Babacan’dan “AK Parti’ye Dönecek Misiniz?” Sorusuna Dikkat Çeken Yanıt

Ali Babacan, AK Parti’ye dönüp dönmeyeceğine ilişkin soruya, “Yıllardır beraber çalıştığımız insanlar olmadı, olmuyor işte. Zaten olmadığı için ayrıldık. Şimdi ne değişti de geri döneceksiniz?” şeklinde yanıt verdi.

Babacan, bu yönde çıkan iddialara ilişkin ise, “Yani DEVA Partisi olarak biz sapasağlam yerimizde duruyoruz ve kendi ilkelerimiz ve değerlerimiz doğrultusunda bildiğimiz istikamette yürüyoruz. Bizim istikametimiz çok net”  ifadelerini kullandı.

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA Partisi) Genel Başkanı Ali Babacan, İlke TV’de yayınlanan Konuşma Zamanı programında Kemal Avcı’nın konuğu oldu. Siyaset ve ekonomi ağırlıklı olarak gündeme dair değerlendirmelerde bulunan Babacan, Suriye, 1 Ekim’de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Meclis’te DEM Parti milletvekilleri ile tokalaşması sonrası yaşanan gelişmeler ve hükümetin kayyım kararlarına ilişkin de açıklamalarda bulundu.

“HTŞ Türkiye’nin kontrol ettiği bir örgüt değildir” diyen Ali Babacan, hükümetin Suriye’de yaşananları iç kamuoyuna yansıtış biçiminin gerçekçi olmadığını belirtti ve iç kamuoyunu tatmin kaygısıyla atılacak her adım hem Türkiye’nin kendisine, hem de Suriye’ye fayda getirmeyeceğini ifade etti. Babacan, “Türkiye için nihai hedef Suriyelilerin barış içinde yaşaması olmalı, bu işin öncülüğünü de Suriye halkları yapmalı” diye konuştu.

Suriye’de 27 Kasım’da cihatçı güçlerin başlattığı askeri hareketlenmeyi değerlendiren Ali Babacan, “HTŞ harekete geçmeden önce Türkiye’yi bilgilendirmiş olabilir” ifadelerini kullandı. Babacan, bu bağlamda iç kamuoyuna da “Bakın Suriye’de yeni bir durum var, ama bakın biz çözüm istiyoruz, şiddet bitsin istiyoruz” verildiğini belirtti. Ali Babacan, “Dolayısıyla bütün bunlar belli bir program dahlinde yapıldıysa bir, doğru yapılana, sürece destek vermek zorundayız. Bahçeli’nin açıklamalarının çoğu doğrudur ama eksiktir, hak ve özgürlükler konusunda bir şey söylemiyor, orada da yapılacaklar var” ifadelerini kullandı.

Bahçeli’nin “Öcalan” çağrısına çok şaşırdım 

MHP Genel Bahçeli’nin 22 Ekim’de Meclis’te yaptığı ‘Öcalan çağrısı’ ile ilgili ‘çok şaşırdım’ diye konuşan Ali Babacan, Bahçeli’nin konuşma metnini okuduğunu ve metni hazırlayanların çatışma çözümü konusunda ‘derslerine iyi çalıştığını’ ve ‘bundan memnun olduğunu’ söyledi. Kürt sorununun çözümü için ortaya konan tüm niyetlerin kıymetli olduğunu ifade eden Babacan, bunun Türkiye’nin kadim bir sorunu olduğunu vurguladı.

Ali Babacan Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim’de çağrısını işaret ederek “Sayın Erdoğan topa bayağı geç girdi” dedi ve Erdoğan’ın bu konuda bir süre suskun kaldığını belirtti. Babacan, “Bahçeli’nin böylesine önemli bir konuda yaptığı bu kadar ileri bir açıklamayı Sayın Erdoğan’dan habersiz yapmış olduğuna ben pek ihtimal vermem” dedi ve Cumhur İttifakı ortağı iki liderin bir süre kamuoyundaki tepkileri ölçtüğünü savundu.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, 1 Ekim’de başlayan ‘sürecin’ ağır da olsa işlediğini, ancak yaklaşık bu 3 aylık dönemde ‘süreci’ aksatacak ve zarar verecek önemli bir gelişme olmadığını ifade etti. Bu ‘sürecin’ Suriye’deki gelişmelerle beraber yürümesi gerektiğini savunan Babacan, çözümün İran ve Irak’ı da içine alacak biçimde ‘bölgesel perspektiften’ ele alınması gerektiğini belirtti.

“Bahçeli’den böyle bir açıklama geldikten sonra DEM Parti’nin diyaloğa açık bir tutum sergilemesini takdir ediyoruz” diyen Babacan, “Kürt vatandaşlarımız gerçekten çok samimi insanlar, küçük bir ışık gördüğü anda olumlu bir yaklaşım söz konusu. Umut ediyorum hiç kimse onların bu samimiyetini boşa çıkarmaz” ifadelerini kullandı.

Belediyelere hükümet tarafından atanan kayyımlara dair de açıklamalarda bulunan Ali Babacan, “Kayyım uygulaması yanlıştır diyoruz. Mevcut haliyle demokrasinin kalbine vurulmuş bir hançerdir diyoruz. Seçilmiş olmanın verdiği bir hak vardır ve meşruiyet vardır. Belediye başkanları milletin iradesini temsil eder. Belediye başkanları ile ilgili konu bağımsız yargı tarafından ele alınmalıdır. Yerine gelecek belediye başkanının da belediye meclisinden seçilmesi lazım” diye konuştu.

“Bizim istikametimiz çok net”

Ali Babacan, AK Parti’ye katılıp katılmayacağı sorusuna ise, “Varsayımlarla konuşmak bence insanların kafasını da karıştırıyor. Eğer AK Parti şöyle olursa, eğer Sayın Erdoğan böyle yaparsa… Yıllardır beraber çalıştığımız insanlarla olmadı, olmuyor işte. Zaten olmadığı için ayrıldık. Şimdi ne değişti de olacak ki geri döneceksiniz yani? Değil mi? Ne değişti de? Bir irade beyanım var. Bırakın adımı, iradenin beyanı bile yok” diye yanıt verdi.

Babacan söz konusu iddialara ilişkin “Yani DEVA Partisi olarak biz sapasağlam yerimizde duruyoruz ve kendi ilkelerimiz ve değerlerimiz doğrultusunda bildiğimiz istikamette yürüyoruz. Bizim istikametimiz çok net” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Erdoğan’dan Enflasyonla Mücadelede Kararlılık Mesajı

Kabine toplantısı sonrası konuşan Erdoğan, “Mayıs ayında başlayan dezenflasyon süreci inşallah 2025 yılında ivmelenerek devam edecek. Enflasyonu körükleyen fırsatçılarla mücadelemizde yeni yılda daha kararlı olacağız” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle: “Dün Muğla’da hastaneye çarparak düşen ambulans helikopterde vefat eden 2 pilot, 2 hekim ve 1 sağlık personelimize Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Dün Sarıkamış Harekatı’nın 110. yıldönümüydü. Aralarında merhum büyük dedemin de olduğu Sarıkamış şehit ve gazilerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

2024 yılının son kabine toplantısını biraz önce gerçekleştirdik. Dış politika, ekonomi, sanayi ve teknoloji, göçün iradesine kadar birçok konuyu masaya yatırdık. Bakan arkadaşlarımız yaptıkları sunumlarla son 2 haftayı etraflıca değerlendirdiler, talimatlarımızı aldılar.

Bir taraftan yaptıklarımızı ve yapamadıklarımızı en objektif şekilde sorguluyor, gelecek yıla dair yol haritalarımızı tekemmül ettiriyoruz. Biz bugüne kadar hep kendimizle yarıştık, çıtayı daima yukarıya taşıdık. Partimizin 23. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin 7. Türkiye Yüzyılı’nın 2. bütçesini Gazi Meclisimizin takdirine sunmuştuk. Tekliflerimiz Cumartesi günü genel kurulda 317 evet oyuyla kabul edildi. 2025 bütçesinin hayırlara vesile olmasını yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

2025 bütçesinin en temel vasfı ülkemizin 22 yıllık kazanımlarını perçinleyen, yatırımları, ekonomik istikrarı, sosyal refahı önceleyen bütçe olmasıdır. 2025 yılı bütçesine halkın bütçesi değil diyenlere şu rakamları hatırlatmak istiyorum. Mayıs ayında başlayan dezenflasyon süreci inşallah 2025 yılında ivmelenerek devam edecek. Enflasyonu körükleyen fırsatçılarla mücadelemizde yeni yılda daha kararlı olacağız.

Deprem turistleri ne yaparsa yapsın en son hak sahibi vatandaşımız da güvenli yuvasına ve ticarethanesine kavuşana kadar durmadan, dinlenmeden çalışacağız. Tüm bütçelerde sosyal devlet ilkesini hayata geçirmeye özel önem verdik. Halkın kaynaklarını halkımızın tamamı için kullandık. 2025 yılında da ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızı gözetmeyi sürdüreceğiz. 651 milyar lira sosyal yardımlar için ayırdığımız kaynaktır.

2024 yılında vatandaşlarımızın her 100 liralık doğalgaz faturasının 65 lirasını, 100 liralık elektrik faturasının 60 lirasını biz üstlendik. Suya yüzde 100’ün üzerinde zam yapanlar özellikle bu söylediklerimizi mahcubiyetle not etmelidir. Diğer başlıklarda da vatandaş odaklı anlayışla bütçemizi şekillendirdik. İstihdama ve üretime 2,6 trilyondan fazla kaynak aktardık. 2025 yılı boyunca çifçti, esnaf, sanayici, ihracatçımıza desteklerimizi sürdüreceğiz.

22 yıl durduğumuz yer bellidir. Biz kaderini ülkenin ve milletin kaderiyle özdeşleştirmiş bir hükümetiz. Sessiz yığınların sesi, kimsesizlerin kimsesi olmak için çıktığımız yolda 22 yıldır sendelemeden yürüyoruz. Bundan sonra da bu çizgimizde en ufak değişiklik olmayacak.

Dünyayı takip eden, gelişmeleri doğru okuyan ülkeye ve millete ufuk çizen, sözünün ağırlığı olan muhalefet henüz ülkemizde neşvü nema bulmadı. Muhalefet maalesef 2025 bütçesi görüşmelerinde de katkı sunmak, yapıcı eleştiri yerine görüşmeleri sabote etmek, kışkırtmak, tüm süreci terörize etmeyi tercih etmiştir. Son bütçe görüşmelerinde de afaki söylemler, ucuz polemikler, provakasyon kokan açıklamalar dışında hiçbir şey göremedik.

Yıllar geçiyor, liderlik koltuğunda oturanlar değişiyor ana muhalefetin siyaset tarzında zerre miskal tekamül etmiyor. AK Parti Grubumuz ile Cumhur İttifakı ortağımız MHP grubuna, MHP Genel Başkanı sayın Devlet Bahçeli’ye bütçe görüşmelerinde dirayetli duruşlarına şükranlarımı sunuyorum.

Merkez Bankamızın rezervleri düzenli olarak artıyor. Şimdiye kadar en yüksek seviyeyi gördü. İstihdam tarafı da oldukça iyi gidiyor. Son 1 senede istihdam 1 milyon kişi arttı. İşsizlik oranı yüzde 8,8’e düştü. 2025 yılında da Türkiye’yi yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla kaliteli büyütme stratejimizi uygulamaya devam edeceğiz. Ekonomi programımızın olumlu etkilerini önümüzdeki dönemde daha çok göreceğiz.

Son kabine toplantımızdan bu yana özellikle dış politikada oldukça yoğun gündemle çalışmalarımızı sürdürdük. Büyükelçiler konferansımızın 15.cisini külliyemizde başarıyla gerçekleştirdik. Düzenlenen Kardeşliğin Yüzü etkinliğinde Gazze ve Suriyeli çocuklarla bir araya geldik.

Somali Cumhurbaşkanı ve Etiyopya Başbakanını ülkemizde misafir ettik. Her iki lider ve heyetleriyle 7 saaati aşan uzun görüşmemiz oldu. 8 ay önce başlattığımız Ankara sürecinde kritik bir eşiği daha aşmış bulunuyoruz. Ankara bildirisiyle atılan tarihi adımın Afrika boynuzunda kalıcı barış, sukunet ve istikrarın tesisine yardımcı olacağına inanıyoruz.

“Yaşanan her sıkıntının, iletilen her serzenişin farkındayız”

2024 yılını emekliler yılı olarak ilan etmiştik. Bu sene boyunca Çalışma Bakanlığımız öncülüğünde emeklilerimize yönelik birçok proje hayata geçirildi. 16 Aralık’ta Türkiye Yüzyılı’nın emektarlarıyla bir araya geldik hem kendilerine teşekkür ettik hem de hasbıhal ettik. Emeklilerimiz konusunda bugüne kadar asla umut tacirliği yapmadık. Meydanlarda bol keseden söz verip, göreve gelince sözünü unutanlardan değiliz. Yaşanan her sıkıntının, iletilen her serzenişin farkındayız.

Katar emiri Şeyh Temim kardeşimin ülkemizi ziyaretinde başta Suriye’deki güncel meseleler olmak üzere pekçok konuyu ele aldık. 13 yıllık savaşın ardından Suriye’nin yaralarını sarma, devleti ve toplumuyla tekrar ayağa kalkma gayretlerine destek vereceğiz. AB Birliği Komisyonu Başkanı ile görüşmemiz oldukça verimliydi. Türkiye’nin AB’ye tam üyelik perspektifini güçlendirecek yeni vizyona ihtiyaç duyulduğunu kendilerine ilettim. AB ile bölgesel konularda yakın temas halinde olacağız.

Mısır Cumhurbaşkanı sayın Sisi’nin davetine icabetle Kahire’deydik. 1997 yılında merhum Erbakan hocamızın öncülüğünde kurulan D-8 üç kıtada temsil edilen ve 1 milyarı aşan nüfusuyla sağlam adımlarıyla yoluna devam ediyor. Zirve kapsamında Mısır Cumhurbaşkanı sayın Sisi’nin yanısıra katılımcı ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarıyla ikili görüşmelerimiz oldu.

Türkiye ile Mısır arasında gelişen samimi diyaloğun olumlu etkisini ticaret ve diplomasi olmak üzere birçok alanda görüyoruz. Bundan sonra da Mısır makamlarıyla eşgüdüm içinde hareket edeceğiz. Son 2 haftada bizzat katıldığımız Sakarya, Kocaeli, Erzurum, Mardin ve Muğla başta olmak üzere il kongrelerimizde görev alan tüm yol arkadaşlarımı tebrik ediyorum. Nöbeti devreden arkadaşlarıma şükranlarımı sunuyorum.

61 yıllık Baas rejiminin yıkılmasıyla birlikte Suriye’de yepyeni dönem başladı. Suriye’nin komşusu ve kardeşi olarak yeni süreci en iyi okuyan, tahlil ve tetkik eden ülke konumundayız. Suriye krizinin ilk anından itibaren tarihin hep doğru tarafında yer aldık.

Bugün sadece Suriye halkının değil Türkiye’nin adını duyunca gözleri parlayan 100 milyonlarca kardeşimizin yüzüne de vakarla bakabiliyoruz. Bu süreçte en ağır imtihanımız 14-28 Mayıs seçimleri dönemerinde alçakça kampanyaya karşı göğsümüzü siper etmek olmuştur. Esas meselenin herşeyden önce gönül kazanmak olduğunu bir kez daha gördük.

Yeni yönetimde görev alan isimleri hepimiz gururla anarak takip ediyoruz. Türkiye’de eğitim almış, milletimizle gönül bağı olan kardeşlerimizi arkadaşlarımızı yönetimde görünce rabbimize şükrediyoruz. Suriye devrimin lideri Ahmet eş-Şara ile yakın temas halindeyiz. Dün Dışişleri Bakanımız Şam’daydı. İnşallah ziyaretlerimiz bundan sonra da artarak devam edecek. Zalim rejime karşı savaşı kazanan Suriye halkının zaferi kazanması, başarılarını kalıcı hale getirmesi için gereken her türlü desteği vereceğiz. En zor günler Allah’ın izniyle artık geride kalmıştır.

61 yıllık Baas karanlığına son veren Suriyeli kardeşlerimizin el ve gönül birliği içinde ülkelerini yeniden ayağa kaldıracakarına eminim. Suriye’nin komşularının da şu önemli hakikati gördükleri kanaatindeyim; istikrarlı Suriye tüm bölge için istikrar ve güven kaynağıdır.

Yeni yönetim verdiği mutedil mesajları çok değerli ve anlamlı buluyoruz. İsrail’in artan saldırganlığının gerisinde Suriye’deki devrimi gölgelemek, Suriye halkının umutlarını boğmak olduğu anlaşılıyor. İsrail er ya da geç işgal ettiği topraklardan çekilecektir, buna mecbur kalacaktır. Elinde 50 bin masumun kanı olan Netanyahu’nun tuttuğu yol yol değildir. İsrail’de şayet bir devlet aklı varsa bunu ne kadar erken idrak ederlerse o kadar iyi olacaktır.

Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve üniter yapısının altında korunması Türkiye’nin değişmez çizgisidir. Bundan geri adım atmayacağız. Suriye’nin ve bölgemizin geleceğine DEAŞ ve PKK dair hiçbir terör yapılarına yer yoktur. Ya kendilerini tasfiye edecekler ya da tasfiye edilecekler. Kendileri dışında hiç kimseye hayat ve söz hakkı tanımayan bu katil sürülerini bölgemiz için tehdit kaynağı olmaktan mutlaka çıkaracağız. Suriye’de bölücü terör örgütüne yönelik nokta operasyonlarımızı bir cerrah hassasiyetle sivillere zarar vermeden sürdüreceğiz. Suriye yönetimin bu konudaki kararlılığını memnuniyetle karşılıyoruz.

Batılı ülkelerin bu canilerden desteğini yavaş yavaş kestiğini görüyoruz. PKK’lı caniler çin çember daralıyor, yolun sonu görülüyor. Kendilerini bekleyen acı akıbetten kaçamayacaklardır. 40 yıldır kanımızı emen bu beladan Allah’ın izniyle kurtulacağız. Terör duvarını yıktıktan sonra Türkler, Araplar, Kürtler olarak büyük kucaklaşmaya imza atacağız.

Bu güzel günlerin şafağı artık sökmeye başlamıştır. Bugünümüz nasıl dünden daha iyiyse yarınlarımız da bugünden çok daha güzel olacaktır. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum.”

Paylaşın

Almanya’dan Türkiye’ye “Suriye” Çağrısı: Kürtlerle Çatışmayın

Türkiye’yi SDG ile olası bir çatışmanın sonuçları konusunda uyaran Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, “Kürtlerle çatışmada yüzü gülen üçüncü tarafın IŞİD olmasının kimseye faydası olmaz” dedi.

Türkiye, Kuzey Suriye’de yer alan ve ana omurgasını YPG’nin (Halk Koruma Birlikleri veya Halk Savunma Birlikleri) oluşturduğu SDG’yi (Suriye Demokratik Güçleri) PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) bir kolu olarak görüyor.

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Suriye’de Türkiye ile Kürtler arasında bir savaş çıkması uyarısında bulunarak “Kürtlerle çatışmada yüzü gülen üçüncü tarafın IŞİD olmasının kimseye faydası olmaz” dedi.

Böyle bir durumun Suriye, Türkiye ve Avrupa için bir güvenlik tehdidi oluşturacağını belirten Baerbock, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini, “daha önce İran ve Rusya örneğinde olduğu gibi üçüncü tarafların ülkede yine dolaplar çevirmesinin” kabul edilemeyeceğini söyledi.

Almanya Dışişleri Bakanı, Suriye’de IŞİD’in geri püskürtülmesinde Kürtlerin özel bir rol oynadığına işaret ederek “Türkiye’nin tabii ki meşru güvenlik çıkarları var. Her ülke gibi Türkiye de terörizmden kurtulmak istiyor. Ancak bu Kürtlerin bir kez daha sürülmesi ve yeniden şiddet yaşanması için kullanılamaz” diye konuştu.

Baerbock, uluslararası toplumun bu konuda “Yeniden şiddet yaşanmaması için, yeni radikal güçler oluşmaması için, terörle geçen yılların ardından insanların nihayet güvenlik içinde yaşayabilmesi için hepimiz sorumluluk taşıyoruz” mesajı vermesi gerektiğini kaydetti.

Yeşiller partili politikacı, “IŞİD teröristlerinin Kürtlere karşı gerçekleştirdiği korkunç katliamlara” işaret ederek Kobani kentinin “Kürtlerin IŞİD’e karşı cesur savaşının sembolü” olduğunu söyledi.

Suriye’de Beşar Esad rejiminin 8 Aralık’ta devrilmesiyle birlikte Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu (SMO), Kürtlerin kontrolündeki Tel Rıfat ve Münbiç’te kontrolü ele geçirmişti. Suriyeli Kürtler, Türkiye ve SMO’nun Kobani kentine operasyon hazırlığında olduğunu düşünüyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a “Suriye” Yanıtı: Bütün Acıların Sebebi İş Bilmez Dış Politikaydı

Erdoğan’ın Suriye üzerinden partisini hedef almasına tepki gösteren CHP Lideri Özgür Özel, “Bu ülkede, 283 şehidin de, 200 milyar dolar gibi bugünkü sorunların tamamını çözebilecek bir kaynağın kaybedilmesinin de, bunun yanında yaşanan bütün acıların sebebi iş bilmez dış politikaydı” dedi ve ekledi:

“O yanlış sürecin sonunda bir tek adamın çökmüş olmasından zafer çıkmaz. Ama Suriye’nin geleceği için doğru yöntem, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu gibi güçlü bir parlamento, tüm ülkenin vatandaşlık bağını doğru tarif eden bizdeki gibi doğru bir anayasa, bunun üzerinden tüm ülkeyi temsil eden bir yönetim anlayışıyla Suriye’ye bir demokratik rejim gelirse, adil ve özgür seçimlerle iktidarlar değişebilirse Suriye’de de kan durur, Türkiye için de en doğrusu olur.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, “Şehit Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay, Bekçi Hasan ve Bekçi Şevki Anma Töreni’nde açıklamalarda bulundu.

BirGün’ün aktardığına göre; Kılıçlı yemin töreni sonrası Yüksek Disiplin Kurulu’na (YDK) sevk edilen teğmenler hakkında açıklama yapan Özgür Özel, “Önce sosyal medyada, sonra yazılı basında, bu iktidara müzahir kalemler ve trol orduları bir linç kampanyasına giriştiler. Böyle bir kampanyanın toplumsal tabanı olmayacağından zaten emindik ama siyasette benimseneceği, bunun üzerinden siyasi çıkarın tenezzül edileceği, bir kutuplaştırma ortamanın getirilmesi için bunun araçsallaştırılacağı ve teğmenlerin yapmış oldukları andı sanki bir disiplinsizlik olarak gösterileceği hiç aklımın ucundan getirmezdi” dedi.

Özel, “Sayın Erdoğan bu işi 8 gün sonra bir siyaset konusu yapmaya, gencecik teğmenlerin onca emeğini çöpe atmaya, onların geleceğini karartmaya küçücük bir siyasi çıkar uğruna tenezzül etti” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’a seslenen Özel, şunları söyledi: “O teğmenler ‘Mustafa Kemal’in Askerleriyiz’ dedi. Mustafa Kemal’in bir tane ordusu vardı ve halen daha bir tane ordusu var. Mustafa Kemal Atatürk’ün askerleri Türk Silahlı Kuvvetleri’nin teğmenleridir. Onların komutanı Mustafa Kemal’dir. O Mustafa Kemal’in ordusu, Yunan ordusunu yenerek İzmir’den denize dökmüştür. Şimdi Mustafa Kemal’in ordusu diyenler yerine sizin birlikte siyaset yaptığınız ve cenazesine 5 bakan yolladığınız Fesli Deli Kadir’e sağlığında siz gittiniz, cenazesinde 5 bakan yolladınız. O diyordu ki ‘Keşke Yunan kazansaydı.'”

Ben kutuplaşmadan, kamplaşmadan yana hiç olmadım ama burada herkes tarafını gösterecek. Ben o genç teğmenlerle beraber Mustafa Kemal’in ordusunun tarafındayım, Mustafa Kemal’in askeriyim. Şimdi siz takınacağınız tavırla hepimize şunu göstereceksiniz; siz hocanız Fesli Deli Kadir gibi Trikopis’in tarafında mı duracaksınız yoksa Mustafa Kemal Atatürk’ün tarafında mı duracaksınız?”

“Bütün acıların sebebi iş bilmez dış politikaydı”

“Her geçen gün kendi acziyetlerini, milletin içinde bulunduğu durumu örtbas etmek için yeni gündemler yaratmaya devam ediyorlar. Buna karşı kararlılıkla, birlik ve beraberlik halinde, özgüvenli yürüyüşümüzü devam ettirmek durumundayız” diyen Özel, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye üzerinden CHP’yi hedef almasına tepki gösterdi.

“Suriye’de komşunun içişlerine karışıldığı, devlet dışı unsurların muhatap alındığı, eğit-donat-yolla savaşsın dedikleri bir süreçte, 13 yıl boyunca bir iç savaş. 5 milyona yakın Suriyeli sığınmacı, 283 şehit, 200 milyar dolar kaybın sonunda Suriye’de zalim, otoriter bir tek adam rejiminin yıkılmasını kendi başarıları gibi göstermeye çalışıp, il kongrelerinde gezip bunun üzerinden CHP’ye saldırıp sanki yeniden güç kazanıyormuş gibi algı yönetimi yapmaya çalışan Erdoğan’a ve partisine şunu söylemek istiyorum” diyen Özel, şunları söyledi:

“Bu ülkede, 283 şehidin de, 200 milyar dolar gibi bugünkü sorunların tamamını çözebilecek bir kaynağın kaybedilmesinin de, bunun yanında yaşanan bütün acıların sebebi iş bilmez dış politikaydı. O yanlış sürecin sonunda bir tek adamın çökmüş olmasından zafer çıkmaz. Ama Suriye’nin geleceği için doğru yöntem, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu gibi güçlü bir parlamento, tüm ülkenin vatandaşlık bağını doğru tarif eden bizdeki gibi doğru bir anayasa, bunun üzerinden tüm ülkeyi temsil eden bir yönetim anlayışıyla Suriye’ye bir demokratik rejim gelirse, adil ve özgür seçimlerle iktidarlar değişebilirse Suriye’de de kan durur, Türkiye için de en doğrusu olur.”

Paylaşın

Yerel Yönetimlere Sekiz Yılda 154 Kez Kayyım Atandı

674 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) yürürlüğe girmesinin ardından geçen sekiz yılda, iktidar yerel yönetimlere toplam 154 kez kayyım ataması yaptı. En fazla kayyım atanan kentler sıralamasında Diyarbakır birinci sırada yer aldı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Seçim ve Parti Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı tarafından hazırlanan “İktidarın Kayyum Müdahalesi: Yerel Seçimlerde Demokrasi ve Anayasa Yönelik Tehditler” başlıklı rapor Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftci tarafından kamuoyu ile paylaşıldı.

15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından 674 Sayılı KHK’yle uygulanmaya başlayan kayyum atamalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunulan raporda, iktidarın yerel yönetimlere toplamda 154 kez kayyum ataması yaptığı kaydedildi.

2016-2024 yılları arasında iktidarın kayyum atadığı belde/ilçe/büyükşehir belediyelerindeki toplam seçmen sayısı 11 milyon 202 bin 496 olarak kaydedildi. Rapora göre en fazla kayyum atanan kentler sıralamasında 26 kez kayyum atanan Diyarbakır birinci, 23 kez kayyum atanan Van ikinci sırada yer aldı. Yıllara göre kayyum sayılarına da yer verilen raporda, 2016 yılı 60 kayyumla ilk sırada gelirken ikinci sırada 38 kayyumla 2019 yılının geldiği belirtildi.

31 Mart 2024 tarihinde yapılan yerel seçimlere kayyum yönetimiyle giden belediyelere ilişkin de bilgilerin yer aldığı raporda, şu ifadeler kullanıldı:

“31 Mart 2024 Mahalli İdareler Seçimi öncesinde kayyum tarafından yönetilen belediye sayısı 49’dur. Bu belediyelerin 9’u 31 Mart Mahalli İdareler Seçimi sonucu AKP veya MHP tarafından yönetilmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi’nin 3 bin 264 oy farkla kazandığı Kars Belediye seçimleri için de 3 bin 821 taşıma seçmen tespit edilmiş ve muhalefet partileri tarafından tüm yasal yollar kullanılarak gerekli itirazlar yapılmıştır. Ancak söz konusu usulsüzlüğe ilişkin yetkili makamlarca herhangi bir adım atılmamıştır.”

30 Ekim 2024 tarihinde gözaltına alınan ve ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in süreci hakkında da bilgi verilen raporda, “Kayyum Can Aksoy, Esenyurt halkının iradesine belediye meclisleri üzerinden de ipotek koydu ve gönderilen yazıda meclis üyelerinin görevleri de hukuksuzca memurlara devredildi. Bu yolla belediye meclisinin kayyumu denetleme yetkisi tamamen ortadan kaldırıldı. Daha önce kayyum atanan belediyelerde gördüğümüz israf, şatafat ve ihale usulsüzlüklerinin Esenyurt’ta yapılmasının önü de böylece açılmış oldu” denildi. Kayyum uygulamasının mevcut Anayasa’da yer alan 2, 5, 123 ve 127’nci maddeler ile çeliştiği belirtilen raporda “Anayasadaki bu düzenlemeler, yerel yönetimlerin bağımsız olarak işleyebilmesini sağlamayı hedeflemektedir” denildi.

ANKA’nın aktardığına göre; Raporun 6 maddeden oluşan sonuç metninde ise şu ifadeler kullanıldı: “İktidar, sandıktan çıkan sonuca saygı göstermeli, sandıkta yenemediğini iktidar gücüyle ve hukuksuzca yenmeye çalışmaktan vazgeçmelidir.

İktidarın siyasi mühendislik alanı olarak tanımladığı kayyum uygulamaları bir an önce son bulmalıdır.

Parlamentoda temsil edilen 10 siyasal partinin ortak bir görüş doğrultusunda TBMM Başkanlığına sunduğu ve kayyum uygulamasının sona ermesini amaçlayan kanun teklifi bir an önce yasalaşmalıdır.

5393 Sayılı Belediye Kanununda yapılacak düzenlemeyle özü itibariyle anti demokratik olan kayyum uygulamasının önünü açan maddeler yürürlükten kaldırılmalıdır.

Hakkında kesin hüküm bulunmayan ve yerlerine kayyum atanan belediye başkanları bir an önce görevinde geri dönmeli, hakkında kesin hüküm bulunan ve yargı yolu tamamen tüketilmiş olması şartıyla hali hazırda görevinde bulunmayan belediye başkanlarının yerine belediye meclislerinde seçim yapılarak, belediye meclis üyeleri arasından yeni bir belediye başkanı seçilmelidir.

Anayasanın 2, 5, 123 ve 127’nci maddelerine açıkça aykırı olan kayyum uygulamasından nemalanan iktidarla hiçbir şekilde yeni anayasa müzakeresi mümkün değildir.”

Paylaşın

İBB Başkanı Cemil Tugay’dan “AK Parti’ye Katılacak” İddiasına Yalanlama

AK Parti’ye katılacağı iddiasına yanıt veren İzmir Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Cemil Tugay, “Bugüne kadar her türlü iftirayı attılar da bu kadar saçma sapanına ilk defa denk geldim” dedi.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay,  AK Parti’ye katılacağı iddiasına yanıt verdi. Tugay, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Bugüne kadar her türlü iftirayı attılar da bu kadar saçma sapanına ilk defa denk geldim” dedi.

Başkan Tugay paylaşımını şöyle sürdürdü: “Böyle bir şeyi ortaya atanın da, akılları sıra algı yapmaya çalışanların da aklına şaşarım. Dün olduğu gibi bugün de yarın da Cumhuriyet Halk Partimizin altı oku ışığı altında, Cumhuriyet değerlerini, demokrasiyi, adaleti, laikliği son nefesime kadar savunmaya devam edeceğim. Döneklik başkalarına, onurla mücadeleye devam etmek bize..”

Cemil Tugay, 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde Karşıyaka Belediye Başkanlığı için CHP’den aday oldu; seçimi yüzde 70,85’lik bir oranla kazandı. Tugay, 29 Ocak 2024 tarihinde yerel seçimlerde CHP İzmir Büyükşehir Belediyesi başkan adayı oldu ve seçimi kazandı. Cemil Tugay, 5 Nisan 2024’te mazbatasını alarak göreve başladı.

Paylaşın

AK Parti Ve MHP, Cumhurbaşkanlığı Sisteminde Revizyona Hazırlanıyor

AK Parti ve MHP, Cumhurbaşkanlığı sisteminden vazgeçmiyor ama yeni anayasa ile sistemde bir revizyon yapılabileceğini söylüyor. Bu revizyonlardan biri cumhurbaşkanı yardımcısı sayısının netleştirilmesine dair.

Altılı Masa sürecinde muhalefetin seçim kazanıldığı taktirde yedi cumhurbaşkanı yardımcısı atanması planı yaptığını hatırlatan AK Partililer, “Altılı Masa bize cumhurbaşkanı yardımcısı sayısına sınır getirilmesi gerektiğini gösterdi. İstikrarlı bir yönetim yapısı için bunu düzenlemek, sayıyı netleştirmek gerekli” diyor.

Bir revizyon önerisi de bakanlarla ilgili geldi. Mevcut sistemde Meclis’ten bakan ataması yapıldığında milletvekilleri istifa etmek zorunda. İstifa eden milletvekili bakanlık görevinden ayrıldığında da milletvekilliğine geri dönemiyor. AK Partili yetkililer yapılacak bir düzenleme ile Meclis’ten bakanlığa atanan milletvekillerine dönem içinde tekrar dönüş imkanı verilebileceğini kaydediyor.

Değişiklik beklenen üçüncü başlık ise erken seçim düzenlemesine dair. Muhalefet de iktidar partisi yetkilileri erken seçim için de Meclis’in bu yetkisinin nasıl bir zaman dilimi içinde kullanılabileceğinin netleşmesi gerektiğini söylüyor.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; AK Parti ve MHP’nin yeni anayasa çağrısı için 2025 yılı başında harekete geçilmesi bekleniyor. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un bu kapsamda siyasi partilere yeniden anayasa ziyaretleri yapması sürpriz olmayacak. AK Partililer muhalefetin mesafeli yaklaştığı yeni anayasa için, “Bu çalışma birbirimizle konuşmak için çok iyi bir zemin. Anayasayı yapamazsak bile oturup konuşabilmeliyiz, bunun bize de topluma da çok büyük faydası olur” diyor.

AK Parti ve MHP, Cumhurbaşkanlığı sisteminden vazgeçmiyor ama yeni anayasa ile sistemde bir revizyon yapılabileceğini söylüyor. Bu revizyonlardan biri cumhurbaşkanı yardımcısı sayısının netleştirilmesine dair. Altılı Masa sürecinde muhalefetin seçim kazanıldığı taktirde yedi cumhurbaşkanı yardımcısı atanması planı yaptığını hatırlatan AK Partililer, “Altılı Masa bize cumhurbaşkanı yardımcısı sayısına sınır getirilmesi gerektiğini gösterdi. İstikrarlı bir yönetim yapısı için bunu düzenlemek, sayıyı netleştirmek gerekli” diyor.

Bir revizyon önerisi de bakanlarla ilgili geldi. Mevcut sistemde Meclis’ten bakan ataması yapıldığında milletvekilleri istifa etmek zorunda. İstifa eden milletvekili bakanlık görevinden ayrıldığında da milletvekilliğine geri dönemiyor. AK Partili yetkililer yapılacak bir düzenleme ile Meclis’ten bakanlığa atanan milletvekillerine dönem içinde tekrar dönüş imkanı verilebileceğini kaydediyor.

Değişiklik beklenen üçüncü başlık ise erken seçim düzenlemesine dair… Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan mevcut anayasaya göre iki dönem olan görev süresini 2028 yılında tamamlayacak. Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi için iki yol var. Birincisi Anayasada cumhurbaşkanının görev süresiyle ilgili değişiklik yapmak, ikincisi ise Meclis’in erken seçim kararı alması. Anayasaya göre Meclis’te 360 oyla erken seçim kararı alınabiliyor. Bunun takvimiyle ilgili ise bir sınırlama bulunmuyor.

2028 yılının mayıs ayında yapılması gereken seçimi Meclis kararıyla bir yıl öne çekmek de 1 ay öne çekmek de mümkün. Her iki durumda da erken seçim gerçekleşmiş oluyor. Ancak bu durum eleştiri konusu. Örneğin “genel seçimlere 1 yıl kala ara seçim yapılamaz” hükmü var. Muhalefet de iktidar partisi yetkilileri de erken seçim için de Meclis’in bu yetkisinin nasıl bir zaman dilimi içinde kullanılabileceğinin netleşmesi gerektiğini söylüyor.

Paylaşın

İstanbul Barosu’na “Terör” Soruşturması

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Barosu’nun “Nazım Daştan ve Cihan Bilgin” paylaşımı sonrası Baro Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri hakkında, “Terör” soruşturması başlattı.

İstanbul Barosu, “Basına yansıyan bilgilere göre, gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin, 19 Aralık’ta Suriye’de yaşanan gelişmeleri takip ederken uğradıkları saldırı sonucu yaşamını yitirmişlerdir. Basın mensuplarının çatışma bölgelerinde hedef alınması, Uluslararası İnsancıl Hukukun ve Cenevre Sözleşmesi’nin ihlali niteliğindedir” ifadelerini kullanmıştı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Baro Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri hakkında, “Terör örgütü propagandası yapmak” ve “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” iddiasıyla resen soruşturma başlattı.

Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada, “21/12/2024 tarihinde İstanbul Barosu tarafından resmi Twitter hesabından da duyurulan açıklamayla, PKK terör örgütü mensupları Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’i övücü nitelikteki sözler ile ayrıca sözde gazetecilik faaliyetleri ve gazeteci kimlikleri nedeniyle öldürüldükleri, devletimizin sözde savaş suçu işlediği şeklinde yanıltıcı bilginin yayılması şeklindeki tespitler nedeniyle İstanbul Baro Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri hakkında Cumhuriyet Başsavcılığımızca, Terör Örgütü Propagandası Yapmak ve Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yaymak suçlarından resen soruşturma başlatılmıştır” ifadelerine yer verildi.

İstanbul Barosu, Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in Suriye’de hayatını kaybetmesine ilişkin olarak sosyal medya hesabından şu paylaşımı yapmıştı: “Basına yansıyan bilgilere göre, gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin, 19 Aralık’ta Suriye’de yaşanan gelişmeleri takip ederken uğradıkları saldırı sonucu yaşamını yitirmişlerdir. Basın mensuplarının çatışma bölgelerinde hedef alınması, Uluslararası İnsancıl Hukukun ve Cenevre Sözleşmesi’nin ihlali niteliğindedir. Dahası, savaşa taraf olmayan sivillerin hedef alınması, Roma Statüsü 8/2/b/ii. maddesinde savaş suçlarından biri olarak ifade edilmiştir.

Dolayısıyla, silahlı çatışma bölgesinde görev yapan gazetecilerin korunmasına ilişkin kurallar, Uluslararası İnsancıl Hukukun bünyesindedir. Yine, bahsi geçen olaya ilişkin Şişhane Meydanında yapılmak istenen basın açıklamasında, aralarında Baromuz üyesi dört meslektaşımız ile iki hukuk fakültesi öğrencisi ve onlarca gazetecinin olduğu yurttaşlar gözaltına alınmıştır.

Uluslararası hukuku ihlal eden bu olaya ilişkin derhal soruşturma başlatılması ve sorumlulardan hesap sorulması gerekirken, Anayasal haklarını kullanan ve meslektaşları için yas tutan basın mensuplarının ve meslektaşlarımızın gözaltına alınması kabul edilemez bir durumdur. İki basın mensubu yurttaşımızın öldürülmesi olayıyla ilgili olarak etkin bir soruşturma yürütülmesini ve Anayasal haklarını kullanarak basın açıklaması yaptıktan sonra gözaltına alınanların derhal serbest bırakılmasını talep ediyor, sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.”

İzmir Barosu’ndan İstanbul Barosu’na destek

İzmir Barosu’ndan, hakkında soruşturma açılan İstanbul Barosu’na destek geldi. İzmir Barosu’ndan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“İstanbul Barosu yalnız değildir! Suriye’de öldürülen iki gazeteci ile ilgili olarak sosyal medya hesabından yapılan açıklama nedeniyle İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu hakkında terör örgütü propagandası yapmak ve halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak suçlarından soruşturma başlatılması hukukun üstünlüğü, demokrasi ve ifade özgürlüğünün açık ihlalidir.

Hukuku baskı ve sindirme aracı olarak kullananlar, farklı düşüncesi ve sözü olan kurumları ve kişileri terör suçlamalarıyla susturmaya, sindirmeye çalışmakta, bu yolda kendilerine her gün yeni bir hedef aramaktadırlar. Bu yöntemler baskı ve zor kullanmadan yönetme kabiliyetini yitirmiş despot bir yönetimin iktidarını koruma çaresizliğinin göstergesi olarak değerlendirilmelidir.

İstanbul Barosu Avukatlık Kanunu’nun kendisine verdiği sorumluluk ve yetki ile demokratik hakkını kullanarak görevini yapmıştır. Düşünce ve ifade özgürlüğünü kullananlara karşı suç duyuruları ve soruşturmalar yoluyla uygulanan baskıları kabul etmediğimizi bir kez daha yineleyerek söz konusu İstanbul Barosu açıklamasını İzmir Barosu olarak imzalıyoruz.

Eğer uluslararası hukuk ve Avukatlık Kanunu kapsamında görev yapmak suçsa bizi de yargılayın! İstanbul Barosunun yanındayız! Biliyor ve inanıyoruz ki bu karanlık elbet dağılacak, bu ülke çok yakında aydınlığa uyanacaktır.”

İstanbul Barosu’ndan tepki

İstanbul Barosu, soruşturmaya tepki gösterdi. İstanbul Barosu’ndan konuya ilişkin yapılan açıklama şöyle: “Baromuzun 21.12.2024 tarihinde yapmış olduğu bir açıklama nedeniyle, basında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldığı yönünde haberler çıkmıştır.

Baromuz, Anayasamız ve Avukatlık Yasası’nın 76, 95 ve 97. maddeleri gereği ‘Hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak” görevi gereği, söz konusu metni paylaşmıştır.

Baromuzca yapılan açıklamada ‘Terör örgütü propagandası yapma’ ve ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ ile ilişkilendirilebilecek hiçbir beyan yer almamaktadır. Bu itibarla, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına atfen basına yansıyan haberlere konu isnatlar ve açıklama metnimiz arasında doğrudan veya dolaylı bir bağ kurulması kesinlikle olanaksızdır.

Kaldı ki, açıklama metninde Türkiye Cumhuriyeti ve kurumlarına yönelik hiçbir olumsuz ifade ve suçlama yer almamaktadır. Her zaman insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü savunan Baromuz, tüm Anayasal kuruluşları ve hukuk kurumlarını, usul kuralları başta olmak üzere, Anayasaya, yasalara ve hukukun genel ilkelerine saygı göstermeye çağırır.

Paylaşın

Babacan: Nüfusun Yüzde 5’i Zenginleşti, Yüzde 95’i Fakirleşti

Hükûmetin ekonomi politikasını değerlendiren DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Ekonomi politikalarındaki başarı demek geniş kitlelerin refahının topyekûn artması, ülkenin topyekûn zenginleşmesidir” dedi ve ekledi:

“Şimdi eğer ‘Büyüdük’ diyorsanız ama büyümenin nimetlerinden nüfusun sadece yüzde 5’i yararlanıyorsa, yine TÜİK rakamları bunlar son 5 yılda nüfusun sadece yüzde 5’inin gelişmesi… Geri kalan yüzde 95’in geliri reel olarak ya sabit kaldı ya da düştü… Demek ki büyüdük dediğinizden istifade eden yüzde 5. Bu, yüksek faiz ve aynı zamanda rekabetin işlememesi sebebiyle, sonuçta belki hali vakti yerinde memnun küçük bir kesim, ama gittikçe fakirleşen, fukaralaşan geniş milyonlar… Tablo bu maalesef.”

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA Partisi) Genel Başkanı Ali Babacan, “Mesele Ekonomi” yayınında Semih Sakallı ve Erdal Sağlam’ın sorularını yanıtladı. 2025 Yılı Bütçe Kanunu Teklifi, asgari ücret zammı, tarım politikaları ve Suriye meselesine yönelik yaptığı değerlendirmelerde Ali Babacan şunları söyledi:

“Ekonomi politikalarındaki başarı demek geniş kitlelerin refahının topyekûn artması, ülkenin topyekûn zenginleşmesidir. Şimdi eğer ‘Büyüdük’ diyorsanız ama büyümenin nimetlerinden nüfusun sadece yüzde 5’i yararlanıyorsa, yine TÜİK rakamları bunlar son 5 yılda nüfusun sadece yüzde 5’inin gelişmesi… Geri kalan yüzde 95’in geliri reel olarak ya sabit kaldı ya da düştü… Demek ki büyüdük dediğinizden istifade eden yüzde 5. Bu, yüksek faiz ve aynı zamanda rekabetin işlememesi sebebiyle, sonuçta belki hali vakti yerinde memnun küçük bir kesim, ama gittikçe fakirleşen, fukaralaşan geniş milyonlar… Tablo bu maalesef.

KOBİ’ler, küçük esnaf cidden sıkıntıda. 23 milyon şu anda dava var. 23 milyon icra dosyası var Türkiye’de, biliyor musunuz? 86 milyonluk bir ülkede 23 milyon icra dosyası var şu anda mahkemelerde… Yani reel kesim KOBİ’ler belki de son yılların en zor şartlarını yaşıyorlar. Hele hele ihracatçılar yüksek faiz ödemek zorunda, maliyetleri artmış. Ama döviz kuru fazla değişmediği için satış fiyatlarını artıramamışlar. Satış fiyatları döviz kuruyla baskılanıyor ama maliyetler artmış, yüksek faiz. Bu şartlarda yeni yatırım da çok zor, ihracat artışı da çok zor. Olmuyor da nitekim.

Türkiye’de ilk defa bir nesil kendinden sonraki nesille ilgili endişeli. Yani bir nesil kendinden sonra gelen neslin daha kötü şartlarda yaşayacağından endişeli. Böyle bir şey yaşamamıştı ülke ya. Cumhuriyet tarihine bakın; her nesil bir öncekine göre daha iyi şartlarda, daha iyi şartlarda, daha iyi şartlarda yaşadı bu ülkede. Ama ilk defa son 10 yıldır bir nesil daha önceki nesilden daha düşük hayat standartlarına mahkûm kalıyor. Bu tarihi bir şey yani.

Türkiye’de bakıyorsunuz gıda enflasyonuna, bir de OECD ülkelerindeki gıda enflasyonuna bakıyorsunuz… Şimdi bunun en önemli sebebi tarımdaki girdi maliyet. Tarımda verilen destek çok az. Yani tarım politikalarında çiftçi desteği çok az. Dolayısıyla hem çiftçi gerçekten son derece sıkışmış durumda, çiftçinin büyük bir kısmı zarar ediyor. Ama aynı zamanda yükselen maliyetler sebebiyle gıda fiyatları artıyor ve OECD içerisinde en yüksek gıda enflasyonu şu anda Türkiye’de. Halkın temel ihtiyacı, yani olmazsa olmaz ihtiyacı bu gıda.

Avrupa Birliği’nin kendi içerisinde tarıma korkunç destek mekanizmaları var; çiftçi korunuyor. Çiftçiye destek veriyor ki çiftçi mümkün olduğunca ucuza mal etsin ve halk ucuza gıda tüketsin. Gerçekten işi bilen bir tarım kadrosu yok Türkiye’de… Tarım Bakanlığına baktığınızda Bakan’a bakın, yöneticilerine bakın. Gerçekten o işi bilen ve Türkiye’yi tanıyan insanlar yok. Kaldı ki dönüp dolaştığında bu işin bir koordinasyonu gerekiyor. Yani bir koordinasyon mekanizması içerisinde tarım politikalarının ele alınıp desteklenmesi gerekiyor.

Eğer tarıma sadece bütçeden ödeme yaptığımız bir yer, bu çiftçiler başımıza çıktı, durmadan bizden para istiyorlar falan diye bakıyorsanız yürümez. Ama bütüncül bir şekilde ya tarım önemli, gerektiğinde bankacılık sistemi üzerinden uygun kredilerle, bütçe üzerinden akıllıca tasarlanmış desteklerle biz hem çiftçimize sağlıklı tutalım hem çiftçimiz hayatını geçindireceği bir gelire sahip olsun, hem de vatandaşımız uygun şartlarda gıdaya ulaşabilsin diyorsanız, o zaman bu başka bir bakış açısı gerekiyor.

İmar rantı, emsal değişikliği, imar geçti meseleleri en büyük rantın oluştuğu alanlar. Bir avuç insan para kazansın diye, milyonlar çok daha pahalı konutlarda oturmak zorunda kalıyor. Ve konut, bırakın artık satın alma çoğu için hayal, kiralamak bile zorlaşıyor Türkiye’de. Peki bunun finansmanı nasıl olacak? Aslında bunun için biz, Konut Finansmanı Kurumu diye bir modeli Türkiye için önerdik. Önermeye de devam ediyoruz.

Bu, büyük ekonomilerin hepsinde olan bir sistem. Mesela Almanya’da vardır, Japonya’da vardır, Amerika’da üç tane vardır bunlardan. Yani konut finansmanıyla ilgili, konut kredilerini bankalardan toptan bir şekilde alıp, paketleyip, uluslararası piyasalarda buna yatırımcı çeken, bunun karşısında gelen nakit akışıyla da yeni konutları finans eden bir sistem. Nihayetinde, Hazine’nin burada önemli bir paydaşı olarak, sadece biraz kefalet, biraz arsa teminiyle önemli bir paydaşı olduğu Hazine’de, ama bankaların ve yatırımcıların da içinde olduğu bir sistem.

‘Kardeşim bu düzen büyük bir haksızlık! Bu düzen aslında insanlara büyük ve haksız kazançlar sağlıyor. Dolayısıyla bunu düzeltmemiz lazım. Bunu gerçekten bir adil bir mekanizmaya bağlamamız lazım’ diye bir dert de yok. Ama bunun çözülmesi için bir ülkenin Cumhurbaşkanı’nın, Başbakanı’nın ‘Ben bu işi çözeceğim arkadaş’ diye masaya vurması lazım. ‘Ben bu ülkede artık çete, mafya istemiyorum. Ben bu ülkede artık yolsuzluk istemiyorum. Ben bu ülkede artık kayıt dışı işlem istemiyorum arkadaş’ diye masaya yumruğunu vurması lazım.

TÜİK’in mutlaka dışarıdan denetlenmesi gerekiyor; doğru enflasyon olması gerekiyor. Yıllarca düşük gösterilmiş enflasyon, oradan birikmiş hak var. Ama genel anlamda şu işçinin hakkı, gerçek enflasyon artı büyümeden yani refahtan pay. Bunun ölçüsü bu. Bu ölçüye uygun bir şekilde mutlaka asgari ücret ayarlaması yapılmalı. Ama 1 Temmuz ıskalanmamalı yani. 1 Temmuz çok önemlidir. Yani 6 ay sonra bir nefes daha aldırsın insanlara. Az değil yani. Hele yüksek enflasyon döneminde… Mesela bu yıl 2024, çok yazık oldu ya. İşte yüzde 47 enflasyon var hâlâ. Yani yılbaşında senin tespit ettiğin 17 bin lira asgari ücret. Üzerine yüzde 47 enflasyon geldi. E niye arada bir zam vermedin ki 1 Temmuz’da? Mesela bir yüzde 25 falan ver. Ondan sonra da tamamla. Yapmadılar yani. Bu da bir başka garabet.

Mesela emekli maaşlarında da aynı şey oldu. En düşük emekli maaşı 12 bin 500’dü. Bir yıl sabit gitti. Ya niye 1 Temmuz’da ara zam vermiyorsun ki yani? Diyecekler ki para yok. E canım faize bulmuşsun işte para yani değil mi? İsteyince buluyorsun. Ya da düzgün yönet. Bu kadar yüksek faiz ödeme de emekliye öde. Bunlar mümkün yani. Ama iş olmayınca, beceriksizlik ve başarısızlık olunca tabii bahane üretmekten kolay bir şey yok. Ama ben tekrar buradan çağrı yapıyorum. Hâlâ vakit var. 1 Temmuz’u işçiler de işverenler de unutmasın. Hükûmet hiç unutmasın. Çünkü yıllarca, her yıl 1 Temmuz’da ara zam verilirken şu anda niye konuşulmuyor, ben bunu anlamış değilim. Çünkü alın terinin hakkıdır, emeğinin hakkıdır. Onun ziyan olmaması lazım.

“Türkiye’nin de muhtemelen haberi vardı”

Rejimin bu kadar hızlı devrileceği; bunlar planlı mıydı, yoksa artık süreç içerisinde mi gelişti bilemiyoruz. Türkiye’nin de muhtemelen haberi vardı bana göre. Ama bunu finansman olarak desteklemek ya da lojistik olarak desteklemek, ‘HTŞ Türkiye’nin kontrolünde bir örgüttür’ falan diyecek, öyle bir durum yok. Zaten Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan makul açıklamalarda da bunun böyle olduğu teslim ediliyor. Ama bir de iktidarın bir iletişim makinesi var.

İletişim makinesi de, ‘Halep Fatih’i Cumhurbaşkanımızdır, Şam’ın Fatih’i Cumhurbaşkanımızdır’ diye bir iletişim pompalıyor öbür taraftan. Şimdi siz fetihten bahsettiğinizde, oradaki o Halep’e plaka numarası verdiğinizde, Şam’a plaka numarası verdiğinizde falan, bu sefer ne oluyor uluslararası kamuoyunda? Yani herhalde bunlar aklı olan insanlar… Hani bu iletişim makinesinden bu bilgilerin çıktığını öngöremeyecek şeyler değil. Hükûmet deyip de, ‘Ya evet ama sosyal medyada da böyle bir şey yayılmış, bana ne bilmiyorum’ falan filan diyecek durumu yok. Yani bunu da herkes biliyor.

Şimdi bu dış politikayla, dış güvenlikle ilgili meseleyi siz içeride, iç politikada günlük bir araç haline getirirseniz, işte o ülkeyi yanlış yollara sokar. Yani bu iç politika kaygısıyla ya da içeride bir kahramanlık hikâyesi üretme kaygısıyla dışarıda işler yapmaya başlarsanız, bir süre sonra yanlış adımlar, yanlış kararlar alırsınız. Onun için bu işlerde özü sözü bir olmak lazım. Yani Dışişleri Bakanlığı ne diyorsa hükûmetin iletişim mekanizması, trolleri falan da aynı şeyi söylemesi lazım.

HTŞ ile Türkiye’nin diyaloğu var. İleride potansiyel bir etkisi olabilir Türkiye’nin. Yani olumlu ve yapıcı bir şekilde bizim HTŞ üzerinde etkimiz olabilir. Bu etkiyi çok akıllı bir şekilde kullanmak lazım. Ve Suriye’nin istikrarı için kullanmak lazım. Kendi haklı güvenlik kaygılarımızı iyi anlatmamız lazım. Suriye’deki varlığımız, Türkiye kamuoyuna bir kahramanlık hikâyesi anlatmak için değil; ‘Suriye’deki varlığımız, kendi güvenliğimiz ve Suriye’nin istikrarı için’ diye özü sözü bir iletişim lazım yani. Onu yapmıyorlar. Onu yapmadıkları için de bu içerideki bu iletişim, bu hava gittikçe hükûmeti ileride dar bir köşeye sıkıştırabilir.”

Paylaşın

Bahçeli, “Suriye” Üzerinden CHP’ye Yüklendi

CHP’den gelen “Suriye” eleştirilerine sert sözlerle yanıt veren MHP Lideri Devlet Bahçeli, “CHP’nin Suriye politikası, Baas menşelidir. CHP’nin gayrimilli ve gayriahlaki siyasetinin başka türlü izahını yapmak boşuna emek ve zaman israfıdır. Türkiye’nin karşısında mevzilenen CHP’nin siyaseti iflas bayrağını çekmiş, üstelik Esad’ın kanlı mazisine bağlandığı kesinleşmiştir. Bu utanç verici ilkesizlik Türkiye’de hiçbir muhalefet partisine yakışmayan bir alçalma halidir” dedi ve ekledi:

“CHP Genel Başkanı, Suriye’nin devrik zalimi Esad kaçtı kaçalı neredeyse karalar bağlamış, matemden gözlerini feri sönmüştür. Kendisine tavsiyem bu kadar üzülmemesi, bu kadar kendisini sıkıntıya sokmamasıdır. Eğer yüreği varsa, muhabbet ve hürmeti bakiyse Moskova’ya saklı gizli giderek Esad ile kucaklaşması ve hasretini gidermesi mümkündür. Önüne geçen de zannediyorum olmayacaktır. CHP’nin siyaseti Türkiye’ye karşı siyasettir. CHP’nin siyaseti emparyalizme bağlı ve bağımlı siyasettir. Türkiye’nin Suriye’de kaybettiğini ABD ve İsrail’in kazandığını söylemek için bölgesel siyasetin iç yüzüne Özgür Bey gibi bakarken görmemek, konuşurken duymamak kafidir.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, MHP Siyaset ve Liderlik Okulu’nun eğitim faaliyetlerini tamamlaması dolayısıyla düzenlenecek 20’nci Dönem Sertifika Töreni’ne katıldı. Bahçeli burada yaptığı konuşmada, şunları kaydetti:

“Bugünkü müzmin ve münasebetsiz muhalefet anlayışının bugüne kadar hiçbir şeyden ders almadığı, daha da kötüsü buna niyetinin olmadığı az çok hepimizin malumudur. Sırf muhalefet için muhalefet yapanlar, ağızlarını yalan için açanlar, her meseleyi saptırmak için konuşanlar esasta siyasetin konusu değildir. Bunlar patolojik vakalardır, histeri krizine yakalanmışlardır. Türk ve Türkiye vizyonu, muzaffer geçmişimizin mucizevi geleceğe düşen cemresidir. Doğru siyaset, doğru düşünce, doğru zaman, zemberek Türk devri, zemin Türk dünyası.

Ne hayallarimize sınır koyuyoruz ne hedeflerimize gem vuruyoruz. Öz güvenimizi zedeleyen ürkekliği kabul etmiyoruz. Yanlış ve yanıltıcı bir vizyonun at gözlüklerinden bakmıyoruz. Bireysel çıkarları öne almıyor, siyasi hırslara boyun eğmiyoruz. Kardeşliğin kalleş tertiplerle tahribine müsade etmiyoruz, etmeyeceğiz. Gelecek nesillere, ecdattan evlada umutlu, huzurlu, güvenli, mamur, muassır ve müreffeh, küresel liderliğe gözünü dikmiş bir Türkiye’yi emanet olarak tevdi edelim. Barıştan herkes bahseder ancak simgelediği muazzez anlam üzerine düşünen, bunun gereğini soylu mizacıyla yerine getiren ne hikmetse çok azdır. Demokrasiyi, özgürlüğü, insan haklarını önüne gelen işine geldiği şekliyle keyfi yetene kadar diline pelesenk eder de hakiki mesaj ve muhtevalarına kafa yoran neredeyse parmakla gösterilecek kadar sınırlıdır. Şuur kepenklerini indiren duygusal, ideolojik ve dogmatik amirler, her seferinde görüş açımızı kapatan kör noktalardır.

Biz olayların peşinden sürüklenen değil, olayların rotasını belirleyen kuvvetli fikir ve düşünce sistematiğine sahibiz. Bu kapsamda kaynağını Türk-İslam ülküsünden bulan Türk milliyetçileriyiz. Hadiselerin oyuncağı değil, kurulan tuzakları, oyunları bozan dava neferleriyiz. Biz MHP’yiz. Türkiye’nin gücü ve güvencesi Cumhur İttifakı’yız. Tahsil ve terbiyemiz vatan ve millet sevdası ile temayüz etmiştir. Sipariş telkinlere, sinsi kulislere sonuna kadar kapalıyız. Hür ve bağımsız vicdanımızla Türk milletinin tarihi kadar köklü fikir yapımızla ayırmayı ve bölmeyi reddeden kucaklayıcı siyasetimizle millete hizmet için yanıp tutuşuyoruz.

Komşu ülke Suriye’de 13 yıldır süren iç çatışma dönemi yerini yeni bir gerçekliğe bırakmıştır. 61 yıllık Baas, 54 yıllık Esad zilleti sona ermiş; Suriye yeni bir siyaset kulvarına girmiştir. Bu siyasetin dengeli ve kapsayıcı olması çok acılar çeken Suriye halkını layık olduğu mertebelere bütünlük ve kardeşlik içerisinde oluşturması yegane temelimizdir. Suriye’nin istikrarı, Türkiye’nin güvenliği açısından olmazsa olmaz önemdedir. Suriye’nin siyasi ve toprak birliğinin muhafazası iç barış ve huzur ortamının hiçbir kaza ve kesintiye mahal vermeden tesisi hem komşuluk hukukumuz hem bölgesel sükunet ve güvenlik bakımından ihmal edilemez bir ihtiyaçtır.

Suriye’nin geleceğine karar verecek olan Suriyelilerdir. Ancak bu karar sürecinde samimi, dostane, yapıcı ve destekleyici şekilde Türkiye’nin paylaşacağı pek çok tecrübesi olduğu muhakkaktır. Tüm rejim muhaliflerinin öncülüğünde 8 Aralık’tan itibaren tezahür eden geçiş dönemi, ümit ediyorum ki Suriye’nin derlenip toparlanmasında mühim bir eşik olacaktır. Geçiş dönemini takip eden önümüzdeki aylarda anlaşılan geçici yönetim tezahür edecek ardından anayasa hazırlığı ile beraber siyasi partilerin kurulup seçimlerin yapılması gündeme gelecektir.

Suriye’nin demokrasiye intikali ile birlikte uluslararası topluma entegre edilmesinde Türkiye her türlü katkıyı vermeye hazırdır. Dost ve kardeş Suriye halkı zulümden çok çekmiştir. Izdıraplı yılların ardından barışçıl havanın egemen olması memnuniyet vericidir. Esad rejiminin karanlık sayfaları açıldıkça gün yüzüne korkunç vakalar çıkmaktadır. Sednaya Hapishanesi’ndeki insani felaketler hepimizin yüreğini titretmiştir. Yerin onlarca metre derinliğinde hücrelere kapatılan. işkenceyle katledilen masumların hesabı katil Esad’dan mutlaka sorulmalıdır. Bu alçak Lahey Adalet Divanı’nda cani Netanyahu ile birlikte en yakın sürede yargılanmalıdır.

“CHP’nin Suriye politikası, Baas menşelidir”

CHP’nin Suriye politikası, Baas menşelidir. CHP’nin gayrimilli ve gayriahlaki siyasetinin başka türlü izahını yapmak boşuna emek ve zaman israfıdır. Türkiye’nin karşısında mevzilenen CHP’nin siyaseti iflas bayrağını çekmiş, üstelik Esad’ın kanlı mazisine bağlandığı kesinleşmiştir. Bu utanç verici ilkesizlik Türkiye’de hiçbir muhalefet partisine yakışmayan bir alçalma halidir. CHP Genel Başkanı, Suriye’nin devrik zalimi Esad kaçtı kaçalı neredeyse karalar bağlamış, matemden gözlerini feri sönmüştür. Kendisine tavsiyem bu kadar üzülmemesi, bu kadar kendisini sıkıntıya sokmamasıdır.

Eğer yüreği varsa, muhabbet ve hürmeti bakiyse Moskova’ya saklı gizli giderek Esad ile kucaklaşması ve hasretini gidermesi mümkündür. Önüne geçen de zannediyorum olmayacaktır. CHP’nin siyaseti Türkiye’ye karşı siyasettir. CHP’nin siyaseti emparyalizme bağlı ve bağımlı siyasettir. Türkiye’nin Suriye’de kaybettiğini ABD ve İsrail’in kazandığını söylemek için bölgesel siyasetin iç yüzüne Özgür Bey gibi bakarken görmemek, konuşurken duymamak kafidir. Trump’ın Cumhurbaşkanımıza yönelik müspet mesajlarını bile hırçın şekilde saptırıp kıskançlıktan deliye dönen ve çarpık mantığıyla tevil eden CHP Genel Başkanı mertlikten ve millilikten nasibini almayan yarım adamdır. Kallavi Özgür Bey’in başına yakışmıyor.

Eğer ne demek istediğimi merak ediyorsa ki yeni bir şey öğrenirse sevinirim. Tanzimat Dönemi sadrazamlarından Mehmet Emin Rauf Paşa’nın hayatını tetkik edebilir. CHP’nin Türkiye hazımsızlığı Türkiye’nin haklı ve meşru mücadelelerini karalaması, her milli meselede muhasım mevzide konuşlanması siyasi erimeye örnektir. Suriye’deki gelişmeleri ne zafer havasıyla takdim etmek ne hezimet ve hüsran iddialarıyla kötülemek doğru ve hakkaniyetli bir tavır değildir. İhtiyatlı, temkinli, dengeli şekilde ve iyi niyet temelinde komşu ülke Suriye ile ilişkileri geliştirmek, muhtemel bütün senaryolara karşı hazırlıklı olmak en doğrusudur.

Yanı başımızda yeni bir siyasal sistem kurulacaktır ve bunu kuracak olan Suriye halkıdır. Beklentimiz Türkiye ve Suriye diyaloglarının altın çağının yaşamasıdır. Suriye toprakları bölücü terörden tamamen arındırılmalıdır. Suriye’de PKK ve YPG’ye kesinlikle yer olmamalıdır. Bu örgüt silahlarını Suriye’nin geçiş hükümetine devretmelidir. Suriyeli olmayan örgüt üyeleri sınır dışı edilmelidir. Tek bir terörist sınırlarımızda nefes dahi almamalıdır. Artık bölücü teröre tahammülümüz asla yoktur. Teröristler elini kolunu sallayarak artık hiçbir yerde dolaşamayacaktır.

Suriye’nin devlet ve toplum hayatını pozitif bir dille ve herkesi kucaklayan bir hassasiyetle yeni baştan inşa etmeye koyulan Esad muhaliflerinin açıklamaları bize göre çok ama çok olumludur. Ne Türkiye’de ne Suriye’de ne de Irak’ta bölücü kiralık tetikçilere hayat yoktur, umut yoktur, gelecek yoktur. Fitnenin başına gök kubbe yıkılmalıdır. Suriye’nin eşit egemen vasfına riayet ve saygı uluslararası toplum adına bir mükellefiyettir. Aynısı Türkiye Cumhuriyeti için de geçerlidir. Hiç kimse bu ahlaki ve hukuki mesuliyetten kaçamayacaktır. Suriye’de yaşayan Kürt kardeşlerimiz ile bölücü terör örgütü arasında en ufak bir irtibat söz konusu değildir. Türkiye ve Suriye’de yaşayan Kürt kardeşlerimiz, terörizmin ablukasına karşı uyanışa geçmiş, artık kan tacirlerinin gerçek niyet ve yüzünü görmüştür. Kürtler kardeşimizdir. Terör örgütü iki cihan hasmımızdır.

DEM Parti ise CHP’nin tahrik, taciz ve istismar siyasetine alet olmadan Türkiye partisi olma yönünde kararlı adımlarla yürümelidir. İmralı ile sağlanacak görüşmeler sonucunda terörün bittiği, terör örgütünün lağvedildiği ortak gelecek ideali insan ve millet çerçevesinde açıklanmalıdır. Terör örgütü için sona gelinmiştir. Cinayet örgütünün miladı dolmuştur. Barış, huzur ve kardeşlik kazanacak; terör ve bölücülük kaybedecektir. Türkiye ve Suriye kazanacak, emperyalizmin kaos planları kaybedecektir. Türk milleti yeni yüzyılda milli birlik ve kardeşliğin dünya genelindeki timsali olacaktır. Silahlar susmakla kalmayacak hepsi birden kırılıp atılacak veya devlete teslim edilecektir. Türk-Kürt kardeşliği millet bünyesinde taçlanacaktır.

Filistin’de, Lübnan’da, Suriye’de kalıcı barış ve sürdürülebilir istikrarın sağlanması konusunda iç cephesini tahkim eden Türkiye’nin yapacağı pek çok şey vardır. İsrail’in korsan ve haydut yayılmacılığı durdurulmalıdır. Golan Tepeleri’nden çekilmediği takdirde geniş bir yaptırım ve mücadele stratejisi geliştirilmelidir. Siyonist barbarlık Türkiye’nin daha fazla sabrını zorlamaktan uzak durmalıdır. Bu en azından kendisi için hayırlı bir adım olacaktır. Şam’a gözünü diken Tel Aviv’de Kudüs’te Osmanlı şamarını yiyeceğini hiç kimse unutmamalıdır. Şam güvendeyse, günü geldiğinde Kudüs de güvende olacaktır.”

Paylaşın