Galatasaray Kazanmasını Bildi

Galatasaray, Süper Lig’de 2022-2023 sezonunun ilk haftasında Antalyaspor’un konuğu oldu. Park Antalya Stadı’nda oynanan mücadeleden Galatasaray 1-0 galip ayrıldı. Galatasaray’a galibiyeti getiren golü 90. dakikada Gomis kaydetti. 

Haber Merkezi / Karşılaşmanın 45+4. dakikasında Antalyaspor’da Luiz Adriano’nun penaltısını Muslera kurtardı. Süper Lig’in 2. haftasında Galatasaray sahasında Giresunspor ile karşı karşıya gelecek, Antalyaspor ise Ümraniyespor’u konuk edecek.

Karşılaşmadan dakikalar

1. dakikada savunma arkasına sarkan Wright’a atılan uzun topu kaleci Muslera ceza alanı dışına çıkarak kafayla uzaklaştırdı.

17. dakikada sağ kanattan ceza sahasına giren Yunus Akgün pasını penaltı noktası üzerindeki Emre Akbaba’ya aktardı. Bu futbolcunun gelişine vuruşu üstten auta gitti.

20. dakikada Fernando’nun serbest vuruştan ceza alanı arka direğe ortasında Ömer Toprak’ın yere vurdurarak yaptığı kafa vuruşu üstten auta gitti.

22. dakikada Van Anholt’un ceza sahası dışından sert şutunu kaleci kornere çeldi. 32. dakikada sağ kanattan çalımlarla ceza sahası kale çizgisine inen Yunus Akgün’ün vuruşunu kaleci ayaklarıyla kornere çeldi.

38. dakikada kazanılan serbest vuruşta Oliveira’nın şutu savunmadan döndü. Ceza sahası dışında topu önünde bulan Kerem’in vuruşunda meşin yuvarlak yan direğe çarparak oyun alanına döndü.

40. dakikada Fernando’nun ara pasında savunmanın arkasına sarkan Wright topla ilerleyerek ceza alanına girdi. Kaleciye çalım atmak isteyen Wright’ın topunu Muslera eliyle çelerek kontrol etti. 45. dakikada ceza sahası dış sol çaprazından kazanılan serbest vuruşta Fernando’nun vuruşunu kaleci son anda çıkardı.

45+2. dakikada atılan uzun pasta Wright, kaleci Muslera tarafından düşürülünce hakem penaltı noktasını gösterdi. 45+3. dakikada Luiz Adriano’nun penaltı vuruşunu kaleci Muslera kurtardı.

52. dakikada sol kanatta topla buluşan Ghacha’nın ceza sahası çizgisine yakın bir noktadan sert vuruşunda, meşin yuvarlak üstten auta çıktı.

54. dakikada Ghacha’nın pasıyla topla buluşan Haji Wright, rakibini geçtikten sonra uygun pozisyonda yerden sert vurdu. Kaleci Muslera, topu güçlükle kurtardı.

62. dakikada ceza sahası dışında kaleyi karşıdan gören bir noktada topla buluşan Emre Akbaba’nın sert şutunda, kaleci Boffin meşin yuvarlağı kornere çeldi.

90. dakikada Galatasaray öne geçti. Hızlı gelişen Galatasaray atağında Midtsjo’nün pasıyla ceza alanı içinde sol çaprazda kaleci ile karşı karşıya kalan Gomis’in yerden vuruşunda top ağlarla buluştu: 0-1.

Stat: Park Antalya

Hakemler: Atilla Karaoğlan, Emre Eyisoy, Çağlar Uyarcan

Antalyaspor: Boffin, Bünyamin Balcı (Veysel Sarı dk. 90), Kudriashov, Ömer Toprak, Güray Vural, Fernando, Soner Aydoğdu (Hakan Özmert dk. 73), Ndao (Gökdeniz Bayrakdar dk. 73), Luiz Adriano (Fredy dk. 73), Ghacha (Larsson dk. 63), Wright

Galatasaray: Muslera, Sacha Boey, Nelsson, Abdülkerim Bardakçı, Van Aanholt, Oliveria (Taylan Antalyalı dk. 78), Berkan Kutlu (Midtsjo dk. 62), Yunus Akgün (Gomis dk. 89), Emre Akbaba (Emre Kılınç dk. 78), Kerem Aktürkoğlu, Seferovic

Gol: Gomis (dk. 90) (Galatasaray)

Paylaşın

İsrail Ve İslami Cihad Arasındaki Ateşkes Uygulamaya Girdi

İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırıların üçüncü gününde Tel Avivi ile İslami Cihat grubu arasında Mısır’ın ara buluculuğuyla varılan ateşkesin, pazar gecesi yerel saatle 23.30’dan (TSİ 23.30) itibaren yürürlüğe girdiği duyuruldu.

Bu açıklamadan kısa süre önce iki taraf arasındaki arabuluculuk görevini üstlenen Mısır’dan bir güvenlik yetkilisi AFP’ye yaptığı açıklamada “İsrail tarafı ateşkesi kabul etti” demişti.

İslami Cihat tarafından yapılan yazılı açıklamada, “Mısır’ın, İsrail hapishanelerinde açlık grevindeki Halil Avavde ve pazartesi gözaltına alınan İslami Cihad yöneticisi Bessam Saadi’nin serbest bırakılması için çalışma taahhüdü ışığında ve yapılan istişarelerden sonra ateşkesin bu gece 23.30’da başlayacağını ilan eder” ifadesine yer verildi.

Açıklamada, herhangi bir saldırıya karşılık verme hakkının saklı tutulduğu aktarıldı.

İsrail Ulusal Kamu Diplomasi Başkanlığından yapılan yazılı açıklamada da 23.30’da ateşkesin uygulanmaya başlayacağı duyuruldu.

Çabalarından dolayı Mısır’a teşekkür edilen açıklamada “ateşkesin ihlali halinde İsrail’in güçlü yanıt verme hakkını koruduğu” belirtildi.

İsrail ordu sözcülüğü ise resmi olarak ateşkesin 23.30’da uygulamaya girdiğini açıkladı ve önceden planlanmış “savaş uçakları, helikopterleri ve silahlı insansız hava araçlarının katıldığı son saldırının tamamlandığını” duyurdu.

Ateşkesin devreye girmesinin ardından Gazze sokaklarında kutlama yapıldığı bildirildi.

Ateşkese çok kısa bir süre kala, İsrail’in güneyinde bazı kentlerde Gazze’den fırlatılan roketler sonucu saldırı alarmları çaldı. İsrail ordusu da benzer şekilde roket saldırısına karşılık Gazze içindeki noktalara saldırı düzenlediğini duyurdu.

İsrail, cuma günü Gazze’deki saldırı hazırlığında olduğu gerekçesiyle İslami Cihad’a ait olduğunu iddia ettiği hedeflere saldırı başlatmıştı. İsrail’in saldırısı üzerine Gazze’den İsrail yönüne bir dizi roket atılmıştı. İsrail’in Gazze şeridine düzenlediği saldırılar sonucunda aralarında 14 çocuk ve 4 kadının yer aldığı 44 kişi hayatını kaybetmişti. Ölenler arasında İslami Cihat yöneticisi Halid Mansur ile Ziyad el-Mudallal ve Rifat Şeyh el-Eyd’in olduğu da belirtildi. İsrail tarafındaysa herhangi bir can kaybı yaşanmamıştı.

BM: Ateşkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in, Gazze ve İsrail arasında ilan edilen ateşkesi memnuniyetle karşıladığı bildirildi.

Genel Sekreter sözcülüğünden yapılan yazılı açıklamada, Genel Sekreterin, Gazze’deki hava saldırıları ve İsrail’e atılan roketler nedeniyle aralarında çocukların da bulunduğu can kaybı ve yaralanmalardan derin üzüntü duyduğu kaydedildi.

Açıklamada, şiddet mağdurlarına ve yakınlarına en derin taziyelerin iletildiği belirtilerek, bölgedeki düşmanlıkların insani bir acil duruma neden olduğuna dikkat çekildi.

Gazze’ye geçişlerin kapatıldığı ve elektrik kesintilerinin temel tesisleri etkilediğine işaret edilen açıklamada, yüzlerce bina ve evin yıkıldığı veya hasar gördüğü, binlerce Filistinlinin evsiz kaldığı vurgulandı.

Açıklamada, ateşkesteki çabalarından dolayı Mısır takdir edilirken, Guterres’in tüm tarafları ateşkese uymaya çağırarak, “Yalnızca müzakere edilmiş, sürdürülebilir bir siyasi çözüm, bu yıkıcı şiddet döngülerini kesin olarak sona erdirecek ve hem Filistinliler hem de İsrailliler için barışçıl bir geleceğe yol açacaktır” değerlendirmesinde bulunduğuna yer verildi.

İslami Cihat nedir?

Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak tanımlanan Filistin İslami Cihat Örgütü, İsrail devletine karşı silahlı İslami direniş hareketi olarak 1981’de kuruldu.

Gazze İslam Üniversitesi öğrencileri tarafından kurulan grup 2007’den bu yana Gazze Şeridi’ni yöneten Hamas’ın “kardeş örgütü” olarak görülüyordu. Her iki örgüt de Mısır’da başlayan ve sonrasında Arap coğrafyasına yayılan “Müslüman Kardeşler” hareketinden doğdu.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Buldan: Asla Diz Çökmeyiz, Biat Etmeyiz

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) “Çözüm Biziz, Savaşa ve Sömürüye Hayır” mitingi, Diyarbakır’ın ardından İstanbul’un Kartal ilçesinde düzenlendi. Saat 16.00 sıralarında miting alanına girişler başladı.

Binlerce kişi için Marmaray’ın Kartal istasyonundan başlayan bir güvenlik şeridi oluşturuldu. Birçok noktada polis, çok sayıda gözaltı aracı ve TOMA da hazır bekletildi.

Polisler, “Aysel Tuğluk serbest bırakılsın” pankartının miting alanına sokulmasını engellemeye çalıştı. HDP’liler ve polisler arasında gerginlik yaşandı.

HDP İstanbul İl Eş Başkanı Ferhat Encü pankartın suç unsuru olmadığını ve asacaklarını söyledi. Polisin engelleme çabasına rağmen alana demans tanısı konulan ve Adli Tıp Kurumu (ATK) raporu nedeniyle tahliye edilmeyen Aysel Tuğluk’un fotoğrafları asıldı.

Birol: Onların büyük fotoğrafı 5’li çete

Miting, HDP İstanbul İl Başkanı Ferhat Encü’nün konuşmasıyla başladı. Encü’nün ardından İstanbul İl Eşbaşkanı İlknur Birol söz aldı. Birol, şöyle konuştu:

“Büyük fotoğrafı siz görmüyorsunuz diyorlar. Biz o fotoğrafa bakınca mafya babası görüyoruz, savaş baronlarını görüyoruz, tacizcileri ve tecavüzcüleri görüyoruz, kadın katillerini görüyoruz. 5’li çeteyi görüyoruz. Onların büyük fotoğrafı bu.

Kadınlar, gençler, Aleviler, Sünniler, Kürt halkı burada mı? Türkler burada mı? Devrimciler-sosyalistler burada mı? Evet. Bu fotoğraf ne diyor? Savaşa, sömürüye, tecrite hayır diyor. Ve diyor ki bu fotoğraf ‘Çözüm HDP'”

Çiçek: HDP umuttur umut dimdik ayakta

Daha sonra konuşan HDK Eşsözcüsü Cengiz Çiçek ise, kitleyi selamlayarak konuşmasına başladı:

“Selam olsun yürüttüğü özgürlük mücadelesiyle AKP iktidarında mecal bırakmayanlara. Selam olsun haremilerin saltanatını sallayan Şehr-i İstanbul’a. Savaşa, sömürüye hayır diyoruz. Yıllardır amasız fakatsız savaşa hayır dedik. Ve binbir bedel ödedik. Bugün birileri çıkmış HDP’yi ve ona gönül verenleri teröristlikle suçluyor.

AKP-MHP iktidarı yalanlar siyasetine devam ediyor ve diyor ki biz yerli ve milliyiz. Kendi halkını açlık sınırında tutanlar halkçı olabilir mi? Ukrayna-Rusya savaşında sözümona barış elçisi geçinenler Kürtlere coğrafyanın her yerinde savaş politikaları dayatıyorlar. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilenlerden dost olabilir mi?

Tek talebi insanca yaşamak olan emekçilerin önüne polis barikatları koyan anlayıştan bu ülkeye iyilik gelir mi? Ormanlar yanıyor. Bunu dahi kriminalize etmeye çalışıyorlar. Yanan ormanların yerine otel dikenlerden dost olur mu? AKP-MHP iktidarı korsan bir iktidardır, bir kumpas iktidarıdır.

Siz kimsiniz diye soran olursa biz Edirne zindanında tutsak edilen Selahattin Demirtaş’ız, Kandıra’da Figen Yüksekdağ’ız, biz Kandıra’da hasta tutsak Aysel Tuğluk’uz. Biz Avrupa’da sürgündeki Hatip Dicle’yiz. Biz sürgünde yaşamak zorunda bırakılan Ertuğrul Kürkçü’yüz. İzmir’de Deniz Poyraz’ız. Amed’de yatan Tahir Elçi’yiz. Biz Ahmet Kaya’yız.”

Konuşmaların ardından sahneye Adalet Nöbetindeki anneler çıktı.

Buldan: Asla diz çökmeyiz, biat etmeyiz

Mitingin son konuşmasını HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, yaptı. PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik görüş yasağı ve HDP’nin kapatma davasına dikkat çeken Buldan, şunları söyledi:

“Bizimle sandıklarda baş edemeyenler HDP’yi kapatma davasıyla, kriminalize etme çabalarıyla saldırılarına devam ediyorlar. Biz sizinle başa çıkmayı biliriz. Sizin önünüzde asla diz çökmeyiz, size biat etmeyiz.

Bir gece ansızın girebiliriz diyorlar. Nereye girmek istiyorlar? Rojava’ya, Şengal’e, Mahmur’a. Onların zihniyetinde bu savaş konseptini devreye sokmak var. Türkiye halkları buna asla prim vermeyecek. Türkiye halkları savaş değil, barış istiyor, çözüm istiyor, diyalog istiyor. Kaybedeceklerini çok iyi biliyorlar.

“En büyük sorun Kürt sorunudur”

Bunlar çalıyorlar, çalıyorlar, çalıyorlar. Tüm bunları savaş çığırtkanlıklarını kapatmak için yaptıklarını biliyoruz. Bu ülkedeki en büyük sorun Kürt sorunudur. Bunu kimse inkâr edemez. Bu ülkede bir süreç yaşandı. Barış ve müzakere sürecinde Sayın Öcalan devredeydi.

Üç yıl devam eden bir süreçte herkes geleceğine umutlu bakıyordu. Hiç kimsenin kapısının önüne cenazeler gitmiyordu. Çünkü bir barış süreci vardı. Ancak bunlar barışı istemedikleri için, barıştan korktuları için bugün İmralı’da Sayın Öcalan’la hiçbir görüşme yapılamıyor. Bu bir insanlık suçudur.

Tecridin bir an önce son bulması çağrısını bir kez daha yeniliyoruz. Tecrit kilidi, bütün sorunları kilitlemiştir. Tecrit kalktığı andan itibaren bu ülkede herkes geleceğine umutla bakmaya bir kez daha devam edecektir.”

Miting, Grup Lawje konseri ardından sonlandırıldı.

Paylaşın

Politico: Çin, ABD’nin Telefonlarına Çıkmıyor

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan ziyaretinin ardından Pekin ve Washington arasında tansiyon yükseldi. Çıkan krizin ardından Çinli üst düzey askeri yetkililerin, ABD’li meslektaşlarının çağrılarına yanıt vermediği ileri sürüldü.

ABD’nin ünlü Politico dergisinin konu hakkında bilgisi olan üç kişiye dayandırdığı haberde, çok sayıda çağrının cevapsız kaldığı iddia edildi. Telefonları açılmayan yetkililer arasında ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ve ABD Genelkurmay Başkanı Mark Milley’in olduğu yazıldı.

ABD Savunma Bakanlığı’na (Pentagon) göre Milley’nin, Çinli mevkidaşı Li Zuocheng’le yaptığı son görüşmenin tarihi 7 Temmuz.

Austin ise Çin Savunma Bakanı Wei Fenghe’yle haziranda görüşmüştü.

Pelosi ziyaretine cevap vermek isteyen Pekin, ABD’li üst düzey komutanlarla yapılacak diyalogları askıya almıştı. Cuma yapılan açıklamaya göre iklim değişikliği ve deniz güvenliği gibi alanlarda da işbirliği durduruldu.

Pentagon Sözcü Vekili Todd Breasseale, Bakan Austin’in herhangi bir yanlışlığa karşı Çinli yetkililerle iletişimin açık kalmasına önem verdiğini vurguladı.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Direktörü John Kirby ise Çin’in işbirliğini durdurma açıklamasının, üst düzey askeri yetkililerin diyalog fırsatını tamamen ortadan kaldırmadığını savundu. Ancak Kirby, bu kararın kaza riskini artırdığını söyledi.

Çin-Tayvan gerginliği

II. Dünya Savaşı sonrasında Çin’de Milliyetçi Parti ve Komünist Parti arasındaki iç savaş Komünist Parti’nin zaferiyle sonuçlanmıştı. Mağlubiyetin ardından Milliyetçi Parti liderleri Tayvan’a sığınmıştı.

Soğuk Savaş nedeniyle Batı’yla ilişkilerini koparan Çin’i 1970’lerin başına kadar Birleşmiş Milletler’de (BM) Tayvan ya da resmi adıyla Çin Cumhuriyeti temsil ediyordu.

BM’nin 1971’de aldığı Çin Halk Cumhuriyeti’ni tanıma kararı gerginliği yeni bir boyuta taşımıştı. Kararın ardından Tayvan, BM’den çıkarılmıştı.

Pekin yönetimi, “tek Çin” ilkesini benimseyerek Tayvan’ın kendi topraklarının parçası olduğunu savunuyor. Buna göre Çin, boğaz ve çevresindeki askeri varlığının yanı sıra Tayvan’ın ülkelerle diplomatik ilişkiler kurmasına, BM’de ve diğer uluslararası kuruluşlarda temsil edilmesine karşı çıkıyor.

Tayvan ise o günden bu yana bağımsızlık arayışını farklı biçimlerde sürdürüyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

‘7’li İttifak’ın Adı Ne Olacak?

“7’li ittifak”, “7’li masa” olarak tarif edilen yapının kendisine bir de isim koyması bekleniyor. Kulislerde daha önce “Demokrasi İttifakı”, “Halk İttifakı” gibi öneriler dile getirilmişti. Ancak yapılan son tartışmalara göre iki öneri de kabul görmedi.

HDP’nin çağrısıyla bir araya gelen Türkiye İşçi Partisi, (TİP) Emek Partisi, (EMEP) Toplumsal Özgürlük Partisi, (TÖP) Emekçi Hareket Partisi, (EHP) Halkevleri (HE) ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun (SMF) oluşturduğu ‘7’li masa’ ağustos ayının ikinci yarısında ortak bir deklarasyon yayınlamaya hazırlanıyor.

Türkiye’nin sorunlarına yönelik çözüm önerilerini ve iş birliğinin ilke ve hedeflerini içerecek deklarasyon, İstanbul’da düzenlenecek geniş katılımlı bir toplantı ile kamuoyuna duyurulacak.

Deklarasyon açıklamasında bugüne kadar “7’li ittifak”, “7’li masa” olarak tarif edilen yapının kendisine bir de isim koyması bekleniyor.

Kulislerde daha önce “Demokrasi İttifakı”, “Halk İttifakı” gibi öneriler dile getirilmişti.

Ancak yapılan son tartışmalara göre iki öneri de kabul görmedi.

Öncelikle bu iş birliğinin ‘ittifak’ mı, ‘hareket’ mi, ‘inisiyatif’ mi olarak ifade edileceğine karar verilecek. Bu kararın ardından isimlendirme yapılacak.

Kulislere göre üzerinde en çok konuşulan isimler arasında “Demokratik Halk İttifakı/Hareketi/İnisiyatifi”, “Emek ve Demokrasi İttifakı/Hareketi/İnisiyatifi” ve “Umut Hareketi” yer alıyor. Bunların dışında yeni önerilerin de tartışılacağı ifade ediliyor.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Milyonerlerin Serveti Yüzde 339 Arttı

CHP’li Veli Ağbaba, BDDK verilerini inceledi ve başkanlık sisteminde zenginlerin artan servetini ortaya koydu. Buna göre milyonerlerin bankalardaki serveti, başkanlık sistemiyle yüzde 339 artarken; milyoner sayısı da yüzde 323 artış gösterdi.

Türkiye’de emeğiyle yaşayan yurttaşlar derin bir yoksulluğa itilirken, AKP iktidarının geçen yılın sonunda uygulamaya aldığı Kur Korumalı Mevduat (KKM) sistemi ile bu yılın ilk 6 ayında 150 bin 305 yeni milyoner yaratıldı. 2021 Aralık ayı itibarıyla hesaplarında bir milyon TL ve üzeri parası olanların milyonerlerin sayısı 521 bin 609 kişi iken KKM ile aradan geçen 6 ay içerisinde bu sayı 671 bin 914 kişiye çıktı.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) aylık bankacılık sektörü verilerini inceleyen Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, rakamları açıkladı.

Milyonerlerin sayısı ve servetleri katlandı

4 yıllık Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde yaşanan gelir eşitsizliğinin milyoner sayısını da artırdığına dikkat çeken Ağbaba, bu 4 yılda milyoner sayısının yüzde 323, milyonerlerin mevduatlarının ise yüzde 339 oranında arttığını kaydetti. Verilere göre, 2018 Haziran ayında bankalarda bir milyon TL ve üzeri hesaba sahip olan kişi sayısı 158 bin 482 kişi iken, 2022 Haziran ayı itibarıyla bu sayı 671 bin 914 kişiye yükseldi.

Sözcü’den Başak Kaya’nın haberine göre, aradan geçen 4 yılın ardından milyonerler toplam mevduat değeri 4 trilyon 490 milyar TL’yi buldu. Haziran 2018’de milyonerlerin toplam mevduat değeri ise bir trilyon 22 milyar TL idi.

KKM’ye dikkat çekti

CHP’li Veli Ağbaba, “Resmi verilerde dahi 17 milyondan fazla kişi yoksulluk koşullarında yaşarken, asgari ücret açlık sınırının altında son 4 yıldır demir atmışken, tek adam sisteminin 4 yılı sonunda milyoner sayısı yüzde 323 oranında arttı” ifadelerini kullandı.

Bolluk ve refah diye sunulan tek adam sistemi 4 yılın sonunda asgari ücretliyi, memuru, çiftçiyi, emekliyi, esnafı açlık ve yoksulluğa mahkum ederken yeni zenginler yarattığını belirten Ağbaba, “Yoksuldan alıp zengine veren Kur Korumalı Mevduat sistemi ise bu yılın ilk 6 ayında 150 bin yeni milyoner yarattı” diye konuştu.

Paylaşın

İsrail’in Hedef Aldığı Filistin İslami Cihat Örgütü Nedir?

İsrail ordusu, “Şafak” operasyonu kapsamında Filistin’e yönelik son saldırılarında İslami Cihat Örgütü’nü hedef aldığını açıkladı. İsrailli yetkililerden yapılan açıklamada “Gazze Şeridi’nde İslami Cihat Hareketi kaynaklı tehditler karşısında ordunun harekete geçtiği” bildirildi. 

Gazze saldırılarının 3. gününde İslami Cihat üst yöneticisi Halid Mansur’un öldürüldüğü açıklandı. Örgütün önde gelen isimlerinden Teysir el-Caberi’nin de cuma günkü İsrail saldırılarında Gazze’de öldürüldüğü duyurulmuştu.

İsrail, Filistin İslami Cihat Örgütü’nün İran ile bağlarını giderek derinleştirdiğini öne sürüyor.

İsrail Başbakanı Yair Lapid, örgütün saldırı tehdidini gerekçe göstererek cuma günü operasyon izni verdiğinde İslami Cihat lideri Ziyad en-Nahhale’nin İran’da olduğunu söyledi.

Ziyad en-Nahhale cumartesi günü İran Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı Tümgeneral Hüseyin Selami ile Tahran’da bir araya geldi. Selami’nin en-Nahhale’ye “Bu yolda sonuna kadar yanındayız.” dediği aktarıldı.

Filistin İslami Cihat Örgütü kimdir?

Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak tanımlanan Filistin İslami Cihat Örgütü, İsrail devletine karşı silahlı İslami direniş hareketi olarak 1981’de kuruldu.

Gazze İslam Üniversitesi öğrencileri tarafından kurulan grup 2007’den bu yana Gazze Şeridi’ni yöneten Hamas’ın “kardeş örgütü” olarak görülüyordu.

Her iki örgüt de Mısır’da başlayan ve sonrasında Arap coğrafyasına yayılan “Müslüman Kardeşler” hareketinden doğdu.

1992’de “Kudüs Tugayları” olarak bilinen askeri kanadı kurulan İslami Cihat’ın merkezi Gazze ancak Batı Şeria’da da güçlü bir varlığı olduğu biliniyor.

Örgütün kurucusu ve ilk lideri, 1995’de İsrail’in dış istihbarat servisi Mossad tarafından Malta’da öldürülen yazar ve Doktor Fethi Şikaki’ydi.

İslami Cihat özellikle 2000-2005 yılları arasında İsraillileri hedef alan çok sayıda intihar saldırısını üstlendi. Örgüt, 1989’da Tel Aviv-Kudüs seferi yapan bir otobüse saldırı düzenlemiş ve saldırıda 16 kişi hayatını kaybetmişti.

İsrail ile müzakereyi reddeden İslami Cihat, Oslo Anlaşması’na şiddetle karşı çıkıyor. Örgüt İsrail yanlısı olarak gördüğü anlaşmanın Filistinlilere ve haklarına zarar verdiğini düşünüyor.

Örgüt geçtiğimiz mayıs ayında İsrail’le yaşanan çatışmalarda Hamas’la koordineli bir şekilde faaliyet göstermişti ancak İsrail’in son saldırılarında Hamas’tan bağımsız hareket etmeye başladı. Hamas cuma gününden bu yana İsrail saldırılarına yanıt vermedi.

Paylaşın

Bulunması 375 Yıl Süren Yeni Kıta: Zelandiya

Yıl 1642 idi ve Abel Tasman’ın bir hedefi vardı. Gösterişli bıyıkları ve gür keçi sakalıyla bu deneyimli Hollandalı denizci, güney yarımkürede uçsuz bucaksız bir kıtanın varlığından emindi ve onu bulmaya kararlıydı.

Avrupalılar o dönemlerde dünyanın bu bölümünü pek bilmiyor, ancak orada büyük bir kara parçası olduğuna inanıyorlardı. Antik Roma’dan beri süren bu inancın doğru olup olmadığını görme vakti gelmişti.

Tasman 14 Ağustos’ta iki küçük gemiyle Endonezya’nın başkenti Jakarta’dan yola çıktı, batıya, sonra güneye, daha sonra da doğuya giderek Yeni Zelanda’nın Güney Adası’na vardı. Yerel Maori halkıyla ilk karşılaşması pek de iyi geçmedi: İkinci gün birkaç Maori yerlisi kanoyla iki Hollanda gemisi arasında mesaj taşıyan küçük tekneye çarptı. Dört Avrupalı öldü. Avrupalılar bunun üzerine 11 kanoyu top ateşine tuttu.

Bu, Tasman’ın kendine biçtiği görevin sonu oldu. Olayın meydana geldiği yere Katiller (Moordenaers) Körfezi adını verdi ve bulduğu yeni topraklara ayak bile basmadan ülkesine geri döndü. Güneydeki büyük kıtayı keşfettiğine inanıyordu, ama hayallerindeki gibi bir yer değildi. Bir daha da oraya gitmedi.

Tasman farkında değildi ama başından beri haklıydı. Gerçekten de kayıp bir kıta vardı.

2017 yılında bir grup jeolog, Māori dilinde Te Riu-a-Māui’yi, yani Zelandiya’yı keşfederek manşetlere çıktı. Bu 4,9 milyon kilometrekarelik geniş kıta, Madagaskar’ın yaklaşık altı katı büyüklüğündeydi.

Ansiklopediler, haritalar ve arama motorları sadece yedi kıta gösteriyordu ancak jeologlar, kendilerinden emin bir halle sekizinci kıtayı bulduklarını açıkladı. Bu kıta aynı zamanda dünyanın en küçük, en ince ve en genç kıtası.

Sorun şu ki, yüzde 94’ü su altında ve okyanusun dibinden sadece Yeni Zelanda gibi birkaç ada su yüzüne çıkıyor. Aslında başından beri gözler önündeydi, ama görülememişti.

Zelandiya’yı keşfeden ekipten, Yeni Zelanda Kraliyet Araştırma Enstitüsü GNS Science’da jeolog olan Andy Tulloch, “Bu, aslında çok bariz bir şeyin ortaya çıkarılmasının ne kadar zaman alabileceğini gösteren bir örnek,” diyor.

Zelandiya’nın keşfi sadece başlangıçtı. Aradan geçen zamana rağmen, kıta hala 2 kilometre suyun altında gizemini koruyor. Nasıl oluşmuştu? Orada hangi canlılar yaşıyordu? Ne kadar süredir su altında? Soruların çoğu hala cevapsız.

Zahmetli bir keşif

Zelandiya’yı incelemek hep zor oldu.

Tasman’ın 1642’de Yeni Zelanda’yı keşfetmesinden bir asırdan fazla bir süre sonra, İngiliz harita yapımcısı James Cook güney yarımküreye gönderildi. Resmi görevi, Güneş’in ne kadar uzakta olduğunu hesaplamak için Venüs’ün Dünya ile Güneş arasından geçmesini gözlemlemekti.

Ancak yanına, ilk görevini tamamladıktan sonra açması için bir mühürlü zarf da verilmişti. Bu zarfta çok gizli bir görevi daha olduğu bildiriliyor, muhtemelen üzerinden geçmiş olduğu güney kıtasını keşfetmesi isteniyordu.

Zelandiya’nın varlığına dair ilk gerçek ipuçları, 1895’te Yeni Zelanda’nın güney kıyıları açıklarındaki adaları araştırmak için bir yolculuğa çıkan İskoç doğa bilimci Sir James Hector tarafından bulundu.

Hector adaların jeolojisini inceledikten sonra, Yeni Zelanda’nın “güney ve doğuya kadar uzanan ve şimdi sular altında olan büyük bir kıta alanının tepesindeki bir dağ zincirinin kalıntısı” olduğu sonucuna vardı.

Bu erken keşfe rağmen, muhtemel Zelandiya kıtası hakkındaki bilgiler belirsizliğini korudu ve 1960’lara kadar pek bir şey yapılmadı.

2017’deki araştırmaya öncülük eden GNS Science’tan jeolog Nick Mortimer, “Bu alanda işler oldukça yavaş yürüyor” diyor.

1960’larda jeologlar nihayet bir kıtanın nasıl tanımlanması gerektiği konusunda anlaştı: “Yüksek rakımlı, çok çeşitli kayaçlara ve kalın bir kabuğa sahip jeolojik bir alan” olması gerektiğini söylediler.

Bu, jeologlara üzerinde çalışacak bir şey verdi – eğer kanıt toplayabilirlerse, sekizinci kıtanın gerçek olduğunu ispat edebileceklerdi.

Uydu fotoğraflarında Avustralya’nın doğusunda açık mavi ters bir üçgen olarak görülen alan Zelandiya

Yine de işler ilerlemiyordu. Bir kıta keşfetmek zor ve pahalıydı; Mortimer’ın dediğine göre çok da aciliyet taşımıyordu.

1995’te Amerikalı jeofizikçi Bruce Luyendyk bölgeyi tekrar bir kıta olarak tanımladı ve buraya Zelandiya adını vermeyi önerdi.

Aynı sıralarda, “Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi” yürürlüğe girdi ve nihayet Zelandiya’yı araştırmak için ciddi bir motivasyon çıktı.

Sözleşme kıyı ülkelerinin, karasularının başlangıcından itibaren 200 deniz miline kadar uzanan Münhasır Ekonomik Bölgelerinin ötesinde “genişletilmiş kıta sahanlığı” talep edebileceğini ve bu alandaki tüm petrol ve madeni zenginliklerden yararlanabileceğini belirtiyordu.

Yeni Zelanda daha büyük bir kıtanın parçası olduğunu kanıtlayabilirse, bu alan altı kat daha fazla olacaktı.

Birdenbire bölgedeki araştırma ve keşif seyahatlerine sağlanan mali destekler ve zamanla da bulunan kanıtlar arttı. Toplanan her taş parçası Zelandiya’nın varlığını ispat etme çalışmalarına katkıda bulunuyordu.

Deniz tabanının haritasını çıkarmak için, yerkabuğunun farklı bölgelerinde yer çekimindeki küçük değişiklikleri belirlemekte kullanılan uydu verileri araştırmalara son noktayı koydu.

Bu teknoloji ile Zelandiya neredeyse Avustralya kadar büyük, şekilsiz bir kütle olarak açıkça görülebiliyordu.

Yeni kıta nihayet dünyaya kanıtlanmıştı.

Üzerinde Yeni Zelanda’nın yanı sıra, Fransız kolonisi Yeni Kaledonya ve Avustralya’nın küçük Lord Howe Adası ile bir zamanlar bir 18’nci yüzyıl kaşifinin “bir tekne büyüklüğünde görünüyor” dediği Ball’s Pyramid adındaki volkanik ada da bulunuyordu.

Gizemli süper kıtanın uzantısı

Zelandiya aslında 550 milyon yıl önce oluşan süper kıta Gondwana’nın parçasıydı. Ancak yaklaşık 105 milyon yıl önce, daha tam anlaşılamayan bir nedenle Gondwana’dan uzaklaşmaya başladı.

Kıtalarda yerkabuğunun derinliği genelde 40 kilometre, okyanuslarda ise yaklaşık 10 kilometre oluyor.

Zelandiya Gondwana’dan ayrılırken o kadar zorlandı ve gerildi ki yerkabuğu şimdi sadece 20 kilometre derinliğinde.

Jeologlar su altında olmasına rağmen, bulunan kaya türleri nedeniyle Zelandiya’nın bir kıta olduğunu biliyorlar. Kıtaların yerkabuğu granit, şist ve kireçtaşı gibi magmatik, metamorfik ve tortul kayalardan oluşma eğilimindeyken, okyanus tabanı genellikle sadece bazalt gibi magmatik kayalardan oluşuyor.

Sıra dışı oluşumu Zelandiya’yı jeologlar için ilginç bir hale getiriyor. Örneğin bu kadar ince bir kıta olduğu halde parçalanmamasının nedeni hala bilinmiyor.

Ne zaman suya battığı da bir başka sır. Şu anda su seviyesinin üzerinde olan bölümleri Pasifik ve Avustralya tektonik plakalarının birbirlerini ittirmesiyle oluşan yükseltiler. Jeolog Andy Tulloch, birkaç küçük ada dışında geri kalanı hep su altında olan bir kıta mı olduğu, yoksa bir zamanlar tamamen kuru toprak mı olduğu konusunda görüş ayrılıkları olduğunu söylüyor.

Bu da tabii Zelandiya’da hangi tür canlılar yaşadığını gündeme getiriyor. Ilıman iklimi ve 101 milyon kilometrekareyi bulan geniş topraklarıyla Gondwana pek çok bitki ve hayvan türünün bulunduğu bir yerdi. Aralarında gelmiş geçmiş en büyük hayvanlardan titanozorlar da vardı. Peki acaba, Zelandiya’nın kayalarında bu hayvanların kalıntıları olabilir mi?

Ortadaki kırmızı kaya silsilesi, diyagonal bir çizgi halinde aşağıya kadar inmesi gerekirken kırılmış

Dinozorların peşinde

Güney yarım kürede nadiren fosilleşmiş kara hayvanları bulunuyor ancak 1990’larda Yeni Zelanda’da bazı fosiller bulundu.

Aralarında uzun kuyruklu, uzun boyunlu bir dinozor olan soropod; gagalı, otçul dinozor hisilofodon ve zırhlı bir dinozor türü olan ankilozor kalıntıları da vardı.

2006’da Güney Adası’nın yaklaşık 800 kilometre doğusundaki Chatham Adaları’nda büyük bir etçil hayvanın ayak kemiği bulundu. Bütün fosiller, Zelandiya’nın Gondwana’sdan kopmasından sonrasına tarihleniyordu.

Ancak bu Zelandiya’nın büyük bir kısmında dinozorlar bulunduğu anlamına gelmiyor.

Wellington’daki Victoria Üniversitesi’nde Jeofizik ve Tektonik Profesörü olan Rupert Sutherland, “Kesintisiz arazi olmadan kara hayvanları bulunup bulunamayacağı ve böyle bir arazi yoksa hayvanların da yok olup olmayacakları hakkında uzun bir tartışma var” diyor.

Bir de Yeni Zelanda’nın en tuhaf ve en sevilen hayvanlarından olan Kivi kuşunun gizemi var. Tavuk büyüklüğünde, uçamayan bir kuş bu. En yakın akrabasının, 800 yıl öncesine kadar Madagaskar ormanlarında yaşayan dev fil kuşu olduğu düşünülüyor.

Bilim insanları iki kuşun ortak atasının Gondwana’da yaşayan bir kuş türü olduğuna inanıyor. Gondwana’nın tamamen parçalanması 130 milyon yıl sürdü, ancak parçaları tüm dünyaya yayılarak Güney Amerika, Afrika, Madagaskar, Antarktika, Avustralya, Arap Yarımadası, Hint Yarımadası ve Zelandiya’yı oluşturdu.

Bu da Zelandiya’nın en azından bir kısmının hep su üzerinde olduğu izlenimi uyandırıyor. Ancak 25 milyon yıl önce tüm kıtanın ve büyük olasılıkla Yeni Zelanda’nın tamamının suya battığı düşünülen dönem hariç. Sutherland, bütün bitki ve hayvanların daha sonra koloni haline gelmiş olması gerektiğini söylüyor.

Doğrudan Zelandiya’nın deniz tabanından fosil toplamak mümkün olmasa da, bilim insanları sondajla fosillere ulaşabiliyor.

2017 yılında, bir ekip bölgede şimdiye kadarki en kapsamlı araştırmalardan birini yaptı ve altı farklı yerde sondajla deniz tabanının 1.250 metre derinliğine indi. Aldıkları örneklerde, kara bitkilerinin polenleri ve sıcak, sığ denizlerde yaşayan organizmaların üreme hücreleri ve kabukları bulundu.

“Eğer derinliği sadece 10 metre gibi olan bir su varsa, etrafta kara olma ihtimali de yüksek” diyen Sutherland, polen ve spor adı verilen üreme hücrelerinin varlığının Zelandiya’nın sanıldığı kadar sular altında olmayabileceğine işaret ettiğini belirtiyor.

Jeolojik kıvrım

Zelandiya’nın şekli de gizemini koruyor.

Sutherland, “Yeni Zelanda’nın jeolojik haritasına bakınca, dikkat çeken iki unsur var” diyor. Bunlardan biri Güney Adası’nda uzaydan bile görülebilen Alp Fayı.

İkincisi Yeni Zelanda’nın da jeolojik olarak ortada bükülen yatay bir çizgi ile bölünmesi. Burası Pasifik ve Avustralya tektonik plakalarının birleştiği nokta ve sanki biri aşağı ucunu eline alıp da bükmüş gibi görünüyor.

Bir başka deyişle o noktaya kadar devamlılık gösteren kaya silsileleri devam etmiyor ve neredeyse dik açıyla dönüyor.

Tektonik plakaların hareket ettiği ve bunları değiştirdiği söylenebilir ama bunun nasıl ve ne zaman olduğu hala bilinmiyor.

Sutherland, “Her şey suyun 2 kilometre altında, örnek almanız gereken tabakalar da aynı zamanda deniz tabanının 500 metre derinliğinde olunca, keşif yapmak çok güç” diyor: Çok zaman, para ve çaba gerekiyor.

Tasman’ın araştırmasından yaklaşık 400 yıl sonra bile sekizinci kıta ile ilgili daha öğrenecek çok şey var.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

1 Milyon 366 Bin Tarım Arazisi Bankalarda Rehin

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in soru önergesini yanıtlayan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, son 5 yılda bankalara rehin bırakılan tarım arazisi sayısının 1 milyon 366 bin 172 olduğunu açıkladı.

CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in önergesine yanıt veren Bakan Kurum, “Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün kayıtlarına göre; 2017, 2018, 2019, 2020, 2021 yılları itibariyle; üzerine rehin tesis edilen taşınmazlarda, taşınmaz vasfı içerisinde ‘tarla, bağ, incir, kavak, fidan, meyve, meyve, sebze, tarla, çay, bahçe, narenciye, elma, sera, fındık, bahçe, fıstık, pamuk, tütün, pirinç, çeltik, mısır, zeytin’ geçen kelimeler sorgulanması neticesinde, rehin tesis edilen taşınmaz sayısı 1 milyon 366 bin 172 olarak belirlenmiştir” dedi.

Bakan Murat Kurum’un yanıtı üzerine açıklama yapan Ömer Fethi Gürer, çiftçinin ekonomik krizden doğrudan etkilendiğini söyledi.

Gürer,  her kesimden insanın geçimlerini kredi ile döndürmeye çalıştığını ifade ederek “Artan yaşam pahalılığı icra dairelerinde derdest bulunan dosya sayısını son bir yılda 1 milyon 467 bin adet artırdı, 23 milyon 987 bine ulaştı. Veriler incelendiğinde icra takibinde çiftçi borçlarının önemli bir yer tuttuğu söylenebilir. Çiftçi kredi alıyor, üretim yapıyor ve sonunda gelirini bankaya götürüp borcunu kapatıyor. Yani borcu borçla döndürüyor.” dedi.

Gürer “Mazot, ilaç, gübre, tohum ve sulama suyu bedellerini ödeyip banka kredisini yatırabilirse hacze düşmüyor. Aksi durumda haciz ile karşılaşıyor. Sulama suyu elektrik faturasını ödemeyen çiftçinin hemen elektriği de kesildiği için ürün tarlada susuz kalıp yanıyor. Çiftçinin tarlası var, traktörü var, her ne kadar ekilecek alanları azalsa da üretime devam ediyor. Ama borçları döndüremez ise malı mülkü de elden gidiyor” diye konuştu.

Gürer ayrıca, “Raftaki ürünün ucuzlaması için tohumun toprakla buluştuğu andan itibaren başlayan ve sürekli artan maliyet düşürülmeli. Sadece gübrede bir yılda yüzde 342 artış oldu. Sonbaharda ekim yapılacağı zaman kullanılacak olan taban gübrenin tonu 18 bin TL. Gelinen noktada çiftçi bu gübreyi bu fiyata nasıl alacak?” diye sordu.

Başevirgen: 4 milyon hektar tarım arazisi ipotekli

CHP Manisa Milletvekili ve Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Bekir Başevirgen de Ömer Fethi Gürer’in söylediklerine paralel bir açıklama yaptı.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün 2022 Ocak verileri paylaşan Başevirgen 2 milyon 113 bin tarımsal arazi malikinin, 4 milyon hektar civarındaki tarımsal arazisini 3 trilyonun üzerinde parasal değer ile ipotek ettirdiği söyledi.

Başevirgen,  “Bu kadar büyük bir ipotek değerine karşılık kullanılan borç tutarının 1 trilyonun üzerinde olacağı tahmin ediliyor. Bu meblağ çiftçimizin son beş yılda dehşet verici düzeyde bir borca battığının göstergesidir. Devlete veya bankalara borcu olmayan çiftçi kaldı mı?” dedi.

Ziraat Bankası’nı eleştiren Başevirgen bankanın artık çiftçiye kredi vermediğini de sözlerine ekledi:

“En önemli kuruluş amacının çiftçiye destek olmak olan Ziraat Bankası, çiftçiye kredi vermemek için her yolu deniyor.

Başkalarına milyon dolarlık kredileri düşük değerdeki teminatlara karşılık verebilen Ziraat Bankası, konu çiftçi olduğunda kılı kırk yarıyor.  Özellikle devlet sübvanseli tarımsal kredilerde şartları ağırlaştırdıkça ağırlaştırıyorlar. Kredi talebinde bulunan çiftçilerin devlete bir kuruş borcu olmaması gerekiyor.

Geçen yıl çiftçimizi rahatlatacak sıfır faizli kredi uygulamasını gündeme getirdiler. Bu uygulamaya göre lisanslı depolara ELÜS senediyle teslim edilen mahsul karşılığında ürünün güncel değerinin yüzde 75’i oranında, Ziraat Bankası tarafından çiftçiye sıfır faizli kredi kullandırılacaktı. Bu uygulamayı da sessiz sedasız kaldırdılar. Adı geçen banka bırakın sıfır faizli kredi vermeyi reel faiz üzerinden tüketici kredisi vermeye bile yanaşmıyor. Bu şartlarda tarım nasıl sürdürülebilir olabilir? Çiftçi saplandığı borç batağından nasıl çıkabilir?”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

AYM: Ziyaretçi Hakkının Engellenmesi Anayasa İhlali

Anayasa Mahkemesi (AYM), Silivri 7 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan Mahmud Sıddık Ecevit’in ziyaretçi hakkının engellemesini “özel hayata saygı hakkının” ihlali olarak gördü. Ecevit’in 5 bin lira manevi tazminat ödenecek.

MA’nın haberine göre Silivri’de tutuklu bulunan Ecevit, ailesi dışında üç kişilik ziyaretçi belirleme hakkına dair 16 Temmuz 2019’da idareye başvurdu.

İdare, ziyaretçi belirleme hakkına dair mevzuata 60 günlük süre tanındığını ve bu sürenin son bulduğunu ileri sürerek, bir gün sonra başvuruyu reddetti.

Ecevit, Silivri 3’üncü İnfaz Hakimliğine itiraz başvurusunda bulundu. Kararını 13 Eylül 2019’da açıklayan hakimlik, Ecevit’in talebini kabul etti.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı ise hakimliğin kararına karşı Silivri Ağır Ceza Mahkemesi’ne itiraz başvurusunda bulundu. Mahkeme, 15 Ekim’de idarenin verdiği kararın usul ve yasaya aykırı olmadığına dair karar vererek, hakimliğin kararının kesin olarak kaldırılmasını istedi.

Ecevit, bunun üzerine AYM’ye başvurdu. Başvuruyu 4 Temmuz’da değerlendiren AYM, üç kişilik ziyaretçi formunun altmış günlük süre içerisinde doldurulmaya dair yönetmenliğin hak düzenleyici olduğu ve hak düşürücü olarak ele alınmaması gerektiğinin altını çizdi.

Yönetmeliğin “hak düşürücü” olarak ele alınması durumunda hükümlü ya da tutuklunun dış dünya ile iletişim kurması ve sosyalleşmesinin önüne geçilmiş olacağını ifade eden AYM, bu nedenle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verdi.

AYM, ayrıca hak ihlalinin ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması gerektiğini belirtti.

Hükümlü Ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik’in 5-h maddesi:

“Hükümlü ve tutuklular, bu Yönetmeliğin 9 uncu maddesinde sayılan ve eşi, üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımları ve vasisi ile kayyımı dışında kalan üç ziyaretçisinin açık kimlik ile bilmesi halinde adreslerini kuruma bildirir.

İsimleri bildirilen ziyaretçiler ancak ölüm, ağır hastalık, doğal afet, hükümlü ve tutukluların nakli ya da ziyaretçinin ziyaret olanağını ortadan kaldıracak yerleşim yeri değişikliği gibi zorunlu hallerde veya ziyaretçinin en son ziyarette bulunduğu tarihten itibaren 6 ay içinde ziyarete gelmemesi halinde değiştirilebilir.”

Paylaşın