Türkiye İle ABD Arasında Kritik “Suriye” Görüşmesi

Suriye’de Beşar Esat rejiminin devrilmesinin ardından yaşanan süreçte, omurgasını YPG’nin oluşturduğu ve ABD’nin desteklediği SDG ile Türkiye’nin desteklediği SMO arasında çatışmalar yaşandı.

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin telefonda görüştü. Yapılan açıklamaya göre görüşmenin gündeminde Suriye vardı.

ABD’li yetkililer Suriye Demokratik Güçleri’nin IŞİD’le mücadelede önemli bir ortak olduğunu vurgularken, Türkiye YPG’nin ABD ve AB’nin terör örgütü listesinde olan PKK’nın Suriye uzantısı olduğunu belirtiyor.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) sözcüsü Pat Ryder’ın açıklamasına göre, Lloyd Austin görüşmede, “IŞİD’e karşı mücadele misyonunun başarısının devamının sağlanmasında yakın ve sürekli koordinasyonun önemli olduğunu” vurguladı.

Açıklamada, iki bakanın “daha güvenli ve istikrarlı bir Suriye’nin sağlanması için koşulların oluşturulmasının önemini görüştüğü” belirtildi.

Milli Savunma Bakanlığı’ndan görüşmeye ilişkin yapılan açıklamada, görüşmede ikili ilişkiler ile Suriye başta olmak üzere bölgesel savunma ve güvenlik konularının ele alındığı belirtildi. Açıklamada başka ayrıntıya yer verilmedi.

Son olarak Suriye Demokratik Güçleri Salı günü, Suriye’nin kuzey sınırındaki bölgelerin yeniden ele geçirilmesi için, Suriye Milli Ordusu’na karşı bir saldırı başlattıklarını açıkladı.

AP’ye konuşan YPG’nin kadın kolu YPJ’nin sözcüsü Ruken Cemal, savaşçıların karşı saldırıda Menbiç merkezinden 7 mil uzaklıkta olduklarını söyledi.

SDG sözcüsü Ferhat Şami Pazartesi günü yaptığı açıklamada Türkiye destekli isyancıları Fırat Nehri üzerinde bulunan Tişrin Barajı yakınlarındaki bölgelerden püskürttüğünü söylemişti.

Merkezi İngiltere’de bulunan Suriye İnsan Hakları Gözlemevi de SDG’nin stratejik baraj yakınlarında dört köyü yeniden ele geçirdiğini belirtti.

Türkiye’ye ait savaş uçaklarının son günlerde sınırda yer alan stratejik Kobani kentinde de bazı hedefleri vurduğu biliniyor.

Paylaşın

Cumhurbaşkanlığı Sarayı, Her Bir Buçuk Dakikada Bir “Asgari Ücret” Harcıyor

Asgari ücrete ilişkin açıklama yapan CHP’li Gamze Taşcıer, “Asgari Ücret Tespit Komisyonu şapkadan tavşan çıkardı. Asgari ücret, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın 1 dakika 30 saniye harcadığı para kadar” dedi ve ekledi:

“Bir işçinin 22 bin 104 TL ile bırakın yaşaması, nefes alması bile imkânsızken, saray iktidarı, ‘Ortada kuyu var, yandan geç’ mantığıyla milyonları silkeledi.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Emek Büroları Genel Koordinatörü, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) gündemine ilişkin gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Konuşmasında asgari ücretin 22 bin 104 lira olmasına tepki gösteren Gamze Taşçıer “Asgari Ücret Talebimiz 30, Bunun Altında Yokuz” demiştik. Bugün bu doğrultuda Genel Kurul’da yokuz” dedi. 2025 yılı bütçesinin iktidar grubunun parmak çoğunluğuyla Meclis’ten geçirildiğini kaydeden Gamze Taşcıer, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye’de 8 milyon kişi daha yoksullaştı. Sosyal yardımların milli gelir içindeki payı ise yüzde 3 azaldı. Yani yoksulluk kalıcılaştı. Bugün Türkiye’nin gerçek gündemi emek yaşamıdır. Modern köle olarak çalıştırılan asgari ücretlidir. Mavi, beyaz fark etmeksizin iki yakası bir araya gelmeyen sabit gelirlidir. Siftahsız kepenk kapatan esnaftır. Atanmayan öğretmenler, mülakat mağduru gençlerdir.”

Asgari ücretin ilk kez, bir gecede ansızın yapılan toplantı ile emekçi temsilcilerinin katılmadığı toplantıda belirlendiğinin altını çizen Gamze Taşcıer, sözlerini şöyle sürdürdü: “Asgari ücret işçilere, bir çalışma günü karşılığında gıda, giyim, sağlık, ulaşım, ısınma ve barınma gibi zorunlu ihtiyaçlarını asgari düzeyde karşılamalarına imkân veren bir ücrettir. Yani bunun daha altında bir ücret yok demektir. Oysa ülkemizde Asgari Ücret, yani daha azı kabul edilemez denilen ücret, genel ücret haline gelmiştir. Cumhurbaşkanı yardımcısına göre dahi ülkemizde asgari ücretli çalışan sayısı yüzde 42’dir.

Ne var ki ülkemizde kumarın yasadışı olmasına karşın işçinin, emekçinin hayatı üzerine bahis oynamanın serbest olduğunu asgari ücret tespit sürecinde bir kez daha yaşadık. Saray rejimi yanıltmadı, 12 Eylül darbesinin ürünü olan antidemokratik Asgari Ücret Tespit Komisyonu eliyle şapkadan tavşan çıkardı. Asgari ücret, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın 1 dakika 30 saniye harcadığı para kadar.

Asgari ücrete sadece 5 bin 100 TL zam yaptılar. Oysa bir yıl önce asgari ücrete 5 bin 600 TL zam yapılmıştı. Bugün asgari ücrete yapılan zam, paranın bir senelik değer kaybına rağmen geçen senenin rakam olarak gerisinde kalmıştır. Neticede asgari ücretlilere Londra’da ölümü gösterenler, Amerika’da telaffuz ettikleri rakamla milyonları yavaş yavaş IMF sıtmasına razı ettiler. Bir işçinin 22 bin 104 TL ile bırakın yaşaması, nefes alması bile imkânsızken, saray iktidarı, ‘Ortada kuyu var, yandan geç’ mantığıyla milyonları silkeledi.

Şurası bir gerçek, TÜİK’in hayal enflasyonunun bile altında kalan bu zam ile yaşamaya çalışan milyonlar için adalet yok ama sefalet çok. Ve bu iktidarın yandaştan başka kimseye hayrı yok.”

Gamze Taşcıer, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2021 yılında Tarım Kredi Kooperatifi’nden yaptığı alışverişi de anımsattı. 2021’de bin 2 TL tutan alışverişin beş adet 200 TL’lik banknotla ödendiğini ifade eden Gamze Taşcıer, “Oysa aynı alışverişi aynı kasada bugün yapsa en az 4 bin 600 TL tutacak ve beş değil 23 adet 200 liralık banknotla ödemek zorunda kalacak” ifadelerini kullandı.

Erken seçim çağrısı

CHP’li Taşcıer, MYK toplantısında, “2025 yılı seçim yılı olacak” değerlendirmesinin de yapıldığını aktardı. CHP’nin 27 Aralık Cuma günü Merkez Yönetim Kurulu’nu ve Parti Meclisi’ni toplayacağını belirten Taşcıer, “Erken seçim çağrımızı yükselterek, yol haritamızı hazırlayacağız” diye konuştu.

28 Aralık Cumartesi günü gerçekleştirecekleri buluşmaya işaret eden Gamze Taşcıer, “‘Bu sefalet ücretiyle olmaz’ diyen herkesi, sendikaları STK’ları 28 Aralık Cumartesi günü saat 13.00’te Ankara Tandoğan Meydanı’na Özgür Özel’in de katılacağı Yurttaş Birlikteliği’ne destek olmaya, ‘Geçinemiyoruz’ diyenlerin sivil çağrısına ses olmaya çağırıyoruz.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan “Asgari Ücret” Tepkisi: Sadaka Bile Değil

Partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Açlık sınırının 21 bin lira, yoksulluk sınırının ise 72 bin lira olduğu bir ülkede işçiye reva görülen 22.104 lira asgari ücret sadaka bile değildir” dedi ve ekledi:

“İlan edilen artış oranı hiçbir yaraya merhem olmayacaktır. Ocak ayı itibari ile gelecek zamlarla birlikte daha ilk ayında yine kuşa dönecektir. Asgari ücreti sanki bir derde çare olacakmış gibi sosyal medya hesabından millete duyuran Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’a buradan sesleniyorum: Sarayın penceresinden, halkın sofrası gözükmez!”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Cumhuriyet’in aktardığına göre; Dervişoğlu’nun konuşmalarından satır başları şöyle:

“Türkiye, iktidarın sürekli ateş taşıdığı bir asgari ücret cehennemidir. Günü, saati, dakikası belli olan, İhtiyacın ve kaynakların ne olduğu, hesaplama modüllerinin nasıl olduğu bilinen asgari ücret tespitinde; yapacakları üç kuruş zammı görüşüp durdular. Sonuçta yine dağ fare doğurdu. Devlet kendi vergisine, harcına, kağıdına, mührüne neredeyse %50 zam yapmışken, çarşıda etiketler halen %100 artarken, İktidarın gözü, ‘Emekçinin avcundaki kırıntılardadır’.

Geçen yıl ocak ayında belirlenen 17 bin lira, bugün alım gücü bakımından en iyi ihtimalle o günün 12 bin lirasına düşmüştür. Enflasyon vatandaşın alın terini, emeğini alıp götürmüştür. Mazot, 44 lira, Simit 15 lira en ucuz et 400 Lira. Yeni ev tutacak olana en düşük kira 20 bin lira. Dün akşam saatlerinde yine oldu bittiye getirip, asgari ücreti ilan ettiler.

Açlık sınırının 21 bin lira, yoksulluk sınırının ise 72 bin lira olduğu bir ülkede işçiye reva görülen 22.104 lira asgari ücret sadaka bile değildir. İlan edilen artış oranı hiçbir yaraya merhem olmayacaktır. Ocak ayı itibari ile gelecek zamlarla birlikte daha ilk ayında yine kuşa dönecektir. Asgari ücreti sanki bir derde çare olacakmış gibi sosyal medya hesabından millete duyuran Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’a buradan sesleniyorum: Sarayın penceresinden, halkın sofrası gözükmez!

Bakınız, Mehmet Şimşek, göreve başladığı günden itibaren Milletimiz iki kelime ile yatmakta ve uyanmaktadır: zam ve vergi! Elbette ki; zam, maaşlara değildir, vergiler de iktidarın zengin ettiklerine değildir. Gelir-gider dengesi tutmuyor ve çözüm yeni vergilerde aranıyorsa; bunun adı ‘ekonomik kriz’ değil ‘Yönetim ve iktidar krizidir.’

Bir diktatör’ün devrilmesi, Suriye halkı için bir sevinç ve gurur vesilesidir. Bir dönemin meşhur bir sloganı vardı hatırlarsanız “Yetmez ama Evet”… Yetmez ama evet diyoruz. Lakin unutulmamalı ve hatırlanmalıdır ki; asıl mesele tüm diktatörlüklerin devrilmesidir.

60 yıldır iktidarda olan BAAS rejimi ortadan kalkmıştır, bir aile tasallutu sona ermiştir. Türkiye, Suriye iç savaşı ve o savaşın açık tarafı olarak davranan iktidar yüzünden insanıyla, kurumlarıyla, değerleriyle neredeyse Suriye kadar zarar görmüştür. Türk milletinin iyi niyetinden, haddinden fazla maraz doğmuştur. Bu kısır döngüden artık derhal çıkılmalıdır.

Sınırlarımızın ve nüfusumuzun güvenliğini güvence altına alacak karar, tedbir ve gerekirse operasyonların zaman kaybetmeksizin hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda; ülkemizdeki Suriyelilerin ivedilikle geri dönüşlerinin temin ve tesisi gerekmektedir. Yani Esad gitmiştir, misafirlik de bitmiştir.

Bölgedeki savaş ve çatışmaların önümüzde dağ gibi duran iklim krizinin dikkate alınarak, bir daha Türkiye’nin böyle bir göç dalgasına maruz kalmaması için gerekli önlemlerin zaman geçirilmeksiniz alınması temin edilmelidir. Rejimin değiştiği Suriye’de, ülkemizin güvenliği açısından bir terör devletinin kurulması ihtimalinin bile taviz verilmeksizin engellenmesi gerekmektedir.

Devletimizin Suriye’nin yeniden inşası sürecinde oluşması muhtemel etnik, dini veya mezhepsel bölüşüm planlarının aracısı, aparatı ya da tarafı olmaktan kaçınması stratejik ve devlet aklının gereğidir. Bu dört mesele dışında hiçbir şey, Türk kimliği ve varlığı ile Türk devletinin çıkarlarına hizmet etmeyecektir. Aksine bir düşünce varsa, Türkiye, dışarıda yapılmış planlara ve çizilmiş haritalara kurban edilmek isteniyor demektir.

İYİ Parti olarak endişelerimiz azalmamış, bizzat artmıştır! MİT Başkanı Kalın’ın ve Dışişleri Bakanı Fidan’ın pervasızlıkları bizi düşündürmektedir. Bir tanesi en gizli yapılması gereken işleri, henüz resmiyetini ve meşruluğu sağlamamış bir aktörle kameralar önünde araba gezintisi yapmakta bir beis görmemektedir. Diğeri ise, Türkiye Cumhuriyeti Devletince 2018 yılından beri terör örgütü olarak tanınan HTŞ ile yıllardır iş birliği içindeyiz diye beyanat vermektedir. Hamaset, tedrisata galip geldiğinde akıl bu şekilde tatile çıkmaktadır.

Dolayısıyla Suriye meselesine bakarken, etnik ve dini meselelere odaklanarak çözüm aramak, bu ayrışma ve çatışmaların tarafı olarak, Suriye’yi; Lübnanlaştırmak ve Iraklaştırmak açık emperyalist planlardır. Bunlar, hem Suriye vatandaşlarının hem de Türk vatandaşlarının gelecekte maruz kalacağı, yeni ve daha büyük belalara aracı olmak anlamına gelmektedir.

Türkiye’nin satılacak ve pazarlık konusu yapılacak hiçbir değeri yoktur. Irak Türkmenlerinin başına gelen Suriye Türkmenlerinin de başına gelecek midir? Yoksa Barzani ile yaptığınız anlaşma gibi Türkmeneli’nin batısına da tamamen aynı muameleyi mi yapacaksınız? Yani oradaki Türkmen varlığını da görmezden mi geleceksiniz? Kimse kusura bakmasın biz her insan için üzülüyoruz ancak bizim açımızdan aslolan kendi milletimiz yani büyük Türk milletidir, bizim öncelik sıralamamız budur.

İktidarın tercihlerine karşı olmamızın en büyük sebebi de budur. Suriye Suriyelilerindir derken, Türkiye Türklerindir diyememekteler. MİT başkanı Kalın’ın ve Dışişleri Bakanı Fidan’ın pervasızlıkları bizi düşündürmektedir. Bir tanesi en gizli yapılması gereken işleri, henüz resmiyetini ve meşruluğu sağlamamış bir aktörle kameralar önünde araba gezintisi yapmakta bir beis görmemektedir.

Diğeri ise, Türkiye Cumhuriyeti Devletince 2018 yılından beri terör örgütü olarak tanınan HTŞ ile Yıllardır iş birliği içindeyiz diye beyanat vermektedir. Hamaset, tedrisata galip geldiğinde akıl bu şekilde tatile çıkmaktadır. Dolayısıyla Suriye meselesine bakarken, etnik ve dini meselelere odaklanarak çözüm aramak, bu ayrışma ve çatışmaların tarafı olarak, Suriye’yi; Lübnanlaştırmak ve Iraklaştırmak açık emperyalist planlardır.

Bunlar, hem Suriye vatandaşlarının hem de Türk vatandaşlarının gelecekte maruz kalacağı Yeni ve daha büyük belalara aracı olmak anlamına gelmektedir. Şam 12 günde teslim alınmıştır. Bundan 15 sene önce 2009 yılında atılan iki manşet hala hafızalarımızdadır.

Birinci manşet şöyle atılmıştı: ‘İki devlet, tek kabine’ Bugün, Colani ile verilen fotoğrafların benzerleri, Dün, Esad ve kabinesi ile verilmişti. Onlarca ikili anlaşma imzalamış, Neredeyse birleşik devlet ilan ediliyordu. Bu büyük aşk, sadece iki sene sürdü. Türkiye’ye bedeli milyonlarca sığınmacı, Suriye’ye bedeli acı gözyaşı ve yıkım oldu.”

Paylaşın

Asgari Ücrete İlk Tepkiler: Ücret Asgari Yoksulluk Azami!

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, 22 bin 104 lira olarak açıklanan yeni asgari ücrete ilişkin yaptığı paylaşımda, “Keşke açıklanmasaydı! Ücret asgari, yoksulluk azami!” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun bu akşam yapılan toplantısında 2025 asgari ücretinin yüzde 30 zamla 22 bin 104 lira olarak belirlenmesi başta muhalefet partileri olmak üzere birçok kesimin tepkisini çekti.

Sosyal medya hesabından açıklama yapan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Bugün alelacele gerçekleştirilen Komisyon toplantısıyla belirlenen 22.104 TL’lik asgari ücret, Tayyip Erdoğan’ın bu ülkenin gerçeklerinden koptuğunun son emaresidir. Günlerdir Suriye’de zafer yaşattık diyenler emekçiye hezimeti yaşatmış sefalet ücretini dayatmışlardır. Suriye üzerinden sahte kahramanlık yapıp gerçek gündeme sis indirenler, o sisin arasında bir kez daha işçinin hakkını yemiştir” dedi.

Mevcut asgari ücretin enflasyon karşısında 7 bin lira değer kaybettiğini belirten Özel, “İlk verildiği ocak ayından bu yana hayat pahalılığı karşısında en az 7.000 lira eriyen asgari ücrete 5.000 lira zam yaptılar. Asgari ücretlinin enflasyonu %80, TÜİK enflasyonu bile %47 iken, milyonlarca asgari ücretliyi enflasyona ezdirdiler. Bu ülkenin işçilerinin hakkını yiyenlere, vebalini alanlara yazıklar olsun. Emrivaki düzenlenen toplantıya katılmayan Türk-İş yönetimini tebrik ediyor, işçi sınıfını üretimden gelen gücünü kullanmaya davet ediyorum” ifadelerini kullandı.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Asgari ücret sefaletin ve açlığın ücretidir! Asgari ücret 22.104 TL miktarında ‘millete hayırlı olsun’ denilerek açıklandı… Bu işte bir hayır yok! Bu ücrette halk yok. İşçiler yok. Yoksulluk sınırı 70 bin TL üzeri iken bu asgari ücret sefalet ücretidir. Hani halkı enflasyona yedirmeyecektiniz? Bir gün olsun bir sözünüzde duramaz mısınız? Yıllar önce, bir konuşmasında ‘Evin kirasını kim ödeyecek? Elektrik, su parasını kim ödeyecek? Bu zalim yönetim, bu aziz millete bir bardak çayla simidi bile çok görüyor’ diyen Erdoğan’a bugünkü Erdoğan çıkıp cevap versin. Zira kiraya bile yetmeyen asgari ücret belirlenmiştir” ifadelerine yer verdi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise “Açıklanan asgari ücret, 2025 yılına girmeden gelen açlık, yoksulluk müjdesidir. AKP iktidarı bir kez daha emekçi düşmanlığını ve yaşamla-toplumla arasında tek bir bağ kalmadığını göstermiştir. Kiraların 20 bin TL üstü olduğu, yoksulluk sınırının 70 bin TL’yi aştığı, vergilere yüzde 43,93 zam yapıldığı bu düzende milyonlarca asgari ücretli için belirlenen bu ücret; iktidarın halka dayattığı yoksulluk ve açlık ısrarının en net mesajıdır. Halkın çiğneyecek kelimesi kalmadı, ödeyecek kirası, pazara uğrayacak mecali kalmadı. Bu ücret halkı göz göre göre sefalete kabul ettirme girişimidir. Savaşa, ranta geçit ücretidir. Belirlenen asgari ücreti reddediyoruz. Milyonlarca asgari ücretli ve emeğin-yaşamın yanında olan herkesle birlikte bu asgari ücrete karşı insan onuruna yaraşır bir ücret belirlenmesini talep ediyoruz” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Erdoğan’ın “2025 yılında asgari ücret, %30 artışla net 22.104 TL olarak uygulanacaktır. Ülkemize ve milletimize hayırlı olsun” paylaşımını alıntılayarak “Sarayın penceresinden, halkın sofrası gözükmez!” yanıtı verdi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, asgari ücret için sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda “Keşke açıklanmasaydı! Ücret asgari, yoksulluk azami!” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın asgari ücreti açıkladığı paylaşımına yanıt veren DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, “Sayın Erdoğan, milletten toplayacağınız vergiyi 2025 bütçesinde %46 artırdınız. Bütçenin mürekkebi kurumamışken, asgari ücreti %30 artırmak kul hakkına girmektir. Fukaranın ahını alarak ekonomiyi âbâd edemezsiniz” tepkisini gösterdi.

Asgari ücretin açlık sınırında olduğunu söyleyen Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, “TÜRK-İŞ’in belirlediği rakamlara göre açlık sınırına denk gelen bir asgari ücreti, asgari ücretin ortalama ücret olduğu bir topluma layık görmek gerçek anlamıyla zulümdür” paylaşımını yaptı.

Türkiye Komünist Partisi’nden (TKP) yapılan açıklamada da “‘Eğlendik hep birlikte, dağılın…’ Öyle mi AKP? Aylardır süren asgari ücret tartışmasından 22 bin lira çıktı. Pardon, 22.104 lira. İşçi sınıfının hakkını ödeyemezsiniz zaten. Ama emekçilerle alay etmenize izin vermeyeceğiz. ‘Büyüyoruz, büyük güç oluyoruz’ yaygarasının ardında halkın sefaleti orta yerde duruyor. Bizden söylemesi, işçi sınıfının yarattığı zenginliği, bütün halka ait olan yurdumuzun kaynaklarını bir avuç holdingin iç etmesine izin vermeyeceğiz. Asgari ücretin karşısına azami taleplerle çıkacağız” denildi.

Türkiye İşçi Partisi’nin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda Erdoğan’ın asgari ücret için hayırlı olsun açıklamasına gönderme yapılarak, “O kadar ‘hayırlıysa’ asgari ücretle sen yaşa Erdoğan!” ifadelerine yer verildi.

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, sosyal medyadan yaptığı açıklamada, “Hükümetin milletimize reva gördüğü Asgari Ücret rakamı 22.104 TL! İktidarın ekonomideki başarısızlığının tüm faturası; ezilenlere, dar gelirli milyonlara, emeklilerimize ve sabit ücretlilere kesiliyor. Yönetenler şimdilik keyiflerini süredursunlar, ezilenler bu vurdumduymaz anlayışın hesabını elbette sandıkta soracak! TV programlarında, bu rakamın ‘çok bile’ olduğunu açıktan ya da bilinç altından savunan trol gazetecileri ibretle seyrettiğimiz bu kara gecede, ‘Mazlumun ahı, indirir Şah’ı’ diyor, iktidarı bu hatasından bir an evvel geri dönmeye davet ediyorum” şeklinde tepki gösterdi.

Uğur Gürses: 2020-2023 boyunca uygulanan çökertici politikaların faturasını daha fazla çalışanların sırtına yüklemekten artık imtina edebileceklerini (politik kaygılarla da) düşünmüştüm… 2023 CB’lığı ve TBMM seçimlerini kazanmak için uygulanan absürt politikaların faturasının en ağır kısmı, asgari ücret düzeyi ya da etrafında ücretle çalışanlara ödetilmeye devam ediyor…

Prof. Dr. Hakan Kara: ABD enflasyonu ile düzeltilmiş dolar cinsinden asgari ücret 10 yıl önceki seviyeye geri döndü. Enflasyonu bilemem ama asgari ücretin sandviç fiyatına yenildiği kesin.

Hayri Kozanoğlu: 22.104 TL asgari ücret asla kabul edilemez! Şimdi iş yerlerinde ve ilgili sektörlerde daha yüksek ücretler için mücadele zamanıdır! Açlık sınırı Kasım itibarıyla 20.562 TL! 22.104 TL asgari ücret en geç Şubat 2025’te açlık sınırının altına düşer! Emekçiye bu asgari ücreti reva gören “asgari miktarda oy” almayı hak ediyor!

Alaattin Aktaş: Asgari ücreti yüzde 30 artıran hükümet (Asgari Ücret Tespit Komisyonu değil) herhalde yönetilen-yönlendirilen fiyatları da en fazla bu oranda artıracaktır. Göreceğiz!

Prof. Dr. Emre Alkin: Asgari ücret “en asgari” şekilde belirlendi. Ne çalışana, ne işverene ne de enflasyonla mücadeleye faydası olacak. Asgari ücret bu haliyle şubat ayında açlık sınırının altında kalır. Şubat olmasa mart ayında.

İris Cibre: Asgari ücret 30% artışla 22.104 TL belirlendi. Ücretlileri çok zor bir 2025 bekliyor. Şubatta bu ücret açlık sınırı altında kalacak.

Ozan Bingöl: Anlaşılan o ki, 2021 Eylül ayında başlayan yanlış politika ve bu politikalarda ısrarın faturası başta asgari ücretliye, emekliye ve dar gelirliye kesildi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, 2025 yılı asgari ücretinin 22 bin 104 lira olduğunu açıkladı. Erdoğan, Işıkhan’ın duyurusu ile eş zamanlı olarak sosyal medya hesabından bir paylaşımı yaptı. Erdoğan, “2025 yılında asgari ücret, %30 artışla net 22.104 TL olarak uygulanacaktır. Ülkemize ve milletimize hayırlı olsun.” mesajı verdi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Işıkhan’ın ücreti açıkladığı toplantıya işçi örgütü temsilcileri katılmadı. TÜRK-İŞ sosyal medya hesabından ücret açıklaması öncesi yapılan paylaşımda, belirledikleri artışın teklif edilmemesi durumunda “masada yer alınmaması” kararının alındığı duyuruldu.

TÜRK-İŞ, asgari ücretin 29 bin 583 lira olmasını talep ediyordu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre yedi milyonu aşkın insan asgari ücret alıyor.

DİSK-AR Asgari Ücret Araştırması 2025 raporuna göre, asgari ücretin Temmuz 2024’te yeniden artırılmaması nedeniyle asgari ücretin alım gücü, enflasyon karşısında ciddi biçimde eridi. Hesaplamalara göre, 2024 yılında asgari ücretlinin alım gücü kaybı 55 bin TL’ye yakın oldu.

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a “Tek Adam” Göndermesi

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “‘CHP Esat’ın yasını tutuyor’ diyorlar. Esad tek adamdı, ben tek adamlara karşıyım. Sayın Cumhurbaşkanı sana bir kötü haber ben dünyadaki tüm tek adamlara karşıyım” dedi ve ekledi:

“Erdoğan, Suriye’deki gelişmeleri doğru okuduğunu söylüyor. Biz Esad’a hep Esad dedik, el ele tutuşup tatile çıkmadık. Erdoğan tatil yaparken de Esat tek adamdı, ona küfür ederken de, ‘gel görüşelim’ derken de Esad diktatördü. Biz ne Esad’ı güzelledik, ne de Esed dedik. Sisi’ye katil diyordu şimdi kardeşim diyor, Suudi Arabistan ile aynı şekilde. CHP iktidara yürüyen bir partinin taşıması gereken sorumlulukla hareket etmeye devam ediyor.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel partisinin TBMM Grup Toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından başlıklar şöyle:

Devletin iş güvenliği konusunda almış olması gereken önlemler var. Gelişmiş ülkelerde böyle kazalar olmuyor, ölümler olmuyor. 22 yıldır ülkeyi yönetiyorsanız bu patlamadan sorumlusunuz. 22 yıldır iş kazalarında 34 bin kişi hayatını kaybetmiş. İş cinayetleri azalmıyor. Aileler müsterih olsun, acılarını beraber yaşayacağız ama sorumluları açığa çıkana kadar da takip edeceğiz. Önce iş güvenliği duvarda asılı bir tabela sadece, önce patronun karı geliyor bu ülkede. Bu iktidara artık bir şey yaptıramazsınız. İşçilerin çalışırken ölmediği bir düzen mümkün onu da CHP kuracak.

İliç faciasında hayatını kaybeden 9 işçiden Uğur Yıldız’ın annesi burada. O günlerde bir bilirkişi görevlendirdi mahkeme. Bilirkişi kapasite artırımı izni verenler sorumlu gördü. İmza Murat Kurum’a ait. Rapor kusurun yüzdelerini belirlemek için yeni bilirkişiye gönderildi. Yeni bilirkişi AK Parti’yi üzemeyen rapor gönderdi. Uğur Yıldız’ın annesi itirazını dile getiriyor. Evladının sesini de biz duyuracağız.

14 yıl önce staj yaptığı Rixos Otelde ölü bulunan Burak Oğraş’ın babası Murat Oğraş da CHP grup toplantısına katıldı. O dönem babası iki kişinin taziyeye gelip para teklif ettiğini söylüyor. Ve baba reddediyor. ‘Benim oğlumun cesedi satılık değil’ diyor. Otelin sahibi Fettah Tamince. Bu babayı 3 yıl önce sembol inşaata çağırıyor Fettah Tamince ve diyor ki ‘Uğraşma, her iş mahkemede çözülmez.’ Yine para teklif ediyorlar. baba ‘Benim acım satılık değil, ben adalete susadım’ diyor. Fettah Tamince şu an Erdoğan’ın uçağında.

Avukat arkadaşımız davayı yakından takip edecek dedik. Nihayet bu yaşananlardan sonra şimdilik iki tane soruşturmaya yer yok denen iki kişi için yakalama kararı çıktı. Para teklif eden, o günlerde FETÖ’nün sermayedarı olduğu bilinen Fettah Tamince er ya da geç çıkıp yaptıklarının hesabını verecek. 16 yaşında bir çocuğu öldüreceksiniz sonra da bu işin üstünü örteceksiniz. Emine hanım, Erdoğan eve gelince sorun; bu adamın otelinde ölmüş, bu işi böyle kapatmışlar. Bir anne olarak Burak’ın annesinin yerine kendisini koyarak Sayın Erdoğan ve Adalet Bakanı’ndan bir sorun, öğrenin.

Geçtiğimiz hafta katıldığım Sosyalist Enternasyonal toplantısında Filistin konusuna zaman ayırdık. Suriye’nin toprak bütünlüğünü önceleyen konuları ele aldık. Suriye’nin hızlı şekilde askeri istikrara ulaşması, yaşanabilir hale getirilmesi, Türkiye’de tüm sığınmacıların geri gönderilmesi için harekete geçilmeli. Erdoğan’ın “Kalanlar başımızın üstünde” yaklaşımını reddediyoruz. Onlar senin başının üzerinde değil, Türkiye’deki vatandaşların işinin, aşının üzerinde oturuyor. Dünya para vermeye hazır, Avrupa iş birliğine hazır. Herkes memleketine dönecek. Senin deyiminle söylüyorum, ‘bizim yoksulumuz bize yeter’, nokta.

Geçen hafta Ahmet Özer’i ziyaret ettim. Gezi tutukluları Osman Kavala, Tayfun Kahraman, Can Atalay ve Avukat Selçuk Kozağaçlı’yı ziyaret ettim. Diğer kayyım atanan başkanlar tutuksuz yargılanırken, Ahmet Özer’e uygulanan düşman hukukunu bir kez daha dile getirmek istiyorum. Özer tüm muhalefet partisi liderlerine üyelerine hem de kayyım atandığı günden bugüne tüm CHP’lilere yürekten teşekkür etti. Önce hukuksuz gözaltı, sonra gizli tanık… İkisi de fos çıkınca biliyorsunuz ki orada ‘kahraman’ bir savcı var.

Bizim ‘seyyar giyotin’ ona baskı yapıyormuş. Savcıya ‘yaz iddianameyi’ deyince savcı, ‘gel bu delillerle sen yaz’ demiş. 1 Ocak 2024’ten bugüne kadarki tüm telefon kayıtlarını istemişler. Geçmişte suçu olan bazılarını bulup Ahmet Özer bunlarla ilişki halinde deyip üzerine gidiyorlar. İddianameyi yazmayan arkadaş doğru yapıyor. Seyyar giyotin gelsin kendisi yazsın iddianameyi. Soma’dan iki sanık kaldı. Öldürenleri saldılar. Ölenlerin hakkını savunan Can Atalay ve Selçuk Kozağaçlı’yı tutuyorlar.

Özlem Gürses ODTÜ’de ödül alacak. Gidin ifade alın, götürün ev hapsi yapın. Güçlüyüz, her şeyi yapabiliriz, herkese ayar veririz diyorlar. Bu güç olmuyor. Özlem Gürses’in kurduğu devrik cümleden suç çıkarıp sunmak güç değil.

2024 yılında asgari ücrete 1 kuruş zam yapmadı, TÜİK’e göre enflasyon yüzde 47. Asgari ücretlinin gerçek enflasyonu ise yüzde 78. Toplumdaki beklenti 30 bin TL’nin üzerinde çıktı. Biz, 30 altında yokuz dedik. Türk-İş 29 bin 583 lira olması gerektiğini açıkladı, DİSK en az 34 bin TL olarak tarif etti. Süreci yakından takip edeceğiz. Aklınızı başınıza alın emekliye bir asgari ücreti verin. Emekçiler ve emeklilerle birlikte o meydanları da iktidarı da size dar edeceğiz. Hodri meydan.

“Dünyadaki tüm tek adamlara karşıyım”

‘CHP Esat’ın yasını tutuyor’ diyorlar. Esad tek adamdı, ben tek adamlara karşıyım. Sayın Cumhurbaşkanı sana bir kötü haber ben dünyadaki tüm tek adamlara karşıyım. Erdoğan, Suriye’deki gelişmeleri doğru okuduğunu söylüyor. Biz Esad’a hep Esad dedik, el ele tutuşup tatile çıkmadık. Erdoğan tatil yaparken de Esat tek adamdı, ona küfür ederken de, ‘gel görüşelim’ derken de Esad diktatördü. Biz ne Esad’ı güzelledik, ne de Esed dedik. Sisi’ye katil diyordu şimdi kardeşim diyor, Suudi Arabistan ile aynı şekilde.

CHP iktidara yürüyen bir partinin taşıması gereken sorumlulukla hareket etmeye devam ediyor. Burayı Trump ize, biz HTŞ’ye emanet edeceğiz diyorsa biz orada yokuz. Biz herkesin temsil edildiği bir yönetim, demokratik seçim, toprak bütünlüğünü savunuyoruz. HTŞ’nin peşine takılıp kafa kesme görüntülerini görüp asla durmayız.

Sen çarşıya, pazara çıkamayacaksın, Balıkesir il kongresinde CHP’yi yuhlatacaksın, hadi oradan. Seni il kongresine değil, illerin pazarlarına gitmeye, ilçelerin halkıyla buluşmaya davet ediyorum. Sokağa çıkamayan adam, kongre adamı, salon siyasetçisi seni, çık sokağa hodri meydan sokakta görüşelim.”

Paylaşın

Bakırhan’dan İktidara: İnkar Ve Savaştan Vazgeçin

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında Suriye’deki gelişmelere ilişkin konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Biz iç barışımızı tesis etmek istedikçe, siz barışa giden yolu dinamitliyorsunuz” dedi ve ekledi:

“MİT Başkanı Suriye’ye gitti. Ardından 5 saat yolculukla Bakan gitti. Demek ki orada bir güvenlik sorunu yok. Buradan Van’a giderken dahi 10 defa çevirme var. Demek ki Suriye buradan daha güvenliymiş. Buyrun Suruç’un yani başında Kobani var. Nusaybin’in karşısında Kamışlı var. Buyrun gidin konuşun… Sayın Kalın, Sayın Fidan, Kobani’ye SİHA’dan bakmak yerine gidip, diyalog kurun. Suriye sizin ameliyat masanız değil, vazgeçin artık inkar ve savaştan.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık grup toplantısında açıklamalarda bulundu.

Bakırhan, Türkiye’nin SİHA saldırısında katledilen gazeteci Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’i anarak sözlerine başladı. Kürtlerin, emekçiler ve öteki kesimlerin sesini yansıtan gazetecilerin gözaltına alındığını, tutuklandığını ve katledildiğini söyleyen Bakırhan, “5 yıllık süre içerisinde başta Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Rojava olmak üzere toplam bugün 13 gazeteci katledildi, 7 gazeteci de ağır yaralandı. Bu bir insanlık suçu değil mi? Bu insanlık suçunu işleyenleri kınıyorum. Yaşamanı yitiren bütün gazeteci arkadaşları da saygıyla anıyorum” dedi.

Gazetecilerin katledilerek gerçeğin üstünün örtülmek istendiğini belirten Bakırhan, “Gazetecileri katlederek gerçeklerin üzerini kimse örtemez. Nazım’ların, Cihan’ların yoldaşları onların kalemlerini fotoğraf makinelerini yarı yolda bırakmayacaklardır. Gazeteci katletmek neymiş? Yetmiyor bir de bu insanlık suçuna karşı vicdanıyla duran herkese de gözdağı veriyorlar. İşte kaç gündür bu gazeteci katliamını eleştiren gazeteciler gözaltına alınıyor, haklarında dava açılıyor. Sanki gerçekleri onların keyfine göre yazmak inceltmek gibi gazetecilerin bir görevi varmış gibi yaklaşıyorlar. Buradan herkesi gazeteci katliamına karış sesini daha gür çıkarmaya daha fazla söz söylemeye davet ediyorum” diye konuştu.

Ekonomik krize değinen Bakırhan, “Asgari ücret 17 bin lira ve emekliler 12 bin lira maaş alıyorlar. Emekliler iktidarın tersine 2024 yılını açlık ve sefalet yılı ilan etti ve doğrusuyla oydu. Hamasetle karın doymuyor, çocuğa süt ve mama alınmıyor. Hamaset ile ev kirası ödenmiyor. 2024 yılında resmen iflas bayrağını çekme yılı oldu. 20 binden fazla şirket iflas etti. Onbinlerce, yüzbinlerce esnaf siftah yapmadan günü kapatmak zorunda kaldı. 2024 yılında 2 tane fotoğraf çıktı. Biri iktidarın politikalarıyla krizi fırsata çeviren ve zenginleşen küçük bir azınlığın fotoğrafı, diğeri de milyonların çektiği açlık ve sefaletin fotoğrafıydı. Bu iktidar zenginlerin fotoğrafına bakarak ekonomi düzeldi diyor. Askıda ekmeğin peşinde olan ailelerin fotoğrafına bak. 3 kuruş sosyal yardım almak için dizilen milyonların fotoğrafına bakın. Çürük sebze ve meyve kuyruklarına bakın. Türkiye’nin asıl fotoğrafı bu.

2025 yılı bütçesi halkın bütçesi mi? Emekçinin bütçesi miydi? 2025 Bütçesi halkın bütçesi değil, faiz lobilerinin savaşın sermayenin bütçesidir. 2025 yılı bütçesinden faiz lobilerine bir trilyon 950 milyar lira, savaş baronlarına bir trilyon 608 milyar lira, vergi harcaması adı altında sermayeye 3 trilyon lira kaynak ayırdınız. Sadece bu 3 kaleme 6 trilyon 563 milyar lira harcanmış. Şimdi bu bütçe halkın emekçinin bütçesi diyebilir misiniz. Olsa olsa bu bütçe savaş baronlarının bütçesi olur. Biz de emekçilerle ve ezilenlerle birlikte ekonomik adalet talebimiz öne çıkardık. Ekonomide adalet olmazsa toplumsal barış olmaz dedik. Ekonomik adalet için sürekli çözümler önermeye devam ettik.

Suriye’de Baas rejiminin çökmesiyle birlikte sadece Suriye için değil, Ortadoğu’da yeni bir döneme girildi. Rejimin çöküşüyle beraber Afrika boynuzundan Lübnan’a, Irak’a, İran’a, Afganistan’a kadar jeopolitik manzarayı yeniden şekillendirecek bir süreçle karşı karşıyayız. Suriye’deki rejim değişikliklerinden sonra küresel ve bölgesel güçlerin spot ışıkları Irak’a çevrilmiş durumda. Belli ki önümüzdeki dönem Irak’a yönelim olacak. Yemen ilk müdahale edilecek yerlerin başında gösteriliyor. Bunun dışında Lübnan, Libya ve İran için de senaryolar hazırlanıyor. Suriye savaşı bir kez daha bize şunu gösterdi; demokrasisi, iç barışı olmayan toplum tehdit altındadır tehlike altındadır. Suriye’de barışa giden yol Şamdan, Kobanê’den, Halep’ten, Lazkiye’den geçer.

Çözümün adresi dışarıdan müdahaleler değil, Suriye’nin kendi haklarıdır. Suniler, Araplar, Aleviler, Kürtler, Durziler, Türkmenler, Çerkezler, Suryanilerdir. Suriye Suriyelerindir, kimsenin Suriye’de başka bir hesap yapmasına ihtiyaç yok. Çözümü Suriye’de aramak gerekiyor. Bir Arap atasözü var diyor ki; ‘Eğer sevinciniz bittiyse hemen ardından tefekkür etme zamanıdır.’ İçeriyi konsolide etmek için ekonomik krizi örtmek için Kürt düşmanlığına yeni bir zemin yaratmak için Halep’te çaldığınız mehter marşı durduysa; iktidarı Ortadoğu’da gerçekler üzerine tefekkür etmeye çağırıyoruz.

Suriye’de durum hala kaos halindeyken Türkiye ne yapıyor, ne yapmalı? İç savaşta büyük bir yıkıma uğrayan komşu ülke Suriye’nin yaralarının sarılması ve ülkemizdeki mültecilerin gönüllü bir şekilde kendi yurtlarına dönmesi için Türkiye’ye büyük bir sorumluluk düşüyor. Bu konuda iktidarın atacağı bütün adımlara destek sunacağımızı belirtmek istiyorum. Ancak 14 yıllık savaş sürecinde olduğu gibi Suriye halkının iradesini yok sayan, orada yaşayan haklara ve inançlara yönelik dışlayıcı tutum ve politikaları da asla kabul etmeyeceğiz. Bakın iktidar bugün Suriye’ye beton ve silah ihraç ediyor. Başka ihraç ettiği bir şey yok. İktidar bilsin ki beton ve silah ihraç ederek Suriye’de istikrar ve huzuru sağlayamaz, aksine Suriye’yi Lübnanlaştırır, Libyalaştırır.

Bugün Suriye‘de statükoyu savunan tek bir devlet var, Türkiye’dir. Yıllarca savaş verildi, yakıldı, yıkıldı… Yeni bir sistem, yeni bir yönetim oluşacak ama oraya statüko dayatıyor. Suriye’de Aleviler, Durziler, Hristiyanlar başta olmak üzere herkesin can ve mal güvenliği kimlik hakları garanti altına alınmalıdır. Bunu garantiye alacak bir denklem hayata geçirilmelidir. Suriye’de yaşayan başta azınlıklar olmak üzere tüm halklar ve inançlara yönelik olası katliamların önüne geçilmelidir.

Türkiye bir yandan bu yüzölçümle yetinmemeliyiz diyor. Suriye’nin en istikrarlı bölgesini hedef alıyorlar. Kuzey ve Doğu Suriye sadece Suriye ‘nin mi en istikrarlı bölgesidir? Emin olun; Ortadoğu’nun en istikrarlı bölgesi Rojava’dır. Kuzey ve Doğu Suriye’dir. Sürekli orada bir tehdit varmış gibi yansıtılıyor. Suriye’nin Kuzey ve Doğu bölgesinden buraya tek bir çakıl taşı atıldığını gören oldu mu? ‘Kürt ne yapmış sana’ sorusunu insanlarımız soruyor, sormaya devam ediyor. Türkiye’de yaşayan milyonlarca Kürt’ün sınırın öte tarafındaki kardeşleriyle gönül ve duygu bağı yok mu peki Sayın Erdoğan? Oraya attığınız her bombanın Türkiye’deki Kürtlerin yüreğinde infilak ettiğinin farkında değil misiniz? Bunu ne zaman göreceksiniz?

Aynı evin bir odası Nusaybin’de, bir odası Kamişlo’dadır, araya sınır çekmişsiniz. Bunu bilmiyor musunuz, görmüyor musunuz? Bunu anlata anlata yorulduk. Biz iç barışımızı test edelim dedikçe siz barışa giden yolu dinamitliyorsunuz. Türkiye’de iç barış, sınırın öte tarafında Kürtlerle savaş olmaz. Türkiye’ye iç barış, sınırın öte tarafında Kürtlerle savaş olmaz. Bunu kimse kabul etmez. Bunu Kürtler, Türkiyeli emekçiler, Türkiye halkları kabul etmez. Bu yanılgıdan bir an önce çıkın lütfen. Bizim için Amed, Urfa ve Van neyse Qamişlo, Kobanî ve Hesekê de odur. Artık bu gerçeği, bu doğruyu görün. Bu meseleye yanlış yaklaşırsanız yanılırsınız, yanlış yaparsınız, 50 yıldır zaten böyle yapıyorsunuz.

Son günlerde bunun yanında yapılan ulusal birlik çağrıları var. bu çağrıları önemsiyoruz. Özellikle bu süreçte Kürt ulusal birliği tarihsel önemdedir. Hiç kimse aşiret aile partisini ulusal birliğin önüne koymamalıdır. Ortadoğu’da rejimnler yıkılırken, Ortadoğu yeniden şekillenirken Kürtlerin kendi partisine, çevresine sınırlar çizerek diğer Kürtlerin yaşadıkları konusunda duyarsız kalmasını Kürtler affetmez kabul etmez.

100 yıl önce yapılan hatalara hiçbir Kürt artık zemin olmamalıdır. DEM Parti olarak Kürtlerin demokratik ulusal birliği konusunda üzerimize düşen her sorumluluğumuzu yerine getirmeye hazırız. Bir heyetimiz siz de takip ettiniz Hewlêr’de görüşmelerde bulunuyor. Ulusal birliğin sağlanması önünde çok onarıcı adımlar hemen atılabilir. Rojava halkı tehdit altındayken, ilaca, suya gıda maddesine ihtiyaç duyarken, Semalka Kapısı neden kapalı? Kürtler bunu sormuyor mu diye düşünüyor Federe Kürdistan bölgesindeki kimi partiler, kimi parti liderleri. Derhal Semalka Kapısı’nı açın. Ulusal birlik önündeki en büyük engellerden birisi de budur. Birliğinin önündeki kapıyı değil köprüyü açın, köprüyü kuralım birlikte.

Suriye’de Kürtlere yönelik raporlar aslında 1925 yılından itibaren Türkiye devletine geliyordu. Son Halep valisi aynı zamanda Çankırı milletvekili olan Abdülhamit Renda’nın sunduğu rapor buna örnektir. Abdülhamit Renda yolladığı raporlarda şunu söylüyor. Diyor ki; Suriye Kürtleri yerinden edilmeli, 1925’te bunu söylüyor ama diyor Fırat’ın batısına da geçmemelidir. Bakın o dönemde bahane edilen PYD o zaman yok, SDG yok. Demek ki neymiş; dünden bugüne dipdiri tutulan bir Kürt düşmanlığı varmış. Meğer PYD bahanesi yalanmış. SDG bahanesi yalanmış. 1925’ten beri aynı siyaseti aynı politikaları izliyorlarmış. Ne kazandırdı Türkiye’ye? Hiçbir şey.

Suriye’de şu anda 4 milyona yakın Kürt yaşıyor. Duydunuz mu Kürtlerin Türkiye rejimine karşı herhangi bir olumsuz ajandalarının olduğunu? Ben duymadım. Siyaset yapıyorum yıllardır. Peki Türkiye yönetimine Türkiye’deki yaşama ilişkin bir itirazlarını duydunuz mu? Yok. Peki bir saldırı oldu mu şimdiye kadar, olmadı, olmayacak da. Suriye’de Kürtler yıllardır kimlik ve dillerinin tanınması için mücadelesini yürütüyorlar. Size ne var? Ama günlerdir Ankara’da yükselen ses Kürt gün yüzünü görmesin, Kürt hakkına kavuşmasın, Kürt bir yüzyıl daha bedbaht yaşasın biçimindedir. Peki Kürtler ne diyor? Tam da bizim dediğimizi diyor. Diyor ki biz düşman değiliz, biz tehdit değiliz, biz güvenlik tehdidi değiliz, biz tarihin en kritik kavşaklarında ittifak yaparak kazandık.

Önümüzdeki dönemi ittifak yaparak da kazanabiliriz diyor Kürtler. Kürtler diyor ki ‘Türkün varlığı Kürt’ün varlığı ile güçlenir.’ Biz bunları diyoruz ama kime diyoruz. Bütün bu olumlu düşünce ve yaklaşımlarımıza karşı yok sayan yok etmeye uğraşan, statü elde etmesin diye bütün ekonomisini, enerjisini, diplomasisini piyasaya ortaya döken bir yönetimle bir yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız. Bunun sonuç almayacağını belirtmek istiyorum. Bu Türkiye’ye yüz yıl kaybettirdi, biz yüz yıl daha kaybettirmemelidir. Hepinizin huzurunda bir çırpıda ve teklifte bulunmak istiyorum. Geçen gün önce MİT başkanı Suriye’ye gitti, hemen peşinden de bakan 5 saat araç yolculuğuyla Şam’a gitti. Demek ki 5 saat araçla yol gidildiğine göre; iktidar temsilcilerinin dediği gibi orada güvenlik tehdidi güvenlik sorunu yok.

Diyalog ve ortaklaşma zeminini güçlendirmek için Şam’a gittik diyorlar. İyi. Sayın Kalın, Sayın Fidan Kobanî’ye de ortaklaşma zemini güçlendirmek için gitsenize. Oraya kendileri gitmiyor ama SİHA’larını gönderiyorlar. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile niye yüz yüze görüşmüyorsunuz? Niye oraya gitmiyorsunuz? Niye orayla diplomatik faaliyetler geliştirmiyorsunuz? Oraya da gazetecileri katletmek için İHA’ları gönderiyorlar. Yahu Allah aşkına Suriye ameliyat masası değil. Artık Kürt inkarından vazgeçin. Bu savaş anlayışından politikalarından vazgeçin.

Bırakın insanlar kendi ülkelerinde kendi emekleri ile haklarıyla o ülke dinamikleriyle oluşturdukları sistem içerisinde huzurluca yaşasınlar. Peki biraz vicdanı olan bir Kürt bunu nasıl kabul eder? Kobanî’ye SİHA, Kuzey Doğu Suriye’ye İHA ama Şama tarihi ilişkileri, diyalogu güçlendirmek için gidiyor. Buradan sesleniyorum; başta AKP olmak üzere bizim dışımızda siyaset yapan pek çok partinin üst düzey yöneticileri de bundan memnun değil. Ama korkuyorlar. Korkmayın. Kendi partin için de Kobanê’ye de Kuzey ve Doğu Suriye’ye de gidin deyin. Bunu derseniz insanlık gelecekti size olumlu bir şekilde anar.

Buyrun Suruç’un öte yanında Kobanê var, Nusaybin’in öte yanında Kamişlo var. Hem de öyle 5 saat gitmenize gerek yok; bu taraftan bağırsanız sesiniz duyulur. 5 saate de gerek yok 10 dakikada Nusaybin’den Qamişlo’ya geçebilirsiniz. Oradaki yönetimle, oradaki halklarla konuşun. Birleşmiş Milletler’de yaklaşık 205 ülke var. Bu 205 ülke içinde Türkiye’nin dışında hiç kimse Suriye’de Kürtlerin haklarına karşı değil. Yani 204 ülke ‘Kürtler demokratik haklarını alsın’ diyor, sadece Türkiye ‘Kürtlere hak yok, hukuk yok, Kürtlere statü yok’ diyor.

204 Kürtlerin demokratik mücadelesine saygı gösteriyor. O IŞİD belasını def eden direnişçi yiğit Kürt kadına sempatiyle bakıyor, ama bizimkiler ‘terörist’ diyor. Herkes düz yoldan giderken bir araç tek başına karşı yoldan ters şeride girmiş ve ‘ben haklıyım’ diyor. Ankara’da Kürt sorununu çözmeyip bu sorunu sınır dışına çıkarmak kendi çözümünü de kaçırmak anlamına gelmez mi? 50 yıldır deniyorsunuz bir faydasını sağladıysanız hadi eyvallah. Olmadı 50 yıllık politikalar. Artık dünya değişiyor siz de değişin.

O tecrit (İmralı tecridi) kaldırılırsa barışa katkı sunacak, barışa vesile olacak. İmralı siyasetin şiddet ve çatışmadan hukuki zemine geçeceği yerdir. Milyonlarca insanın inancı da budur. İmralı görüşmelerini zamana yaymak, keyfi davranmak doğru değildir. Toplum nezdinde bu çözüm ve diyalogdan kaçmak gibi okunuyor. Bu fırsatı, eğilimlere tenezzül etmeyin. Bakın Sayın Öcalan zemin sunulursa katkı yaparım dediği günden beri bu zemin içeri ve dışarıda baltalanıyor. İkinci bir görüşmenin yapılması, tecridin kaldırılması, Sayın Öcalan’ın koşullarının oluşturulması ısrarla gerçekleştirilmiyor. Her seferinde bir bahane üretiyorlar, her seferinde bir sonraki günleri işaret ediyorlar. Açıkça soruyoruz, nedir derdiniz gerçekten? Siz çözümden, barıştan, demokrasiden yana mısınız, değil misiniz? Hep siz soruyorsunuz bir de biz soralım. Nedir derdiniz?”

“Adalet Bakanlığı’na sormak gerekir onlar neyi bekliyor?”

Tuncer Bakırhan, grup toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. İmralı ziyareti sorusuna yanıt veren Bakırhan, “Mesele kimin gideceği değil oradan ne söylendiği, bu tartışmalara bu sürece nasıl katkı yaptığı bizim için önemlidir. Adalet Bakanlığı’na sormak gerekir onlar neyi bekliyor? Onu biz de anlamadık” dedi.

Öcalan ile görüşmek için verdikleri dilekçenin ne aşamada olduğunu sorusuna yanıt veren Bakırhan, “Adalet Bakanı her seferinde bir şey söylüyor. ‘Bütçe görüşmelerini bekliyoruz’ demişti. Artık bir an önce bu oyalamadan vazgeçmeleri, oranın kilidini açmaları gerekir” dedi. Yeni bir süreç başlar mı” sorusuna yanıt veren Bakırhan, “Parti olarak bu tartışmaların bir sürece evrilmesini canı gönülden istiyoruz. Bir samimiyet varsa neden bir sürece dönüşmesin” diye konuştu.

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

Mühimmat Fabrikasında Patlama: 12 Kişi Yaşamını Yitirdi

Balıkesir Valisi İsmail Ustaoğlu, Karesi de mühimmat üretimi yapan fabrikada meydana gelen patlamada, “12 vatandaşımız hayatını kaybetti. Üç yaralı var, sabotaj ihtimali yok” dedi.

Patlamanın ZSR patlayıcı üretim tesisinde meydana geldiğini söyleyen İsmail Ustaoğlu, olayın fabrikanın kapsül üretimi yapılan bölümünde yaşandığını, akabinde “binada çökme oluştuğunu” aktardı.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldığını, bir başsavcıvekili koordinesinde dört Cumhuriyet savcısının görevlendirildiğini açıkladı.

ZSR Patlayıcı şirketinin internet sayfasına bakıldığında fabrikada mühimmat, ses fişeği, sivil patlayıcılar, av ve spor fişeği üretildiği görülüyor.

Balıkesir’in Karesi ilçesinde patlayıcı üreten fabrikada salı günü saat 08:25’te meydana gelen patlamada 12 işçinin hayatını kaybettiği, dört kişinin ise yaralandığı bildirildi. Yaralılardan üçü hastaneye kaldırılırken, yaralıların durumunun iyi olduğu aktarıldı.

Patlamada herhangi bir sabotaj ihtimali olmadığını bildiren Balıkesir Valisi İsmail Ustaoğlu “Fabrikanın kapsül üretimi yapılan bölümünde patlama meydana geldikten sonra binada çökme oluştu. Şu anda tüm ekiplerimiz burada. Soğutma çalışmaları devam ediyor. Vefat eden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.” dedi.

Patlama sonrası fabrikada başlayan yangın da kısa sürede söndürüldü. İçeride de kimsenin kalmadığı bildirildi.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Balıkesir’in Karesi ilçesinde patlayıcı üretilen fabrikada meydana gelen patlamayla ilgili soruşturma başlatılarak, 1 başsavcıvekili koordinesinde 4 cumhuriyet savcısının görevlendirildiğini bildirdi.

Bakan Tunç, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullandı: “Balıkesir ilimizin Karesi ilçesinde patlayıcı üretilen fabrikanın kapsül üretilen bölümünde meydana gelen patlamayla ilgili Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatılmış olup 1 başsavcıvekili koordinesinde 4 cumhuriyet savcısı görevlendirilmiştir. Soruşturma çok yönlü ve titizlikle sürdürülmektedir.”

Tunç, patlamada hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diledi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan sosyal medya hesabından “Balıkesir’in Karesi ilçesinde bir mühimmat fabrikasında meydana gelen patlamada hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyorum. Patlamayı araştırmak üzere 2 başmüfettiş ile 1 müfettiş görevlendirilmiştir. Bakanlık olarak süreci yakından takip ediyoruz” açıklaması yaptı.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya da patlayıcı üretim fabrikasında meydana gelen patlamada; 12 kişinin hayatını kaybettiğini, 4 yaralının durumunun iyi olduğunu açıkladı.

Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın da sosyal medya hesabından açıklama yaparak şu ifadeleri kullandı: “Balıkesir Kavaklı Köyü’nde bulunan ZSR Mühimmat Fabrikası’nda meydana gelen patlamada hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar diliyorum. İlgili birimlerimizle beraber süreci teyakkuz halinde yerinden takip ediyoruz.”

Paylaşın

Babacan’dan “AK Parti’ye Dönecek Misiniz?” Sorusuna Dikkat Çeken Yanıt

Ali Babacan, AK Parti’ye dönüp dönmeyeceğine ilişkin soruya, “Yıllardır beraber çalıştığımız insanlar olmadı, olmuyor işte. Zaten olmadığı için ayrıldık. Şimdi ne değişti de geri döneceksiniz?” şeklinde yanıt verdi.

Babacan, bu yönde çıkan iddialara ilişkin ise, “Yani DEVA Partisi olarak biz sapasağlam yerimizde duruyoruz ve kendi ilkelerimiz ve değerlerimiz doğrultusunda bildiğimiz istikamette yürüyoruz. Bizim istikametimiz çok net”  ifadelerini kullandı.

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA Partisi) Genel Başkanı Ali Babacan, İlke TV’de yayınlanan Konuşma Zamanı programında Kemal Avcı’nın konuğu oldu. Siyaset ve ekonomi ağırlıklı olarak gündeme dair değerlendirmelerde bulunan Babacan, Suriye, 1 Ekim’de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Meclis’te DEM Parti milletvekilleri ile tokalaşması sonrası yaşanan gelişmeler ve hükümetin kayyım kararlarına ilişkin de açıklamalarda bulundu.

“HTŞ Türkiye’nin kontrol ettiği bir örgüt değildir” diyen Ali Babacan, hükümetin Suriye’de yaşananları iç kamuoyuna yansıtış biçiminin gerçekçi olmadığını belirtti ve iç kamuoyunu tatmin kaygısıyla atılacak her adım hem Türkiye’nin kendisine, hem de Suriye’ye fayda getirmeyeceğini ifade etti. Babacan, “Türkiye için nihai hedef Suriyelilerin barış içinde yaşaması olmalı, bu işin öncülüğünü de Suriye halkları yapmalı” diye konuştu.

Suriye’de 27 Kasım’da cihatçı güçlerin başlattığı askeri hareketlenmeyi değerlendiren Ali Babacan, “HTŞ harekete geçmeden önce Türkiye’yi bilgilendirmiş olabilir” ifadelerini kullandı. Babacan, bu bağlamda iç kamuoyuna da “Bakın Suriye’de yeni bir durum var, ama bakın biz çözüm istiyoruz, şiddet bitsin istiyoruz” verildiğini belirtti. Ali Babacan, “Dolayısıyla bütün bunlar belli bir program dahlinde yapıldıysa bir, doğru yapılana, sürece destek vermek zorundayız. Bahçeli’nin açıklamalarının çoğu doğrudur ama eksiktir, hak ve özgürlükler konusunda bir şey söylemiyor, orada da yapılacaklar var” ifadelerini kullandı.

Bahçeli’nin “Öcalan” çağrısına çok şaşırdım 

MHP Genel Bahçeli’nin 22 Ekim’de Meclis’te yaptığı ‘Öcalan çağrısı’ ile ilgili ‘çok şaşırdım’ diye konuşan Ali Babacan, Bahçeli’nin konuşma metnini okuduğunu ve metni hazırlayanların çatışma çözümü konusunda ‘derslerine iyi çalıştığını’ ve ‘bundan memnun olduğunu’ söyledi. Kürt sorununun çözümü için ortaya konan tüm niyetlerin kıymetli olduğunu ifade eden Babacan, bunun Türkiye’nin kadim bir sorunu olduğunu vurguladı.

Ali Babacan Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim’de çağrısını işaret ederek “Sayın Erdoğan topa bayağı geç girdi” dedi ve Erdoğan’ın bu konuda bir süre suskun kaldığını belirtti. Babacan, “Bahçeli’nin böylesine önemli bir konuda yaptığı bu kadar ileri bir açıklamayı Sayın Erdoğan’dan habersiz yapmış olduğuna ben pek ihtimal vermem” dedi ve Cumhur İttifakı ortağı iki liderin bir süre kamuoyundaki tepkileri ölçtüğünü savundu.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, 1 Ekim’de başlayan ‘sürecin’ ağır da olsa işlediğini, ancak yaklaşık bu 3 aylık dönemde ‘süreci’ aksatacak ve zarar verecek önemli bir gelişme olmadığını ifade etti. Bu ‘sürecin’ Suriye’deki gelişmelerle beraber yürümesi gerektiğini savunan Babacan, çözümün İran ve Irak’ı da içine alacak biçimde ‘bölgesel perspektiften’ ele alınması gerektiğini belirtti.

“Bahçeli’den böyle bir açıklama geldikten sonra DEM Parti’nin diyaloğa açık bir tutum sergilemesini takdir ediyoruz” diyen Babacan, “Kürt vatandaşlarımız gerçekten çok samimi insanlar, küçük bir ışık gördüğü anda olumlu bir yaklaşım söz konusu. Umut ediyorum hiç kimse onların bu samimiyetini boşa çıkarmaz” ifadelerini kullandı.

Belediyelere hükümet tarafından atanan kayyımlara dair de açıklamalarda bulunan Ali Babacan, “Kayyım uygulaması yanlıştır diyoruz. Mevcut haliyle demokrasinin kalbine vurulmuş bir hançerdir diyoruz. Seçilmiş olmanın verdiği bir hak vardır ve meşruiyet vardır. Belediye başkanları milletin iradesini temsil eder. Belediye başkanları ile ilgili konu bağımsız yargı tarafından ele alınmalıdır. Yerine gelecek belediye başkanının da belediye meclisinden seçilmesi lazım” diye konuştu.

“Bizim istikametimiz çok net”

Ali Babacan, AK Parti’ye katılıp katılmayacağı sorusuna ise, “Varsayımlarla konuşmak bence insanların kafasını da karıştırıyor. Eğer AK Parti şöyle olursa, eğer Sayın Erdoğan böyle yaparsa… Yıllardır beraber çalıştığımız insanlarla olmadı, olmuyor işte. Zaten olmadığı için ayrıldık. Şimdi ne değişti de olacak ki geri döneceksiniz yani? Değil mi? Ne değişti de? Bir irade beyanım var. Bırakın adımı, iradenin beyanı bile yok” diye yanıt verdi.

Babacan söz konusu iddialara ilişkin “Yani DEVA Partisi olarak biz sapasağlam yerimizde duruyoruz ve kendi ilkelerimiz ve değerlerimiz doğrultusunda bildiğimiz istikamette yürüyoruz. Bizim istikametimiz çok net” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Erdoğan’dan Enflasyonla Mücadelede Kararlılık Mesajı

Kabine toplantısı sonrası konuşan Erdoğan, “Mayıs ayında başlayan dezenflasyon süreci inşallah 2025 yılında ivmelenerek devam edecek. Enflasyonu körükleyen fırsatçılarla mücadelemizde yeni yılda daha kararlı olacağız” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle: “Dün Muğla’da hastaneye çarparak düşen ambulans helikopterde vefat eden 2 pilot, 2 hekim ve 1 sağlık personelimize Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Dün Sarıkamış Harekatı’nın 110. yıldönümüydü. Aralarında merhum büyük dedemin de olduğu Sarıkamış şehit ve gazilerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

2024 yılının son kabine toplantısını biraz önce gerçekleştirdik. Dış politika, ekonomi, sanayi ve teknoloji, göçün iradesine kadar birçok konuyu masaya yatırdık. Bakan arkadaşlarımız yaptıkları sunumlarla son 2 haftayı etraflıca değerlendirdiler, talimatlarımızı aldılar.

Bir taraftan yaptıklarımızı ve yapamadıklarımızı en objektif şekilde sorguluyor, gelecek yıla dair yol haritalarımızı tekemmül ettiriyoruz. Biz bugüne kadar hep kendimizle yarıştık, çıtayı daima yukarıya taşıdık. Partimizin 23. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin 7. Türkiye Yüzyılı’nın 2. bütçesini Gazi Meclisimizin takdirine sunmuştuk. Tekliflerimiz Cumartesi günü genel kurulda 317 evet oyuyla kabul edildi. 2025 bütçesinin hayırlara vesile olmasını yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

2025 bütçesinin en temel vasfı ülkemizin 22 yıllık kazanımlarını perçinleyen, yatırımları, ekonomik istikrarı, sosyal refahı önceleyen bütçe olmasıdır. 2025 yılı bütçesine halkın bütçesi değil diyenlere şu rakamları hatırlatmak istiyorum. Mayıs ayında başlayan dezenflasyon süreci inşallah 2025 yılında ivmelenerek devam edecek. Enflasyonu körükleyen fırsatçılarla mücadelemizde yeni yılda daha kararlı olacağız.

Deprem turistleri ne yaparsa yapsın en son hak sahibi vatandaşımız da güvenli yuvasına ve ticarethanesine kavuşana kadar durmadan, dinlenmeden çalışacağız. Tüm bütçelerde sosyal devlet ilkesini hayata geçirmeye özel önem verdik. Halkın kaynaklarını halkımızın tamamı için kullandık. 2025 yılında da ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızı gözetmeyi sürdüreceğiz. 651 milyar lira sosyal yardımlar için ayırdığımız kaynaktır.

2024 yılında vatandaşlarımızın her 100 liralık doğalgaz faturasının 65 lirasını, 100 liralık elektrik faturasının 60 lirasını biz üstlendik. Suya yüzde 100’ün üzerinde zam yapanlar özellikle bu söylediklerimizi mahcubiyetle not etmelidir. Diğer başlıklarda da vatandaş odaklı anlayışla bütçemizi şekillendirdik. İstihdama ve üretime 2,6 trilyondan fazla kaynak aktardık. 2025 yılı boyunca çifçti, esnaf, sanayici, ihracatçımıza desteklerimizi sürdüreceğiz.

22 yıl durduğumuz yer bellidir. Biz kaderini ülkenin ve milletin kaderiyle özdeşleştirmiş bir hükümetiz. Sessiz yığınların sesi, kimsesizlerin kimsesi olmak için çıktığımız yolda 22 yıldır sendelemeden yürüyoruz. Bundan sonra da bu çizgimizde en ufak değişiklik olmayacak.

Dünyayı takip eden, gelişmeleri doğru okuyan ülkeye ve millete ufuk çizen, sözünün ağırlığı olan muhalefet henüz ülkemizde neşvü nema bulmadı. Muhalefet maalesef 2025 bütçesi görüşmelerinde de katkı sunmak, yapıcı eleştiri yerine görüşmeleri sabote etmek, kışkırtmak, tüm süreci terörize etmeyi tercih etmiştir. Son bütçe görüşmelerinde de afaki söylemler, ucuz polemikler, provakasyon kokan açıklamalar dışında hiçbir şey göremedik.

Yıllar geçiyor, liderlik koltuğunda oturanlar değişiyor ana muhalefetin siyaset tarzında zerre miskal tekamül etmiyor. AK Parti Grubumuz ile Cumhur İttifakı ortağımız MHP grubuna, MHP Genel Başkanı sayın Devlet Bahçeli’ye bütçe görüşmelerinde dirayetli duruşlarına şükranlarımı sunuyorum.

Merkez Bankamızın rezervleri düzenli olarak artıyor. Şimdiye kadar en yüksek seviyeyi gördü. İstihdam tarafı da oldukça iyi gidiyor. Son 1 senede istihdam 1 milyon kişi arttı. İşsizlik oranı yüzde 8,8’e düştü. 2025 yılında da Türkiye’yi yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla kaliteli büyütme stratejimizi uygulamaya devam edeceğiz. Ekonomi programımızın olumlu etkilerini önümüzdeki dönemde daha çok göreceğiz.

Son kabine toplantımızdan bu yana özellikle dış politikada oldukça yoğun gündemle çalışmalarımızı sürdürdük. Büyükelçiler konferansımızın 15.cisini külliyemizde başarıyla gerçekleştirdik. Düzenlenen Kardeşliğin Yüzü etkinliğinde Gazze ve Suriyeli çocuklarla bir araya geldik.

Somali Cumhurbaşkanı ve Etiyopya Başbakanını ülkemizde misafir ettik. Her iki lider ve heyetleriyle 7 saaati aşan uzun görüşmemiz oldu. 8 ay önce başlattığımız Ankara sürecinde kritik bir eşiği daha aşmış bulunuyoruz. Ankara bildirisiyle atılan tarihi adımın Afrika boynuzunda kalıcı barış, sukunet ve istikrarın tesisine yardımcı olacağına inanıyoruz.

“Yaşanan her sıkıntının, iletilen her serzenişin farkındayız”

2024 yılını emekliler yılı olarak ilan etmiştik. Bu sene boyunca Çalışma Bakanlığımız öncülüğünde emeklilerimize yönelik birçok proje hayata geçirildi. 16 Aralık’ta Türkiye Yüzyılı’nın emektarlarıyla bir araya geldik hem kendilerine teşekkür ettik hem de hasbıhal ettik. Emeklilerimiz konusunda bugüne kadar asla umut tacirliği yapmadık. Meydanlarda bol keseden söz verip, göreve gelince sözünü unutanlardan değiliz. Yaşanan her sıkıntının, iletilen her serzenişin farkındayız.

Katar emiri Şeyh Temim kardeşimin ülkemizi ziyaretinde başta Suriye’deki güncel meseleler olmak üzere pekçok konuyu ele aldık. 13 yıllık savaşın ardından Suriye’nin yaralarını sarma, devleti ve toplumuyla tekrar ayağa kalkma gayretlerine destek vereceğiz. AB Birliği Komisyonu Başkanı ile görüşmemiz oldukça verimliydi. Türkiye’nin AB’ye tam üyelik perspektifini güçlendirecek yeni vizyona ihtiyaç duyulduğunu kendilerine ilettim. AB ile bölgesel konularda yakın temas halinde olacağız.

Mısır Cumhurbaşkanı sayın Sisi’nin davetine icabetle Kahire’deydik. 1997 yılında merhum Erbakan hocamızın öncülüğünde kurulan D-8 üç kıtada temsil edilen ve 1 milyarı aşan nüfusuyla sağlam adımlarıyla yoluna devam ediyor. Zirve kapsamında Mısır Cumhurbaşkanı sayın Sisi’nin yanısıra katılımcı ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarıyla ikili görüşmelerimiz oldu.

Türkiye ile Mısır arasında gelişen samimi diyaloğun olumlu etkisini ticaret ve diplomasi olmak üzere birçok alanda görüyoruz. Bundan sonra da Mısır makamlarıyla eşgüdüm içinde hareket edeceğiz. Son 2 haftada bizzat katıldığımız Sakarya, Kocaeli, Erzurum, Mardin ve Muğla başta olmak üzere il kongrelerimizde görev alan tüm yol arkadaşlarımı tebrik ediyorum. Nöbeti devreden arkadaşlarıma şükranlarımı sunuyorum.

61 yıllık Baas rejiminin yıkılmasıyla birlikte Suriye’de yepyeni dönem başladı. Suriye’nin komşusu ve kardeşi olarak yeni süreci en iyi okuyan, tahlil ve tetkik eden ülke konumundayız. Suriye krizinin ilk anından itibaren tarihin hep doğru tarafında yer aldık.

Bugün sadece Suriye halkının değil Türkiye’nin adını duyunca gözleri parlayan 100 milyonlarca kardeşimizin yüzüne de vakarla bakabiliyoruz. Bu süreçte en ağır imtihanımız 14-28 Mayıs seçimleri dönemerinde alçakça kampanyaya karşı göğsümüzü siper etmek olmuştur. Esas meselenin herşeyden önce gönül kazanmak olduğunu bir kez daha gördük.

Yeni yönetimde görev alan isimleri hepimiz gururla anarak takip ediyoruz. Türkiye’de eğitim almış, milletimizle gönül bağı olan kardeşlerimizi arkadaşlarımızı yönetimde görünce rabbimize şükrediyoruz. Suriye devrimin lideri Ahmet eş-Şara ile yakın temas halindeyiz. Dün Dışişleri Bakanımız Şam’daydı. İnşallah ziyaretlerimiz bundan sonra da artarak devam edecek. Zalim rejime karşı savaşı kazanan Suriye halkının zaferi kazanması, başarılarını kalıcı hale getirmesi için gereken her türlü desteği vereceğiz. En zor günler Allah’ın izniyle artık geride kalmıştır.

61 yıllık Baas karanlığına son veren Suriyeli kardeşlerimizin el ve gönül birliği içinde ülkelerini yeniden ayağa kaldıracakarına eminim. Suriye’nin komşularının da şu önemli hakikati gördükleri kanaatindeyim; istikrarlı Suriye tüm bölge için istikrar ve güven kaynağıdır.

Yeni yönetim verdiği mutedil mesajları çok değerli ve anlamlı buluyoruz. İsrail’in artan saldırganlığının gerisinde Suriye’deki devrimi gölgelemek, Suriye halkının umutlarını boğmak olduğu anlaşılıyor. İsrail er ya da geç işgal ettiği topraklardan çekilecektir, buna mecbur kalacaktır. Elinde 50 bin masumun kanı olan Netanyahu’nun tuttuğu yol yol değildir. İsrail’de şayet bir devlet aklı varsa bunu ne kadar erken idrak ederlerse o kadar iyi olacaktır.

Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve üniter yapısının altında korunması Türkiye’nin değişmez çizgisidir. Bundan geri adım atmayacağız. Suriye’nin ve bölgemizin geleceğine DEAŞ ve PKK dair hiçbir terör yapılarına yer yoktur. Ya kendilerini tasfiye edecekler ya da tasfiye edilecekler. Kendileri dışında hiç kimseye hayat ve söz hakkı tanımayan bu katil sürülerini bölgemiz için tehdit kaynağı olmaktan mutlaka çıkaracağız. Suriye’de bölücü terör örgütüne yönelik nokta operasyonlarımızı bir cerrah hassasiyetle sivillere zarar vermeden sürdüreceğiz. Suriye yönetimin bu konudaki kararlılığını memnuniyetle karşılıyoruz.

Batılı ülkelerin bu canilerden desteğini yavaş yavaş kestiğini görüyoruz. PKK’lı caniler çin çember daralıyor, yolun sonu görülüyor. Kendilerini bekleyen acı akıbetten kaçamayacaklardır. 40 yıldır kanımızı emen bu beladan Allah’ın izniyle kurtulacağız. Terör duvarını yıktıktan sonra Türkler, Araplar, Kürtler olarak büyük kucaklaşmaya imza atacağız.

Bu güzel günlerin şafağı artık sökmeye başlamıştır. Bugünümüz nasıl dünden daha iyiyse yarınlarımız da bugünden çok daha güzel olacaktır. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum.”

Paylaşın

Almanya’dan Türkiye’ye “Suriye” Çağrısı: Kürtlerle Çatışmayın

Türkiye’yi SDG ile olası bir çatışmanın sonuçları konusunda uyaran Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, “Kürtlerle çatışmada yüzü gülen üçüncü tarafın IŞİD olmasının kimseye faydası olmaz” dedi.

Türkiye, Kuzey Suriye’de yer alan ve ana omurgasını YPG’nin (Halk Koruma Birlikleri veya Halk Savunma Birlikleri) oluşturduğu SDG’yi (Suriye Demokratik Güçleri) PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) bir kolu olarak görüyor.

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Suriye’de Türkiye ile Kürtler arasında bir savaş çıkması uyarısında bulunarak “Kürtlerle çatışmada yüzü gülen üçüncü tarafın IŞİD olmasının kimseye faydası olmaz” dedi.

Böyle bir durumun Suriye, Türkiye ve Avrupa için bir güvenlik tehdidi oluşturacağını belirten Baerbock, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini, “daha önce İran ve Rusya örneğinde olduğu gibi üçüncü tarafların ülkede yine dolaplar çevirmesinin” kabul edilemeyeceğini söyledi.

Almanya Dışişleri Bakanı, Suriye’de IŞİD’in geri püskürtülmesinde Kürtlerin özel bir rol oynadığına işaret ederek “Türkiye’nin tabii ki meşru güvenlik çıkarları var. Her ülke gibi Türkiye de terörizmden kurtulmak istiyor. Ancak bu Kürtlerin bir kez daha sürülmesi ve yeniden şiddet yaşanması için kullanılamaz” diye konuştu.

Baerbock, uluslararası toplumun bu konuda “Yeniden şiddet yaşanmaması için, yeni radikal güçler oluşmaması için, terörle geçen yılların ardından insanların nihayet güvenlik içinde yaşayabilmesi için hepimiz sorumluluk taşıyoruz” mesajı vermesi gerektiğini kaydetti.

Yeşiller partili politikacı, “IŞİD teröristlerinin Kürtlere karşı gerçekleştirdiği korkunç katliamlara” işaret ederek Kobani kentinin “Kürtlerin IŞİD’e karşı cesur savaşının sembolü” olduğunu söyledi.

Suriye’de Beşar Esad rejiminin 8 Aralık’ta devrilmesiyle birlikte Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu (SMO), Kürtlerin kontrolündeki Tel Rıfat ve Münbiç’te kontrolü ele geçirmişti. Suriyeli Kürtler, Türkiye ve SMO’nun Kobani kentine operasyon hazırlığında olduğunu düşünüyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın