Manisa: Artemis Mabedi

Artemis Mabedi; Manisa’nın Salihli İlçesi, Sart Kasabası sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Artemis Mabedi, İon tarzındaki en büyük mabetlerden biridir. Başlangıçta sadece Artemis’e ibadet edildiği anlaşılan tapınak, daha sonra doğu kısmı Zeus’a, batı kısmı Artemis’e ait olmak üzere ikiye ayrılmıştı.

M.Ö. 4. yüzyılda yapılmış olan mabet M.S. 17 yılındaki depremde ve 3. yüzyıldaki sel baskınında hasar görmüş ve Romalılar tarafından onarılmıştır. Mabedin arka kısmında M.S. 400 yıllarına tarihlenen küçük bir kilise, batı tarafında ise M.Ö. 6.yüzyıla tarihlenen bir sunak bulunmaktadır.

Paylaşın

Manisa: Salihli, Gimnazyum Kompleksi

Gimnazyum Kompleksi; Manisa’nın Salihli İlçesi, Sart Kasabası sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

M.S. 4. ve 5. yüzyılda kompleksin giriş avlusu olarak kullanıldığı anlaşılan ve mermer avlu adıyla anılan salondaki sütunlardan birinde bulunan kitabeden binanın, Roma İmparatoru Septimius Severus, eşi Julia Donna ve çocukları Caracalla ve Geta’ya adandığı anlaşılmaktadır.

Sütunların çoğu sağlam durumda bulunan mermerli avlu, on yıl kadar süren bir çalışma sonrası restore edilmiş ve yapının görkemli bir bölümü ortaya çıkmıştır. Avlunun batı duvarında yer alan kemerli bir kapıyla hamam bölümüne geçilmektedir.

Paylaşın

Manisa: Aigai (Aiolis) Antik Kenti

Aigai (Aiolis) Antik Kenti; Manisa’nın Gördes İlçesi, Köseler Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Antik kente, şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Nemrut Kale adıyla anılan Aigai, Herodot’un bahsettiği Batı Anadolu’daki 12 Aiol kentinden biridir. Çevreye hakim bir konumdaki kayalık bir tepe üzerinde bulunan kentin tarihi, M.Ö. 8.yüzyıla kadar inmektedir. M.S. 17 yılındaki depremde büyük ölçüde hasar gördüğü ve onarım geçirdiği, Hellenistik dönemde ise önemli bir ticari merkez olduğu anlaşılan kentte 2004 yılından itibaren günümüze kadar kazı çalışmaları kapsamlı olarak yapılmaktadır.

2018 yılında ise özellikle Vomitorium’da (Tiyatro Giriş Binası) kazı calışmaları yapılmıştır. Kentin surları arazinin durumuna göre inşa edilmiştir. Surlar içinde üç katlı agora ve bu yapıyı taşıyan duvarlar, meclis binası, teras duvarlı stadyum, tiyatro ve Demeter Tapınağı gibi kalıntılar bulunmaktadır.

Herodotos, Aigai’yi Aiollerin Aiolis bölgesinde kurduğu 12 kent arasında saymaktadır. Antik yazarlar Aiollerin bölgeye gelişlerinin M.Ö. 1100 tarihlerinde başladığını ileri sürseler de kazı sonuçları şimdilik kentin kuruluşunun M.Ö. 8. yüzyılın sonlarından daha erkene gitmediğini göstermektedir. Kentin adı Herodotos’ta Aigaiai (I.149), Polybius’ta Aigaieon (His. XXXIII.13) Tacitus’da Aegaeates (Tac.Ann. II.47),Plinius’da Aegaeae (Nat.His., V.32), kentin bastığı sikkelerde ise, Aigeaion, Aigaion ve Aigeon olarak geçmektedir. Kentin adını anan diğer antik yazarlardan Strabon (XIII.3.5), Pseudo Skylax (98), ve Plinius (Nat.His., V.121), bu yerleşimin deniz kıyısında değil, iç kısımda ve dağlık bölgede olduğunu vurgulamaktadır.

Kent, komşusu olan Temnos ile birlikte M.Ö. 547 yıllarında ortaya çıkan Pers egemenliğine karşı direnmiş ve bağımsızlığını korumuştur (Ksenophon, Hell. IV.8.5). Plutarkhos’un aktarımına göre (Them. 26) ünlü Atinalı devlet adamı Themistokles, Yunanistan’dan kaçıp Kyme’ye doğru gelirken, yolunu Aigai’ye çevirmiş ve orada kimseye görünmeden, yakın arkadaşı Nikagenes tarafından dostça karşılanmış ve misafir edilmiştir. Daha sonra da kadın kılığına girerek, bir çadır arabasında Susa’ya doğru yoluna devam etmiştir. Aigai, M.Ö. 5. yüzyılda, Attika-Delos Deniz Birliği’ne vergi vermeyen kentler arasında yer almaktadır.

Anadolu’da Pergamon Krallığı’nın güçlü rakibi olan Seleukos Krallığı’nın generali Akhaios komutasında başlattığı saldırılar (M.Ö. 220-218) sonucunda Aigai ve Aiolis kıyıları Pergamon Kralı Attalos I’in elinden alınmıştır. Kısa bir süre sonra Antiokos III’e karşı ayaklanan Akhaios’un öldürülmesi ile (M.Ö. 216) Aigai ve çevresi yeniden Pergamon Krallığı’na katılmıştır. Polybius’un aktarımına göre (His. XXXIII.13), Bithynia kralı Prusias II ile Attalos II arasında gerçekleşen bir savaşta Aigai, Prusias II’nin ordusu tarafından tahrip edilmiştir (M.Ö. 156-154). Prusias II, savaş sonrasında yapılan barış antlaşması gereğince, tahrip etiği kentlere 100 talent ödemek zorunda kalmıştır (Polybius, His. 33.13.8).

Kent bu tarihten itibaren, muhtemelen Pergamon Krallığı’nın da desteğiyle, bölgede ekonomik ve kültürel bir çekim merkezi olmuş, Tiyatro, Kent Meclisi Binası (Bouleuterion) ve Agora gibi görkemli yapılarla donatılmıştır. Attalos III, M.Ö. 133 yılında, ölümünden önce, akılcı bir politik karar ile Pergamon Krallığı’nı Roma İmparatorluğu’na bağışlamıştır. Bu tarihten sonra Aigai varlığını Roma hâkimiyeti altında sürdürmüştürHellenistik Dönem’in başlarından itibaren Pergamon ile sürdürülen yakın ilişki, Roma Dönemi’nde de devam etmiştir. Aigai’de Roma yönetimine ilişkin en erken bilgi M.Ö. 1. yüzyıla aittir.

Roma İmparatoru Ceasar’ın güvenilir bir adamı ve yakın dostu olan Prokonsül Publius Servilius Isauricus, Asya Valisi olarak görev yaptığı sırada (M.Ö. 46-44) kente ve buradaki Apollon Khresterios Tapınağı’na önemli yardımlarda bulunmuştur. Aigai’de ele geçen bir heykel kaidesinin üzerindeki yazıtta, Publius Servilius Isauricus, yardımları nedeniyle Aigai’de onurlandırılmıştır. 17 yılında bölgede meydana gelen şiddetli depremin yerle bir ettiği kentler arasında Aigai de yer almaktadır. Tacitus (Tac.Ann. II.47) tarafından da sözü edilen bu depremin yaraları İmparator Tiberius’un cömert yardımlarıyla sarılmış ve depremden zarar gören kentler şükran ifadesi olarak İtalya’da imparatorun bir heykelini dikmişlerdi.

Aigai antik kentindeki yerleşim 3. yüzyılın sonlarına doğru terk edilmiştir. Got akınları ile ilişkili olduğunu düşündüğümüz bu terk ediliş döneminde kent tamamen, bilinçli olarak boşaltılmıştır. Kentte yerleşim tekrar 12. yüzyıl sonlarında başlamıştır. Bu döneme ait geç Bizans kale-iskânı 13. yüzyılın sonlarında Manisa ve çevresini ele geçiren Saruhanoğulları tarafından terke zorlanmış olmalıdır.

Paylaşın

Manisa: Gördes, Julia Gordos

Julia Gordos; Manisa’nın Gördes İlçeMerkezinin hemen yakınında yer alan ve günümüzde birkaç aile dışında büyük bir bölümü terk edilmiş bir vaziyette olan Eski Gördes şehrinin bulunduğu alandır.

Yüzey kesimdeki tarihi kalıntıların önemli bir kısmı tahribata uğramış olan Eski Gördes’ten, İlkçağ dönemine ait birçok yazıt ve sikke çıkarılmıştır. Eski Gördes’e ait çalışmalarda geçmiş dönemlerde Julıa Gordos’tan Sardes’e kadar uzanan antik bir yolun olduğu yapılan çalışmalar neticesinde tespit edilmiştir. Ayrıca bu yolun tam orta bölümünde Daldis Kalesi’nin olduğundan söz edilmiştir.

Antiokhos II ve Eumenes II zamanının yazıtları bu yerleşmenin Seleukhoslar’dan Pergamon Attaloslar hanedanına geçtiğinden bahsedilmiştir. Bu eserlerde kentin sonraki süreçte Roma hakimeyeti altına girdiğinden ve Geç Antik çağda piskoposluk merkezi olduğu ifade edilmiştir.

Kharakipolis harabeleri, Gördes’in 35 km güneyinde yer alan Çağlayan ile Karayakup köyleri arasında Kaletepe olarak adlandırılan mevkide bulunmaktadır. Kaletepe Phryios (Hyllos) günümüzdeki adı ile Gördes çayının kenarında yer almaktadır. Güneyinde Marmara Gölü bulunmaktadır. Oldukça küçük bir alanda görülen tarihi kalıntılar, yazıtların bulunması ve Roma döneminin kentlerine ait bir listede adının görülmesiyle ortaya çıkmıştır.

Yapılan kazılar Kharaks denilen bu alanda Hellenistlik dönemde iskan edildiğini ortaya çıkarmıştır. M.S. 2. yüzyıla gelinceye kadar kentin ‘site’ statüsü kazanamadığı belirtilmektedir. Kharakipolis’ten bahseden en son yazıt M.S. 3. ait olup bu dönemden sonrası hakkında herhangi bir bilgiye ulaşılamamıştır

Paylaşın

Manisa: Saittai (Sidas) Antik Kenti

Saittai (Sidas) Antik Kenti; Manisa’nın Demirci İlçesinin güneyinde, İcikler Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Sidas’ta henüz kazı yapılmamış olmasına rağmen toprak üstünde bulunan birçok mimari parça ile yerleşim alanı belirgin olup, önemli bir yerleşim birimi olduğu tarihi kalıntılarından anlaşılmaktadır. Sidas’ın Roma döneminde de imar gördüğünü çeşitli kalıntılarda görmek mümkündür.

M.Ö 600’lü yıllarda Lidyalıların parlak bir şehri olan Saittai antik kentine, Türklerin eline geçmesinden sonra halk Sidas adını vermiştir. Antik kentin kalıntıları oldukça yoğun olmakla birlikte yüzyıllardan beri ilgilenilmediğinden dolayı büyük bir bölümü toprak altında kalmıştır.

Harabelerin bulunduğu alanın büyük bölümü toprak altında kaldığı için tarım alanları haline dönüşmüştür. Sidas’ın tam ortasından bir dere geçmektedir. Bu derenin çevresinde çevreye saçılmış durumda birçok Lidya-Roma dönemi kalıntısı görülmektedir. Özellikle antik Stadyum kalıntısı bugün hala sağlam durumdadır.

Paylaşın

Manisa: Thyateira Antik Kenti (Tepe Mezarlığı)

Thyateira Antik Kenti (Tepe Mezarlığı); Manisa’nın Akhisar İlçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Thyateira Antik Kenti, geçmişi erken bronz çağ dönemine kadar inen bir kenttir. Antik çağda önemli dokumacılık merkezlerinden biri olan Thyateira, bölgedeki başlıca merkezlere ulaşımı sağlayan yolların kesiştiği bir noktada bulunması nedeniyle, askeri ve ticari açıdan da önemli bir kavşak oluşturmaktaydı.

Halk arasında “Tepe Mezarlığı” adıyla anılan semtte yapılan kazılarda, Roma dönemine ait sütunlu bir cadde ile çeşitli mimari parçalar ve sikkeler bulunmuştur. Mevcut kalıntıların yanı sıra, Hıristiyanlığın ilk çağlarına ait Ege Bölgesi’nde bulunan yedi kiliseden, Thyateira Kilisesi’nin bulunduğu yer olarak da inanç turizmi kapsamında ziyaret edilen önemli yerlerden biridir.

Paylaşın

Manisa: Sardes Antik Kenti

Sardes Antik Kenti; Manisa’nın Salihli İlçesi, Sart Kasabası sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Sart ve yöresinin 5000 yılı aşkın bir süredir çeşitli yerleşimlere sahne olduğu, Roma ve Bizans dönemlerinde de önemli bir yerleşim merkezi olduğu kazı çalışmalarından anlaşılmaktadır.

Tarihte devlet güvencesinde paranın ilk basıldığı yer olarak bilinen Lidya döneminin Sardes Kenti, tarım, hayvancılık, ticaret ve Paktolos (Sart ) Çayı’nda yapılan altın madenciliği sayesinde zengin bir kent olmuştu.

M.Ö. 7. yüzyıldan başlayarak M.S. 7. yüzyıl erken Bizans dönemine kadar süren 14 yüzyıl boyunca Sardes gerek ulaşım, gerekse idari ve ticari bakımdan önemli bir kent olma özelliğini korumuştur.

İncil’in Vahiy bölümünde, Hıristiyanlığın batıya yayılmasında önemli rol oynayan Batı Anadolu’daki yedi kiliseden biri olarak anılan Sardes, dini açıdan da ayrı bir öneme sahiptir.

Paylaşın

Manisa: Yoğurtçu Kalesi

Yoğurtçu Kalesi; Manisa’nın Yunus Emre İlçesine bağlı Uzunburun Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Genç Bizans dönemine ait olduğu düşünülen kale yapısıdır. Bazı araştırmacılar tarafından tahkim edilmiş bir manastır olabileceği söylenen kalenin, Gregoras’ın Magnesia’da (Manisa) andığı Sosandra Manastırı olması ihtimali üzerinde durulur.

Kale hakkındaki diğer görüş ise, yapının Bizanslılar tarafından 13. yüzyıldaki Türk akınlarını engellemek için kurulduğudur. Kale surlarının inşa tekniği ve çevrede bulunan çanak çömlek kalıntılarının tarihlendirilmesi bu görüşü destekler niteliktedir.

Tüm engellemelere rağmen bölgeye yerleşmeyi başaran Yörükan grupları kaleyi Yoğurt yapımı ve depolaması için kullanınca kalenin adı Yoğurtçu Kalesi olarak anılmaya başlamıştır.

Kale kare plana yakın inşa edilmiştir. Hem iç kale, hem de kulelerle tahkim edilmiş dış kalesi bulunmaktadır. Osmanlı Döneminde tekrar kullanılmaması için top atışlarıyla surlara hasar verilerek terk edildiği söylenmektedir

 

Paylaşın

Manisa Kalesi

Manisa Kalesi; Manisa’nın Yunus Emre İlçesi, Turgutalp Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Manisa kent merkezinin hemen güneyinde yükselen Sipil Dağı (Manisa Dağı)’nın kuzey yamacında kalıntıları görülen Manisa Kalesi, “İç Kale” ve “Dış Kale” olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Hellenistik Dönemde kentin Akropolü olan Sipylos Dağı üzerinde bir kale bulunuyordu.

Kale’nin ne zaman ve kimler tarafından yapılmış olduğu bilinmese de, Magnesia kentinin bir sur ile çevrildiği bilinmektedir. M.S. 17 depreminde kalenin de yıkıma uğradığı sanılmaktadır. Bizans Döneminde iç kalenin (Sandıkkale) önemli derecede yenilendiği, dış surla çevrildiği anlaşılmaktadır. Arap akınlarına surlar sayesinde göğüs gerildiği belirtilmektedir.

İç kale İmparator III.Joannes Dukas Vatatzer devrinde, 1222 yılında yapılmıştır. 14. yüzyılın başlarında surlar takviye edilmiştir. Saruhanoğulları kaleyi onarıp kullanmışlardır. Dış kalenin içinde kalıntıları bulunan Hacet Mescidi Saruhan Bey tarafından yapılmıştır. Manisa kalesinin Osmanlılar Döneminde de onarımdan geçirildiği anlaşılmaktadır. 15. yüzyılda surlar çok fazla tahrip olduğundan önemi kalmamış, yerleşme sur dışına çıkmış, kent dini yapılar çevresinde yayılmaya başlamıştır.

17. yüzyılda kale içinde eşkiyalık hareketleriyle ilgili önemli olaylar meydana gelmiştir. Bu yüzyılın başlarında Polonyalı Simeon şehri görmüş, seyahatnamesinde dağ üzerinde ahşap bir Ermeni Kilisesi olduğunu yazmıştır. 1654’te Kâtip Çelebi, dış surların harap olduğunu belirtmiştir. 1671’de Manisa’yı ziyaret eden Evliya Çelebi kale hakkında detaylı bilgiler vermektedir.

Paylaşın

Manisa: Kurşunlu Han

Kurşunlu Han; Manisa’nın Şehzadeler İlçesi, Ege Mahallesi, Borsa Caddesi üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

1497 yılında Sultan II. Beyazıt’ın Hatunu Hüsnüşah Sultan tarafından inşa ettirilen Hatuniye Camisi ile birlikte külliye olarak yaptırıldığı sanılmaktadır. Kitabesi bulunmayan yapının 903 tarihli vakfiyesinden 36 alt, 38 üst odalı havuzlu bir han olduğu ahır bölümleri ile hana bitişik 21 dükkanın olduğunu öğreniyoruz.

Kurşunlu Han iki katlı, açık avlulu, kareye yakın dikdörtgen planlı olarak inşa edilmiştir. Taç kapısı (ana giriş) batı cephesinde yer almıştır. Doğu yönündeki açıklık vakfiyede belirtilen ahır bölümleri ile bağlantılı olabilir. Avlunun ortasında havuz yer almıştır. Zemin kat odalarının önünü kemerli revaklar gölgeler. İkinci kata ana girişin solunda bulunan taş merdivenle çıkılır ve ikinci kat odaları revaklı galerilere açılır.

Yapının üst örtüsü orijinalinde kurşun olup, sonradan kiremit çatı ile kapatılmıştır. Ancak son onarımda kurşuna çok benzeyen galvanizli saç kaplama kullanılmıştır.  Borsa Caddesi’nin açılması sırasında hanın kuzey cephesinde bulunan dükkanlar yıkılmış ve bu cephedeki alt kat odaları içten kapatılıp dışa açılarak dükkan olarak düzenlenmiştir.

Paylaşın