf Beyazıt, Anayasa ve TBMM İçtüzüğü’nün ilgili maddeleri dikkate alındığında, yasama dokunulmazlığının amacının milletvekillerini keyfi ve asılsız ceza, soruşturma ve kovuşturmalar ile tutuklamalardan korumak olduğunu belirtti.

Toplantıda söz alan HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, eylem sırasında polisin, milletvekillerine müdahalesine ilişkin görselleri göstererek, “Musa Piroğlu’na kolluk müdahale ediyor. Engelli vekilimiz yere atılıyor. Bir engelli vekilin bu şekilde yere atılması kabul edilebilir mi? Hepsi kolluğun vekillerimizi nasıl sıkıştırdığına dair fotoğraflar. Kolluk vekillerimize kalkanlar altından tekme atıyor. Vekillerimizin hepsi eylem sonrasında bacakları morarmış şekilde önümüze geliyor” dedi.

Görüşmelerin ardından Aydeniz’in dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin hazırlık komisyonu kurulmasına karar verildi.

Hazırlık Komisyonu’nun, Aydeniz dosyasını karara bağlamak için 4 haftası bulunuyor. Dokunulmazlığın kaldırılması yönünde karar vermesi halinde dosya, karma komisyonun ardından TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek ve nihai karar verilecek. Hakkında fezleke düzenlenen milletvekilinin, komisyonda olduğu gibi Genel Kurul’da da savunma yapma hakkı bulunuyor. Genel Kurul’da, dokunulmazlığın kaldırılması yönünde karar alınırsa Aydeniz için yargı yolu açılacak.

Paylaşın

Karamollaoğlu, Ekonomi Üzerinden İktidara Yüklendi

SP Lideri Karamollaoğlu, iktidarın yeni ekonomi modeli için yıl başından sonra göstergelerin iyileşeceğine yönelik açıklamalarına atıfta bulunarak, “Süre bir hafta sonra doluyor. Bu 6 aylık sürede bırakın iyileşmeyi, ekonomik şartlar hepimizin de bildiği gibi daha da ağırlaşma eğilimine girdi, kötüleşti” dedi.

Karamollaoğlu, Kızılay’daki Somalilere ait restoranın açılışı sırasında DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu ile polis arasında yaşananlar değindi. Karamollaoğlu, “polisin parmak sallayarak Yeneroğlu’nu adeta tehdit etmesini kabullenmelerinin mümkün olmadığını” söyledi.

Ekonomik gelişmeleri değerlendiren Karamollaoğlu, “Yılbaşında ‘6 ay sonra her şey güllük gülistanlık olacak’ diye tarih verenlerin süresi neredeyse 1 hafta sonra doluyor. Bu 6 aylık sürede bırakın iyileşmeyi, ekonomik şartlar hepimizin de bildiği gibi daha da ağırlaşma eğilimine girdi, kötüleşti. Yanlış politikalar nedeniyle vatandaşlarımız giderek ağırlaşan bir borç yüküyle yaşamak zorunda kalıyorlar.” diye konuştu.

Karamollaoğlu, vatandaşın genelde temel tüketim maddelerine ulaşmakta zorluk çektiğini belirterek, “Halkın yüzde 65.,8’i yani her 3 kişiden 2’si temel gıda ürünleri alırken zorlanıyor. Fiyatlar el yakıyor çünkü. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programının küresel açlık verilerine göre, 9 Haziran 2022 itibarıyla Türkiye’nin yüzde 18’i yeterli beslenemiyor.” dedi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, tarımsal girdi maliyetlerinin rekor kırarak yıllık bazda yüzde 117,31 arttığını dile getiren Karamollaoğlu, gübre fiyatlarındaki yıllık yüzde 242 artış nedeniyle bazı çiftçilerin arazilerinde gübre kullanmamasının verimi düşürdüğünü kaydetti.

Hükümetin gıda fiyatlarına çözüm olarak 10 ülkede tarım arazisi kiralamayı planladığını söyleyen Karamollaoğlu, “Kendi memleketimizde ekilemeyen arazinin varlığını herkes biliyor. Ama vatandaşımızın derdine derman olmak için 10 ülkede arazi kiralama peşine düştük. Ülkemizin bereketli toprakları, çalışkan çiftçimiz elinde mahsul vermeyi beklerken iktidar, maalesef yüzünü başka ülkelere dönmüş, güya milletin derdine çare arıyor.” diye konuştu.

Hükümetin 2022 yılı için Meclise ek bütçe teklifi getirdiğine işaret eden Karamollaoğlu, “Hükümet tarafından genel fiyat artışları gerekçesiyle sunulan bu teklif, devletin de geçinemediğini artık net bir şekilde ortaya koyuyor. Talep edilen ek bütçeyle 1 trilyon 83 milyar lira ek vergi gelecek. Kim ödeyecek bunu? Vatandaş ödeyecek. 6 ay önce Meclisten geçen bütçenin yarısı kadar harcama ödeneği içeren 800 milyarlık bir ek bütçe. Hükümet giderleri yüzde 48’lik gelirleri de yüzde 72’lik bir artışla bunu sağlayacak. Bu teklif gösteriyor ki hükümetin yılbaşında hazırladığı bütçe kendi elleriyle meydana getirdikleri ekonomik darboğaza sadece 6 ay dayanabildi. Şu artık çok net, hükümet bu ekonomiyi 1 yıl bile taşıyamadı, götüremedi. Devlet bile yıl sonunu getiremezken vatandaş bu şartlarda ay sonunu nasıl getirsin diye düşünmekten kendimizi tutamıyoruz.” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Karamollaoğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

Öncelikle, ülkemizin manevi önderlerinden Mahmut Efendi Hazretlerinin vefatını dün, büyük bir üzüntüyle öğrendim. Cenab-ı Hak’tan kendisine rahmet temenni ediyorum. Sevenlerine, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Allah makamını âli eylesin.

Ayrıca dün gece haberlerde gördüğümüz; Afganistan’da meydana gelen ve görünüşe bakılırsa binin üzerinde insanın hayatını kaybettiği bir depremden de bahsetmek istiyorum. Deprem aslında ülkemizdeki şiddetiyle mukayese edildiğinde çok yüksek değil. Fakat belli ki Afganistan’daki binaların yapı şartlarından dolayı çok büyük bir yıkıma sebep olmuş, bu kadar fazla insan hayatını kaybetmiş. Afette yaralananlara şifa, hayatını kaybedenlere Cenab-ı Hak’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı niyaz ediyorum.

Tabii ülkemizde de yaz ayları geldi, sıcaklar artıyor. Yangın tehlikesi özellikle ormanlarımızda bizi endişelendiriyordu. Maalesef Marmaris’te meydana gelen yangın bütün çabalara rağmen hâlâ söndürülemedi. Efendim işte gece görüşlü uçaklar alındı mı, uçağımız var mı, yok mu ben şu anda o münakaşanın içine girmeyi doğru bulmuyorum. Elbette görevliler üzerlerine düşeni yerine getirebilmek için büyük bir çabanın içine girecekler ama mühim olan netice alabilmektir. Bu sıcaklarda meydana gelen yangınları söndürmek kolay olmuyor, bu tüm dünyada böyle. Bu yüzden çok farklı tedbirlere ihtiyaç var. Tabii bu, bugün halledilecek bir mesele değil. Uzun vadeli ele alınması icap eden bir yangın başladığında onun yayılmasını da önleyebilecek birtakım tedbirlere ihtiyaç olduğu kanaatindeyim. Onu da ifade etmeden geçemeyeceğim.

“Seçim yaklaştıkça anlaşılan iktidarın aklı başına gelmeye başlıyor”

Yine bir başka haber daha… Bendeniz basın toplantıma başlamadan önce bunları tek tek sıralama ihtiyacını duyuyorum. Bazıları üzüntü verici, bazıları bizi sevindiren hadiseler. Sevindiren hangisi 15 Temmuz kalkışmasında Harbiyeli öğrencilerimiz tutuklanmışlardı. Bugüne kadar uzun bir süredir tutuklu kalmışlar, ömür boyu hapse mahkum edilmişlerdi. Ne olduysa bir gecede her şey değişti ve bu öğrencilerimizin bir kısmı serbest bırakıldı, diğerlerinin de serbest bırakılacağı kanaati hakim oldu herkeste. O zaman dile getirmiştik öğrenci ihtilal planlayamaz. Öğrenci, emir komuta içinde kendisine verilen emri yerine getirebilmek için çaba sarf etmek mecburiyetindedir. Bundan dolayı da Harbiyeli öğrencileri bu kalkışmanın sanki ana unsuruymuş gibi değerlendirip, arkasından da hepsini ömür boyu hapse mahkum edecek kadar akıldışı bir yaklaşım olamaz. Seçim yaklaştıkça anlaşılan iktidarın aklı başına gelmeye başlıyor. Bazı gerçekleri görüyor. 6 yıl bu gençlerin hapis yatmasına gerek yoktu ki. Yine de en azından böyle bir yanlıştan dönülmüş olmasını olumlu bir adım olarak gördüğümü ifade etmek istiyorum.

Bildiğiniz gibi geçen hafta sonunu bazı arkadaşlarımızla birlikte İzmir’de geçirdik. Muhtarlarımızla, STK temsilcilerimiz ve iş insanlarımızla ve İzmir Platformu Başkanlar Kurulu ile bir araya geldik… Esnafımızı ziyaret edip, vatandaşlarımızla buluştuk. Konak İlçe Kongremizi heyecan ve coşkuyla gerçekleştirdik. İzmir ziyareti sırasında insanımızın bize gösterdiği ilgi ve alakaya şahit olmak; bugünlerde yaşadıklarından dolayı yeni bir arayış içinde olmalarını görmek, iştiyaklarına şahit olmak; bizi ümitlendirdi. Aynı zamanda CHP Lideri Sn. Kemal Kılıçdaroğlu da benzer çalışmaları yapmak için İzmir’de bulunuyordu. Kendisiyle de bir kafede çay molası vererek bir araya gelme, kısaca da olsa görüşme fırsatını bulduk. Bundan dolayı da memnuniyetimi arz ediyorum.

Esnafımızın, muhtarlarımızın, iş insanlarımızın ve vatandaşlarımızın problemlerini bizzat kendilerinden dinledik, talep ve beklentilerini tek tek not aldık… İnşallah seçimlerde milletimizin teveccühüyle iktidara geldiğimizde; hem İzmir özelinde hem de Türkiye genelinde atacağımız adımlarla çok kısa sürede bu problemleri gidereceğimize gönülden inanıyorum. Problemler ne kadar ağır olursa olsun; yaklaşım müspetse, aklıselimle yapılırsa, önyargılar olmazsa, geçmiş hatalar tekrar edilmezse çözülebileceğine, hatta tahminlerden daha kısa zamanda çözülebileceğine inanıyorum. İzmir’imiz; tarımıyla, sanayisiyle, turizm potansiyeliyle, limanlarıyla ve stratejik konumuyla büyük imkan, kaynak ve fırsatlara sahip… Hiç kimsenin şüphesi olmasın. Bu imkan ve kaynaklar doğru ve verimli kullanıldığı takdirde İzmir, Türkiye’deki değişimin öncü ve örnek şehirlerinden biri olacaktır. Bu düşüncelerle dolu dolu geçen İzmir ziyaretimiz için teşkilat mensuplarımıza ve misafirperverlikleri için de tüm İzmir halkına bir kez daha teşekkür ediyorum.

“İçişleri Bakanı bu hadiselerde de sınıfta kalmıştır”

Maalesef dünyamızdaki mülteci sayısı giderek artıyor. Fakir, mağdur olan ülkelerden; kalkınmış, gelişmiş, daha huzur içinde olan ülkelere doğru bir akım var. 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü münasebetiyle de ülkemizde de gerçekleştirildi- bu hafta çeşitli etkinlikler gerçekleştirildi, mülteci krizine sebep olanlar tarafından da epey süslü cümleler de kuruldu. Bu konuda denilecek çok şey var fakat bu hafta sadece Ankara-Kızılay’da Somalili ve Etiyopyalı iki göçmenin işlettiği SAAB CAFE isimli mekanın önünde yaşanan vahim olaylara değinmekle yetineceğim.

Her fırsatta kürsülerden sığınmacılar ve mülteciler üzerine hamasi nutuklar çeken ve bu konuda birinciliği kimseye bırakmayan İçişleri Bakanı bu hadiselerde de sınıfta kalmıştır. Kafe sahiplerine yapılan baskılardan tutun da bazı emniyet mensuplarının hadsiz, haksız ve hukuksuz davranışlarına ve olayın ardından Emniyet Genel Müdürlüğü’nün yaptığı açıklamaya varıncaya dek hepsi birbirinden vahim. Özellikle de hadiseler esnasında bir milletvekili arkadaşımızın gayretleri karşısında bir polisin parmak sallayarak adeta kendisini tehdit etmesini kabul etmemiz mümkün değil.

Burası demokratik bir ülke. Milletvekillerinin de kendilerine mahsus elbette sorumlulukları var. Bu sorumlulukları yerine getirirken emniyet güçlerinin onları tehdit edecek bir tavrın içine girmesini kabullenmemiz mümkün değil. Buradan uyarıyoruz kalıcı hale gelen yoksulluk ve adaletsizlikten mağdur olan kalabalıklara, sığınmacıları hedef göstererek kimse kendi yanlışlarının üzerini örtebileceğini zannetmesin. İktidarda bulunanlar artık aklını başına alsın, bu meseleye oy hesabı üzerinden yaklaşmasın. Bu tavrın; daha vahim hadiselere sebep olacağını kimse unutmamalı.

Yıl başında 6 ay sonra her şey güllük gülistanlık olacak diye tarih veren iktidarın süresi bir hafta sonra doluyor. Tarih verdiler 6 ay sonra her şey düzelecek. Fakat bu 6 aylık sürede bırakın iyileşmeyi, ekonomik şartlar daha da ağırlaştı ve kötüleşti. Yanlış politikalar nedeniyle vatandaşlarımız giderek daha da ağırlaşan bir borç yüküyle yaşamak zorunda kalıyor. Mahalleli bakkala, bakkal toptancıya, toptancı fabrikaya borçlu… Gençler devlete, hane halkı bankalara borçlu… Asgari ücretliler, memurlar, emekliler, borç döndürerek ay sonunu getirmeye çalışıyorlar. Ülkemizde her 2 kişiden 1’i maalesef borçlu şekilde yaşıyor.

Merkez Bankası’nın verilerine göre; 2018’de 567 milyon lira seviyesinde olan hane halkı borçları, 2021’de 1 trilyon lirayı aştı; yani iki misline çıktı. Borçların neredeyse tamamını krediler oluşturuyor.

Türkiye Bankalar Birliği’nin (TBB) verilerine göre; bireysel kredileri kullanan kişi sayısı son bir yılda 1,6 milyon kişi arttı ve 36,1 milyon kişi oldu. BDDK verilerine göre ise nisan 2022 itibarıyla takipteki tüketici kredileri ve kredi kartı borçlarının toplamı 26 milyar 794 milyon lira seviyesinde ulaşmış durumda. Yani ortalama olarak her hane halkı başına yarım milyon lira borç düşüyor. Hane halkının borcunun harcanabilir gelire oranı ise %43. Bu şu demek, yani her 100 liralık gelirin 43 lirası borca gidiyor. Ülkemizin kısa vadeli dış borcu da Nisan’da rekor tazeleyerek 182,4 milyar dolara yükseldi.

Ülkemizin kredi risk primi ise 800’ü geçti. Bu oran, ülkemizin dışarıdan borçlanırken diğer ülkelere göre daha pahalıya, yani daha yüksek faizle borçlanması demek maalesef. Görüldüğü gibi Sayın Erdoğan’ın düzeleceğini söylediği şartlar, düzelmek şöyle dursun; ülkemizi daha da fazla borca esir ediyor; ülkemizi küresel ve yerel faiz lobilerine de mahkum hale getiriyor. Son 20 yıldır kürsülerde başka, icraatlerinde bambaşka bir iktidarın sebep olduğu ağır bedeller ödüyoruz hepimiz. Lafla peynir gemisi yürümüyor.

İnsanımız borçlu olmasının yanında aynı zamanda işsiz bırakılmış durumda. Üniversite mezunu gençlerimiz iş bulamıyorlar. Resmi rakamlarla gayri resmi rakamlar birbirini tutmuyor. Resmi rakam dediğim ne? Sayın Cumhurbaşkanını memnun edebilmek için belli resmi müesseselerin ortaya koyduğu rakamlar. Maalesef herkes görüyor, bu rakamlar kasti bir şekilde memnuniyet ifade edebilmek için üretiliyor. Ama öbür tarafta bağımsız kurumlar gerçekleri milletimize gösterebilmek veya kendileri bunu görebilmek için çalışmalar yapıyor. Resmi rakamlara göre her 5 gençten birisi işsiz. Ama fiiliyatta her 3, en fazla 4 gençten birisi işsiz! İçinde yaşadığımız şartları görmüyor değil insanımız.

“Vatandaşlarımız temel tüketim maddelerine ulaşamıyorlar”

Türkiye’de 15-24 yaş grubundaki 2 milyon 959 bin genç ne eğitimde ne de istihdamda yer alıyor! Bu rakamlarla Avrupa ülkeleri arasında ilk, OECD ülkeleri içinde ise ikinci sırada yer alıyoruz. İktidar aynı zamanda insanları aç bırakıyor. Vatandaşlarımız temel tüketim maddelerine ulaşamıyorlar. Halkın %65,8’i, yani her üç kişiden ikisi temel gıda ürünleri alırken zorlanıyor. Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Gıda Programı’nın küresel açlık sistemine göre; 9 Haziran 2022 tarihi itibarıyla Türkiye’nin %18’i yeterli beslenemiyor. İşte bu rakamlar “yoksulluğu bitireceğiz” diye yola çıkan bir iktidarın, yoksulluğu geniş kesimlere yaydığının açık ispatıdır.

Son açıklanan TÜİK verilerine göre, tarımsal girdi maliyetleri yeni bir rekor kırarak yıllık bazda %117,31 artmış. Nisan ayı verilerine göre en yüksek artış; yılda yaklaşık % 242 ile gübre fiyatlarında gerçekleşti. Onun içinde mecburen gübre atmıyor bazı insanlar, verim böylece düşüyor. Tam bir yıl önce; 2021 yılının Nisan ayında yıllık artış, sadece %22,15’ti. Şimdi tarım üretiminde böylesine ciddi bir problem ortada çözülmeyi bekliyorken hükümet, gıda fiyatlarına çözüm olarak 10 ülkede tarım arazisi almayı planlıyor. Gel de sık sık tekrarladığım bir cümleyi burada tekrarlama; Allah akıl, fikir versin bunlara. Kendi ülkemizde ekilemeyen arazinin varlığını herkes biliyor, ama on ülkede biz arazi kiralama derdine düştük, vatandaşımızın derdine derman olabilmek için… Ülkemizin bereketli toprakları, çalışkan çiftçimizin elinde mahsul vermeyi beklerken iktidar, yüzünü başka ülkelere dönmüş; güya milletin derdine çare arıyor. Güney Amerika’da, Rusya’da… Taşıma suyla değirmen bile dönmezken, taşıma toprakla milletin karnını doyurabileceğini sananlar; ne çiftçinin yüzünü güldürebilir ne de çarşı pazardaki fiyatların düşmesini sağlayabilir.

İktidar, muhalefetle uğraşıp kavga ortamı oluşturarak seçimi kazanmak için kırk dereden su getireceğine önünde duran enflasyon sorununu çözmeye odaklansın. 30 lirayı aştığı için çiftçinin alamadığı mazotu, artan fiyatlarıyla toprağına dökemediği gübreyi düşünsün. Biz bunu teklif ediyoruz. Hakikaten düşünmek çok önemli bir şey. İstişare etmek de düşünceyi harekete geçirebilmek için çok ama çok önemli bir yaklaşım ama bu iktidar hiçbir konuyu müzakereye yanaşmıyor. Müzakere etmek demek; bir konuda farklı hatta birbiriyle çelişen fikirleri dinleyip sonunda makul bir karara gelebilmek demektir. Farklı fikirleri dinlemeden doğru kararı vermek mümkün değildir. Bugünkü iktidarın en büyük zaafı işte söylediğim bu noktada düğümleniyor.

Yönetme kabiliyetini yitiren iktidarın çiftçiye verdiği zarar yüzünden çiftçimiz her gün isyan ediyor. “Üretirken tükeniyoruz” diyor çiftçilerimiz. Milleti öğüten, üreticiyi tüketen, gençlerimizi sömüren bu çarkı durdurmak zorundayız. Biz milletimizle birlikte bu çarkı kırıp, yerine “insanca yaşam”ın mümkün olduğu adil bir düzeni inşa edeceğiz. Üreteni tüketmeyeceğiz. Çiftçimizin artan girdi maliyetlerine yönelik bütçe ayıracağız. Yap-İşlet-Devlet projelerine ve geçiş garantili projelere ayrılan bütçeyi, israfa ve yolsuzluğa akıtılan parayı; çiftçimize vereceğiz. Çiftçimizi kalkındırıp, topraklarımızı yeniden yeşerteceğiz. Vatandaşı borca esir edip, rant çevrelerinin çıkarına çalışan bu düzeni değiştireceğiz. Enflasyonu artıran sebepleri ortadan kaldırıp, vatandaşlarımızı temel ihtiyaçları için bile kredi çekmeye mecbur eden bu ekonomi modelini değiştireceğiz.

2022 yılı için hükümet tarafından Meclis’e sunulan ve kabul edilen bütçedeki hedeflerin tutmadığını bundan önceki basın toplantılarımızda dile getirmiştik. Hükümet 2021 yılı sonunda hazırladığı bütçe hedefini tutturamadığı için Meclis’e yeni ek bütçe paketi getirdi. Normal şartlarda deprem, sel gibi doğal afetlerin yaşandığı olağanüstü durumlarda gündeme gelen ek bütçe ne hikmetse, hükümete göre hiçbir sorunun yaşanmadığı bu ortamda gündeme geliyor. Hükümet tarafından genel fiyat artışları gerekçesiyle sunulan bu teklif, devletin de geçinemediğini gösteriyor. Talep edilen ek bütçe ile 1 trilyon 83 milyar lira ek vergi geliri toplanacak. Kim ödeyecek bunu? Vatandaş ödeyecek. 6 ay önce Meclis’ten geçen bütçenin yarısı kadar harcama ödeneği içeren 880 milyarlık bir ek bütçe… Hükümet giderlerinde %48’lik, gelirlerinde de %72’lik bir artış öngörüyor.

“İnsanımıza rahat bir nefes aldıracağız”

İşte bu teklif gösteriyor ki, hükümetin bütçesi kendi elleriyle meydana getirdikleri ekonomik darboğaza sadece 6 ay dayanabildi. Şu artık çok nettir: Hükümet bu ekonomiye 1 yıl bile dayanamayacak. Ayrıca devlet bile yıl sonunu getiremezken, vatandaş bu şartlarda ay sonunu nasıl getirsin? Bütçe hedefi sadece 6 ay içinde patlak veren bir iktidar, şimdi bu milletten 5 yıl daha ülkeyi yönetmek için yetki istiyor. Sadece 1 yılda enflasyonu %20’lerden %70’lere çıkaran bir iktidarın 5 yılda ülkeyi ne hale getireceğini düşünmek hiç de zor değil. Bir de bu resmi rakam. Bu rakamın gerçekte %100’lere dayandığını hepimiz biliyoruz. Biz, milletimizin verdiği güçle bu hoyrat iktidarı ülkemize daha fazla vermeden durduracak ve yanlışlarını en kısa zamanda düzelteceğiz. Öngörülemezlik dönemine son verecek, yarın neye uyanacağını bilemez hale gelen insanımıza rahat bir nefes aldıracağız.

Tarımı ihracattan gelen parayla değerlendiren, her gün bir başka yerde yanan buğday tarlaları için kılını bile kıpırdatmayan bir iktidar yüzünden bugün ekmek 5 lira oldu. Eğitimi binayla değerlendiren bir iktidar yüzünden bugün gençlerimiz diplomalı işsiz haline geldi. Sağlık alanında sadece hastane binası yaparak çağ atladığını zanneden, doktorlarımıza giderseniz gidin diyen bir iktidar yüzünden bugün insanlar randevu bile alamıyor 3-4 hafta sonrasına bile razı oluyor ama günlerce sonra dahi muayene olamıyor. Bir iktidar bunu kendine dert etmeyecekse başka neyi dert edinecek.

Hukuku adliye sarayları yapmaya indirgeyen bir iktidar yüzünden bugün her bir başka insanımız mağduriyet yaşıyor. Biraz önce Harbiyeli öğrencilerimizle ilgili söylediğim; hem sevindirici, hem üzüntü verici… Bu kadar zikzak müebbet hapisten, serbetsliğe… Bu durumun ülkemizde adaletin olmadığına işaret ettiği kanaatindeyim.

Yol yaptık, havalimanı yaptık diye övünen bir iktidar döneminde, mazot 30 lirayı, otobüs bileti fiyatları 400-500 liraları, uçak biletleri de 1000 lirayı aştı; vatandaş evinden dışarıya adım atamıyor… Tüm bu yanlışlarını örtmek için ise her zaman olduğu gibi iktidar problemi çözeceğine hâlâ muhalefetle uğraşıyor, algı üretme peşine düşüyor.

Biz Saadet Partisi olarak, olan bitenleri gayet iyi okuyor ve aklıselimle değerlendiriyoruz. Dönen dolapların da kurulan tuzakların da farkındayız. Biz birilerinin ciğerlerini bile biliriz, emin olun. Onlar da bizim onları ne kadar iyi bildiğimizi bilirler… Birileri olmadık işlere tevessül etseler de biz asla helal ve dürüst siyaset yapmaktan vazgeçmeyeceğiz. Gerçekleri kimseyi rencide etmeden olduğu gibi söyleyeceğiz. Ama gerçeklerden gocunan olursa onun da müsebbibi biz değiliz.

Bugüne kadar hiçbir zaman süte su katanlardan olmadık, bundan sonra da asla olmayacağız. Ve biz biliyoruz ki yanlış işlere bulaşanlar var. Fakat onlardan daha da fazla bu memleketin tertemiz evlatları var. İktidarın ve yetkililerin hukuksuz talimatlarına rağmen hukukun dışına çıkmamak için direnen, bu keyfi yönetim anlayışına karşı devlet geleneğini unutmamış memurlarımız, bürokratlarımız var.

Tam da bu sebeple tüm olumsuzluklara rağmen Türkiye’yi yeniden normalleştirmeye dönük umutlarımızı hep diri tutuyoruz. İktidarın tüm baskılarına rağmen dürüst ve ahlaklı kalmaya devam eden bürokratlara, kamu görevlilerimize özellikle teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. Bürokratların da kamu görevlilerinin de hatta yeri geldiğinde iktidar mensupları arasında bile bu gerçekleri görenler var. Sesleri yüksek çıkmıyor, ayrı konu. Tasfiye ediliyorlar; o da gözlerimizin önünde cereyan ediyor. Bunca olumsuzluğa rağmen hala umut varsa, bu umudu ayakta tutan ve ülkemizin daha fazla bataklığa düşmesine engel olan sizlersiniz. Bizler süte su katmayanlarla yeni dönemde yolumuza devam edecek, bu ülke için hep birlikte güzel, doğru ve iyi işler yapacağız. Yozlaştırılan bütün kurumlarımızı derleyip toparlayacak, artık adeta kurumsallaşan yolsuzluklara son verecek, kronikleşen problemlerimize hızlı ve kalıcı çözümler üreteceğiz.”

Paylaşın

DP Lideri Uysal’dan Kılıçdaroğlu’nun Adaylığına Destek

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin değerlendirmede bulunan DP Lideri Uysal, “Ben Kılıçdaroğlu’nun adaylığına sıcak bakarım. Bu manada bizler de gerekli desteği veririz” dedi.

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal, Afyonkarahisar’da yerel yayın yapan bir radyoda Gazeteci Yazar İsmail Akar’ın konuğu oldu.

“Siz kendiniz adaylık düşünüyor musunuz?” sorusuna yanıt veren Uysal, “Kendi adıma bireysel bir hesap içinde hiç olmadım. 20 yılı aşkın siyasi hayatımda ilkeli duruşa devam ediyorum. Bu yüzden Afyonkarahisarlı olarak ekmeğini yediğim, suyunu içtiğim Afyonkarahisar’dan milletvekili adaylığı önceliğimdir” ifadelerine yer verdi.

“Gerekli desteği veririz”

“Kılıçdaroğlu’nun aday olmasına durumuna nasıl bakıyorsunuz?” sorusuna da yanıt veren Uysal, şu ifadeleri kullandı;

“Bizim için birinci öncelik cumhurbaşkanlığı. Tabiî ki TBMM’de de Millet İttifakı olarak parlamenter sisteme geçmek adına güçlü çıkmak zorundayız. Cumhurbaşkanı adayı konusunda temel kuralları koyduk 6’lı masa olarak. Ben Kılıçdaroğlu’nun adaylığına sıcak bakarım. Bu masanın oluşumunda önemli katkılar sağlayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu doğal olarak da isterse hakkıdır. Bu manada bizlerde gerekli desteği veririz.”

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Net Rezervleri Son 20 Yılın En Düşük Seviyesinde

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) net rezervi 17 Haziran haftası itibarıyla 7 milyar 381 milyon dolara geriledi. Reuters bunun son 20 yılın en düşük seviyesi olduğunu yazdı.

Haber Merkezi / Önceki hafta net rezervler 8,15 milyar dolar seviyesindeydi. Aynı dönemde brüt rezerv 101 milyar dolara geriledi. Bir önceki hafta brüt rezervler 102,5 milyar dolar olarak kaydedilmişti. Swap hariç net rezerv de geçen hafta eksi 53,8 milyar dolar oldu.

Brüt ve net döviz rezervi nedir?

Ekonomist Mahfi Eğilmez, brüt ve net döviz rezervi arasındaki farkı şu şekilde açıklıyor: Merkez Bankası, döviz rezervlerinin tamamının sahibi değil.

TCMB’nin rezervlerinin bir bölümü bankaların Merkez Bankası’nda tutmak zorunda olduğu zorunlu karşılıklardan oluşuyor. Bunları bir çeşit emanet döviz olarak görmek mümkün.

TCMB’nin son yıllarda rezerv opsiyon mekanizması aracılığıyla, TL mevduatlar karşılığında alması gereken zorunlu karşılıkları dövizle yatırma esnekliği tanımasıyla bu döviz rezervlerindeki emanet tutarda artış oldu.

Döviz rezervlerinin bir bölümünün emanet olması nedeniyle Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin toplamı brüt döviz rezervlerini gösteriyor. Merkez Bankası’nda emanet olarak duran miktarlar düşüldüğünde net döviz rezervine ulaşılıyor.

Net döviz rezervi nasıl hesaplanıyor?

Net döviz rezervi, TCMB verilerinde aktif kısımda yer alan dış varlıklardan, pasif kısımda bulunan toplam döviz yükümlülüklerini çıkardıktan sonra elde edilen rakamın o günün kuruna bölünmesiyle hesaplanıyor.

Formül şu şekilde: Net Rezerv = (Dış Varlıklar – toplam döviz yükümlülükleri) / Dolar-TL kuru

Swap hariç net rezerv ne demek?

Ekonomist Eğilmez’e göre net rezerv miktarı, swap işlemleriyle elde edilmiş (emanet) dövizleri de kapsadığı için bu rakam tam olarak net rezervi ifade etmiyor.

Bu yüzden net döviz rezervini emanet dövizleri çıkararak görebilmek için bu miktardan swap karşılığı elde edilmiş döviz tutarını düşmek gerekiyor. Swap hariç net rezerv ise şu şekilde hesaplanabiliyor:

Swap hariç net rezerv = Net rezerv – Swap işlemleri toplamı

Uluslararası rezerv nedir?

TCMB’nin (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) tanımına göre uluslararası rezervler; ülkelerin para otoriteleri tarafından kontrol edilen, kullanıma hazır, birbirlerine çevrilebilme özelliği bulunan ve uluslararası ödeme aracı olarak kabul edilen varlıklar.

Uluslararası rezerv olarak sayılan varlıklar şunlar:

  • Konvertibl (birbirlerine dönüştürülebilir) döviz varlıkları (euro, ABD doları, İngiliz sterlini vb.)
  • Uluslararası standartta altın
  • Özel Çekme Hakları
  • Uluslararası Para Fonu (IMF) Rezerv Pozisyonu

TCMB, rezervleri nasıl saklıyor?

Merkez Bankası, rezervlerin yönetiminde ülke menfaatine öncelik verdiğini aktarıyor. Bu amaçla, uluslararası rezervleri, anaparanın korunması ve gerekli likiditenin sağlanması için düşük riske sahip yatırım araçlarında değerlendiriyor.

Merkez Bankası, rezerv yönetimi sırasında karşılaşılabilecek risklerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve kabul edilebilir sınırlar içinde tutulabilmesi için risk yönetim stratejisi uyguluyor. Ayrıca elindeki rezervlerin seviyesini, düzenli aralıklarla internet sitesinde yayımlıyor.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Uyuşturucu Baronlarının Defterlerini Düreceğiz

Aydın’da partisinin üye katılım töreninde konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu uyuşturucuya yönelik yaptığı açıklamada, “Uyuşturucu baronlarıyla kol kola giren siyasetçilerin ve baronların defterlerini düreceğiz. Gencecik evlatlarımızı zehirliyorlar. Polis kardeşlerimize ‘Yetki sende’ diyeceğiz” dedi.

Haber Merkezi / Konuşmasında, “Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu durum bir parti olayı olmaktan çıkmıştır” diyen Kılıçdaroğlu, “Sorunların ne olduğunu da biliyoruz. Sorunların ne olduğunu da biliyoruz. Biz, 6 lider bir araya gelerek Türkiye’nin kaderini değiştirmek istiyoruz. Bir yüzyılı devirdik. 2023’e giderken Cumhuriyetimizi demokrasi ile taçlandırmak istiyoruz. Bu amaçlarla yola çıktık. Bu amaçları gerçekleştireceğiz” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son dönemde gerçekleştirdiği Suudi Arabistan ziyaretlerini de eleştiren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Hiçbir devlet başkanı para dilenmek için yurt dışına gitmedi. Suudi Arabistan’a gideyim, BAE’ye gideyim acaba bana para verirler mi vesaire… Bu duruma Türkiye Cumhuriyeti Devleti hiç düşmedi. Şimdi el avuç açıyoruz ‘birileri bize para verir mi’ diye. Türkiye’yi bundan çıkaracağız” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Aydın’da partisinin üye katılım töreninde konuştu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

“Bu ülkede yaşayan herkesin huzur içinde yaşamasını isteriz. Bize oy verir veya vermez hiç önemi yok. Ona hizmet götürmek bizim temel görevimizdir. Belediye başkanlarımız burada. Onlara 7 madde vermişim, ‘her ay okuyun’ diyorum. ‘Belediye başkanı seçildiğinizde önce yoksul mahallelerden başlayarak hizmet götüreceksiniz’, ‘bol miktarda kreş açacaksınız’ diyorum.

“Türkiye’yi ayağa kaldırmak zorundayız”

Çok sorun var Türkiye’de farkındayım. Sorunların ne olduğunu da biliyoruz. Biz, 6 lider bir araya gelerek Türkiye’nin kaderini değiştirmek istiyoruz. Bir yüzyılı devirdik. 2023’e giderken Cumhuriyetimizi demokrasi ile taçlandırmak istiyoruz. Bu amaçlarla yola çıktık. Bu amaçları gerçekleştireceğiz. Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu durum bir parti olayı olmaktan çıkmıştır. Sorun bir Türkiye sorunudur ve biz Türkiye’yi ayağa kaldırmak zorundayız.

Hiçbir devlet başkanı para dilenmek için yurt dışına gitmedi. Suudi Arabistan’a gideyim, BAE’ye gideyim acaba bana para verirler mi vesaire… Bu duruma Türkiye Cumhuriyeti Devleti hiç düşmedi. Şimdi el avuç açıyoruz ‘birileri bize para verir mi’ diye. Türkiye’yi bundan çıkaracağız. Bütün komşularımızla huzur içinde yaşayacağız. Bir sözüm var. Allah nasip eder sizlerin oyları oylarıyla eğer ittifak iktidar olursa Suriyeli kardeşlerimizi kendi iradeleri ile ülkelerine göndereceğiz.

Gençlerimiz işsiz biliyorum. Yazılı da kazanıp sözlü de eleniyorsa onun hakkı, hukuku yeniyor demektir. Bu millete sözüm var. KPSS olacak, kim sınavı kazanmışsa ataması yapılacak. Mülakat kaldırılacak. Devlette liyakat olacak. Bir işi ehline teslim etmek sadece insanlığın gereği değil aynı zamanda inancımızın da bir gereğidir.

Çocuklarına vakıf kuruyorlar. Bir burada bir ABD’de. Buradan milyon dolarları ABD’ye transfer ediyorlar. Manhattan’da gökdelen yapıyorlar, Muhammed Ali’nin çiftliğini satın alıyorlar. Kendi dünyalıklarını ABD’de yapıyorlar ama benim bu millete sözüm var o paraların tamamını Türkiye’ye getireceğim ve sizlere teslim edeceğim. Göreceksiniz yolsuzluk yapanların burnundan fitil fitil getireceğim. Hiç endişe etmeyin. Hakkı, hukuku ve adaleti savunmak için bu kardeşiniz yürüdü. Tek başına yürümedi, milyonlarla yürüdü. Adaleti birlikte sağlayacağız.

İnsanların hataları olabilir. Bazen kurumların da eksiklikleri, yanlışlıkları olabilir. Bizim de CHP olarak hatalarımız, eksikliklerimiz oldu. Bugün de olabilir. Bütün mesele hatalardan ders çıkarmaktır. Biz oturduk Ankara’da güzel nutuklar attık ‘Bize niye oy çıkmıyor’ dedik. Sen gittin vatandaşın sofrasına oturdun mu? Derdini dinledin mi? Gezmek, konuşmak lazım. Biz bir ara başörtüsü sorununu Türkiye’nin bir numaralı sorunu haline getirdik. Sana ne kardeşim kadının giyim kuşamından? Bizim sadece saygı duymamız lazım.

Adımız Halk Partisi. Gerçek anlamda halkın partisi olmak için çalışıyoruz. Doğudan, batıdan, güneyden, kuzeyden halkın partisi olmak için. Halkın her katmanına gidiyoruz, konuşuyoruz. Sandık günü elinizi vicdanınıza koyup oy kullanın. Önümüzdeki seçimlerin kaderini gençler belirleyecek, biz değil. 7.5 milyon genç ilk kez gidip sandığa oy kullanacak. Türkiye’nin kaderini belirleyecek. İlk kez sandığa oy kullanacak 7.5 milyon gencimiz var.

“Uyuşturucu baronlarının defterlerini düreceğiz”

Bu 7.5 milyon genç dünya siyaset tarihine önemli bir miras bırakacak. Bir otoriter yönetimi, demokratik yöntemlerle sonlandırmak gibi bir görevi ifade edecek. Hep beraber sarayda oturanı Allah’ın izniyle emekli edeceğiz. Diktatör sözünü ilk kez Aydın’da bir mitingde kullanmıştım. Kullandığım zaman yadırganmıştı ama şimdi ne kadar doğru olduğu biliniyor. Bugün Türkiye’nin geldiği durum iç açıcı değil ama düzelteceğiz. Kadınlar da çok mutlu değiller. Kadınlar da bu iktidara gerekli dersi verecekler. Evlerde huzur yok biliyorum.

Uyuşturucu baronlarıyla kol kola giren siyasetçilerin ve baronların defterlerini düreceğiz. Gencecik evlatlarımızı zehirliyorlar. Polis kardeşlerimize ‘Yetki sende’ diyeceğiz. Hangi siyasi müdahale ederse onunda defterini düreceğiz. Bütün sıkıntıların farkındayız, nasıl çözeceğimizi de biliyoruz. Bizi yetkilendirin.”

Paylaşın

Merkez Bankası, Altıncı Kez Faiz Oranını Sabit Tuttu

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), politika faizini yüzde 14’te sabit tuttu. Böylece TCMB, üst üste altıncı Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında da faizi değiştirmemiş oldu.

Haber Merkezi / TCMB daha önce Eylül 2021’de faiz indirimlerine başlamış, politika faizi 4 ayda 500 puan düşürülerek yüzde 19’dan yüzde 14’e çekilmişti. 2022 yılında ise yüzde 14’lük politika faizi değişmedi.

TCMB karar metninde şu ifadelere yer verildi:

“Para Politikası Kurulu (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 14 düzeyinde sabit tutulmasına karar vermiştir.

Etkisi artarak sürmekte olan jeopolitik riskler yılın ilk yarısında olumsuz yönde gerçekleşmiş, dünyada iktisadi faaliyetin zayıflamasına sebep olmuştur. Önümüzdeki döneme ilişkin küresel büyüme tahminleri aşağı yönlü güncellenmeye devam etmektedir. Küresel gıda güvenliğindeki ticaret yasakları ile artan belirsizlikler, emtia fiyatlarındaki yüksek seyir, temel gıda ve enerji başta olmak üzere bazı sektörlerdeki arz kısıtlarının sürmesi ve taşımacılık maliyetlerindeki yüksek seviye uluslararası ölçekte üretici ve tüketici fiyatlarının artmasına yol açmaktadır.

Yüksek küresel enflasyonun, enflasyon beklentileri ve uluslararası finansal piyasalar üzerindeki etkileri yakından izlenmektedir. Bununla birlikte, gelişmiş ülke merkez bankaları artan enerji fiyatları ve arz-talep uyumsuzluğuna bağlı olarak enflasyonda görülen yükselişin beklenenden uzun sürebileceğini vurgulamaktadırlar. Bu çerçevede, ülkeler arasında farklılaşan iktisadi görünüme bağlı olarak gelişmiş ülke merkez bankalarının para politikası adım ve iletişimlerinde ayrışma artmaktadır. Finansal piyasalarda artan belirsizliklere yönelik merkez bankaları tarafından geliştirilen yeni destekleyici uygulama ve araçlarla çözüm üretme gayretlerinin arttığı gözlenmektedir.

Kapasite kullanım seviyeleri ve diğer öncü göstergeler yılın başındaki güçlü büyümenin dış talebin de olumlu etkisiyle ikinci çeyrekte sürdüğüne işaret etmektedir. Büyümenin kompozisyonunda sürdürülebilir bileşenlerin payı artarken, cari işlemler dengesinde turizm kaynaklı iyileşmelerin yanında enerji fiyatlarından kaynaklanan riskler devam etmektedir. Cari işlemler dengesinin sürdürülebilir seviyelerde kalıcı hale gelmesi, fiyat istikrarı için önem arz etmektedir. Kredilerin büyüme hızı ve erişilen finansman kaynaklarının amacına uygun şekilde iktisadi faaliyet ile buluşması yakından takip edilmektedir. Kurul, güçlendirdiği makroihtiyati politika setini kararlılıkla uygulayarak gerekmesi durumunda ilave tedbirleri uygulamaya alacaktır.

Enflasyonda gözlenen yükselişte; jeopolitik gelişmelerin yol açtığı enerji maliyeti artışları, ekonomik temellerden uzak fiyatlama oluşumlarının geçici etkileri, küresel enerji, gıda ve tarımsal emtia fiyatlarındaki artışların oluşturduğu güçlü negatif arz şokları etkili olmaya devam etmektedir. Kurul, sürdürülebilir fiyat istikrarı ve finansal istikrarın güçlendirilmesi için atılan ve kararlılıkla uygulanan adımlar ile birlikte, küresel barış ortamının yeniden tesis edilmesi ve enflasyonda baz etkilerinin de ortadan kalkmasıyla dezenflasyonist sürecin başlayacağını öngörmektedir. Bu çerçevede Kurul, politika faizinin sabit tutulmasına karar vermiştir. Fiyat istikrarının sürdürülebilir bir şekilde kurumsallaşması amacıyla TCMB’nin tüm politika araçlarında kalıcı ve güçlendirilmiş liralaşmayı teşvik eden geniş kapsamlı bir politika çerçevesi gözden geçirme süreci devam etmektedir. Değerlendirme süreçleri tamamlanan teminat ve likidite politika adımları para politikası aktarım mekanizmasının etkinliğinin güçlendirilmesi için kullanılmaya devam edilecektir.

TCMB, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda enflasyonda kalıcı düşüşe işaret eden güçlü göstergeler oluşana ve orta vadeli yüzde 5 hedefine ulaşıncaya kadar elindeki tüm araçları liralaşma stratejisi çerçevesinde kararlılıkla kullanmaya devam edecektir. Fiyatlar genel düzeyinde sağlanacak istikrar, ülke risk primlerindeki düşüş, ters para ikamesinin ve döviz rezervlerindeki artış eğiliminin sürmesi ve finansman maliyetlerinin kalıcı olarak gerilemesi yoluyla makroekonomik istikrarı ve finansal istikrarı olumlu etkileyecektir. Böylelikle, yatırım, üretim ve istihdam artışının sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde devamı için uygun zemin oluşacaktır.

Kurul, kararlarını şeffaf, öngörülebilir ve veri odaklı bir çerçevede almaya devam edecektir. Para Politikası Kurulu Toplantı Özeti beş iş günü içinde yayımlanacaktır.”

Paylaşın

Türkiye, FIFA Dünya Sıralamasında 42. Sıraya Yükseldi

UEFA Uluslar C Ligi’nde başarılı bir grafik çizen Türkiye, FIFA dünya sıralamasında bir basamak yükselerek 42. sıraya yerleşti. Sıralamada en büyük çıkışı Kazakistan kaydetti.

Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği (FIFA), Haziran ayı dünya sıralamasını açıkladı. Türkiye, sıralamada bir basamak yükselerek 42. sıraya yerleşti.

FIFA’nın internet sitesinde yayınlanan sıralamada Brezilya, bin 837 puanla zirvedeki yerini korurken, Belçika bin 821 puanla ikincilikte kaldı, Arjantin ise bin 770 puan alarak üçüncü sıraya çıktı.

A Millî Takımın UEFA Uluslar C Ligi 1. Grup’taki rakiplerinden Lüksemburg 93. sıraya çıktı, Faroe Adaları 125’inciliğe, Litvanya ise 142. sıraya geriledi.

UEFA Uluslar C Ligi 1. Grup’taki ilk dört maçını kazanan A Milli Takım, toplamda 1475.13 puan sahip.

En büyük çıkışı, 11 basamak yükselerek 114.’lüğe yerleşen Kazakistan kaydetti. Bir sonraki FIFA dünya sıralaması, 25 Ağustos’ta açıklanacak.

Paylaşın

Çarpıcı Erdoğan Yorumu: Batılı Ortakların Öfkesini Göze Alıyor

Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyeliğine itirazları ve Suriye’ye yeni operasyon açıklaması uluslararası basında analizlere konu olmaya devam ediyor.

Fransız kamu haber kanalı France24, internet sitesinde yayınlanan analizde son dönemde dünya basınında tartışma yaratan Türkiye-Batı ilişkileriyle ilgili dikkat çeken değerlendirmelere yer verdi.

“Bir gözü seçimlerde olan Erdoğan, Batılı ortakların öfkesini göze alıyor” başlıklı yazıda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine itirazları ve Suriye’ye yeni operasyon açıklamasıyla, NATO ve Batı’daki ortakları öfkelendirme pahasına Türkiye’nin jeopolitik konumunu güçlendirmek için “Ukrayna’daki savaştan faydalandığı” yorumu yer aldı.

Sözcü’de yer alan habere göre, Erdoğan’ın bu hamlelerle gelecek sene yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde ülke içindeki milliyetçi duyguları harekete geçirmek istediği kaydedilen yazıda, “Türkiye’de giderek kötüye giden ekonomik krizin Erdoğan’ın popülaritesini tehdit ettiği” belirtildi.

Paris merkezli Fransız Uluslararası Stratejik İlişkiler Enstitüsü’nden Orta Doğu uzmanı David Rigoulet-Roze, Erdoğan’ın bu hamlelerle “Türk ekonomisini felaket bir şekilde yönetmesini telafi etmeye, seçmen tabanının desteğini artırmaya ve yaklaşan seçimler öncesinde seçmenleri harekete geçirmeye çalıştığını” söyledi.

‘Erdoğan, Batı’yla köprüleri yakamayacağını biliyor’

“Erdoğan dünya sahnesinde bir poker oyuncusu gibi hareket ediyor. Çoğu zaman Batı’yla oyunlarının ardında ülke içi bir gündem var ve bunlar iktidarını sürdüreme arzusunun bir yansıması” ifadelerini kullanan Rigoulet-Roze, “Çoğu provokatif hamleler ve Erdoğan Batı’yla köprüleri yakamayacağını ya da dünyayı kendi koşullarına göre yeniden şekillendiremeyeceğini biliyor” dedi. Erdoğan’ın Osmanlı İmparatorluğu konusunda nostaljik bir yaklaşımı olduğunu ifade eden uzman, “Ne yazık ki Erdoğan için bu hedefler gerçeklerle çelişiyor. Türkiye’nin ciddi ekonomik zorlukları, yalnız kalmaya gücü olmadığı anlamına geliyor” diye konuştu.

Türkiye’nin son dönemde Yunanistan’la da gerilim yaşadığına ve Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara katılmadığına dikkat çeken France24, Erdoğan’ın kavgacı bir söylem kullanarak kendi şartlarını dayattığını yazdı.

Yazıda, Erdoğan’ın AB’nin ve ABD’nin hâlâ Türkiye’nin en büyük ticaret ortakları olduğunu gayet iyi bildiği, ancak Türkiye ekonomisinin hassas durumu nedeniyle Rusya’yı karşısına almak da istemediği yorumu dikkat çekti.

Paylaşın

CHP’li Özel: Seçimi Kaybedip Krizi Muhalefetin Kucağına Atacaklar

İktidar kanadındaki seçim senaryolarını anlatan CHP’li Özel, “Erken seçim olursa Erdoğan kazanacağı için yapmaz, kaybedeceğini bildiği için ileride daha fazla kaybetmemek için yapar” dedi. Özel, “Bu ekonomik krizi muhalefetin kucağına atacaklar” ifadelerini kullandı.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Halk TV’de Şirin Payzın’la Sözüm Var programına konuk oldu. Özel’in açıklamaları şöyle:

“Denilen şudur ki seçimi kaybedeceklerini bile bile yapacaklar. Bu ekonomik krizi muhalefetin kucağına atacaklar. Güçlü bir medyaları var, bir tek TRT ile Anadolu Ajansı normale dönebilir, onun dışında bütün kanallar ellerinde. Bürokraside güçlüler.

Yargı bürokrasisinde yeni hükümeti zorlayacak şekilde yargı engelleri olacak, sıkı bir muhalefetle ve Yüce Divan olmadan yani kirli çamaşırlar meydana saçılmadan krizi muhalefetin kucağına atıp bir dönem için muhalefette kalmayı göze alabileceklerini söylüyorlar. Erdoğan ekimde seçime gidecekse kazanacağını bildiği için değil, martta ya da haziranda daha fazla kaybetmemek için gidiyor diye bir iddiada var.”

‘Sürgünler yaşanıyor’

Bürokraside ve özellikle Merkez Bankası’ndaki mobbing ve sürgünlerden de bahseden Özel şunları söyledi; “Türkiye Merkez Bankası’nda mobbingin ötesinde sürgünler yaşanıyor. ‘Yapamazsınız’ diyeni İzmir şubesine, Denizli şubesine gönderiyorlar. İşi gücü makro ekonomide analiz yapıp reçete üretmek olan çok üst düzeye gelmiş kişiler partimize başvuruyorlar. Yakınları vasıtasıyla başvuruyorlar. Diyorlar ki ‘Benim oğlum şu kadar süredir başekonomist’.

Enflasyon faiz meselesinde ya da ‘Kur Korumalı Mevduat meselesi şöyle bir felakete götürür’ dediği için ‘sen sus’ deyip görevden el çektirmeleri falan bırakın Denizli şubesine İzmir şubesine gönderildiği ve 1 yıllık düz memur görevinde yollandıkları söyleniyor. Bürokratların muz cumhuriyetinde olmayacak işler yaptığını da anlatıyorlar. Merkez Bankası çalışanlarının özellikle mobbinge sürgüne uğrayan veya şikayetçi olanlar, kendisi gelemeyen ablasını yolluyor, babasını yolluyor, ‘buna bir şey deyin bir de bizi bilin’ diyorlar” dedi.

Paylaşın

Galatasaray’da Okan Buruk Dönemi

Galatasaray, Okan Buruk ile 1 yılı opsiyonlu 2 yıllık sözleşme imzalandığını açıkladı. 48 yaşındaki Buruk, daha önce çalıştırdığı Başakşehir’le 2019-20 sezonunda Türkiye şampiyonluğu sevinci yaşamıştı.

Haber Merkezi / Galatasaray’dan yapılan açıklamada, “Teknik Direktörümüze 2022-2023 sezonu için net 17.000.000 TL sezonluk ücret ödemesi yapılacak olup, Şirketimiz tarafından uzatma opsiyonunun kullanılması halinde Teknik Direktörümüze 2023-2024 sezonu için net 20.000.000 TL sezonluk ücret ödemesi yapılacaktır” denildi.

Okan Buruk

Okan Buruk, futbol hayatına Galatasaray altyapısında başladı. 1992 yılında A takıma yükselen Buruk, UEFA şampiyonluğuna giden 2001 yılına kadar Galatasaray formasını başarıyla terletti.

Sarı-kırmızılı formayı 306 kez giyen Okan Buruk, 43 gol ve 55 asistlik performans ortaya koydu. Galatasaray’da 1 UEFA Kupası, 1 UEFA Süper Kupası, 7 lig şampiyonluğu, 5 Türkiye Kupası ve 1 Türkiye Süper Kupası ile birlikte toplam 15 kupa sevinci yaşadı.

Galatasaray’da yaşadığı UEFA Kupası şampiyonluğunun ardından Inter’e transfer olan Buruk, sonrasında Beşiktaş, Galatasaray ve İBB takımlarının formasını giydi.

Okan Buruk ilk kez 1992 yılında Türkiye A Milli Takımı’na dahil oldu. 2000 yılında Avrupa Şampiyonası’nda çeyrek final oynayan, 2002 Dünya Kupası’nda üçüncü olan Türk Milli Takımı kadrosunda yer alan Buruk, 55’i (A) olmak üzere, toplam 96 kez milli formayı taşıdı.

Antrenörlük kariyerine 2011 yılında Türkiye A Milli Takımı’nda yardımcı antrenörlük göreviyle başlayan Okan Buruk, sırasıyla Elazığspor, Gaziantepspor, Sivasspor, Göztepe, Akhisar Belediyespor, Çaykur Rizespor ve Başakşehir’de teknik direktörlük yaptı.

2019-2020 sezonunda Başakşehir takımı ile Süper Lig şampiyonluğu yaşayan 48 yaşındaki teknik adam, Akhisar Belediyespor’da 2017-2018 sezonunda Türkiye Kupası şampiyonluğu sevinci yaşadı.

“Ben kariyerimde çok çaba sarf ettim”

Okan Buruk, yaklaşık bir ay önce verdiği röportajda, “Galatasaray’a teknik direktör olabilmek için çok çaba sarf etmek gerekir. Ben kariyerimde çok çaba sarf ettim. En dipten gelip şampiyonluk yaşamış bir teknik direktör olarak Galatasaray teknik direktörü olmayı kendime yakıştırıyorum ve istiyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Galatasaray ise geçtiğimiz sezonu 52 puanla 13’üncü sırada tamamladı. Sezona Fatih Terim yönetiminde başlayan sarı kırmızılı takım, düşme potasına da oldukça yaklaşmış ve ardından deneyimli çalıştırıcının görevine son vererek, Katalan teknik direktör Domenec Torrent ile anlaşmıştı.

Torrent ile 18 maça çıkan Galatasaray, 7 galibiyet, 7 mağlubiyet ve 4 beraberlikle sahadan ayrılmıştı. 11 Haziran’da ikinci kez Galatasaray Başkanı seçilen Dursun Özbek ve yönetimi, Torrent ile yolları ayırma kararı almıştı.

Paylaşın