HDP’li Buldan: AKP İle Anlaşma Yapmadık, Yapmayız

HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “AKP ile HDP kapalı kapalı kapılar ardında bir araya geliyor, Sayın Öcalan ile bir görüşme yapıyor ve kamuoyundan gizleniyor gibi yansıtılmaya çalışılıyor. Biz AKP ile hiçbir konuda anlaşma yapmadık.” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Urfa İl Örgütü Kongresinde konuştu. “HDP’nin yasak ve baskılara karşı mücadelesini büyüttüğünü” belirten Buldan’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Bugün HDP’nin en belirgin ve belirleyici olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Tüm gözlerin HDP’nin üzerinde olduğu bir dönemden geçiyoruz. Şimdi herkesin gözü HDP’nin üstünde, çünkü seçimler yaklaşıyor, çünkü bu ülkeyi yönetenler bir kez daha iktidara gelmek için yeni komplolar, başka başka spekülasyonlar ve bu halk üzerinde oynanacak oyunları devreye koymaya çalıştığını biliyoruz.

Bir kez daha söylüyoruz, HDP olmadan gelecek olmaz, siyaset olmaz, parlamento olmaz, HDP olmadan yeni bir yaşam asla olmaz. Biz bu anlayışla yeni döneme hazırlanıyoruz.

“AKP içinde kırılmalar var”

Şu günlerde özelliklere AKP içinde büyük kırılmaların, anlaşmazlıkların ve çatlakların yaşandığını biliyoruz. Cumhur İttifakı’nın içinde de Millet İttifakı’nın içinde de büyük anlaşmazlıkların, çatlakların olduğuna her gün tanıklık ediyoruz.

Peki, niye böyle ayrışma yoluna gidiliyor, bu ülkede Kürtleri kim inkar ederse, Kürtlerin hakların kim tanımazsa, dillerini kim yasaklarsa onun bir kez daha iktidara gelme şansı yoktur, olamaz. İşte AKP şu anda yaşadığı bütün bu anlaşmazlıkların sebebinin Kürtlere yaklaşımı olduğunu çok iyi bilmelidir.

“AKP güvenlikçi politikalarla çözüm arıyor”

Sorunların çözümünde diyalog ve müzakerenin önemli oluğunu her fırsatta söyledik, bir kez daha ifade etmek isterim ancak AKP zihniyeti sorunları diyalog ve müzakere dışında operasyon ve güvenlikçi politikalarla çözme yolunu tercih ediyor. Bunu tercih etmelerinin nedeni de elbette bir kez daha iktidar olabilme ve kendi koltuklarını sağlama alma zihniyetinden kaynaklandığını biliyoruz.

“Öcalan’a tecrit sürüyor”

İmralı Adası’nda Sayın Öcalan’a karşı mutlak bir tecridin devam ettiğini hepimiz görüyoruz. Bugün bir kez daha Öcalan’ın ailesi ile görüşme yapmasına dair 3 aylık bir yasak daha getirildi. Sanki bir görüş varmış gibi, düzenli bir gidiş geliş varmış gibi, bir kez daha basına yansıyan 3 aylık bir aile görüşüne yasak getirildi.

“Öcalan ile görüşmeler yok”

2015 yılından beri düzenli olarak yapılan bir aile görüşü yok. 2015 yılından beri düzenli yapılan bir avukat görüşü, bağımsız heyet görüşü yok. Son günlerde yazılan çizilen medyada konuşulan bir şey var. O da yeni bir çözüm sürecinin başlayıp başlamama meselesi.

AKP ve HDP arasında gizli bir anlaşma var mı yok çokça konuşulduğu bir dönem. Sanki AKP ile HDP kapalı kapalı kapılar ardında bir araya geliyor, Sayın Öcalan ile bir görüşme yapıyor ve kamuoyundan gizleniyor gibi yansıtılmaya çalışılıyor. Şunu özellikle ifade etmek isterim.

“Dokunulmazlıkları kaldıranlar AKP ile ortak”

Biz AKP ile hiçbir konuda herhangi bir konuda bir anlaşma yapmadık, yapmayız. AKP ile anlaşma yapanlar bellidir. Milletvekillerimizin dokunulmazlığının kaldırılmasında AKP ile birlikte ellerini havaya kaldıranlar AKP’nin ortakladır. Tezkerelerde AKP ile birlikte evet oyu kullananlar AKP’nin ortaklarıdır.

AKP’nin bütün hukuksuzluklarının altına imza atanlar, AKP’nin her türlü hukuksuzluğunun yanına boncuk gibi dizinlerler AKP’nin gerçek ortaklarıdır. Biz barış meselesinden samimiyiz, ülkeye barışın gelmesi, hüküm sürmesi için çok samimi çok cesaretli ve çok haklı bir yerden politikalarımızı sürdürüyoruz.

“Kimse HDP’yi suçlamasın”

Çünkü barış programımızdır, mücadelemizdir, ilkemizdir. Şunu da açık yüreklilikle iade etmek isterim ki Türkiye’de barışa, demokrasi, insan hakları ve adalet dair AKP iktidarının herhangi bir şekilde adım atmadığını biliyoruz. Bunun için hiç kimse HDP’yi suçlamasın.

Hiç kimse HDP’nin Türkiye haklarına rağmen Kürtlere rağmen farklı bir yol yöntem izleyeceğini düşünmesin. Biz ne yapacaksak sizlerle birlikte yapacağız. Biz ne yapacaksak, ne karar alacaksak sizlerle birlikte yapacağız. Buna kimsenin kuşkusu olmasın. Bu ülkenin Kürt sorunun demokratik yöntemlerle çözülmesine, adalete büyük ihtiyacı var.

3 Temmuz’da büyük kongre

3 Temmuz’da Ankara da büyük kongremize gerçekleştireceğiz, büyük kongremize bir kez daha adalet olan güvenimiz barışa olan ihtiyacı, özgürlüklere olan ihtiyacımızı hep birlikte kongre salondan haykıracağız. Urfa’dan büyük bir katılımın olacağını, sizin de katkı ve emeğinizin olacağını biliyoruz. Hepimizin yolu açık olsun, mutlaka kazanacağımızı, büyük bir zaferle barışı getireceğimizin herkesin bilmesini istiyorum. Serkeftin diyorum.”

Kongre, faaliyet raporlarının okunmasıyla devam etti. Ardından gidilen seçimde, HDP Urfa İl Eşbaşkanlığına Ahmet Atış ve Aliye Kızıldamar seçildi.

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu: Seçimi Yüzde 99 Kazanırız

SP Lideri Karamollaoğlu, “Baskın seçim ihtimal dâhilinde, değil diyemeyiz. Belirtiler hızlanırsa çalışmalarımız da elbette hızlanacaktır. Seçime hazırlık dediğimizde zaten biz bir numaralı mesele olarak “seçim güvenliğini” görüyoruz. Burada güçlük çekilen bir husus var. Maalesef iktidar bazen aşiretlere vesaireye Güneydoğu’da resmi devlet yetkilileri vasıtasıyla etki etmeye çalışıyor, muhalefetten aday olanı caydırmaya çalışıyor.” dedi.

Temel Karamollaoğlu, açıklamasının devamında, “Biz isim isim kimlere nasıl baskı yapıldığını biliyoruz. Bir numaralı meselemiz sandıklara hâkim olmak, hileyi önlemek, böylece Meclis’te halkın iradesinin yansımasını teminat altına almak. Tabii biz kaybedebiliriz de, yüzde yüz kazanırız diyemeyiz ama yüzde 99,99 kazanırız diyorlar” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Sözcü yazarı Ruhat Mengi’nin sorularını yanıtladı. Karamollaoğlu şunları kaydetti:

Kemal Kılıçdaroğlu “Erdoğan parlamentoyu feshedecek, erken seçim yapacak” dedi. Meral Akşener’in de 3 gün önce il başkanlarına “Baskı seçime hazır olun” talimatı verdiğini duyduk. Siz de baskın bir seçim bekliyor musunuz?

Baskın seçim ihtimal dâhilinde, değil diyemeyiz. Belirtiler hızlanırsa çalışmalarımız da elbette hızlanacaktır. Seçime hazırlık dediğimizde zaten biz bir numaralı mesele olarak “seçim güvenliğini” görüyoruz. Burada güçlük çekilen bir husus var. Maalesef iktidar bazen aşiretlere vesaireye Güneydoğu’da resmi devlet yetkilileri vasıtasıyla etki etmeye çalışıyor, muhalefetten aday olanı caydırmaya çalışıyor. Biz isim isim kimlere nasıl baskı yapıldığını biliyoruz. Bir numaralı meselemiz sandıklara hâkim olmak, hileyi önlemek, böylece Meclis’te halkın iradesinin yansımasını teminat altına almak. Tabii biz kaybedebiliriz de, yüzde yüz kazanırız diyemeyiz ama yüzde 99,99 kazanırız diyorlar

“Cumhurbaşkanı adayı mutlaka kazanacak bir aday olmalı, seçim birinci turda kazanılmalı, ikinci tura kalması iktidara avantaj sağlar” diyorsunuz. Sayın Kılıçdaroğlu en büyük muhalefet partisinin genel başkanı ve birçok kez aday olabileceğinden söz etti. Kazanabilecek aday tanımına da uyuyor. Erdoğan seçim tarihini açıklar açıklamaz 6’lı masa adayı açıklayacaksa bu aday şimdiden belli demek değil midir?

Mesele Sayın Kılıçdaroğlu’nun aday olarak görülüp görülmemesi değil, biz bu konuyu 6’lı masada henüz hiç görüşmedik ve bu konunun şu anda gündeme getirilmesinin bir fayda sağlamayacağı kanaatindeyiz. Şu anda bu konunun konuşulmasını biz doğru bulmuyoruz, seçim kararı alınır, bir araya geliriz kararı da veririz.

Dün içerden duyumlar alan araştırmacı bir meslektaşımız “Millet ittifakı iktidara gelirse kimlerin hangi koltuğa oturacağı şimdiden belirleniyormuş, birinci kararname yazılmaya başlanmış bile” şeklinde bir açıklama yaptı, bu konuda ne diyorsunuz?

(Gülüyor) Tamam ama bu doğru değil, şimdiden bakanlıkların kimlere verileceğinin tayini benim kanaatim isabetli olmaz. Çünkü hangi parti ne kadar oy alacak, hangi parti Meclis’te hangi ağırlıkla temsil edilecek henüz bu konular belli değil. Belki bazı adaylar ana hatlarıyla belirlenebilir ama hükümet veya devlet kurumlarının başına kimlerin geleceği belirlenemez. Oturup konuşacağız, henüz konuşmadık.

Röportajın tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Dolardaki Düşüşe İlişkin Dikkat Çeken İddia

Ekonomist Dr. Mahfi Eğilmez, BDDK’nin ticari kredi kullanımına getirdiği yeni koşullara ilişkin haber akışı sonrası düşüşe geçen dolar/TL kuruna ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Türkiye’de şirketlerin bankalardaki döviz mevduatlarını satmalarına yönelik baskılara bir yenisi eklendi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) akşam saatlerinde, bankada altın veya döviz cinsinden varlığı 15 milyon TL’yi aşan ve yıllık cirosu 150 milyon liranın altında olan şirketlere TL kredi verilmeyeceğini duyurdu. Karar sonrası uzun süre dar bantta hareket eden dolar/TL 16.47’ye kadar geriledi.

“Rezervden satışla sağlanan düşüş”

Dolardaki beklenmeyen düşüş gündemde önemli bir yer edinirken İş insanı Şemsettin Bozkurt Twitter’dan Eğilmez’i etiketleyerek “Dövizdeki bu sert düşüşü neye yormalıyız sevgili hocam? Dolar: 16,56 TL Euro: 17,52 TL” sorusunu sordu.

Eğilmez, Bozkurt’un sorusunu “BDDK’nin kararı: 15 milyon TL’nin üzerinde döviz mevduatı olana kredi yok. Ama piyasa kapandığı için bu tamamen rezervden satışla sağlanan düşüş gibi görünüyor” diyerek yanıtladı.

Paylaşın

Pınar Gültekin Davasında Gerekçeli Karar Açıklandı

Muğla’da üniversite öğrencisi Pınar Gültekin’i boğduktan sonra varile koyup yakan Cemal Metin Avcı’nın, ‘canavarca hisle, eziyet çektirerek ve tasarlayarak öldürme’ suçundan yargılandığı davada aldığı ‘haksız tahrik indirimi’nin gerekçeli kararı Muğla 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından açıklandı.

Gerekçeli kararda “Sanığın maktule yönelik yakma fiilini gerçekleştirmedeki amacının eziyet çektirmeye yönelik olmayıp maktulün cesedini yok ederek yakalanmaktan kurtulma ve suç delillerini yok etmeye yönelik olduğu gözetildiğinde mahkeme sonuç cezaya etkisi olmamakla birlikte koşulları oluşmadığından söz konusu unsurun somut olayda gerçekleşmediğini kabul etmiştir” denildi.

Mahkeme heyeti, Pınar Gültekin’in katil Cemal Metin Avcı’yı ‘tehdit ettiğini’ ifade ederek haksız tahrik indiriminin gerekçesini şu sözlerle anlattı: “Cemal Metin’in de maktulün söz konusu haksız fiil içeren davranışlarından duyduğu öfke ile maktule yönelik söz konusu suçu işlediği dikkate alındığında haksız tahrik hükümlerinin uygulama şartlarının tamamının gerçekleştiriği kuşkuya yer verilmeyecek şekilde sabittir.”

Ne olmuştu?

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi İktisat Bölümü öğrencisi Pınar Gültekin, 16 Temmuz 2020’de Akyaka Mahallesi’nde yalnız yaşadığı evinden ayrılmış, aynı gün ablasıyla telefonla görüştükten sonra kendisinden bir daha haber alınamamıştı. Ailesinin Akyaka Jandarma Komutanlığına kayıp ihbarında bulunması üzerine başlatılan çalışmada Gültekin’i tanıyan kişilerin listesi çıkarılmış ve bölgedeki güvenlik kamerası kayıtları incelenerek görgü tanıklarının ifadelerine başvurulmuştu.

Şüphe üzerine gözaltına alınan Cemal Metin Avcı, ilk ifadesinde hakkındaki suçlamaları kabul etmese de deliller ortaya konunca bir süre arkadaşlık yapıp ayrıldığı Gültekin’i bağ evinde öldürdüğünü, cansız bedenini yaktıktan sonra varille Gülağzı mevkisindeki ormanlık alana attığını itiraf etmiş ve tutuklanmıştı.

Gültekin’i katleden Cemal Metin Avcı ile suç delillerini gizleyerek yok ettikleri gerekçesiyle suçlanan kardeşi Mertcan Avcı, annesi Ayten Avcı, babası Selim Avcı, boşandığı Eda Karagün ve ortağı Şükrü Gökhan Orhan’ın yargılandığı davanın karar duruşması 20 Haziran’da Muğla 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüş, mahkeme heyeti, Cemal Metin Avcı’ya ağırlaştırılmış müebbetten indirime giderek 23 yıl hapis, tutuksuz sanık kardeşi Mertcan Avcı, annesi Ayten Avcı, babası Selim Avcı, boşandığı eşi Eda Karagün ve ortağı Şükrü Gökhan Orhan’ın ise beraatine karar vermişti.

Paylaşın

Cumartesi Anneleri’ne Polis Müdahalesi: Gözaltılar Var

Kaybedilen yakınlarının akıbetini sormaya devam eden Cumartesi Anneleri, 900. haftada Galatasaray Meydanı’nda basın açıklaması yapmak istedi. Polis ekipleri ise Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’na çıkmasına izin vermedi. 

Polisler, Galatasaray Meydanı’nda basın açıklaması yapıp karanfil bırakmak isteyen Cumartesi Anneleri’ni abluka altına alarak basın mensuplarının da görüntü almasını engelledi.

Eylemin “yasa dışı” olduğunu iddia eden polisler, bölgeye giriş ve çıkışları da engelledi.

Cumartesi Anneleri gözaltına alındı

Galatasaray lisesi önüne gelen Cumartesi Anneleri polisler tarafından gözaltına alındı. Gözaltına alınan yaklaşık 20 kişinin Vatan Emniyet Müdürlüğüne götürüldüğü öğrenildi.

Avukat Erselan Aktan, sosyal medya hesabından Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Lisesi önündeki eyleme yapılan polis müdahalesi sonrası İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı avukat Eren Keskin ve avukat Öztürk Türkdoğan’ın kelepçelenerek gözaltına alındığını duyurdu.

“Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz”

Cumartesi Anneleri’nin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda ise “Galatasaray’a çıkmamız engelleniyor. Ne yaparsanız yapın, Anayasa güvencesindeki toplanma özgürlüğümüzden ve bu özgürlüğümüzü kullanmak için seçtiğimiz Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz. Ne yaparsanız yapın insanlığın vicdanında Galatasaray bizimdir” denildi.

Öte yandan Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık ile CHP Milletvekili Ali Şeker, HDP Milletvekilleri Oya Ersoy, Züleyha Gülüm ve Zeynel Özen, Cumartesi Anneleri’nin gözaltına alınmalarının ardından Galatasaray Meydanı’nda açıklama yaptı.

Ahmet Şık, “Yakınlarını arayanların eylemine yıllardır izin verilmiyor. Bugün 900. hafta nedeniyle burada olmak istediler. Aileler adına açıklamayı biz okuyacağız” dedi.

HDP’li Züleyha Gülüm ise “Aslında faili belli cinayetlerde yakınlarını kaybeden ailelerin bir karanfil bırakmasına dahi izin verilmedi. Yasaklama kararı diyorlar, o  kararların hukuka aykırı olduğunu biliyoruz. Ama mahkeme kararını dahi tanımayan kaymakamlık ve valilik var” ifadelerini kullandı.

“Haykırmaktan asla ama asla vazgeçmeyeceğiz”

Gülüm’ün Cumartesi Anneleri adına yaptığı basın açıklaması şöyle:

“Biz dünyanın en barışçıl, en haklı mücadelesini yürüten anneleriz, evlatlarız, kardeşleriz, torunlarız, hak savunucularıyız… Galatasaray’da yaşlanan, Galatasaray’da büyüyen, Galatasaray’da doğanlarız. Devletin varlığını inkar ettiği sevdiklerimizi fotoğraflarıyla Galatasaray’ da yaşatanlarız Galatasaray’ı mekansız bırakılan sevdiklerimize mezar yeri yapanlarız. İşte bu yüzden Galatasaray bizimdir!

Devletin gözaltında kaybettiği sevdiklerimizi arıyoruz, Galatasaray bizim arayışımızın mekanıdır. Gözaltında kaybedilen sevdiklerimizin başına geleden herkes bilsin ve bir daha asla yaşanmasın istiyoruz; Galatasaray bizim hakikat mekanımızdır Kaybedilen sevdiklerimiz ve onlara yaşatılanlar unutulmasın, tarihe not düşülsün istiyoruz; Galatasaray bizim hafıza mekanımızdır. İşte bu yüzden Galatasaray bizimdir!

Sevdiklerimizi bizden alan zihniyetin devamcısı kendi yasalarını bile yok sayarak Galatasaray’ı da bizden almak istiyor. “Sevdiklerimiz nerede?” çığlığımıza hukukla, adaletle cevap vermek yerine dört yıldır karşımıza copla, kalkanlar dikiliyor. Ama yanılıyorlar, evladını arayan bir anneyi, serdi arayan bir eşi, anne babasını arayan bir evladı, ablasını-ağabeyini arayan bir kardeşi, delesini-ninesini arayan birini kimse korkutamaz.

Çünkü onların maruz kaldıklarından daha korkunç bir uygulama henüz icat edilmedi. 900. haftamız nedeniyle bir kez daha hatırlatıyoruz: Ne yaparsanız yapın, “Evlatlarımız nerede” diye haykırmaktan asla ama asla vazgeçmeyeceğiz. Ne yaparsanız yapın, “Evlatlarımızı kaybedenler cezasızlık zırhıyla korunanlar, bağımsız bir yargı önünde hesap versin!” Ne yaparsanız yapın Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz. Ne yaparsanız yapın, insanlığın vicdanında Galatasaray bizimdir.”

(Kaynak: İleri Haber)

Paylaşın

Erdoğan – Selman Görüşmesine İlişkin Dikkat Çeken Yazı

ABD’de devlete bağlı yayın organı Voice of America, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz Al Saud arasındaki görüşmeyle ilgili dikkat çeken bir yazı yayımlandı.

İlişkilerin yıllardır kopma noktasında olduğu Ankara-Riyad hattında yaşanan yakınlaşma, uluslararası basında da yakından takip ediliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın nisan ayında Suudi Arabistan’a yaptığı ziyarette Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile görüşmesinden sonra çarşamba günü de Prens Selman Ankara’ya geldi. Erdoğan’ın muhalif Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın 2018’de İstanbul’da öldürülmesinin ardından sert eleştiriler yönelttiği Selman ile görüşmesi ve iki ismin görüntüleri uluslararası kamuoyunda da gündem oldu.

Sözcü’nün aktardığına göre ABD’de devlete bağlı yayın organı Voice of America, Prens Selman’ın Ankara ziyaretiyle ilgili dikkat çeken bir yazı yayınladı. Yazıda, görüşmede verilen olumlu mesajlara ve Ankara-Riyad hattındaki yakınlaşmaya rağmen iki ülke arasında güvensizliğin devam ettiği ifade edildi.

Dorian Jones imzalı yazıda, Erdoğan ve Selman arasında yıllardır süren gerilimin ardından Türk yetkililerin Suudi prensin ziyaretini “ilişkilerde yeni bir dönem” olarak sunduğu belirtildi. Yazıda, ünlü ekonomist Timothy Ash’in “Erdoğan’ın diplomatik U dönüşü ekonomik gerekliliklerin bir sonucu” değerlendirmesine de yer verildi.

Türkiye’de gelecek yıl düzenlenecek seçimlere dikkat çeken Ash, “Türkiye’deki makroekonomik durum epey zorlu. TL’de değer kaybı sürüyor, bu nedenle Erdoğan’ın gerçekten de paraya ihtiyacı var. Seçim öncesinde biraz istikrar sağlamak için dövize ihtiyaç duyuyor” dedi.

‘Suudi Arabistan, İran’a karşı Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor’

Öte yandan Voice of America’ya konuşan uzmanlar, Türkiye ve Suudi Arabistan arasında son dönemde dikkat çeken yakınlaşmaya rağmen ikili ilişkilerde karşılıklı güvensizliğin ve şüphelerin sürdüğünü ifade etti. Uzmanlara göre, Ankara-Riyad hattındaki yakınlaşmanın bir nedeni de İran’la ilgili endişelerin yanı sıra güvenlik ve savunma konuları.

Londra merkezli Energy Club’un başkanı Mehmet Öğütçü, “Suudiler, İran’a karşı Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor. ABD’nin önceliğinin Çin’i kontrol etmek olduğunu biliyorlar. Bu nedenle Türkiye göz ardı edemeyecekleri bir ülke. Ama bu karşılıklı bir alışveriş. Bu nedenle ekonomi, siyaset ve güvenlik alanındaki çıkarlar da sürece dahil” diye konuştu.

Yazıda, Prens Selman’ın seçim öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ekonomik destek olmakta isteksiz olabileceği de ifade edildi.

Paylaşın

TİHV Ve İHD: İşkence Hiç Görülmemiş Boyuta Ulaştı

İHD ve TİHV, “sokak ve açık alanlarda ve resmi olmayan gözaltı yerlerinde yaşanan işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarının önceki dönemlerde görülmeyen bir boyuta vardığı” açıklamasında bulundu.

İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV),  26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü’ne ilişkin açıklama yaptı.

Ortak açıklamada, Türkiye’nin BM “İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme’sinde imzası bulunduğu hatırlatıldı ancak işkencenin hâlâ Türkiye’nin en önemli sorunu olduğu vurgulandı.

Açıklamada, “sokak ve açık alanlarda ve resmi olmayan gözaltı yerlerinde ve gözaltı dışındaki ortamlarda yaşanan işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarının önceki dönemlerde görülmeyen bir boyuta vardığı” belirtildi.

Verilere göre;

  • 2021 yılında 984, 2022 yılının ilk 5 ayında ise 380 kişi işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı gerekçesiyle TİHV’e başvurdu.
  • İHD Dokümantasyon Birimi’nin tespitlerine göre, geçtiğimiz yıl resmi gözaltı yerlerinde 531 kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldı.
  • TİHV Dokümantasyon Merkezi’nin tespitlerine göre 2021 yılında resmi gözaltı yerlerinde en az 142 kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldı.
  • Bu sayı 2022 yılının ilk beş ayında en az 215 kişi. 2021 yılında İHD Dokümantasyon Birimi’nin tespitlerine göre 2 kişi gözaltında şüpheli şekilde yaşamını yitirdi, 1 kişi yaralandı.

İşkenceye karşı sözleşmenin yükümlülükleri hatırlatılan açıklamada öneriler şöyle:

  • İşkencenin ülkemizde bu boyutta olmasının en temel nedeni işkence yasağının mutlak niteliği ile bağdaşmayan çok ciddi bir cezasızlık kültürünün varlığıdır. Her şeyden önce sıradan bir kural haline getirilmeye çalışılan cezasızlık politikalarına son verilmelidir.
  • Her düzeyde yetkililer işkenceyi ve işkenceciyi öven, teşvik eden söylemlerden vazgeçmeli, uluslararası mekanizmaların tavsiyeleri doğrultusunda işkence uygulamaları kamuya açık bir şekilde kesin olarak kınanmalıdır.
  • Gözaltı koşullarında usul güvenceleri eksiksiz olarak uygulanmalıdır.
  • Gözaltı süreleri kısaltılmalıdır.
  • Mevcut Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) kaldırılmalı, BM İşkenceye Karşı Sözleşmeye ek Protokol (OPCAT) ve BM Paris Prensiplerine uygun tümüyle bağımsız yeni bir ulusal önleme mekanizması oluşturulmalıdır.
  • Kolluk Gözetim Komisyonu tarafsız ve bağımsız hale getirilmelidir.
  • İşkencenin belgelenmesi ve raporlandırılması bir BM belgesi olan ‘İstanbul Protokolü’ ilkelerine göre yapılmalıdır.
  • İşkenceye ilişkin iddialar hızlı, etkin, tarafsız bir şekilde soruşturulmalı, bağımsız heyetlerce araştırılmalı, adli yargılama süreçlerinin her aşamasında uluslararası etik ve hukuk kurallarına uygun davranılmalıdır.
  • Hapishaneler insan hakları ve hukuk örgütlerinin denetimine açılmalıdır.
  • CPT raporlarının tümü açıklanmalı ve tüm tavsiyelere uyulmalıdır.

Birleşmiş Milletler (BM), “İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme”nin yürürlüğe girdiği 26 Haziran gününü, 1997 yılında İşkence Görenlerle Dayanışma Günü olarak kabul etti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Memur Eksi 55 Emekli Eksi 62 Zam Alacak

Enflasyon patladığı için devletin halktan bu yıl toplayacağı vergiler yüzde 137.4 artacak. Zam yüzde 40’ta kalırsa emeklinin reel kaybı yüzde 62’yi bulacak. Sene başında yüzde 50.5 zam alan asgari ücretli de yüzde 40 zam verilmesi halinde yüzde eksi 26.65 reel kayıp yaşayacak.

Hükümetin devasa ek bütçesi TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edildi. Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, memur ve emekliye enflasyon farkı dahil temmuzda yüzde 40 civarında bir zam vereceklerini açıklarken, CHP Milletvekili Ünal Demirtaş, “Zam yüzde 40’ta kalırsa memur emekliye eksi yüzde 60 zam vermiş olursunuz. Yani dar gelirli vatandaşları enflasyona ezdirirsiniz” dedi.

Nebati’ye iletildi

Demirtaş, komisyonda Bakan Nebati’ye ilettiği ‘eksi zam’ hesabının ayrıntılarını Sözcü’den Erdoğan Süzer’e açıkladı.

İktidarın yılın başında yasalaşan bütçe ile halktan 1 trilyon 430 milyar lira vergi toplayacağını ilan ettiğini belirten Demirtaş, ancak enflasyonun aşırı yükselmesiyle 1 trilyon 83 milyar lira ilave vergi toplanacağını, böylece 2022 yılında halkın cebinden çıkacak verginin 2 trilyon 514 milyar liraya ulaşacağını söyledi.

Demirtaş, 2022’de yıllık vergi tahsilatının 2021 yılı bütçe kanunundaki gelir tahminine göre yüzde 137.4 artacağını belirtirken, “Bu yüzde 137.4’lük artış halkın bir yıllık dönemde yaşayacağı gerçek enflasyonu gösteriyor” dedi.

Hükümetin vergi hesabının gerçek enflasyonu gösterdiğini belirten Demirtaş, temmuzda yüzde 40 zam verilmesi halinde memur ve memur emeklilerinin reel kaybının yüzde 55.4, işçi emeklilerinin yüzde 61.7 ve asgari ücretlinin de yüzde 26.6 olacağını söyledi.

İşte eksi zam hesabı

Yılın başında memur ve memur emeklilerine yüzde 29.97 zam verilmişti. Temmuzda enflasyon farkı dahil yüzde 40 zam verilirse kümülatif yıllık zam yüzde 81.96 olacak. Yüzde 137.4 artan vergi dikkate alındığında bu kesim eksi 55.44 puanlık net kayıp yaşayacak.

İşçi, esnaf ve çiftçi emeklileri yılın başında yüzde 25.47 zam almıştı. Temmuzda yüzde 40 zam olursa kümülatif zam yüzde 75.66’da kalacak, eksi zam yüzde 61.74’e ulaşacak. Sene başında yüzde 50.5 zam alan asgari ücretli de yüzde 40 zam verilmesi halinde yüzde eksi 26.65 reel kayıp yaşayacak.

Paylaşın

Sigara Ve Alkole Yeni Zam İddiası

Türkiye Tekel Bayileri Platformu Başkanı Özgür Aybaş, sigara ve alkole zam geleceğini iddia etti. Zammın net olmadığını belirten Aybaş, “Sigara ve alkolde yüzde 15 ile yüzde 20 aralığında bir artış söz konusu olabilir” dedi.

Artan enflasyon ve dolar kurundaki yükseliş birçok üründe olduğu gibi sigara ve alkolde de zam yağmuruna yol açtı.

Konuya ilişkin Gazete Durum’dan Deniz Dalgıç’a konuşan Türkiye Tekel Bayileri Platformu Başkanı Özgür Aybaş, “Temmuzun ilk haftası sigara ve alkole zam gelebileceği yönünde fısıltılar var. Ancak, henüz net değil. Hafta sonu netleşir. dedi.

Aybaş, “Biliyorsunuz motorin fiyatları çok yükseldi. Dolar kuru da yerinde durmuyor. Kur artışı devam ediyor. Bu çerçevede temmuz ayının ilk haftası zam gelebileceği yönünde bir beklentimiz var. Sigara ve alkolde yüzde 15 ile 20 aralığında bir artış söz konusu olabilir” ifadelerini kullandı.

“Satışlar yüzde 50 azaldı”

Son zammın ardından sigara ve alkol satışının belirgin biçimde düştüğünü vurgulayan Aybaş, “Satışlar yüzde 50 azaldı. Artık herkes kaçak sigara ve alkol tüketiyor. Vatandaş, içeceği içkiyi kendi evinde kendisi yapmaya başladı. Etil alkolü internet sitelerinden çatır çatır satın alıyor. İnsanlar ciddi biçimde kaçağa yöneldi” diye konuştu.

Öte yandan, Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararıyla 27 Mayıs’ta alkollü içkilerde ÖTV’ler artırılmıştı. Bu artışla birlikte içki fiyatları da yükselmişti.

Paylaşın

Babacan, Karar Çıktıktan 2 Ay Sonra ‘Gezi Davası’ndan Çekildi

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan, Gezi Davasında çıkan mahkumiyet kararından iki ay sonra mahkemeye dilekçe vererek şikayetçi olmadığını belirtti.

Dilekçeyi kaleme alan Babacan avukatı Hüseyin Kaderoğlu, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine verdiği dilekçede müvekkilinin mağdur veya suçtan zarar gören sıfatının olmadığını söyledi. Kaderoğlu, “yargılama konusu edilen suç isnatları arasında ‘hükümete karşı suç’ olması dolayısıyla Ali Babacan’ın isminin dosyada yer aldığını tahmin ettiklerini” ekledi.

Bu durumu Ali Babacan’ın birçok kez medyada beyan ettiğini ifade eden Kaderoğlu “Müvekkilinin soruşturma ve kovuşturma aşamalarının hiçbir safhasında mahkemeye mağdur olduğunu, zarar gördüğünü, yargılanan kişilerden şikayetçi olduğunu belirtmediğini” ifade etti. Buna karşın gerekçeli kararda Ali Babacan’ın isminin olduğunu belirten Kaderoğlu, müvekkilinin isminin listeden çıkartılmasını istedi. “Dosyada müvekkilimin iradesi hilafına yer alan ‘mağdur’ sıfatının kaldırılmasını talep ederim” dedi.

Ali Babacan, Gezi döneminde 61. hükümette Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’ın yardımcısı konumundaydı.

Davutoğlu da dilekçe vermişti

Gelecek Partisi Genel Başkanı ve Gezi döneminin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da Haziran başında mahkemeye dilekçe vererek bir şikayetlerinin olmadığını söylemişti. Davutoğlu’nun avukatı Ahmet Başçı mahkemeye sundukları dilekçede “Müvekkilimiz bu dosyayla ilgili olarak bu zamana kadar herhangi bir şikayette ve beyanda bulunmamış, taraf olmamıştır” demişti.

Gezi davasında müştekiler kimlerdi

61. hükümet dahil 746 kişi dosyada müşteki olarak belirtilmişti. Müştekilerin başında dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan vardı. Yine dönemin Başbakan Yardımcıları ve Bakanları Bülent Arınç, Ali Babacan, Beşir Atalay, Bekir Bozdağ, Binali Yıldırım, Egemen Bağış, Erdoğan Bayraktar, Ahmet Davutoğlu, Muammer Güler, Ömer Çelik, Mehmet Şimşek, Nabi Avcı, Zafer Çağlayan, Sadullah Ergin gibi isimler müştekiler arasındaydı.

Gezi Davası kararı

25 Nisan’da karar duruşması görülen Gezi Davasında İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesi Osman Kavala’ya ‘hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüsten’ ağırlaştırılmış müebbet, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Ali Ekmekçi’ye ise bu suça yardımdan 18 yıl hapis cezası verdi. Heyette bulunan üye hakim Murat Bircan’ın AKP’den Samsun milletvekili aday adayı olduğu ortaya çıktı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın