Emeklilikte Yaşa Takılanlar: Türkiye Ve Avrupa’da Durum Ne?

Türkiye’de seçimlere bir yıldan az bir süre kalırken emeklilikte yaşa takılanlar (EYT) bir kez daha gündemde. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde EYT’lilerle ilgili çalışma grubu oluşturuldu. 

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) 2020 yılı verilerine göre Türkiye’de emeklilikte beklenen ortalama yaşam süresi 22,6 yıl. OECD ortalaması 21,6, Avrupa Birliği (AB) ortalaması ise 21,7 yıl. Ancak Türkiye, haftalık çalışma süresinin en uzun olduğu ülkelerin başında geliyor.

Türkiye’de işgücü piyasasından çıkış yaşı 60 olurken bu sayı OECD’de 63,1.

Peki, OECD ülkelerinde emeklilikte beklenen ortalama yaşam süresi ne kadar? Emeklilikte beklenen ortalama yaşam süresi hangi ülkelerde en yüksek?

OECD verileri “emeklilikte beklenen yıllar”ı gösteriyor. Anlamı ise işgücü piyasasından fiili çıkış yaşından sonra yaşam beklentisi. Buna göre 2020 yılında emeklilikte beklenen ortalama yaşam süresi en yüksek 25,7 yıl ile Yunanistan’da çıktı. İspanya 25,4 sene ile ikinci ve Fransa 25,3 sene ile üçüncü durumda.

Emeklilikte beklenen ortalama yaşam süresinin en düşük olduğu OECD ülkesi ise 17,1 sene ile Letonya. Bu ülkeyi Meksika (18,3 sene) ve Estonya (18,7 sene) takip ediyor.

OECD ortalamasının 21,6 sene olduğu bu süre diğer bazı ülkelerde şöyle: Belçika 24,2 yıl, Hollanda 21,9 yıl, Almanya 21,6, İngiltere 21,4 yıl, İsrail 20,9 yıl ve ABD 19,9 yıl.

Emeklilikte beklenen ortalama yaşam süresi cinsiyete göre önemli değişim gösteriyor. Türkiye’de erkeklerde bu süre 20,2 sene iken kadınlarda 25,1 yıl. OECD ortalaması ise erkeklerde 19,5 yıl ve kadınlarda 23,8 sene. Ülke hesapları ise kadın ve erkek ortalamaların ortalamasına dayanıyor.

İşten çıkış yaşı kaç?

İş gücü piyasasından fiili çıkış yaşına bakıldığında Türkiye’de işgücü piyasasından çıkış yaşı 60. Türkiye 39 ülke içinde 36. sırada.

Bu yaşın en düşük olduğu Yunanistan ile arasında yarım yıl var. İşgücü piyasasından çıkış yaşının en düşük olduğu ülke 59,5 yaş ile Yunanistan.

OECD ortalaması ise 63,1 yaş. Zirvede ise 67,5 yaş ortalaması ile Japonya var. Yeni Zelanda 67 yaş ile onu takip ediyor.

Diğer bazı ülkelerde işgücü piyasasından çıkış yaşı şöyle: ABD 64,8; Meksika 64,3; İngiltere 63,5; Almanya 63,1 ve Fransa 60,6.

Avrupa’da ortalama çalışma hayatı süresinin en düşük olduğu ülke Türkiye

Öte yandan, Avrupa’daki 35 ülke içinde ortalama çalışma ömrünün en düşük olduğu ülke Türkiye. Eurostat verilerine göre Türkiye’de ortalama çalışma hayatı süresi 2019 yılında 29,3 yıl iken bu oran Avrupa Birliği’nde (AB) ortalama 35,9 sene.

Türkiye ortalama çalışma hayatı süresinin en kısa olduğu ülke olmasına rağmen son 10 senedeki hızlı artış dikkat çekiyor. Ortalama çalışma süresi 2009 yılında 25,1 sene iken bu 2019’da 29,3 yıla çıktı.

Türkiye haftalık ortalama çalışma saatinde ise OECD ülkeleri içinde üst sıralarda yer alıyor.

OECD’nin 2020 yılı verilerine göre Türkiye’de istihdamdakiler haftalık ortalama 45,6 saat çalışıyor. Zirvedeki Kolombiya’da ise bu oran 47,6 saat iken OECD ortalaması 37.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

ÖSYM, Yeni KPSS Takvimini Duyurdu

Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda (KPSS) yer alan bazı soruların Yedikiklim Yayınevi’nin denemelerinde yer alan sorularla aynı çıkması üzerine sınav iptal edilirken, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) yeni KPSS takvimini duyurdu. 

Yapılan açıklamada, “2022-KPSS Lisans Sınavının Genel Yetenek – Genel Kültür ve Eğitim Bilimleri oturumlarının 18 Eylül 2022 tarihinde, 2022-KPSS Alan Bilgisi oturumlarının 24-25 Eylül 2022 tarihlerinde yapılmasına karar verilmiştir” denildi.

Buna göre; 2022-KPSS Lisans Sınavı’nın Genel Yetenek-Genel Kültür ve Eğitim Bilimleri oturumları 18 Eylül 2022 tarihinde, 2022-KPSS Alan Bilgisi oturumları 24-25 Eylül 2022 tarihlerinde, 2022-ÖABT’nin 2 Ekim 2022 tarihinde, 2 Ekim 2022 tarihinde yapılması planlanan 2022-KPSS Ön Lisans Sınavı’nın 9 Ekim 2022 tarihinde gerçekleştirilecek.

Diğer sınavlar içinde yeni takvim

Öte yandan, açıklamada, 18 Eylül 2022 tarihinde yapılması planlanan İçişleri Bakanlığı Kaymakam Adaylığı Giriş Sınavı’nın (2022-Kaymakamlık) 16 Ekim 2022 tarihinde, 13 Kasım 2022 tarihinde yapılması planlanan Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Hizmetler Uzman Yardımcılığı Özel Yarışma Sınavı’nın ise (2022-MHUY) 18 Aralık 2022 tarihinde yapılmasına karar verildiği not düşüldü.

ÖSYM tarafından yapılan açıklamada, 2022 ÖSYM Sınav Takviminde yer alan diğer sınavların tarihlerinde herhangi bir değişiklik yapılmayacağı belirtildi.

Ne olmuştu?

Kamu Personeli Seçme Sınavı’nın (KPSS) ardından KPSS cevap anahtarı, ÖSYM’nin internet sitesi üzerinden yayımlanırken sosyal medyada soruların sızdırılmasıyla ilgili iddia ortaya atılmıştı.

Cevap anahtarının yayımlanmasının ardından Twitter’da , sosyal medya kullanıcıları, öğrenciler ve sendikacılar soruların daha önce özel bir kurumun YouTube sayfasından paylaşıldığını, hatta WhatsApp gruplarından dağıtıldığını iddia etmişti.

Bu iddialar üzerine ÖSYM ve YÖK hakkında suç duyurusunda bulunulmuştu. ÖSYM’den yapılan açıklamada ise; iddiaların asılsız olduğu belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2022 KPSS Lisans oturumundaki bazı sorulara ilişkin iddialarla ilgili Devlet Denetleme Kurulu’na inceleme talimatı vermişti ve birkaç saat sonra Resmi Gazete’de Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla yayınlanan kararla ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Halis Aygün görevden alınmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra Ali Ersoy’u ÖSYM Başkanı olarak atamıştı. Ersoy, sorularının sızdırıldığı iddiasıyla inceleme başlatılan KPSS’nin iptal edildiğini duyurmuş ve sınava katılanlardan özür dilemişti.

Sorular ile ilgili iddialar üzerine Yediiklim Yayınevi yetkilileri ise tüm soruların iddia edildiği gibi aynı olmadığını “Bir iki soru aynı diye algı yapmaya gerek yok” açıklamasını yapmıştı. Yediiklim Yayınevi hakkında soruşturma başlatılmıştı.

Devlet Denetleme Kurulu, ÖSYM, YÖK, MASAK ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ayrı ayrı inceleme başlatmıştı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Bizim İçin Tek Bir Kriter Olmalı, O Da Adalet

Aşura Matem Merasimi’ne katılan CHP Lideri Kıılıçdaroğlu, burada yaptığı konuşmada, “Kendisinden çıkaracağımız sonuç kin ve intikam değil, mutlak anlamda adalet ve kardeşlik olmalıdır. Hz. Hüseyin Kerbela’da şüphesiz adaleti temsil ediyordu. Ve elbette bizler, Hz. Hüseyin’in Kerbela’da temsil ettiği adaletten yanayız, adaletten tarafız” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Ancak şunu da vurgulamak isterim. Hz. Hüseyin’e ağlayanlardan olup Yezit gibi davrananlardan da değiliz. Hz. Hüseyin’e ağlayıp; kim olursa olsun, kimden yana olursa olsun, hangi inanca, mezhebe, etnik kimliğe sahip olursa olsun Yezit gibi davrananlardan değiliz. Olmayacağız. Olmamalıyız” dedi.

CHP Lideri, konuşmasını, “Haksızlık, şiddet, adaletsizlik, eşitsizlik; kimden gelirse gelsin, kimden kaynaklanıyorsa kaynaklansın hep birlikte karşı çıkmalıyız. Günümüzün Yezidi anlayışına; ‘Ama, ancak, fakat, lakin’ ile başlayan cümleler kurarak meşruiyet kazandırmamalıyız” ifadeleriyle sürdürdü.

Kılıçdaroğlu, konuşmasının sonuna doğur, “Tek bir Müslüman’ın dahi kendi Yezit’ine sahip çıkmak gibi gafletin içine düşmesini, asla ve asla kabul edemeyiz. Şehit düşeceğini bile bile yolunu muktedir olandan, yani gücü ve iktidarı elinde bulundurandan ayırarak, Hz. Hüseyin’e katılmaktan tereddüt etmeyen Hür şehit gibi zihni bir özgürleşmeye yönelmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Küçükçekmece’de Yahya Kemal Beyatlı Kültür Merkezi’nde düzenlenen Aşura Matem Merasimi’ne katıldı. Kılıçdaroğlu, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Saygıdeğer protokol, sevgili dostlarım, CAFERİDER tarafından düzenlenen Evrensel Aşura Matem Merasiminde sizlerle birlikte olmanın memnuniyetini yaşıyorum.

Hz. Hüseyin’in 10 Muharrem 61’de yani 10 Ekim 680’de 72 yol arkadaşıyla birlikte Kerbela’da şehit edilmesinin yıldönümünde bu çatı altında buluşan sizlere yani tüm dostlarıma sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Sevgili dostlarım, tüm farklılıklarımıza rağmen Hz. Hüseyin ve arkadaşlarının şahadetlerinden duyduğumuz acı ve onların aziz hatıralarına karşı beslediğimiz saygı bizi bugün burada buluşturdu. Ben de bu çatı altında, acı ve saygı kavramları ışığında Kerbela’ya nasıl baktığımı, Kerbela’ya baktığımda neleri gördüğümü sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sevgili dostlarım, Kerbela’da yaşanan sevgili peygamberimizin vefatından yaklaşık yarım asır sonra çok sevdiği torununun katledilmesidir. Ancak Kerbela’nın bir diğer önemli boyutu, bu katliamın bizzat sevgili peygamberimizin yolundan gittiğini savunanlarca gerçekleştirilmiş olmasıdır. Dolayısıyla Kerbela’da sadece Hz. Hüseyin’in ve 72 arkadaşının toprağa düşmüş cansız bedenlerini değil katledilenler ve katledenlerin insani ve ahlaki tercihlerinin bir bütün olarak Kerbela’ya baktığımızda sevgili peygamberimizi de bir muhayyel olarak görüyoruz.

Bu muhayyel durumdan kendisine ve kendisinin tebliğine aracılık ettiği İslam dinine bağlı kişilere torununun katledilmesinden kaynaklı bir hüzün, bir dram ve bir acıyı görüyoruz. Çünkü Kerbela’da hak gelince yok olan batıl yeniden uyandırılmış, dinimizin devletin temel ilkesi kabul ettiği ve en güzel örneklerini sevgili peygamberimizin sünnetinde gördüğümüz adalet yok sayılmıştır.

Bu kısa izahat ışığında ve öz bir şekilde ifade etmek isterim ki; Kerbela sadece İslam tarihinin değil insanlık tarihinin de en büyük trajedilerinden birinin adı olsa dahi kendisinden çıkartacağımız sonuç kin ve intikam değil mutlak anlamda adalet ve kardeşlik olmalıdır. Hz. Hüseyin Kerbela’da şüphesiz adaleti temsil ediyordu ve elbette bizler Hz. Hüseyin’in Kerbela’da temsil ettiği adaletten yanayız, adaletten tarafız.

Ancak şunu da özenle vurgulamak isterim. Hz. Hüseyin’e ağlayanlardan olup, yezit gibi davrananlardan da değiliz. Bunu bir kez daha tekrar ediyorum. Hz. Hüseyin’e ağlayıp kim olursa olsun, kimden yana olursa olsun, hangi inanca, mezhebe, etnik kimliğe sahip olursa olsun yezit gibi davrananlardan değiliz, olmayacağız, olmamalıyız. Hz. Hüseyin “Ben zulme karşı adaletin savaşını verirken kendisi zalim olan birisinin bu harekete katılmasını istemiyorum” demiştir.

Bu sözün, bu şartın günümüz İslam dünyasındaki karşılığı şudur: Her türden haksızlığa, her türden şiddete, her türden adaletsizliğe, her türden eşitsizliğe karşı birlikte davranmalı ve birlikte karşı çıkmalıyız. Haksızlık, şiddet, adaletsizlik, eşitsizlik, kimden gelirse gelsin ve kimden kaynaklanıyorsa kaynaklansın hep birlikte karşı çıkmalıyız. Günümüzün yezidi anlayışına; ama, ancak, fakat, lakin ile başlayan cümleler kurarak meşruiyet kazandırmamalıyız. Tek bir Müslümanın dahi kendi yezidine sahip çıkmak gibi bir gafletin içine düşmesini asla ve asla kabul edemeyiz.

Şehit düşeceğini bile bile yolunu muktedir olandan yani gücü ve iktidarı elinde bulundurandan ayırarak Hz. Hüseyin’e katılmaktan tereddüt etmeyen Hür gibi yani Hürşehit gibi zihni bir özgürleşmeye yönelmeliyiz. Bu özgürleşmeye, bu hürriyete de ancak ve ancak Hüseyin’in Kerbela’nın kumuna düşen kanından kin ve nefret değil, barış ve kardeşlik çıkartmamız halinde ulaşabiliriz. Dedesinin, babasının ve kendisinin dilinde, fikrinde, irfanında olmayan kin ve nefreti; Sünni, Şii, Caferi, Alevi, Bektaşi, ezcümle kendisine Müslümanım diyen tek bir ferdin de sürdürmeye hakkı yoktur.

Bizim için tek bir kriter olmalıdır, o da adalet. İslam dünyasının ve tüm dünyanın temel problemlerine adalet penceresinden bakabilmeliyiz. Tüm İslam dünyası olarak bugüne kadar bunu başaramamış olmamız başaramayacağımız anlamına gelmez. Bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Birbirimize karşı tahammülsüzlüklerimizi ortadan kaldırmakla başlayacağımız yeni bir gelecek inşası, tüm coğrafyamızı barışa, kardeşliğe bir adım daha yaklaştıracaktır.

Sevgili dostlarım, bir Müslümanın açlığı, bir Müslümanın esirliği, bir Müslümanın yoksulluğu, bir Müslümanın çaresizliği; tüm Müslümanlığın açlığı, esirliği, yoksulluğu, çaresizliği demektir. Komşusu açken tok yatmamak ilkesi sadece beslenmeyle ilgili bir durumun reddiyesi değildir. Bu reddiye aynı zamanda bir Müslümanın her türden mağduriyetine, Müslümanın kör, sağır, dilsiz olmayacağını da bizlere anımsatır. Dahası bu reddiye; bir Müslümanın, bir Müslümanın mağduriyetinin yaratıcısı da olmaması gerektiğini ifade eder.

Dolayısıyla komşumuz açken, mağdurken, yoksun ve yoksulken susamayız. Haksızlık karşısında susup dilsiz şeytan olmayı tercih edemeyiz. Hürşehit haksızlık karşısında susup dilsiz şeytan olmayı reddetmiştir ve kabul etmemiştir. Susmamalıyız ve İslam dünyasında öfkeyi değil, hoşgörüyü büyütmeliyiz. Bunu başardığımızda Hz. Hüseyin’in hala akmaya devam eden kanını durdurabilir, onu huzura kavuşturabilir, Kerbela’daki hüznü dağıtabiliriz.

Bu noktada, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kurucusu olduğu Cumhuriyetimizin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti kimliğinin tüm İslam dünyasına rehber olacağına inanıyorum. Cumhuriyetimizin demokrasiyle taçlanacak ikinci yüzyılının Kerbela’da hala akmaya devam eden kanın durmasına çok önemli katkılar sunacağını görüyorum.

Sevgili dostlarım, bu duygularla sevgili peygamberimiz Muhammed Mustafa’yı, Hz. Ali ve Hz. Fatma’nın şahsında tüm Ehlibeyti ve Sahabeyi, Kerbela’da şehit olan Hz. Hüseyin’i ve yol arkadaşlarını ve bu topraklar için toprağa düşmüş tüm şehitlerimizi şükranla yad ediyor, hepinize en içten sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.”

Paylaşın

Rekabet Kurumu’ndan İkinci El Araç Sitelerine Soruşturma

Rekabet Kurulu, ikinci el araç alım-satımında faaliyet gösteren 4 firma Arabam.com, Vava Cars, Araba Sepeti ve Letgo hakkında soruşturma başlattı. Soruşturmanın gerekçesi; Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un “Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar” başlıklı maddesinin ihlali.

Konuyla ilgili bir bilgilendirme açıklaması yayımlayan Rekabet Kurumu, bu şirketlerin çeşitli uygulamalar ile 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesini ihlal ettikleri iddiası üzerine yürütülen ön araştırma açıldığı belirtti.

Ön araştırmada elde edilen bilgi, belge ve yapılan tespitlerin ciddi ve yeterli bulunduğunu kaydeden Rekabet Kurulu, şirketler hakkında soruşturma açılmasına karar verildiğini duyurdu. Satış fiyatlarındaki değişimi yakından takip eden Rekabet Kurumu, daha önce de teknoloji firmalarına yine rekabeti bozacak davranışlar nedeniyle soruşturma açmıştı.

Soruşturmaya gerekçe gösterilen Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. Maddesi ne diyor?

Belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı ve yasaktır.

Bu haller, özellikle şunlardır:

  • Mal veya hizmetlerin alım ya da satım fiyatının, fiyatı oluşturan maliyet, kâr gibi unsurlar ile her türlü alım yahut satım şartlarının tespit edilmesi,
  • Mal veya hizmet piyasalarının bölüşülmesi ile her türlü piyasa kaynaklarının veya unsurlarının paylaşılması ya da kontrolü,
  • Mal veya hizmetin arz ya da talep miktarının kontrolü veya bunların piyasa dışında belirlenmesi,
  • Rakip teşebbüslerin faaliyetlerinin zorlaştırılması, kısıtlanması veya piyasada faaliyet gösteren teşebbüslerin boykot ya da diğer davranışlarla piyasa dışına çıkartılması yahut piyasaya yeni gireceklerin engellenmesi,
  • Münhasır bayilik hariç olmak üzere, eşit hak, yükümlülük ve edimler için eşit durumdaki kişilere farklı şartların uygulanması,
  • Anlaşmanın niteliği veya ticarî teamüllere aykırı olarak, bir mal veya hizmet ile birlikte diğer mal veya hizmetin satın alınmasının zorunlu kılınması veya aracı teşebbüs durumundaki alıcıların talep ettiği bir malın ya da hizmetin diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da arz edilen bir mal veya hizmetin tekrar arzına ilişkin şartların ileri sürülmesi

Bir anlaşmanın varlığının ispatlanamadığı durumlarda piyasadaki fiyat değişmelerinin veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin, rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesi, teşebbüslerin uyumlu eylem içinde olduklarına karine teşkil eder.

Ekonomik ve rasyonel gerçeklere dayanmak koşuluyla taraflardan her biri uyumlu eylemde bulunmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir.

Paylaşın

Temmuz Ayında Euro, Altın Ve Borsa Yatırımcısına Kaybettirdi

Temmuz ayında en yüksek reel getiri Devlet İç Borçlanma Senetleri’nde (DİBS) olurken, euro, altın ve borsa ise yatırımcısına kaybettirdi. Yıllık en yüksek reel getiri dolar da yaşanırken, DİBS ise yatırımcısına kaybettirdi.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Finansal Yatırım Araçlarının Reel Getiri Oranları Temmuz 2022 verilerini açıkladı.

Buna göre, aylık en yüksek reel getiri, tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 2,50 oranında Devlet İç Borçlanma Senetleri’nde (DİBS) gerçekleşti. Yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde ise DİBS yüzde 0,23 oranında yatırımcısına kaybettirdi.

Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde; yatırım araçlarından dolar yüzde 2,17, mevduat faizi (brüt) yüzde 3,76, Euro yüzde 5,51, külçe altın yüzde 7,22 ve BIST 100 endeksi yüzde 7,39 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.

TÜFE ile indirgendiğinde dolar yüzde 0,51 oranında reel getiri sağlarken, mevduat faizi (brüt) yüzde 1,12, Euro yüzde 2,93, külçe altın yüzde 4,68 ve BIST 100 endeksi yüzde 4,85 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.

Dolar, üç aylık değerlendirmede; TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 7,47 oranında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlarken; Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 2,64 oranında yatırımcısına kaybettirdi. BIST 100 endeksi, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 16,69, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 8,04 oranında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.

Altı aylık değerlendirmeye göre dolar, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 16,10, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 1,52 oranıyla yatırımcısına en az kaybettiren yatırım aracı oldu. Aynı dönemde Mevduat faizi (brüt), Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 29,41, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 17,14 oranında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.

Yıllık bazda en çok getiri dolarda

Finansal yatırım araçları yıllık olarak değerlendirildiğinde dolar, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 13,06 oranında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olurken; Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 16,99 oranında yatırımcısına kaybettirdi.

Yıllık değerlendirmede, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde; yatırım araçlarından külçe altın yüzde 19,88, BIST 100 endeksi yüzde 26,20, Euro yüzde 28,38, DİBS yüzde 52,14 ve mevduat faizi (brüt) yüzde 52,47 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.

TÜFE ile indirgendiğinde ise külçe altın yüzde 9,11 ve BIST 100 endeksi yüzde 0,52 oranında yatırımcısına kazandırırken; Euro yüzde 2,45, DİBS yüzde 34,81 ve mevduat faizi (brüt) yüzde 35,26 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.

Paylaşın

Çalışanın Maaşı Cebine Girmeden Vergiye Gidiyor!

Türkiye’deki gelir vergisi adaletsizliği nedeniyle çalışanın maaşı daha eline geçmeden kaynağından kesiliyor. Temmuz ayındaki zamla birlikte gelir vergisi dilimleri güncellenmediği için bordroluların mağduriyeti daha da arttı. Aylıklarını brüt üzerinden alan çalışanlar, gelir vergisi dilimlerinde güncelleme yapılmadığı için ağustosta beklediklerinden daha düşük maaş aldı. 

Temmuz ayında memur maaşlarına yapılan zam oranında yani en az yüzde 40 gelir vergisi dilimlerinin artırılması gerekiyordu. Ancak hükümet bunu yapmadı ve gelir vergisi dilimleri aynı bırakıldı. Böyle olunca da normal zamandan çok daha önce, ağustos ayında bir üst dilime giren bordrolu çalışanlar daha fazla vergi ödemeye başladı. İşçinin ve memurun maaşından yapılan gelir vergisi kesintisi büyüdü.

Örneklemek gerekirse, temmuz ayında brüt maaşınıza yüzde 40 zam yapıldığını varsayalım. Gelir vergisi dilimi aynı oranda artırılmadığı için brüt ücret yüzde 40 artarken, ele geçen net maaş bu oranın aşağısında kaldı. Oysa temmuz ayında asgari ücrete, memura, emekliye yapılan enflasyon zammı vergi dilimlerine de artış olarak yansıtılsaydı gelir vergisi azalacağı için hesaba yatan maaş daha fazla olacaktı.

Vergi uzmanları, çalışanın kaybının önüne geçmek için vergi dilimlerinde düzenleme ve güncellemenin şart olduğunu söylüyor.

En düşük işsizlik maaşından bile vergi kesiliyor

Gazete Duvar’dan Sinan Saygılı’nın haberine göre vergi uzmanı Ozan Bingöl, emek gelirlerinin de sermaye gelirleri kadar vergisel olarak korunması gerektiğine işaret ediyor. Kur korumalı mevduatta şirketlere yönelik vergi istisnasının süresinin uzatıldığını hatırlatan Bingöl “Onlara istisna tanınırken bugün en düşük işsizlik maaşı alanlar bile vergi (19 lira) ödüyor” diyor.

Ozan Bingöl’ün yaptığı hesaplamaya göre, brüt maaşı 15 bin lira olan bir çalışanın yıl başında istisnayı düştüğünüz zaman eline geçen net tutar 11 bin 400 lira iken ağustos ayında bu tutar 10 bin 300 liraya düştü. Toplam vergisi kesintisi ise 5 bin liraya dayandı.

İlk vergi dilimi 81 bin lira olmalıydı

Çalışanın aldığı maaş daha eline geçmeden kaynağından vergilerin kesildiğini vurgulayan Bingöl, şu bilgileri aktarıyor: “Yetmiyor iğneden ipliğe kadar her şeye dolaylı vergi ödeniyor, ÖTV ve KDV her yerde. 2002 yılından bugüne kadar gelir vergisi dilimlerini yeniden değerlenme oranından kuruşu kuruşuna artırsaydık bugün ilk vergi dilimi 32 bin lira değil 81 bin 688 lira olacaktı. Temmuz ayındaki maaş zammıyla birlikte gelir vergisi dilimleri güncellenmediği için bordrolular bu vergileme rejiminden dolayı daha çok mağdur oldu.”

Gelir vergisi nasıl hesaplanır?

Gelir vergisi, hükümetin yıl boyunca gerçek kişiler tarafından kazanılan gelirlerden topladığı vergidir. Vergi olarak ne kadar ödeyeceğiniz, yıllık kazancınıza bağlıdır. Maaş yükseldikçe gelir vergisi de artar.

Örnek

  • Çalışanın brüt aldığı maaş 10.000 TL olsun.
  • SGK işçi payı: 10.000 x Yüzde 14 = 1400 TL
  • İşsizlik sigortası işçi payı: 10.000 x Yüzde 1 = 100 TL
  • Bu iki kesinti brüt ücretten düşüldükten sonra kalan miktar gelir vergisi matrahıdır.
  • Gelir vergisi matrahı: 10.000 – 1400 – 100 = 8.500 TL
  • 2022 yılı tarifesine göre 8.500 TL, 32.000 TL’den daha düşük bir meblağ olduğundan işçi ya da gelir sahibi mükellef 1. vergi dilimine girer ve gelir vergisi yüzde 15 oranından hesaplanır.
  • Özetle, mükellefin vergi dilimi kesintisi: 8.500 x yüzde 15 = 1.275 TL yapar.

Örnek

  • Verginin matrahı yani verginin işlem göreceği miktar 34.000 TL olsun.
  • Bu matrahın 32.000 TL’si ilk dilimde kaldığı için yüzde 15’lik orandan işlem görür.
  • Yani 32.000 x yüzde 15 = 4800 TL.
  • Matrahın geri kalan kısmı ise ikinci dilime dahil olduğu için yüzde 20’lik orandan işlem görür.
  • Yani 2000 x yüzde 20 =400 TL. Toplam ödenmesi gereken miktar ise 4800 + 400 = 5.200 TL dir.
Paylaşın

KPSS Sınav Skandalında Yeni Gelişme: Hocalarda İncelenecek

KPSS sorularının sızdırıldığı iddiası üzerine başlatılan soruşturmalar sürüyor. Skandalın patlak vermesinin ardından Devlet Denetleme Kurulu, ÖSYM, YÖK, MASAK ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ayrı ayrı inceleme başlatmıştı.

Sınavda ortaya çıkan şaibenin ardından yapılacak oturumlar da ertelenmişti. Yeni Şafak’taki habere göre ertelenen sınavlar da inceleme altına alındı. Sınav kitapçıklarının hazır olduğu, bunlarda da çıkmış sorular olup olmadığına bakılacak. Sınavlara soru hazırlayan hocalar da incelenecek.

KPSS’nin iptaline yol açan ‘benzer’ soruları soru havuzuna sokan hocaların o soruları nasıl yazdığı da değerlendiriliyor. Soruları hazırlayan hocaların soru hazırlama kampına girerken üzerinde hiçbir şey getirmelerine müsaade edilmiyor. Hocaların soruları aklında tutarak bilgisayar ortamına aktarmış olabileceği değerlendiriliyor.

Önümüzdeki sınavlar için de tedbirler alınmaya başlanacak. ÖSYM’nin yaptığı tüm sınavların soru havuzu yeniden düzenlenecek.

ÖSYM çalışanları ve yöneticilerine yönelik iddialar Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Bürosunca yürütülürken, Yediiklim Yayınevi ve çalışanlarına yönelik soruşturmanın Müracaat ve Suçüstü Savcılığı’nca yürütülüyor.

Ne olmuştu?

Kamu Personeli Seçme Sınavı’nın (KPSS) ardından KPSS cevap anahtarı, ÖSYM’nin internet sitesi üzerinden yayımlanırken sosyal medyada soruların sızdırılmasıyla ilgili iddia ortaya atılmıştı.

Cevap anahtarının yayımlanmasının ardından Twitter’da , sosyal medya kullanıcıları, öğrenciler ve sendikacılar soruların daha önce özel bir kurumun YouTube sayfasından paylaşıldığını, hatta WhatsApp gruplarından dağıtıldığını iddia etmişti.

Bu iddialar üzerine ÖSYM ve YÖK hakkında suç duyurusunda bulunulmuştu. ÖSYM’den yapılan açıklamada ise; iddiaların asılsız olduğu belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2022 KPSS Lisans oturumundaki bazı sorulara ilişkin iddialarla ilgili Devlet Denetleme Kurulu’na inceleme talimatı vermişti ve birkaç saat sonra Resmi Gazete’de Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla yayınlanan kararla ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Halis Aygün görevden alınmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra Ali Ersoy’u ÖSYM Başkanı olarak atamıştı. Ersoy, sorularının sızdırıldığı iddiasıyla inceleme başlatılan KPSS’nin iptal edildiğini duyurmuş ve sınava katılanlardan özür dilemişti.

Sorular ile ilgili iddialar üzerine Yediiklim Yayınevi yetkilileri ise tüm soruların iddia edildiği gibi aynı olmadığını “Bir iki soru aynı diye algı yapmaya gerek yok” açıklamasını yapmıştı. Yediiklim Yayınevi hakkında soruşturma başlatılmıştı.

Devlet Denetleme Kurulu, ÖSYM, YÖK, MASAK ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ayrı ayrı inceleme başlatmıştı.

Paylaşın

Vatandaş Kredi Kartı Borcunun Tamamını Ödeyemiyor

Tüketici Birliği Federasyonu’nun, ‘Cüzdanımızda Ne Var?’ başlıklı temmuz ayı raporu yayımlandı. Araştırmaya göre, tüketicilerin yüzde 33’ü kredi kart hesap özetinin tamamını ödeyemiyor. Borcunu öteleyen tüketiciler 20 milyonu bulurken üç aydır bu sayıda artış yaşanıyor.

Haber Merkezi / Geçen ay yapılan araştırma sonuçlarını değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “36 milyon kredi kartının limiti dönem bitmeden dolmaktadır. Semt pazarlarında dahi kredi kartı kullanımının arttığı tespit edildi. Bu sonuç, kredi kartı harcamalarının büyük oranda tüketicinin yaşamını sürdürmesi için zorunlu olarak satın almak zorunda olduğu kalemlerde gerçekleştiğini ortaya koyuyor. Geçen hafta Cumhurbaşkanlığı kabine toplantısında konunun ele alınacağı duyurulmuş, ancak toplantı sonrası açıklama yapılmamıştır” dedi.

Acil önlem uyarısı yapan Deniz, aksi takdirde yasal takipte olan 750 bin tüketiciye, milyonlarca kişinin eklenmesinin kaçınılmaz olacağına dikkat çekti. Deniz, yasal takip süresinin 90 günden salgın dönemindeki gibi 180 güne veya daha fazla süreye çıkarılması, yasal takibe düşen kredi kartı borçlarının yanı sıra hesap özeti kısmi olarak ödenerek ötelenen borçlara da yapılandırma olanağı getirilmesi çağrısı yaptı.

Öte yandan araştırmaya göre yurttaşların yüzde 33’ü kredi artı borcunu ödeyemezken; bu grupta yer alanlar daha çok düşük gelir grupları, öğrenciler, ücretli çalışanlar, çalışmayanlar ve kirada oturanlar oldu. Kredi kartı borcunu hiç ödeyemediğini söyleyenler arasında emekli, öğrenci ve ücretli çalışanlar dışında profesyonel meslek sahibi kişiler de yer aldı.

Araştırma, kronik olarak kredi kartı borcunu kısmi ödeyenlere son 3 ay içinde yüzde 10 oranında yeni bir grup yurttaş eklendiğini gösterdi. Araştırmaya göre, kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin yüzde 60’ı nakit avans çekiyor. Üstelik, bir zamanlar nakit ödemenin tercih edildiği manav, bakkal, kasap ödemelerinde kredi kart kullanımının yüzde 20’lerden yüzde 70’lere çıktığı görülüyor.

Borç yüküne 120,8 milyar eklendi

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık verilerine göre 29 Temmuz itibarıyla bireylere ait kredi kartı kullanımı 294 milyar 611 milyon TL’ye ulaşmış durumda. Bu tutar son bir yılda yüzde 70’lik hızlı bir artışa işaret ediyor. Yurttaşın kartlara yüklenmesiyle 12 ayda borç yüküne 120 milyar 800 milyon TL daha eklendiği görülüyor.

Araştırmada öne çıkan bulgular

Araştırmada, kredi kartı borçlarını ödeyemediği için takibe düşenler ile ilgili öne çıkan bazı bulgular şöyle:

  • Bekarlar içinde takibe düşme oranı ise açık ara fazla.
  • Z kuşağı (18-24) yaş arası takibe düşme oranı daha yüksek; bu yaş grubunu 25-34 ve 35-44 yaş grupları takip ediyor.
  • Kirada oturanlar arasında takibe düşme oranı daha yüksek.
  • Kredi takibine düşenlerin yüzde 53’ü kartlarından nakit avans çekiyor.
  • BDDK verilerine göre takibe düşen bireysel kredi kartı borcu 6,9 milyar TL’yi buluyor.
Paylaşın

TÜSİAD: Enflasyonla Doğru Yöntemlerle Mücadele Etmiyoruz

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Orhan Turan, enflasyonla doğru yöntemlerle mücadele edilmediğini söyledi. Turan, “Bu politikalarda ısrar ettikçe zaman kaybediyoruz” dedi.

Sözcü’den Sayime Başçı’ya konuşan Orhan Turan, “Enflasyonla doğru yöntemlerle mücadele etmiyoruz. Bu yüzden sürekli olarak kamu kurumlarının tahminlerinin yukarı revize edildiğine şahit oluyoruz. İster enflasyon ve cari açık olsun ister CDS ve kur olsun en başta hedeflediğimiz yerlerden çok uzağız. Bu politikalarda ısrar ettikçe zaman kaybediyoruz. Her kaybedilen zamanın ekonomik açıdan bir maliyeti oluyor. Ekonomik göstergelerin istenilen çerçeveden uzaklaştığı bu ortamda reel sektör olarak sormamız gereken şu; bu politikalar belli ki sonuç vermedi. Ekonomi yönetiminin B planı nedir?” diye konuştu.

“Yabancı yatırımcıların belirsizliklerden dolayı çok da istekli olmadıklarını duymaktayız”

Turan, “Globaldeki ve Türkiye’deki gelişmeler doğrultusunda sonbaharda bir ani duruş öngörüyor musunuz?” sorusuna şöyle yanıt verdi:

“Finansal açıdan takip ettiğimiz iki mühim konu var. Bunlardan ilki Kur Korumalı Mevduat’ta ağustos ortası ile vade sonuna geliniyor. Şirketlerin KKM’yi ne kadar döndüreceği önemli. İkincisi sonbahardaki eurobond, sendikasyon dönüşleri. Yabancı yatırımcıların belirsizliklerden dolayı çok da istekli olmadıklarını duymaktayız. Döviz arzında yaşadığımız her sorun TL’de değer kaybı anlamına geliyor. Dolayısıyla bu iki dönem TL açısından riskler barındırıyor. Öte yandan hem yüksek enflasyon hem de finansal koşulların sıkılaşması sonucunda, son dönemde ekonomideki yavaşlamanın şiddetli olduğunu analiz ediyoruz. Bu hem iç talepteki yavaşlama ile ilgili, hem de ihracat ve dış talepten kaynaklanmakta. Özetle, önümüzdeki dönem hem TL’nin seyri, hem enflasyon ve finansal koşullar ekonomik büyüme üzerinde risk oluşturuyor.”

“Kaçınılmaz sonuç, finansal koşulların sıkılaşması ve krediye erişimin daha da zor hale gelmesidir”

“Türkiye enflasyon hızlanmışken, düşük faiz politikası tercihi yaptı. Bu tercihin bugün sonuçlarını yaşıyoruz. Bunlar yüksek enflasyon ve artan döviz talebi. İkinci aşaması da yüksek kredi faizi, yükselen risk primi ve yabancı sermayeye erişimin yani döviz kaynağına erişimin zorlaşması” diyen Turan, bunlar olurken, kuru kontrol edebilmek adına Merkez Bankası rezervlerinin harcandığını belirterek şöyle konuştu:

“Kaçınılmaz sonuç, finansal koşulların sıkılaşması ve krediye erişimin daha da zor hale gelmesidir. Günün sonunda hem yüksek enflasyon hem yüksek kredi faizi hem de değer kaybeden bir TL ile karşı karşıyayız. En başta doğru bir çerçevede ilerlesek muhtemelen ne enflasyon ne de kredi faizleri bugün bu denli yüksek olacaktı. Ekim-kasımdan bu yana aslında yatırım kredilerinde bir arz sıkıntısı olduğunu biliyoruz çünkü bankacılık sistemi de ticari bir yapı ve bu krediler tanımı gereği uzun vadeli. Uzun vadeli kredi fiyatlaması yapabilmek için maliyetlerinizi hesaplayabilmeniz, öngörebilmeniz gerekir. Her maliyet artışı da daha yüksek kredi faizi anlamına gelmekte. Yüksek enflasyon ortamında, sürekli regülasyon değişikliğine tabi olan ve maliyetleri artan, bu öngörülemeyen süreçte doğru bilanço ve nakit yönetimi yapmaya çabalayan bir bankacılık sektörü var. Bu reel kesim için de geçerli. Tüm bunların sonucunda da krediye erişim pahalı hale geliyor, yatırım ortamı zayıflıyor.”

“Bu politikalarda ısrar ettikçe zaman kaybediyoruz” diyen Turan, “Türkiye’nin tarihsel tecrübesi ve toplumsal yapısı, katılımcı demokrasinin güçlü olduğu çoğulcu bir sistemi gerektiriyor” görüşünü aktardı.

Röportajın tamamını okumak için TIKLAYIN

Paylaşın

AK Parti’de Saha Analizleri: Kararsız Seçmen Partiye Dönebilir

Meclis’in tatile girmesinin ardından AKP milletvekilleri sahada halkın nabzını tutuyor. Milletvekilleri, şikayet ve önerileri de genel merkeze iletiyor. Özellikle kırsal kesimde güçlü desteği olan AKP’lilere göre tarım kesimi, ürününün para etmesi nedeniyle memnun.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, partinin oy kaybının “durduğunu” savunan bazı AKP kaynaklarına göre partinin ücretli kesimi, özellikle de emeklileri rahatlatacak adımları atması halinde, kararsız seçmen “partiye geri dönebilir.”

Yaz aylarında seçim bölgelerinde halkın talep, beklenti ve şikayetlerini dinleyen AKP milletvekilleri, sahadan izlenimlerini ve analizlerini, rapor halinde parti yönetimine sunuyor.

AKP’lilerin önceliğini ise son yılların en yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı yaşanması nedeniyle, bu durumun seçmenin oy davranışına nasıl yansıyacağı oluşturuyor.

Milletvekilleri bu çerçevede, Meclis’in yeni yasama yılında, yapılması gereken yasal düzenleme önerilerini de parti yönetimine iletiyor.

‘Az da olsa düzelme var’

AKP milletvekillerine göre özellikle tarım kesimi ürününün para etmesinden memnun.

Enflasyona karşı yapılan ücret ve ürün taban fiyat artışları nedeniyle partinin “oy kaybının durduğunu” belirten AKP’li bir milletvekili, az da olsa bir oy artışı gözlediklerini ifade ediyor.

AKP’li bir grup seçmenin “kararsıza” geçtiği ancak başka bir partiye de yönelmediği ifade edilirken, ekonomide atılacak adımların halkın cebine yansıması halinde, bu seçmenin geri döneceğine işaret ediliyor.

Enflasyon ve hayat pahalılığını görmezden gelmeyen AKP’de, üretilen malların tüketiciyle buluşması aşamasında fiyatların aşırı şişirildiği yaygın görüş.

Enflasyon nedeniyle bazı ürünlerin 5 kat arttığını ama piyasada bunun çok çok üstünde artışlar olduğunu belirten parti kaynakları, tepkilerini “10 liraya kuru soğan mı olur?” sözleriyle dile getiriyor.

Emekliye formül arayışı: Taban ücret asgari ücrete çekilebilir mi?

AKP’de, tarım kesiminin durumundan memnun olmakla birlikte, özellikle büyükşehirlerde ücretli kesimlerin, özellikle de emeklilerin rahatlatılması gerektiği ifade ediliyor. Maaşların enflasyon karşısında erimesine karşı da parti içinde formüller tartışılıyor.

Konuşulan formüllerden biri, en düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine çekilmesi veya maaşların asgari ücret oranında artırılması yönünde.

Bu önerinin parti yönetimince de uygun bulunması halinde, Meclis’te yeni bir yasal düzenleme yapılabilir.

Ancak parti kaynakları, bu konuda çok farklı öneriler olduğunu, ekonomi yönetiminin de yapacağı değerlendirmelerle netleşeceğini ifade ediyorlar.

Artış için kaynak emekli ikramiyesi olur mu?

AKP’de, emeklilerin maaşlarının asgari ücrete endekslenmesi halinde kaynak sıkıntısı yaşanması halinde ise emekli ikramiyelerinin kaldırılarak, yeni bir kaynak yaratılabileceği savunuluyor.

Yerine daha iyisini koymadan, emekli ikramiyesinin kaldırılamayacağına dikkat çeken parti kaynakları, emekli maaşlarının asgari ücrete endekslenmesi halinde ancak kamuoyunun ikna olabileceğine de işaret ediyorlar.

Yüksek enflasyona karşın, bu yıl emeklilere Ramazan ve Kurban Bayramı’nda verilen ikramiyeler yükseltilmemişti.

Siyasi kulislerde, iktidarın bu uygulamadan rahatsız olduğu ancak muhalefet baskısı nedeniyle de kaldıramadığı için, “enflasyon karşısında eritme” taktiği izlediği yorumları uzunca süredir yapılıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 2 yıl önce bu yöndeki iddiaları yalanlamıştı.

‘EYT oy getirmez’

AKP, uzun süredir direndiği “emeklilikte yaşa takılanların” (EYT) geçmiş seçimlerdeki tepkisini de dikkate alarak, kritik olan 2023 seçimleri için bu konuda da adım atmaya hazırlanıyor.

Yılbaşından sonra EYT’lilerin yararlanacağı düzenlemeye parti içinde itiraz edenler de var. Ancak seçim sürecine girilmesi nedeniyle artık bundan vazgeçilmeyeceği belirtiliyor.

Bazı parti kurmayları, EYT’lilerin büyük kamuoyu baskısı oluşturduğunu ve özellikle muhalefeti bu konuda iktidara baskı unsuru olarak kullandığına dikkat çekiyorlar.

EYT konusunda adım atılması konusunda geç kalındığını savunan bazı milletvekilleri, bunun partiye oy getirisinin olmayacağını belirterek, “EYT’liler bu süreçte muhalefete yakınlaştı, çünkü onların aracılığıyla sesini duyurmuş oldu. Bu aşamadan sonra biz düzenleme yapsak ta muhalefetin baskısıyla yapılmış algısı oluşacak. Ancak, artık yola çıkıldı ve bu konuda düzenleme yapılacak” görüşünü dile getiriyorlar.

Paylaşın