HDP’li Buldan’dan Dikkat Çeken ‘Altılı Masa’ Açıklaması

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Armağan Çağlayan’ın sorularını yanıtladı. 196Sekiz YouTube kanalında yayımlanan Zor Ama Yine De Sor programına katılan Buldan, altılı masada olmamanın HDP’yi rahatsız etmediğini söyledi.

Buldan, “Bizim hedefimiz; HDP’nin tek başına iktidara doğru yürüyüşünde, ‘üçüncü yol ittifakı’ dediğimiz, kendi içimizde olmayan insanları da içimize alarak, daha da genişleyerek, seçimlere böyle bir hazırlık içinde gitmek” dedi.
tarafından yaratıldığını dile getiren Buldan, “Böyle bir şey yok. Erdoğan’ın Kürt seçmenin oyunu almak için oyunları ve provokasyonları devreye koyacağını düşünüyorum. Ancak bunu Demirtaş ve Öcalan üzerinden yapmasının siyaseten de etik olarak da doğru olmadığını ifade etmek isterim” dedi.

Öcalan’ın İstanbul seçimleri öncesi gönderdiği mesajda “AKP’yi desteklemesi yönünde herkesin okuyamadığı ince satırlar olduğunu” ifade eden Buldan, “HDP seçmeninin ne istediğini bilen bir partidir. ‘Seçmen ne istiyorsa ona göre hareket etmelidir’ diye bir şey de vardı o açıklamanın içerisinde. Biz ona göre hareket ettik” diye konuştu.

Meral Akşener’in adaylığı

Üniversite mezunu olmadığı için cumhurbaşkanı adayı olamayacağını ancak kadın adayın önemli olduğunu söyleyen buldan Meral Akşener’in aday olması ihtimaline dair ise “Sıcak bakmıyorum. Çünkü daha demokrat, daha bağımsız, daha özgürlükçü ve gerçekten daha kadın olması gerekiyor Türkiye’yi yönetecek kadının” dedi.

“Altılı masada olmamak HDP’de nasıl bir rahatsızlık yarattı” sorusuna “Büyük bir rahatsızlık yaratmadı” yanıtını veren Buldan, şöyle devam etti:

“Biz o ittifakın içerisinde olan bir parti değiliz. Bunu hep söyledik. Altılı masanın içerisinde bir ittifakın (Millet İttifakı) partileri var. Biz seçimlere tek başına girmeyi hedefleyen ve seçimlerde iktidara doğru yürümeyi bir hedef olarak önüne koyan bir partinin yöneticileri olarak her zaman şunu söylüyoruz: Altılı masada olmamak bizi elbette ki rahatsız etmiyor. Bizim hedefimiz; HDP’nin tek başına iktidara doğru yürüyüşünde, ‘üçüncü yol ittifakı’ dediğimiz, kendi içimizde olmayan insanları da içimize alarak, daha da genişleyerek, seçimlere böyle bir hazırlık içinde gitmek. Hedefimizin de Türkiye’de gerçekten tuttuğunu söyleyebilirim.”

‘Demirtaş ve Öcalan arasında sanki bir anlaşmazlık varmış gibi yansıtılıyor’

“Genel seçimler öncesi yine Selahattin Demirtaş ve Abdullah Öcalan’ın mesajları birbiriyle çelişirse HDP’nin tavrı ne olur” sorusuna ise Buldan’ın yanıtı şöyle oldu:

“Demirtaş ve Öcalan arasında sanki bir anlaşmazlık varmış gibi yansıtılıyor. Bunu ülkeyi yönetenler yapıyor. Oysa böyle bir şey yok. Zaten Öcalan’la yaklaşık bir yıldan fazladır avukat görüşü bile yapılmıyor. Görüşme yapılmadığı bir ortamda böyle bir şeyin kamuoyuna yansıtılmasının, tamamıyla iktidarın bir algı operasyonu olduğu kanısındayım. Böyle bir algının kesinlikle doğru olmadığını söyleyebilirim. Seçimler öncesi Erdoğan’ın Kürt seçmenin oylarını almak için birtakım oyunları ve provokasyonları devreye koyacağını elbette ki düşünüyorum. Ancak bunu Demirtaş ve Öcalan üzerinden yapmasının siyaseten de etik olarak da doğru bir yöntem olmadığını ifade etmek isterim.”

Armağan Çağlayan’ın, Öcalan’ın İstanbul seçimleri öncesi gönderdiği mesajı anımsatması üzerine ise Buldan, “Evet, İstanbul seçimleri öncesinde bir açıklama geldi. (Açıklamada) Öcalan’ın AKP’yi desteklemesi yönünde herkesin okuyamadığı, göremediği çok ince satırlar var, ama biz onu gördük. HDP yine de tabanının, seçmeninin ne istediğini bilen bir partidir. ‘Seçmen ne istiyorsa ona göre hareket etmelidir’ diye bir şey de vardı o açıklamanın içerisinde. Biz ona göre hareket ettik. Dolayısıyla bu tür oyunları AKP oynamayı sever” dedi.

‘HDP’nin PKK ile arasında herhangi bir ilişki yoktur’

“Siz yıllardır HDP-PKK ilişkisini reddediyorsunuz ama geniş kamuoyu tam olarak ikna olmuyor. Bunun ana sebebi nedir” sorusuna ise Buldan’ın verdiği yanıt şöyle:

“HDP’nin PKK ile arasında herhangi bir ilişki yoktur. Bunu çok açık ve samimi şekilde ifade etmek istiyorum. HDP daha çok Kürt seçmenin oy verdiği bir parti. İçerisinde Kürtlerin temsiliyetinin de çok olduğu bir parti. Bu seçmenlerin çocuklarının dağlarda olduğu, PKK’nin içerisinde olduğu bir gerçeklik de var. Bunu inkar edemeyiz. HDP, Türkiye’de legal anlamda demokratik siyaset yapan, son seçimlerde kendisini ispat eden, 6 milyonun çok üzerinde oy alan bir parti. Dolayısıyla bizim PKK ile herhangi bir ilişkimiz, diyaloğumuz olmasının, kesinlikle söz konusu olmadığını (söylemek istiyorum) ve Türkiye kamuoyunun bu yanlış algıdan, bu yanlış tanımadan vazgeçmesi gerektiğini düşünüyorum. HDP bir Türkiye partisi ve Türkiye’nin sorunlarının demokratik yöntemlerle çözümünü en çok isteyen partilerin başında geliyor. Bu sorunların içerisinde bir Kürt sorunu da var. Kürt sorunu çözülmeden, Türkiye’de gerçek anlamda bir demokratikleşmenin ve barış sürecinin yaşanabileceğini düşünmüyorum. Çünkü ben bu gelenekten geliyorum. Ben eşi öldürüldüğü gün dünyaya çocuk getiren bir kadınım. Böyle bir acının içerisinden çıkan ve sürekli Türkiye’de barışın olmasını, ülkenin demokratikleşmesini isteyen gelenekten gelen insanların olduğu bir partide siyaset yapıyoruz biz. Türkiye kamuoyu artık bu algıdan kurtulmalıdır bence.”

‘Niye Türkiye’yi bir kadın cumhurbaşkanı yönetmesin?’

Buldan, “Siz de bir eş başkan olarak cumhurbaşkanlığı adaylığını düşünür müsünüz” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Üniversite mezunu olmadığım için böyle bir şansım yok zaten. Ama bizim partide hem cumhurbaşkanlığı adaylığı için hem de parti eş genel başkanlığı adaylığı için mutlaka il ve ilçe örgütlerimizin görüşü alınır. Kadın adayların belirlenmesinde kadın meclisi karar verir. Kadın cumhurbaşkanı adayı olacaksa bizim partide, buna kesinlikle kadın meclisinin karar vermesi gerekiyor. Ben böyle bir şeyi asla düşünmedim. Ancak bir kadın cumhurbaşkanı adayı olmasının önemli olması gerektiğini düşünüyorum bu süreçte. Niye Türkiye’yi bir kadın cumhurbaşkanı yönetmesin?”

“Şu anda en yakın aday Meral Akşener bu durumda” diyen Çağlayan’a Buldan, “Öyle gözüküyor ama Meral Akşener’in cumhurbaşkanı adaylığına ben sıcak bakmıyorum. Çünkü daha demokrat, daha bağımsız, daha özgürlükçü ve gerçekten daha bir kadın olması gerekiyor Türkiye’yi yönetecek kadının. Akşener’in siyasetine karışacak değilim ancak durduğu çizginin ve yönetim anlayışının cumhurbaşkanlığına çok uygun olmadığını düşünüyorum” diye cevap verdi.

“Ayhan Bilgen’in ayrılması partiyi nasıl etkiledi” sorusuna “Çok etkilemedi” yanıtını veren Buldan, şöyle devam etti:

“Bizim partimizde isimler, insanlar gelip geçicidir. Ayhan Bilgen değerli bir arkadaşımızdı, emekleri oldu, parti sözcülüğü yaptı, grup başkan vekilliği yaptı, Kars gibi bir yerde belediye eş başkanlığına seçildi. Ayrılması kendi tercihi olduğu için çok da fazla bir şey söylemeye gerek duymuyorum ama partimiz içerisinde çok da büyük bir eksiklik olarak da görmüyorum.”

“Eşinizin cinayete kurban ardından aktif şekilde sivil toplum hareketine ve siyasete girdiniz. Böyle bir acı olay yaşanmasaydı nasıl bir hayatınız olurdu” sorusuna ise Buldan, şu cevabı verdi:

“Bu mesele elbette ki beni siyasete yönlendirdi. Ben hayata küstüm aslında eşim öldürüldüğünde. Bir yıl yas tuttum, siyahlar giydim, hiç dışarıya çıkmadım. Ancak yas tutarak eşimin geri gelmeyeceğini bir yıl sonra anlamaya çalıştım. O dönem kayıplar çok fazlaydı ve Cumartesi Anneleri, Galatasaray Lisesi önünde oturmaya başlamıştı. Ben her hafta oraya gittim. Her hafta Cumartesi Anneleri ile eşimin katillerinin yargılanması için oturdum. Çünkü kayıp değildi, öldürülmüş, cenazesi bulunmuş, bir mezarımız var, ama oradaki annelerin üzerine çiçek bırakacak bir mezarları bile yoktu. Ben parti meclisine girene kadar her cumartesi orada oturdum. Fakat siyasete girdikten sonra da Cumartesi Anneleri’nin her daim sözü olmaya, her daim onların yanında olmaya dikkat ettim. Şu anda yaptıkları her etkinliğe mutlaka katılmaya çalışırım. Dolayısıyla eşim öldürülmemiş olsaydı ben siyasete atılmazdım, girmezdim zaten. Beni hayatın şartları buraya getirdi ama eski Pervin olmayı isterdim. Bugün yaşananlardan kaynaklı verilen mücadelelerin içerinde yer alırdım belki, bilemiyorum ama o zamanki Pervin ile bu zamanki Pervin çok farklı. O zamanki Pervin çok daha mutluydu. O zamanki Pervin daha şanslıydı, eşi ve çocukları yanındaydı. Bugün eşim yok ama iki tane çocuğum var, beni hayata bağlayan da bu.”

Paylaşın

Irak, Türkiye’yi BM Güvenlik Konseyi’ne Şikayet Etti

Irak Dışişleri Bakanlığı, ülkenin kuzeyine yapılan topçu saldırısı nedeniyle Ankara’yı BM Güvenlik Konseyi’ne şikayet etti, saldırıyı görüşmek üzere acil bir oturum talep etti. Irak medyası Güvenlik Konseyi oturumunun salı günü düzenleneceğini bildirdi.

Çarşamba günü Kuzey Irak’ın Zaho ilçesine düzenlenen saldırıda aralarında 1 çocuğun da bulunduğu 9 sivil ölmüş, 20’si de yaralanmıştı.

Türkiye, saldırının ‘terör örgütü kaynaklı’ olduğunu belirterek PKK’yı işaret etmişti. Bağdat yönetimi ise Türkiye’yi Irak’ın egemenliğini alenen ihlal etmekle suçluyor.

Saldırıyla ilgili cumartesi günü Irak parlamentosunda düzenlenen oturumda milletvekilleri, olayla ilgili soruşturmanın derinleştirilmesi için komisyon kurulmasına karar verdi.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ahmad al-Sahaf, bakanlığın Irak’ın Ankara’daki maslahatgüzarını geri çağırdığını yineledi.

Türkiye ve Irak arasında son dönemde Dicle ve Fırat nehir havzalarından su paylaşımına ilişkin görüşmeler yürütülüyordu. Saldırı sonrası oluşan gerilimini söz konusu görüşmeleri olumsuz etkileyebileceği yorumları yapılıyor. Irak, zaman zaman su paylaşımı konusunda Türkiye’ye suçlamalar yöneltiyor.

Bağdat yönetimi ayrıca, “Ankara’dan resmi bir özür sunmasını ve askeri güçlerini Irak topraklarından çekmesini” istedi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, saldırıyla ilgili TRT habere yaptığı açıklamada, “Türk Silahlı Kuvvetleri’nden aldığımız bilgiye göre sivillere yönelik herhangi bir bir saldırımız olmamıştır.” demişti.

Irak Parlamentosu, 1’i bebek 9 kişinin yaşamını yitirdiği  katliama ilişkin özel oturum düzenledi. MA’nın haberine göre; toplantıda, katliam yerinde incelemelerde bulunması için ortak bir komisyon oluşturulmasına karar verildi.

Ortak komisyon güvenlik, savunma, dış ilişkiler ve askeri uzmanlık alanlarında çalışan isimlerden oluşacak. Ortak komisyon, olay yerini ziyaret ederek yapacakları son incelemenin ardından nihai kararını açıklayacak.

Paylaşın

Balinalar Dünya’yı Nasıl Soğutuyor?

Dünyanın en büyük hayvanları karbondioksitin atmosferden emilmesi konusunda son derece yetenekliler. Balinalar, özellikle de çubuklu balinalar ya da ispermeçet balinaları, dünyadaki en büyük yaratıklar arasında.

Bedenleri muazzam birer karbon deposu gibi, bu nedenle de okyanuslardaki varlıkları ekosistemi büyük oranda etkiliyor. Bu balinalar sadece okyanusun derinliklerini değil gezegenin ısısını da belirliyor.

2010’da yayımlanan bir bilimsel makaleye göre “İnsanlar ormanları keserek, ağaçları keresteye döndürerek ya da otlakları yok ederek karasal ekosistemdeki karbon düzeyini doğrudan etkiliyorlar. Açık okyanuslarda ise karbon döngüsü insan etkisinden tamamen bağımsız şekilleniyor”.

Ancak burada balina avcılığının ekosistemlere etkisi gözardı edilmiş.

İnsanlar yüz yıllardır balina avlıyor, balinaları yağından kemiğine ve etine dek tüketiyor.

Tarihte ilk ticari balina avcılığının MÖ 1000 yılında yapıldığı sanılıyor.

O tarihten bu yana da on milyonlarca balina avlandı ve uzmanlar balina nüfusunun yüzde 66 ila yüzde 90 oranında azalmış olabileceğini söylüyor.

Balinalar öldüklerinde okyanus zeminine çöküyor ve vücutlarında depolanan muazzam miktardaki karbon da yüzey sularından derin denizlere karışarak yüz yıllar boyunca burada varlığını sürdürüyor.

Balina dışkısı okyanustaki fotoplanktonlar için güçlü bir gübre

2010’da yapılan araştırma, endüstriyel balina avcılığı öncesinde yılda 190 bin ila 1,9 milyon ton karbonun balinalar aracılığıyla okyanus zeminine çöktüğünü ortaya koyuyor.

Bu her yıl 40 bin ila 410 bin otomobilin trafikten men edilmesiyle ulaşılabilecek bir oran.

Ancak balina avcılığı nedeniyle bu mümkün olamıyor ve balinalar öldürüldüğünde salınan karbon atmosfere karışıyor.

Araştırmayı yürüten isimlerden Maine Üniversitesi’nden deniz bilimci Andrew Pershing, 20’inci yüzyıl boyunca yapılan balina avcılığı sonucunda 70 milyon ton karbondioksitin atmosfere salındığını söylüyor.

“Bu büyük bir oran, ama bir yılda 15 milyon otomobil bu kadar karbon salıyor. Sadece ABD’de 236 milyon otomobil var,” diyor.

Ancak balinalar sadece öldüklerinde ekosisteme faydalı olmuyorlar. Dışkıları da iklim değişikliği açısından önemli bir rol oynuyor.

Balinalar okyanusun derinliklerinde besleniyor, dışkılarını çıkarmak için de su yüzeyine dönüyor.

Demir açısından son derece zengin olan balina dışkısı, fotoplanktonların gelişimi açısından mükemmel bir ortam sunuyor.

Fotoplanktonlar mikroskobik büyüklükte olabilirler, ancak hepsi bir bütün olarak ele alındığında gezegenin atmosferine müthiş bir etkileri söz konusu.

Dünya’da üretilen karbondioksitin yüzde 40’ını emebildikleri düşünülüyor.

Bu Amazon ormanlarının emdiği oranın dört katından fazla.

Karbon salan firmalar balinaları koruyabilir mi?

2019’da Uluslararası Para Fonu IMF’nin yayımladığı bir rapor, okyanuslarda balina nüfusunu arttırmanın faydalarını ele aldı.

Buna göre, bir balinanın yaşamı boyunca emdiği karbonun değeri ekoturizm ve daha iyi balıkçılığın getirdiği katmadeğerle de birleşince, ortalama bir büyük balina 2 milyon doların üzerinde bir değer ifade ediyor.

Bu çalışmanın ardındaki ekonomistler konuyu teoriden pratiğe taşıyarak dünya genelinde karbon salımına neden olan başlıca firmaların gelirlerinin bir bölümünü balina nüfusunun korunmasına harcamasını öneriyor.

Bu karmaşık bir plan, ancak imkansız değil. Zira aynı ekip Afrika ormanlarında fillerin avlanmasına karşı da karbon piyasası temelli benzer bir proje üzerinde çalışıyor.

Şili’de balinaların bulundukları noktaları akustik olarak tespit eden ve erken uyarı sistemiyle gemiler için alternatif rotalar oluşturan bir sistem de geliştiriliyor.

IMF araştırması balinaları korumanın iklim değişikliğiyle mücadele açısından başlıca önceliklerden biri haline gelmesi gerektiğini savunuyor.

Araştırmanın yazarları “Balinalar iklim değişikliğiyle mücadelede eşsiz bir konumda bulundukları için 2015’te imzalanan Paris Anlaşması’nı imzalamış olan 190 ülkede koruma kapsamına alınmaları gerekiyor,” yorumunda bulunuyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Savcı, MHP’li Cihan Kayaalp İçin 32 Yıl Ceza İstedi

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Merkezi, geçtiğimiz ay radikal bir kararla Diyarbakır il yönetimini görevden alarak, parti binasına kilit vurdu. Yönetimin görevden alınmasından bir gün sonra Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatı ile eski İl Başkanı Cihan Kayaalp ‘istismar’ suçundan gözaltına alındı, ardından tutuklandı.

Kayaalp’in bu suçlamayla tutuklanması Türkiye’de gündem olmuştu. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, infiale neden olan olayla ilgili soruşturmasını tamamladı. Hazırlanan 9 sayfalık iddianamede, eski MHP İl Başkanı Cihan Kayaalp hakkında üç ayrı suçtan toplamda 32 yıl hapis cezası istendi. Hazırlanan iddianame Diyarbakır 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

Farklı tarihlerde onlarca kez masaj

Savcılık, 9 sayfalık iddianamede mağdur E.A, müşteki S.A ve tanıklar M.D ile Ş.D’nin beyanlarına yer verdi. Mağdur E.A’nın psikolog eşliğinde savcılığa verdiği beyanda olayı şöyle anlattı:

Gaziler semtinde bulunan bir imam hatip lisesinde okumaktayım. Okulda tanıştığım M.D ile şubat ve mayıs ayları içerisinde Kayapınar İlçesi’nde bulunan şüpheliye ait villaya gittik. Şüpheli Cihan Kayaalp benimle tanışmak istediğini söyleyince binanın üçüncü katına çağırdı. Burada bir süre konuştuktan sonra şüpheli masaj yapmamı istedi. Bu sırada yanımda olan M.D odada çıkınca ikimiz tek kaldık. Üzerinde şort bulunan Cihan Kayaalp önce bacaklarına masaj yapmamı, ardından cinsel organını göstererek masaj yapmamı istedi. Şüphelinin isteği üzerine önce bacaklarına daha sonra ise cinsel organına masaj yaptım. Olaydan iki gün sonra arkadaşım M.D ile tekrar villaya gittik, odada tek başına olan şüphelinin üzerinde aynı şort bulunuyordu. Şüphelinin isteği üzerine yaklaşık 1 saat masaj yaptım. Farklı tarihlerde yaklaşık 10 kez bu şekilde şüpheliye masaj yaptım.

İftar sonrası istismar

Sınavları nedeniyle 3 hafta villaya gitmediğini kaydeden mağdur E.A devamla; “2 Nisan’dan itibaren Cihan Kayaalp’in villasına giderek çay ocağında çalışmaya devam ettim. Çay ocağına gitmediğim zamanlar Cihan Kayaalp arkadaşım M.D’yi arayarak gelmemi istiyordu. Şüpheli Cihan Kayaalp nisan ayında iftar yapmak için bizleri villaya çağırdı, iftar sonrası şüpheli odaya çağırdı. Alkollü olan Kayaalp meze hazırlamamı istedi, bir süre sonra bana masaj yaptırmaya devam etti. Rahatsız olduğumu dile getirince masaj yapmaya zorluyordu. Bu eylemi yaparken şüpheli ‘beni azdırıyorsun’ şeklinde sözler söylüyordu. Son istismar olayından sonra villaya gitmeyince şüpheli arkadaşım üzerinden aramaya başladı. Şüphelinin yanında çalışan Ş.D beni arayarak, ‘Yürek mi yedin, neden gelmiyorsun’. Birkaç gün sonra şüpheli beni arayıp gelmemi istedi ancak gitmedim” şeklinde beyanda bulundu.

“Oğlum bir daha oraya gelmeyecek”

Savcı iddianamede, mağdur E.A’nın annesi S’A’nın beyanlarına da yer verdi.

Oğlunun son dönemlerde farklı davranışlarının olduğunu kaydeden anne S.A, “Oğlumun farklı davranışlarını görünce konuştum ancak bir şeyin olmadığını söyledi. Zorlayınca başından geçen olayı anlatmaya başladı. Bir siyasi parti il başkanı olan Cihan Kayaalp’in kendisini odasına çağırdığını ve farklı tarihlerde masaj yaptırdığını dile getirdi. Oğlum villaya gitmeyince Cihan isimli kişi aradı ancak oğlum gitmeyi kabul etmedi. Ben de kendisini arayarak ‘Oğlum bir daha oraya gelmeyecek’ dedim. Ancak farklı kişiler oğlumu arayarak gelmesini istiyordu. Oğlum, bu şahsın kendisine zarar verebileceğini düşünerek korktu ve panikledi. Bu nedenle ilk başta polise haber vermedi. Ertesi gün oğlum durumu okul müdürüne anlatınca olay polise bildirildi. Biz de emniyete giderek Cihan Kayaalp isimli kişiden şikayetçi olduk” dedi.

Savcılık, cinsel istismara uğrayan çocuğun durumu okuldaki rehber öğretmenine anlattığı, bu şekilde olayın adli makamlarla paylaşıldığını kaydetti.

Savcı, iddianamesinde şüphelinin suçlamaları kabul etmediğine yer verdi.

Savcı: Rızası dışında masaj yaptırıldı

Olayın Şubat ve Mayıs 2022 ayları içerisinde gerçekleştiğini kaydeden savcı, mağdur E.A’nın okuldan arkadaşı olan tanık M.D aracılığı ile şüpheli Cihan Kayaalp’in Peyas Mahallesi’nde bulunan ofisinde, okuldan arta kalan zamanlarında çalışmak ve vakit geçirmek amacıyla gittiği, burada çay servisi yaptığı ve arkadaşı olan M.D’ye yardım ettiği ifade edildi.

Şüphelinin ilk tanıştıkları esnada aynı gün ve daha sonraki günlerde farklı tarihlerde kendisine gelen mağduru birçok kez kalabalığın olmadığı 8.00 ile 24.00 saatleri arasında kendi odasına çağırarak ayaklarına ve cinsel organına masaj yapmasını istediği, söylediklerini yapması için mağdur üzerinde fiziki cebir, tehdit, sözlü şiddet ve zorlama ile baskı kurarak iradesini etkisiz hale getirdiği kaydedildi.

Savcılık, masaj yapmak istemeyen mağdurun elini fiziki cebir kullanarak cinsel organına zorla tutturduğu mağdurun yapmak istemediğinde tikine dokunarak yapmaya zorladığı, isteği gibi yapmayınca ‘adam gibi yap’ diyerek sözlü şiddette bulunduğu belirtildi.

Henüz 17 yaşında olan mağdur ile şüpheli arasında yaş farkı ve şüphelinin sosyal statüsünden korktuğu için şüphelinin ayaklarına ve cinsel organına birçok kez rızası dışında masaj yaptığı belirtildi.

Savcı zincirleme suç nedeniyle cezanın artırılmasını istedi

Mağdur beyanı, tanık ve telefon görüşmelerinin incelenmesi ile olayın bu şekilde yaşandığı, eylem nedeniyle şüphelinin ‘çocuğun cinsel istismarı’, ‘kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma’, ‘cinsel taciz’ suçlarından TCK’nın ilgili maddeleri uyarınca 32 yıl hapis istemiyle cezalandırılmasını talep ederken, mağdura yönelik zincirleme suç nedeniyle şüpheli cezasında artırım yapılmasını istedi.

Savcı, şüpheli Kayaalp’in üst sınırdan cezalandırılmasını isterken, yargılamanın önümüzdeki günlerde başlanması bekleniyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Jüpiter’in Halka Gizemi Çözüldü

Bilim insanları, Jüpiter’in gaz devi komşusu Satürn gibi halkalara neden sahip olmadığını keşfetti. Satürn’ün halkaları büyük ölçüde buzdan oluşur ve bunlardan bazıları yine buzdan oluşan kuyrukluyıldızlardan gelmiş olabilir.

Riverside Kaliforniya Üniversitesi’nden astrofizikçi Stephen Kane, “Jüpiter’in neden Satürn’ünkileri gölgede bırakacak daha da şaşırtıcı halkalara sahip olmadığı uzun zamandır canımı sıkıyordu” dedi.

Eğer Jüpiter’in gerçekten de halkaları olsaydı, bu halkalar bize daha da parlak görünürdü çünkü Jüpiter, Satürn’den çok daha yakın.

Jüpiter’in halkalarının olmamasının nedeni görece basittir: Devasa uyduları, onların oluşmasını engelliyor. Gezegen aslında Neptün ve Uranüs gibi daha küçük halkalara sahip. Ancak bu halkalar Satürn’ünki kadar büyük ölçekli olmadığından geleneksel yıldız izleme ekipmanlarıyla görülmeleri zor.

Araştırmacılar hem Jüpiter’in yörüngelerinin hem de onu çevreleyen 4 ana uydunun (Io, Europa, Ganymede ve Callisto) bilgisayar simülasyonunu yürüttü.

Profesör Kane şu ifadeleri kullandı: İçlerinden biri Güneş sistemimizdeki en büyük uydu olan, Jüpiter’in Galilei uydularının oluşabilecek herhangi bir büyük halkayı çok hızlı şekilde yok edeceğini keşfettik.

Devasa gezegenler, büyük halkalara sahip olmalarını engelleyen devasa uydular oluşturur. Dolayısıyla Jüpiter’in ömrü boyunca halkalara sahip olmuş olması pek muhtemel değil.

Jüpiter’in halkaları, James Webb Uzay Teleskobu tarafından yayımlanan son fotoğraflarda belli belirsiz görülebilir. Teleskop, Karina ve Southern Wheel bulutsulularının, Stephen Beşlisi olarak bilinen galaksi topluluğunun ve WASP-96b ötegezegeninden bir ışık spektrumunun fotoğraflarını da ortaya koymuştu.

Sonraki adımda Uranüs’ün koşullarını aynı amaçla simüle etmeyi hedefleyen Profesör Kane, “Voyager uzay aracı yanından geçene kadar bu kısa ömürlü halkaların var olduğunu bilmiyorduk çünkü onları göremiyorduk” dedi.

Bazı gökbilimciler, Uranüs’ün başka bir gök cismiyle çarpışması sonucu yan yattığına ve halkalarının bu çarpışmanın kalıntıları olabileceğine inanıyor.

Profesör Kane “Biz gökbilimciler için [halkalar] bir suç mahallinin duvarlarına sıçrayan kandır. Dev gezegenlerin halkalarına baktığımızda, bu maddeyi oraya koyan bir felaket yaşanmış olduğunun ispatını görürüz” dedi.

Sonuçlar yakında The Planetary Science akademik dergisinde yayımlanacak.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

ABD, Türkiye’yi Suriye Operasyonu Konusunda Uyardı

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), ‘tahıl koridoru’ anlaşmasını memnuniyetle karşıladığını belirterek Birleşmiş Milletler ve Türkiye’nin katkılarına övgüde bulundu ancak Ankara’nın olası Suriye operasyonuna karşı uyardı.

Beyaz Saray Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby, Rusya’ya, Kiev’le Moskova arasında İstanbul’da imzalanan ve Ukrayna tahılının Karadeniz üzerinden ihracatına imkan tanıyan anlaşmayı ivedilikle uygulaması çağrısında bulundu.

Kirby, “Dünyanın en savunmasız insanlarının yetersiz beslenmenin pençesine düşmesini önlemek için bugünkü anlaşmanın uygulanmasına hızla başlanmasını bekliyoruz.” ifadesini kullandı.

Anlaşmanın ne derecede uygulanacağının Rusya’ya bağlı olduğuna işaret eden ABD’li yetkili, “Bunun oyunun kurallarını değiştireceğini umuyor, ancak temkinli olmaya da devam ediyoruz.” diye konuştu.

Öte yandan konuşmasında, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki olası operasyonuna da değinen ve ABD’nin bu durumdan “derin endişe” duymaya devam ettiğini söyleyen Kirby, sözlerini şöyle sürdürdü:

“(Tahıl koridoru anlaşması) BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı tebrik ediyoruz. Ancak Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyinde istikrarı bozabilecek, sivil nüfusu ve koalisyonun IŞİD’e karşı yürüttüğü mücadeleyi tehlikeye atabilecek bir askeri operasyon tehdidinden de derin endişe duymaya devam ediyoruz”

Kirby, Biden yönetiminin bu konuyla ilgili endişelerini Türk yetkililerle paylaştığını da belirtti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye’ye olası askeri operasyonla ilgili daha önce yaptığı açıklamada, “Güvenlik endişelerini yeni harekatlarla gidereceğiz” demişti.

Erdoğan, Ankara’nın PKK’nın Suriye’deki kolu olarak gördüğü YPG’ye atıfla, “Karşımıza çıkartılan aktörlerin birer aparat, yürütülen kampanyaların proje olduğunu biliyor, asıl mücadeleyi projelerin gerçek sahiplerine karşı veriyoruz” ifadesini kullanmıştı.

Ankara söz konusu operasyonla, Suriye içerisinde 30 kilometre derinliğinde bir güvenli bölge oluşturmayı hedeflediğini kaydediyor.

Operasyona ABD’nin yanı sıra Şam yönetiminin en güçlü destekçileri konumundaki Rusya ve İran karşı çıkıyor.

Paylaşın

Babacan, Ekonomi Üzerinden İktidara Yüklendi

Partisinin Artvin il binasının açılışında konuşan DEVA Lideri Babacan, “Enflasyon yüzde 200’lerde, üç haneye çıktı değil mi? Biz 34 yıl iki hane, üç hane süren enflasyonu aldık tek haneye indirdik. Dün Merkez Bankası ne diyor? Küresel barış sağlanırsa ben de enflasyonu indireceğim, diyor. Lafa bak ya!” dedi.

Haber Merkezi / Babacan, konuşmasının devamında, “Bizim enflasyonu, bizim zamları küresel barışa bağlıyor. Hani 1960’larda hippiler vardı ya, barış barış diye dolaşırlardı, onlara benziyor. Yahu biz enflasyonu düşürdük de Allah aşkına bunun mızmızlığını mı yaptık, mazeretini mi bulduk!” ifadelerini kullandı.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Artvin’de partisinin il binasının açılışını gerçekleştirdi. Burada bir konuşma yapan DEVA Lideri Babacan, ekonomi üzerinden iktidara yüklendi. Babacan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“2003 yılında Irak’ta savaş çıktı. Amerika biliyorsunuz Irak’ın tamamını işgal etti. Bizim ekonomimizi de etkiledi o zaman. Ama biz o yılın enflasyonunu yüzde 29’dan yüzde 18’e indirdik. PKK’nın çok yoğun bir şekilde terör saldırılarına başladığı ve Irak savaşının devam ettiği 2004’te enflasyonu yüzde 18’den aldık yüzde 9’a indirdik. Tek haneye indirdik. Mazeret bulmadık, mazeret aramadık. Her türlü zorluğa rağmen indirdik biz enflasyonu. Ama nasıl indirdik? İşi ehline teslim ederek indirdik. ‘Benim alanım ekonomi, ben ekonomistim’ deyip kafanın dikine gidersen, işte bu ülkede ne enflasyon düşer, ne zamlar biter ne de bu ekonomik kriz çözülür.

“Biraz önce, cumadan çıktık, meydanda bir vatandaşımız dedi. ‘Ya çok çaldılar çırptılar, kaynağı nerede bulacaksınız’ dedi. Ben de dedim ki ‘Havuzun dibi delik, çatlak, kaynak oradan akıp gidiyor.’ İlk yapacağımız iş havuzun çatlağını kapatmak. Ondan sonra havuz dolacak. Çünkü ülke büyük ülke. Bakın, bu yılın bütçesinde ne kadar faiz ödeyecekler biliyor musunuz? Meclis kapanmadan ek bütçe geçirdiler. Bu sene devlet bütçesinden ödenecek faiz tam 400 milyar TL. Eski parayla 400 katrilyon TL. Peki, tarıma verilen destek ne kadar? Bütün tarım destekleri; buğday, çay, fındık, mazot, gübre destekleri, Ziraat Bankası kredileri… Tüm destekleri toplayın, hepsine 40 milyar TL ödenecek. Yani, tarıma verilen desteğin 10 misli bu sene faiz olarak ödenecek. Cumhuriyet tarihinin en büyük faizini ödeyen hükümet oldu bu hükümet.

Soruyorum şimdi Artvin’e. Artvin’de yaşayan gençlerimiz kalmak istiyor mu? Gençler bir an önce başka yerlere gitmek istiyor değil mi? Çünkü babasına bakıyor, annesine bakıyor, Artvin’in durumuna bakıyor, memleketin durumuna bakıyor. İmkân varsa yurt dışına gideyim diyor. Gençlerin kaçmak istediği bir ülke, gençlerin hayatlarını başka ülkelerde aradığı bir ülke, milli ve yerli politikaların uygulandığı ülke değildir. Eğer politikalarınız gerçekten milli ve yerli ise bu ülkenin insanı gerçekten bu ülkeyi sever ve yarınlarını bu ülkede kurmak ister.

“Ülkemize güveniyoruz”

Bu ülkeyi yeniden ayağa kaldıracağız. Bu ülke yeniden kanatlanıp uçmaya başlayacak. Hiç yapmasak, hiç bilmesek diyebilirsiniz ki bu atıyor tutuyor. Ama yaptık yahu. 2001-2002 krizini çözen ekibin başındaydım. 2008-2009 krizini çözen ekibin de başındaydım. Türkiye’nin dünyada en itibarlı olduğu, sözünün en çok geçtiği dönemde ben bu ülkenin Dışişleri Bakanlığı’nı yaptım. Onun onurunu yaşadım. Bir ülkenin sözünün gücü nasıl artar, bir ülkeye güven nasıl artar, bunu ben yaşadım, gördüm, yönettim. Onun için biz kendimize güveniyoruz, onun için ülkemize güveniyoruz.”

Paylaşın

Selahattin Demirtaş’a Hapis İstemi

Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, dönemin Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Yüksel Kocaman’ı hedef gösterdiği gerekçesiyle yargılandığı dava Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin (İstinaf) bozma kararının ardından yeniden görülmeye başladı.

Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada mütalaasını veren duruşma savcısı Demirtaş’ın 8 yıla kadar hapsini istedi.

Savcı mütalaasında Demirtaş’ın, 7 Ocak 2020’de Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı başka bir davada savunma yaptığı sırada Yüksel Kocaman’ı hedef alan ifadeler kullandığını belirtti.

Bu ifadelerin, “@DemirtasSavunma” isimli twitter hesabı üzerinden paylaşılarak geniş kitlelere ulaştırıldığına ifade eden duruşma savcısı Demirtaş’ın savunma hakkı sınırlarını aştığını iddia etti.

Savcı, Demirtaş’ın tehditten 2 yıldan 5 yıla kadar, terörle mücadelede görev alan kamu görevlilerini hedef göstermekten de 1 yıldan 3 yıla kadar hapsini istedi.

Demirtaş, esas hakkındaki mütalaaya karşı 16 Eylül’de savunma yapacak.

Demirtaş ne demişti?

Demirtaş’ın 7-8 Ocak 2020’deki savunması sırasında şunları demişti:

“Benimle ilgili operasyonun yürütücüsü Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı. İkinci tutuklamayı bizzat örgütleyerek. İkinci tutuklamamın nasıl yapıldığının tüm detaylarını biliyorum. Başsavcı Yüksel Kocaman ve yardımcısı. Haklarında suç duyurusu yaptık.

“Senin o güvendiğin saraydan büyük Allah var Yüksel Kocaman, devran dönüyor. Devran dönüyor, halk var. Sandık kurulduğunda güvendiğin dağlara kar yağacak, bunların hepsinin hesabını yargı önünde vereceksiniz.”

Ne olmuştu?

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Demirtaş’ın Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı davada Kocaman’a yönelik ifadeleri nedeniyle dava açtı.

Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesince 28 Mayıs 2021’de görülen karar duruşmasında Demirtaş, “terörle mücadelede görev alan kamu görevlisini hedef göstermek” suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Mahkeme, “suç örgütlerinin korkutucu gücünden yararlanılarak tehdit etmek” suçundan ise hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verdi.

Dosyanın kanun yolu incelemesini yapan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi, yerel mahkemece “suç örgütlerinin korkutucu gücünden yararlanılarak tehdit etmek” suçuna ilişkin, yasada belirtilen geçerli bir hüküm kurulmadığı gerekçesiyle kararı esastan bozdu.

Bunun üzerine dosya yeniden Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesine geldi.

Yüksel Kocaman hakkında

1993’te Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. 1998-2001 arasında Pınarhisar Cumhuriyet Savcılığı, 2001-2003 yılları arasında Çatalzeytin Cumhuriyet Savcılığı görevini üstlendi.

AKP’nin iktidara gelmesinin ardından ise yavaş yavaş yükselmeye başladı. 2003’ten itibaren sırasıyla Strateji Geliştirme Başkanlığı Tetkik Hakimliği, Personel Genel Müdürlüğü Tetkik Hakimliği, Ceza İşleri Genel Müdürlüğü Daire Başkanlığı görevlerinde bulundu.

2011’de Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğüne atandı. Kocaman, Kasım 2014’ten Ocak 2017’ye kadar Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı yaptı.

Daha sonra Harun Kodalak’ın yerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına atandı. 27 Kasım 2020’de ise Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından Yargıtay üyeliğine seçildi.

Yargıtay üyeliğine atanmasından sonra yeni evlendiği eşiyle birlikte Bodrum’da yaptığı tatille gündeme geldi. Tatile helikopterle gitti. Geceliği 9 bin 300 lira olan Bodrum Mandarin Oriental Otel’e kaldı.

Fotoğrafları basına yansıyan tatilde eşinin taktığı çantanın fiyatı ise yaklaşık 20 bin liraydı.

Nikahına, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler gibi isimler katıldı.

Nikahta ayrıca Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Muharrem Akkaya, Hakimler ve Savcılar Kurulu 1. Daire Başkanı Halil Koç, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu da yer aldı.

Evlendikten sonraki gün de çift Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret etti.

Daha sonra Kocaman’ın, Erdoğan’ın Pınarhisar Kapalı Cezaevi’nde kaldığı dönemde, cezaevi savcısı olduğu ve Cezaevinde Erdoğan’la mangal partisi yaptığı ortaya çıktı.

Paylaşın

Kemal Türkler, 42’nci Ölüm Yıl Dönümünde Anıldı

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK),  kurucu Genel Başkanı Kemal Türkler Topkapı’daki mezarı başında anıldı. Anma, Topkapı Çamlık Mezarlığı girişinden Kemal Türkler’in mezarına kadar süren yürüyüşle başladı.  Ardından Türkler’in mezarının başında saygı duruşu yapıldı.

Saygı duruşundan sonra DİSK Genel Sekreteri ve Birleşik Metal İş Sendikası Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu, konuşma yaptı. “Kemal Türkler’in öldürülmesiyle 12 Eylül faşist cuntasının temellerinin atıldığını” belirten Serdaroğlu, “ Türkler’in düşüncelerinin yaşadığını” söyledi.

“Fabrikalarda yaşıyor”

“Kemal Türkler’i vurdular ama binlerce, on binlerce Kemal Türkler bugün fabrikalarda çalışıyor, DİSK’i örgütlemeye uğraşıyor. Kemal Türkler’i öldüren piyasa şarlatanları mezarlarındaki taşlar bile okunmuyor. Ama Türkler’in mezarının başına on binlerce insan geliyor.”

Kemal Türkler’in ailesi adına kızı Nilgün Türkler Soydan, konuştu. Soydan, Can Şafak’ın yazdığı Kemal Türkler’i anlatan kitaptan söz etti ve “Kitap satılık bir kitap değildir. Bunu babam adına önce benden sonra sendika ve vakıftan bir Kemal Türkler armağanı olarak kabul etmenizi istiyorum” dedi.

“İşçi sınıfına darbe”

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu da “Kemal Türkler işçi sınıfının önünde yürümeye devam ediyor” dedi ve ekledi: “1 Mayıs 1977 katliamıyla başlayan ve Kemal Türkler’in katledilmesiyle devam eden süreç Türkiye’yi 12 Eylül karanlığına götürdü. Hep söylediğimiz gibi, 12 Eylül asla unutulmaması gereken bir darbedir. 12 Eylül sermayenin işçi sınıfına karşı yaptığı darbedir. İşte o nedenle 12 Eylül’den bir buçuk ay önce Kemal Türkler katledilmiştir.”

Anmaya katılanlar

Anma törenine Türkler ailesi, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, DİSK Genel Sekreteri Adnan Serdaroğlu, DİSK Yönetim Kurulu üyeleri Kazım Doğan ve Seyit Aslan, DİSK İstanbul Bölge Temsilcisi Nevzat Karataş, DİSK önceki dönem Genel Başkanlarından Rıdvan Budak, DİSK’e bağlı sendikaların genel başkanları, genel merkez ve şube yöneticileri, DİSK’li işçiler, siyasi parti ve demokratik kitle örgütü temsilcileri katıldı.

Paylaşın

Tarımsal Girdi Enflasyonu Rekorunu Tazeledi

Tarımsal girdi fiyat endeksi mayıs ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 123,72, önceki aya göre yüzde 5,51 artış gösterdi. Yıllık bazda en çok artış yüzde 236’yla gübrede oldu.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) mayıs 2022 dönemine ait Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi (Tarım-GFE) verilerini açıkladı. Buna göre endeks, aylık bazda 5,5, yıllık bazda ise yüzde 123,7 artış gösterdi. Tarımsal girdi fiyat endeksi bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 67,7, 12 aylık ortalamalara göre yüzde 61,5 arttı.

Ana gruplarda bir önceki aya göre tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmet endeksinde yüzde 5,15, tarımda kullanılan mal ve hizmet endeksinde yüzde 5,55 artış gerçekleşti. Bir önceki yılın aynı ayına göre göre tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmet endeksinde yüzde 67,70, tarımda kullanılan mal ve hizmet endeksinde yüzde 133,9 artış gerçekleşti.

Gübrede artış yüzde 236’yı aştı

Yıllık artışın düşük olduğu alt gruplar sırasıyla, yüzde 32,06 ile veteriner harcamaları ve yüzde 45,53 ile tohum ve dikim materyali oldu. Buna karşılık, yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 236,45 ile gübre ve toprak geliştiriciler ve yüzde 184,42 ile enerji ve yağlar oldu.

Aylık artışın düşük olduğu alt gruplar sırasıyla, yüzde 1,01 ile gübre ve toprak geliştiriciler ve yüzde 1,22 ile enerji ve yağlar oldu. Buna karşılık, aylık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 8,65 ile hayvan yemi ve yüzde 8 ile diğer mal ve hizmetler oldu.

Paylaşın