Afganistan’da 6 Milyon Kişi Açlıkla Karşı Karşıya

Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths, 1 yıldır Taliban yönetimi altında bulunan Afganistan’daki duruma ilişkin BM Güvenlik Konseyine brifing verdi.

Griffiths, Afganistan’da derinleşen yoksulluğa dikkati çekerek, ülkedeki 6 milyon kişinin açlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.

“Taliban’la kalkınma yardımları sona erdi”

Afganistan’ın ekonomik kalkınması için bağışçı ülkelere fon sağlamaları çağrısında bulunan Griffiths, Afganların önümüzdeki kışı atlatabilmesi için acilen yaklaşık 770 milyon dolara ihtiyaç olduğunu belirtti.

Griffiths, Afganistan’ın insani, ekonomik, iklim, açlık ve mali krizle karşı karşıya olduğunu vurguladı.

Ülkede çatışma, yoksulluk, şiddetli iklim değişikliği ve gıda güvensizliğinin “uzun süredir üzücü bir gerçek” olduğunu kaydeden Griffiths, ancak mevcut durumu “çok kritik” bir noktaya getiren şeyin, Taliban’ın geçen yıl yönetimi ele geçirmesinden sonra geniş kapsamlı kalkınma yardımlarına ara verilmesi olduğunu dile getirdi.

24 milyon kişinin yardıma ihtiyacı var

Griffiths, Afganistan nüfusunun yarısından fazlasına denk gelen yaklaşık 24 milyon kişinin yardıma ihtiyacı olduğunu ve neredeyse 19 milyon kişinin akut gıda güvensizliği yaşadığını ifade etti.

Söz konusu rakamların yakın zamanda daha da kötüye gitmesinden endişe duyduklarını kaydeden Griffiths, kış aylarındaki hava şartlarının halihazırda yüksek olan yakıt ve gıda fiyatlarını hızla yükselteceğine işaret etti.

Kıyafet, battaniye gibi kışlık ihtiyaçlar

Griffiths, barınakların onarılması, iyileştirilmesi veya kıyafet, battaniye gibi kışlık ihtiyaçlar için 614 milyon dolara acil; hava şartları nedeniyle belirli bölgelere erişim kesilmeden önce de gıda ve diğer ihtiyaçların karşılanması için ilave 154 milyon dolara ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi.

Taliban’ın kendi geleceklerine yatırım yapacak bütçesi olmadığını söyleyen Griffiths, bazı kalkınma desteklerinin başlaması gerektiğini belirtti.

Ülke nüfusunun en az yüzde 70’inin kırsal alanlarda yaşadığına dikkati çeken Griffiths, tarım ve hayvancılık üretimi korunmazsa milyonlarca hayatın ve geçim kaynağının riske gireceğini dile getirdi.

Griffiths, ülkedeki bankacılık ve likidite krizinin de çözülmesi gerektiğini ifade etti.

“20 yılda uyuşturucu ağı güçlendi”

Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vassily Nebenzia da yaptığı konuşmada, ABD ve NATO müttefiklerinin Afganistan’daki 20 yılına atıfta bulunarak bunu “20 yıllık rezil kampanya” olarak niteledi.

Nebenzia, ABD ve NATO müttefiklerinin ülke ekonomisini ayağa kaldırmak için hiçbir şey yapmadıklarını, Afganistan’da bulunmalarının yalnızca ülkenin “bir terörizm batağı” olan durumunu ve uyuşturucu üretim ile dağıtımını güçlendirdiğini söyledi.

Nebenzia, ABD ve müttefiklerinin, Afganları yıkım, sefalet, terörizm, açlık ve diğer zorluklarla karşı karşıya bıraktığını savundu.

ABD, Rusya ve Çin’i suçladı

ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas Greenfield ise Taliban’ın uyguladığı politikaların Afgan halkını korumak yerine onları baskıladığını ve açlık çektirdiğini söyledi.

Thomas Greenfield, “Taliban El-Kaide’nin 31 Temmuz’da öldürülen lideri Eymen ez-Zevahiri’ye güvenli bölge sağlarken dünyanın geri kalanıyla nasıl ilişki kurmayı bekliyor” dedi.

ABD’nin Afganistan’a bağışçı ülkelerin başında olduğunu ve son bir yıldır 720 milyon dolardan fazla insani yardım sağladığını kaydeden Thomas Greenfield, Rusya ve Çin’in bu ülkeye sağladığı yardımların oldukça az olduğuna işaret etti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Babacan’dan ‘Erdoğan’ Yorumu: Müsait Bir Yerde Onları İndireceğiz

Nevşehirli bir vatandaşın “Tayyip Erdoğan küçük ortağıyla tuzak yapmaya çalışıyor ama biz o tuzakları yemeyeceğiz” demesi üzerine DEVA Lideri Babacan, “O dönem bitiyor. Müsait bir yerde onları indireceğiz, devam edeceğiz” karşılığını verdi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Nevşehir’de esnafla ve vatandaşlarla bir araya geldi. Babacan’ın Nevşehir’deki temaslarına ilişkin bir video, DEVA Partisi tarafından bugün basınla paylaşıldı.

Nevşehirli bir vatandaş ile sohbet eden Babacan, Altılı Masa çalışmalarına ilişkin, “Anayasayı bir parti kendi başına değiştirecek sayıyı bulamıyor hiçbir zaman. Siyasi tarihimizde hiç olmamış. Anayasa değişikliği illa uzlaşma gerektiriyor. Biz o uzlaşmayı seçimden önce oluşturduk ki seçimden sonra memleket vakit kaybetmesin” dedi.

Vatandaş da Babacan’a, “Tayyip Erdoğan küçük ortağıyla tuzak yapmaya çalışıyor ama biz o tuzakları yemeyeceğiz” diye karşılık verdi. Babacan ise “O dönem bitiyor. Müsait bir yerde onları indireceğiz, devam edeceğiz” diye konuştu.

“Sizden rica ediyorum, kurtarın bizi”

KPSS’yi kazandığı halde ataması yapılmayan bir öğretmen adayının annesi de Babacan’a, “Oğlum öğretmen, evde oturuyorlar hepsi de. Atanamayan öğretmenler için sizden rica ediyorum, kurtarın bizi, emekleri boşuna gitmesin çocuklarımızın. Yardım edin” dedi.

Babacan da kadına, “Hepsinin farkındayız. KPSS’de kazanıyorlar ama mülakatta eleniyorlar. Onun da farkındayız. Biz mülakatı kaldıracağız, yazılı sınav neyse o” cevabını verdi.

Paylaşın

Ölümsüz Denizanasının Sırrı Çözüldü

Genetikçiler, “ölümsüz denizanası” diye bilinen deniz canlılarının sırrını çözdü. İspanya’daki Oviedo Üniversitesi’nden araştırmacılar, iki benzer denizanası türünün DNA’sını karşılaştırdı ve ölümsüz denizanasında yaşlanmayı tersine çeviren genleri belirledi.

Latince adı Turritopsis dohrnii olan ölümsüz denizanaları, dünya çapında ılıman ve tropik sularda yaşayan, küçük ve biyolojik açıdan ölümsüz bir tür.

Bu deniz canlısı, tek başına yaşayan bir birey olarak cinsel olgunluğa eriştikten sonra, henüz olgunlaşmamış koloni aşamasına tamamen geri dönebiliyor. Bu da onu “biyolojik açıdan ölümsüz canlılar” kategorisine sokuyor.

Evrim Ağacı’nın aktardığına göre bu kategorideki canlılar, fiziksel şiddete maruz kalmadıkları müddetçe asla ölmüyor ve teknik olarak soylarını sonsuza kadar sürdürebiliyor.

Oviedo Üniversitesi’nden Maria Pascual-Torner ve meslektaşları, T.dohrnii’nin bunu nasıl yapabildiğini anlamak için bu deniz canlılarının genetiğini inceledi ve diğer denizanalarıyla karşılaştırdı.

Hakemli bilimsel dergi PNAS’ta yayımlanan incelemede, T.dohrnii’de DNA onarımı ve korunmasıyla ilişkili genlerin, diğer denizanalarından iki kat fazla kopyaya sahip olduğu ortaya çıktı.

Buna göre söz konusu kopyalar, koruyucu ve onarıcı proteinlerden daha fazla üretebiliyor.

Araştırma ayrıca ölümsüz denizanalarında hücre bölünmesini ve telomerlerin (kromozomların koruyucu kapakları) bozulmasını önleyen benzersiz mutasyonlar tespit etti.

Bunun ardından da söz konusu denizanalarının olgunlaşmamış formlara nasıl yeniden döndüğüne odaklanıldı. Ters metamorfoz diye nitelenen bu süreçte hangi genlerin aktif olduğunu belirlemek gerekiyordu.

Araştırma ekibi, ölümsüz denizanalarının bu süreçte gelişim ve büyümeyle ilişkili genleri susturduğunu ve larvalara özgü bazı genleri harekete geçirdiğini saptadı.

Pascual-Torner, bu genetik değişimlerin hayvanın zaman içinde yıpranmadan kalmasını sağladığını ifade etti.

Pascual-Torner ayrıca, belirlenen bu genlerin insan yaşlanmasıyla ilgili önemli sonuçları olabileceğini söyledi.

Bilim insanına göre bunlar, rejeneratif (yenileyici) tıbba ilham verebilir veya yaşa bağlı hastalıkların tedavisi için bilgi sağlayabilir.

Bir sonraki adım, farelerde veya insanlarda bu gen varyantlarını keşfetmek.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Vegan Anneye Oğlunun Yetersiz Beslenmeden Ölümü Nedeniyle Hapis Cezası

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Florida eyaletinde, küçük yaştaki oğlunun yetersiz beslenmeden kaynaklı ölümü nedeniyle “cinayetten” hüküm giyen vegan bir kadın, çıkarıldığı mahkemece ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Ailesi gibi katı bir vegan diyeti uygulayan 38 yaşındaki Sheila O’Leary isimli kadın, haziran ayında altı suçtan hüküm giymişti.

Ezra O’Leary’nin ölümüyle ilgili olarak yöneltilen suçlar birinci derecede cinayet, ağırlaştırılmış çocuk istismarı, ağırlaştırılmış adam öldürme, çocuk istismarı ve iki kez çocuk ihmali suçlarıydı.

Florida’daki Lee Bölge Mahkemesi’nde görülen davada annenin cezası daha önce dört kez ertelenmişti.

Eşi Ryan Patrick O’Leary de hapiste tutuluyor ve aynı suçlamalardan yargılanmayı bekliyor.

Müfettişler, ailenin sadece çiğ meyve ve sebze yediğini, ancak çiftin yürümeye başlayan çocuğun anne sütüyle beslendiğini söylediğini belirtti.

Polis raporunda ise 18 aylık erkek çocuğun 8 kilo ağırlığında ve hayatını kaybettiği Eylül 2019’da da 7 aylık bir bebek büyüklüğünde olduğu yer aldı.

Soruşturma heyeti Cape Coral kasabasında yaşatan vegan çiftin 3 ve 5 yaşlarında iki çocuğunun daha olduğunu ve onların da yetersiz beslendiğinin belirlendiğini bildirdi.

Mahkeme kayıtlarına göre Virginia’da daha önce yaşanan benzer bir yetersiz beslenme vakasında bir başka çocuk biyolojik babasına teslim edilmişti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

DP Lideri Uysal: AKP Siyasi Görünümlü Bir Şebekedir

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, “AKP, artık ideolojik, sosyolojik, psikolojik incelemenin dışına çıkmış; kriminolojinin uzmanlık sahasına girmiştir. Zira karşımızda siyasi görünümlü bir şebeke vardır. AKP, bir siyasi vaka değil, adli vakadır” dedi.

Gültekin Uysal, bugün sosyal medya hesabında, “AKP, bir siyasi vaka değil, adli vakadır” mesajıyla bir video yayınladı. Uysal, gündemdeki ‘yolsuzluk ve rüşvet’ iddialarıyla ilgili savcıların harekete geçmemesini eleştirdi.

Uysal, şunları söyledi:

“Emeği, hakkı çalınan aziz milletim, muhalefetten herhangi bir isim ile ilgili, bugün iktidar mensupları hakkında ortaya atılan iddiaların binde biri ortaya çıksa harekete geçen savcıların bugün sesini çıkarmaması, HSK’nın ve yargının AKP’nin şubesi haline geldiğini gösteriyor.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti bağımsız savcıları, hakimleri görev yapabiliyor olsa Adalet ve Kalkınma Partisi de yolsuzluğun odağı olmaktan kapatılma davası ile karşı karşıya kalır. AKP, artık ideolojik, sosyolojik, psikolojik incelemenin dışına çıkmış; kriminolojinin uzmanlık sahasına girmiştir. Zira karşımızda siyasi görünümlü bir şebeke vardır. AKP, bir siyasi vaka değil, adli vakadır.”

Paylaşın

‘Yüzlerce Öğrenci Üniversiteye Girebilmek İçin Vatandaşlık Değiştirdi’ İddiası

Üniversite kayıt döneminin tamamlanmasının ardından skandal bir iddia TBMM gündemine taşındı. Boğaziçi Üniversitesi başta olmak üzere, çok sayıda üniversitenin yabancı öğrenci kontenjanının suiistimal edildiği ileri sürüldü.

İddiaya göre, yüzlerce öğrenci sınavsız şekilde üniversitelere girebilmek amacıyla vatandaşlık değiştirdi. İddiayı gündeme getiren CHP Milletvekili Sibel Özdemir, iddialarla ilgili YÖK’ün derhal açıklama yapması gerektiğini kaydetti.

BirGün’den Musrafa Bildircin’in haberine göre Özdemir, akademisyen kadrosu büyük ölçüde değiştirilen Boğaziçi Üniversitesi’nin öğrenci yapısının da değiştirilmek istendiğini savundu. Atanmış rektörün keyfi ve usulsüz kararlar aldığını öne süren Özdemir, sözlerine şöyle devam etti:

“Yabancı öğrenci statüsü ile belirli bir kontenjan ve kriterlerle YKS’ye girmeden bazı öğrencilerin kayıtlarının yapılması yoluyla şimdi de Boğaziçi Üniversitesi’nin öğrenci yapısı değiştirilmek istenmektedir. YKS ile öğrenci alan üniversiteye özellikle 2022-2023 eğitim öğretim yılında dolaylı yollardan öğrenci alımı yapıldığı iddia edilmektedir. Tüm puan türlerinde ilk 10’dan 6 aday, ilk 100’den 68 aday, ilk 500’den 387 aday ve ilk 1000’den 773 aday Boğaziçi Üniversitesi’ne üstün başarılarla yerleşirken dolaylı yollardan çifte vatandaş ve yabancı uyruklu öğrenci alımı yoluyla öğrenci kaydının yapıldığı iddiaları tam bir skandaldır. Bu yolla kaydı yapılan kişilerin yabancı vatandaşlığı detaylı olarak sorgulanmalıdır. Üniversiteler için YKS zorunluluğu olan öğrencilerin bir hak gaspı yaşamalarına engel olunmalıdır.”

İsim değişikliği uygulaması

Hayata geçirilen isim değişikliği uygulamasının bu iddiayla birlikte ciddi soru işaretlerine yol açtığını belirten Özdemir, şu ifadeleri kullandı:

“YKS puanı olmadan yabancı öğrenci statüsüyle Boğaziçi Üniversitesi’ne ve diğer üniversitelere öğrenci alındığı ve alınan öğrencilerin vatandaşlık bilgilerinde tereddütler olduğu yönündeki ciddi iddiaların üzerine gidilmelidir. Yabancı öğrenci statüsüyle kaydı yapılan kişilerin vatandaşlık bilgilerinin detaylı olarak araştırılması gerekmektedir. Boğaziçi için iddia edilen bu durum, diğer Üniversite kayıtlarında da YÖK tarafından şeffaf olarak ortaya çıkarılmalıdır.”

Paylaşın

Bilim İnsanları ‘Atomik Televizyon’ İcat Etti

Bilim insanları rubidyum atomlarıyla dolu bir cam kabı lazer darbeleriyle uyararak “atomik televizyon” icat etti. ABD’deki Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü’nden (NIST) araştırmacıların deneyinde süper boyutlu rubidyum atomlarının televizyon sinyali alıcısı olarak kullanılabileceği anlaşıldı.

Geleneksel 480i çözünürlük standardını karşılayan bir video sinyali taşımak için kullanılan lazerler ve atom bulutlarına dayanan sistem, mevcut elektronik cihazlara ihtiyaç duymayan küçük ve çok yönlü iletişim cihazlarının tasarımında kullanılabilir.

Yeni teknolojinin anahtar noktası iki renkli lazer ışınının gaz halindeki rubidyum atomlarından oluşan bir cam kaba gönderilmesi. Zira bu hamle, atomları “Rydberg atomları” diye bilinen bir duruma sokuyor.

Adını İsveçli spektroskopist J. R. Rydberg’ten alan durum, bir atomun enerjiyi emmesiyle ortaya çıkıyor. Böylece elektronları çekirdeğin etrafında daha geniş bir yörüngede dönmeye başlıyor.

Bu da atomları daha büyük ve daha gergin hale getiriyor, aynı zamanda onları elektromanyetik alanlara duyarlı kılıyor. Atomların bir televizyon sinyali alıcısı olarak kullanılabilmesini sağlayan nokta da burada yatıyor.

Araştırmacılar daha önce de radyo sinyalleriyle benzer bir çalışma yapmıştı.

Yeni deneyde lazer ışınları atomlardan geçerken analiz edildi ve video sinyalleri çıkarıldı. Daha sonra bu da ekran için uygun formata dönüştürüldü.

AVS Quantum Science adlı hakemli bilimsel dergide yayımlanan araştırmanın ortak yazarı, elektrik mühendisi Chris Holloway, “Rydberg atom sensörleri aracılığıyla videonun alınacağını ve yayımlanacağını bulduk” dedi.

Şu anda, atomik alıcı bir yemek masası büyüklüğünde. Ancak araştırmacılara göre gelecekte onu küçültmek mümkün olabilir.

Bu cihazların, mevcut alıcılardan daha küçük ve çok yönlü olabileceği, ayrıca gürültülü ortamlardan daha zor etkileneceği düşünülüyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Su Felaketleri Küresel Ekonomiyi Trilyonlarca Dolar Zarara Uğratabilir

Giderek kötüleşen kuraklık, şiddetli yağış, fırtına ve sel gibi suyla bağlantılı felaketlerin maddi ve manevi zararları olduğu tartışmasız. Ancak bugün açıklanan bir rapor, gelişmiş ekonomilerde yaşanan bu tür felaketlerin küresel ekonomiye olan etkisini gözler önüne serdi.

Rapora göre, dünyanın gelişmiş ülkelerinde suyun neden olduğu felaketlerin küresel ekonomiye olan zararı 2050’de 5,6 trilyon dolara ulaşacak.

“Aquanomics” başlıklı bir rapor, Avustralya merkezli mühendislik ve çevre danışma şirketi GHD tarafından hazırlandı. Şirket suyun bir toplumun deneyimleyebileceği “en yıkıcı güç” olduğunu belirterek azının da çoğunun da tehlikeli olduğunun altını çizdi.

Çin ve Güney Kore sellerle mücadele ederken, aşırı yağış Hindistan’ın temiz su ve elektrik tedarikini engelledi. Son 500 yılın en kurak zamanlarını yaşayan Avrupa kıtasında çiftçiler ürün yetiştirmekte zorlanıyor. Pakistan ise henüz taze olan sel felaketinin yaralarını gelen yardımlarla sarmayı umuyor.

Dünyanın dört bir yanında toplulukların artan iklim olaylarının etkisini şimdiden hissettiğine dikkat çekilen raporda, bu toplulukların korunması için harekete geçmenin önemi vurgulandı.

Sadece 2021’de dünya genelinde 100 milyon insanın sel, fırtına ve kuraklıktan etkilendiği bildirilen raporda, su sektörünün değişime öncülük etme fırsatına sahip olunduğu belirtilerek, daha fazla yatırımın, inovasyonun ve entegre su yönetiminin gerektiği kaydedildi.

Rapor yedi ülkeyi kapsıyor

Yedi ülkedeki su risklerini değerlendiren rapor Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Çin, Kanada, Filipinler, Birleşik Arap Emirlikleri ve Avustralya’yı kapsıyor. Küresel sigorta verilerini ve olağanüstü olayların farklı sektörleri nasıl etkileyebileceğine dair bilimsel çalışmaları kullanarak hazırlanan raporda ülkelerin derhal karşı karşıya kaldığı kayıpların yanı sıra, küresel ekonomiye verdiği zararlara ilişkin de tahmin yürütüldü.

Buna göre dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’de 2050 yılı itibarıyla toplam 3,7 trilyon dolar kayıp yaşanabilir ve gayri safi yurt içi hasılası(GSYİH) o tarihe kadar her yıl yüzde 0,5 küçülebilir. Filipinler için GSYİH’de kayıp oranı yüzde 0,7, Çin ve Kanada için yüzde 0,2, İngiltere ve Birleşik Arap Emirlikleri içinse yüzde 0,1 olarak gerçekleşebilir.

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Çin ise yüzyıl ortasında yaklaşık 1,1 trilyon dolar kümülatif kayıpla karşı karşıya kalabilir.

Hangi sektörler an ağır etkilenebilir?

Değerlendirmede ele alınan beş büyük sektörden küresel ekonomi için en hayati olan üretim ve dağıtım, bu felaketlerden en kötü etkilenen sektör de olabilir. Rapor, su kıtlığının üretimi aksatırken, fırtına ve sellerin altyapı ve envanteri tahrip edebileceğine dikkat çekiyor ve bunun maliyetinin 4,2 trilyon doları bulabileceğini belirtiyor.

Tarım sektörü ise kuraklık ve aşırı yağıştan en ağır şekilde etkilenebilecek bir diğer sektör. Rapora göre, bu felaketlerin yol açabileceği kayıpların 2050’de 332 milyar doları bulması olası. Suyla ilgili felaketlerden etkilenebilecek diğer sektörler de perakende sektörü, bankacılık ve enerji olarak sıralanıyor.

Bu yıl Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda küresel uzman grupları su ekonomisini araştıracak yeni bir komisyon kurduklarını açıkladı. Komisyon, su yönetimi konusunda karar vericilere faydalı tavsiyeler sunabilmeyi amaçlıyor.

Komisyonun eş başkanı Tharman Shanmugaratnam Reuters haber ajansına verdiği bilgide suyun yönetiminin, iklimin beraber değerlendirilerek “dönüştürülmesi” gerektiğinin altını çizdi ve “Bunu yapmanın maliyeti önemsiz değil, aksine aşırı hava koşullarının yol açabileceği yıkımın maliyeti yanında cüce kalır açıklamasında bulunmuştu.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

33 Tıp Fakültesinde Kontenjan Dolmadı

Ankara Tabip Odası’nın tıp fakültelerinin azalan tercihlerine yönelik nedenleri sıraladığı notta, “Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın olumsuz etkisiyle yaşanan sorunlar, sağlıkta şiddet, özlük haklarında gerileme ve siyasilerin hedef gösterici konuşmaları”na işaret edildi.

Ankara Tabip Odası (ATO), YKS yerleştirme sonuçlarının açıklanmasının ardından tıp fakültelerinin tercihleriyle ilgili bilgi notu hazırladı.

Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’ın haberine göre, notta; Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın olumsuz etkisiyle yaşanan sorunlar, sağlıkta şiddet, özlük haklarında gerileme ve siyasilerin hedef gösterici konuşmaları gibi nedenlerden tıp fakültelerinin tercihlerinin azaldığı belirtildi.

Devlet okullarındaki kısmi azalmaya karşın; kontenjanların neredeyse tamamının dolduğu aktarılan notta, 33 fakültede kontenjanın dolmadığı belirtildi.

“Devlet üniversiteleri tıp fakültelerine yerleşenler içerisinde en yüksek puanla Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi (557 bin 367), en düşük puanla da Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne (482 bin 227) yerleştirme yapılmıştır” bilgisi paylaşıldı.

Vakıf üniversitelerine bağlı 33 tıp fakültesi kontenjanlarının da dolmadığı vurgulanan notta, “3 bin 273 kontenjandan 2 bin 772’si (yüzde 85) dolmuş, 501 (yüzde 15) kontenjan boş kalmıştır” denildi.

Tüm olumsuzluklara karşın başarılı öğrencilerin tıp fakültelerini tercih etmeye devam ettiğini söyleyen ATO Başkanı Muharrem Baytemür, “İlk 50 binde olan her üç adaydan bir tanesi tıp fakültesi tercih etmiş” yorumunu yaptı.

Paylaşın

Pakistan’da ‘Muson Yağmurları’ndan Kaynaklı Can Kaybı 1136’ya Yükseldi

14 Haziran’dan bu yana Pakistan’da etkili olan muson yağmurlarından kaynaklı can kaybı 1136’ya yükseldi. Yaralananların sayısı ise 1634 oldu. Yağışlar sebebiyle 1 milyon 51 bin 570 ev hasar görürken, 735 bin 375 çiftlik hayvanı da telef oldu.

Pakistan Ulusal Afet Yönetim Ajansı (NDMA) verilerine göre, ülkede son 24 saatte 75 kişi daha yaşamını yitirdi. Yağışlardan yaklaşık 33 milyon 46 bin kişi etkilenirken, 498 bin 442 kişi ise kurulan yardım kamplarında yaşıyor.

Köyler sulara gömüldü

Muson yağmurlarının en çok etkilediği Sindh bölgesinde yer alan çok sayıda köyün sulara gömüldüğü kaydedildi.

Bölgeyi ziyaret eden gördü tanıkları, toprak yapı köy evlerinin oluşan sel suları ile çamur olup aktığını katardı. Bazı köylerde ise su seviyesinin aşırı şekilde yükselmesi nedeniyle sadece ağaç tepelerinin göründüğü kaydedildi.

Evlerinden çıkmayı başaran köylülerin yüksek noktalara hareket ettiği ancak burada da temiz su ve gıda sıkıntısı yaşandığı belirtildi.

“Nüfusunun yüzde 15’i felaketten etkilendi”

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ülke nüfusunun yüzde 15’ine denk gelen 33 milyon kişinin felaketten etkilendiğini söyledi.

Başbakan Şerif bu yağmur sezonunda yaşanan kayıpların 2010-11 seneleri ile karşılaştırılabilir olduğunu ve kayıtlardaki en kötü yıl olduğunu ifade etti.

Ülke yetkilileri, yaşanan yıkıma iklim değişikliğinin neden olduğunu savunuyor.

Ancak yerel yönetimlerin planlama zafiyeti nedeniyle su baskını riski bulunan yerlerde yapılaşmanın devam etmesinin felaketin sonuçlarının daha da büyümesine yol açtığı belirtiliyor.

Muson yağmurları hakkında

Muson sözcüğü, Arapça “mevsim” sözcüğünden geliyor; yağışların mevsimlik olduğunu vurgulamak açısından bu adlandırma kullanılıyor.

Musonlar denildiğinde akla ilk olarak “Asya musonu” gelse de bunun dışında ABD’nin güneybatı kıyılarını ve Meksika’yı etkileyen Meksika musonu veya Arizona musonu da denilen Kuzeybatı Pasifik Musonu da bilinen mevsimsel yağışlar arasında.

Güney, güneydoğu ve doğu Asya’da etkili olan muson yağışları, temel olarak yaz mevsiminde Umman Denizi, Bengal Körfezi ve Hint Okyanusu’nda denizdeki havanın daha serin olması nedeniyle ısınan Asya kara kütlesinin alçak basınç alanı oluşturmasıyla, nemli hava kütlesinin denizden karaya doğru taşınması sonucu meydana geliyor.

Yaz mevsiminde Hint Okyanusu üzerinde ortalama sıcaklık 25 santigrat dereceyken, karalarda 45 dereceye kadar çıkabiliyor. Denizden karaya doğru esen rüzgarlarla taşınan dev bulut kütleleri Himalaya Dağları’na kadar olan bölgede mevsimsel yağışlara yol açıyor.

Yağışlar, Hint alt kıtası, Hindi Çini ve güneydoğu Asya ülkeleri ile Çin, Kore Yarımadası, Japonya’ya kadar olan bölgede etkili oluyor. Ancak yağışların en fazla etkilediği bölge, cephe kütlesinin kuzeydeki Himalaya Dağları ile karşılaşarak sıkıştığı Hindistan, Nepal, Butan, Bangladeş, Myanmar’ı içine alan bölge. Bu bölgede yağışlar zaman zaman on binlerce insanın evlerini terk etmesine neden olan sellere yol açıyor.

İklim krizi

Öte yandan, iklim krizi de söz konusu yağışların şiddetini ve yarattığı etkileri arttırabiliyor. Örneğin, çevre örgütü Germanwatch’ın Küresel İklim Riski verilerine göre, Güney Asya ülkesi Pakistan, halihazırda iklim krizinin sebep olduğu aşırı hava olaylarına karşı en kırılgan sekizinci ülke olma özelliği taşıyor.

İklim Değişikliği Bakanı Sherry Rehman da 6 Temmuz’da, yaşanan seller ile ilgili açıklamasında, “Bir gün yanıyorsunuz, ertesi sabah su baskınları bekliyorsunuz… Yani, Pakistan’daki durumun ne kadar ciddi olduğunu görebilirsiniz” demişti.

Paylaşın