TÜİK’e Göre Ekonomi Yüzde 7.6 Büyüdü

TÜİK verilerine göre, Gayrisafi Yurt içi Hasıla (GSYH) nisan-mayıs-haziran dönemini kapsayan ikinci çeyrekte yüzde 7,6 arttı. Ekonomistler, yılın 2. çeyreğinde büyümenin yüzde 7,3 olmasını bekliyordu.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Dönemsel Gayrisafi Yurt İçi Hasıla, II. Çeyrek: Nisan-Haziran 2022 verilerini açıkladı. Buna göre, GSYH 2022 yılı ikinci çeyrekte bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 7,6 arttı.

GSYH’yi oluşturan faaliyetler incelendiğinde; 2022 yılı ikinci çeyreğinde bir önceki yıla göre; finans ve sigorta faaliyetleri yüzde 26,6, hizmet faaliyetleri yüzde 18,1, mesleki, idari ve destek hizmet faaliyetleri yüzde 11,0, sanayi yüzde 7,8, bilgi ve iletişim faaliyetleri yüzde 5,3, gayrimenkul faaliyetleri yüzde 4,1, diğer hizmet faaliyetleri yüzde 1,9 ve kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri yüzde 1,7 arttı. Tarım, ormancılık ve balıkçılık yüzde 2,9 ile inşaat sektörü ise yüzde 10,9 azaldı.

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH ise, bir önceki çeyreğe göre yüzde 2,1 arttı. Takvim etkisinden arındırılmış GSYH, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 7,3 arttı.

Üretim yöntemiyle Gayrisafi Yurt İçi Hasıla tahmini, 2022 yılının ikinci çeyreğinde cari fiyatlarla bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 114,6 artarak 3 trilyon 418 milyar 967 milyon TL oldu. GSYH’nin ikinci çeyrek değeri cari fiyatlarla ABD doları bazında 219 milyar 335 milyon olarak gerçekleşti.

Yerleşik hanehalklarının tüketim harcamaları, 2022 yılının ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 22,5 arttı. Devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 2,3, gayrisafi sabit sermaye oluşumu yüzde 4,7 arttı.

Mal ve hizmet ihracatı, 2022 yılının ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 16,4, ithalatı ise yüzde 5,8 arttı.

İşgücü ödemeleri, 2022 yılının ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 66,4, net işletme artığı/karma gelir ise yüzde 134,7 arttı. İşgücü ödemelerinin cari fiyatlarla Gayrisafi Katma Değer içerisindeki payı geçen yılın ikinci çeyreğinde yüzde 32,6 iken bu oran 2022 yılında yüzde 25,4 oldu. Net işletme artığı/karma gelirin payı ise yüzde 49,2 iken yüzde 54,0 oldu.

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü’nden Türkiye Ve İran’a ‘Mülteci’ Tepkisi

Uluslararası Af Örgütü yayımladığı açıklama ile İran ve Türkiye güçlerinin, güvenlik arayışıyla sınırlarını geçmeye çalışan Afganistanlıları defalarca geri ittiğini ve bunun için erkeklerin, kadınların ve çocukların üzerine hukuka aykırı biçimde ateş açmak dahil çeşitli yollara başvurduğunu açıkladı.

Uluslararası Af Örgütü, “Bizi insan yerine koymuyorlar: Afganistanlıların Türkiye ve İran’dan hukuka aykırı olarak geri gönderilmeleri” başlıklı yeni raporda, çoğunlukla İran sınırında olmak üzere güvenlik güçlerinin, duvarlara tırmanan veya çitlerin altından sürünerek geçmeye çalışan insanların üzerine doğrudan ateş açtığı çok sayıda vakayı belgeledi.

İran ya da Türkiye’ye girmeyi başarabilen Afganistanlı, rutin olarak keyfi şekilde alıkonuldu ve hukuka aykırı olarak ve zorla geri gönderilmeden önce işkence ve diğer türde kötü muameleye maruz bırakıldı.

Afganistanlıların tanıklıkları

Uluslararası Af Örgütü araştırmacıları Mart 2022’de Afganistan’a gitti ve Herat şehri ile İslam Kale sınır kasabasında görüşmeler gerçekleştirdi. Araştırmacılar, İran ve Türkiye’den geri itilen 74 Afganistanlıyla konuştu.

Bu kişilerin 48’i, sınırları geçmeye çalışırken ateş altında kaldıklarını bildirdi. Uluslararası Af Örgütü’nün görüştüğü kişilerden hiçbiri, Türkiye veya İran’da sığınma başvurusunda bulunamamıştı ve çoğu, uluslararası hukuk ihlal edilerek Afganistan’a geri gönderilmişti.

“Faillerden hesap sorulmalı”

Uluslararası Af Örgütü Mülteci ve Göçmen Hakları Araştırmacısı Marie Forestier konu hakkındaki açıklamasında, şöyle dedi:

“Afganistan’dan havayoluyla gerçekleştirilen tahliyelerin sonra ermesinden bir yıl sonra, geride bırakılan birçok kişi ülkeden çıkmak için hayatını tehlikeye atıyor.

“Son bir yıl içinde, güvenlik arayışıyla İran ve Türkiye sınırlarına giden Afganistanlılar, güvenliğe erişebilmek bir yana ateş altında zorla geri gönderildi. İran güçlerinin geçen yılın Ağustos ayından beri, tıklım tıklım dolu arabalara defalarca ateş açma yoluyla da dahil olmak üzere onlarca Afgan hukuka aykırı şekilde öldürdüğünü ve yaraladığını belgeledik.

“Türkiye sınır koruma görevlileri de insanları püskürtmek için havaya ateş açmak ve bazı vakalarda doğrudan üzerlerine ateş etmek dahil Afganistanlılara karşı hukuka aykırı olarak atış mühimmatı kullandı.

“Tehlikeler sınırlarda sona ermiyor. Konuştuğumuz birçok Afganistanlı Türkiye’de ya da İran’da keyfi olarak alıkonulmuş, bu süre içinde işkence ve diğer türde kötü muameleye maruz bırakılmış ve ardından hukuka aykırı olarak geri gönderilmişti.

“Türkiye ve İran yetkililerini, Afganistanlılara yönelik her türlü geri itme ve sınır dışı işlemini acilen durdurmaya, işkence ve diğer türde kötü muameleye son vermeye ve koruma arayan tüm Afganistanlıların güvenli geçişini ve sığınma prosedürlerine erişimini sağlamaya çağırıyoruz.

“Güvenlik güçleri sınırlarda Afganistanlılara karşı hukuka aykırı olarak ateşli silah kullanmaya derhal son vermeli ve hukuka aykırı öldürme ve işkenceyi de kapsayan insan hakları ihlallerinin faillerinden hesap sorulmalıdır.”

Ayrıca, Uluslararası Af Örgütü, uluslararası toplumu İran ve Türkiye dahil yüksek sayıda Afganistanlıya ev sahipliği yapan ülkelere mali ve diğer türde maddi yardım sağlamaya çağırdı.

Uluslararası toplum, sağlanan fonların insan hakları ihlallerine katkıda bulunmamasını güvence altına almalı.

Avrupa Birliği halihazırda Türkiye’nin yeni sınır duvarı ve Uluslararası Af Örgütü’nün Afganistanlıların alıkonulduğunu belgelediği çok sayıda ‘geri gönderme merkezinin’ inşaatı için fon sağladığından bu nokta kritik önemde.

Uzun ve riskli bir yolculuk

Taliban’ın Ağustos 2021’de Afganistan’ı kontrolünü ele geçirmesinden bu yana yüz binlerce Afganistanlı ülkeden kaçtı. Afganistan’a komşu ülkeler sınırlarını seyahat belgesi olmayan Afganistanlıya kapatarak, birçok kişiye düzensiz şekilde seyahat etmek dışında bir seçenek bırakmadı.

Bu da Afganistanistan’ın Herat Vilayeti’ndeki resmi sınır kapısı yakınındaki çitin altından sürünerek geçmek veya Nimruz Vilayeti’nde iki metre yüksekliğindeki bir duvara tırmanmak gibi resmi olmayan sınır geçişleri üzerinden İran’a girmek anlamına geliyor.

İran sınır muhafızları tarafından anında gözetim altına alınmayanlar sonrasında İran’ın çeşitli şehirlerine ya da Afganistan sınırından 2 bin kilometre uzakta, İran’ın kuzeybatısındaki Türkiye sınırına yolculuk ediyor. Hem Afganistanlı-İran hem de Türkiye-İran sınırlarında Afganistanlılar, İran’dan Afganistan veya Türkiye’den İran’a şiddetle ve hukuka aykırı olarak geri itiliyor.

Uluslararası Af Örgütü araştırmacıları Mart 2022’de Afganistan’a ve Mayıs 2022’de Türkiye’ye gitti.

Araştırmacılar; doktorlar, sivil toplum örgütü çalışanları ve Afganistanlı yetkililerin yanı sıra Türkiye’ye veya İran’a girmeye teşebbüs eden 74 Afganistanlıyla görüştü.

Bazı kişiler birden çok kez sınırdan geçmeyi denemiş, bazıları gruplar halinde yolculuk yapmıştı. Uluslararası Af Örgütü, aktarılan tanıklıklara dayanarak, Mart 2021 ile Mayıs 2022 arasında toplam 255 hukuka aykırı geri gönderme vakasını belgeledi.

İran’a girmeye çalışırken öldürülenler

Uluslararası Af Örgütü, Nisan 2021 ile Ocak 2022 arasında İran’a girmeye çalışırken İran güvenlik güçleri tarafından öldürülen altı erkek ve 16 yaşındaki bir erkek çocuğun yakınlarıyla görüştü ve İran güvenlik güçleri tarafından 11 öldürme vakasını belgeledi. Ancak gerçek ölüm sayısının çok daha yüksek olması muhtemel.

Kapsamlı raporlama prosedürlerinin olmaması, az sayıda kamuya açık istatistiğin mevcut olduğu anlamına geliyor; fakat insani yardım çalışanları ve Afganistanlı doktorlar, Uluslararası Af Örgütü’ne, yalnızca Ağustos-Aralık 2021 döneminde en az 59 ölüm ve 31 yaralanma kaydettiklerini belirtti.

Gulam*, 19 yaşındaki yeğeninin Ağustos 2021’de nasıl vurularak öldürüldüğünü şu sözlerle anlattı:

“Sınırdaki duvara gitti, tırmandı ve başını yukarı kaldırdı. O an onu kafasından, sol şakağından vurdular. Sınırın [Afganistanlı] tarafına öylece düşüp kaldı.”

Belgelenen ateş açma vakalarının bazıları İran topraklarında meydana geldi. 35 yaşındaki Sakine, İran sınırını geçip ilerlemeye başlamalarından sonra 16 yaşındaki oğlunun açılan ateş sonucu nasıl öldürüldüğünü şu sözlerle anlattı:

“Oğlumun çığlık çığlığa bana seslendiğini duydum. İki kurşunla kaburgalarından vurulmuştu. Sonra ne olduğunu bilmiyorum, […] bayılmışım. Kendime geldiğimde Afganistan’daydım, oğlumun öldüğünü gördüm. Bir takside cesedinin yanı başındaydım.”

Türkiye güvenlik güçlerinin ateş açma vakaları

Uluslararası Af Örgütü, Türkiye’ye girmeyi deneyen 35 kişiyle görüştü. Bu kişilerin 23’ü ateş altında kaldıklarını bildirdi. Araştırmacıların görüştüğü bir Afganistanlı erkek, üç ergen erkek çocuğun Türkiye güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğüne tanık olduğunu söyledi. Diğer tanıklar, altı erkeğin ve üç erkek çocuğun Türkiye güvenlik güçleri tarafından yaralandığını anlattı ve Uluslararası Af Örgütü, Türkiye sınırında ateşli silahlarla yaralanan iki erkekle konuştu.

Taliban’dan ölüm tehditleri almasının ardından kaçan eski bir Afganistanlı istihbarat görevlisi olan Arif, üç küçük çocuğun Türkiye güvenlik güçlerince yaralandığına tanık olduğunu söyledi ve şunları anlattı:

“Havaya değil, doğrudan üzerimize ateş ettiler. […] Bir kadınla iki çocuğun yaralandığını gördüm. 2 yaşında bir çocuk böbreğinden, altı yaşındaki bir başkası da elinden vurulmuştu. Çok korkmuştum.”

Görünüşe göre, öldürülenlerin veya yaralananların hiçbiri güvenlik güçlerine veya başkalarına karşı -değil bir ölüm veya ağır yaralama tehdidi- herhangi bir yakın tehdit dahi oluşturmuyordu. Bu da ateşli silah kullanımının hukuka aykırı ve keyfi olabileceği anlamına geliyor.

Bazı vakalarda, İran güvenlik güçlerinin, ateşli silahları öldürme niyetini gösterecek şekilde kullandığı anlaşılıyor. Kısa mesafeden doğrudan kişilerin üzerine ateş açılması buna örnektir.

Marie Forestier, “Ateşli silahların, devlet görevlileri tarafından kasten ve hukuka aykırı şekilde kullanılması sonucunda meydana gelen tüm ölümler, olası yargısız infaz vakaları olarak soruşturulmalıdır” dedi.

İran’da geniş çapta tekrarlayan işkence, yargısız infazlar ve diğer hukuka aykırı öldürmelere yönelik sistemsel cezasızlık krizi hâlâ oldukça yaygın.

Bu nedenle, Uluslararası Af Örgütü, BM İnsan Hakları Konseyi’ni, ileride yargılamaların yapılabilmesi için, geri itmeler bağlamında Afganistanlılara karşı işlenen suçlar dahil olmak üzere, İran’da işlenen uluslararası hukuk uyarınca en ciddi suçlara ilişkin kanıtları toplamak ve incelemek üzere bağımsız bir soruşturma ve hesap verebilirlik mekanizması kurmaya çağırıyor.

Alıkoyma ve işkence

İran’a veya Türkiye’ye girdikten sonra durdurulan ancak anında geri itilmeyen görüşmecilerin neredeyse hepsi keyfi olarak alıkonuldu. Alıkonulma süresi bir-iki gün ile iki buçuk ay arasında değişiyordu.

23 kişi İran’da, 21 kişi ise Türkiye’de gözetimde tutuldukları sürede işkence ve diğer türde kötü muamele kapsamına girebilecek muameleyi tarif etti.

Hamid, alıkonuldukları süre içinde Türkiye güvenlik güçlerinin kendisini ve arkadaşını nasıl dövdüğünü şöyle anlattı:

“Polislerden birisi arkadaşıma silahının kabzasıyla vurdu, sonra bir başka polis onun üzerine, sanki bir sandalyeye oturuyormuş gibi oturdu. Öylece üzerine oturup sigarasını yaktı. Daha sonra benim de bacaklarıma silahıyla vurdu.”

Uluslararası Af Örgütü’nün görüştüğü birçok kişi, ateşli silahlarla yaralandıktan sonra İran’da alıkonulmuştu.

Amir, Türkiye güvenlik güçleri tarafından sıkılan ve başını sıyırıp geçen bir kurşunla yaralandı. İran’a geri itildikten sonra İran güvenlik güçleri Amir’i alıkoydu ve başına vurdular. Amir yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Doğrudan yaramın olduğu yere vurdular ve yaram tekrar kanamaya başladı… Bir keresinde ‘Lütfen başıma vurmayın’ dedim. [Alıkoyma merkezindeki] bir güvenlik görevlisi bana ‘Neresi?’ diye sordu. Ona neresi olduğunu gösterdiğimde, tam gösterdiğim yere vurdu.”

Türkiye yetkililerinin hukuka aykırı olarak geri gönderdiği 11 Afganistanlı, Türkiye’de, inşaatı kısmen AB tarafından fonlanan altı geri gönderme merkezinden birinde alıkonulmuştu.

Uluslararası koruma sağlanmadı

Uluslararası Af Örgütü’nün görüştüğü Afganistanlının hiçbiri ne İran’da ne de Türkiye’de uluslararası koruma başvurusunda bulunabildi. Görüşmeciler, yetkililere, Afganistan’a geri gönderilmeleri halinde insan hakları ihlallerine maruz kalma konusunda ciddi risk altında olacaklarını anlatmaya çalışsalar da korkularının göz ardı edildiğini belirttiler.

İran güvenlik güçleri, alıkonulan kişileri otobüsle Afganistan sınırına naklederken, Türkiye güvenlik güçleri de onları genellikle resmi olmayan sınır kapılarından İran’a nakletti.

Türkiye’den sınır dışı edilenlerden 10 kişi uçakla doğrudan Afganistan’a geri gönderildi. Türkiye, Ocak 2022 sonunda Afganistan’a charter uçuşları yeniden başlattı. Nisan sonunda, Türkiye Göç İdaresi Başkanlığı resmi internet sayfasında 6 bin 805 Afganistan vatandaşının charter seferlerle ülkelerine geri gönderildiğini açıkladı.

Geri gönderilen görüşmecilerin hepsi, Türkiye ve İran yetkililerinin onlara gitmeleri için baskı yaptığını belirtti. Uluslararası Af Örgütü, alıkonulan kişilerin, Afganistan’a geri gönderileceklerini duyduklarında hıçkırıklara boğulduğunu ve bayıldığını, bir erkeğin ise bir pencereden atlayarak intihar girişimde bulunduğunu öğrendi.

Alıkonulan ve sonrasında Türkiye’den charter seferlerle sınır dışı edilen sekiz kişi, Türkiye yetkilerinin onlara gönüllü geri döndüklerini belirten belgeleri imzalamaları için baskı yaptığını ifade etti. Bir erkek şunları söyledi:

“[Güvenlik güçlerine] Afganistan’da tehdit altında olduğumu söyledim. Umurlarında olmadı. Beni dövüp, duvara ittiler. Yere düştüm. İki adam bacaklarımı tuttu, birisi de göğsüme oturdu. Diğer iki kişi de parmaklarımı tutarak kâğıda parmak bastırdı.”

Anlatılanlar, Uluslararası Af Örgütü’nün daha önce Türkiye’den “gönüllü” geri dönüşlerle ilgili yaptığı araştırmanın bulgularıyla örtüşüyor.

“Uluslararası hukukun bir parçası olan geri göndermeme (non-refoulement) ilkesi uyarınca, devletler herhangi bir kişiyi zulüm ve diğer ciddi insan hakları ihlalleri riski altında olacakları bir yere geri gönderemez. Türkiye ve İran yetkililerini bu yükümlülüğe riayet etmeye ve insanları Afganistan’daki tehlikeli ortama zorla geri göndermeyi sonlandırmaya çağırıyoruz” diyen Marie Forestier sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Uluslararası toplum da risk altındaki Afganistanlıların güvenli çıkış ve tahliyelerini sağlamalı ve Afganistanlı mültecilere ev sahipliği yapılması sorumluluğunun paylaşılması için ortak ve koordineli bir çözüm geliştirme çabalarını hızlandırmalıdır.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Özel Hastaneler SGK Sisteminden Ayrılıyor

Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK), kurumla anlaşmalı özel hastanelere kısmi branşlarda değil bütün branşlarda hasta kabul etme zorunluluğu getirme kararının ardından özel hastaneler SGK sisteminden çıkmaya başladı. Devlet hastanelerinde randevu bulanamazken, özellerde de yüksek fiyatlar talep ediliyor.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), kurumla anlaşmalı özel hastanelere kısmi branşlarda değil bütün branşlarda hasta kabul etme zorunluluğu getirme kararı aldı. Bu karar nedeniyle birçok hastane “SGK ile anlaşmalı hastaneler” kapsamından çıktı. Temmuz ayında ise Sağlık Uygulama Tebliği’nde (SUT) yapılan değişiklikle birlikte özel hastanelerin sağlık hizmet bedellerine yüzde 40 zam yapıldı. Bu süreçte hastalar ciddi oranda mağdur olurken devlet hastanelerinde randevu bulamayan hastalar, rutin bir kan testine bile fahiş rakamlar ödemek zorunda kalıyor.

‘Sağlık masrafı 3 bin lirayı geçti’

Cumhuriyet’ten Dilan Ayırkan’ın haberine göre, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Genel Sekreteri Vedat Bulut, değişiklikler nedeniyle yoksulların sağlık hizmetine ulaşamadığını vurgulayarak “Kişi başına düşen yıllık sağlık masrafı, ortalama 3 bin lirayı geçti. Yani 85 milyonluk nüfus, 250 milyar lirayı aşkın bir parayı, sağlığı için cebinden ödüyor. İnsanlar sağlık, eğitim, adalet ve güvenlik hizmetlerini ücretsiz alabilmek için prim ve vergi ödüyorlar. Ancak sağlık için cepten ödenen ücretler her geçen gün artıyor. Hastalar eczanede reçete bedeliyle birlikte muayene ücreti de ödüyorlar. Hekimler özlük hakları iyileştirilmediği için kamudan ayrılıp özel sektöre yöneliyor. Ancak yurttaşlar da bu özel hastanelere ulaşamıyor” diye konuştu.

Yüzde 40 zam

SUT’taki değişiklikle ilgili de konuşan Bulut, “Yurttaşın özel sağlık kuruluşlarına ödeyeceği ilave ücretler yüzde 40 daha artacak. Özel sektörde SUT fiyatlarının yüzde 200 fazlasını fatura edebilme durumu vardı. Özel hastaneler, SGK 1 lira ödüyorsa 2 lira da yurttaşlara fatura çıkarabiliyordu. Geçen hafta SGK ödemelerinde yüzde 40 artış yaptılar. Bu yurttaşın cebinden çıkan masrafın da artacağı anlamına geliyor” dedi.

Paylaşın

Öğretmenlere Polisten Sert Müdahale; Siyasilerden Tepki

Ankara’da biraraya gelen Özel Sektör Öğretmenleri, taban maaş ve özlük hakları için bakanlığa yürümek isterken polisin sert müdahalesine maruz kaldılar. Siyasi parti liderleri, polisin sert müdahalesine tepki göstererek, destek açıklaması yaptılar.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, açıklamasında, “Öğretmene yapılan bu efeliği affetmeyeceğiz!” ifadelerini kullanırken, İYİ P7arti Lideri Akşener, “Milletle inatlaşarak devlet yönetilmez!” dedi.

Karamollaoğlu, açıklamasında, “Öğretmeni susturan bir devletin, gelecek nesillere söyleyeceği bir sözü yok demektir.” ifadelerine yer verirken, DEVA Lideri Babacan’da, “Anayasal hakkını kullanan öğretmenlerimizin gözaltına alınmalarını kınıyorum” dedi.

Liderlerin açıklamaları şöyle:

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:

“Öğretmenlere gaz mı sıktınız, öyle mi? Öğretmenlere şiddet uyguladınız, öyle mi? Öğretmenlere… “Al bunu diyen” o kişi, beni beklesin. Öğretmene yapılan bu efeliği affetmeyeceğiz!”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener:

“Çiftçilerimiz, gençlerimiz ve doktorlarımızdan sonra sıra; Cumhuriyetimizin teminatı olan öğretmenlerimizde… Onları hem haksızlıklarla baş başa bırakıp hem de haklarını aradıkları için cezalandıramazsınız. Milletle inatlaşarak devlet yönetilmez!”

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu:

“Özel sektörde öğretmenlik yapan eğitimcilerin tek bir isteği var; insanca yaşam! İktidar bu sese kulak vereceğine, sesleri bastırmaya çalışıyor. Öğretmeni susturan bir devletin, gelecek nesillere söyleyeceği bir sözü yok demektir.”

DEVA Partisi lideri Ali Babacan:

“Öğretmenler eylem yapıyorsa, sebebini öğrenmek, görmezden gelen iktidarın görevidir. Anayasal hakkını kullanan öğretmenlerimizin gözaltına alınmalarını kınıyorum. Görmezden gelinen herkesin sesi olacağız. Öğretmenler gözaltında.”

Ne olmuştu?

Ankara’da biraraya gelen Özel Sektör Öğretmenleri, taban maaş ve özlük hakları için Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Eğitim ve Kültür Merkezi’nde toplanmış, bakanlığa yürümek isteyen öğretmenler gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan öğretmenler daha sonra serbest bırakılmıştı.

Paylaşın

‘Sosyal Medya Fenomeni’ İmama Sınır Dışı Kararı

Fransa’da Danıştay, idari mahkemenin, ülkede “sosyal medya fenomeni” olarak bilinen imam Hassan İquioussen’in sınır dışı edilmesi işlemlerini askıya alan kararını bozdu.

Bu kararın ardından YouTube kanalında 170 bin, Facebook üzerinde ise 43 bin takipçisi bulunan Faslı imamın sınır dışı edilmesi kesinleşti.

Vaizlerini 2000 yılından bu yana sosyal medyada paylaşan ve Müslüman Kardeşlere yakınlığıyla tanınan imamın görüntülerinin yaklaşık 30 milyon kez izlendiği tahmin ediliyor.

İçişleri Bakanı Geral Darmanin, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Danıştay’ın, Iquioussen’in sınır dışı edilmesine “yeşil ışık yaktığını” belirterek, bu durumun “Fransa Cumhuriyeti için büyük bir zafer olduğunu” savundu.

Danıştay gerekçeli kararında ne dedi?

Danıştay’ın gerekçeli kararında, Faslı imamın son yıllarda toplantılarda yaptığı ve kayıtlara da geçen konuşmalarda “anti-Semitik ifadelerinin yanı sıra kadınları aşağıladığı ve kadınların erkeklere boyun eğmesi konusunda tavsiyelerinin açık ve kasıtlı ayrımcılık oluşturduğu” belirtilerek, bu eylemlerin imamın sınır dışı edilmesini haklı çıkardığı kaydedildi.

Gerekçeli kararda, sınır dışı edilme kararının, imamın özel ve aile hayatına yönelik bir ihlal teşkil etmediği bildirildi.

İmam mahkemeye başvurmuştu

İçişleri Bakanı Darmanin, 28 Temmuz’da Twitter’dan yaptığı açıklamada, Iquioussen’in yıllardır Fransa’nın değerlerine karşı, laiklik ve kadın erkek eşitliği ilkelerine aykırı nefret söylemi sergilediğini ileri sürmüş ve Fransız topraklarından gönderileceğini ifade etmişti.

Iquioussen’in avukatı aracılığıyla başvurduğu Paris İdari Mahkemesi, Bakan Darmanin’nin imamın sınır dışı edilmesine yönelik kararını “özel ve aile hayatını orantısız şekilde ihlal ettiği” gerekçesiyle askıya almıştı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) acil süreç başlatılarak, imamın sınır dışı edilmesi için ihtiyati tedbir kararı uygulanması talebini temmuz ayında kabul etmemişti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Korkmaz Karaca, Cumhurbaşkanlığındaki Görevinden İstifa Etti

Organize suç örgütü liderliğiyle suçlanan Sedat Peker’in dile getirdiği iddialarda adı geçen Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Korkmaz Karaca istifa ettiğini açıkladı.

Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurulu üyesi ve AKP MKYK üyeliği ile yerel yönetimler başkan yardımcısı Korkmaz Karaca yayınladığı bildiriyle cumhurbaşkanlığındaki görevlerinden istifa ettiğini bildirdi.

Korkmaz Karaca istifa metninde şu ifadelere yer verdi:

“Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın olurları ile 2018 Ekim ayından bu yana, Türkiye Cumhuriyeti Ekonomi Politikaları Kurulu üyesi, olarak görev yapıyorum.Görev sürem boyunca TC. Hazinesinden tek kuruş maaş, araç, yakıt v.s almadım.

19 Mart 2022, 22 Mart 2022, 20 Mayıs 2022 tarihlerinde 2 ay içinde çok ağır 3 kalın bağırsak ameliyatı geçirdim.Yaşanan süreçte 2021 Haziran ayından itibaren, çeşitli iddialara muhatap oldum.

Özellikle geçtiğimiz hafta; Mine Tozlu Sineren isimli şahısla hiçbir buluşmam ve çıkar talebim olmadığı halde ve daha da önemlisi bu şahıs benimle bir çıkar ilişkisi kurmadığını ilan ettiği halde, devam eden sosyal medyadaki ahlaksız trol linçine farklı bir tepki vermek istiyorum.

Dünyalar güzeli kızım ve eşime kadar varan bu linç artık sağlığımı tekrar tehdit eder hale geldi. Bu sebeplerle Cumhurbaşkanlığındaki görevimden istifa ediyorum.

Ne olmuştu?

Sedat Peker, 27 Ağustos günü WhatsApp ekran görüntüleriyle birlikte yayınladığı rüşvet iddialarında Korkmaz Karaca’nın ismine de yer vermişti.

Peker, “Serkan Taranoğlu isimli hırsız Cumhurbaşkanı Danışmanı, Mine Hanım’a ‘Korkmaz Karaca isimli Cumhurbaşkanı Danışmanı da sorununuzu halletmek için sizinle temas kurmak istiyor. Sakın onunla temasa geçmeyin, sizden çok para ister’ diyor” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Babacan’dan Dikkat Çeken ‘Yolsuzluk’ Açıklaması

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Sedat Peker’in devlet içinde yolsuzluk ve rüşvet ağları ile ilgili iddialarının ardından sosyal medya hesabından siyasi etik ile ilgili bir video yayınladı.

“Yolsuzluğu ülkemize hiçbir zaman yakıştıramadık, yakıştıramıyoruz” notuyla yayınlanan videoda Babacan’ın geçmiş konuşmaları yer almakta. Babacan’ın videodaki önemli açıklamaları şöyle:

“Çok yanlış isimlerin etrafında toplandığı bir mekanizma haline geldi şu andaki iktidar. Bir sürü menfaat şebekesi zaman içinde oluştu. Bakın biz 2014 ve 2015 yıllarında, benim bakanlığımın son iki yılı Siyasi Etik Yasası’nı çıkarmak için çok uğraştık.

Yolsuzlukla mücadele, şeffaflık, siyasi etik. Çünkü yasaları bırakın, siyasi perspektiften etik olanla olmayanın yazılı hale getirilmesi çok önemli bir konudur. Ben bunun çok mücadelesini verdim. Hepsi kayıtlarda.

İleri bütün demokrasilerde seçilmişler için bir etik kurallar silsilesi var. Atanmışlar için yine bir etik kurallar silsilesi var. Bu kuralları önce bir yazılı hale getirmek gerekiyor. Bu kurallara uyup uymamakla ilgili tespitleri yapacak mekanizmalar oluşturmak gerekiyor ve kurallara uymayanlara da yaptırım gerekiyor.

Onların hiçbirisi yapılmadı. Çünkü kurulu düzenden istifade edenler vardı, bir. İkincisi de o siyasi etik kodları yazılı hale gelince uygulamanın ne kadar yanlış olduğu ortaya çıkacaktı.

Etik kodları bir okudular, dediler ‘Bunların hiçbiri bize uymaz’ yani ortada fiiliyat var. Adına AK deyip de şeffaflık ve yolsuzluklarla mücadele konusunda belli bir duruş ortaya koymazsanız, bu bir beka meselesi haline gelir. “

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan ‘Provokasyon’ Uyarısı: Gelecek Aylarda…

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından, ‘provokasyon’ uyarısında bulunarak,  “Gelecek aylarda her türlü provokasyona maruz kalacağız. Ne olursa olsun, kavga etmeyeceksiniz” dedi.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Twitter’dan yaptığı paylaşımda ‘provokasyon’ uyarısı yaptı.

Gençlere seslenen Kılıçdaroğlu, “Gelecek aylarda her türlü provokasyona maruz kalacağız. Ne olursa olsun, kavga etmeyeceksiniz. İnançlısı, inançsızı, imam hatiplisi, şortlusu, başörtülüsü… Ne olursanız ve kim olursanız olun, bir ortak noktanız var: Gençliğiniz çalındı!” dedi.

Kılıçdaroğlu, ayrıca, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’na yapılan polis müdahalesine yaptığı açıklamayla tepki gösterdi.

Kılıçdaroğlu, “Öğretmenlere gaz mı sıktınız, öyle mi? Öğretmenlere şiddet uyguladınız, öyle mi? Öğretmenlere… “Al bunu diyen” o kişi, beni beklesin. Öğretmene yapılan bu efeliği affetmeyeceğiz!” ifadelerini kullandı.

Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı binası önünde basın açıklaması yapmak isteyen özel sektör öğretmenlerine polis müdahale etmişti.

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Başkanı Eren Edebali, dokuz kişinin gözaltına alındığını söylemişti.

Sendika kuruluşunun birinci yılında, asgari ücretin altına düşen ücretlere, sözleşme dayatmasına ve uzun mesailere karşı Ankara’da toplantı yapmış, toplantının ardından da MEB önünde basın açıklaması yapmak istemişlerdi.

Paylaşın

Bakanlığa Yürümek İsteyen Öğretmenlere Polisten Sert Müdahale

Ankara’da biraraya gelen Özel Sektör Öğretmenleri, taban maaş ve özlük hakları için Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Eğitim ve Kültür Merkezi’nde toplandı. Bakanlığa yürümek isteyen öğretmenler gözaltına alındı.

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Sekreteri Hüseyin Aksoy, üye sayılarının 4 bine dayandığını, faaliyet gösterdikleri il sayısının 60’ın üzerinde olduğunu söyledi.

Gazete Duvar’dan Nur Kaplan’ın haberine göre, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın köklü eğitim mücadelesinde yeni bir filiz olduğunu söyleyen Aksoy, şöyle devam etti:

“Bizler yola çıkarken ilk olarak öğretmeniz dedik. Biz kurumlarda eksik, atanamamış, yetersiz yaftası aldık. Bizim mücadelemiz bunu değiştirmekle başladı. Bakanlık özel kurumlarda kaç eğitimcinin çalıştığından bihaber. Bir dershanede öğretmenin 60 saat derse girdiğinden bihaber. Bakanlık ücretli öğretmenlerinin neye maruz kaldığından, kaç parayla çalıştığından bihaber.”

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Örgütlenme Sekreteri Ozan Fındık, bugüne kadar gerçekleştirdikleri kazanımları anlattı. Fındık, şöyle dedi:

“Hepimiz çalıştığımız kurumlarda çeşitli sorunlar yaşadık. Sendikamız yoktu. Patron baskısı ve sömürüye karşı dağınıktık. Bu çaresizlik ve yalnızlık duygusu bu sendikayı kurmamıza neden oldu. Bu yozlaşmış sistemin içinde öğretmenler eziliyor. Pratik, fiili ve meşru mücadele hattı yaratmak zorundayız. Biz efendi istemiyoruz ama efendi de olmak istemiyoruz. Biz ancak çocuklarımızın önünde eğiliriz.”

Özel sektör öğretmenleri TMMOB’da yaptığı açıklamanın ardından Milli Eğitim Bakanlığı’na yürümek istedi.

TMMOB Eğitim ve Kültür Merkezi’nin önünde konuşlanan polis öğretmenlerin yürümesini engelledi. Öğretmenler sloganlar eşliğinde polisin tutumuna tepki gösterdi. Öğretmenlerin yürümek için yola çıktığı sırada polis biber gazıyla saldırdı.

Polis, iki avukat ve dört özel sektör öğretmenini gözaltına aldı.

Paylaşın

Sadr’dan Destekçilerine Çağrı: Protestolara Son Verin

Irak’ın etkin Şii din adamı Mukteda es-Sadr destekçilerine, protesto gösterilerine son vermeleri ve başkenti Bağdat’ta hükümet binalarının ve yabancı elçiliklerin bulunduğu Yeşil Bölge’den çekilmeleri çağrısı yaptı.

Irak halkından özür dileyen es-Sadr, protestoların devam etmemesi gerektiğini zira barışçıl karakterini yitirdiğini söyledi.

Destekçilerine Meclis çevresinden çekilmeleri için bir saat veren es-Sadr, “Iraklı kanı dökmek artık yasaklanmıştır” dedi. “Oturma eyleminin dahi son bulmasını istiyorum” diyen es-Sadr, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Barışçıl gösterileri dahi istemiyorum…İnsanlar bu dehşet için neyi yanlış yaptı? Evlerinde güvendeydiler ve siz yolsuzluktan kurtulmak için insanların öldürülmesi kabul edilemez.”

Es-Sadr ayrıca Şii milis gücü Haşdi Şabi’nin bazı liderlerinin de güvenlik güçleriyle çatılşmalara karışmış olabileceğini söyledi.

Dün siyasetten tamamen çekildiğini açıklayan es-Sadr’ı destekleyen Şii milisler ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda 30 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı.

Es-Sadr’ın destekçileri Başkanlık Sarayı’nı bastı, çatışmalar Meclis çevresinde de sürdü.

Bağdat’ın yanı sıra Basra, Necef, Nasıriye ve Hille şehirlerinde de çatışmalar çıktığı bildiriliyor.

Yeşil Bölge’de bazı yabancılar da sokak çatışmalarının ortasında kaldı. Hollanda Büyükelçiliği çalışanları Almanya’nın diplomatik temsilciliğine taşındı.

Irak’ın geçici başbakanı ve es-Sadr’ın müttefiki Mustafa el-Kadhimi, çatışmaların ülke çapında sokağa çıkma yasağı ilan etti.

Es-Sadr’ın destekçileri Temmuz ayından bu yana bir süredir Meclis’in feshi için oturma eylemi yapıyordu.

Irak polisi, es-Sadr’ın destekçilerine “Iraklılarının kanının dökülmemesi için derhal Yeşil Bölge’den çekilme” çağrısı yapmıştı.

Güvenlik yetkilileri, es-Sadr’a sadık milis gücü Barış Tugayları ile Irak ordusu üyeleri arasında da çatışma çıktığını açıklamıştı.

Sosyal medyada paylaşılan videolarda, bazı savaşçıların roket güdümlü el bombaları dahil ağır silahlar kullandıkları görülüyor.

Dışişleri Bakanlığı’ndan seyahat uyarısı

Dışişleri Bakanlığı, Irak’a yönelik seyahat uyarısında bulundu. Bakanlıktan yapılan açıklamada “Bağdat’ta güvenlik durumunun bozulmaya başlaması göz önünde bulundurularak, vatandaşlarımızın zorunlu hâller dışında anılan şehre seyahat etmekten kaçınmaları tavsiye olunmaktadır” ifadeleri yer aldı.

Dışişleri Bakanlığı, halihazırda Irak’ta bulunan Türk vatandaşları için ise “kitlesel gösterilerin gerçekleştirildiği mahallerden uzak durmaları” tavsiyesinde bulundu.

İran da çatışmalar nedeniyle Irak ile sınırlarını kapattı ve Kuveyt vatandaşlarını ülkeyi derhal terk etmeye çağırdı.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in sözcüsü, olaylardan endişe duyduğunu ve “durumu yatıştırmak için acil adımlar atılması” çağrısında bulundu.

İslam İşbirliği Teşkilatı ve Beyaz Saray’dan da sükunet çağrıları yapıldı.

Daha önce de defalarca siyasetten çekileceğini açıklayan ve kararından dönen es-Sadr, son açıklamasında “Son çekilme” ifadesini kullanmıştı.

Es-Sadr, destekçilerine “Bundan sonra Sadrist harekete ait sloganların ve bayrakların kullanılması yasaklanmıştır. Es-Sadr destekçileri bundan sonra medya ve sosyal medyada da aktif olmayacaktır” uyarısında bulunmuştu.

Ancak son 20 yıldır Irak politikasının en etkili isimlerinden olan es-Sadr’ın bugüne kadar yaklaşık 10 kere istifa etmiş ve ardından siyasete geri dönmüş olması, bazı uzmanlar tarafından “Bir süre sonra geri gelecektir” yorumlarına yol açmıştı.

Irak’ta 2019’dan bu yana gerilim azalmadı

2019’da hayat pahalılığı, temel ihtiyaçlara erişim zorluğu ve yolsuzluklara son verilmemesi gerekçesiyle çok geniş çaplı kitlesel gösteriler başlamış; başbakan istifa etmişti. Ardından kurulan hükümetler, yapılan seçimler de ülkede istikrarı sağlamaya yardımcı olmadı.

Irak’ta son olarak geçen yıl Ekim ayında yapılan ve katılma oranının çok düşük kaldığı seçimde es-Sadr’ın desteklediği “Anavatanı Koruma” bloğu parlamentoda çoğunluğu kazansa da tek başına hükümeti kuracak sandalye sayısına ulaşamadı. Meclisteki bloklar uzlaşamayınca yeni hükümet bir türlü kurulamadı.

Haziran ayında es-Sadr, “geniş katılımlı hükümet” müzakereleri sonuçsuz kaldığında, Meclis’te desteklediği blok için “istifa” çağrısı yaptı. Bu çağrıya uyan milletvekilleri istifa ettiğinde ise parlamento çoğunluğu es-Sadr’ın en büyük rakibi olan İşbirliği Çerçevesi Bloğu’na geçti.

Bu blok, İran destekli milis güçlerinin de bir dönem komutanlığını yapmış olan Hadi el Amiri’nin lideri olduğu Fetih İttifakı, yine İran’a yakınlığıyla bilinen eski başbakanlardan Nuri el-Maliki’nin Kanun Devleti İttifakı’nı da barındıran Şii siyasi partilerin öncülüğünde kurulmuştu.

Es-Sadr da Şii kimliğini öne çıkarmakla birlikte daha milliyetçi ve İran ve ABD başta olmak üzere yabancı ülkelerin etkisine karşı bir politika izliyor.

ABD’nin 2003’te başlayan Irak işgalinde o dönem ABD ordularına karşı savaşan silahlı güçlerin de başında olan es-Sadr’ın babası ve kayınpederi de işgalle birlikte devrilen Saddam Hüseyin devrinde idam edilmişti.

Es-Sadr’ın milletvekilleri istifa ettiğinde parlamentoda çoğunluk durumuna gelen İşbirliği Çerçevesi bloğu milletvekilleri, Temmuz ayında yeni bir başbakan seçmeye çalışınca es-Sadr’ın destekçileri parlamentonun dağılması ve yeniden seçimlere gidilmesi için oturma eylemine başlamıştı.

Es-Sadr, bugün siyasetten “son kez çekileceğini” duyurduğu açıklamasında siyasi rakiplerini “kendisinin reform çağrılarını dinlememekle” suçladı.

Irak Yüksek Federal Mahkemesi bugün Meclis’in feshedilip edilmeyeceğiyle ilgili kararını vermek için toplanacak.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın