JP Morgan, Türkiye İçin Yıl Sonu Enflasyon Tahminini Yükseltti

Merkezi New York’ta bulunan yatırım bankası ve finansal hizmetleri şirketi JP Morgan, Türkiye için yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 49,5’ten yüzde 63,1’e çıkardı. 2023 sonu tahminini de yüzde 19’dan yüzde 22,5’e yükseltti.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) dün açıkladığı haziran ayı enflasyon rakamlarının ardından JP Morgan, Türkiye için 2022 yıl sonu enflasyon tahmini yukarı yönlü revize etti.

‘Ölçmek ve tahmin etmek zor’

Para politikasının aşırı şekilde gevşek olmaya devam ettiği ve enflasyona neden olan dış faktörlerde değişiklik olmadığı ortamda fiyat baskılarının büyümeye devam ettiğini belirten JP Morgan, “Enflasyonunun böyle çılgın seviyelerde olduğu zamanlarda, enflasyonu ölçmek ve tahmin etmek çok daha zor hale geliyor” değerlendirmesini yaptı.

Dünya’nın haberine göre “Bugünkü verilerini enflasyon beklentilerinde daha da kötüleşmeye yol açması büyük olasılık ve politika görünümü dikkate alındığında enflasyon muhtemelen bir süre için daha büyük bir problem olmaya devam edecek” ifadelerini kullanan JP Morgan, 2022 yıl sonu için TÜFE beklentisini yüzde 49,5’ten yüzde 63,1’e çıkardı. 2023 yıl sonu için TÜFE tahminini de yüzde 19,0’dan yüzde 22,5’e yükseltti.

Seçim yorumu

Enflasyon tahminleri için risklerin hala yukarı yönlü olduğunu belirten JP Morgan, yaklaşan seçimlerin zamanlaması ve sonuçlarının, seçim öncesi uygulanacak politikaların, ortodoks politikalara ne zaman dönüleceğinin, enflasyonda orta vadeli rotayı belirleyeceğini de vurguladı.

Paylaşın

Selahattin Demirtaş’tan ‘Değişim’ Çağrısı

Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “İğneyi kendimize batırmadan önümüze gelene çuvaldızı batırmanın kimseye yararı yok” ifadelerini kullanarak ‘değişim’ çağrısında bulundu.

“Eğer diğer muhalefetten Kürt açılımı bekliyorsak biz de HDP olarak Türkiye açılımı yapmak zorundayız” diyen Demirtaş’ın T24’te yayımlanan “İğneyi kendimize” başlıklı yazısı şöyle:

“AKP-MHP suç ortaklığı, devleti ele geçirmek ve toplumu teslim almak için akıl almaz hukuksuzluklara ve ahlaksızlıklara imza atarak zaten ağır aksak işleyen sistemi iyice çökertti. Her alanda korkunç bir çürüme yaşanıyor.

Adeta trafik magandası gibi, yolda makas atıp tüm şeritleri tıkamış durumdalar. Ne kimsenin geçmesine izin veriyor ne de kendileri ilerliyorlar.

Değişim cesaret ister

Bu durumda muhalefet, iktidarın peşine takılmak yerine yeni yollar bularak ilerlemek zorunda. Bu da ancak “değişim” ile mümkün olabilir.

Siyasette değişim yürek ister, cesaret ister. İstediğiniz kadar bilgiye ve deneyime sahip olun, cesaretiniz yoksa değişimi başlatamazsınız. Alışılmış kalıplarla siyaset yaparak, kendi konfor alanınızda kalarak ne partinizi ne de toplumsal ilişkileri değiştirebilirsiniz.

AKP algılar siyaseti yapar

AKP, olgulardan çok algılar üzerinden siyaset yapan bir yapıdır. Bu yöntemi, özellikle seçim dönemlerinde çok daha fazla ve pervasızca kullanır.

Muhalefet çok güçlü ve somut projeler ile olgulara dayalı siyaset üretse bile AKP’nin yarattığı algıları kırmadan geniş kitlelere ulaşamaz.

Muhalefetin bu konuda bir dezavantajı var; AKP tek merkezden algı üretirken muhalefet bu algılara karşı çok merkezden yanıt vermek durumunda.

Teklik değil, ortaklık

Bu durumu aşacak ortak stratejiler üzerinde çalışılmalıdır.

Ortak dil, medyanın ortak kullanımı, ortak sloganlar, ortak eylem ve etkinlikler, ortak çözüm projeleri ve en nihayetinde ortak adayla saha çıkılırsa emin olun, seçim en az 80’e 20 kazanılır.

Çuvaldızın yararı yok

Bugünkü koşullarda Altılı Masa ile HDP merkezli muhalefet arasında kurumsal bir iş birliği pek olası görünmüyor. Bunun en temel nedeni, AKP’nin ürettiği algılar ve muhalefetin bu algılara cesur bir değişim hamlesiyle yanıt verememesidir.

Burada yegane sorumlu elbette Altılı Masa değildir. HDP’nin de eksikliği ve sorumluluğu vardır. Önce iğneyi kendimize batırmadan, önümüze gelene çuvaldızı batırmanın kimseye bir yararı yok.

HDP siyasi bir mucizedir

Evet, HDP baskılardan en büyük payı alan partidir. Kitlesi en çok horlanan, en çok zulüm gören partidir.

Cezaevleri HDP’lilerle doludur. HDP’nin yüzlerce belediyesi gasp edilip kayyum atanmıştır. Neredeyse her gün de onlarca üyesi hukuksuz operasyonlarla tutuklanmaktadır.

HDP üzerinde büyük bir medya ambargosu var. Hakkındaki kapatma davası devam ediyor.

Tüm bunlara rağmen HDP en çok direnen, dimdik ayakta kalmayı başarmış olan bir siyasi mucizedir. Bunu da dinamik, fedakar, cesur tabanına, halka borçludur.

Değişimi kendimizden başlatma cesareti

Ancak HDP’nin yaşadığı mağduriyetler, siyasi kararlar alırken duygusal davranma gerekçesi olamaz. Türkiye’de değişim istiyorsak bunu kendimizden başlatma cesaretini göstermek zorundayız. Aksi halde, haklı olmamıza rağmen yeterince inandırıcı olamayız.

Kendi hassasiyetlerimize saygı beklediğimiz her yerde, başkalarının hassasiyetlerine gerekli saygıyı göstermek zorundayız.

Elbette bütün bu hassasiyetlerin sınırı da demokratik ortak değerlerdir. Kimse kimseye, farklı hassasiyetleri ortak değer olarak dayatmamalıdır.

Türkiye açılımı

Eğer diğer muhalefetten Kürt açılımı bekliyorsak biz de HDP olarak Türkiye açılımı yapmak zorundayız. Mağdur kimliğimizin bizi ezilmişlik veya öfke psikolojisine sokmasına izin vermeden, özgüvenle tüm Türkiye’yi kucaklamak zorundayız.

HDP’nin geçtiğimiz pazar günü büyük katılım ve coşkuyla düzenlenen 5. Olağan Kongresi bu değişim için önemli bir olanak ve zemin sunmuştur.

Siyasetin ve şiddetin bir arada olamayacağını bizim de bildiğimizi, bütün sorunlarımıza Türkiye’nin bütünlüğü içinde çözüm aradığımızı ve onurlu bir barış için ciddiyetle çalıştığımızı tüm Türkiye’ye en uygun dille, söylemle anlatmamız gerekir.

Bu sayede ekonomi, dış politika, eğitim, sağlık, tarım, adalet gibi temel başlıklarda Türkiye’yi düze çıkaracak politikalarımızı daha rahat anlatabiliriz.

Alışkanlıklarımızdan vazgeçelim

Biz bunu başardığımız oranda AKP’nin ürettiği algılarla baş etmek mümkün ve kolay olur. Tüm muhalefetin demokrasi için iş birliği yapması da kaçınılmaz hale gelir.

Bizim yapacağımız doğru hamlelere rağmen muhalefet algılara teslim olmaya devam ederse işte o zaman çuvaldızı onlara batırma hakkımız doğar.

Bunun için ilkelerimizden değil, korkularımızdan ve alışkanlıklarımızdan vazgeçmemiz yeterli.

Değişim zamanı

Dedim ya, değişim cesaret ister. Şimdi o cesareti göstermenin, değişimi kendimizden başlatmanın tam zamanı. Emin olun, gerisi domino taşı gibi gelir. Toplum herkesi değişim için daha fazla zorlar ve demokrasiye bir adım daha yaklaşırız.

Değişim şimdiden başlamalı ki, seçimden sonra güçlü bir şekilde sürebilsin.

Paylaşın

Çaya Son İki Ayda Üçüncü Zam Geldi

Mayıs ortasında yüzde 43.7 zamlanan çayda fiyat artışı sürüyor. Geçen hafta fiyatı yüzde 2.5 artan çaya bugün de yüzde 9.5’lik bir zam daha geldi. Sektör paydaşları, yeni zamların gelebileceğini öne sürüyor.

Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğünün (Çaykur) 16 Mayıs tarihinde çaya ortalama yüzde 43.71 zam yapmasının ardından fiyat artışları sürüyor.

Bloomberg HT’nin haberine göre, geçen hafta fiyatı yüzde 2.5 artırılan çaya bugün de yüzde 9.5 zam daha geldi.

Böylece çaya iki aydan daha az bir sürede toplam yüzde 61.3 zam yapılmış oldu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 14 Mayıs tarihinde 2022 yılı yaş çay taban alım fiyatını açıklamıştı. Yaş çayda geçen yıl 3,87 TL olan alım fiyatı yüzde 73 artışla 6 lira 70 kuruşa, kilogramda 13 kuruş olan destekleme primi de yüzde 130,8 artışla 30 kuruşa çıkarılarak fiyat 7 TL seviyesine yükseltilmişti.

Sektör paydaşları, Temmuz ve Ağustos aylarında çaya yeni zamların gelebileceğini öne sürüyor.

Paylaşın

Dünya’nın Merkezinde Şaşırtıcı Değişim!

ABD’deki Virginia Tech College’dan yerbilimci Ying Zhou, Dünya’nın dış çekirdeğinde bazı değişimlerin meydana geldiğini tespit etti. Zhou’nun bu keşfi yapmasında 20 yıl arayla meydana gelen iki depremden elde edilen sismik gözlemler etkili oldu.

Bilim insanı, ilk etapta iki depremden elde edilen ölçümleri inceleyerek aralarında önemli farklılıklar tespit etti. Bu farklılıklar, gezegenin dış çekirdeğindeki konveksiyonda, yani metal akışında önemli değişimler olduğu anlamına geliyordu.

Mayıs 1997’de Güney Pasifik Okyanusu’ndaki Kermadec Adaları bölgesini büyük bir deprem sarsmıştı. 20 yıldan biraz daha uzun bir süre sonra, Eylül 2018’de aynı bölgede bir deprem daha meydana gelmişti.

Aradan geçen 20 yıla rağmen, deprem aynı noktayı vurduğu için aynı hızda sismik dalgalar göndermesi gerekiyordu. Ancak Zhou, beklenenin olmadığını fark etti.

Gerçek zamanlı sismik titreşimleri kaydeden 4 istasyondan gelen veriler, 2018’deki deprem sırasında SKS dalgaları diye bilinen sismik dalgaların yaklaşık bir saniye daha hızlı hareket ettiğini ortaya koydu.

Bu da dış çekirdekte artık daha hafif elementlerin salındığını öne süren ama teorisine bir türlü kanıt bulamayan Zhou için büyük bir fırsattı.

Dış çekirdekte neler oluyor?

Dünya’nın merkezi, son derece yüksek basınç ve sıcaklıkla karakterize olduğu için burada sıvı bir dış çekirdeğin demir içerikli katı iç çekirdeği çevrelediği düşünülüyor.

Bu dış çekirdekte sıvı haldeki demir ve nikel sürekli akış halinde. Konveksiyon adı verilen bu akış, elektrik akımları üreterek gezegenin manyetik alanını oluşturuyor.

Manyetik alan koruyucu bir kalkan gibi Dünya’yı sarıyor ve atmosferin zamanla yok olmasını engellerken gezegen yüzeyini de Güneş’ten gelen radyasyondan koruyor.

Öte yandan, Zhou’ya göre dış çekirdekteki konveksiyon hep aynı kalmıyor.

“Kuzey’deki jeomanyetik kutba bakarsanız yılda yaklaşık 50 kilometre hızla hareket ettiğini görürsünüz” diyen Zhou, sözlerini şöyle sürdürdü:

Kanada’dan Sibirya’ya doğru hareket ediyor. Manyetik alan her gün aynı değil. Değişiyor. Bu yüzden dış çekirdekteki konveksiyonun da zamanla değiştiğini düşünüyoruz ama doğrudan bir kanıt yok. Hiç görmedim.

Sismik veriler çekirdeğin yoğunluğundaki değişimlere işaret ediyor

Hakemli bilimsel dergi Nature’da yayımlanan yeni araştırmada Zhou, işte bu değişime bir kanıt sunmak için yola çıktı.

Bahsi geçen iki depremden elde edilen ölçümleri karşılaştıran bilim insanı, ikinci depremde SKS dalgalarının daha hızlı hareket etmesini şöyle açıkladı:

Bu dalganın ilerlediği yolda bir şeyler değişmiş. O yüzden artık daha hızlı gidebiliyor. Demek ki 20 yıl önce orada olan bir malzeme artık yok.

Zhou, “Yeni malzeme ise daha hafif” diye ekledi: Bu hafif elementler yukarı doğru hareket ediyor ve o bölgedeki yoğunluğu değiştiriyor.

Bilim insanı söz konusu araştırma makalesinde dış çekirdekte 1997’den bu yana hidrojen, karbon ve oksijen gibi daha hafif elementlerin salındığını savundu.

Makaleye göre bu durum dış çekirdeğin yoğuluğunda yaklaşık yüzde 2-3’lük bir azalmaya denk geliyor. Dolayısıyla konveksiyon akışı da saatte yaklaşık 40 kilometreye ulaşıyor.

Şu anda dünya çapında sismik dalgaları gerçek zamanlı takip eden 152 Küresel Sismografik Ağ İstasyonu mevcut. Zhou, “Artık dış çekirdeği görebiliyoruz” diye konuştu:

Eğer onu sismik dalgalardan görebiliyorsak, gelecekte de sismik istasyonlar kurabilir ve bu akışı izleyebiliriz.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

İsveç Yargıtayı: Karara Bağlanmış İade Davaları Gözden Geçirilmeyecek

İsveç’te Yargıtay Başkanı Anders Eka, Türkiye’nin iadesini istediği kişiler arasında bulunan 19 kişinin daha önce yargılandığını, karara bağlanmış iade davalarını yeniden gözden geçirmeyeceklerini söyledi.

Ankara’nın “terörist” olarak gördüğü 19 kişinin iadesi daha önce İsveç mahkemesi tarafından reddedilmişti.

İsveç merkezli Dagens Nyheter gazetesine konuşan İsveç Yargıtay Başkanı Anders Eka, “Daha önce karara bağlanmış davaları oturup tekrar inceleyemeyiz. Bizim görevimiz herhangi bir engel olup olmadığını kontrol etmek.” ifadelerini kullandı.

Yüksek Mahkeme, Başsavcı tarafından yürütülen soruşturmanın ardından iade davalarını değerlendiriyor. İsveç vatandaşlığı olanların hiçbir şekilde iade edilmeyeceği İsveç Başbakanı tarafından açıklanmıştı.

Yargıtay Başkanı Eka, “Yüksek Mahkeme’de görev yaptığım süre boyunca hiçbir zaman bir İsveç vatandaşına (iadesine) ilişkin talebin yargılanmasına dahil olmadım” sözleriyle İsveç vatandaşlarının iadesinin mümkün olmadığını söyledi.

NATO Zirvesi öncesinde Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasında üçlü muhtıra imzalanmış ve Ankara, bu ülkelerin NATO’ya katılımına dair vetosunu kaldıracağını bildirmişti.

Türkiye’nin bu ülkelerin İttifak’a kabul edilmesine dair koşullarından biri de İsveç ve Finlandiya’nın istenen kişileri Türkiye’ye iade etmesi yönünde.

İsveç basınına göre Ankara’nın sunduğu ilk listede 33 isim vardı bu liste daha sonra 73’e çıkarıldı.

“Erdoğan’ın listesindeki 19 kişi daha önce yargılandı ve iadesi reddedildi” başlığıyla verilen mülakatın yer aldığı haberde, İsveç mahkemelerinin bu davalardan en az 19’una baktığı ve iadeyi zaten reddettiği yer aldı.

Anders Eka, “Engel olmasa bile hükümetin (iade etmeme gibi) bir seçeneği var.” diye konuştu

Yüksek Mahkeme, 2000 yılından bu yana Türkiye’nin İsveç’ten iadesini talep ettiği 30’dan fazla davaya baktı.

Mahkeme sadece dört davada iadeye engel bir durum olmadığı sonucuna vardı.

Bunlardan biri hırsızlık, ikisi uyuşturucu kaçakçılığı ve bir diğeri de soyguna teşvik ve yasa dışı olarak özgürlükten yoksun bırakma suçlarından mahkum olmuş kişiler.

İsveç Suçluların İadesi Kanunu, 1957 tarihli Avrupa Konseyi Suçluların İadesi Sözleşmesi ile uyumluluk arz ediyor.

Sözleşmeye göre suçluların iadesi askeri veya siyasi suçlar için verilmiyor. Çifte suçluluk gerektiriyor, yani suç isnadının her iki ülkede de bulunması şartı aranıyor.

İadesi istenen kişiye isnat edilen suçun İsveç’te de cezalandırılabilir halde olması gerekiyor.

Başbakan Andersson, Erdoğan’ın ’73 terörist iade edilecek’ açıklamasını yalanlamadı

Bu arada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen hafta sona eren NATO Zirvesi’nde İsveç’in üyeliği için Türkiye’ye “73 teröristin iadesi konusunda söz verdiğine” ilişkin ifadelerini İsveç Başbakanı Magdalena Andersson yalanlamayı reddetti.

Andersson, İsveç ve Finlandiya’nın NATO adaylığı üzerindeki Türk vetosunun kaldırılması için Ankara’ya verildiği belirtilen ve ülke kamuoyunda tepki toplayan taahhüt konusundaki gazetecilerin ısrarlı sorularını yanıtsız bıraktı.

“Sekiz yıldır bakanlık görevlerinde bulunuyorum ve müzakere masasında konuşulanlar hakkında hiç konuşmadım” diyen Andersson, “Bu beni şu anda biraz zor bir duruma sokuyor” diye ekledi.

Basın toplantısında ülkesinin pozisyonunu tekrarlayan Andersson, “İsveç ulusal ve uluslararası hukuka saygı göstermeye devam edecek, hiçbir İsveç vatandaşı iade edilmeyecek, karar bağımsız makamlar ve mahkemeler tarafından alınacak. Terörist faaliyetlere karışmadıysanız, endişelenecek bir şeyiniz yok” demişti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

AİHM Büyük Daire’de Osman Kavala Kararı 11 Temmuz’da

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, Osman Kavala davasının, 11 Temmuz’da, saat 11.00’de Strasbourg’daki mahkeme binasında kamuya açık olarak görüleceğini ve karar verileceğini açıkladı.

Büyük Daire, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “kararların bağlayıcılığı”nın düzenlendiği 46/1 maddesine dayanarak, Türkiye’nin AİHM kararına uymamasıyla ilgili toplanıyor. Dosya, üye devletlerin kararlara uymasını denetleyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin, mahkemenin 10 Aralık 2019 kararının uygulanmamasıyla ilgili ihlal prosedürü başlatmasının ardından Büyük Daire’ye taşınmıştı.

Osman Kavala davası ve AİHM kararı

İlk tutukluluk

Osman Kavala’nın ilk olarak 1 Kasım 2017’de tutuklandı. “Hükümeti devirmek veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs (TCK 312)” ve “cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni devirmeye teşebbüs” (TCK 309) suçlaması yöneltildi.

Tutukluluk nedeni Gezi Direnişiydi ve protestoların planlayıcısı, yöneticisi ve finansörü olmakla itham edildi.

Daha ilk yargılama devam ederken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kavala’nın makul şüphe olmadan siyasi sebeplerle tutuklandığını belirterek ‘derhal tahliye edilmesi’ yönünde bir karar verdi.

AİHM kararına rağmen tahliye edilmeyen Kavala’nın iddianamenin hazırlanması ve sonrasında yapılan yargılama tam 2 yıl 3 ay 17 gün sürdü.

Silivri’deki 30. Ağır Ceza Mahkemesi 18 Şubat 2020’de Gezi Davasında beraat ve Osman Kavala hakkında tahliye kararı verdi.

Osman Kavala tahliyeye hazırlanırken aynı gün ilk olarak hakkında gözaltı kararı çıkartıldı. Özgürlüğüne kavuşamadan tekrar tutuklandı. Bu kez tutuklanma gerekçesi 15 Temmuz soruşturmasıydı. Hatta aynı dosyadan 11 Ekim 2019’da “tutuklama tedbiri ölçülü değil” denilerek resen tahliye edildiği ortaya çıktı.

Bu sırada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yargıya müdahale sayılabilecek bir hamleyle beraat kararı veren mahkemeyi eleştirdi. Arkasından da Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) beraat kararı veren mahkeme heyeti hakkında soruşturma başlattı.

İkinci suçlama ‘casusluk’

Osman Kavala yeniden tutuklanmasının ardından bu kez “siyasal veya askeri casuslukla (TCK 328)” suçlandı. İlerleyen süreçte Gezi Davası’nın savcısı Edip Şahirer beraat kararını İstinaf’a taşıdı.

Adalet Bakanlığı, Anayasa Mahkemesi’nde Osman Kavala’nın tutukluluğunu savundu. Kavala’nın herhangi bir hakkının ihlal edilmediğini iddia etti. Kavala’nın ‘casusuluk’ suçu işlediğine dair kuvvetli belirtinin olduğu savını ortaya attı.

Hatta AİHM’in ihlal kararıyla Osman Kavala’nın ikinci tutukluluğu arasında suç farkı olduğunu belirterek yargılamanın aynı olmadığını söyledi.

Ancak bu sırada Avrupa Konseyi AİHM kararının Osman Kavala üzerindeki tüm suçlamaları kapsadığını belirten ve yeniden ‘derhal tahliye’ isteyen bir açıklama yaptı.

İddianame savcısı bakan yardımcısı oldu

Artık AYM’den Osman Kavala’nın tutukluluğuyla alakalı bir hüküm beklerken bu sefer ikinci iddianame geldi. İddianame de daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla Adalet Bakan Yardımcılığına atanacak olan dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Hasan Yılmaz’ın elinden çıktı. Kavala hazırlanan bu ikinci iddianamede “siyasal veya askerî casuslukla” suçlandı.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi bunlar yaşanırken tekrar tekrar Osman Kavala’nın serbest bırakılmasını istedi. Türkiye’yse uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülüklerini hatırlattı.

Devamında Osman Kavala iddianamesini Savcı Hasan Yılmaz’ın yazdığı davanın yargılaması başladı. Mahkemeden beklenen tahliye kararı çıkmadı. Tahliye kararı çıkmadığı gibi ilerleyen günlerde de Anayasa Mahkemesi karar vermeyi sürekli ertelediği Osman Kavala’nın bireysel başvurusunda “ihlal yok” dedi. Ancak karar Genel Kurul’dan 7 üyeye karşı 8 üyenin oy çokluğuyla çıktı.

Gezi Davası sil baştan

Hemen ardından da İstinaf, Savcı Edip Şahiner’in başvurusunda Osman Kavala’nın ve diğer Gezi sanıklarının beraat kararını bozdu.

İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi de İstinaf kararı uyarınca Osman Kavala’nın casuslukla yargılandığı davayı Gezi Davasıyla birleştirdi. Derken 21 Mayıs 2021’de de Gezi Davasının görülmesine yeniden başlandı.

Bu sırada mahkeme bu sefer çArşı’yla Gezi davalarının bileştirilmesine karar verdi. Ancak birleştirmeye ‘muvafakat’ veren de İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Mahmut Başbuğ’du. Başbuğ İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığına getirildi. Kendi talebine muvafakat verdikten sonra İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine geri döndü.

İlerleyen süreçte yine duruşmalar görüldü. Cumhurbaşkanı Erdoğan yeniden yargılamaya müdahale edercesine Osman Kavala’yı hedef aldı. Osman Kavala bunun üzerine artık duruşmalara katılmayacağını ve savunma yapmayacağını açıkladı.

Bir yandan yargılama devam ederken bu sefer savcı Edip Şahiner çıkıp Gezi’yle çArşı davasının ayrılmasını istedi. Bu sırada da Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, AİHM kararını yerine getirmediği için Türkiye’ye karşı ihlal sürecini başlattı.

Casusluk suçlaması kayboldu yerine TCK 312 geldi

21 Şubat 2022’deki duruşmada da Gezi’yle çArşı davaları ayrıldı. Ancak Osman Kavala yine tahliye edilmedi. Ve herkes 21 Mart’ta yapılacak son duruşmayı beklerken savcı Edip Şahiner celse arasında esas hakkındaki mütalaasını verdi.

Şahiner mütalaada Osman Kavala için Mücella Yapıcı’yla birlikte ‘ağırlaştırılmış müebbet’ istedi. Bunu talebi de “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs (TCK 312)” suçuyla gerekçelendirdi.

Ancak Osman Kavala’nın ikinci tutukluluk gerekçesi bu suçlama değildi. Osman Kavala ilk Gezi yargılamasında beraat ettikten sonra serbest bırakılmadan tekrar tutuklanınca bu sefer “siyasal veya askeri casuslukla (TCK 328)” suçlanmıştı. Ve Osman Kavala’nın tutukluluk nedeni olarak bu suçlama gösterilmişti.

Sonuç olarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, AİHM kararına uymayarak Osman Kavala’yı bu suçlamadan müebbet hapse mahkum etti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

‘Orman Yangını’ Çıkma Olasılığı Yılda 10 Gün Arttı

Bilim insanları, yalnızca ısınan gezegeni değil, aynı zamanda insan faaliyetleri, arazi kullanımı ve değişen bitki örtüsü üretkenliği gibi; orman yangınlarının başlangıcını ve yayılmasını önemli ölçüde etkileyen diğer faktörleri de hesaba katarak geçmiş, şimdiki ve gelecekteki orman yangını eğilimleri arasındaki ilişkiyi araştırdı.

Doğu Anglia Üniversitesi (UEA) liderliğindeki bir araştırma ekibi, 500’den fazla araştırma makalesini değerlendirerek, uydu verileri ve bilgisayar modellerindeki veri kümelerini yeniden analiz ederek, orman yangınları riskinin iklim krizine bağlı olarak küresel ölçekte arttığını tespit etti.

İklim krizi koşullarına bağlı olarak yangın havası (orman yangınlarına elverişli sıcak ve kuru hava) arttığı için, tüm dünyadaki ormanlar daha sık ve daha şiddetli şekilde yanmaya duyarlı hale geliyor.

İklim krizi ve yangın

Küresel sıcaklıklar artmaya devam ederse, iklim krizinin yangın riskleri üzerindeki etkisi gelecekte daha da artacak.

Araştırmada yer alan bulgular, yıllık yangın havası mevsiminin 1979’dan 2019’a yılda 14 gün arttığını ve aynı dönemde aşırı yangın havası olan günlerin sıklığının 10 gün arttığını ortaya koydu.

Bu artışlar şimdiye kadar özellikle batı Kuzey Amerika, Amazon ve Akdeniz’de belirgindi. Sıcaklıklar Sanayi Devrimi öncesi seviyenin –2 derece’nin– üzerine çıkarsa Sibirya, Kanada ve Alaska’nın kuzey ormanları da büyük olasılıkla benzer süreçleri yaşayacak.

Dünya genelinde sıcaklıklar 3 dereceye ulaşırsa, tüm dünya daha önce benzeri görülmemiş yangın havasıyla karşı karşıya kalacak.

Yıkıcı zararlar

UEA Çevre Bilimleri Araştırma Görevlisi ve çalışmanın da baş yazarı olan Matthew Jones “Orman yangınlarının toplum, ekonomi, insan sağlığı ve geçim kaynakları, biyolojik çeşitlilik ve karbon emisyonu üzerinde yıkıcı zararları olabilir,” diyor.

Jones: “Orman yangını eğilimleri ile iklim krizi arasındaki bağlantıyı netleştirmek, gelecekte orman yangını tehditlerini anlamak için kritik öneme sahip. Toplumlar, iklim krizine bağlı artan yangın risklerini ya bastırabilir ya da bununla mücadele edebilir. Bölgesel eylemler ve politikalar, orman yangınlarını önlemek veya şiddetini azaltmak için önemli hale gelebilir.”

Yangın havası: Ormanlık alanlarda, yangının çıkmasına uygun olan hava koşulları. Bu gibi durumlarda ormancılara, ormanla ilgili kurum ve kuruluşlara, sıcaklık, nem, rüzgâr yön ve hızı ve görüş uzaklığı bilgilerini içeren hava durumu ihbar ve tavsiyeleri hazırlanıp gönderilir.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

HDP’li Saruhan Oluç: Kongremiz Net Mesajlar Verdi

HDP’li Saruhan Oluç, partisinin 5. Büyük Kongresi için yaptığı değerlendirmede, “HDP bu kongrede çok net mesajlar verdi. Hem iktidara hem de muhalefete çok net mesajlar verdi. Buradayız, varız, var olacağız, güçlüyüz dedik. Çünkü haklıyız, farklılıklarımızla birlikteyiz, bir bütünüz dedik” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Oluç, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “HDP bir tabela partisi değildir. Sizin kapatacağınız bir halk partisidir, işte halk da burada bu görüntüde dedik. HDP’siz ve Kürtsüz bir gelecek tasarlayanlara, masa başı siyaset mühendislerine, HDP’yi kapatmakla uğraşanlara bu kongrede çok net bir mesaj verildi, boşa çabalamayın denildi. Umut ve cesaret mesajlarını bir kez daha verdi” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Oluç, şunları söyledi:

“İki konuya değineceğim bugünkü basın toplantısında. Birincisi bugün saat 10:00 itibariyle yıllık ve aylık enflasyon verileri açıklandı. TÜİK Saray’dan kendisine gönderilen zarfı açtı ve o zarftaki verileri sundu. Haziran ayı enflasyonu bu açıklamaya göre yüzde 4,95 oldu. Altı aylık enflasyon yüzde 42,35 oldu, yıllık enflasyon yüzde 78,62. TÜİK’ten önce iki açıklama yapıldı. Bir tanesi ENAG’ın açıklamasıydı.

Onlar yıllık enflasyonu yüzde 175’i aşmış olarak gösterdiler. Hadi bağımsız araştırmacılara inanmayanlar için ikinci rakam daha var. Birkaç gün önce ay başında İstanbul Ticaret Odası (İTO), ki çok uzun yıllardır bu açıklamayı ve araştırmayı yapıyorlar, yıllık enflasyonu İstanbul çapında yüzde 94’ü aşmış olarak gösterdiler. Yani TÜİK’in açıkladığı rakamlar hem İTO’nun hem de ENAG’ın rakamlarından çok farklı oldu.

Hani çok iyi olduğumuz gıdaya geldiğimizde patates 2. sırada yüzde 243, şeker 4. sırada yüzde 147, margarin 5. sırada yüzde 138. Hani Nurettin Nebati’nin söylediği gıdada iyi durumdayız ya ama böyle bir durumla karşı karşıyayız. Saymaya devam edelim; makarna çeşitleri yüzde 117.8, meyve ve sebze suları yüzde 114, un ve diğer tahıllar yüzde 108. Gıdada çok iyi durumdayız ya böyle gidiyor bu liste. Bunu bir kenara koyalım, Nurettin Nebati’nin söylediği çok fazla ciddiye alınır değil.

Ama şunu son bir ayda gördük; halkın cebine 3 kuruş daha fazla girmesin diye AKP yetkilileri, yöneticileri ve ekonomi yönetimi de büyük bir çaba içindeydi. Hakikaten ciddi çalıştılar ve TÜFE Nisan ayında yüzde 7.25 olarak açıklandı, Mayıs’ta yüzde 2.98, Haziran’da yüzde 4.95.

Neden bu oynamalar diye baktığımızda ortada şunu görüyorsunuz. Milyonlarca kamu emekçisine verilecek zammı düzenlemek için operasyon yaptılar. TÜİK hileleri ile her bir emeklinin en az 1.000 lirası, her bir kamu emekçisinin en az 2.000 lirası çalınmış oldu. Yani açık bir şekilde iktidar TÜİK eliyle işçinin ve emekçinin maaşlarına, emeklinin maaşına yapılacak zammı düşük tutmak için bu operasyonu yaptı. Bunu geçtiğimiz yılın sonunda da yapmışlardı ve bir kez daha yaptılar.

Peki Hazine ve Maliye Bakanı’na soruyoruz: Senin bu icat ettiğin kur korumalı mevduat hangi ekonomi sınıfına giriyor? Üretim ekonomisi mi? Hangi üretime destek oluyorsun kur korumalı mevduatla, var mı bunun bir cevabı? Faiz açıklamaları yapıp adeta parti teşkilatına bağlamak hangi ekonomi modeline giriyor? Bunun bir cevabı var mı? Bankaların karları beşe ona katlandı. Son 6 aya baktığımızda rekorlar kırılıyor. Bankalar ne üretiyor?

Üretim ekonomisi mi bankalar? Karları katlanıyor, nasıl oluyor bu? Rant ekonomisi AKP’nin alameti farikasıdır, biz bunu biliyoruz. Sizin sürdürdüğünüz de aldığınız bütün ekonomik yöntemler de aslında bunun devamı olarak kur korumalı mevduat da böyle, GES’de böyle. Eylül’de faiz indirimi ile başlayan deneyin amacı dış açığı kapatıp enflasyonu düşürmekti değil mi? Yeni ekonomi modeli diye bunu ilan ettiler. Sonuç ne oldu? Yakın tarihin en hızlı ivmelenen enflasyonu ile karşı karşıyayız ve en yüksek dış açıkla karşı karşıyayız.

‘Gerçekleri anlatın’

Müthiş ihracatımız artıyor, rekor rekor kırıyoruz deniliyor ya, size bir resim göstereyim. Bu ihracat eğrisi rekor kırıyor ama bir rekor daha var ithalat. İthalat eğrisi de burada rekor üzerine rekor kırıyor. Dış ticaret açıkları buradan kaynaklanıyor. Hazine ve Maliye Bakanı ithalatı konuşmuyorsunuz, ihracatı konuşuyorsunuz.

Gelin bunu da konuşalım. Sizin ekonomi alanında aldığınız bütün önlemler ithalatı böyle patlattı. Ara malı ithalatına dayalı bir ekonomiden söz ediyoruz ve insanlar döviz kurları nereye doğru yükselecek bunu göremedikleri ve güvenmedikleri için ara malı stoku yapıyorlar ve ithalat patladı. Gerçekleri anlatın, Cumhurbaşkanına da gerçekleri anlatın ama siz anlatmıyorsunuz. Birinci üzerinde durmak istediğim konu buydu.

“Herkese teşekkürler”

İkincisi, dün büyük bir katılımla kongremizi gerçekleştirdik. Çok kitlesel bir kongre yaptık. Türkiye’nin yaşadığı zor koşullara rağmen katılım iyi oldu. Bunu söylerken ekonomideki zor koşulları kast ediyorum. Ulaşımdaki enflasyonu biraz önce söyledim ya ulaşım inanılmaz pahalandı.

Ama Türkiye’nin her tarafındaki insanlar, on binlerce insan geldi ve bütün Türkiye’ye, dünyaya, bölgeye ve Avrupa’ya çok net mesajlar verdiler. Kongremize katılan on binlerce arkadaşımıza, seçmenimize, parti yöneticimize, bu kongrenin gerçekleşmesi için çalışan herkese yürekten teşekkür ediyorum. Televizyonları başında bu kongreyi izleyenlere ve gösterdikleri heyecana ve coşkuya, bize gönderdikleri mesajlara teşekkür ediyoruz.

Bu ses dalga dalga her tarafa yayıldı. HDP bu kongrede çok net mesajlar verdi. Hem iktidara hem de muhalefete çok net mesajlar verdi. Birincisi; buradayız, varız, var olacağız, güçlüyüz dedik. Çünkü haklıyız, farklılıklarımızla birlikteyiz, bir bütünüz dedik. HDP bir tabela partisi değildir. Sizin kapatacağınız bir halk partisidir, işte halk da burada bu görüntüde dedik. HDP’siz ve Kürtsüz bir gelecek tasarlayanlara, masa başı siyaset mühendislerine, HDP’yi kapatmakla uğraşanlara bu kongrede çok net bir mesaj verildi, boşa çabalamayın denildi. Umut ve cesaret mesajlarını bir kez daha verdi.

Çözüm gücüdür HDP dedi. Türkiye’de Kürt sorunu dahil olmak üzere ekonomi ve sosyal alandaki bütün sorunlar için anahtar güç biziz , çözüm gücüyüz dedi. Yıkıcı ve bozucu değil demokrasiyi inşa gücüyüz dedi. Çok net olan bu mesajlar hem iktidara hem de muhalefete verilmiş oldu.

Biz memnunuz yaptığımız kongreden, tekrar bu kongrede emeği geçen herkese çok teşekkür ediyoruz. Eş Genel Başkanlarımız Pervin Buldan ve Mithat Sancar yeniden seçildiler. Yeni PM, disiplin kurulumuz ve uzlaştırma kurulumuz seçildi. Çok geniş bir çerçevede katılım oldu. Türkiye’deki kanaat önderlerinin, aydınların, yazarların ve akademisyenlerin içinde yer alacağı ve HDP’li olmasa da HDP ile birlikte tartışacağı, eleştireceği, öneri yapacağı bir zemin olacak Danışma Kurulu da ilan edilmiş oldu. Herkese çok teşekkür ediyoruz.”

Vekil maaşlarına ilişkin tartışmaların içinde olmak istemiyoruz”

Soru: Emekli vekillerin maaşları düzenlendi. 39 bin 500’leri bulacak bir vekil emekli maaşı. Aktif maaşla beraber 98 binlere geliyor, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben rakamları, detayları bilmiyorum, bir hesaplama yapmadım onun için bir şey diyemem. Fakat daha önce vekil emeklilerinin maaşlarının cumhurbaşkanına endekslenmiş olması zaten teknik olarak yanlış bir durumdu. Bunun değiştirilmesi gerekiyordu. Bu epeydir tartışılan bir konuydu. Bu gerçekleşmiş oldu. Rakamlarla ilgili bir şey söylemeyeceğim, fakat paketin tamamına hayır oyu verdiğimiz için bu tartışmaların çok içinde olmak istemiyoruz.

Soru: Çankırı Dodurga’da yapılan seçimleri iktidar genel seçimin bir göstergesi olarak değerlendirdi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yani bir gösterge olarak algılayıp önümüzdeki dönemi tasarlıyorlarsa böyle yapmaya devam etsinler. O zaman seçimlerde herkes görür gösterge olup olmadığını. Umarım kendilerini çok fazla kaptırmazlar ya da tersini söyleyeyim inşallah kaptırırlar ve o şekilde devam ederler. Çünkü seçimde sandık geldiğinde herkes hak ettiği cevabı alacaktır.

Paylaşın

8 Yılda 18 Bin 685 Yabancı Sağlık Çalışanı Türkiye’de Çalışmaya Başladı

Çoğunluğu hekim ve yoğun bakım hemşireleri olmak üzere, son yıllarda çalışmak amacıyla yurt dışına giden Türk sağlık çalışanlarının sayısı rekor seviyede. Bunun yanısıra, yurt dışından Türkiye’ye çalışmaya gelen yabancı sağlık çalışanları da bulunuyor. 

Bu kişilere dair haberler sosyal medyada yer alırken, “aile hekimlikleri” olarak da bilinen Aile Sağlık Merkezleri’nde (ASM) çok sayıda yabancı kökenli aile hekimi olduğu görülüyor.

Peki Türkiye’deki yabancı sağlık çalışanlarının durumu nedir?

Bu kişiler yurt dışına giden Türk hekimlerinin ve diğer sağlık çalışanlarının yerini doldurabilir mi?

Yabancı sağlık çalışanlarının sayısı belli ancak kaçının hekim olduğu net değil

Konuyla ilgili Independent Türkçe’den Ali Kemal Erdem’e konuşan Türk Tabipler Birliği (TTB) Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut Türkiye’de göreve başlayan yabancı sağlık çalışanlarının sayısına dair rakam olduğunu ancak bunların kaçının hekim olduğuna dair net bir bilgiye sahip olmadıklarını söyledi.

Çünkü Bulut’un açıklamasına göre Sağlık Bakanlığı bu bilgiyi, TTB ile paylaşmıyor.

Bulut’un TTB kayıtlarına dayanarak verdiği bilgiye göre 2012 ile 2022 arasında Türkiye’de çalışma izni alarak çalışmaya başlayan bütün branşlardaki yabancı sağlık çalışanları (doktor, hemşire, teknik eleman vs. tamamı) ile aynı dönemde yurt dışına gitmek için TTB’den “İyi Hal” belgesi alan ve branşı sadece hekimlik olan Türk çalışanlarının sayıları şöyle:

Her yıl gelen yabancı sağlık çalışanı da yurt dışına giden Türk hekim de arttı

2012: 309 yabancı sağlık çalışanı geldi, 59 Türk hekim yurt dışına gitti

2013: 555 yabancı sağlık çalışanı geldi, 90 Türk hekim yurt dışına gitti

2014: 856 yabancı sağlık çalışanı geldi, 118 Türk hekim yurtdışına gitti

2015: 1056 yabancı sağlık çalışanı geldi, 150 hekim gitti

2016: 1346 yabancı sağlık çalışanı geldi, 245 hekim gitti

2017: 1574 yabancı sağlık çalışanı geldi, 482 hekim gitti

2018: 4144 yabancı sağlık çalışanı geldi, 802 hekim gitti

2019: 4603 yabancı sağlık çalışanı geldi, 1047 hekim gitti

2020: 4242 yabancı sağlık çalışanı geldi, 931 hekim gitti

8 yılda 18 bin 685 yabancı sağlık çalışanı geldi, 3924 Türk hekim gitti

Yani 2012 ile 2020 arasında Türkiye’de 18 bin 685 (sadece doktorlar değil bütün branşlarda) yabancı sağlık çalışanı çalışma izni ile çalışmaya başlarken, aynı dönemde 3924 Türk hekim çalışmak üzere yurt dışına gitti.

Yine aynı tabloda her yıl yurt dışına giden Türk hekimler ile Türkiye’ye gelen yabancı sağlık çalışanlarının sayısının arttığı dikkat çekiyor.

Peki gelen yabancı sağlık çalışanları Türkiye’den giden hekimlerin boşluğunu doldurabilir mi?

“Yabancı hekimler giden Türk hekimlerin yerini dolduramaz”

2020’ye kadar olan net verileri paylaşan Bulut, illerden gelen verilere göre 2021 yılında da Türkiye’ye 4500 kadar yabancı sağlık çalışanının geldiğini bildiklerini kaydetti.

2021’de yurt dışına giden Türk hekim sayısının 1405 olduğunu hatırlatan Bulut, şöyle devam etti:

Elimizde Türkiye’ye gelen yabancı sağlık çalışanlarının kaçının hekim olduğuna dair veri yok. Ancak 2021’de gelen 4500 kişi içinde olsa olsa 300’ü bilemedin 500’ü hekimdir.

Oysa aynı sürede yurt dışına giden Türk hekim sayısı ortada. Dolayısıyla bir kere sayılar bile birbirlerini karşılamıyor.

Ayrıca bizde geçmişte genç ya da pratisyen hekimler yurt dışına giderken artık gidenlerin çoğu uzman hekimler.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şubat ayındaki ‘Giderlerse gitsinler’ açıklamasından sonra gidişler daha da hızlandı” diyen Bulut, “Etik gereği adlarını açıklamam doğru olmaz ama artık yurt dışına giden hekimler arasında isim yapmış cerrahlar ve profesörler bile var. Çünkü hepsinin iyi hal belgesini ben imzalıyorum” açıklamasını yaptı.

Bulut, gelen yabancı hekimlerin ise eğitim durumlarının ve mesleki deneyimlerinin bilinmediğini söyledi ve ekledi: Dolayısıyla asla gidenlerin yerini dolduramazlar.

İstanbul’da 4650 aile hekiminin 500’ü yabancı

Türkiye’deki yabancı hekimlerin cerrahi branşlardan ziyade aile hekimliklerinde yoğunlaştığı görülüyor.

Sosyal medyaya düşen belgeler de daha çok İstanbul’da aile hekimliklerine yapılan atamalarla ilgili oluyor.

İstanbul Aile Hekimleri Derneği Başkanı Dr. Serkan Özbakış, Independent Türkçe’ye yaptığı açıklamada İstanbul’da şu an 4650 aile hekimi olduğunu bunun 500 kadarının yabancı hekim olduğunu belirtti.

Özbakış, İstanbul’da beş yıldır yabancı uyruklu hekimlerin aile hekimi olarak görevlendirildiğini de söyledi.

İstanbul’da her ay aile hekimliği için yerleştirmeler yapıldığını kaydeden Özbakış, “Bu yerleştirmeye kamuda çalışan hekimler katılır. Bunun dışında iki veya üç ayda bir de kamu dışından hekim alıyoruz. Kamu dışından alınan hekimliklere genellikle yabancı uyruklu hekimler başvuruyor. Sosyal medyaya en son yansıyan listede geçen ocak ayındaki yerleştirmeye ait” diye konuştu.

“Dil sınavından geçmeden göreve başlatılıyorlar”

Özbakış, buna karşın Anadolu’daki boş aile hekimliklerinin kamudan gelen hekimlerce doldurulabilmesinden dolayı, İstanbul dışında daha az yabancı aile hekiminin olduğunu kaydetti.

İstanbul Aile Hekimleri Derneği Başkanı Özbakış, yabancı aile hekimleri konusunda en önemli sıkıntının dil noktasında yaşandığını belirterek şunları söyledi:

Yurt dışına giden Türk hekimlerin gittikleri ülkelerde önce dil sınavından geçmesi gerektiği halde Türkiye’deki şu anki mevzuatlar gereği yabancı sağlık çalışanlarının işe başladıktan sonraki bir yıl içerisinde Türkçe’yi bildiğini sınava girip göstermesi gerekiyor idareye.

Yani başladığı zaman aslına bakarsanız yeterli bir Türkçeye sahip olmayabiliyor. Onun için sıkıntılar yaşanıyor.

“Dilimize hakim olmayanların görevlendirilmesi sıkıntılar yaratıyor”

Aile hekimleri olarak “Yabancı doktor gelmesin” diye bir tavırlarının söz konusu olamayacağını kaydeden Özbakış, “Gerçekten donanıma sahip, gerekli eğitimleri tamamlamış yabancı uyruklu bir hekim de çalışabilir. Ancak Türkiye’de okumamış, dilimize, kültürümüze, yeterli donanıma sahip olmayan bir kişinin gelip çalışması hem sistem, hem hizmet sunumu açısından sıkıntılar yaratıyor” şeklinde konuştu.

Özbakış, ayrıca yabancı kökenli hekimlerin her semtte görevlendirilebildiklerini ancak mültecilerin yoğun olduğu semtlerde kadro boşluğunun daha fazla olmasından dolayı buralarda yoğunlaştırıldıklarını söyledi.

“Türkiye’de tıp fakültesi okuyan yabancılar ülkelerine dönmüyorlar”

Kendisi de bir aile hekimi olan TTB Merkez Delegesi Dr. Recep Koç da yabancı kökenli hekimlerin ciddi bir kısmının Türkiye’deki tıp fakültelerinde eğitim gördüğünü söyledi.

Türkiye’deki tıp fakültelerinde çok sayıda yabancı kontenjanı açıldığını hatırlatan Koç, “Okulu bitirince ülkelerine dönmüyorlar. Bunlara zorunlu hizmet yok. Bir kısmı ihtisas yapıyor, bir kısmı da pratisyen hekim olarak sözleşmeli olarak aile hekimliklerinde çalışmaya başlıyor. Çünkü artık aile hekimliği cazibeli bir yer değil” dedi.

Recep Koç, “Kamudan hekim bulamadıkları için boş kalan birimlere yabancı uyrukluları yerleştiriyorlar. Son zamanlarda yabancı dil sınavlarını bile işe başladıktan sonra yaptıklarından, Türkçe’yi çok az bilenler bile çalışabilmektedir” diye konuştu.

Paylaşın

Babacan’dan Dikkat Çeken ‘Aday’ Açıklaması

Altılı masanın ortaklarından DEVA Partisi’nin Lideri Babacan, katıldığı bir televizyon programında, olası Cumhurbaşkanı adayından önce sistemin konuşulması gerektiğini söyleyerek, “Birkaç ay daha, altılı masadan kimse somut isim beklemesin” ifadelerini kullandı.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, FOX TV’de yayınlanan İlker Karagöz ile Çalar Saat programında, dün 5. toplantısını gerçekleştiren “altılı masa”nın çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Babaca, olası Cumhurbaşkanı adayına ilişkin de konuştu.

Geçiş sürecinin yol haritasına ilişkin konuştuklarını ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem hedeflerinin olduğunu söyleyen Babacan, “Önce sistemi konuşup işi tanımlamamız lazım. Parlamenter sisteme geçene kadar seçilecek Cumhurbaşkanı ülkeyi nasıl yönetecek? Şu andaki sistem gibi ‘Ben aklıma eseni yaparım’ mı diyecek, yoksa kendini destekleyen partilerin görüşü ile onlarla istişare içerisinde mi bir yönetime tarzı ortaya koyacak? Bütün bunları belirlememiz gerekiyor. Bunları belirlemeden isim üzerinden bir tartışmayı çok yanlış buluyoruz” dedi.

‘Birkaç ay daha altılı masadan kimse somut isim beklemesin’

Önceliğin sağlam bir kurumsal yapı olduğunu söyleyen Babacan, “Geçiş sürecinde ülkenin nasıl yönetilmesi gerektiğini çalışıyoruz. Bunlar bittikten sonra, ‘Peki hadi bakalım, bu işi en iyi kim yapar?’, onu konuşmaya başlayacağız. Birkaç ay daha altılı masadan kimse somut isim beklemesin. Her toplantımızda, ‘Bu toplantıda aday ortaya çıkacak mı, çıkmayacak mı?’ diye beklenmesin. Çünkü biz bunu zaten ilan ettik. ‘Bu sürecin sonunda, seçim yaklaşınca konuşacağız’ dedik” ifadelerini kullandı.

“Aday isimlerinin ortalıkta dolaşmasını, kamuoyunda bir tartışma sürmesini sıhhatli görüyoruz” diyen Babacan, “Olası Cumhurbaşkanı adaylarıyla alakalı toplumun ‘olur’ ya da ‘olmaz’ şeklinde değerlendirmeleri ülkeyi ortak bir kanaate doğru götürecek. Vatandaşlarımız, ülke için en iyi aday konusunda görüş birliğine ulaşacaktır” diye konuştu.

Paylaşın