Erkekler Ağustos Ayında En Az 31 Kadını Katletti

Erkek şiddetti bitmiyor… Erkekler Ağustos ayında en az 31 kadını ve 7 çocuğu öldürürken, en az 79 kadına şiddet uyguladı, en az 12 kız ve oğlan çocuğunu istismar etti, en az 13 kadını taciz etti, altı kadını da seks işçiliğine zorladı.

bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre; erkekler Ağustos’ta erkekler az 31 kadını ve 7 çocuğu öldürdü.

Ağustos’ta en az 13 kadının ölümü basına “şüpheli” (Aydın (1), Erzurum (1),  İstanbul (2), İzmir (2), Samsun (1), Sinop (1), Tokat (1), Urfa (2), Zonguldak (2) ) ölüm olarak yansıdı.

Erkekler, en az 79 kadına şiddet uyguladı, en az 12 kız ve oğlan çocuğunu istismar etti, en az 13 kadını taciz etti, altı kadını da seks işçiliğine zorladı.

Cinayet

Erkekler, Ağustos’ta en az 31 kadını öldürdü; geçen yıl bu sayı 34 idi. Ayrıca erkekler, kadınların yanındaki en az altı erkeği de öldürdü.

En az altı kadın koruma kararı rağmen öldürdü. Öldürülen kadınlardan biri Suriyeli, iki kadın da Gürcistanlıydı.

Erkeklerin 18 kadını öldürme “bahanesi” basına yansımadı. Erkekler 10 kadını ayrılmak istediği veya barışmak istemediği için öldürdü. Erkekler bir kadını “kıskandığı”, iki kadını da “borç”, “arazi” için öldürdü.

22 kadını kocası, eski kocası, sevgilisi erkekler, üç kadını oğlu, bir kadını komşusu iki kadını akrabası, bir kadını arkadaşı öldürdü. İki kadını öldüren erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı. Kadınları öldüren erkeklerden biri çocuk yaştaydı.

Erkekler, 19 kadını ev içinde dokuz kadını işyeri, ormanlık alan, sokak, hastane gibi ev dışı alanlarda öldürdü. Erkeklerin üç kadını nerede öldürdüğü basına yansımadı.

Erkekler, 19 kadını ateşli silahlarla, on kadını kesici aletle, iki kadını boğarak öldürdü.

Çocuğa Şiddet-Çocuk Cinayeti

Erkekler, Ağustos’ta yedi çocuğu öldürdü. Geçen yıl aynı ay sayı 6 idi.

İki çocuğu babası, bir çocuğu abisi, bir çocuğu akrabası, bir çocuğu da erkek arkadaşı öldürdü. İki çocuğu öldüren erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı.

Erkekler 5 çocuğu ateşli silahlarla, bir çocuğu kesici aletle öldürdü. Erkeklerin bir çocuğu nasıl öldürdüğü basına yansımadı.

Cinsel Saldırı /Tecavüz

Erkekler, Ağustos 2022’de en az bir kadına tecavüz etti. Geçen yıl aynı ay erkeklerin tecavüz ettiği kadın sayısı 11 idi.

Bir kadına tecavüz eden beş erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı.

Taciz

Ağustos 2022’de erkekler en az 13 kadını taciz etti. Bu sayı geçen yıl aynı 28 idi. Erkeklerin taciz etiği kadınlardan biri Iraklıydı.

Erkekler, 12 kadını sözlü ve fiziki yollarla taciz etti. Erkekler bir kadına cinsel organını göstererek taciz etti.

Erkekler 10 kadını ev dışı alanlarla taciz etti. Erkeklerin üç kadını nerede taciz ettiği basına yansımadı.

Bir kadını uzman çavuş bir erkek, dört kadını kurye, bir kadını akrabası taciz ederken, 7 kadını taciz eden erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı.

Erkekler, Ağustos’ta en az 12 kız ve oğlan çocuğunu istismar etti. Geçen yıl aynı ay bu sayı 13 idi.

En az sekiz çocuğu taciz eden yedi erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı. İki çocuğu imam, bir çocuğu spor öğretmeni, bir çocuğu da esnaf istismar etti.

Şiddet / Yaralama

Erkekler, Ağustos’ta 79 kadına şiddet uyguladı. Geçen yıl da aynı ay bu sayı, 61 idi.

Erkeklerin şiddet uyguladığı en az 9 kadın “ağır” hasta olarak hastaneye kaldırıldı. Erkekler en az 11 kadına “koruma kararını” ihlal ederek şiddet uyguladı.

Erkeklerin şiddet uyguladığı kadınlardan biri Suriyeli biri de Tanzanya’lıydı. Erkekler en az iki kadına sistematik olarak şiddet uyguluyordu.

Şiddet / Yaralama

Erkekler, Ağustos’ta 79 kadına şiddet uyguladı. Geçen yıl da aynı ay bu sayı, 61 idi.

Erkeklerin şiddet uyguladığı en az 9 kadın “ağır” hasta olarak hastaneye kaldırıldı. Erkekler en az 11 kadına “koruma kararını” ihlal ederek şiddet uyguladı.

Erkeklerin şiddet uyguladığı kadınlardan biri Suriyeli biri de Tanzanya’lıydı. Erkekler en az iki kadına sistematik olarak şiddet uyguluyordu.

Erkekler, 54 kadını darp ederek, 13 kadını kesici aletlerle, dokuz kadını ateşli silahla yaraladı. Erkekler bir kadına otomobille çarparak, iki kadını da yakarak yaraladı.

Erkekler, 23 kadını iş yeri, otobüs, ormanlık alan gibi ev dışı alanlarda,  46 kadını ev içinde yaraladı. Erkeklerin 10 kadına nerede şiddet uyguladığı basına yansımadı.

Seks İşçiliğine Zorlama

Erkekler, Ağustos’ta en az altı kadını seks işçiliğine zorladı. Geçen yıl aynı ay bu sayı, 20 idi. Seks işçiliğine zorlanan kadınlar Türkiye vatandaşı değildi. Seks işçiliğine zorlananlar arasında çocuklar da vardı.

2021-2022

2022’nin ilk sekiz ayında erkekler, 222 kadını öldürdü, 102 kadını taciz etti, 1175 çocuğu istismar etti, 534 kadına şiddet uyguladı, 21 kadına tecavüz etti. Erkekler en az 370 kadını seks işçiliğine zorladı. 2022’nin ilk sekiz ayında 119 132 kadının ölümü basına “şüpheli” olarak yansırken, erkekler, yılın ilk yedi ayında en az 30 çocuğu öldürdü.

2021’in ilk sekiz ayında erkekler, 208 kadını öldürdü, 106 kadını taciz etti, 98 çocuğu istismar etti, 73 kadına tecavüz etti. Erkekler, en az 429 kadını seks işçiliğine zorladı, en az 552 kadına da şiddet uyguladı, yaraladı. 2021’in ilk sekiz ayında 153 kadının ölümü basına “şüpheli” olarak yansırken, erkekler, en az 21 çocuğu öldürdü.

Paylaşın

Avrupa’da Resesyon Kapıda; Türkiye Nasıl Etkilenecek?

Avrupa’da enerji krizi büyürken resesyon endişeleri artıyor. Rusya’nın cuma günü onarım yapma gereğini öne sürerek Kuzey Akım 1 boru hattı üzerinden Avrupa’ya gaz sevkiyatını durdurduğunu açıklaması krizi daha da tırmandırdı.

Ukrayna’yı işgal ettiğinden beri Bulgaristan, Danimarka, Finlandiya, Hollanda ve Polonya’ya gaz arzını tamamen kesen ve diğer boru hatlarından gaz akışını azaltan Rusya’nın son adımı, Avrupa’nın enerji kaynaklarının güvenilirliği konusundaki tedirginliği daha da artırdı.

Kuzey Akım 1 boru hattının kapatılması, Rus doğal gaz sevkiyatını daha da azaltacak ve bu kış arz ve talebi dengelemeyi daha da zorlaştıracak. Bölge, gaz kıtlığı ve ciddi bir ekonomik durgunluğa bir adım daha yakın.

Avrupa’da üretim yavaşlayacak

Enerji kriziyle ilgili gelişmeleri DW Türkçe’ye değerlendiren Tera Yatırım Başekonomisti Enver Erkan, “Bunun tabii Avrupa’da hem tüketici bakımından enerji faturalarında hane halklarını etkileyen hem de üretimde kullanılan enerji girdisinin maliyeti ve yokluğu bakımından sanayi kesimini, reel kesimi etkileyen sonuçları olacak. Yani bir üretim yavaşlaması söz konusu olacak” diyor.

Rus gazı geçen yıl Avrupa Birliği’nin (AB) yakıt ihtiyacının yaklaşık yüzde 40’ını karşılamıştı.

Avrupa’da üretimin yoğun şekilde boru hatlarıyla gelen doğal gaza bağımlı olduğuna işaret eden Erkan, bu nedenle enerji girdisi eksikliğinin üretimin her aşamasını etkileyeceğini vurguluyor.

Kriz enflasyonu tetikliyor

Enerji krizi Avrupa’da enflasyonu da tetikliyor. Avrupa İstatistik Ofisi’ne (Eurostat) göre Euro Bölgesi’nde, Temmuz’da yıllık enflasyon enerji fiyatlarındaki yükselişin etkisiyle yüzde 8,9’a çıkarak rekor seviyeyi gördü. AB’de de Haziran ayında yüzde 9,6 olan yıllık enflasyon, Temmuz’da yüzde 9,8 oldu.

Kısa vadede Avrupa açısından resesyon tehlikesinin hiç olmadığı kadar var olduğunu vurgulayan Erkan, “Enflasyon zaten hiç iyi bir konumda değil ve son yılların en yüksek seviyelerinden de yukarıya doğru gidebilecek görünüyor. Bu ortamda, Avrupa Merkez Bankası’nın enflasyonla başa çıkabilmek için faiz artırımına gitmesi de ek yavaşlama unsuru olarak gündemde” diyor.

Peki bu durum Türkiye’yi nasıl etkileyecek?

Türkiye’nin ihracatında ilk sırada

Avrupa Birliği, Türkiye’nin toplam ihracatında ilk sırada yer alıyor. Bölge, 2021’de 93 milyar dolar ile Türkiye ihracatından yüzde 41,3 oranında pay aldı.

Ticaret Bakanlığı’na göre Ağustos ayında Avrupa Birliği ülkelerine yapılan ihracat bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 51 artışla 7 milyar 772 milyon dolar oldu. Bu rakam toplam ihracatın yüzde 41,1’ini oluşturdu.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’e konuşan Sagam Strateji Danışmanlık Kurucusu Murat Sağman, Avrupa’daki talep yavaşlamasının Türkiye için kötü haber olduğunu vurguluyor. Sağman’a göre tekstil ve otomotiv başta olmak üzere Türkiye’nin ihracat yaptığı önemli sektörler resesyondan olumsuz etkilenecek.

Enver Erkan ise “Resesyondan en çok etkilenmesi beklenen Avrupa, Türkiye’nin ihracatında da aslan payına sahip olan bölge. Dolayısıyla biz duruma şu an Euro Bölgesi’ndeki yok olmakta olan talepten başlamak durumundayız” diyor ve ekliyor:

“Talep olmadığı zaman zaten sizin ihracatçınızın da hareket alanı kısıtlandığından dolayı kur seviyelerinden, faiz seviyelerinden tamamen bağımsız olarak talep yokluğundan bir ihracat potansiyeli kısıtlaması yaşanır.”

Euronun değer kaybı da olumsuz

İhracatını euro, bu ihracat için gerekli olan ithalatı ise dolar üzerinden yapan Türkiye, talep daralmasının yanı sıra euro/dolar paritesindeki düşüşten de etkilenecek.

Avrupa’ya yapılan ihracatın Türkiye’nin toplam ihracatının neredeyse yarısını oluşturduğunu dile getiren Murat Sağman, buradan elde edilen gelirin euro bazlı olduğunu belirtiyor. Ancak bu ihracatı yapmak için gerekli olan üretimin yüzde 70 oranında hammadde ithalatıyla karşılandığını belirten Sağman, bu ithalatın da dolar üzerinden olduğunu ifade ediyor. Sağman, bu nedenle Türkiye ihracatının hem hacim olarak hem de kârlılık bakımından Avrupa’daki resesyondan etkileneceğini, hatta bu etkilerin görülmeye başladığını vurguluyor.

Erkan: İhracat daha düşük performans gösterecek

Değerini kaybeden TL’ye ve düşük tutulan faizlere rağmen Türkiye’nin yüksek maliyetler nedeniyle fiyat indiremez duruma geldiğini ve rekabet avantajını da yitirdiğini vurgulayan Enver Erkan da ihracatın zaten yavaşladığına dikkat çekiyor.

Avrupa’nın yeni bir ekonomik faza girdiği düşünülürse euro/dolar paritesindeki değer kaybının süreceğini bunun da Türkiye ihracatının aleyhine olacağını vurgulayan Erkan, “İhracat daha düşük performans gösterecek, zaten düşük performans gösteriyordu. Yüzde 10-15’ler bandında ihracat artıyordu ama yavaş artıyordu, ithalat yüzde 40’larda artıyor” diyor. Erkan, “Bu durum tabii Türkiye açısından dış ticaret açığı, cari açık, bunların daha fazla genişlemesi demek ve daha fazla tabii ki döviz finansman ihtiyacı demek” diye konuşuyor.

Euro/dolar paritesi Ağustos ayı içerisinde 1’in altına kadar geriledi. Türkiye İhracatçılar Meclisi’ne göre paritede yaşanan düşüşün ihracata etkisi bu ay negatif yönlü 1,4 milyar dolar oldu. Bu etki, yılın sekiz ayında ise 8 milyar doları aştı.

Düşen talep büyümeyi etkileyecek

Avrupa’daki gelişmelerin ihracat üzerinden Türkiye’de büyümeyi de olumsuz etkilemesi bekleniyor.

Türkiye yılın ikinci çeyreğinde yüzde 7,6 büyürken, ihracat büyümeye 3,87 puan katkı sağlamıştı.

Türkiye İhracatçılar Meclisi’ne göre ise yılın sekiz ayında Avrupa Birliği ülkelerine 12,6 milyar dolarlık otomotiv, 9,3 milyar dolarlık kimyevi maddeler ve mamulleri, 8,8 milyar dolarlık hazır giyim ve konfeksiyon, 5,5 milyar dolarlık demir ve demir dışı metaller, 5,4 milyar dolarlık çelik, 4,3 milyar dolar elektrik ve elektronik, 2,9 milyar dolarlık tekstil ve hammaddeleri, 2,2 milyar dolarlık makine ve aksamları ihracatı yapıldı.

Yılın sekiz ayında en fazla ihracat 12,6 milyar dolarla Almanya’ya gerçekleşti.

Sagam Strateji Danışmanlık Kurucusu Murat Sağman, Avrupa’daki resesyondan dolayı üçüncü çeyrekte büyümenin yüzde 3-4’e gerileyeceğini öngörürken dördünce çeyrekte ise daha fazla risk olduğunu belirtiyor.

Türkiye’nin yılın ilk çeyreğinde yüzde 7,5, ikinci çeyrekte ise yüzde 7,6 büyüdüğünü hatırlatan Sağman, son çeyrekte sıfır büyüme olsa dahi Türkiye’nin yıl sonunda 4-5’lik büyümeyi yakalayabileceğine işaret ediyor.

“Amerika-Çin gerilimi fırsat yaratabilir”

Avrupa Türk İşadamları ve Sanayicileri Derneği (ATİAD) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Müfit Tarhan ise Almanya ile Türkiye’nin sıkı ticari iş birlikleri olduğuna dikkat çekiyor.

İki ülke arasında özellikle gıda, tekstil, otomotiv, yapı kimyasalları konularında çok yakın iş birlikleri olduğunu ifade eden Tarhan, “Hatta bunların içerisinde sadece Almanya’ya yönelik üretim yapan Türk şirketleri mevcut. Bunlar tabii bu resesyondan kaçınılmaz bir şekilde etkilenecekler” diye devam ediyor.

Ancak Tarhan’a göre Türkiye’nin bir şansı daha var. Tarhan, “Amerika ile Çin arasındaki siyasi-ekonomik gerilim Türkiye’ye yeni bir şans yaratabilir. Yakınlığı, lojistik konumu itibariyle. Buradan belki o krizi bizim bir fırsata çevirme şansımız olabilir diye düşünüyorum” yorumunda bulunuyor.

Paylaşın

Yüksek Enflasyonlu Büyüme Sürdürülebilir Mi? Ekonomistler Yanıtladı

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 1 Aralık 2021’de Meclis Grup Toplantısı’nda “Yatırım, üretim, istihdam ve ihracat odaklı büyüme stratejisiyle yolumuza devam edeceğiz” ifadelerini kullanmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir gün önce ise katıldığı bir televizyon programında Türkiye’nin “yeni ekonomi modeline” geçtiğini ilan etmişti.

Yeni model ile düşük maliyete dayalı üretim ve ihracat odaklı büyüme esas alınıyordu. “Nas” vurgusuyla indirilen faiz oranları ve uygulanan yeni program ile ekonomideki denge alt üst oldu.

Enflasyon son 24 yılın zirvesinde

Enflasyon günden güne yükselirken, hayat pahalılığından şikayet edenlerin sayısı arttı. Aralıksız yükselişini sürdüren enflasyon son 24 yılın zirvesini gördü.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre enflasyon yıllık bazda yüzde 80,21’e ulaştı. Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre yüzde 181. İki kurum arasındaki fark 100’ü geçti.

Dış ticaret açığında rekor

Ticaret Bakanlığı verilerine göre ağustosta ihracat rekoru kırılsa da dış ticaret açığı çok yükseldi. Dış ticaret açığında rekor kırıldı. Ağustosta yüzde 162 artan dış ticaret açığı 11 milyar doları aştı.

Bu yılın ağustos ayında geçen senenin aynı ayına göre; ihracat yüzde 13,2 oranında artışla 21 milyar 341 milyon dolar olurken, ithalat ise yüzde 40,8 artışla 32 milyar 618 milyon dolar buldu.

Öte yandan Türkiye ekonomisi yılın ikinci çeyreğinde bir önceki yıla göre yüzde 7,6 büyüme kaydetti.

“Ekonomi büyüyorsa yanlış ve hataların görmezden gelineceğine inanılır”

“Kendime Yazılar” başlıklı internet sitesinde makaleler kaleme alan ekonomist Mahfi Eğilmez, “Yüksek enflasyonlu büyüme sürdürülebilir mi?” sorusuyla konuyu tartışmaya açtı.

Büyümenin enflasyonla mücadeleye tercih edilmesi yaklaşımının Türk siyasetinin uzun yıllardır ekonomide uyguladığı temel yaklaşımlardan biri olduğuna dikkati çeken Eğilmez, şu ifadelere yer verdi:

Ekonomi büyüyorsa iktidar partisinin başka alanlarda yaptığı yanlışlar ve hataların görmezden gelineceğine inanılır. Ki bu, geçmiş seçimlerdeki sonuçlarla büyük ölçüde doğrulanmıştır. Ne var ki enflasyonun bu kadar yükseldiği ve yükselmeye devam ettiği, hayat pahalılığının öne çıktığı bir ortamda, büyümenin bir kez daha yanlışları ve hataları sileceği yaklaşımı geçerli olmayabilir.

Bir yandan ekonomi büyürken diğer yandan da enflasyon aylardır aralıksız yükselişini sürdürüyor.

Peki yüksek enflasyonlu büyüme sürdürülebilir mi?

Ekonomistler, konuyu Independent Türkçe’den Abdulhakim Günaydın’a değerlendirdi.

“Yüksek risk primiyle büyüme sürdürülemez”

Eski Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Fatih Özatay, Türkiye’nin şu anki risk priminin çok yüksek olduğunu hatırlattı.

Yüksek risk priminin büyümenin sürdürülebilir olmadığını gösterdiğine işaret ettiğini belirten Özatay, “Potansiyeliniz civarında yüzde 5 gibi bir büyüme olabilir ama bunun çok üzerine çıkıyorsa bu enflasyonun yükselmesi gibi sorunları beraberinde getirir” dedi.

Mevcut durumun sürdürülebilir olmadığını ifade eden Özatay, konunun biraz da koşullara bağlı olduğunu vurguladı.

“Bu şekilde bir süre böyle devam eder” diyen Özata, “Ne kadar devam edeceğini kestiremeyiz ama bunun sürdürülmesi cari işlemler açığı, yüksek enflasyon, bütçe açığı gibi başka dengesizlikleri beraberinde getiriyor. Bir anlamda bunun ne kadar devam edeceği veya sürdürüleceği biraz da iç ve dış gibi koşullara bağlı” diye konuştu.

“Orta ve uzun vadede büyüme sürdürülemez”

Piri Reis Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu da hem tarihsel hem de teorik örneklere bakıldığında kısa dönemde olabileceğini ancak uzun vadede enflasyonlu büyümenin yalnız şekilde sürdürülemeyeceğini söyledi.

Yüksek enflasyonun yatırım iştahını azalttığını ve verimliliği düşürdüğünü dile getiren Aslanoğlu, “Bir anlamda ekonomik faaliyeti azaltıyor ve eninde sonunda yüksek faize yol açıyor. Bu yüzden büyümenin sürdürülmesi pek mümkün olmuyor. Dediğim gibi kısa vadede olabilir ama orta ve uzun vadede olmaz diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

“Muhtemelen seçime kadar böyle devam edecek”

Ekonomist Doç. Dr. Atılım Murat da desteklerle mevcut durumun bir süre sürdürülebileceği görüşünde.

Hazirandaki ek bütçeyle beraber Orta Vadeli Program’da da bütçe açığı beklentisinin tekrar artırıldığına dikkati çeken Doç. Dr. Murat, “Görünen o ki kamu maliyesi üzerinden yani bütçe açığı yoluyla ekonomiye destek verilecek. Enflasyon yüksek kalmaya devam edecek ama görünürde rakamsal olarak büyüme oranlarının yüksek olduğunu göreceğiz” şeklinde konuştu.

Doç. Atılım Murat, şunları kaydetti: “Yüksek bütçe açığı üzerinden gelecek büyümeyle beraber enflasyon da yüksek kalmaya devam edecek. Muhtemelen seçime kadar bu böyle devam edecek. Yüksek bütçe açığı, hissedilen değil rakamsal olarak büyümenin güçlü kalması ve yüksek enflasyon ortamı seçime kadar devam edecektir. Seçimden sonra ne olur ne biter, bir politika değişikliği olur mu bilinmez ama seçime kadar süreç bu şekilde devam edecektir.”

Paylaşın

Yunanistan, Sınır Duvarını 140 KM Daha Uzatıyor

Yunanistan Sivil Güvenlik Bakanı Takis Theodorikakos, göçmenlerin ülkeye girmesini önlemek için Türkiye ile kuzey sınırı boyunca uzanan beton ve dikenli tel duvarını uzatmayı planladıklarını söyledi.

Meriç bölgesini ziyaret eden Takis Theodorikakos, 40 kilometrelik çitin 140 kilometre daha uzatılacağını belirtti.

İlk olarak 2012’de kurulmuş olan çitler en son 2021’de, on binlerce sığınmacının Yunanistan’ın kuzey sınırından Avrupa Birliği’ne geçmeye çalıştığı olaydan 1 yıl sonra uzatılmıştı.

NATO müttefikleri Yunanistan ve Türkiye, son yıllarda göç ve enerji kaynakları da dahil olmak üzere bir dizi konuda anlaşmazlığa düştü.

Yunanistan Suriye, Irak ve Afganistan’dan savaş ve yoksulluktan kaçan bir milyon mültecinin esas olarak Türkiye üzerinden geldiği 2015 ve 2016 yıllarında Avrupa’nın göç krizinin ön saflarında yer aldı.

Gelenlerin sayısı o zamandan beri keskin bir şekilde düştü, ancak son aylarda Yunan makamları önemli sayıda insanın girmesini engellemeye devam ettiklerini söylüyor.

Polis verilerine göre yılın ilk yedi ayında yetkililer, 3 bin 554’ü Meriç’te olmak üzere 7 bin 484 mülteci ve göçmeni tutukladı.

Theorodikakos, projenin Yunanistan’ın “gizli çıkarlara hizmet etmek için insan acılarına yatırım yapanlara” ve “Avrupa’ya şantaj yapmak amacıyla göçü silahlandıranlara” karşı kararlılığının açık bir mesajı olacağını söyledi.

Muhafazakar hükümet ayrıca 250 sınır muhafızını daha işe almayı ve bölgedeki gözetim sistemlerini daha gelişmiş teknolojilerle donatmayı planlıyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Türkiye, Belçika’yı 78-63’lük Skorla Geçti

FIBA 2022 Avrupa Şampiyonası’nda mücadele eden A Erkek Milli Basketbol Takımı, A Grubu’ndaki dördüncü maçında Belçika’yı 78-63’lük skorla yendi. Milliler grubundaki son maçında İspanya ile karşı karşıya gelecek.

Tiflis Arena’da oynanan müsabakayı Türkiye Basketbol Federasyonu Başkanı Hidayet Türkoğlu, TBF Yönetim Kurulu Üyeleri ve TBF yöneticileri takip etti.

Ay-yıldızlılar müsabakaya Shane Larkin, Furkan Korkmaz, Cedi Osman, Alperen Şengün ve Sertaç Şanlı beşiyle başladı. Karşılaşmanın ilk yarısını millilerimiz 37-30 önde tamamladı.

A Erkek Milli Takımda Alperen Şengün 24, Furkan Korkmaz 16 ve Ercan Osmani 12 sayıyla mücadeleyi noktaladı. Belçika’da ise Haris Bratanovic 15 sayıyla oynadı.

Alperen Şengün, maç sonrası yaptığı açıklamada, “Takım olarak bugün çok iyidik, daha da iyi oluyoruz. Çok önemli bir galibiyet bizim için. Yarın muhtemelen grup liderliği maçına çıkacağız İspanya karşısına. Çok mutluyuz” dedi.

Turnuvanın formatı nasıl?

Turnuvanın ilk turunda A Grubu maçları Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te, B Grubu maçları Almanya’nın Köln kentinde, C Grubu maçları İtalya’nın Milano şehrinde, D Grubu maçları da Çekya’nın başkenti Prag’da oynanacak.

Turnuvada 24 takım altışarlı dört grupta yer alıyor. Gruplarını ilk dört sırada bitiren takımlar bir üst tura yükselmeye hak kazanacak.

Grup aşamasının ardından turnuva, Almanya’nın başkenti Berlin’de oynanacak maçlarla devam edecek.

Turnuvada yer alan takımlar ve grupları şöyle:

  • A Grubu: Türkiye, İspanya, Gürcistan, Karadağ, Belçika, Bulgaristan
  • B Grubu: Almanya, Macaristan, Slovenya, Litvanya, Bosna Hersek, Fransa
  • C Grubu: Yunanistan, Estonya, Ukrayna, Büyük Britanya, İtalya, Hırvatistan
  • D Grubu: Hollanda, Finlandiya, Polonya, Çekya, İsrail, Sırbistan
Paylaşın

Selahattin Demirtaş: Tek Dil, Tek Millet Hitler’in Sloganıdır

Kobani davasının 16. duruşmasına SEGBİS aracılığıyla bağlanarak savunma yapan Selahattin Demirtaş, “Bir kimlik etrafında bütünleşmeden ortak ulusal değerler yaratılabilir. Devletin ve bizim çok kültürlü ulusun bağımsızlığını simgeleyen bayrak bunlardan biridir” dedi.

Demirtaş, savunmasının devamında, “Hukuk, ulusal birliğin güvencelerinden biridir. Diller de bunlardan biridir. ‘Burası Türk yurdudur. Sevmeyen terk etsin’ diyorlar. Hayır burası hepimizin yurdudur. Kürt olarak benim Ankara’da, Trabzon’da hakkım var. Bölünmeyi engellemenin yolu tekleştirmek değil birleşmektir. Birlik çokluktur. Tek dil, tek millet Hitler’in sloganıdır.” ifadelerini kullandı.

Kobani davasının 16. duruşma periyodunun 6. oturumu Sincan Cezaevi Kampüsündeki Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü.

Davada, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ile Selahattin Demirtaş, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü ve HDP MYK üyelerinin de aralarında bulunduğu 21’i tutuklu 108 kişi yargılanıyor.

Sincan Cezaevi’nde tutulan siyasetçiler duruşma salonunda hazır bulunurken, farklı cezaevlerinde bulunan siyasetçiler Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya bağlandı.

Duruşmada mahkeme başkanı, iddia makamının mütalaası ve bu celsede okunan belgelere dair siyasetçilere ve avukatlarına söz verdi.

Söz alan önceki dönem HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, davada yaşanan hukuka aykırılıkları defalarca dile getirdiklerini belirtti:

“Dosyanızda benimle ilgili bir AİHM kararı var. Orada da yargılananların siyasi saiklerle tutuklu bulunduğuna dair bir karar var. O nedenle davanın siyasi amaçlarını es geçerek tartışmak hukuku görmemek olur.

Neden bu davayı biz Türkiye tarihinin önemli bir siyasi davası olarak görüyoruz? Osmanlı çökerken İttihatçıların iki ayrı kanadının çatışması, Cumhuriyet’in kurulmasıyla son bulmadı. Demokrat Parti ve CHP olarak ikiye ayrılan gelenek, dillendirilen devletin bekası gereği laik seküler Türkiye Cumhuriyet Devleti’ni, bütün kimlikleri inkâr ederek inşa etmeye karar verdiler.

O günden bugüne baktığımızda bu davanın neden siyasi kırım davası olduğu daha iyi anlaşılır. Osmanlı dağılırken milliyetçi akımların Osmanlı’yı böldüğü paranoyası nedeniyle Anadolu’daki millet tanımının tartışmalar sonucu Türklük üzerinden kurulmasına karar verildi. Kimi İslam’a denk bir Türklük, kimi büyük Turan’ın bugünkü ismi olarak tartışıyor. En nihayetinde etnik bir Türklük tanımı bütün Anadolu’da bir çimento olarak ortaya çıkıyor.

İttihat Terakki’nin tartışmaları bu konuda uzlaşma sağlıyor. ‘Milletin bir tek dili olmalıdır. TC’ye bağlı herkes Türk’tür. Bilinci ve tarihi aşılanmalı. Bunun dışına çıkan herkes de rejimin radarına girmelidir’ deniliyor. Kendi aralarında ayırımlar olsa da uzlaşma sağladıkları nokta budur.”

“O yıllarda yapılan hatalar düzeltilebilir”

Kobanî Davası’nda yargılananların da resmî ideolojiye karşı gelen siyasetçiler olduğunu vurgulayan Demirtaş, sonrasında şunları söyledi:

“Resmi ideolojiye uymuyorsa sanatçı da olsa, siyasetçi de olsa terörist kabul ediliyor. Salonda bulunan asker, polis ve diğer kamu görevlilerinin bu resmî ideolojiye inandığını düşünüyorum. ‘Devletin bütünlüğünü nasıl koruyacağız’ diye düşünüyorlar. Kendilerini devlet yanlısı olarak tanımlıyorlar. Tarih 1925’ten 2022’ye aynı kodlarla devam ediyoruz ama yanılıyorsunuz. O yıllarda yapılan hatalar düzeltilebilir.

Devlet parçalanmadan, ulus bütünlüğü bozulmadan yeni tanımlar oluşturulabilir. Anadolu ve Mezopotamya coğrafyası aynı zamanda Mısır gibi büyük bir medeniyet merkezi, İstanbul gibi medeniyet merkezi var.

Dünyada bu tanımları doğuracak hiçbir kimse olmasa bile biz bu zenginliklerle ve deneyimlerle kendimiz üretebiliriz. Dinlerin bize kazandırdığı muazzam birikimler var. Ayrıca yaşadığımız savaşlar, soykırımlar var. Kürt isyanları var. Buradan çıkarmamız gereken dersler var.

Anadolu coğrafyası halklar ve medeniyetler bileşkesidir. Çok sayıda kültür vardır. Bunlar yok etmek veya tekleştirmek mümkün değildir. Bu bir ihanet olacaktır aynı zamanda gereksizdir. Bir kimlik etrafında bütünleşmeden ortak ulusal değerler yaratılabilir.

Devletin ve bizim çok kültürlü ulusun bağımsızlığını simgeleyen bayrak bunlardan biridir. Hukuk, ulusal birliğin güvencelerinden biridir. Diller de bunlardan biridir. ‘Burası Türk yurdudur. Sevmeyen terk etsin’ diyorlar. Hayır burası hepimizin yurdudur. Kürt olarak benim Ankara’da, Trabzon’da hakkım var. Bölünmeyi engellemenin yolu tekleştirmek değil birleşmektir. Birlik çokluktur. Tek dil, tek millet Hitler’in sloganıdır.

“Mütalaanın temelinde Kürt sorunu var”

Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi, Kürtleri, Alevileri ve Çerkesleri savaşa dahil edebilmek için çoğulcu söylemlere yer vermiştir. Anadolu halkları da bu savaşta katkı sağlamıştır. Kürdistan’ın güney bölgesi Misak-ı Milli sınırları içerisinde tartışılıyordu ama Lozan ve 1924 Anayasası’nda bu iş bozuldu ve Türkleştirmenin resmi ideolojisi ortaya konuldu.

Sene 2022’de savcı önümüze bir mütalaa koymuş. Mütalaanın temelinde Kürt sorunu, Kürtçe konuşma ve Kürtlükle ilgili meseleler. Herkes ders çıkarmalı. Yüz yıldır birbirimize çektirdiğimiz acılara son vermemiz lazım. 2012 sonu 2013 başındaki Çözüm Süreci’nde özgürlüklerle ve kansız bir çözüm talebi yükselmişti.

Çözüm Süreci Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinin ayakları üzerine oturtulması isteğidir. Türkiye Devleti, kendi Kürt halkına dürüst ve eşit davransın ki Kürt de devletine taş atmasın istiyorduk.

İşin emperyalizm boyutu da var. Emperyalizm Kürt Türk’ü vurmuş Türk Kürt’ü vurmuş buna bakmaz, rantına büyümesine bakar. Bu sorunun çözülmesinde sen ya da ben zarar görmeyiz. Emperyalizm zarar görür. Bu nedenle bu mesele aynı zamanda bir sınıf meselesidir.

Çözmek için birilerinin cesaretli davranması gerekir. Özgürlüğünden feragat etmesi gerekecek. Korkak ve kaypak siyasetçilerle bu iş yürümez. Bize fedai siyasetçiler lazım. Terörist yaftası yemeyi göze almanız lazım. Çözüm için Abdullah Öcalan yetkilidir. Türkiye Cumhuriyeti demokrasi karşılığında Öcalan ile görüşmelidir.

“Artık değişim zamanı”

Irkçılık üzerine kurulan beka çoktan yıkıldı. Artık değişim zamanıdır. Bir kısım muhalefet partisi dahil HDP’yi dışlayan ve kapatmaya çalışanlara karşı biz değişim zamanının geldiğini düşünüyoruz. Savcının mütalaası ile devleti korumaya çalışıyorlar. Başaramayacaksınız.

Ülkeyi bölünme tehdidi ile karşı karşıya bırakanlar biz değil bu mütalaanın arkasındakilerdir. Türkiye Cumhuriyeti’ne herkesten çok sahip çıkacağız. İtirazı olan var mı? Devletin bekasını tekçilik üzerinden kuranlar, cemaatçiler, emperyalistler itiraz ediyor, evet.

Tam böylesi bir tarihsel kırılma varken, AKP iktidarı, 1400 yıllık İslam medeniyetinin yeni ve en modern temsilcisi olarak 2002 Kasım’da seküler laik Atatürk Cumhuriyeti’nde tek başına iktidar oldu. Çok ilginç bir gelişmedir bu.

Cumhuriyet’in yanlışlarının düzeltilmesi ve Cumhuriyet’in ötekileştirdiği muhafazakarlar, Kürtler ve Alevilerin Cumhuriyet’le barışması açısından önemli bir gelişmeydi. Geldiğimiz gün itibariyle ise yolsuzluk, hırsızlık, haksızlık, adaletsizlik, İslamın ‘i’si bile olmadan İslam adına hareket ettiler.

Erdoğan-Bahçeli ittifakı tarihi yenilginin hesabı sorulmasın diye şimdi her türlü hukuksuzluğun öncüsü oluyor. Türkiye artık değişim kapılarını aralamıştır. Şimdi kazananın ne olduğunun tartışılmasıdır. Kazanan, özgürlük, demokrasi, İslam, kadınlar, emekçiler olmalıdır. AKP, her şeyi berbat etmiştir. İslam’ın bu şekilde horlanmasından üzüntü duyuyorum.

“Tehdit, Binali Yıldırım’ın Hollanda’daki serveti”

Kobanî davası bu çatışmaların bir sonucudur. Biz silaha bulaşmadık. PKK savaşıyor. Biz HDP’yiz, siyasetçiyiz. Bekacılar ve hırsızlar bir kurgu oluşturdu. HDP’nin oyu ile belirlenecek bir MGK, devlet için bir tehdit olarak görülüyor.

Biz neden tehdit olalım, Binali Yıldırım’ın Hollanda’daki 26 milyar Dolar serveti tehlikedir. Eskiyi savunanlar yenilmiştir. Yenilen Türk halkı değildir.

Bu yenilgiden büyük bir zafer çıkacaktır. Demokratik Cumhuriyet çıkacaktır. Biz de Kürtler olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni yeniden inşa etmek için var gücümüzle mücadele edeceğiz.

Yüz yıldır Kürtler kendi devletini kuramadı. Yüz yıldır Türkler, Kürtleri bitiremedi. Bir yerde uzlaşmamız lazım. Bizim evlatlarımız bu ülkede birbirini öldürmesinler. Askerlerin ve Kürt çocuklarının yattığı mezarlarda bir daha kimse ölmeyecek. Herkes eceliyle ölsün. Tarih bizim dediğimiz şekilde gerçekleşecek. Ben halkın istediği şey dışında kimseye tabi değilim.”

Paylaşın

Metropoll Araştırma: Kararsız Seçmen Kararını Verdi

Seçim yaklaştıkça araştırma şirketleri de anket çalışmalarına hız verdi. Son olarak Metropoll Araştırma, Türkiye’nin Nabzı Ağustos ayı anket sonuçlarını paylaştı. Ankete göre ocak ayında toplam yüzde 22,6 olan kararsız seçmen oranı yüzde 13,7’ye düştü.

26 bölgeyi esas alan anket 28 ilde 1717 kişiyle yapıldı. Ankette; kararsız, cevapsız ve sandığı protesto eden seçmenlere, 24 Haziran 2018 milletvekili seçimlerinde hangi partiye oy verdikleri soruldu.

  • 2018 seçiminde AK Parti’ye oy verdiğini söyleyen kararsız seçmen oranı ocakta yüzde 8,1 iken ağustosta yüzde 4,7’ye düştü.
  • Ocak ayında yüzde 2,4 olan kararsız CHP seçmeni oranı ağustosta yüzde 2,3’e düştü.
  • İYİ Partili kararsız seçmen oranı son 8 ayda yüzde 1,1’den yüzde 0,2’ye geriledi.
  • Bu oran HDP’de yüzde 1,2’den yüzde 0,5’e indi.
  • Kararsız MHP’lilerin oranıysa yüzde 2,6’dan yüzde 1,2’ye düştü.
  • Metropoll Araştırma’nın bu yıl her ay yaptığı anketlere göre, kararsız seçmen oranı yüzde 25,1’le şubat ayında zirve yaptı.

Metropoll Araştırma’nın kurucusu Özer Sencar, ankete ilişkin şu analizi yaptı:

“Kararsızlar (kararsız+CY+protest) son 7 ayda yüzde 25’ten yüzde 14’e düşmüş. Yani kararsızlar düzenli olarak azalıyor. Ağustos ayında yüzde 13.7 olmuş. Bu durum, seçmende seçimin yaklaştığı algısını gösteriyor.

Bu yılın 8 ayının ortalaması olarak kararsızların oranı yüzde 19.7’dir. Bu kitle içinde 24 Haziran 2018 seçiminde Cumhur İttifak’ına oy verdiğini söyleyenler yüzde 47, Millet İttifak’ına verdiğini söyleyenler yüzde 17’dir.

Bu veriden açıkça anlaşılıyor ki kararsızlar kitlesinin yaklaşık yarısı AKP+MHP kökenlidir. Bu kitlenin şimdiye kadar bir muhalefet partisine kaymaması iktidar için büyük avantajdır. Son 4 ayda AKP’deki sürekli artışın en önemli ve muhtemel kaynağı kararsızlar kitlesidir.

2022 yılının ilk 8 ayında (Ocak-Ağustos) yapılan Türkiye’nin Nabzı araştırmalarında kararsızlar kitlesi içindeki AKP+MHP kökenlilerin oranı yaklaşık yüzde 50 kadardır. Bu kitlenin başka bir muhalefet partisine gitmemiş olmasının temel nedeni muhalefet partilerine güven duymamasıdır.

Muhalefet, kararsız seçmenlerin ekonomik krizden perişan olup kendisine yönelmesini bekliyor. Ekonomi ve topyekün ülke yönetimini becerebileceğine dair seçmende güçlü bir güven oluşturmadan, sadece iktidarın yıpranmışlığına ümit bağlamak ne kadar gerçekçi olabilir?”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

AİHM, Tükiye’de 230 Yargı Mensubuna Tazminat Ödenmesine Hükmetti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), salı günü açıkladığı dört grup komite kararıyla 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ‘terör örgütü üyeliği’ iddiasıyla tutuklanan 230 yargı mensubunun daha özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğine hükmetti.

Haber Merkezi / AİHM Türkiye’nin her bir davacıya 5 bin euro ödemesine, itiraz yolu kapalı, kesin şekilde karar verdi. Diğer kararlarla beraber bu 4 grup kararla toplam 710 yargı mensubunun darbe sonrası tutuklanmalarının usuli güvencelere aykırı olduğu ve herhangi bir makul şüphe olmadan gerçekleştiğine karar verilmiş oldu.

AİHM

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), uluslararası bir teşkilat olan Avrupa Konseyi’ne bağlı olarak 1959 yılında kurulmuş uluslararası bir mahkemedir. Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleriyle güvence altına alınmış olan temel hakların çiğnenmesi durumunda bireylerin, toplulukların, tüzel kişilerin ve diğer devletlerin, belirli usul ve kurallar dahilinde başvurabileceği bir yargı merciidir.

46 Avrupa Konseyi üyesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yargı yetkisini tanımaktadır. Mahkeme, Fransa’nın Strazburg şehrinde bulunmaktadır.

Avrupa Birliği’nin günümüzde Avrupa Konseyi’ne ait bayrağı kullanıyor olması çeşitli kafa karışıklıklarına yol açıyorsa da, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Avrupa Birliği’nin değil, hemen hemen tüm Avrupa devletlerinin üyesi olduğu ayrı bir uluslararası teşkilat olan Avrupa Konseyi’nin organıdır.

Ancak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihadı, Avrupa Birliği için de olmazsa olmaz asgarî standartları oluşturmaktadır.

Bir kişinin AİHM’ye başvurabilmesi için öncelikle kendi ülkesinde hakkını araması, yani iç hukuk yollarını tüketmesi gerekmektedir. Kişiler, iç hukukta haklarını aradıktan sonra ve bu konuda olumsuz nihaî karar alındıktan sonraki 4 ay zarfında yazılı olarak Strazburg’da bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmalıdır.

Mahkeme, yapılan başvuruların ön koşullarının yerine getirilip getirilmediğini inceler, bir eksiklik görmezse başvurunun esastan incelenmesine karar verir. Ön koşulları taşımayan başvuruların reddine karar verilir. Bu karar kesindir, karşı başvuru yolu yoktur.

Mahkeme, ön koşullar açısından kabul edilebilirlik kararı verdikten sonra esas hakkında karar vermeden önce, taraflara “uzlaşma” önerebilir. Taraflar kendi aralarında uzlaşır ve bu uzlaşı da mahkemece teyîd edilir ise, başvuru sonuçlanmış olur. Dostâne çözüm yoluyla da bir sonuca ulaşılamamışsa, mahkeme başvuruyu yeniden inceler, tarafların yazılı görüşlerini alır.

Gerekli görürse duruşma yapar, tanık dinler, soruşturma ve araştırma yapar. Mahkeme, başvuru sahibinin sözleşmede tanınan bir hakkının devlet tarafından ihlâl edildiği kararına varırsa, “hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder”. Yâni Mahkeme, devletin tazminat ödemesine karar verir. Mahkemenin kararlarının uygulanıp uygulanmadığı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından denetlenir.

Paylaşın

Altılı Masa’nın Yolu Diyarbakır’dan Geçer Mi?

Evrensel gazetesi yazarı Kamil Tekin Sürek, bugünkü yazısında Gürsel Tekin’in “HDP’ye bakanlık verebiliriz” sözlerinin siyasette yansımasını ve gelen tepkileri değerlendirdi.

“AKP-MHP yandaşlarının Altılı Masa’yı HDP ile ilişkileri üzerinden sıkıştırmaya çalıştığını” yazan Sürek, seçimlerde anahtar partinin HDP olduğuna dikkat çekti. “Demokrasinin yolu Diyarbakır’dan geçer” sözünü hatırlatan Sürek, “Bakalım, onlar da yolu Diyarbakır’dan geçirecekler mi?” diye yazdı.

Kamil Tekin Sürek’in “HDP’li bakan” başlıklı yazısının ilgili bölümü şöyle:

“Fakat AKP-MHP ittifakı da altılı masa da iyi biliyor ki; HDP anahtar parti durumundadır. Güncel anketler HDP’yi üçüncü ya da dördüncü parti olarak gösteriyor. 7 Haziran seçiminden sonra üçüncü parti idi Mecliste ve kıyamet de buradan koptu zaten.

Önümüzdeki seçimde (yapılırsa tabii) büyük ihtimalle AKP-MHP ve altılı masa birbirine yakın oy alacak ve Cumhurbaşkanı (yani yürütmenin) seçiminde, geçen yerel seçimlerde büyük şehirlerde olduğu gibi, belirleyici olacak. HDP’yi kapatsalar da bu durum çok değişmez. HDP ve önceli partilere oy verenler HDP yerine geçecek partiye de oy verirler. 6-7 milyon seçmeni yok edemeyeceğine göre; demokrasi, halkın iradesinin tecelli bulması vb. iddiaları sürdürmek istiyorsan HDP’li bakan da olacak muhtemelen. Ayrıca, olursa olan bakanlar HDP’li ilk bakanlar olmayacak. 7 Haziran seçimlerinden sonra kurulan geçici hükümette iki HDP’li bakan vardı zaten.

Bu memlekette HDP’li bakanlar oldu. Milletvekilleri oldu. TBMM başkan vekili oldu, TBMM komisyonlarına milletvekili verdi, onlarca belediye başkanı ve binlerce belediye meclis üyesi oldu. Bundan sonra da olacak. Bunu engellemenin yolu sürekli açık-kapalı darbeler, OHAL’ler, sıkıyönetimlerle ülkeyi yönetmektir. Onun için eskiden demokrasi iddiasında bulunan her politikacı en az bir kere ‘Demokrasinin yolu Diyarbakır’dan geçer’ falan derdi.

Altılı masa güçlendirilmiş parlamenter sistem falan deyip, hâlâ eksiksiz demokrasi diyemiyor. Şimdilik tek anlaştıkları konu AKP-MHP’ye karşı seçim iş birliği yapmak, güçlerini birleştirmek. Kendilerini birleştirenin güçlendirilmiş parlamenter sistem olduğunu söyleseler bile; örneğin HDP ben de güçlendirilmiş parlamenter sistemi savunuyorum dese masaya onu dahil etmezler. Masa ya da onların içinden bir, iki parti demokrasi dediğinde bakalım bu konuda ne diyecek?

Onlar da yolu Diyarbakır’dan geçirecekler mi? Seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınmasını engelleyecek bir ‘sistem’ savunacaklar mı?

Yoksa, HDP seçmeninin oyunu Meclise yansıtmamak için parlamenter sistemi nasıl ‘Güçlendiririz’ hesapları mı yapacaklar?”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

HDP’li Beştaş’tan ‘Bakanlık’ Eleştirilerine Sert Tepki

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’in HDP’den bakan çıkabileceğini söylemesi üzerine gelen eleştirilere sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile cevap verdi.

Haber Merkezi / HDP’li Beştaş, açıklamasında, “Eğer ortak aday gibi bir niyet yoksa ve “biz 6’lı masa olarak kimsenin desteğini istemiyoruz” denilecekse HDP’liler de kendi yollarını çizerler. HDP’de çare tükenmez, merak etmeyin” ifadelerini kullandı

Meral Danış Beştaş, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“HDP’nin kimseyle bakanlık pazarlığına girmediği ve açıkladığı ilkeleri dışında bir yaklaşımı olmadığı nettir. Buna rağmen, yapay tartışmalarla ve çirkin bir üslupla HDP’lileri aşağılamaya çalışanlardan, toplumu nasıl kucaklayıp ülkeyi nasıl yöneteceklerini de duymak isteriz.

HDP de her parti kadar meşrudur, halkın desteğini almayı başarırsa devleti yönetebilecek kapasitededir, buna hakkı da vardır.

Ama muhalif görünümlü sorumsuz milliyetçilerden toplumu birleştirici, demokrat, emekten ve özgürlükten yana bir politika beklenemeyeceğine göre kendilerinin de ortak adayın kabinesinde kesinlikle yer almayacaklarını öngörebiliriz.

Zaten kendileri de “ilkeli” davranırlarsa HDP seçmeninin oylarıyla bakanlık koltuğuna oturmayı kabul etmeyeceklerdir.

Bu durumda anlaşılıyor ki, ortak adayın kim olacağıyla beraber, kimlerin kabinede olacağı da önemlidir.

Eğer ortak aday gibi bir niyet yoksa ve “biz 6’lı masa olarak kimsenin desteğini istemiyoruz” denilecekse HDP’liler de kendi yollarını çizerler. HDP’de çare tükenmez, merak etmeyin.

Herkes lafının önünü arkasını ölçüp, siyasetçi sorumluluğuyla konuşsa daha hayırlı olur. Biz değişimden yanayız derken sakın yanlış anlaşılmasın. Kötü milliyetçilerin yerine iyi milliyetçilerin gelmesi değildir, değişim.

Otoriter faşizmin yerine demokrasinin inşasından söz ediyoruz. Bunun için mücadele etmeye devam edeceğiz ve mutlaka kazanacağız.”

Gürsel Tekin ne demişti?

CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’e katıldığı bir televizyon programında, “İktidar olursanız HDP’ye bakanlık verecek misiniz?” diye soruldu.

Bu soruya karşılık olarak TBMM’de başkan vekillerinin her partiden seçildiğini belirten ve mevcut TBMM Başkanvekilinin HDP milletvekili olduğunu söyleyen Tekin, şöyle konuştu:

“HDP’li başkana elimizi kaldırıyor muyuz? Buna genel başkanlar dahil. ‘Sayın başkanım söz hakkı istiyorum’ Şimdi bunu hak sayacaksınız ama bu ülkeyi yönetmek için bu kabul olmaz…

O zaman seçime sokmayın kardeşim. Böyle bir şey olabilir mi? O zaman milli irade nerede kaldı. Bu seçmen yarın nasıl oy verecek kendi partisine. Elbette HDP’ye bakanlık verilebilir, her partiye verilebilir.”

Paylaşın