Selahattin Demirtaş’ın Çağrısı İktidarın Hoşuna Gitmeyebilir

Karar gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren, Kasım 2016’dan bu yana Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın HDP’ye yönelik ‘değişim’ çağrısını yorumladı.

Demirtaş’ın kendi partisine yönelik çağrılarının iktidarın hoşuna gitmeyebileceğini söyleyen Taşgetiren, ilk olarak Demirtaş’ın şu ifadelerini okurlarına aktardı:

“Eğer diğer muhalefetten Kürt açılımı bekliyorsak biz de HDP olarak Türkiye açılımı yapmak zorundayız. Mağdur kimliğimizin bizi ezilmişlik veya öfke psikolojisine sokmasına izin vermeden, özgüvenle tüm Türkiye’yi kucaklamak zorundayız.”

HDP’nin yaşadığı mağduriyetler, siyasi kararlar alırken duygusal davranma gerekçesi olamaz. Türkiye’de değişim istiyorsak bunu kendimizden başlatma cesaretini göstermek zorundayız. Aksi halde, haklı olmamıza rağmen yeterince inandırıcı olamayız.

Kendi hassasiyetlerimize saygı beklediğimiz her yerde, başkalarının hassasiyetlerine gerekli saygıyı göstermek zorundayız.”

‘Cezaevinden yapılan çağrı önemlidir’

Taşgetiren, Demirtaş’ın ‘Türkiyeleşmek’ siyasetinin yeni olmadığını vurgulayarak “Sonraki gelişmelerde o hassasiyetin geri plana düştüğü değerlendirmeleri yapılmıştır. Doğrudur yanlıştır, ancak şu anda cezaevinden yapılan çağrı önemlidir” dedi; ardından şunları kaydetti:

“Demirtaş, iğne – çuvaldız benzetmesini burada kullanıyor. ‘Değişimi kendimizden başlatalım, yani iğneyi kendimize batıralım, muhalefet hala aynı tavırda ısrar ederse o zaman çuvaldızı onlara batırabiliriz.’ İğne-çuvaldız metaforunun özeti bu.

Tabi burada, netleşmesi gereken hususlardan biri ‘siyaset – şiddet ilişkisinin reddi’nin çerçevesi ise, diğeri de ‘Türkiye’nin bütünlüğü içinde çözüm’ün çerçevesidir.

Bu çerçeveler önemli, ama her iki konuda Türkiye’nin hassasiyetini gündeme almak da önemli. Bunun HDP için bir sorun olduğunu kabul de önemli.

Demirtaş, her iki konunun, ‘Kürt sorunu’ genel başlığında paydaş olan birçok odağı ilgilendirdiğini bilir. ‘Siyaset ve şiddet’ denildiğinde mesela, bunun ‘HDP’yi de ikincil konuma iten başat odağın inisiyatifinden nasıl kurtulunacağı?’ sorusuyla bağlantılı olduğu açıktır. Nasıl halledilecek o mesele?

‘Türkiye’nin bütünlüğü içinde’ yaklaşımı da, içerik değerlendirmesini ve yapısal anlamda uzlaşmayı zaruri kılıyor. Buna rağmen, ortada, herkesin ön yargısız kafa yorması gereken bir sorun olduğu açık.

Meclis’teki üçüncü partiye kapatma davası açılmış, bu partinin kazandığı bütün belediyelere kayyım atanmış, arkası gelmeyen operasyonlarla toplanmadık HDP yöneticisi kalmamış, sınır ötesi operasyonlar ve evlere ateş düşüren şehit haberleri devam ediyor.

‘Demirtaş, kendi kitlesine sesleniyor. Muhalefetten de anlayış bekliyor’

Yani içerde – dışarda çözüm bulunması gereken bir sorun söz konusu. Demirtaş, kendi kitlesine sesleniyor. Muhalefetten de anlayış bekliyor.

Bu çağrı, iktidarın hoşuna gitmeyebilir. Çünkü olayın bir ‘seçim’ boyutu var. Seçim söz konusu olduğunda da iktidar ‘İmralı’nın Edirne’dekine hesap sorması’nı bile dikkate alır da, Edirne’dekinin ‘şiddete tavır’ ve ‘Türkiye bütünlüğü’ hassasiyetini ıskalayabilir.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Erdoğan, En Büyük Endişesini Açığa Vurdu

Gazeteci Murat Yetkin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz gün Ankara Ticaret Odası’nda gerçekleştirilen Geçmiş Dönem Belediye Başkanları İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nda yaptığı açıklamaları değerlendirdi.

Yetkinreport.com’da yayınlanan yazısında “Erdoğan’ın yüreğine seçimi kaybedebileceği korkusu düşmüş ve bu korkunun nedenini gayet doğru olarak saptamış. Erdoğan’ın yüreğine düşen korku 2023 seçiminin kızgınlık ve kırgınlık seçimi olması” diyen Yetkin, şöyle devam etti:

“O yüzden diyor ‘Bu seçim kızgınlıkla, kırgınlıkla, nefsaniyetle hareket edilebilecek bir seçim değildir’ diye.

Kime diyor? Güya ‘istişare ve değerlendirme’ toplantısı için Ankara’ya çağırdığı AK Parti’nin ‘Geçmiş Dönem Belediye Başkanlarına’. İstişare ve değerlendirmenin anlamı genellikle bir konuşma da onlara yapmak, daha doğrusu bir konuşma da onlara hitaben yapmak oluyor.

Zaten böyle bir toplantının yapılması bile başlı başına Erdoğan’ın artık kendi partisindeki kan kaybının farkında olduğunu ve onu durdurma çabasına girdiğini gösteriyor.

Yirmi yıllık iktidarında kimler geldi, kimler geçti? Herkesin gönlünü hoş tutmak mümkün değil. Ama seçimi yitirebileceği korkusu yüreğine düşmüş AK Parti liderinin. ‘Kayıpları telafi edeceğiz’ sözüne sarılıyor.”

Yazının tamamını için TIKLAYIN

Erdoğan ne demişti?

Erdoğan, İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyelerinin kaybedilmesinden dolayı üzüntü duyduğunu söylemiş, ardından “Seçimi kaybettik demiyorum sadece başkanlık nezdinde diyordum. Çünkü meclislerini biz kazandık. Bunu iyi anlatmamız lazım” ifadesini kullanmıştı.

2023 seçimleri için ”Kızgınlık, kırgınlık, nefsaniyetle hareket edilebilecek bir seçim değildir” diyen Erdoğan, şöyle devam etmişti: Türkiye, dünün Türkiye’si değil. Eser ve hizmetlerimizle çok ileri ve farklı bir yerdeyiz. Artık kaybedecek çok şeyimiz var.

Paylaşın

Yılın İlk 5 Ayında 690 Bin Kişi İşten Atıldı

İŞKUR verilerine göre yılın ilk beş ayında işverenler tarafından en az 698 bin 757 kişi işten çıkarıldı. İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısı ise geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 20.9 artarak 3 milyon 568 bin 171 kişi oldu.

Türkiye İş Kurumu’nun (İŞKUR) yeni yayımladığı “Aylık İstatistik Bülteni”ni yayımladı.

Yayımlanan verilere göre, yılın ilk beş ayında işverenler tarafından işten çıkarılan en az 689 bin 757 kişi işsizlik ödeneği almak için İŞKUR’a başvurdu. Bu kişilerin ise sadece 336 bin 60’ı bu ödeneği almaya hak kazandı. Mayıs ayında ise 112 bin 657 kişi işten çıkarıldığı için İŞKUR’a başvururken ödenek alabilen kişi sayısı 57 bin 27 kişi olarak kayıtlara geçti.

Haziran 2022 itibarıyla İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısı ise geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 20.9 artarak 3 milyon 568 bin 171 kişi oldu. Bu kapsamda kayıtlı işsiz sayısı kadınlarda yüzde 23.3 artışla 1 milyon 744 bin 862 kişi, erkeklerde yüzde 18.8 artışla 1 milyon 823 bin 309’a yükseldi.

Cumhuriyet’in haberine göre, yine İŞKUR verilerine göre, geçen hazirandan 2021’in aynı ayına kıyasla işverenlerin eleman talebini gösteren “açık iş” sayısı toplamda yüzde 31.9 artışla 236 bin 505, özelde yüzde 33.4 artışla 236 bin 45 ve kamuda yüzde 80.1 düşüşle 460 adet oldu. “İşe yerleştirme” ise yüzde 44.5 artışla 154 bin 37 kişi.

Paylaşın

Doktorlar 7-8 Temmuz’da ‘Şiddete Karşı’ İş Bırakıyor

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Konya Şehir Hastanesi’nde görev yapan Dr. Ekrem Karakaya’nın bir hasta yakını tarafından silahlı saldırıyla öldürülmesi üzerine basın toplantısı yaptı.

Basın toplantısında konuşan TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Nursel Şahin, şiddetin her geçen gün arttığını, iktidarın da ne toplumu ayrıştıran şiddet dilinden vazgeçtiğini ne de etkili bir şiddet yasası çıkardığını söyledi.

Şahin, “Biz suçluyu biliyoruz. Hastalarımız ve hekimlerimiz ancak birlikte hareket ederek güç alacağız. Öfkemiz mutlaka galebe gelecek” diye konuştu.

TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Kazım Doğan Eroğulları da 7-8 Temmuz’da grev kararı aldıklarını duyurdu. Yarın alanda hep birlikte olacaklarını ve gözler görmemeye, kulaklar duymamaya devam ederse daha büyük eylemler de yapacaklarını söyledi.

“Tıkanan sağlık sisteminin sorumluluğu doktorların üzerinde”

TTB Merkez Konseyi II. Başkanı Doç. Dr. Ali İhsan Ökten tarafından okunan basın açıklaması şöyle:

“Türk Tabipleri Birliği olarak bu şiddet sarmalının genişlemesi karşısında defalarca iktidarı uyardık. Sağlıkta şiddetin münferit olmadığını, bunun toplumsal ve politik bir sorun olduğunu tekrar tekrar açıkladık. Sağlık kurumlarında meydana gelen silahlı saldırıların artışı nedeniyle bu konuda önlemler alınmasını ve 6136 sayılı yasada değişiklik yapılmasına ilişkin yasa teklifini önerdik. Ancak tüm uyarılarımız görmezden gelindi, bilinçli bir yaklaşımla şiddetin kaynağı toplumsal bağlamından koparılarak sorun bireylere indirgendi.

“Bugün bu yaklaşımın yıkıcı sonucuyla yeniden karşılaştık. Ülkede artan şiddet iklimi, bizlerin sadece çalışma koşullarını bozmakla kalmadı maalesef can güvenliğimizi de ciddi oranda tehdit eder hale geldi. Her anlamıyla tıkanan sağlık sisteminin tüm sorumluluğu hekimlerin ve sağlık çalışanlarının omuzlarına yıkılmakta, bu durum bizlerin hedef olmasına neden olmakta, sağlık alanında yürütülen politikalar bizlere, şiddet, ölüm, çaresizlik, umutsuzluk olarak geri dönmekte. Dün bize giderlerse gitsinler diyenlere sesleniyoruz, bugün bir meslektaşımız sonsuzluğa gitti. Siz de sorumlususunuz.

“İş bırakıyoruz”

“Şiddet karşısında hekimlerin/sağlık çalışanlarının kılına zarar gelmesine tahammülümüz kalmadı. Şiddet daha önce de defalarca belirttiğimiz gibi, öngörülebilir ve önlenebilir toplumsal bir sorundur ve bu sorun çözüme niyetli bütünlüklü politikalarla aşılabilecektir.

“7 ve 8 Temmuz tarihlerinde ülke genelinde iş bırakıyoruz. Sağlık kurumlarımızın ve sağlık müdürlüklerinin önünde olacağız ve tepkilerimizi haykıracağız.

“Son yolculuğunda meslektaşımızın yanında olacağımızı belirterek şiddet karşındaki taleplerimize kulak tıkayanlardan, söylemleri ve politikalarıyla şiddeti teşvik edenlerden mücadelemizi yükselterek hesap soracağımızı bir kez daha ifade ediyoruz.”

Paylaşın

TFF’den Dikkat Çeken ‘Yabancı Oyuncu’ Kararı

TFF, Süper Lig’de uygulanan en fazla 14 yabancı kuralının devam edeceğini açıkladı. TFF, bunun yanında, kulüplerin 14 yabancı oyuncu dışında kalan her bir yabancı oyuncu için TFF’ye 500 bin TL ödeme yapacağını duyurdu.

Haber Merkezi / Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), Süper Lig ve 1. Lig oyuncu uygunluklarında düzenlemeye gitti. TFF’den konuya ilişkin yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“TFF Yönetim Kurulu tarafından, kulüplerimize devam eden transfer sürecinde kolaylık sağlamak ve A Takım Listelerini daha rahat oluşturabilmeleri amacıyla, yabancı kuralı korunarak 2022-2023 Futbol Sezonu İlan Edilmesi Gereken Hususlar’ın “Süper Lig Futbolcu Uygunluğu” ve “TFF 1. Lig Futbolcu Uygunluğu”nda yeni bir düzenlemeye gidildi.

Buna göre; Süper Lig kulüplerinin A Takım Listesinde bulunduracağı en fazla 14 yabancı kuralı devam edecek olup, transfer dönemi içerisinde yabancı oyuncu transferlerini daha rahat yapabilmeleri için imzalamış oldukları sözleşmeler tescil edilecektir.

Transfer dönemi bitiminde ise A Takım Listesine yazılacak 14 yabancı futbolcu dışında kulübe tescili devam eden yabancı futbolcular, müsabakalarda oynayamayacağı gibi her bir futbolcu için kulüpler Federasyona 500.000 TL alt yapı fon bedeli ödeyecektir.

Söz konusu düzenleme ile TFF 1. Lig kulüpleri için de A Takım Listesinde 8 yabancı uyruklu oyuncu bulundurma kuralı devam edecek, ancak kulüpler transfer sürecinde yeni yabancı uyruklu transferlerini tescil ettirme imkanı bulacaktır. Transfer dönemi sonunda 1. Lig kulüplerinin sözleşmeli oyuncu sayısı 8’in üzerine çıktığı takdirde, A Takım Listesine alınmayan oyuncular müsabakalarda oynayamayacaktır.”

Paylaşın

6 Ayda 842 İşçi İş Kazalarında Yaşamını Yitirdi

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi tarafından paylaşılan rapora göre 2022 yılının ilk 6 ayında en az 842 işçi, iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. İş cinayetlerinde yaşamını yitiren işçilerden 53 kadın 789 ise erkekti.

İSİG Meclisi tarafından paylaşılan raporda, devam eden işçi direnişleri selamlanırken; yeniden belirlenen asgari ücret ve sonrasında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin’in yaptığı açıklamalar eleştirildi. Bilgin’in açlık sınırının 3 bin 600 lira ile 4 bin lira arasında olduğuna ilişkin açıklamasına karşı farklı sendikalar tarafından yapılan araştırmalar hatırlatılırken, enflasyon ile birlikte fiyatlarda yaşanan artışlara dikkat çekildi.

“İşçi sınıfı sağlıklı ve güvenli çalışmak, yaşamak için örgütlenmelidir” ifadeleri ile raporda yer alan bölümde, “6331 Sayılı İş Sağlığı Güvenliği Yasası’nın Resmi Gazete’de yayınlanmasının üzerinden 10 yıl geçti. Bu süreçte 18 bin işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti, yüzbinlerce işçi yaralandı, birçok arkadaşımız sakat kaldı” denilirken, “Meslek hastalıklarına dair ise bir bilgimiz yok, zira tespiti yapılmıyor, gizleniyor” ifadeleri yer aldı.

2022 yılının ilk 6 ayında iş cinayetlerinde ölenlerin 26’sının (yüzde 3,08) sendikalı işçi, 816’sının ise (yüzde 96,92) sendikasız olduğu bilgisi raporda yer aldı. Söz konusu tabloya karşı örgütlenmenin önemine dikkat çekilen açıklamada, çözüme ilişkin öneriler de yer alırken, mücadeleye devam edileceği vurgulandı.

2022’nin ilk 6 ayındaki cinayetlerde öne çıkan noktalara da vurgu yapılırken, çocuk işçi ve mülteci/göçmen işçi ölümlerinde artışa işaret edildi. Göçmen/mülteci işçi ölümlerine dair, “Büyük bir çoğunluğunun kayıtdışı olarak çalıştıklarını ve yine bu yüzden iş cinayetlerinin gizlendiğini de unutmamalıyız” denildi.

181 günlük süreçte hayatını kaybedenlerden 729’unun ücretli (işçi ve memur) ve 113’ü kendi nam ve hesabına çalışanlardan (çiftçi ve esnaf) oluştuğu belirtildi.

İş cinayetlerinin iş kollarına göre dağılımı şöyle:

  • İnşaat, Yol iş kolunda 165 işçi
  • Tarım, Orman iş kolunda 144 emekçi (69 işçi ve 75 çiftçi)
  • Taşımacılık işkolunda 98 işçi
  • Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema iş kolunda 58 emekçi
  • Metal iş kolunda 55 işçi
  • Belediye, Genel İşler iş kolunda 49 işçi
  • Sağlık, Sosyal Hizmetler iş kolunda 40 işçi
  • Madencilik iş kolunda 34 işçi
  • Konaklama, Eğlence iş kolunda 32 işçi
  • Enerji iş kolunda 30 işçi
  • Savunma, Güvenlik iş kolunda 22 işçi
  • Gemi, Tersane, Deniz, Liman iş kolunda 21 işçi
  • Petro-Kimya, Lastik iş kolunda 19 işçi
  • Tekstil, Deri iş kolunda 18 işçi
  • Ağaç, Kâğıt iş kolunda 11 işçi
  • Çimento, Toprak, Cam iş kolunda 7 işçi
  • Gıda, Şeker iş kolunda 6 işçi
  • Basın, Gazetecilik iş kolunda 4 işçi
  • Banka, Finans, Sigorta iş kolunda 2 işçi
  • İletişim işkolunda 1 işçi
  • İş kolu belirlenemeyen 26 işçi

İş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı şöyle:

  • Trafik, Servis Kazası nedeniyle 165 işçi
  • Ezilme, Göçük nedeniyle 155 işçi
  • Yüksekten Düşme nedeniyle 128 işçi
  • Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 100 işçi
  • İntihar nedeniyle 46 işçi
  • Covid-19 nedeniyle 42 işçi
  • Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 41 işçi
  • Elektrik Çarpması nedeniyle 40 işçi
  • Şiddet nedeniyle 31 işçi
  • Patlama, Yanma nedeniyle 29 işçi
  • Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 12 işçi
  • Kesilme, Kopma nedeniyle 6 işçi
  • Diğer nedenlerden dolayı 47 işçi

2022 yılının ilk altı ayında iş cinayetlerinin cinsiyetlere göre dağılımı şöyle:

  • 53 kadın işçi
  • 789 erkek işçi

İş cinayetlerinin yaş gruplarına göre dağılımı şöyle:

  • 14 yaş ve altı 5 çocuk işçi
  • 15-17 yaş arası 17 çocuk/genç işçi
  • 18-27 yaş arası 116 işçi
  • 28-50 yaş arası 416 işçi
  • 51-64 yaş arası 183 işçi
  • 65 yaş ve üstü 58 işçi
  • Yaşı bilinemeyen 47 işçi

2022 yılının ilk 6 ayında 48 mülteci/göçmen işçi hayatını kaybetti. Bu işçilerin geldikleri ülkeler ise şöyle:

  • 19 işçi Suriyeli
  • 12 işçi Afganistanlı
  • 4 işçi Özbekistanlı
  • 3 işçi İranlı
  • 2 işçi Türkmenistanlı
  • 1’er işçi Belaruslu, Endonezyalı, Iraklı, Kuveytli, Rusyalı, Pakistanlı, Sırbistanlı, Ukraynalı ve Yunanistanlı.

Not: İSİG, iş kazalarını iş cinayetleri olarak değerlendiriyor.

Paylaşın

‘Devasa’ Ozon Deliği Keşfedildi

Dünya atmosferinin tropik bölge üzerindeki kısmının neredeyse tamamında, var olması beklenmeyen “devasa” bir ozon deliği tespit edildi. Gezegenin ozon tabakasında yıl boyunca var olan bir boşluğa yola açan delik, her yıl ilkbaharda açılan daha meşhur Antarktika ozon deliğinden 7 kat daha büyük.

Kanada’nın Ontario eyaletindeki Waterloo Üniversitesi’nden bilim insanı Profesör Çing-Bin Lu, araştırmasına göre deliğin 30 yıldan uzun süredir mevcut olduğunu ve dünya nüfusunun yarısının etkilenebileceği kadar büyük bir alanı kapladığını söyledi.

Profesör Lu, The Independent’a şunları söyledi: Sadece ilkbaharda görünen Antarktika ozon deliğinin aksine, tropikal ozon deliği 1980’lerden bu yana tüm mevsimlerde ortaya çıkıyor ve kabaca 7 kat daha büyük bir alan kaplıyor.

[Delik] yer seviyesindeki UV radyasyonunda artışlara, buna bağlı cilt kanseriyle katarakt risklerine, tropikal bölgelerde sağlık ve ekosistemler üzerindeki diğer olumsuz etkilere neden olabileceğinden küresel endişeye yol açabilir.

Profesör Lu, “ekvator bölgelerindeki ozon tükenme seviyelerinin orada bulunan büyük popülasyonları çoktan tehlikeye attığını ve bölgelere ulaşan UV radyasyonunun beklenenden çok daha fazla olduğunu gösteren ön raporların” mevcut olduğunu belirtti.

Lu, ozonun tükendiği muazzam alanın keşfinden bahsederken şunları söyledi: Bu büyük tropikal ozon deliğinin daha önce keşfedilmemiş olması kulağa inanılmaz geliyor. Ancak bu keşfin önünde işin doğasından kaynaklanan bazı zorluklar var

Birincisi, ana akım fotokimyasal teoriye göre tropikal bir ozon deliğinin var olması beklenmiyordu. İkincisi, mevsimsel olan ve esasen ilkbaharda ortaya çıkan Antarktik/Arktik ozon deliklerinin aksine, tropikal ozon deliği temelde mevsimler boyunca değişmiyor ve bu nedenle de orijinal gözlem verilerinde görünmüyor.

Araştırma, Antarktika’daki ozon deliğinde olduğu gibi, tropikal ozon deliğinin merkezindeki normal ozon değerinin yaklaşık yüzde 80 oranında tükendiğini ortaya koydu.

Yeni araştırma, ozonun nasıl tükendiğine ilişkin yaygın teorilerdeki farklılıklara da vurgu yapıyor. Geçmişte, kloroflorokarbonların (CFC) varlığı, ozonun tükenmesinin en büyük nedeni olarak kabul ediliyordu. CFC’leri yasaklayan 1987 Montreal Protokolü, kullanımda büyük azalma sağlamıştı.

Ancak küresel yasağa rağmen, en büyük, en derin ve en kalıcı ozon delikleri (Antarktika üzerindeki) 2000’lerin sonunda ve 2020-2021’de halen gözlemleniyordu. Profesör Lu, “Bu, tüm fotokimya-iklim modellerinde beklenmedik bir şeydi” dedi.

Uzaydan gelen kozmik ışınların atmosferdeki ozon miktarını azalttığı, kozmik ışına dayalı elektron reaksiyonu (CRE) olarak bilinen, ozon tükenmesine dair bir başka teori 20 yıl önce ilk kez Profesör Lu ve meslektaşlarınca ileri sürülmüştü.

Profesör Lu, gözlemlenen sonuçlar, hem Antarktika hem de tropikal ozon deliklerinin aynı fiziksel mekanizmadan kaynaklanması gerektiğine ve CRE mekanizmasının gözlemlenen verilerle mükemmel bir uyum sergilediğine güçlü biçimde işaret ediyor.

Şüphesiz ozonu tüketen başlıca gazlar CFC’ler fakat kozmik ışınlar hem kutupsal hem de tropikal ozon deliklerine yol açmada önemli bir tetikleyici rol oynuyor.

Araştırma, AIP Advances adlı bilimsel dergide yayımlandı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Yıllık Enflasyon 2022 Ve 2023 Sonunda Ne Kadar Olacak?

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı yıllık enflasyon haziranda yüzde 79’a dayandı. Muhalefet partileri ve bağımsız kurumlar Tüketici Fiyat Endeksi’nin (TÜFE) daha yüksek olduğunu savunurken iktidar enflasyonu kontrol altına aldığını ve aralık ayından itibaren düşeceğini iddia ediyor.

Peki, 2022 yılı sonunda enflasyon kaç olacak? Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tahminleri 2023 yılı sonunda enflasyonu kaç gösteriyor?

OECD’nin Haziran 2022 tarihli Ekonomik Görünüm Raporu’nda yer alan tahminlere göre Türkiye’de 2022 sonunda yıllık enflasyon yüzde 72 olacak. Türkiye bu oranla tüm OECD ülkeleri arasında zirvede yer alacak. OECD ortalaması ise yüzde 8,8 olacak.

OECD tahminine göre 2022 yılı enflasyon sıralamasında Türkiye’nin ardından ikinci sırada yüzde 60,1 ile Arjantin olacak. Bu iki ülkeden sonra gelen ülkelerde ise enflasyon belirgin şekilde düşük seyrediyor. Üçüncü sıradaki Rusya’da yüzde 16,2 olacak. Rapor, OECD üyesi olmayan önde gelen ülkeleri de kapsıyor. Rusya ve Çin bunların başında geliyor.

En düşük Japonya, Çin ve S. Arabistan’da

OECD tahminlerine göre 2022 yılı sonunda en düşük yıllık enflasyon yüzde 1,9 ile Japonya’da olacak. Bu oran Çin’de yüzde 2 ve Suudi Arabistan’da yüzde 2,2 seviyesinde seyredecek. Diğer bazı ülkelerde 2022 sonunda yıllık enflasyon şöyle olacak: Hollanda yüzde 9,2; Yunanistan yüzde 8,8; Almanya yüzde 7,2; ABD yüzde 7 ve Fransa yüzde 5,2.

2023’te Türkiye’de enflasyon yüzde 39 olacak

OECD’nin 2023 yılı tahmini ise Türkiye için yüzde 39. Türkiye 2023’te yüzde 51 ile zirvede yer alması beklenen Arjantin’in ardından ikinci sırada olacak. OECD ortalamasının ise yüzde 6,1 olması bekleniyor.

2023’te en düşük TÜFE ise yüzde 1,8 ile İsviçre ve yüzde 1,9 ile Japonya’da olacak. 2023 sonunda yıllık enflasyon diğer ülkelerde ise şöyle tahmin edildi: Yunanistan yüzde 3,4; Almanya yüzde 4,7; Hollanda yüzde 4,8 ve İngiltere yüzde 7,4.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Avrupa Parlamentosu, Nükleer Ve Doğalgazı ‘Çevre Dostu’ Olarak Tanımladı

Avrupa Parlamentosu (AP), bazı nükleer enerji ve doğal gaz yatırımlarını “çevre dostu” ve “sürdürülebilir” olarak sınıflandıracak tartışmalı plana destek verdi. Değişiklik önerisi 328’e karşı 287 oyla reddedildi. 33 milletvekili ise oylamada çekimser kaldı.

Avrupa Birliği genelindeki enerji yatırımlarının çevreye zararlı olup olmamalarına göre sınıflandıran yeni düzenlemeye iki komite tarafından söz konusu enerji kaynaklarının çevreci olarak tanımlanmaması için itiraz edilmişti.

Avrupa Parlamentosu’nun verdiği bu desteğin ardından AB Komisyonu’nun hazırladığı direktifin karar organı AB Konseyi’nden geçmesine artık kesin gözüyle bakılıyor.

Direktifin hayata geçmesinin ardından 2023 yılından itibaren yatırımcılar ve pazarlamacılar, AB’de doğal gaz ve nükleer enerji yatırımlarını bazı koşullara uyulması halinde “çevre dostu” olarak tanımlayabilecek.

Direktifi hazırlayan AB Komisyonu, söz konusu teklifi desteleyen ve karşı çıkan lobi gruplarının son bir yıldır yoğun baskısı altındaydı.

AB’deki çevre örgütlerinin şiddetle karşı çıktığı direktifin yürürlüğe girmesiyle AB’nin “çevre dostu” sınıflandırmasına dahil olan enerji yatırımları, finansmana daha kolay erişim sağlayacak.

AB ülkeleri içinde de konuyla ilgili ciddi görüş ayrılıklarının yaşandığı biliniyor. Direktife göre, ülkeler radyoaktif atıkları güvenli bir şekilde ortadan kaldırsalar, nükleer enerji sürdürülebilir bir yatırım olarak görülecek.

AB ikiye bölündü

Doğalgaz ve nükleer santraller üzerindeki tartışma Avrupa Birliği’ne üye ülkeleri ikiye bölmüş durumda. Brüksel’deki bürokratlar bu nedenle söz konusu yasa tasarısını defalarca yeniden yazmak zorunda kalmışlardı.

Yasa tasarısının son hali de Rusya’yla Ukrayna savaşı nedeniyle kriz durumu sürerken ve doğalgaz arzında sıkıntılar yaşanırken iklim değişikliği hedeflerinin nasıl tutturulabileceği konusunda çetin tartışmalara neden olmuştu.

Nükleer enerji atmosfere karbondioksit salımı yapmıyor, ancak radyoaktif atık üretiyor. Doğalgaz da gezegenin ısısını arttıracak emisyonlara yol açıyor.

Buna karşın kömüre kıyasla daha çevre dostu teknolojiler olarak nitelendiriyorlar ve bazı AB ülkeleri bu nedenle daha yeşil seçeneklere geçiş sürecinde kullanılabileceklerini savunuyor.

Nükleer enerjiye bağımlılığı yüksek olan Fransa ile halen yaygın şekilde kömür tüketen Polonya, yasa tasarısının başlıca destekçileri arasındaydı.

Avusturya ve Lüksemburg ise yasa tasarısının kabul edilmesi durumunda AB’yi dava edeceklerini söylüyorlar.

“Paris Anlaşması’na aykırı”

Yasa tasarısının mali piyasaları nasıl etkileyeceği konusunda da Avrupa Parlamentosu milletvekilleri arasında görüş ayrılıkları bulunuyor.

Bazıları doğalgaz ve nükleer santral projelerine yeşil statüsü verilmemesi durumunda, bunların çok ciddi maliyetlerle karşı karşıya kalabileceğini ileri sürüyor.

Buna karşın doğalgaza yapılacak yatırımı cesaretlendirmenin Rusya’nın doğalgaz kaynaklarına olan bağımlılığı arttırmaktan öte bir işe yaramayacağını öne sürenler de var.

Avrupa Parlamentosu’nun Yeşiller grubundan Hollandalı milletvekili Bas Eickhout, “Fosil yakıtları yeşil olarak sınıflandırırsak başka ülkelerin fosil yakıt tüketimlerini azaltmalarını nasıl talep edebiliriz? Bu Paris Anlaşması’na aykırı,” diyor.

Yasa tasarısına karşı çıkanlar nükleer enerjinin de kazalar, nükleer atık gibi nedenlerle riskler taşıdığına dikkat çekiyor ve güneş ve rüzgâr enerjisiyle ilerlemenin iklim ve çevre açısından en doğru seçenek olduğunu söylüyorlar.

Nükleer enerji mutlaka gerekli

AB Komisyonu İç Pazardan Sorumlu Üyesi Thierry Breton, ocak ayında basına verdiği demeçte, AB’nin 2050 yılına kadar iklime zarar vermeyen bir kıtaya dönüşme hedefini yakalamak için nükleer enerjinin gerekli olduğunu ifade etmişti.

Avrupa’da gelecek yıllarda bazı eskiyen nükleer santrallerin kapanacağını anımsatan Breton, “Sıfır emisyon hedefini yakalamak için devasa yatırımların seferber edilmesi gerekir. Sadece mevcut nükleer santraller için 2030’a kadar 50 milyar euro, yeni nesil nükleer santraller için ise 2050’ye kadar 500 milyar euroluk yatırım gerekecek. Bu, nükleere yılda yaklaşık 20 milyar euroluk yatırım anlamına geliyor.” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın