Çinli Elektrikli Araba Üreticisi BYD, Tesla’yı Tahtından İndirdi

Warren Buffett destekli BYD, Elon Musk’ın onları rakip olarak görmediğini söylemesinden 10 yıl sonra 2022’de elektrikli araç satışlarında yüzde 300 artış gördü. Çinli BYD’nin küresel satış listesinde zirveye çıkmasıyla Tesla, artık dünyanın en popüler elektrikli araba şirketi değil.

Independent Türkçe’de yer alan habere göre, Warren Buffett’ın Berkshire Hathaway yatırım grubu tarafından desteklenen Shenzhen merkezli araba üreticisi, 2022’nin ilk yarısında 641 bin elektrikli ve şarj edilebilir hibrit araç sattı.

Çin’de Kovid kısıtlamalarından kaynaklı tedarik zinciri ve üretim sorunlarıyla mücadele eden Tesla, aynı dönemde 564 bin elektrikli araba sattı.

BYD’nin satışları 2021’in ilk 6 ayına kıyasla yüzde 300’lük artış gösterdi. Bu, Çin’in önde gelen elektrikli araç üreticisi olarak yükselişiyle aynı döneme denk geliyor.

Asya ülkesi 2021’de, 2020’deki rakamın iki katına ulaşarak yarım milyondan fazla elektrikli araç ihraç etti. Bu sayılar giderek artan şekilde Çinli markalardan veya Volvo ve MG Motor gibi Çin sermayeli Avrupa markalarından oluşuyor.

BYD’nin yükseliş sürecinde, hisse fiyatlarında yıl başından bu yana yüzde 24’ten fazla, son 5 yıldaysa yüzde 500’den fazla artış görüldü.

Bu hafta yayımlanan şirket dökümanları, fosil yakıtla çalışan araç üretiminin Haziran 2022’de sıfıra indiğini de ortaya koydu. Bu sayı geçen yılın aynı ayında 17 binden fazlaydı.

Firma ayrıca, sadece Contemporary Amperex Technology’nin (CATL) arkasında kalarak Güney Koreli LG’yi geride bırakıp dünyanın en büyük ikinci elektrikli araç bataryası üreticisi oldu.

Tesla’nın patronu Elon Musk daha önce BYD’nin elektrikli araç hedeflerini ciddiye almamış, 2011’de Bloomberg’e verdiği röportajda gülmüş ve onları rakip olarak görmediğini söylemişti:

Arabalarını gördünüz mü? 

Harika bir ürünlerinin olduğunu düşünmüyorum. Özellikle çekici olduğunu sanmıyorum, teknoloji çok güçlü değil… Bence haklı olarak odaklandıkları nokta, Çin pazarında hayatta kaldıklarından emin olmak.

Paylaşın

AYM, Cizre’de Ölenlerin Yaşam Hakkının İhlal Edilmediğine Hükmetti

Anayasa Mahkemesi (AYM), Şırnak’ın Cizre ilçesinde 14 Aralık 2015 tarihinde ilan edilen sokağa çıkma yasağı sırasında hayatını kaybedenlerin yaşam hakkının ihlal edildiğine dair yapılan başvuruyu esastan reddetti.

AYM’nin resmi internet sitesinden yapılan açıklamaya göre, “güvenlik kuvvetlerinin güç kullanımı sonucunda ölüm olayının meydana gelmesi ve bu ölüm olayı hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği” suçlamasına ilişkin başvuru karara bağlandı.

Buna göre AYM, esas yönünden “Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının öldürmeme yükümlülüğü bakımından ihlal edilmediğine” hükmetti. Kararda ayrıca yine esas yönünden, “Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edilmediği” bildirildi.

Başvuruyu yapanların avukatı Ramazan Demir, Twitter hesabından AYM’nin kararına tepki gösterdi ve davayı, yeniden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıyacaklarını bildirdi.

Demir, “AİHM 2018’de yaptığı duruşmada AYM’nin vereceği kararı bekleyin demişti. AİHM’de yapılan duruşmada AYM’nin bugün verdiği kararı vereceğini ayrıntılı olarak ifade ettik ancak dikkate alınmadı. AYM’nin gerekçeli kararı bize ulaştıktan sonra dosyaları tekrar AİHM önüne taşıyacağız” ifadesini kullandı.

AİHM 2019 yılında “AYM kararını bekleyin” demişti

AİHM, 4 Nisan 2019 tarihinde aldığı kararda, 2015-2016 yıllarındaki çukur olayları sırasında Cizre, Silopi ve Sur’da uygulanan sokağa çıkma yasağıyla ilgili Türkiye aleyhine yapılan 32 başvuruyu “iç hukuk yolları tüketilmediği” gerekçesiyle reddetmişti.

Toplam 34 başvuru yapıldı

Çukur olayları sırasında mal ve can güvenliğinin sağlanması amacıyla ilan edilen sokağa çıkma yasaklarına ilişkin AİHM’e toplamda 34 başvuru yapıldı.

Adalet Bakanlığınca hazırlanan yazılı görüşler, 13 Temmuz 2017’de AİHM’e iletildi. AİHM, yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı, özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğinin ileri sürüldüğü bu 34 başvuru arasından daha önce 2 başvuruyu duruşmalı olarak incelemeye karar verdi.

Strazburg’da 13 Kasım 2018’de görülen duruşmanın ardından AİHM, 29 Ocak 2019’da açıkladığı kararlarla söz konusu 2 başvuruyu kabul edilemez buldu.

Kararda, AİHM yetkisinin ikincilliğine atıf yapılarak başvurucuların, AİHM’den önce şikayetlerini Türk mahkemeleri önünde dile getirmeleri gerektiği belirtildi.

Bu kapsamda özellikle başvuranlar tarafından Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvurularla ilgili incelemenin henüz sürdüğüne işaret edildi. Kararda, Anayasa Mahkemesi’nin tüketilmesi gereken ve etkili iç hukuk yolu olduğu vurgulandı.

AİHM, 4 Nisan 2019 tarihinde verdiği kararlarla, daha önceki kararlarına atıfta bulunarak Anayasa Mahkemesi önündeki başvuruların henüz inceleme aşamasında olduğunu, bu nedenle etkili iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirtti ve diğer 32 başvuruyu da kabul edilemez buldu.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

İstanbul’da Ekmeğe Zam: 4 TL

Temel gıda ürünlerinde zammın ardı arkası kesilmiyor. İstanbul’da 210 gram ekmeğin fiyatı 4 TL’ye yükseltildi. Ankara’da hafta başında ekmeğin fiyatına zam yapılmış ve 200 gram ekmeğin fiyatı 3 liradan 4 liraya çıkmıştı.

İstanbul Ticaret Odası’na (İTO) bağlı fırınlarda 210 gram ekmeğin fiyatı 4 TL’ye yükseltildi. Ekmek fiyat tarifelerinin belirlenmesi için odanın Temmuz ayı meclis toplantısında oylama yapıldı.

Dünya gazetesine göre oylama sonucunda, İstanbul’da “1 kilogram ekmek fiyatı azami 19,05 TL’yi geçmemek kaydıyla 210 gram ekmek için 4 TL olacak” şeklinde hazırlanan Azami Ekmek Fiyat Tarifesi kabul edildi.

Daha önce belirlenen tarifede bir kilogram ekmeğin azami fiyatı 14,28 TL olarak belirlenmiş ve 230 gram ekmeğin 3 TL’den satılması kararlaştırılmıştı.

Böylelikle ekmeğin kilogram fiyatına yüzde 33 oranında zam yapılmış oldu. Ankara’da hafta başında ekmeğin fiyatına zamn yapılmış ve 200 gram ekmeğin fiyatı 3 liradan 4 liraya çıkmıştı.

Paylaşın

Merkez Bankası Rezervleri 994 Milyon Dolar Azaldı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından Haftalık Para ve Banka İstatistikleri yayımlandı. 1 Temmuz itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri istatistiklere göre, 553 milyon dolar azalarak 59 milyar 789 milyon dolara geriledi. Brüt döviz rezervleri, 24 Haziran’da 60 milyar 342 milyon dolar seviyesindeydi.

Haber Merkezi / Söz konusu dönemde altın rezervleri de 440 milyon dolar azalışla 41 milyar 594 milyon dolardan 41 milyar 154 milyon dolara inerek Merkez Bankası’nın toplam rezervleri, 1 Temmuz haftasında bir önceki haftaya kıyasla 994 milyon dolar azalarak 101 milyar 936 milyon dolardan 100 milyar 942 milyon dolara düştü.

Brüt ve net döviz rezervi nedir?

Ekonomist Mahfi Eğilmez, brüt ve net döviz rezervi arasındaki farkı şu şekilde açıklıyor: Merkez Bankası, döviz rezervlerinin tamamının sahibi değil.

TCMB’nin rezervlerinin bir bölümü bankaların Merkez Bankası’nda tutmak zorunda olduğu zorunlu karşılıklardan oluşuyor. Bunları bir çeşit emanet döviz olarak görmek mümkün.

TCMB’nin son yıllarda rezerv opsiyon mekanizması aracılığıyla, TL mevduatlar karşılığında alması gereken zorunlu karşılıkları dövizle yatırma esnekliği tanımasıyla bu döviz rezervlerindeki emanet tutarda artış oldu.

Döviz rezervlerinin bir bölümünün emanet olması nedeniyle Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin toplamı brüt döviz rezervlerini gösteriyor. Merkez Bankası’nda emanet olarak duran miktarlar düşüldüğünde net döviz rezervine ulaşılıyor.

Net döviz rezervi nasıl hesaplanıyor?

Net döviz rezervi, TCMB verilerinde aktif kısımda yer alan dış varlıklardan, pasif kısımda bulunan toplam döviz yükümlülüklerini çıkardıktan sonra elde edilen rakamın o günün kuruna bölünmesiyle hesaplanıyor.

Formül şu şekilde: Net Rezerv = (Dış Varlıklar – toplam döviz yükümlülükleri) / Dolar-TL kuru

Swap hariç net rezerv ne demek?

Ekonomist Eğilmez’e göre net rezerv miktarı, swap işlemleriyle elde edilmiş (emanet) dövizleri de kapsadığı için bu rakam tam olarak net rezervi ifade etmiyor.

Bu yüzden net döviz rezervini emanet dövizleri çıkararak görebilmek için bu miktardan swap karşılığı elde edilmiş döviz tutarını düşmek gerekiyor. Swap hariç net rezerv ise şu şekilde hesaplanabiliyor:

Swap hariç net rezerv = Net rezerv – Swap işlemleri toplamı

Uluslararası rezerv nedir?

TCMB’nin (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) tanımına göre uluslararası rezervler; ülkelerin para otoriteleri tarafından kontrol edilen, kullanıma hazır, birbirlerine çevrilebilme özelliği bulunan ve uluslararası ödeme aracı olarak kabul edilen varlıklar.

Uluslararası rezerv olarak sayılan varlıklar şunlar:

  • Konvertibl (birbirlerine dönüştürülebilir) döviz varlıkları (euro, ABD doları, İngiliz sterlini vb.)
  • Uluslararası standartta altın
  • Özel Çekme Hakları
  • Uluslararası Para Fonu (IMF) Rezerv Pozisyonu

TCMB, rezervleri nasıl saklıyor?

Merkez Bankası, rezervlerin yönetiminde ülke menfaatine öncelik verdiğini aktarıyor. Bu amaçla, uluslararası rezervleri, anaparanın korunması ve gerekli likiditenin sağlanması için düşük riske sahip yatırım araçlarında değerlendiriyor.

Merkez Bankası, rezerv yönetimi sırasında karşılaşılabilecek risklerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve kabul edilebilir sınırlar içinde tutulabilmesi için risk yönetim stratejisi uyguluyor. Ayrıca elindeki rezervlerin seviyesini, düzenli aralıklarla internet sitesinde yayımlıyor.

Paylaşın

Avukatlardan Ortak Açıklama: Başımız Sağ Olamayacak

Avukat Servet Bakırtaş’ın dün silahlı saldırı sonucu öldürmesinin ardından Türkiye Barolar Birliği’nin (TBB) Türkiye genelinde boykot çağrısına yanıt veren avukatlar eyleme gitti.

TBB Başkanı Erinç Sağkan, İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu, Avukat Bakırtaş’ın ailesi ve çok sayıda avukat İstanbul Adliyesi önündeki eyleme katıldı.

Türkiye’de bütün adliyelerde saat 11.00’de, aynı anda okunan bildiriyi İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu okudu. Bildiride şu ifadeler yer aldı:

“Dün Bakırköy’de bir meslektaşımızı alçakça sıkılan kurşunlara kurban verdik. Avukat Servet Bakırtaş sadece ve yalnız avukatlık yaptığı için öldürüldü. Avukatı, müvekkiliyle özdeşleştiren sapkın zihniyet, silahtan aldığı güç ile ölüm kustu. Bir mesleğin ölümü göze alarak sürdürülmesi, sürdürenler için ne denli onur vesilesi olsa da bu toplumun bir kesimi için utançtır.

Artık bildiriler yazmak, yaslar tutmaktan bıktık. Sanıkların ağırlaştırılmış müebbet hapislere mahkûmiyetleri acımızı hafifletmiyor artık. Her bir avukat ölümünün bir toplumsal ders olmasını bekleyip, bu zavallı yaratıklara bir şeyler anlatmasını beklerken çoğalan ölümler bizden bir parça daha koparmaya devam ediyor. Oysa biz adaletin tecellisi için yapıyoruz bu mesleği. ‘Savunma olmazsa, olmaz yargılama’ diyoruz.

Öylesine kutsiyet yüklüyoruz ki mesleğimize şimdi bir özel müdafi olmazsa bu katil zanlısını da zorunlu olarak bir avukat savunacak. Dün öyle oldu sorguda. Biliyoruz ki başımız sağ olamayacak bizim. Dilenen sabırların sırasız avukat ölümlerine yararı olmayacak. Avukat Servet Bakırtaş ile birlikte verdiğimiz can, taşan sabrımızın durdurduğu son yürek olmayacak.

Duruncaya kadar hukuk adına, durduruluncaya kadar adalet adına atan Servet Bakırtaş’ın yüreği şimdi bizde atacak. Kamusal hizmet veren bir mesleğin mensupları olarak Avukat Servet Bakırtaş’ı düşünce dünyamızda şehit olarak yaşatacağız. Sözün bittiği yerdeyiz.”

Paylaşın

Samanyolu Galaksisi’nde ‘Dev Alkol Molekülü’ Keşfedildi

Almanya’daki Max Planck Radyo Astronomi Enstitüsü’nden bir ekip, Samanyolu Galaksisi’nin merkezine yakın noktada dev bir alkol bulutu tespit etti. Uzayda molekül arayışı 50 yılı aşkın bir süredir devam ediyor.

Araştırmacılara göre, propanol maddesinden oluşan bu moleküler bulut, aynı zamanda uzayda şimdiye dek görülmüş en büyük alkol molekülü keşfi oldu.

Propanol, Dünya’da antiseptiklerde, dezenfektan yapımında veya temizlik ürünlerinde kullanılıyor.

Söz konusu madde, Samanyolu’nun merkezindeki Sagittarius A* adlı süper kütleli kara deliğin yakınlarındaki Yay B2 bölgesinde saptandı. Yıldızların yoğun biçimde oluştuğu bu bölge, “yıldız doğum odası” diye niteleniyor.

Diğer bir deyişle yeni keşif, yıldızların oluşumunda alkol moleküllerinin rolüne dair önemli ipuçları da verebilir.

Keşfin ardındaki isimlerden Arnaud Belloche, “Grubumuz 15 yıldan uzun bir süre önce Sgr B2’nin kimyasal bileşimini araştırmaya başladı” diye konuştu:

Gözlemler başarılı oldu ve diğer birçok keşfin yanı sıra özellikle birkaç organik molekülün ilk yıldızlararası tespitini sağladı.

Keşif, hakemli bilimsel dergi Astronomy Astrophysics’te yayımlanan iki yeni makalede detaylandırıldı.

Söz konusu yıldız oluşum bölgesinde propanolün bilinen iki çeşidi de tespit edildi: Normal propanol ve izo-propanol. İzo-propanol, Dünya’daki el dezenfektanlarının ana bileşeni olarak da biliniyor.

Bu keşif, izo-propanolün yıldızlararası ortamda ilk kez saptanması, normal propanolün de yıldız oluşum bölgesinde ilk kez görülmesi anlamına geliyor.

Makalelerin ortak yazarı, Virginia Üniversitesi’nden Rob Garrod şu açıklamalarda bulundu:

Bunlar birbirlerine çok benzedikleri için, fiziksel açıdan da çok benzer şekillerde davranır. Yani iki molekülün de aynı yerde aynı anda bulunması gerekiyordu.

Yıldızlararası uzayda bu tür kimyasalların keşfi, Yay B2 gibi yıldız oluşum bölgelerini daha iyi anlamak için yürütülen uzun erimli araştırmaların sonucunda mümkün oluyor.

Uzayda molekül arayışı 50 yılı aşkın bir süredir devam ediyor. Gökbilimciler bugüne kadar yıldızlararası ortamda 276 molekül tanımladı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

HDP Eş Genel Başkanı Sancar: Biz Direnmeyi Biliriz

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, Kobani Davası’na ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu kumpas davasını sadece HDP’ye yönelik bir uygulama ve özel durum olarak nitelendirmek büyük hata olur. Biz direnmeyi biliriz, her türlü hukuksuzluğa karşı da sözümüz var. Bu sözü de her şart altında söyleriz” dedi.

Haber Merkezi / Sancar, açıklamasının devamında, “Bu bir kumpas davasıdır. Türkiye siyasetini dizayn etme politikasının önemli bir halkasıdır. Hiçbir muhalefet partisi, derdi demokrasi ve adalet olan hiçbir çevrenin buradaki kumpasa seyirci kalmaması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Mithat Sancar, açıklamasının sonuna doğru, ilk seçimlerde iktidarın gideceğini belirterek, “Bu iktidarın hukuksuzlukları, adaletsizlikleri de hem siyaseten hem de adil yargı önünde mutlaka hesaba çekilecektir. O nedenle adalet mücadelesinde bir an bile duraksamaya gerek yok. Ama adaletsizliğe bilerek ya da mecburiyetten alet olanlar kendilerini bir kez daha gözden geçirmelidir” dedi.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Sincan’da görülen Kobani Davası’na katıldı. Sancar, burada yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Tam bir kumpas operasyonu olarak başlayan davanın bugünkü duruşmasını birlikte izleyeceğiz. Her yönüyle özel operasyon dosyasında Kobani Kumpas Davası. Şimdi de her açıdan hukuksuzluklar örneği olarak devam ediyor. Aslında hukuksuzluk demek hafif kalır. Burada karşılaştığımız şey hukukun basit ihlali değil. Burada karşılaştığımız şey basit bir adaletsiz uygulaması değil, gerçek anlamda bir düşman hukuku uygulamasıdır.

“Burada adil yargılama yok, acil yargılama var”

Onca yıllık akademisyenlik çalışmalarımda incelediğim hukuksuz davaların hepsini geride bırakmış bir düşman hukuku uygulaması olduğunu söylersem abartı değil. Tarihe hukuk adına, adalet adına yüz karası olan davalarda bile bu kadar keyfi uygulama yaşanmadı. Dreyfus, Sakko ve Vanzetti, Reichstag yangını davalarında bile bu kadar cüretkar bir keyfiliğe tanık olmadık. En azından oralarda görüntüyü kurtarma adına hukuk kurullarına şeklen uyma yaklaşımı söz konusuydu burada o da bırakılmış. Adil yargılamadan geçtik burada yapılan tek şey acil yargılamadır. Adaletin gerekleri değil, iktidarın ihtiyaçları esas alınıyor.

“Gizli tanık gizli bir şekilde, yargılananlar ve avukatlar olmadan dinlendi”

Son zamanlarda davayı hızlandırmaya yönelik kararlar çoğaldı, savunma hakkı yok sayılıyor. Savunmaya imkan tanınmıyor, süreler çok kısaltılıyor. Böylece 3 bin 500 sayfalık iddianame 324 klasörden oluşan davada gerçek bir savunma yapılması imkansız hale getiriliyor. Gizli tanık uygulamasının burada yeni bir örneği ile karşı karşıyayız. Gizli tanık ancak istisnai başvurulacak bir uygulamadır ancak özel şartlar varsa bu yola gidilebilir. Oysa Kobanî Kumpas Davasında gizli tanık uygulaması kural haline gelmiştir. Gizli tanık bile gizli dinlenebilir haline geldi. Hafta sonu mahkeme heyeti bir gizli tanığı yargılanan arkadaşlarımız ve avukatların bilgisi dışında dinledi. Gizli tanığı gizli dinleme operasyonuna da böyle bir yargılama hukukunda tanık olduk.

“Bu davayı sadece HDP yönelik değerlendirmek büyük yanılgı olur”

Bu dava Türkiye siyasetini dizayn etme konusundaki kapsamlı mühendislik projesinin önemli bir parçasıdır. Sadece arkadaşlarımızın özgürlüğü gasp edilmiyor, günleri, ayları, yılları çalınmıyor, asıl yapılmak istenen bu ülkenin geleceğinin gasp edilmesidir. Bu ülkenin hukuka uygun bir geleceğinin gasp edilmesidir. Bu ülkenin demokratik ve hukuk devletine uygun geleceğinin gasp edilmesidir. Demokrasi mücadelesini sindirme, gelecek adına umutları boğma çabasıdır karşı karşıya kaldığımız. O nedenle bu kumpas davasını sadece HDP’ye yönelik bir uygulama ve özel durum olarak nitelendirmek büyük hata olur.

“Mahkeme heyeti iktidardan talimat alıyor”

Seçimlere yaklaştıkça belli ki mahkeme heyeti de gündemini ve düzenini bunun ihtiyaçlarına göre ayarlıyor. Yani hukuktan değil iktidardan talimat alıyor. Bunun çok açık örneğini geçtiğimiz haftalarda yaşadık. Bu yargılama için özel olarak atanan Bahtiyar Çolak uzun süre mahkeme başkanlığı yaptı, ardından görevden alındı, ardından çete operasyonunda gözaltına alındı, ev hapsinde tutuldu. Bunun yargılamanın hangi dinamikler, saikler ve hedeflerle yürütüldüğünü ortaya koyan açık bir durum olduğunu kim gözden kaçırabilir. Bizim çağrımız; biz direnmeyi biliriz, her türlü hukuksuzluğa karşı sözümüz var, bu sözü de her şart altında söyleriz. Tıpkı burada duruşma salonunda arkadaşlarımızın o sözü, o hakikatin sözünü en etkili şekilde dile getirmelerinde olduğu. Arkadaşlarımız hakikati dile getiriyorlar, sözlerini en cesur şekilde söylüyorlar. Bizler, halkımız, her alanda hakikati söylemeye devam edeceğiz.

Bu bir kumpas davasıdır. Türkiye siyasetini dizayn etme politikasının önemli bir halkasıdır. Hiçbir muhalefet partisi, derdi demokrasi ve adalet olan hiçbir çevrenin buradaki kumpasa seyirci kalmaması gerekiyor. Burada hazırlanan gelecek ya da düzen ülkenin nasıl bir geleceğe mahkum edilmek istendiğinin tipik bir örneğidir. Çarpıcı bir timsalidir. Adaletsizliğe her alanda karşı çıkmazsak her alana adaletsizliğin yayılmasını da önleyemeyiz.

“Bu dava ülkenin geleceğini gasp etmek için yapılan hazırlıkların en önemli parçasıdır”

Son zamanlarda başka davalarda da bu keyfilikleri ve pervasızlıkları gördük. Gezi yargılamaları bunlardan biriydi. Bu gibi durumlarda sadece kendisi ile ilgili bir adalet sorunu gören kısıtlı anlayış yatar. Adaletsizlik kime yapılırsa yapılsın, hep birlikte buna karşı çıkılmadıkça bu ülkeyi adaletsizlik pençesinden kurtarma imkanımız yoktur. Bu dava HDP’yi hedef almakla sınırlı bir dava değildir. Bu dava arkadaşlarımıza ceza vermek için hukukun bütün kurallarının bir kenara bırakıldığı, keyfi bir planın parçasından ibaret değildir. Bu dava ülkenin geleceğini gasp etmek için yapılan hazırlıkların en önemli parçasıdır. O nedenle bütün muhalefet partilerini, demokrasi ve adalet isteyen bütün çevreleri gözlerini bu davaya çevirmeye ve buradaki düşman hukuku uygulamalarına hep birlikte karşı çıkmaya çağırıyoruz.

“Yakın zamanda bu gidişata dur denilecektir, ilk seçimlerde bu iktidar gidecektir”

Biliyoruz ki bu iktidarın da sonu yaklaştı. Bu hukuksuzluklara alet olanlar veya bilerek bu hukuksuzlukları, adaletsizlikleri hayata geçirenler tarihte pek çok örnekte olduğu gibi bunun hesabını gerçek anlamda adil mahkemeler önünde vermek zorunda kalacaklardır. Hukuksuz ve kanun emri uygulamak onları suç işlemiş olmaktan kurtarmaz. Bu ülke bu düzene, bu anlayışa mahkum değildir. Yakın zamanda bu gidişata dur denilecektir. İlk seçimlerde bu iktidar gidecektir, bu iktidarın hukuksuzlukları, adaletsizlikleri de hem siyaseten hem de adil yargı önünde mutlaka hesaba çekilecektir. O nedenle adalet mücadelesinde bir an bile duraksamaya gerek yok. Ama adaletsizliğe bilerek ya da mecburiyetten alet olanlar kendilerini bir kez daha gözden geçirmelidir.”

Duruşmayı DEVA Partisi Kurucular Kurulu Üyesi Tunahan Elmas, DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Ekmen, DEVA Partisi Seçim İşleri Başkan Yardımcısı Yusuf Şahin, CHP İstanbul Milletvekili Zeynel Emre ve CHP Ankara İl Başkanlığı takip etti.

Paylaşın

Sağlık Örgütlerinden Ortak Açıklama: Hedef Haline Getiriliyoruz

Sağlık örgütleri, Dr. Ekrem Karakaya’nın görevi başında öldürülmesinin ardından bugün yaptıkları ortak açıklamada, ülkede artan şiddet ikliminin, sadece sağlık emekçilerinin çalışma koşullarını bozmakla kalmadığını, can güvenliğini de ortadan kaldırdığını belirtiler.

Haber Merkezi / Sağlık örgütleri, açıklamanın devamında, her anlamıyla tıkanan sağlık sisteminin tüm sorumluluğunun hekimlerin ve sağlık emekçilerinin omuzlarına yıkıldığını, bu durumun da sağlık emekçilerini hedef haline getirdiğini, sağlık alanında yürütülen politikaların sağlık çalışanlarına, şiddet, ölüm, çaresizlik ve umutsuzluk olarak geri döndüğünü vurguladılar.

Konya’da, Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ekrem Karakaya’nın görevi başında öldürülmesinin ardından bugün Ankara’da yapılan eylemlerde sağlık örgütleri ortak açıklama yaptı.  Sağlık örgütleri tarafından yapılan ortak açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Biz Sağlık Emek ve Meslek Örgütleri olarak bu şiddet sarmalının genişlemesi karşısında siyasi iktidarı defalarca uyardık. Sağlıkta şiddetin münferit bir olgu olmadığını, bunun toplumsal ve politik bir sorun olduğunu, gerekçeleriyle birlikte tekrar tekrar ifade ettik. Sağlık kurumlarında meydana gelen silahlı saldırıların artışı nedeniyle bu konuda önlemler alınmasını ve 6136 sayılı yasada değişiklik yapılmasına ilişkin yasa teklifleri önerdik. Ancak tüm uyarılarımız görmezden gelindi, bilinçli bir yaklaşımla şiddetin kaynağı toplumsal bağlamından koparılarak sorun bireylere indirgendi.

Sorumlular bu durumu arada bir kınamak dışında bir adım atmadı. Kınamanın bir işe yaramadığı ve sağlıkta şiddet olgusunun çığrından çıktığının bakanlık da farkında olacak ki, sağlıkta şiddet istatistiklerinin yer aldığı “Beyaz Kod” verileri tüm ısrarlarımıza ve konuya dair dava açmamıza rağmen toplumla paylaşılmamaktadır.

Sorumluların bu yaklaşımı bugün yeniden bir cinayetle sonuçlandı. Ülkede artan şiddet iklimi, bizlerin sadece çalışma koşullarını bozmakla kalmamış, can güvenliğimizi de ortadan kaldırmıştır. Her anlamıyla tıkanan sağlık sisteminin tüm sorumluluğu hekimlerin ve sağlık emekçilerinin omuzlarına yıkılmakta, bu durum bizleri hedef haline getirmekte, sağlık alanında yürütülen politikalar bizlere, şiddet, ölüm, çaresizlik ve umutsuzluk olarak geri dönmektedir. Bugün yeniden ve daha güçlü bir şekilde söylüyoruz, sağlık emekçilerine en ufak bir zarar gelmesine tahammülümüz yoktur.

Şiddet daha önce de defalarca belirttiğimiz gibi, öngörülebilir ve önlenebilir toplumsal bir sorundur ve sorun çözmeye niyetli bütünlüklü politikalarla aşılabilecektir. Güvenli çalışma alanı sağlamak siyasal iktidarın sorumluluğundadır. Sağlık Bakanı başta olmak üzere sorumluluğunu yerine getirmeyen yetkililer derhal istifa etmelidir. Bizler bu konuda, yaşam hakkımız ve güvenli çalışma koşulları için, gücümüzü; her yerde, her koşulda, hep birlikte göstermeye hazır olduğumuzu bir kere daha belirtiyoruz.

Bu çerçevede bugün ve yarın ülke genelinde iş bırakıyoruz! Dr. Ekrem Karakaya’nın ailesine ve tüm sevenlerine taziyelerimizi iletiyoruz. Şiddet karşısındaki taleplerimize kulak tıkayanlardan, söylemleri ve politikalarıyla şiddeti teşvik edenlerden mücadelemizi yükselterek hesap soracağımızı bir kez daha ifade ediyoruz.”

Ankara Tabip Odası, Ankara Dişhekimleri Odası, Ankara Eczacı Odası, Ankara Aile Hekimliği Derneği, Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şubesi, Birinci Basamak Sağlık Çalışanları Birlik ve Dayanışma Sendikası, Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası

Paylaşın

Futbol Liglerinde Deplasman Seyircisi Yasağı Kaldırıldı

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), 2022-2023 Futbol Sezonunda, Süper Lig’in ardından Spor Toto 1. Lig, TFF 2. Lig ve TFF 3. Lig müsabakalarında da deplasman seyircisi yasağının kaldırıldığını duyurdu.

Haber Merkezi / TFF, üç ligde de ev sahibi kulüplerin, misafir takımın yazılı onayı ve il ya da ilçe spor güvenlik kurulunun uygun bulması halinde, en fazla yüzde 10 olan misafir takım seyirci kapasitesinin yüzde 30’a yükseltildiğini de açıkladı.

Türkiye Futbol Federasyonu’ndan (TFF) konuya ilişkin yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı;

“TFF Yönetim Kurulu tarafından yapılan değerlendirme sonucunda, 2022-2023 Futbol Sezonunda, Süper Lig’in ardından Spor Toto 1. Lig, TFF 2. Lig ve TFF 3. Lig müsabakalarında da deplasman seyircisi yasağı kaldırılmıştır.

Bu kararla birlikte, üç ligde de ev sahibi kulüplerin, misafir takımın yazılı onayı ve İl veya İlçe Spor Güvenlik Kurulu’nun uygun bulması halinde, en fazla %10 olan misafir takım seyirci kapasitesi %30’a yükseltilmiştir.

Ev sahibi kulüplerin, stadyum oturma kapasitesinin en az %5’i oranında misafir takım seyircileri için yer ayırma zorunluluğu devam edecektir. Buna ilaveten, her üç ligde de kulüplerin anlaşması ve İl veya İlçe Spor Güvenlik Kurulları’nın onayıyla, misafir takım tribünleri, ev sahibi kulüpler tarafından kullanılabilecektir.

Düzenlemenin detayları Spor Toto 1. Lig, TFF 2. Lig ve TFF 3. Lig statülerinde ilan edilecektir. Kamuoyunun bilgilerine saygıyla sunarız.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu, 28 Şubat Sürecinde Okuldan Atılan Öğretmen İle Görüştü

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve eşi Sayın Selvi Kılıçdaroğlu, 28 Şubat sürecinde öğretmenlik mesleğinden atılan Sultan Kara ve ailesini Ankara’daki evlerinde ziyaret etti.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ziyaretin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Konuşmasına, “Gergin bir toplumdan; birbirini anlayan, birbirini kucaklayan bir topluma dönüşmek istiyoruz. Bununda öncülüğünü yapmak gerekiyor, çaba harcamak gerekiyor, geçmişteki yaraları bir şekliyle tedavi etmek gerekiyor. İnsanlar mağdur edildi, mağduriyetleri dolayısıyla bizim helalleşmemiz ve onların mağduriyetlerinin giderilmesi gerekiyor” cümleleriyle başlayan Kılıçdaroğlu, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı;

“Bugün, eşim Selvi hanımla birlikte; bir öğretmenimizin sabah kahvaltısındaydık. Önce bizi kabul ettikleri için kendilerine yürekten teşekkür ediyoruz. Öğretmenimiz, 28 Şubat mağduru bir öğretmen. 16 aylık öğretmenlik yapabilmiş ancak. Birinci sınıftaki çocuklara verdiği önem, verdiği değeri anlattı. Onlara nasıl kucak açtığını ifade etti. Yedi müfettişin kendisini nasıl sorguladığını ve sonra görevine son verildiğini, çantasını alarak sınıftan ayrıldığı zaman çocuklara en azından kendisine yapılanı hissettirmemek için özel çaba harcadığını da ifade etti.

“Bu meseleyi sistematik bir yolla çözmemiz gerekiyor”

Devletin, yapılan bu haksızlıklar dolayısıyla; haksızlığa uğrayanlarla helalleşmesi lazım. Bir hata yaptık, bu hatanın telafi edilmesi lazım. Sıradan bir hata değil, insanların hayatlarıyla oynuyorsunuz, gelecekleriyle oynuyorsunuz. Bunun telafi edilmesi lazım. Bunun için de bizim, toplumun, herkesin öncülük etmesi lazım. Medyanın öncülük etmesi lazım. Geçmişte yaşananların tekrarlanmaması için hepimizin bir şekliyle mücadele etmesi gerekiyor.

Bu meseleyi sistematik bir yolla çözmemiz gerekiyor. Güncel politikalarla değil, günlük politikalarla değil, sistematik bir yolla çözmemiz gerekiyor ve kalıcı olarak çözmemiz gerekiyor. Bu sorunu kalıcı olarak çözdüğünüz andan itibaren zaten; devlet olarak o insanlarla helalleşmiş olursunuz. Bizim amacımız da bu ve bunu gerçekleştirmek için elimizden geleni yapacağız.”

Sultan Kara, 28 Şubat 1997’de Ankara’da Ulubey İlköğretim Okulu’nda görevli olduğu dönemde “başörtüsü” gerekçe gösterilerek meslekten atılmıştı. Kara 2012 yılında, “Bize bunları yaşatanların tamamı bunun hesabını vermelidir. Bizden önce özür dilenmeli, sonrasında da haklarımız iade edilmelidir” açıklamasında bulunmuştu.

Kemal Kılıçdaroğlu, dün FETÖ kumpası Balyoz davasında 4 yıl tutuklu kaldıktan sonra beraat eden Emekli Tümamiral Deniz Kutluk’u da Ankara’daki evinde ziyaret etmiş, “Terör örgütü ile birlikte askerlere kumpas kuranlardan hesabını soracağız” demişti.

Paylaşın