Fenerbahçe’den Şampiyonlar Ligi’ne Erken Veda

Fenerbahçe, UEFA Şampiyonlar Ligi 2’nci ön eleme turu rövanş maçında Dinamo Kiev’e 2-1 yenilerek turnuvaya veda etti. Fenerbahçe, Avrupa yolculuğuna UEFA Avrupa Ligi’nde devam edecek. Fenerbahçe, Avrupa Ligi 3. ön eleme turunda Çekya ekibi Slovacko ile karşılaşacak.

Haber Merkezi / İlk yarıda ve ikinci yarının ilk dakikalarında yakaladığı pozisyonları golle sonuçlandıramayan Fenerbahçe, 54. dakikada İsmail Yüksek’in ikinci sarıdan kırmızı kart görmesiyle 10 kişi kaldı.

3 dakika sonra kalesinde bir de gol gören Fenerbahçe, 70. dakikada Valencia ile penaltı vuruşundan yararlanamasa da 89. dakikada Attila Szalai’nin kafa vuruşundan bulduğu golle maça denge getirdi ve karşılaşma uzatmalara taşındı. Uzatma bölümünün 114. dakikada kalesini gole kapatamayan Fenerbahçe, maçtan 2-1 mağlup ayrıldı.

Avrupa Kupaları’ndaki 242. mücadele

Dinamo Kiev ile daha önce biri hazırlık maçı olmak üzere 6 kez karşılaşan Fenerbahçe, 4 beraberlik, 2 mağlubiyet alırken; 4 gol atıp, 7 gol yedi. Sarı Lacivertliler, Dinamo Kiev karşılaşmasıyla birlikte Avrupa Kupaları’ndaki 242. mücadelesine çıktı.

Geride kalan 241 maçta 87 galibiyet, 52 beraberlik, 102 mağlubiyet alan temsilcimiz, 301 gol atıp, 354 gol yedi. Şampiyonlar Ligi elemelerinde 34. maçını oynayan Fenerbahçe, 33 karşılaşmada 12 galibiyet, 11 beraberlik, 10 yenilgi yaşarken; rakip fileleri 47 kez havalandırıp, kalesinde 37 gol gördü.

Fenerbahçe taraftarlarından ‘Vladimir Putin’ tezahüratı

Dinamo Kiev’in ilk golünü atan Buyalskiy, gol sevinci esnasında Fenerbahçe tribünlerine yönelik tahrik edici hareketlerde bulundu. Futbolcuya tepki gösteren Fenerbahçe tribünleri, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin lehine tezahüratta bulundu.

Taraftarlardan karşılaşmaya yoğun ilgi

Fenerbahçeli taraftarlar, Dinamo Kiev maçına yoğun ilgi gösterdi. Ülker Stadyumu’na gelen sarı-lacivertli taraftarlar yaptıkları tezahüratlarla takımlarına destek oldu.

Karşılaşmadan dakikalar

2. dakikada sağdan İrfan Can’ın kullandığı köşe vuruşunda Dinamo Kiev savunması meşin yuvarlağı uzaklaştırdı. Dönen topla buluşan İsmail Yüksek’in vuruşunda altı pas üzerinde oluşan karambolde Rossi topu önünde buldu. Bu oyuncunun vuruşunda meşin yuvarlak yandan dışarı çıktı.

21. dakikada kazanılan serbest vuruşta topun başına İrfan Can Kahveci geçti. Bu oyuncunun vuruşunda meşin yuvarlak kale direğine çarparak oyun alanına döndü.

22. dakikada King’in altı pas sağından vuruşunda meşin yuvarlak Valencia’nın önünde kaldı. Bu oyuncunun vuruşunda savunmadan dönen top King’in önünde kaldı. King’in vuruşunda meşin yuvarlak kaleciden oyun alanına döndü.

31. dakikada savunma arkasına sarkan Tsygankov, ceza sahasında Altay Bayındır ile karşı karşıya kaldı. Tsygankov’un vuruşunda meşin yuvarlak Altay’ın müdahalesi ile kornere gitti.

47. dakikada Valencia’nın sağdan ceza sahasına girerek vuruşunda meşin yuvarlak yandan auta çıktı.

57. dakikada Dinamo Kiev öne geçti. Konuk ekibin sağ kanattan gelişen atağında, Kedziora’nın ön direğe çıkardığı pasta Buyalskiy, kale alanı içinde topla buluştu. Bu oyuncunun vuruşunda, top ağlara gitti: 0-1

68. dakikada Fenerbahçe, penaltı kazandı. Ceza sahasında topla buluşan Valencia’ya Popov’un müdahalesinde, maçın hakemi penaltı noktasını işaret etti. 70’inci dakikada penaltıyı kullanan Valencia’nın vuruşunda, kaleci Bushchan sağına yatarak topu kornere çeldi ve gole izin vermedi.

82. dakikada kazanılan serbest atışta Rossi’nin ortaladığı topa penaltı noktası civarından Szalai’nin vuruşunda, meşin yuvarlak üstten auta çıktı.

88. dakikada Fenerbahçe, beraberlik golünü buldu. Kazanılan köşe atışını kullanan Lincoln Henrique’nin ortasında Szalai’nin kafa vuruşunda, top ağlarla buluştu: 1-1

93. dakikada Sydorchuk’un ara pasında ceza sahası önünde topla buluşan Vanat, kaleci Altay’la karşı karşıya kaldı. Vanat’ın vuruşunda, Altay iki hamlede topa sahip oldu.

99. dakikada gelişen Dinamo Kiev atağında, Shepeliev’in ceza alanı içinin sağından çektiği şutta top, yan direkten döndü. Atağın devamında meşin yuvarlağı önünde bulan Zabarnyi’nin penaltı noktası civarından bekletmeden yaptığı vuruşta top auta gitti.

114. dakikada Dinamo Kiev, yeniden öne geçti. Konuk ekibin sol kanattan gelişen atağında, Vivcharenko’nun yerden ceza alanına ortasında arka bölümde topla buluşan Karavaev, çektiği şutla Altay’ı mağlup etti: 1-2

Stat: Ülker

Hakemler: Massimiliano Irrati, Filippo Meli, Domenico Rocca (İtalya)

Fenerbahçe: Altay Bayındır, Osayi-Samuel, Tisserand (Dk. 85 Lincoln Henrique), Szalai, Ferdi Kadıoğlu, İsmail Yüksek, Arao (Dk. 95 Novak), İrfan Can Kahveci (Dk. 46 Emre Mor, Dk. 76 Bruma), King (Dk. 63 Crespo), Rossi, Valencia (Dk. 76 Serdar Dursun)

Dinamo Kiev: Bushchan, Kedziora (Dk. 91 Karavaev), Zabarnyi, Popov, Dubinchak (Dk. 106 Vivcharenko), Sydorchuk (Dk. 106 Andriyevskiy), Shaparenko, Tsygankov, Verbic (Dk. 37 Vanat), Buyalskiy (Dk. 67 Garmash), Besedin (Dk. 67 Shepeliev)

Goller: Dk. 57 Buyalskiy, Dk. 114 Karavaev (Dinamo Kiev), Dk. 88 Szalai (Fenerbahçe)

Kırmızı kart: Dk. 53 İsmail Yüksek (Fenerbahçe)

Paylaşın

FED, Politika Faizini 75 Baz Puan Artırdı

ABD Merkez Bankası (Fed), politika faizini 75 baz puan artırarak yüzde 2,25-2,50 aralığına yükseltti. Oy birliği ile alınan kararda, enflasyon risklerine karşı yüksek derecede dikkatli olunduğu mesajı tekrarlandı. 

Son harcama ve üretim göstergelerinin yumuşadığı belirtilen açıklamada, bununla birlikte son aylarda istihdam kazanımlarının güçlü olduğu ve işsizlik oranının düşük kaldığı aktarıldı.

Açıklamada, “Enflasyon, salgınla ilgili arz ve talep dengesizliklerini, yüksek gıda ve enerji fiyatlarını ve daha geniş fiyat baskılarını yansıtarak yüksek kalmaya devam ediyor.” ifadesi kullanıldı.

Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı savaşın insani ve ekonomik zorluklara neden olduğu yinelenen açıklamada, savaş ve ilgili gelişmelerin enflasyon üzerinde ek yukarı yönlü baskı yarattığı ve küresel ekonomik faaliyet üzerinde baskı oluşturduğu kaydedildi.

Bilanço planlandığı gibi daraltılmaya devam edecek

Açıklamada, Federal Açık Piyasa Komitesi’nin (FOMC) enflasyon risklerine karşı son derece dikkatli olduğu vurgulanarak, maksimum istihdam ve uzun vadede yüzde 2 oranında enflasyonun hedeflendiği bildirildi.

Fed’in açıklamasında, söz konusu hedeflerin desteklenmesi için federal fon oranının yüzde 2,25-2,50 aralığına yükseltilmesine karar verildiği ve devam eden artışların uygun olacağının tahmin edildiği belirtildi.

Bankanın bilançosunu planlandığı gibi küçültmeye devam edeceğine de değinilen açıklamada, enflasyonun yüzde 2 hedefine çekilmesinde kararlı olduğu aktarıldı.

Açıklamada, para politikasının uygun duruşu değerlendirilirken ekonomik görünüme yönelik bilgilerin etkilerinin izlenmeye devam edileceği, hedeflere ulaşmasını engelleyebilecek risklerin ortaya çıkması halinde para politikası duruşunun uygun şekilde ayarlanmaya hazır olunacağı kaydedildi.

ABD’de enflasyon haziranda yüzde 9’u aşarak 41 yılın zirvesine çıkmıştı

Fed, Covid-19 salgınının ardından hızlı ekonomik toparlanmayla gelen yüksek enflasyon baskısıyla 2021’in son çeyreğinde para politikası tonunu değiştirmeye başladı.

Banka, mart ayında varlık alım operasyonunu tamamlayarak faiz artışlarına başladı.

Fed, mart ayı toplantısında 25 baz puan artışla 2018’den bu yana ilk kez faiz artırımına gitme kararı alırken, mayıs toplantısında 50 baz puan ile 2000 yılından bu yana en hızlı faiz artışını gerçekleştirdi.

Banka haziran toplantısında ise 75 baz puanla 1994’ten bu yana en güçlü faiz artırımına gitti.

Rusya-Ukrayna Savaşı ve Çin’de Covid-19 salgınına karşı alınan karantina önlemlerinin tedarik zincirindeki sıkıntıları artırmasıyla yükseliş eğilimini sürdüren enflasyon, Fed’in üzerindeki baskıyı daha da artırmıştı.

ABD’de enflasyon haziranda yıllık yüzde 9,1 ile Kasım 1981’den bu yana en yüksek seviyeye ulaşmıştı.

Ukrayna’da savaşın enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı yarattığı ve küresel ekonomik aktivite üzerinde baskı oluşturduğu kaydedildi.

Fed’in bu yıl sonunda kadar faizleri artırarak yüzde 3,5’e kadar yükseltmesi, gelecek yılın yarısından itibaren ise düşürmeye başlaması bekleniyor.

‘Güçlü bir dolar atmosferi’

Reuters’a konuşan Citigroup’tan gelişmekte olan piyasalar ekonomisti Michel Nies, “Gelişmekte olan piyasalar ABD’nin para politikasını sıkılaştırmasıyla dışarıdan genel olarak daha az talep görüyor; bu da daha güçlü bir dolar atmosferinin oluşmasına neden oluyor. Bunun etkileri de döviz kurlarının adaptasyonunun zarar görmesiyle küresel ticarette fark ediliyor” yorumunda bulundu.

Siyasi belirsizlik, yükselen enflasyon, küresel resesyon beklentisi ve Ukrayna’daki savaş da gelişmekte olan piyasalardaki durumun sarsıntılı olmasına yol açıyor.

Bloomberg dolar endeksi Haziran ayının başından beri yüzde 4 değer kazandı.

MSCI gelişmekte olan piyasalar endeksi ise yüzde 7 değer kaybetti.

Bu durum gelişmekte olan piyasalardaki hisse senetlerinin yerel para birimi açısından değerinin dolara karşı sürekli azalması anlamına geliyor.

Hükümetlerin ve şirketlerin borcunun daha pahalı bir hale gelmesi de tahvil ve bono piyasasını olumsuz etkiliyor.

Ancak yatırımcılara göre gelişmekte olan piyasalardaki bu sıkıntıların azalması henüz mümkün değil.

ABD’de ekonominin yavaşlamasına yönelik kaygılar

Fed Başkanı Powell’dan net bir mesaj beklenmemesi de piyasalardaki oynaklığın yüksek seviyede olmasına yol açıyor.

Bloomberg’e konuşan Medley Global Advisors’tan küresel makroekonomi stratejisti Ben Emons, “Enflasyon konusunda bu kadar belirsizlik olduğu sürece, Fed’in açık bir şekilde ileriye dönük yönlendirmesi olamaz. Powell’ın kendisine seçme imkanı sağlaması gerekiyor” değerlendirmesini yaptı.

Diğer yandan Bloomberg HT’nin haberine göre ABD ekonomisinin resesyona girip girmeyeceği tartışılmaya devam ediyor.

Özellikle konut piyasası verilerinin olumsuz sinyaller verdiği, teknoloji şirketlerinin işe alımları askıya aldığı ve işsizlik maaşı başvurularının tırmanışa geçtiği bir ortamda ekonominin yavaşlamasına yönelik endişeler artıyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe, BBC Türkçe)

Paylaşın

Bilim İnsanları Kelliğin Muhtemel Çözümünü Buldu

Yeni bir araştırmada, insanların saçlarının dökülüp dökülmeyeceğinden tek bir kimyasalın sorumlu olabileceği bulundu. Birleşik Krallık’taki erkeklerin yaklaşık üçte ikisi erkek tipi kellikle karşı karşıya kalacak.

Çalışmada, kimyasal maddenin keşfinin “sadece kelliği tedavi etmekle kalmayıp, nihayetinde yaraların iyileşmesini de hızlandırabileceği” belirtiliyor.

Riverside Kaliforniya Üniversitesi’nden araştırmacılar, saç köklerinin bölünmesine ve ölmesine tek bir kimyasalın yol açtığını keşfetti.

Biophysical Journal adlı bilimsel dergide yayımlanan çalışmanın ortak yazarı Çişuan Vang şöyle dedi:

Bilimkurgu eserlerinde karakterlerin yaralarını hızla iyileştiğinde bunu sağlayanın kök hücreler olduğu fikri mevcut.

Gerçek hayattaysa yeni çalışmamız bizi kök hücre davranışını anlamaya daha da yakınlaştırıyor. Böylece kök hücreyi kontrol edebilir ve yara iyileşmesini teşvik edebiliriz.

Düzenli ve otomatik biçimde kendini yenileyen tek insan organı olması sebebiyle saç köklerini inceleyen ekip, TGF-beta adı verilen bir protein türünün saç köklerindeki kök hücrelerin bölünmesini nasıl kontrol ettiğini ve bazılarının neden ölebildiğini keşfetti.

Vang şöyle açıkladı:

TGF-betanın iki zıt rolü var. Bazı saç köklerinin yeni yaşam üretmesi için faal hale gelmesini ve sonra da apoptozu, yani hücre ölüm sürecinin düzenlenmesini sağlıyor.

Bir saç kökü kendini öldürdüğünde bile asla kök hücre deposunu öldürmüyor. Hayatta kalan kök hücreler yenilenme işareti aldığında bölünüyorlar, yeni hücre yapıyorlar ve yeni bir saç kökü oluşturacak şekilde gelişiyorlar.

Fakat bilim insanları bir saç kökü öldüğünde kök hücre deposunun varlığını sürdürdüğünü tespit etti.

Çalışmanın yazarları saç kökü kök hücrelerini faal hale getirerek saç uzamasını sağlamanın mümkün olabileceğini fakat bu konu üzerinde daha fazla araştırma yapılması gerektiğini ekledi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğuna Ve Askeri Üssüne Saldırı

Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu ve Başika’daki askeri üse eş zamanlı saldırı düzenlendi. Rudaw saldırıların roketle yapıldığını yazarken, RojNews askeri üssü yapılan saldırının drone ile yapıldığını söyledi.

Rudaw haberinde atılan dört füzenin başkonsolosluk binasının etrafına isabet ettiği, etraftaki binaların ve araçların hasar gördüğü ancak ölen ya da yaralanan olmadığı aktardı.

Her iki haber kuruluşu da Başika yakınlarındaki askeri üssü yapılan dronlu saldırıya ilgili ölen ya da yaralanan bilgisi paylaşmadı.

RojNews saldırıyı Irak’ta Şii bir grup olan Seraya Ebabil güçlerinin üstlendiğini belirtti.

Başika’daki askeri üs Musul’un 12 kilometre kuzeyinde. 2015’te inşa edildi ve “Başika ya da Zilkan üssü” olarak adlandırılıyor.

Dışişleri Bakanlığı saldırıyı kınadı

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, saldırıya ilişkin bir açıklama yaptı.

Musul Başkonsolosluğuna gerçekleştirilen saldırıyı doğrulayan Dışişleri Bakanlığı, Başika’daki askeri üsse yapılan saldırıyla ilgili bir şey demedi.

Bakanlık açıklamasında, “Can kaybı yaşanmayan bu saldırıyı en sert şekilde kınıyor ve sorumluların biran önce adalet önüne çıkarılmalarını bekliyoruz. Irak makamlarını diplomatik ve konsüler temsilcilikleri koruma sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyoruz.” dedi.

Saldırının BM Güvenlik Konseyinde Irak’ın çağrısıyla düzenlenen toplantı sırasında gerçekleştiği belirten Bakanlık açıklamada, şunları kaydetti:

“Ülkemizin haksız şekilde itham edilerek hedef gösterildiği bir dönemde, Irak makamlarının çağrısı üzerine düzenlenen BM Güvenlik Konseyi toplantısı sırasında bu saldırının gerçekleşmiş olması da vahim ve düşündürücüdür.”

“Bu vesileyle Irak makamlarına, terörle mücadeleye odaklanmaları ve toprakları üzerinden komşu ülkelere ve diplomatik temsilciliklere tehdit oluşturan terör mevcudiyetlerine son vermeleri çağrımızı bir kez daha yineliyoruz.”

Paylaşın

Suriye’den Türkiye’ye Operasyon Yanıtı: Karşılık Veririz

Ankara’nın geçtiğimiz aylarda gündeme getirdiği Suriye’nin kuzeyine yönelik olası operasyon gündemi devam ediyor. Şam, “Türkiye’nin olası bir saldırısına karşı koymaya hazır olduğunu” açıkladı. 

Suriye’nin resmi haber ajansı SANA’da yer alan haberde, vurgulanan açıklamada, “Ordu ve Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığı, Suriye Arap Ordusu’nun, Türkiye’nin Suriye Arap Cumhuriyeti topraklarında olası herhangi bir saldırganlığına karşı koymaya tamamen hazır olduğunu teyit etti” ifadeleri yer aldı.

Askeri bir kaynağın SANA’ya yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin son iki gündür Suriye topraklarında uyguladığı provokasyonların ve farklı bölgelere ve bir dizi silahlı kuvvetlerimize ait noktalara yönelik saldırıların yoğunlaşmasıyla, ordumuzun bu ülkenin ve terör örgütlerinin olası her türlü saldırısına karşı koymaya hazır olduğunu teyit ediyoruz” denildi.

Esad: Karşılık vermekten çekinmeyiz

Türkiye’nin Suriye’ye yönelik olası operasyon gündemi devam ederken Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad geçtiğimiz ay Russia Today’e verdiği röportajda, Türkiye’nin olası operasyonu için “Karşılık vermekten çekinmeyiz” demişti.

Esad, “Kuşkusuz işgal edilmiş her toprak zamanı gelince kurtarılacak” diye konuşmuştu.

Hamaney Erdoğan’ı uyarmıştı

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan resmi temaslarda bulunmak, İran, Rusya ve Türkiye üçlü zirvesine katılmak için 19 Temmuz’da gittiği Tahran’da ülkenin dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ile görüşmüştü.

Yaklaşık 40 dakika süren görüşmede Hamaney’in Erdoğan’ı Suriye’ye yönelik olası operasyon için uyardığı ifade edilmişti.

Hamaney’in Erdoğan’ı Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik yapmayı planladığı olası operasyonun “zarar verici olacağı” konusunda uyardığı belirtilmişti.

Erdoğan’dan Suriye’ye operasyon çıkışı

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Mayıs ayı sonunda yaptığı bir açıklamada, Suriye’nin kuzeyine yönelik, “30 kilometre derinliğindeki güvenlik koridorunu inşallah en kısa sürede tamamlayacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan şöyle devam etmişti: “Suriye sınırlarımız boyunca adım adım kurmakta olduğumuz 30 kilometre derinliğindeki güvenlik koridorunu inşallah en kısa sürede tamamlayacağız. Böylece çocuklarımızı kandırıp dağa götüren mekanizmayı tamamen ortadan kaldırmış olacağız”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, öte yandan Azerbaycan ziyaretinden dönerken uçakta, Suriye’nin kuzeyine yönelik TSK’nın olası operasyonun sorulması üzerine “Her zaman söylediğim gibi, bir gece ansızın onların da tepelerine ineriz, inmeye de mecburuz. Biz şehitlerimizin bedelini bunlara ödetmeyecek miyiz?” demişti.

ABD: Rusya Suriye’yi riske atmak istemez

ABD’nin eski Türkiye ve Suriye Büyükelçisi James Jeffrey ise Rusya’nın da bölgedeki varlığını korumak istediğini “Rusya için Suriye büyük bir başarı, bunu riske atmak istemezler” sözleriyle özetlerken ABD’nin de kısa zamanda Suriye’den ayrılmak gibi bir niyeti olmadığını ifade etmişti.

Rusya: Mantıksız bir adım

Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev, bugün başlayacak ve iki gün sürecek Astana görüşmeleri öncesinde Türkiye’nin Suriye’ye yönelik olası operasyonunu değerlendirmişti.

Lavrentyev, sözkonusu operasyon için “Mantıksız bir adım” yorumunu yapmıştı. Lavrentyev açıklamalarının devamında İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik konusuna da değinerek “Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girmesine çekinceli yaklaşıyor diye Suriye’ye operasyon konusunda Türkiye ile pazarlık yapmıyoruz. Operasyona gözümüzü kapatmıyoruz. Rusya bölgedeki müttefiklerini satmaz” demişti.

(Kaynak: halktv.com.tr)

Paylaşın

CHP’li Tanrıkulu: Haziranda 39’u Çocuk 792 Kişi İşkence Gördü

Haziran ayına ilişkin hak ihlalleri, CHP’li Sezgin Tanrıkulu tarafından rapor haline getirilerek paylaşıldı. Rapora göre haziranda 39’u çocuk olmak üzere 792 kişi işkence gördü. İşçilere, kadınlara, gazetecilere yönelik ihlaller de devam etti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanvekili Sezgin Tanrıkulu, “Haziran 2022 Türkiye’de İnsan Hakları İhlalleri Raporu”nu yayımladı.

Tanrıkulu’nun raporuna göre, haziran ayında 231 kişinin yaşam hakkı ihlal edildi. Yaşam hakkı ihlallerinde, 187 emekçinin hayatını kaybetmesi ile iş cinayetleri birinci sırada yer aldı. Rapora göre kadın cinayetlerinde 32 kadın hayatını kaybederken, 5 kişi de cezaevlerinde hayatını kaybetti.

39 çocuk işkence gördü

Tanrıkulu’nun raporunda bir ayda 792 işkence olayı yaşandığı belirtilirken, bu olayların 51’nin cezaevlerinde yaşadığı ve işkenceye uğrayanlardan 39’unun çocuk olduğu kaydedildi.

Haziran ayında toplantı ve gösteri yürüyüşüne yönelik hak ihlalleri de devam etti.  71 eylem ve etkinliğe müdahale edilirken, bu müdahalelerde 35’i çocuk 783 kişi hakkında adli ve idari işlem yapıldı. 10 kişi toplantı ve gösteri yürüyüşünü kullandığı için açılan davalarda mahkûm oldu. 7 ilde 11 tiyatro, gösteri vb. etkinlikler yasaklandı.

Gazetecilere yönelik hak ihlalleri de raporda yer aldı. Buna göre haziranda 26 gazeteci gözaltına alındı, 16 gazeteci tutuklandı, 4 gazeteci hakkında açılan davalardan mahkûm oldu, bir gazeteci ise saldırıya uğradı.

Sansür

292 internet haberine erişim engeli geldi, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) kanallara 5 kez ceza verdi, 11 kitap hakkında toplama kararı verildi.

Düşünce ve ifade özgürlüğünü kullandığı için 32 kişi gözaltına alındı, 13 kişi tutuklandı. 10 kişi hakkında, bu hakkını kullandığı için açılan davalarda mahkûmiyet kararı verildi. 35 kişiye bu alanda soruşturma açıldı.

Tanrıkulu, raporundaki verilerden yola çıkarak, “Adalet ve Kalkınma Partisi, ‘İşkenceye sıfır tolerans’ dedi. İnsan hakları ihlallerini bitirme iddiasıyla geldi, 20 yıl önce. Bugün itibarıyla zalimlikte, zulümde ve insan hakları ihlallerinde bir şampiyonluğa doğru ilerliyor” dedi.

“Adalet ve Kalkınma Partisi geldiği noktada zalimlik, zulüm ile ayakta duruyor” diyen Tanrıkulu, “Bunlar kendi iktidarlarının idari pratiğine dönüşmüş durumda ama söz veriyoruz, hiç kimse umutsuz olmasın. Bütün bunları ortadan kaldıracağımız ortamı seçimden sonra yaratacağız” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: ANKA)

Paylaşın

Salgında Türkiye’ye Yönelen Lüks Markalar Ülkeden Çıkıyor

Merkezi Londra’da bulunan veri analizi ve danışmanlık şirketi GlobalData’nın son raporu, lüks giyim pazarının salgına rağmen geçen yıl yüzde 24,1 büyüdüğünü ortaya koydu. Yine dünyada artan enflasyonist baskıya rağmen, bu yıl da büyümenin sürmesi ve pazarın 149 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşması bekleniyor.

Hal böyleyken söz konusu pazardaki payını artırmak isteyen oyuncular için kıyasıya yarış da kaçınılmaz oluyor. Bu yarışta önemli avantajlardan biri de uygun maliyetlerle üretim yaptırabilmekten geçiyor. 2020’de başlayan salgın, yıllardır süregelen tedarik zincirinde önemli değişimlere yol açmış, Türkiye de bu dönemde üretim maliyetleri ile olmasa da coğrafi avantajıyla lüks markalar için önemli bir üretim merkezi haline gelmişti.

Markalar çıkışa yöneldi

Sadece lüks markalar değil, hızlı moda devlerinin de aynı yolu tercih etmesi, Türkiye hazır giyim sektörünü ihracatının, 2021’de 20,2 milyar dolara çıkmasını sağlamıştı. Bu yıl ise hedef 23 milyar dolar olsa da tüm dünyada artan enflasyonist baskı, hedefin en az 1 milyar dolar gerisinde kalınacağını ve yılın 22 milyar dolara yakın bir rakam ile kapatacağını gösteriyor. Hedefteki gerilemenin sebeplerinden biri de salgında Türkiye’ye yönelen lüks markaların artık fiyat tutturmakta zorlanmaya başlaması oldu.

“Avantajımızı kaybediyoruz”

30’u aşkın yabancı markayı temsil eden Tescilli Markalar Derneği’nin (TMD) Başkanı İzzet Stamati, katma değerli ihracatta büyük öneme sahip markaların Türkiye’den çıkışa yöneldiğini anlattı.

Brandy’s çatısı altında Calvin Klein’den Versace’ye, Armani’den Hugo Boss’a, DKNY’den Guess’a kadar onlarca markanın satışını gerçekleştiren İzzet Stamati, “Salgında Uzakdoğu’daki yüksek navlunun da etkisiyle lüks ve ulaşılabilir lüks markalar üretim için Türkiye’ye yönelmişti. Biz de burada üretim yapmaları noktasında her zaman baskı yapıyorduk. Ancak gelinen noktada bu avantajı yavaş yavaş yitiriyoruz. Pandemi dönemindeki kazanımları kaybedilebiliriz. Bunun en önemli sebebi de artan üretim maliyetleri ve hammaddede uygulanan vergiler. Bu alanlarda yaşanan fiyat artışları markaların burada fiyat tutturmasını zorlaştırıyor. Bizim de çalıştığımız markalar artık Türkiye’de fiyat tutturamadıklarını söylüyorlar. Avantaj neredeyse üretimi oraya kaydırmaya gidiyorlar” diye konuştu.

“Kayıp milyar doları bulabilir”

Her ne kadar başta enerji maliyetleri tüm dünyada artsa da dövize endeksli hammaddeler, Türkiye’nin iç dinamiklerinin etkisi ile daha yüksek hale geldi. Yine son yapılan ücret artışları da üretim maliyetlerini artırdı. Öte yandan ithal elyaf, iplik ve kumaşta gümrük vergileri de yüzde 5-8 ve 10 gibi değişik oranlarda uygulanıyor. Stamati, “Bu vergiler de fiyat tutturma noktasında sıkıntı yaratıyor. Bu vergilerin hem bitmiş ürün hem de hammaddede düşürülmesi gerekiyor. Aksi halde markaları burada tutamayacağız” diye konuştu.

İzzet Stamati’nin verdiği bilgilere göre, söz konusu alanda üretimin değeri milyar doları buluyor. Zira salgın döneminde hazır giyimde Türkiye’ye kayan sipariş miktarı 3 milyar doları bulmuştu.

Peki bu markalar yine Uzakdoğu’ya mı yönelecek? İzzet Stamati, bu noktada da ilginç bir bilgi paylaştı. “Tedarik zinciri artık kırıldı ve yeni üreticiler doğmaya başladı. Tunus, Cezayir, Fas ve Mısır gibi pazarlar öne çıkıyor. Uzakdoğu’yu bırakın artık, söz konusu ülkeler de Türkiye ile rekabet edecek duruma geldi. Orda da işçilik çok ucuz” diyen Stamati, vergilerin düşürülmesinin tüketiciye de önemli oranda fayda sağlayacağını kaydetti.

Prens geldi Suudiler coştu

TMD Başkanı İzzet Stamati, turizmde yaşanan hareketlilik sayesinde tüketimin de gayet iyi gittiğini anlattı. Stamati, “Turizm sezonundayız. Tüketim var, harcama yüksek. Özellikle Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman’ın Türkiye’ye geliyor haberleri ile Suudilerin Türkiye ilgisi arttı. Alışverişte ilk sıraya yükseldiler” ifadelerini kullandı.

Haberin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

FIFA Dünya Kupası: Takımlar ‘Ultra Lüks’ Yerleşkelerde Kalacak

Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği (FIFA), bu yılki Dünya Kupası’na katılacak 32 futbol takımının Arap saraylarının kopyaları, sağlıklı yaşam merkezleri ve alkolün yasak olduğu lüks otellerde konaklayacağını bildirdi.

FIFA tarafından yayınlanan listeye göre, takımlardan 24’ü Katar’ın başkenti Doha ve çevresinde yoğunlaşan otel ve üniversite lojmanlarında kalacak.

Tüm takımlar 18 Kasım’da başlayacak turnuva için Körfez ülkesinde kalmayı tercih etti.

Son şampiyon Fransa, Doha yakınlarında “özel saray ortamıyla” övülen bir tatil köyü olan el Messila’da konaklayacak.

Bölgedeki villaların geceliği 2 bin 500 doların üzerinde.

Almanya ise Orta Doğu’nun en büyük sağlıklı yaşam tesisi olarak tanımlanan Körfez manzaralı Zulal’da kalacak.

Katarlı yönetici bir aileye ait tesisin kraliyet süitinin geceliği 10 bin doların üzerinde.

Manuel Neuer ve takım arkadaşları, başkente 100 kilometre mesafedeki, Doha’ya en uzak noktada bulunacak.

Tesis, “geleneksel Arap ve İslam tıbbını” uyguluyor ve katı bir alkol yasağı kuralı var.

Zulal sağlıklı yaşam tesisinin genel direktörü Daniele Vastolo, birçok takımın, tesisi, Doha’nın kalabalığından uzakta “bir balonun içinde” olması hasebiyle ziyaret ettiğini dile getiriyor.

Dünya Kupası ‘inzivası’

Vastolo, tek bir giriş olduğu için güvenliğin de daha kolay olacağını söylüyor ve ekliyor:

“Buraya gelip konukları ya da takımı rahatsız ederek fotoğraf ve imza isteyen taraftar olmayacak. Bu yüzden burada cidden izole olabileceklerini düşünüyorum. Ama bu inzivadan çıkmak istedikleri bir gün olursa Doha’ya gidebilirler”.

Taraftarlar, Almanya’nın antrenman sahası olan ve bir kale şeklinde tasarlanan el Şamal Stadyumu’na daha kolay ulaşabilecek.

Belçika, kendi özel plajı ve kaydırakları olan özel bir su tema parkı ve geceliği 7 bin dolara kadar çıkan villalarıyla karşı kıyıdaki Hilton Salwa’yı seçti.

Burası, dünyanın kişi başına düşen en yüksek gelirlerinden birine sahip Körfez ülkesindeki zengin ailelerin hafta sonu için tercih ettiği bir mekan.

İngiltere, Harry Kane ve takım arkadaşları için yakındaki halk plajının bir bölümünü kapatmayı planladığı Souq el Wakra otelinde.

Alkol yasağı

Katar’ın büyük bölümünde olduğu gibi burada da alkol yok.

Ancak oteller, oyuncular için ekstra spor aletleri, video oyunları ve diğer eğlenceler için farklı çözümler üretiyor.

FIFA, takımların büyük kısmının ‘birbirinin 10 km yarıçapındaki otellerde kalacağını ve bunun da etkinliğin heyecan verici atmosferinin Doha ve çevresinde yoğunlaşmasını sağlayacağını’ kaydetti.

Brezilya, şehir merkezinde ana yola yakın Westin Doha’yı (oteli) seçerken, Amerika Birleşik Devletleri, yabancı diplomatların yoğun yaşadığı ana bölgede yer alacak.

Lionel Messi’li Arjantin’i ve eski şampiyon İspanya, antrenman sahalarına yürüyerek gidebilecekleri Katar Üniversitesi’ndeki “lüks” konaklama yerlerini tercih ediyor.

Bir milyondan fazla taraftarın 18 Aralık’ta sona erecek turnuva için Katar’ı ziyaret etmesi bekleniyor.

Futbolseverlerin bazıları geceliği 2 bin dolarlık otellerde konaklayacak ancak birçoğunun daha ucuz, taşınabilir kabinlerde ve çöl kamplarında kalması bekleniyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Selahattin Demirtaş: Ortak Aday Bir Kişi Değil, Bir Anlayıştır

5,5 yıldır Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkan Selahattin Demirtaş, “ortak cumhurbaşkanı aday” tarifini yaparken, “Ortak aday bir kişi değil, bir anlayıştır. Tek adamın karşısına çıkacak bir başka tek adam ya da tek kişi değildir. Kolektif aklın sözcüsü, birleşmiş bilincin aktarıcısıdır” dedi.

Demirtaş, ortak adayın hedefinin yüzde 50+1 değil yüzde 80+1 oy almak olduğunu belirtti. Demirtaş yazısında, “Amaç sadece seçimi kazanmak değil, en güçlü toplumsal meşruiyetle geçiş sürecini yönetmektir” ifadesini kullandı.

Demirtaş’ın Gazete Duvar için kaleme aldığı “Ortak aday nedir?” başlıklı yazısı şöyle;

“Seçim tarihi yaklaştıkça ortak adayın kim olabileceği konuşuluyor, herkes aklındaki ve gönlündeki adayın km olduğunu söylüyor.

Oysa ortak adayın kim olacağından önce, ne olduğunu netleştirmek, “ortak aday kim olmalı” sorusundan önce “ortak aday nedir” sorusunu sormak gerekir.

Ben bu soruyu, aşağıdaki şekilde yanıtlıyorum.

Ortak aday bir kişi değil, bir anlayıştır. Tek adamın karşısına çıkacak bir başka tek adam ya da tek kişi değildir. Kolektif aklın sözcüsü, birleşmiş bilincin aktarıcısıdır.

Ortak aday tek bir partinin, tek bir kimliğin, tek bir inancın değil, bütün toplumsal kesimlerin ve farklılıkların bileşkesi, 85 milyonun siluetidir.

Ortak aday diğer adayların karşıtı değil, demokrasiyi savunanların rakipsiz adayıdır.

Ortak aday tek bir ideolojinin değil, gerçek demokrasinin temsilcisidir. Kamplara bölünmüş, paramparça edilmiş toplumu demokrasi değerlerinde buluşturan kapsayıcı güçtür.

Ortak adayın hedefi yüzde 50+1 değil, yüzde 80+1’dir. Amaç sadece seçimi kazanmak değil, en güçlü toplumsal meşruiyetle geçiş sürecini yönetmektir. Bunun için de sivil ve tam demokratik bir anayasa hazırlanmasına öncülük etmek, o anayasanın toplumun tüm dinamiklerinin katılımıyla yapılmasını sağlamaktır. Ülkeyi demokratikleştirecek sinerjiyi ortaya çıkarmaktır.

Ortak aday sadece siyasi partilerin değil; kadın platformlarının, çevre hareketlerinin, sendikaların, meslek örgütlerinin, odaların yani tüm toplumsal kesimlerin de adayıdır. Bunun için bu kesimlerin desteği alınmalı, görüşleriyle sürece aktif katılımları sağlanmalıdır.

HDP’nin ortak adaya açık olmasının, ortak adayda kararlı olmasının temel nedeni budur. Çünkü amaç sadece seçimi kazanmak olmamalıdır. Seçimle birlikte demokrasiyi ve toplumsal barışımızı da kazanmak olmalıdır. Bunun için de büyük bir toplumsal uzlaşma sağlanmalıdır. Ortak aday, işte bu büyük uzlaşmanın adıdır.

HDP, ortak aday düşüncesini ucuz bir pazarlık ya da kof bir şantaj unsuru olarak ileri sürmüyor. Dar parti çıkarlarını değil, ülkenin geleceğini düşünerek sorumlu davranıyor.

Türkiye hepimizindir, dolayısıyla ortak aday da hepimizin olmalıdır.

İkinci yüz yılında Cumhuriyet’i hep birlikte sahiplenerek onu hepimizin Cumhuriyet’i haline getirebiliriz. Demokratik, laik, sosyal, eşitlikçi, adil bir hukuk devletine dönüştürebiliriz.

Bu yoksulluğu, bu perişanlığı, bu zulmü hiçbirimiz hak etmiyoruz. “Sen, ben” yok “biz, hepimiz” var ve el ele vererek ülkeyi içinde bulunduğu felaketten çıkarabiliriz.

O halde hep birlikte yan yana durarak değişimi başlatalım.

İşte bu anlayışın adı ORTAK ADAY’dır.

Kimin bu anlayışı temsil edeceğine karar vermek ise sonraki iştir ve kolaydır.

Benim ortak adayla ilgili görüşlerim bu şekilde. Siz de görüşlerinizi yazın lütfen, avukatlarım bana ileteceklerdir. Çünkü ortak adayın kim olmasından önce ne olması gerektiğini ne kadar çok konuşursak o kadar sağlıklı sonuçlar çıkar ortaya.

Hepinize sevgiler, selamlar…”

Paylaşın

Uluslararası Para Fonu, Küresel Büyüme Tahminlerini Düşürdü

Uluslararası Para Fonu (IMF) 2022 Temmuz Dünya Ekonomik Görünüm Raporunda küresel büyüme öngörüsünü aşağı çekti ve yüksek enflasyon ve Ukrayna savaşının yol açtığı risklerin kontrol altına alınamamasının dünya ekonomisini resesyonun eşiğine getirebileceği uyarısında bulundu.

Raporda küresel ölçekte reel gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) büyümesine ilişkin tahminini yüzde 3,6’dan yüzde 3,2’ye düşürdü. IMF’nin 2023’e yönelik büyüme beklentisi ise yüzde 3,6’dan yüzde 2,9’a çekildi.

Raporun yönetici özetinde ortaya konulan tabloya göre 2021’deki geçici toparlanmayı, risklerin gerçekleşmeye başladığı 2022’de giderek daha kasvetli gelişmeler izledi. Küresel üretim, Çin ve Rusya’daki gerilemeler nedeniyle bu yılın ikinci çeyreğinde daralırken, ABD tüketici harcamaları beklentilerin altında kaldı.

Pandemi nedeniyle zaten zayıflamış olan bir dünya ekonomisini çeşitli şoklar vurdu: Dünya çapında beklenenden daha yüksek enflasyon – özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve büyük Avrupa ekonomilerinde – daha sıkı finansal koşulları tetikledi; Çin’de COVID-19 salgınlarını ve kilitlenmelerini yansıtan beklenenden daha kötü bir yavaşlama; ve Ukrayna’daki savaştan kaynaklanan olumsuz yayılmalar.

Büyüme aşağıya

Temel tahmin, büyümenin geçen yılki yüzde 6,1’den 2022’de yüzde 3,2’ye düşmesi ve Nisan 2022 Dünya Ekonomik Görünümü’nden 0,4 puan daha gerilemesi yönünde. Bu yılın başlarında büyümenin düşmesi, hanehalkı satın alma gücünün azalması ve daha sıkı para politikası, ABD’de yüzde 1,4 puanlık aşağı yönlü bir revizyona neden oldu. Çin’de, daha fazla kilitlenme ve derinleşen emlak krizi, büyük küresel yayılmalarla birlikte büyümenin yüzde 1,1 puan aşağı yönlü revizyonunu gerektirdi. Ve Avrupa’da, önemli not düşüşleri, Ukrayna’daki savaştan ve daha sıkı para politikasından kaynaklanan yayılmaları yansıtıyor.

Enflasyon yukarıya

Küresel enflasyon, gıda ve enerji fiyatlarının yanı sıra devam eden arz-talep dengesizlikleri nedeniyle yukarı yönlü revize edildi ve bu yıl enflasyon gelişmiş ekonomilerde yüzde 6,6’ya, yükselen piyasa ve gelişmekte olan ekonomilerde yüzde 9,5’e ulaşması bekleniyor – sırasıyla yüzde 0,9 ve 0,8 puanlık yukarı yönlü revizyonlar. 2023 yılında, dezenflasyonist para politikasının ısırması ve küresel üretimin sadece yüzde 2,9 oranında büyümesi bekleniyor.

Riskler büyüyor

Görünüme yönelik riskler ezici bir çoğunlukla aşağı yönlü hareket ediyor. Ukrayna’daki savaş, Avrupa’nın Rusya’dan gaz ithalatının aniden durmasına yol açabilir; enflasyonun düşmesi beklenenden daha zor olabilir ya işgücü piyasaları beklenenden daha sıkıysa ya da enflasyon beklentileri demir atmazsa; daha sıkı küresel finansal koşullar, gelişmekte olan piyasalarda ve gelişmekte olan ekonomilerde borç sıkıntısına neden olabilir. Yenilenen COVID-19 salgınları ve kilitlenmelerin yanı sıra emlak sektörü krizinin daha da tırmanması Çin’in büyümesini baskılayabilir; jeopolitik parçalanma küresel ticareti ve işbirliğini engelleyebilir. Risklerin gerçekleştiği, enflasyonun daha da yükseldiği ve küresel büyümenin 2022 ve 2023’te sırasıyla yaklaşık yüzde 2,6 ve yüzde 2,0’a düştüğü makul bir alternatif senaryo, büyümenin 1970’ten bu yana en kötü yüzde 10’da yer almasına yol açacaktır.

Yaşam standartları geriliyor, çok taraflı eylem ihtiyacı var

Artan fiyatlar dünya çapında yaşam standartlarını sıkıştırmaya devam ederken, enflasyonu evcilleştirmek politika yapıcılar için ilk öncelik olmalıdır. Daha sıkı para politikasının kaçınılmaz olarak gerçek ekonomik maliyetleri olacaktır, ancak gecikme daha da kötü sonuçlara yol açacaktır.

Hedeflenen mali destek, en savunmasız olanlar üzerindeki etkinin hafifletilmesine yardımcı olabilir, ancak pandemi nedeniyle gerilen hükümet bütçeleri ve dezenflasyonist bir genel makroekonomik politika duruşuna duyulan ihtiyacın bu tür politikaların artan vergiler veya daha düşük hükümet harcamaları ile dengelenmesini gerektirecektir.

Daha sıkı parasal koşullar da finansal istikrarı etkileyecek, makro ihtiyati araçların akıllıca kullanılmasını gerektirecek ve borç çözümleme çerçevelerinde reformları daha da gerekli hale getirecektir.

Enerji ve gıda fiyatları üzerindeki belirli etkileri ele almaya yönelik politikalar, fiyatları bozmadan en çok etkilenenlere odaklanmalıdır. Pandemi devam ettikçe, gelecekteki varyantlara karşı korunmak için aşılama oranlarının artması gerekiyor. Son olarak, iklim değişikliğini azaltmak, emisyonları sınırlamak ve yeşil geçişi hızlandırmak için yatırımları artırmak için acil çok taraflı eyleme olan ihtiyacı sürdürüyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın