Erdoğan’dan “İkinci Nas Dönemi” Mesajı: Faiz İnecek Ki Enflasyon Da İnsin

Partisinin Bursa İl Kongresi’nde konuşan Erdoğan, “Para politikasının yanı sıra uhdemizdeki diğer araçları da devreye alarak inşallah enflasyonu olması gereken seviyeye indireceğiz. Faizi kesinlikle indirmeye başlayacağız. 2025 bunun işaret yılı olacaktır. Faiz inecek ki enflasyon da insin. Bu, bizim olmazsa olmazımız” dedi ve ekledi:

“(Asgari ücret) İşveren daha fala vermek istiyorsa versin. Biz tabanı belirliyoruz. Elini tutan yok. Şayet enflasyon oranında çok ciddi bir sapma olursa tabii ki biz de buna kayıtsız kalmaz, gerekli değerlendirmeleri yaparız. İstihdamda bir kayıp gerileme yaşanmasını arzu etmiyoruz.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “Bölgemizde ve dünyada olağanüstü bir gelişme olmazsa 2025 enflasyon hedefini tutturacağımızdan hiç şüphe duymuyoruz. Enflasyonu düşürerek milletimizin tamamını rahatlatacak şekilde alım gücünü artırmayı, refah seviyesini, fiyatları stabil tutarak yükseltmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Bursa 8. Olağan İl Kongresi’nde konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Bursa Anadolu coğrafyası gibi gönlü geniş bir şehirdir. Bursa’da Balkan, Kafkas şehirlerinden kardeşlerimiz var. Bursa’da kardeşlerimiz huzur içinde güven içinde yaşıyor. Bursa Halep’in, Humus’un da kardeşidir. Şam’ın da kardeşidir. Rabbim Bursa’yı ve Bursalı kardeşlerimizi korusun.

Gençler maşallah bugün çok coşkulu. Ben de sizlerle gurur duyuyorum. Şehre geldiğimiz andan itibaren bizleri bağrına basan Bursalılara şükranlarımı sunuyorum. İl kongremizin hayırlar getirmesini diliyorum. AK Parti kuruluşundan itibaren sadece bi erdemliler hareketi olarak değil bir vefa çınarı olarak da temayüz etmiştir.

Görev alsın veya almasın bu çatı altında beraber yol yürüdüğümüz tüm kardeşlerimizi yol ve dava arkadaşlarımız olarak gördük. Önümüzdeki dönemde de çizgimizi koruyacağız.

Yeni isimlerle kadrolarımızı güçlendirirken, yokluk zamanda partimiz için ayakkabısı çamurlanmış, varını yoğunu seferber edenleri hiçbir zaman ihmal etmeyeceğiz. Bu partiyi bugünlere taşıyanlar o fedakarlık abideleridir. Küsenin kapısını biz gidip çalacağız. Partimizi Bursa’da her alanda hak ettiği yere tekrar taşımak için ne gerekiyorsa tekrar biz yapacağız. Roman kardeşlerimiz; evde oturan ölür, diyor. Bizim de yapmamı gereken işte budur. Evde veya il ilçe binasında oturmayacağız, sürekli sahada olacağı. Gayretleriniz için, samimi çabalarınız için her birinize şimdiden teşekkür ediyorum.

Bursa doğal güzellikleriyle herkesi kendine meftun eden bir şehirdir. Bursa’mızın iş çevreleriyle bir araya geleceğiz. Bursa sanayisi yurt dışında da göğsümüzü kabartıyor. Bursa’yı her alanda geliştirdik, destekledik.

Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte belirsizlikler daha da arttı. Hayat pahalılığı Bursa’mızı da etkilemiştir. Sabit gelirli vatandaşlarımız bu sıkıntılarla daha çok karşılaştılar. Hiçbir insanımızın serzenişine kulaklarımızı tıkamıyoruz. Yaşanan her sıkıntının, zorluğun farkındayız. Bizim siyasetimiz hizmet ve eser siyasetidir. Millete karşı dürüst olma, şeffaf olma siyasetidir.

Sırf günü kurtarmak için verilen sonra unutulan sözler siyasete zarar verdi. Hesap kitap yapmadan bol keseden vaat verenler arkalarında hasar bıraktılar. Kendimiz bedel ödesek dahil ülkeye bedel ödettirmeyeceğiz dedik. Siyaset kurumuna güveni yeniden biz tesis ettik.

Ulaştırmada, konutta, enerjide, tarımda, savunma sanayinde Türkiye tarihinin en büyük şahlanışını bizimle yaşadı. Artık dünyada itibarı artan bir Türkiye var. Tüm bu söylediklerimi ve çok daha fazlasını yere sağlam basarak yaptık. Şahsi çıkarlarımız değil, 85 milyon vatandaşıyla tüm Türkiye’nin menfaatini düşünüyoruz.

Ekonomi programımızın temel gayesi milletimizin kur ve enflasyon dengesizliği sebebiyle maruz kaldığı refah kaybını en kısa sürede telafi etmektir. Uyguladığımız programın önceliği enflasyonu düşürmektir. Çünkü dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de enflasyon tüm kötülüklerin anası konumundadır. Fahiş fiyatlı ürünleri boykot edin. Satılmayan, alıcısı olmayan ürünün kıymeti olmaz.

“Faiz inecek ki enflasyon da insin”

Para politikasının yanı sıra uhdemizdeki diğer araçları da devreye alarak inşallah enflasyonu olması gereken seviyeye indireceğiz. Faizi kesinlikle indirmeye başlayacağız. 2025 bunun işaret yılı olacaktır. Faiz inecek ki enflasyon da insin. Bu, bizim olmazsa olmazımız.

(Asgari ücret) İşveren daha fala vermek istiyorsa versin. Biz tabanı belirliyoruz. Elini tutan yok. Şayet enflasyon oranında çok ciddi bir sapma olursa tabii ki biz de buna kayıtsız kalmaz, gerekli değerlendirmeleri yaparız. İstihdamda bir kayıp gerileme yaşanmasını arzu etmiyoruz.

Bölgemizde ve dünyada olağanüstü bir gelişme olmazsa 2025 enflasyon hedefini tutturacağımızdan hiç şüphe duymuyoruz. Enflasyonu düşürerek milletimizin tamamını rahatlatacak şekilde alım gücünü artırmayı, refah seviyesini, fiyatları stabil tutarak yükseltmek istiyoruz.”

Paylaşın

RTÜK, 2024 Yılında Muhalif Yayıncıları “Silkeledi”

RTÜK üyesi İlhan Taşcı, “Cumhurbaşkanının CHP’li belediyelere yönelik bakanlara verdiği ‘silkeleyin’ talimatından vazife çıkaran RTÜK Başkanı da 2024 yılında muhalif yayıncıları resmen ekonomik olarak silkeledi” dedi.

İlhan Taşcı, ”RTÜK Başkanı yetkisini kötüye kullanarak, tamamen iktidarın bakış açısı ve çıkarı doğrultusunda hareket ederek kurul gündemini belirliyor. Arkasına aldığı iktidar gücüyle arenaya çıkmış bir gladyatör gibi elindeki kılıcı, beğenmediği yayıncıların soluğunu kesmek için sallayıp duruyor. 2024 yılındaki tablo gösteriyor ki, eleştirel yayınları karartma, kapatma, program durdurma, para cezasıyla yıldırma baskısı maalesef gelecek yıl da sürecek” ifadelerini kullandı.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) üyesi İlhan Taşcı, RTÜK’ün 2024 yılı ”karnesini” paylaştı. Taşcı’nın hazırladığı rapora göre, RTÜK 1 Ocak – 31 Aralık 2024 tarihleri arasında iktidarı eleştiren yayınlara yer veren kanallara, iktidara yakın yayınlara oranla 10 kat ceza verdi. Taşcı, “Basın özgürlüğünün önündeki en büyük engele dönüşen RTÜK, eleştirel yayıncıların nefesini kesmekle yetinmeyip; muhalif kanallara yandaşlara göre tam 10 kat ceza keserek, eleştirel yayıncıları ekonomik olarak resmen silkeledi” değerlendirmesini yaptı.

Raporunda, RTÜK’ün uyguladığı ceza oranlarına da yer veren Taşcı, RTÜK bir yıl içerisinde iktidara yakınlığıyla bilinen kanallara yalnızca 4 idari para cezası uyguladığını söyledi. Cezaların kanallara dağılımının Beyaz TV’ye 1, TGRT Haber’e 1, Akit TV’ye 1 ve ATV’ye 1 olmak üzere toplam 4 yaptırım şeklinde olduğunu söyleyen Taşcı, verilen kararlar uyarınca bu yayıncıların ödemesi gereken tutarın 18 milyon 450 bin lira olduğunu, bu tutarın en büyük bölümü olan 18 milyon lirayı ATV’nin ödeyeceğini belirtti.

Buna karşın, Now (eski adı Fox) TV’ye 10, TELE 1’e 9, Flash Haber’e 9, Sözcü TV’ye 6, Halk TV’ye 5, Açık Radyo’ya 3 yaptırım olmak üzere toplam 42 ceza kesildi. RTÜK’ün verdiği bu kararlar karşılığında yayıncıların ödemesi gereken ceza tutarı ise 63 milyon 50 bin liraya ulaştı. Eleştirel yayıncılara, iktidara yakın olanlara göre, 10 kat yaptırım uygulanırken, ödenecek ceza tutarı da 3,5 kat olarak gerçekleşti.

CHP kontenjanından RTÜK üyeliğine seçilen İlhan Taşcı, ”Bu sonuçlar gösteriyor ki, ‘Cumhurbaşkanının talimatını emir telaki ederim’ diyen RTÜK Başkanı, kendince 2024 yılında görevini yerine getirdi. Gören de kendisinin bu göreve yayıncıların sesini kısmak, ekranlarını karartmak, radyoların yayın hayatına son vermek için seçildiğini sanır” değerlendirmesini yaptı.

“RTÜK Başkanı 2024 yılında muhalif yayıncıları resmen ekonomik olarak silkeledi”

”Eleştirel yayıncılarla, yandaşlar arasındaki 10 katlık ceza farkının RTÜK Yasası ya da yayın ilkeleriyle değerlendirilemeyeceğini” vurgulayan Taşcı, şunları söyledi: ”Aradaki bu 10 katlık fark iktidarın eleştirel yayıncılara bakışı, seslerini kısmaya yönelik adımları, basın özgürlüğüne karşı nasıl bir bakış geliştirdikleri biçiminde okumak gerekir. Cumhurbaşkanının CHP’li belediyelere yönelik bakanlara verdiği ‘silkeleyin’ talimatından vazife çıkaran RTÜK Başkanı da 2024 yılında muhalif yayıncıları resmen ekonomik olarak silkeledi.”

Taşcı’nın raporunda yer verdiği bilgilere göre, RTÜK 2024 yılında 6 uyarı, 4 katalogdan çıkarma, 5 program durdurma, 5 geçici yayın durdurma kararı verildi. Aynı dönemde 7 lisans iptal edildi. Rapora göre, RTÜK 2024 yılında internet ortamında 78 içeriğin çıkarılması ve/veya erişiminin engellenmesine karar verdi.

Açık Radyo’nun teknik bir aksaklık ve bilgi eksikliği nedeniyle ortaya çıkan durumu RTÜK Başkanı’nın kendisi açısından bir fırsat olarak değerlendirip 30 yıllık radyonun yayın hayatına son verdiğini hatırlatan Taşcı, şu değerlendirmeyi yaptı:

”RTÜK’ün yasal varlık nedeni sektörde rekabet koşullarını sağlamak, ifade özgürlüğünün önüne açmakken, uygulamada basın özgürlüğünün önündeki en büyük takoz olarak karşımıza RTÜK çıkıyor. Düşünce ve ifadenin yayılmasını, duyulmasını engelleyen bir yapı. Bu yapının ivedilikle revize edilmesi, çağın koşullarına uygun olarak yasasının nesnel hale getirilmesi, eğilip bükülmesine izin verilmemesi bir zorunluluktur. İktidarın ve RTÜK Başkanının hayali, çok kanallı ama tek sesli bir Türkiye.”

Üst Kurul gündemini belirleme yetkisinin yasayla RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’e ait olduğuna işaret eden İlhan Taşcı, ”RTÜK Başkanı yetkisini kötüye kullanarak, tamamen iktidarın bakış açısı ve çıkarı doğrultusunda hareket ederek kurul gündemini belirliyor. Arkasına aldığı iktidar gücüyle arenaya çıkmış bir gladyatör gibi elindeki kılıcı, beğenmediği yayıncıların soluğunu kesmek için sallayıp duruyor. 2024 yılındaki tablo gösteriyor ki, eleştirel yayınları karartma, kapatma, program durdurma, para cezasıyla yıldırma baskısı maalesef gelecek yıl da sürecek” diye konuştu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Bakırhan: Katliamlar Ve Faili Meçhullerle Kürt Sorununu Çözemezsiniz

“Roboski Katliamı” anma etkinliğinde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “100 yıldır, başta Kürtler olmak üzere Türkiye’de birçok toplumsal kesime katliamlar yaptınız. Suruç’ta, Maraş’ta, 10 Ekim’de, Çorum’da, Sivas’ta oldu. Roboksi’de oldu. Katliamlar ve faili meçhullerle bu sorunları çözemezsiniz, çözemediniz” dedi.

Haber Merkezi / DEM Partili Sırrı Süreyya Önder ve Pervin Buldan’ın İmralı’da Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmeye ilişkin de konuşan Tuncer Bakırhan, “Biz burada şu anda konuşurken; heyetimiz şu anda İmralı adasında Sayın Abdullah Öcalan ile görüşüyor. Önemsiyoruz, önemlidir. Sayın Öcalan ile görüşülmelidir. İmralı’nın kapısındaki kilit açılmalıdır.  Ama biraz samimi, biraz dürüst olun. İmralı görüşmeleri umarım yeni yılda yeni bir dönem açar” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Roboski Katliamı’ nın 13. yılında düzenlenen anma etkinliğinde konuştu. Bakırhan, konuşmasında şunları söyledi:

Serê dayikên me sax be serê gelê me sax be. Em Roboski ji bîr nakin. Nadin ji birbîkin. Heya suçdar ceza bistînin emê vê dozê bişopîn in. Değerli kurum ve siyasi parti temsilcileri, hepiniz hoş geldiniz. Roboski yüreğimizde kanayan yaradır. Failleri bellidir. Failleri yargılanıncaya kadar da bu kanayan yara devam edecek. Bu yarayı unutturamayacaklar. Roboski’yi Ankara’nın karanlık dehlizlerinde yok sayanları ve görmeyenleri, Roboski’nin gereğini yapmayanları buradan uyarıyoruz: 100 yıldır, başta Kürtler olmak üzere Türkiye’de birçok toplumsal kesime katliamlar yaptınız. Suruç’ta, Maraş’ta, 10 Ekim’de, Çorum’da, Sivas’ta oldu. Roboksi’de oldu. Katliamlar ve faili meçhullerle bu sorunları çözemezsiniz, çözemediniz.

Bu kalekollarla Kürt meselesini çözemediniz, çözemezsiniz. Kürtler bu topraklarda bin yıllardır yaşıyorlar. İnsanca yaşamak istiyorlar; kendi kimlikleri, dilleri ve inançlarıyla eşit yurttaş olarak yaşamak istiyorlar. Bu gerçeği artık görün. Katliamlarla Kürtleri davasından, inancından, dilinden vazgeçiremezsiniz. Annelerimiz 13 yıldır dinmeyen bir öfkeyle, bitmeyen bir acıyla çocuklarını ve kardeşlerini burada anıyor, davalarını takip ediyor. Siz yok sayınca Roboski bitmiyor. Siz, Ankara’nın karanlık dehlizlerinde bir cinayet ve katliam olmadığını söylüyorsunuz ama burada bunlar geçersiz.

Bu katliam var. Bu katliamın failleri bellidir. Failler bir an önce yargılanmalı, yargı karşısına çıkarılmalıdır. Roboski, Kürt sorunudur; Roboski çözülmeden, failler yargılanmadan Kürt meselesi çözülmez. Biz burada konuşurken, heyetimiz şu anda İmralı’da Sayın Abdullah Öcalan ile görüşüyor. Önemsiyoruz, önemlidir. Sayın Öcalan ile görüşülmelidir. İmralı’nın kapısındaki kilit açılmalıdır. Ama biraz samimi olun, dürüst olun. İmralı görüşmeleri, umarım ki yeni yılda yeni bir dönem açar. Başta Roboski olmak üzere tüm bu katliamlarla yüzleşileceği bir yıl olur. Umarım ki İmralı’daki tartışmalar, Kürt meselesinin demokratik yollarla demokratik bir zeminde çözülmesini sağlar.

Umarım ki Roboskili annelerin hak ve adalet arayışları yeni yılda karşılığını bulur. 40 yıldır bu meseleyi diyalog ve müzakereyle çözün diyoruz. Roboski’de gençlerimizi katlederek çözemezsiniz dedik. Eğer yeni bir dönem olacaksa, başta Roboski olmak üzere bu katliamların faillerinin açığa çıkarılması, bu katliamlarla yüzleşilmesi, bu katliamları işleyenlerin yargı karşısında gereken cezayı alması gerekiyor. Aski halde bu kaos, bu kriz; Kürt’ü yok sayan ama Kürt’ün “Varım” dediği bitmeyen bu mücadele devam edecektir.

Sınırın ötesinde Kürt kardeşlerimiz oturuyor. Rojava’da Kürtler var. Oraya attığınız her bomba Roboski annelerinin yüreğini paramparça ediyor, yüreklerinde çocuklarının bıraktığı acının aynısını yaratıyor. Türkiye’de Kürt meselesinin, Suriye’de, Rojava’da Kürt meselesinin demokratik yollarla çözüldüğü; Türkiye’nin Kürtlerin statüsüne müdahale etmediği, Kürtleri kardeş ve eşit gördüğü bir süreci umarım birlikte yaşarız.

“Mücadelemizi devam ettireceğiz”

Değerli anneler, size söz veriyoruz: Onlar çeşitli prosedürleri gerekçe gösterip bu davayı yok saysa da biz bu davanın takipçisi olacağız. Bakın, burada siyasi parti temsilcileri, Meclis Başkanvekili Levent Bey, bu meseleyi yazıp takip eden demokratik kamuoyu, emek-meslek örgütleri, sendikalar var. Yalnız değilsiniz. Türkler, Kürtler, Araplar, Aleviler, demokratik kamuoyu sizinle birliktedir.

Hak yerini buluncaya kadar, failler cezalandırılıncaya kadar, bu katliamlarla bu devlet yüzleşinceye kadar mücadele edeceğiz, yanınızda duracağız. Birlikte Türkiye’yi demokratik ve aydınlık, Kürtlerin eşit yurttaş olduğu bir zemine taşımak için mücadelemizi devam ettireceğiz. Sizinleyiz, acınızı paylaşıyoruz. Bu mesele çözülünceye kadar da bu acıyı yüreğimizde taşıyacağız. Tekrar annelerimize, Roboski ailelerine başsağlığı diliyorum. Hepimizin başı sağ olsun.”

Paylaşın

DEVA Partisi: Vatandaşlar Açlığa Ve Yoksulluğa Mahkum Edildi

DEVA Partisi Milletvekili Hasan Karal, 2025 yılı için belirlenen 22 bin 104 liralık asgari ücretin, açlık sınırının altında kaldığını ifade etti. Karal, iktidarın vatandaşları açlığa ve yoksulluğa mahkum ettiğini söyledi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Hasan Karal, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan 2024 yılı Gelir Dağılımı İstatistiklerini değerlendirdi.

TÜİK’in verilerine göre, en yüksek gelir grubundaki yüzde 20’lik kesimin toplam gelirin yüzde 48,1’ini alırken, en düşük gelir grubundaki yüzde 20’lik kesimin payının ise sadece yüzde 6,3 olarak kayıtlara geçtiğini vurgulayan Karal, bu durumun, gelir adaletsizliğinin ve yoksulluğun ülkedeki ciddiyetini bir kez daha ortaya koyduğunun altını çizdi.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesinin ardından zenginin daha zengin, yoksulun daha yoksul hale geldiğini belirten Hasan Karal, “Gelir dağılımındaki bozulma, Türkiye’deki ekonomik sistemin dar gelirli vatandaşların üzerine daha fazla yük bindirdiğini ve orta direğin yok edilmesine yol açtığını ortaya koyuyor. 2025 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu da, bu durumu teyit eder nitelikte. İktidar, yoksul vatandaşların sırtına yeni yükler eklemeye devam ederken, gelir adaletsizliğini derinleştiriyor. Bugün ülkemizde, şair Mahsuni Şerif’in dizeleştirdiği gibi, yoksulun sırtından doyan doyana. Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana” şeklinde konuştu.

“Ülkemiz yoksullar toplumu haline geldi”

Karal, 2025 yılı için belirlenen 22 bin 104 liralık asgari ücretin, Birleşik Kamu-İş’in açıkladığı açlık sınırının altında kaldığını ifade etti. Bu verilerin vatandaşları açlığa ve yoksulluğa mahkûm ettiğinin göstergesi olduğunu sözlerine ekleyen Karal, şöyle devam etti: “Ülkemiz ne yazık ki bir yoksullar toplumu haline geldi. İktidar, sosyal yardımları bir lütuf gibi sunarak vatandaşları kendine bağımlı hale getirme stratejisi izliyor.

Ancak bu durum ekonomiyi yönetememelerinin bir sonucudur. Gerçek verilerin gizlenmesi, ekonomi yönetiminin olmadığını, bunun yerine bir algı yönetimi yürütüldüğünü gözler önüne seriyor. Ekonomik krizle gerçekten mücadele edilebilmesi için şeffaflık şarttır. Gelir adaletini sağlamak, yoksulluğu bitirmek ve şeffaf bir yönetim anlayışıyla gerçek ekonomiyi inşa etmek için DEVA Partisi olarak var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.”

Paylaşın

Erdoğan, CHP’ye Yüklendi; Vatandaştan Sabır İstedi

AK Parti Balıkesir İl Kongresi’nde konuşan Erdoğan, “Toplumları  çökertmenin, bireyleri hayata küstürmenin, insanları birbirine düşürmenin yolu onları gerçek dünyadan koparıp sahte bir evrene hapsetmekten geçiyor” dedi ve ekledi:

“Halbuki bizim inancımızda umutsuzluk küfürle eşdeğer görülmüştür. Umutlu olmak için yeteri kadar sebebimiz, yeteri kadar malzememiz, yeteri kadar birikimimiz var. Vatandaşlarımızdan biraz daha sabır, biraz daha metanet, biraz daha gayret istiyoruz. Bize destek veren, bize dua eden her bir vatandaşıma teşekkür ediyorum.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Balıkesir 8. Olağan İl Kongresi’ne katıldı. Cumhuriyet’in aktardığına göre; Burada bir konuşma yapan önemli Erdoğan’ın hedefinde yine başta CHP olmak üzere muhalefet vardı.

Balıkesir Karesi’de 11 işçinin hayatını kaybettiği mühimmat fabrikasındaki patlamaya değinen Erdoğan, “Olayla ilgili adli ve idari soruşturmalar hemen başladı. Acımız büyük. Acıları tarifsiz olsa da ailelerimiz son derece metanetli davranıyorlar. Patlamanın sebeplerini ortaya çıkarmaya yönelik soruşturma, çok yönlü ve titiz bir şekilde yürütülüyor” dedi. AKP’li Cumhurbaşkanı sözlerinin devamında CHP’ye yüklenerek “Bakıyorsunuz daha cenazeler bile kalkmadan ana muhalefet partisinin genel başkanı son derece talihsiz açıklama yapıyor. Bu ahlaki ve vicdani değildir. Muhalefet Beşiktaş Gayrettepe’de ruhsatı sorunlu eğlence merkezinde can veren 29 işçinin hesabını versin. Bizi vicdan yoksunu siyasetlerine çekmeye çalışmasınlar” diye konuştu.

K”Suriye’de 13 yıldır süren insani kriz ve 61 yıllık Baas zulmü sona erdi” diyen Erdoğan, CHP’nin eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yüklenip şunları söyledi: “Bu zavallı zihniyetin siyasi belasını ‘Baba oğul gibiyiz’ diyerek kefil olduğu en yakınındaki isimler verdi. ‘Baba oğul gibiyiz’ diyenler şimdi ne oldu? Ankara’daki ofisinde ne kapısını çalan var, ne halini hatırını soran ne de ülke gündemine dair fikirlerini merak eden var. Bir köşeye atıldı ve unutuldu. Sosyal medya üzerinden bize sataşarak kendilerini hatırlatmaya çalışıyorlar. Ama ne yapsalar boş, nafile. Tarihin tozlu raflarında silinip gitmekten kurtulamayacaklar. Bay Kemal kusura bakmasın, dostları tarafından atıldığı o kuyudan kendisini biz bile kurtaramayız. Sırtına yediği o paslı hançeri biz bile çıkaramayız.”

Erdoğan, Balıkesir’in de CHP tarafından kazanıldığı 31 Mart yerel seçimlerindeki yenilgi için ise “yol kazası” dedi: “Her ne kadar son mahalli seçimlerde Balıkesir’imizin de aralarında yer aldığı kimi şehirlerde arzu ettiğimiz neticeleri alamasak da bunu bir yok kazası olarak kabul ediyoruz. İnşallah partimiz ve ittifakımız daha uzun yıllar süresince hem Cumhurbaşkanlığında hem Mecliste hem de belediyelerde iktidar olmayı sürdürecektir.

“Vatandaşlarımızdan biraz daha sabır, metanet, gayret istiyoruz”

AKP’li Cumhurbaşkanı konuşmasında, süreklilik kazanan hayat pahalılığı ve derinleşen yoksullukla birlikte asgari ücrete yapılan son derece düşük kalan zama karşı tepkiler devam ederken “sabır” ve “gayret” mesajı vermekten geri durmadı. Erdoğan, “Toplumları çökertmenin, bireyleri hayata küstürmenin, insanları birbirine düşürmenin yolu onları gerçek dünyadan koparıp sahte bir evrene hapsetmekten geçiyor. Halbuki bizim inancımızda umutsuzluk küfürle eşdeğer görülmüştür. Umutlu olmak için yeteri kadar sebebimiz, yeteri kadar malzememiz, yeteri kadar birikimimiz var. Vatandaşlarımızdan biraz daha sabır, biraz daha metanet, biraz daha gayret istiyoruz. Bize destek veren, bize dua eden her bir vatandaşıma teşekkür ediyorum” dedi.

Paylaşın

RTÜK, “Muhalif” Medyaya Ceza Yağdırdı

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), izleme dosyalarını karara bağlayarak, başta Sözcü TV, Tele 1, NOW TV, Flash Haber ve Halk TV olmak üzere yaptırım kararları aldı.

Haber Merkezi / RTÜK üyeleri İlhan Taşcı, sosyal medya hesabı üzerinden, RTÜK’ün haftalık toplantısında televizyon ve haber kanallarına verilen cezaların detaylarını paylaştı. “RTÜK yılın son Üst Kurul toplantısında eleştirel yayıncıları ceza bombardımanına tuttu” diyen İlhan Taşcı, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Sözcü TV ve Halk TV’ye CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın Osman Gökçek’in sahibi olduğu evin görüntülerini paylaşması ve konuya ilişkin Osman ve Melih Gökçek hakkındaki sözleri nedeniyle ‘toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olunduğu’ iddiasıyla yüzde 3 idari para cezasına oy çokluğuyla karar verildi.

Uzman görünümlü rapor Gökçek’in avukatının dilekçesi!

Cezaya dayanak yapılan RTÜK Uzmanı raporu aslında Osman Gökçek’in avukatının dilekçesinin kopyala/yapıştır hali… Cezaya hukuki gerekçe bulamayan RTÜK Başkanının talimatıyla Gökçek’in avukatının dilekçesi uzman raporu adı altında üst kurula sokularak bir skandala imza atıldı.

RTÜK Başkanına sormak gerek, iddia edilen evde siz veya kurum uzmanları keşif mi yaptınız!? Nasıl evin inşaat halinin veya içinin görüntülerini bilip ‘gerçeğe aykırı iddialar’ diye rapor yazılması talimatı verdiniz? Veli Ağbaba’nın değil de Osman Gökçek’in doğruyu söylediğini siz nereden biliyorsunuz, elinizde nasıl bir belge var kurulda açıklayamadınız bari kamuoyuna açıklayın.

RTÜK’ün bugünkü toplantısında ceza verilen kanallar ve gerekçeleri şöyle: Sözcü TV’ye Uğur Dündar’ın sunduğu Arena Programında, Yenidoğan Çetesi hakkında konuşan İyi Parti Milletvekili Turhan Çömez’in RTÜK’ün verdiği cezayı eleştirdiği sözleri nedeniyle bir kez daha ‘toplumda özgürce kanaat oluşumunun’ engellendiği gerekçesiyle yüzde 3 İdari Para Cezasına oy çokluğuyla karar verildi.

Sözcü TV’ye ayrıca Fatih Portakal’ın Asgari Ücret Tespit Komisyonunun toplantısına ilişkin ‘Türk-İş Başkanının orda olmasının tek bir sebebi vardır. O da yasa gereği onun ismi telaffuz edildiği içindir. Dolayısıyla o beyefendi her müzakere öncesi aynı tavırları sergiler, aynı lafları söyler…’ sözleri nedeniyle ‘kişileri küçük düşürmekten’ yüzde 3 İPC’ye oy çokluğuyla karar verildi.

Tele 1’e Merdan Yanardağ’ın ‘Siyasal İslamcı bir ikiyüzlülük ve yine bir takiyeyle karşı karşıya kaldık’ sözleri; aynı kanaldaki Söz Bizde isimli programda gazeteci Miyase İlknur’un ‘Müslüman dediğin önce ne öğretilir temiz ahlak öğretilir ÇEDES projesi diyorsun ama çoluk çocuk aç gidiyor okula. Bırak çocuklara bunları öğretmeyi sen önce onların okula aç gitmemelerini öğret’ sözleri nedeniyle de ‘kurum ve kişileri eleştirmenin ötesinde küçük düşürücü’ söylem gerekçesiyle yüzde 3’er İPC’ye karar verildi.

RTÜK, Flash Haber’e Başkentte Gündem adlı programda ‘YPG diye bir örgüt ve Rojava diye bir bölge 10 yıl öncesinde yoktu. Bunların hepsi iktidar partisinin dış politikadaki maceracı, fantezici, mezhepçi politikalarının sonucu olarak başımıza bela edildi…’ sözlerinin ‘kurum ve kişileri eleştirmenin ötesinde küçük düşürücü’ nitelikte olduğu gerekçesiyle yüzde 3 idari para cezası uyguladı.

Akit’e Ağca cezası

Kamuoyunun yoğun tepkisine neden olan AKİT TV’ye konuk alınan suikastçı Mehmet Ali Ağca’nın sözleri nedeniyle “insan onuruna aykırılık’ nedeniyle oybirliğiyle yüzde 3 idari para cezası verildi.

NOW TV’ye Kızıl Goncalar ve Şakir Paşa Ailesi dizileri nedeniyle yüzde 3 ipc kararı verildi.

http://youtube.com/@CumhuriyetTVtr adresi ile ilgili olarak İnternet ortamından yayın izni veya yayın lisansı olmadan yayın hizmeti sunulduğu gerekçesiyle yayın lisansı başvurusunda bulunması konusunda uyarılmasına ve 72 saat süre verilmesine karar verildi.”

Paylaşın

Gelecek – Saadet Grubu Yeniden TBMM’de

Nedim Yamalı’nın partisinden istifa etmesiyle birlikte düşen “Gelecek – Saadet Grubu”, DEVA Partisi Milletvekilleri Ertuğrul Kaya ve Mehmet Emin Ekmen’in Saadet Partisi’ne geçmesiyle birlikte tekrar kuruldu.

Haber Merkezi / Gelecek Partisi ile Saadet Partisi, Nedim Yamalı’nın Gelecek Partisi’nden istifa edip AK Parti’ye geçişinin ardından TBMM’de grup kurma haklarını kaybetmişti.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Milletvekilleri Ertuğrul Kaya ve Mehmet Emin Ekmen’in Saadet Partisi’ne geçmesiyle birlikte Gelecek – Saadet Grubu tekrar kuruldu.

Konuya ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yapan Gaziantep Milletvekili Kaya, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan ile Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun, “çatı parti” kurulmasını kararlaştırdığını hatırlattı.

Kaya, Mehmet Emin Ekmen ile birlikte, “çatı parti” çalışmaları tamamlanıncaya kadar Saadet Partisi Grubu’nun devam etmesi için bu partiye geçtiklerini bildirdi.

Davutoğlu’ndan teşekkür mesajı

Gelişmelerin ardından Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, sosyal medya hesabından açıklama yaparak teşekkür mesajı yayımladı. Davutoğlu’nun paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Gelecek-Saadet Grubumuzun, TBMM bünyesinde yürüttüğü faaliyetlerini yeniden ve daha güçlü bir şekilde yürütebilmesi için destek sağlayan Deva Partisi’ne; Genel Başkan Sayın Ali Babacan başta olmak üzere, Mersin Milletvekili Sayın Emin Ekmen ve Gaziantep Milletvekili Sayın Ertuğrul Kaya’ya teşekkür ederim.

Her geçen gün kutuplaştırılarak daraltılmak istenen siyasi hayatımıza yeni bir ufuk ve yeni bir soluk olacak birlikteliğimizin ilk işareti olan bu adımın kısa sürede toplumumuzda yeni bir heyecan oluşturacağına olan inancım tamdır.

Gereken her fedakarlığı yaparak aşılmaz zannedilen her engeli aşacak, çıkmaz zannedilen her yolu açacak, tüketildiği zannedilen her umudu yeniden yeşertecek, milletimize giydirilmek istenen her deli gömleğini yırtıp atacağız. Biz buradayız ve Elif gibi dimdik ayaktayız! Son nefesimize kadar Hakkın rızası ve halkın geleceği için çalışmaya devam edeceğiz!”

Paylaşın

Özgür Özel: Milli Gelirin Dörtte Üçünü Bir Mahalle Yiyor

CHP Parti Meclisi toplantısının açılışında konuşan Özgür Özel, “Avrupa Birliği’nde OECD ülkelerinde milli gelirin yüzde 55’i maaş olarak ödeniyor, ücretlilere ödeniyor. Çalışanlar milli gelirden yüzde 55 pay alıyor. Avrupa Birliği’nde yüzde 60 ila 70 arasında alıyor. Türkiye’de yüzde 25 alıyor. Böyle bir oran dünyanın hiçbir yerinde yok. Olan ülkeler Türkiye’den beter ülkeler” dedi ve ekledi:

“Bütün dünya ‘Ya bu kadar milli gelirimiz var, bir avuç insan yüzde 30’unu alıyor’ diye konuşup tartışırken biz bu haldeyiz, milli gelirin yüzde 75’ini bir avuç insan alıyor, buna susuyoruz. Yüzde 70 çalışanlar alıyor, Almanya’da sosyal demokratlar buna itiraz ediyor, çok daha yukarı çıkması lazım diye. Ama Türkiye’de dörtte birini ahaliye veriyorlar, dörtte üçünü bir mahalle adam yiyor. O yüzden bu düzeni kökünden değiştireceğiz. Ama bunu yapabilmek için mutlaka sokaklara çıkmak, hakkı beraber aramak lazım.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Parti Meclisi (PM) toplantısının açılışında konuştu. Özel, konuşmasında şunları söyledi:

“Suriye çok önemli bir gündem. 13 yıl önce Cumhuriyet Halk Partisi’nin yapmış olduğu tüm uyarılara ve 13 yıl boyunca her gün haklı çıkmasına rağmen birileri 13 yılın sonunda ortaya çıkan tablodan kendilerinin haklı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin haksız çıktığını iddia ediyor. Tablo şu; Türkiye’de 4,5 milyon sığınmacı yaşıyor, 900 bin Suriyeli bebek doğdu, 283 şehit verdik ve bugüne kadar bize maliyeti 200 milyar dolar. O 200 milyar dolar, bütün emeklilere hak ettikleri maaşı 100 yıl verecek kadar para, bir yıl verecek kadar paranın 100 katı ve maliyetin büyüğü şimdi geliyor. Bundan sonra daha büyük maliyetlerle karşılaşacağız.

Biz Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunan, Suriye’de demokratik bir rejim inşasını savunan, bu demokrasinin Suriye’de Kürtleri de Türkmenleri de Arapları da Alevileri de Sünnileri de kucaklamasını savunan, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin artık bir askerinin daha burnunun kanamaması gerektiğini hatırlatan ve Türkiye’deki sığınmacıları bir an önce ülkelerine göndermenin takviminin planlanmasını savunan bir çizgideyiz. Bu takvim içinde çok paraya ihtiyaç olacak. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, mensubu olduğumuz uluslararası kuruluşlar ve sözümüzün geçtiği her yerde bu konuya katkı sağlamaya hazırız. Çünkü hem Avrupa hem dünya, bu sığınmacı meselesi için elini taşın altına koymaya değil ama elini cebine atmaya hazır.

Maalesef 2024’ün en kötü fotoğrafı; Von der Leyen’in Erdoğan’la Türkiye’de çektirdiği fotoğraftır. Geçmiş karşımıza ‘1 milyar euro daha verelim de sığınmacılar burada kalmaya devam etsinler’ diyorlar. Kendileri, ‘Kapıları kapadık, artık başvuru almayacağız. Türkiye’ye gelen gelsin, kalan kalsın’ diyorlar. Maalesef bizimki de çıkmış, o lafı söyledikten sonra ona orada dönüp de bir şey söyleyeceğine… Resmen ‘6 milyar vermiştik. Bu kadar sığınmacıyı başınıza dert etmiştik’ yerine 1 milyarı daha atıyor böyle oradan, önüne atıyor Erdoğan’ın. Bundan ben utanıyorum, biz utanıyoruz, Erdoğan utanmıyor.

Bundan sonrasıyla ilgili bir daha söylüyorum. Elini taşın altına sokmayan dünya, elini cebine sokmaya hazır ve burada 1 milyara fit olmak gibi işler değil Suriye’nin hızla askeri istikrarını, siyasi istikrarını sağlayıp, ekonomik istikrarı için orada ne yapılması gerekiyorsa dünya ile başta Avrupa Birliği ile birlikte yapmak lazım. Biz işin bu kısmına katkı vermeye, umulanın çok ötesinde katkı vermeye hazırız. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarda olsa ekonomiyi nasıl yöneteceğini de biliyor, Suriye göç sorununu nasıl yöneteceğini de biliyor.

Dünyadaki bütün temaslarımızda da aslında bizim önerimizin dört başı mamur tekliflerimizin karşılık bulduğu ama Türkiye’den böyle taleplerin değil de bildiğiniz koyun pazarlıklarının geldiği görülüyor. Çünkü Erdoğan diyor ki, ‘Bunlar geldiler. Biz ensar, muhacir ilişkisindeyiz.’ Maalesef öyle bir şey diyor ki bu dini bir şeydir; ‘Peygamber Efendimize sahip çıkan Medineliler gibiyiz biz’ diyor. Oysa ki Bulgaristan’dan Bulgaristan Türkleri gelirken, soydaşlarımız gelirken, canımız ciğerimiz, akrabamız gelirken, Özal’a diyordu ki ‘Asgari ücretle millet geçinemiyor. İnsanlar karısını, kızını satıyor.’ Bu lafı sokakta adam söylese ağzına vururlar.

Bu lafı edebilmişti ya. ‘Sen bunlara neyinle bakacaksın’ diyordu. Bulgaristan’dan gelen akrabalarımıza bunu söyleyen, Suriye’den gelenler için ‘Giden gider, kalanların başımızın üstünde yeri var’ diyor. Erdoğan’ın başının üstünde oturanlar, Türkiye’deki insanların aşının ve işinin üstünde oturuyorlar. Bunu bir kez daha hatırlatıyoruz. Suriye meselesine dair söyleyeceğim son söz de şudur ki; orada o ceket giydirdiğiniz, kravat taktırdığınız kişi, bir kişi. Ama Suriye’de dünyanın dört bir yanından gitmiş cihatçılar var, 100’den fazla ülkeden gitmiş gözü dönmüşler var. Kafa kesiyor adamlar.

O adamlar İdlib’de duruyordu, TSK da onları orada hem koruyordu hem tutuyordu. Şimdi onlar bütün Suriye’ye dağıldılar. Olmadık görüntüler, olmadık saldırılar oluyor. İç savaşı tetikleyecek işler oluyor. Lazkiye’de bir saldırı, soykırım endişesi var. Burada silahlı kuvvetlerimiz eğer Suriye’de bir varlık gösteriyorsa bu varlığı en çok da Lazkiye’deki Arap Alevilerine karşı o selefi grupların yapabileceği saldırılar noktasında sadece o bir kravatlıya bir şey söyleyerek değil, gerçekten gerekli tedbirleri alarak yapmaları lazım. Hatay’da başta olmak üzere orada yaşayan insanların dünya kadar akrabası var. Her gün telefonda ağlayan akrabalar ile konuşuyoruz biz hepimiz. Bu konuya da bir kez daha dikkat çekmek istiyorum.

“CHP 47 yıl sonra birinci parti oldu”

Bir yandan da şunu hatırlatmak istiyorum: Erdoğan, Türkiye’deki yoksullara sürekli şunu söylüyor; ‘Evet açsın, yoksulsun, işsizsin, güvencesizsin ama tehlike büyük birazcık daha sabretmelisin.’ Sürekli sabır telkin ediyor. ‘Ve benim arkama geçmelisin. Yoksa…’ İşte o tehlike dediği; ‘Cumhuriyet Halk Partisi gelecek su faturalarını Ankara’da DHKP-C dağıtacak. İstanbul’da İSPARK’ı PKK’ya verecekler.’ Şimdi millet, Ankara ve İstanbul’dan hareketle, önce bunun koca bir yalan olduğunu, sonra ‘Vatanı böldürecekler’ dedikleri CHP’nin bu ülkenin Türkiye ittifakıyla birliğinin, beraberliğinin sembolü olduğunu, bir zamanlar Özal’ın birleştirdiği dört eğilim, bir zamanlar Tayyip Erdoğan’ın ‘Partimde herkes var’ diyen, hatta ‘Sosyalist Enternasyonal’e CHP’yi değil bizi alın, solcular da var’ diyecek noktadaki Tayyip Erdoğan’ın o hayallerini CHP’nin sandıkta gerçekleştirdiğini gördüler.

CHP, sosyal demokratla muhafazakar demokratları, milliyetçi demokratları, Kürt demokratları hep birlikte kucaklayan, sahiplenen, hepsinden birden oy alabilen, onlarla birlikte yerelde iktidar olabilen bir yapı olduğunu 31 Mart’ta gösterdi. 47 yıl sonra birinci parti oldu. 22 yıllık AK Parti iktidarına ilk yenilgisini yaşattı. Türkiye’nin yüzde 65’ini, ekonomisinin yüzde 80’ini de CHP yönetiyor. Şimdi gelinen bu noktada artık o ‘Ülkeyi böler’ denenlerin Türkiye’yi kucakladığını, birleştirdiğini, birlikte bir iktidar kurabildiklerini gördükleri gibi yedi aydır da çok iyi yönettiklerini, belediyelerden memnuniyetin böyle tırmandığını Türkiye gördü, Erdoğan da gördü.

Belediyelerimizi silkeleme, para vermeme, hizmetlerini durdurma çabası bundan. Ama tabii ki gidip metronun vagonunun durduramadığından, tabii ki gidip de belediyenin çöp arabasının önüne yatamadığından, imkanı olsa onu yapacak… Millet, gün geldi onun için tankın önüne yattı. O, tankın önüne yatan aziz milletin aldığı hizmetlerin önüne yatmaya çalışıyor sırf siyasi ikbal uğruna. Nakit paraya çullanıyor. Nakit para niye var? Sosyal yardım yapmak için var. O hesaplarda o paralar sosyal yardım için var. Aş için var, aşevi için var, yoksula et vermek için var. Yoksulun çocuğunun beslenme çantasını doldurmak için var. Kırtasiye yardımı için var. Ama o paralara çöküyor.

Engel olamayacak. Çıldırmasının sebebi, anketteki memnuniyet oranımız yüzde 58. Seçildiğinden geride olan, 250’ye yakın belediyede geride olan bir elin parmaklarından az küçük küçük belediyeler var. 244 belediye seçildiğinden ileride sonuç almış. Ortalama memnuniyet; yüzde 58, buna çıldırıyor. ‘Tehlike büyük, onlar gelirler’ demiyor. Millet, ‘Keşke gelseler’ diyor çünkü. ‘Vatanı böldürecekler’ diyemiyor, ‘Ee Türkiye ittfakı bunlar’ diyorlar. ‘Ay yıldızlı al bayraktan almış rengini. Türkiye ittifakı’ diyorlar. ‘Hepimizi kucakladılar. Seçtik, insan ayırmıyorlar’ diyor. ‘Oy vermedim ama kapımı çalıyor. Hizmet veriyor, destek veriyor’ diyor. ‘Oğluma okulda suyu bedava veriyor hiç değilse, seninkiler 15 liraya sattırıyor’ diyor.

Bunu da diyemeyince; ‘Efendim açsın, yoksulsun, işsizsin ama zafer büyük buna sevinmelisin’. Nasıl yani? ‘Zafer büyük.’ Nerede? ‘Suriye’de.’ Ne oldu? ‘13 yıl berbat şeyler oldu ama en sonunda benim düşmanım Esad gitti.’ Ne kurulacak? ‘O da belli değil.’ Belki de çok kötü şeyler olacak. ‘Ama zafer büyük, benimle buna sevinmelisin.’ Bir de dürtüyor yanındakileri, ‘Haydi haydi iyi anket gösterin.’ Maddi ve manevi mobbing uyguladığı birkaç firmanın yayınladığı anketleri dolaşıma sokmak için milyonlar harcıyor. Ama millet bakıyor, zafer – mafer gördüğü yok. Milletin gördüğü bir şey var. Oraya fetihe gidenler, zafere gidenler, ‘Zafer yaşattık diye sevinin’ diyenler, asgari ücretliye hezimeti yaşattılar. Asgari ücretli oranı, Türkiye’de yüzde 56. Yani biraz üstü alanlara baktığınızda yüzde 80’i etkileyen, herkesin maaşı asgari ücrete endeksli. Asgari ücrete 30 verince, bütün maaşlar asgari ücretin biraz üstünde alana da 30 veriyor. Hatta daha bile az veriyorlar. Öyle olunca sıkıntı büyük.

Çünkü daha az vermesi nereden belli? Yüzde 30-35-40 olan asgari ücretli oranı çıkmış, yüzde 57’ye. Asgari ücret canavarı git gide büyüyor. Belki bu asgari ücretle, asgari ücretli sayısı gelecek yıl yüzde 65’e çıkacak. Ücretlilerin yüzde 65’ine çıkacak. Büyük bir sıkıntı ve büyük bir perişanlık yarattılar. Biz bunu duyduktan sonra… Aslında üç aydır bu niyetlerini biliyorduk. Yani ‘Yüzde 50 enflasyon çıkacak, biz yüzde 25-30 zam verelim, hedef enflasyonu verelim.’ Niye? ‘Efendim asgari ücret enflasyonu yükseltir’ deyip, milleti kandırırız. Bu yalana kimse inanmadı. Merkez Bankası zaten çalışmış; bir puan asgari ücrete zam yaptığında, binde 0,7 etkisi oluyor. 10 binde 7 etkisi oluyor. Yani çok, çok düşük bir etkisi var. Kimse buna inanmadı. Ama bunlar asgari ücreti 22 bin 104 lira yapmak suretiyle milleti bir yıl daha büyük bir yoksulluğa, açlığa, perişanlığa mahkum ettiler.

Bunu duyduktan sonra öncelikle o gece TÜRK-İŞ o masaya gitmedi. 50 yıldır en çok üyesi olan sendikaya açık olan o masaya. Çünkü işverenle devlet anlaşmış, dediği asgari ücreti dayatıyor. Ertesi gün de bu görüşmelerden bundan sonra tamamen çekilme kararı aldı. Hiç katılmayacağını açıkladı. Bunu çok olumlu bulduğumuzu ifade etmek isterim. Hemen MYK’mızı topladık, hemen Meclis Grubumuzu bu salonda Meclis’e gitmeyip ‘Madem asgari ücret 30, altında yokuz’ diyoruz, ‘Bugün Meclis’te yokuz, bu işi konuşuyoruz’ dedik ve buraya geldik. Sonra benim de dahil olduğum milletvekili grubumuz Ankara’da onlarca merkeze dağıldık ve binlerce kişiyle o gün ilk teması kurduk. Ardından da TÜRK-İŞ’i, HAK-İŞ’i ve zoom toplantısıyla da DİSK’i ziyaret ederek, kurmaylarımızla birlikte bu meseleyi konuştuk.

Yarın yapılacak olan bir miting vardı. O mitinge biz partimiz adına katılım gösterecektik ama kitlesel katılım göstermeye karar verdik. Sendikalar da üyelerinin haklarının savunulacağı böyle bir mitinge destek vereceklerini ifade ettiler. Biz yarın saat 13.00’te Tandoğan Meydanı’nda olacağız, bu asgari ücreti protesto etmek için, 100 kişiden 56’sına sefalet ücreti veren, sefalet ücretinin üzerindeki tüm ücretleri de asgari ücrete mahkum etmeye niyetlenmiş olan bu sefalet ücretini protesto etmek için. Ama pazarda bir şey gördük. Asgari ücret, sadece asgari ücretliyi kahretmedi. Teyzeyi gördüm ‘12 bin 500 lira en düşük emekli maaşı alıyorum, asgari ücretliye ‘Bunu yapan bize ne yapacak, anladım’ dedi. ‘Bize ne yapmaz’ dedi, ‘Perişan edecek bizi’ dedi. ‘Ayda bir kez et alıyorum, onu da sizin belediye veriyor’ dedi. O teyze, emekliler, son derece öfkeli ve son derece endişeli.

Memur emeklisi, işçi emeklisi, ‘Yüzde 12, yüzde 16 zam geliyor, bir düzenleme yapılmayacağı, bir artırım yapılmayacağı belli, bizi de perişan edecekler’ diyor. Tepkili. Pazar esnafı tepkili, sokak esnafı tepkili. Ben Ankara’daki herkese şunu söylüyorum: ‘Ne kadar tepkili olursanız olun, tepkiniz içinizde, evinizde, arkadaşınızla konuşurken oluyorsa bunlar başınıza gelmeye devam edecek. Onun için yarın o tepkileri göstermeye tüm Ankaralıları ve Ankara’ya ulaşabilme durumu olan herkesi saat 13.00’te Tandoğan Meydanı’nda bu sefalet ücretine ve krizin yükünü yoksulların, emeklilerin, emekçilerin sırtına bırakan bu politikalara itiraz etmeye, ses yükseltmeye davet ediyorum.

Asgari ücret Türkiye’de yüzde 56’larda-57’lerde çalışanların. Avrupa’da bu rakam yüzde 9, Almanya’da yüzde 6. Bu ücretten de hemen kopup uzaklaşıyorlar bir yıl kıdem aldıktan sonra. Ama Türkiye’de gitgide artıyor bu. Bir sanayi ticaret odası başkanının da ‘Sayın Erdoğan’ın verdiği rakama hepimiz uyalım’ dediğini duyduk. Kendinin adını not ettik. Çünkü diyor ki, ‘Erdoğan emekçileri ezmek için işaret fişeğini attı, hepimiz ona uyalım’ diyor. Buradan onun seslendiği herkese sesleniyorum, kendisiyle bir işim yok. Buna uyanlar, karşısında bizi bulur. Emekçinin hakkını vereni, sonuna kadar savunacağız.

Ama emekçiyi sefalet ücretine mahkum edeni, hele hele beyaz yakalıyı, gri yakalıyı, mavi yakalıyı, asgari ücretin üstünde maaş alanları, asgari ücrete mahkum etmeye kalkanlara, Erdoğan’ın yaptığı zammı yapıp yüksek zam yapmamak için organize olanlara şunu söyleyeceğim: ‘Bunu yapmayanlar bu meseleden olumlu ayrışacaklar. Bunu yapanlar karşısında tüketimden gelen gücünü kullanan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını görecekler. İlan edeceğiz teker teker. Nasıl yemeğin içine at eti karıştıranlar ilan ediliyorsa, Erdoğan’ın yaptığını fırsat bilip emekçiyi ezeni, çalışanları ezeni ifşa edeceğiz ve tüketimden gelen gücümüzü kullanacağız. Bu konuda 1 Ocak olduğunda ilan edeceğiniz zamları yaparken Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu vatandaşlarının bunu izlediğini ve buna göre tavır ve tutum içinde olacaklarını hatırlatmak istiyorum.

Avrupa Birliği’nde OECD ülkelerinde milli gelirin yüzde 55’i maaş olarak ödeniyor, ücretlilere ödeniyor. Çalışanlar milli gelirden yüzde 55 pay alıyor. Avrupa Birliği’nde yüzde 60 ila 70 arasında alıyor. Türkiye’de yüzde 25 alıyor. Böyle bir oran dünyanın hiçbir yerinde yok. Olan ülkeler Türkiye’den beter ülkeler. Bütün dünya ‘Ya bu kadar milli gelirimiz var, bir avuç insan yüzde 30’unu alıyor’ diye konuşup tartışırken biz bu haldeyiz, milli gelirin yüzde 75’ini bir avuç insan alıyor, buna susuyoruz. Yüzde 70 çalışanlar alıyor, Almanya’da sosyal demokratlar buna itiraz ediyor, çok daha yukarı çıkması lazım diye. Ama Türkiye’de dörtte birini ahaliye veriyorlar, dörtte üçünü bir mahalle adam yiyor. O yüzden bu düzeni kökünden değiştireceğiz. Ama bunu yapabilmek için mutlaka sokaklara çıkmak, hakkı beraber aramak lazım.

Verdiği asgari ücret, kendi gelmeden önce 7 çeyrek altın alırken geçen sene verdiği 17 bin 2 liralık asgari ücret, ilk ay 5 çeyrek altın alırken şu anda 3.5 çeyrek altına düşmüşken verdiği asgari ücret, altın fiyatı 1 Ocak’ta aynı kalırsa sadece 4.5 çeyrek altın alacak. Yani yarım çeyrek altın. 2 bin 500 lira geçen seneye göre bile emekçinin cebinden çalan bir fiyat ilan ettiler. 17 bin lira bugün 10 bin liranın alım gücüne düşmüş, verildiği güne göre. 5 bin lira zam yaparak 22 bin lira yapıp fiilen 2 bin lira emekçiden para alıyor. İlk kez Türkiye’de asgari ücret ilan edilirken çalışanlar devlete para veriyorlar. Yılbaşında zam alacağına cebinden devlete para veriyor.

Geçen sene 57 kilo dana kıyma alan asgari ücret, 17 bin 2 lira. Dana kıyma Ocak ayında zamlanmasa bile 37 kilo alabilecek. 20 kilo dana kıyma parası eksik veriyor. Bin 700 simit alabilirken, bin 470 simit alabilecek. 230 tane simidin parasını eksik veriyor. Ve biz bunları söylerken çalışan memurların, emekli memurların, emekli işçilerin alacakları zammın belirlenmesinde temel kurum olan TÜİK, istatistik kurumu doğru veri verse millet doğru zam alacak. Ama bu sene onun da altında, onun verisininin de altına indiler. İşi gücü bırakmış bana laf yetiştirmekle uğraşıyor, iki sayfa. Neden biliyor musunuz? Geçen gün dedim ki ‘Ya TÜİK’inki 50, verilen 30, gerçek enflasyon yüzde 78. Çünkü bu asgari ücret. Asgari ücretli ne harcar? Kira harcar, boğazına harcar, elektrik, su harcar.

“‘Pinpon topu yok, yalandır’ diyen adamın sepetinde futbol topu var”

Başka ne harcayacak? Alabilirse çocuğuna giyim alır, ona para harcar. Başka şeye para mı var? Asgari ücretli pinpon topu mu yiyor’ dedim. Açıklama yapmış, ‘Sepetimizde pinpon topu yok.’ Ben dedim ‘Vardı ya.’ Arkadaşlar dediler ki ‘Bu değişiyor birkaç yıl önce değişti.’ ‘Sepetimizde pinpon topu yok, bu durum yalandır’ diye açıklama yapıyor. Ben meramımı anlatmış mıyım? Anlatmışım. Sepette ne varmış pinpon topu çıkmış? Futbol topu varmış. Anneannem olsa ‘Hasbinallah’ diyecek. Ya böyle bir şey olabilir mi, böyle bir şey olabilir mi? ‘Pinpon topu yok, yalandır’ diyen adamın sepetinde futbol topu var.

Davlumbaz var, otel ücreti var, şans oyunları var. Bunları mı yiyor asgari ücretli? Otel ücretinden hesap yapıyorsun, asgari ücretliye verilecek zamma etki edeceksin. Emekliye verilecek zamma etki ediyorsun, çalışan memura verilecek zamma etki ediyorsun. Futbol topunu koymuş. Ben özür diliyorum Türkiye İstatistik Kurumu’ndan, pinpon topu yemiyorlar, çok doğru yapmışsınız futbol topu yiyorlar çünkü! Ben bu kadar saçma, bu kadar lüzumsuz… Ha şu olsa vallahi mahcup olurdum. Listeyi yayınlıyorlar ya, açsak baksak o listede asgari ücretlinin temel harcamaları olsaydı vallahi derdim ki ‘Ben hakkını yemişim TÜİK’in. Davlumbaz var ya, davlumbaz. İnsan okuyunca neydi bu davlumbaz diyor.

Biz bir kez daha önerimizi revize ederek ifade ediyoruz. ‘Asgari ücret 30 bin lira olsun’ dedik, ‘6 bin lira da 30 bin lira asgari ücret olunca 1 milyar lira fazladan prim tahsilatı yapacaksın, bunun dörtte birini, üçte birini ver, asgari ücretli başına 6 bin lira teşvik ver, SGK prim desteği ver’ dedik. O prim desteği 700’dü, bin lira yapmış onu. Şimdi bir daha söylüyorum, zaten tahsil ettiğin pirim 1 milyar artacak. 8 bin lira ver prim desteğini, asgari ücreti 22 binden 30’a çıkar, elbette alan açısından 30, veren açısından 22 net asgari ücret üzerinden olsun. Asgari ücretin de maliyeti ‘Efendim işte şimdi olunca 30 oluyormuş, öyle olunca 40 oluyormuş.’ Hiç olmazsa 7 bin lira daha indirim sağlamış olursun, bu asgari ücreti ödeyecek olan küçük esnafa, KOBİ‘ye. Cebinden de bir şey çıkmış olmaz.

Ama bunun açıklamasını fırsata çeviren zenginlerin cebine parası kalsın diye bu tip bir yaklaşımdan uzak duruyor. Asgari ücretli başına bir ila 10 işçi çalışanlarda 8 bin lira, 10-50 işçi arasında çalışanlarda 5 bin lira, 50-100 arasında çalışanlarda 4 bin lira gibi bir kademelendirme ile tahsil edeceği primin yarısını vererek bile bunu sağlayabiliyorlar. Bunu hızla hayata geçirmeleri konusunda kendilerini uyarıyorum. Son bir kez şu çağrıyı yaparak bitirmek isterim. Biz yarın Tandoğan Meydanı’nda saat 13’te sivil toplum örgütlerinin yapmış olduğu, 66 örgüt olarak başlayıp, 167 örgütün katılımına son üç günde hızla çıkmış olan sivil inisiyatife destek vererek o miting meydanına gideceğiz.

Düzenleyiciler bize de konuşma imkanı verdiler. Mitingte konuşma yapacağım. O mitingde sözümüze değer veren herkesi, sadece Cumhuriyet Halk Partilileri değil, ‘Asgari ücretle geçinilemiyor, bu maaşlarla emekliler geçinemiyor’ diyen herkesi, asgari ücretlileri, emeklileri ve itiraz eden herkesi, bütün esnafları, bütün çiftçileri davet ediyoruz. Yarın o meydandan sesi yükseltip mücadelenin ateşini yakacağız. 2025 yılını, hakkı yenenlerin hakkını yiyenlerden hesap soracağı, mücadele edeceği; martta asgari ücrete zam alabilmek için mücadele edeceği, temmuz zammı için mücadele edeceği, üretimden gelen güçlerini kullanan işçiler sendikaları ile birlikte bunu ortaya koyduklarında Türkiye’de bütün akışın değişeceği bir 2025’i umut ediyoruz.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, ‘Geçim olmazsa seçim olur’ demiştik. Geçim olmayacağı açık. Seçim olur mu? Bütün gücümüzle bastıracağız, bütün gücümüzle erken seçime zorlamak için mücadele edeceğiz. Bu mücadelenin sonunda seçim olursa kurtuluş hemen olacak. Yok direnirlerse; seçimin olduğu gün olacak. Ama ben bütün emeklilerin, bütün emekçilerin, bütün yoksulların bu iktidarın ezdiği herkesin isterse 2025 yılında asla ve asla sandıktan kaçamayacaklarına, sonra da artık gelirin dörtte birinin herkese, dörtte üçünün zenginlere kaldığı bu düzeni değiştireceğimize yürekten inanıyorum.

Bunun için mücadele etmek için Cumhuriyet Halk Partisi’nin 1,5 milyonun üzerindeki her üyesi mücadeleye hazırdır. 83 milyon vatandaşımızı; sağcısıyla solcusuyla, Kürdüyle Türküyle, Alevisiyle Sünnisiyle bu toplumun tüm kesimlerini kendisini hangi siyasi görüşe ait hissediyor olursa olsun esas aidiyetinin onurlu bir yaşam talep etmek olan, çocuklarının geleceğini talep etmek olan, kendi hakkının, kendi rızkının başkalarına yediriliyor olmasına itirazı olan herkesi bu iktidarı değiştirmek için mücadeleye davet ediyorum. Hep birlikte çalışacağız, hep birlikte kazanacağız. Halk kazanacak, millet kazanacak, Türkiye kazanacak. Hep beraber başaracağız. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun.”

Paylaşın

Adalet Bakanlığı’ndan DEM Parti’ye “İmralı” İzni

Adalet Bakanlığı, DEM Parti’nin İmralı’daki Abdullah Öcalan’ı ziyaret için yaptığı başvuruya olumlu dönüş yaptı. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ise, “Hava şartlarına göre yarın ya da pazar günü İmralı’ya gidecekler” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim’de Meclis’te PKK lideri Abdullah Öcalan’ın tecridinin kaldırılmasına ilişkin yaptığı çağrıyla başlayan süreçte ilk somut adım atılıyor. Adalet Bakanlığı, DEM Parti’nin İmralı’daki Öcalan’ı ziyaret için yaptığı başvuruya olumlu dönüş yaptı.

DEM Partili kaynaklardan edinilen bilgiye göre; TBMM Başkanvekili ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ile DEM Parti Van Milletvekili Pervin Buldan’a sözlü olarak iletilen iznin ardından heyet, hava durumuna bağlı olarak yarın ya da pazar günü İmralı’yı ziyaret edecek.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, DEM Parti’nin PKK Lideri Abdullah Öcalan’la görüşmek için yaptığı başvuruya olumlu yanıt verilmesine ilişkin konuştu. Tunç, “DEM’lilerin görüşme talebine olumlu yanıt verdik. Hava şartlarına göre yarın ya da pazar günü İmralı’ya gidecekler. DEM heyetinde Sırrı Süreyya Önder ve Pervin Puldan olacak” dedi.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Erdoğan’ın “Tıpış Tıpış Ödeyecekler” Sözlerine Yanıt

İBB Başkanı İmamoğlu, Erdoğan’ın, “Tıpış tıpış ödeyecekler. İş başka mevzulara gelince şahin kesiliyorlar, ama borç ödemeye gelince de güvercin kesiliyorlar. Milletin hakkını, yetimin hakkını size konserlerde, şarap turlarında yedirmeyiz” sözlerine verdiği yanıtta şu ifadeleri kullandı:

“Sayın Cumhurbaşkanı’nın ruh halinde ya da zihninde, bir sert cümle söyleyecekse, aklından hemen İstanbul’un geçmesi ve oradan, ‘İstanbul’a buradan da nasıl bir gönderme yaparım’ diye düşünmesi çok manidar. Bunu yaşıyoruz 6 senedir. Tabii söylediği iftira ifadelerinin hiçbirisi, bizim üzerimize yapışmaz.”

Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, TBB Encümeni toplantısının ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

BirGün’ün aktardığına göre; 31 Mart 2024 yerel seçimleriyle birlikte, yerel yönetimlerde bir değişimin yaşandığına vurgu yapan İmamoğlu, “Ama ne yazık ki, 31 Mart 2024 yerel seçim sonuçlarının ardından, özellikle muhalefet partilerine ait belediyelerin hükümet tarafından hedef yapıldığını görüyoruz. Farklı konularda, farklı mevzularda bir kısım ayrımcılığın devam ettiğini görüyoruz. Kimi zaman siyasi operasyonlar, kimi zaman ekonomik operasyon girişimleri yaşandı bu kısa 8 aylık dönemde. Kimi zaman yıllardır belediyelerin hizmet verdiği alanlar ya da bir şekilde gelir elde ettiği alanların, hemen bu seçimden sonra geri alınması ya da müdahale edilmesi gibi uygulamalar… Bunları yaşadığımız bir 2024 yılına da seçimi yaşadığımız gibi veda ediyor ortamdayız. Maalesef, yine ülke demokrasimize gölge düşüren kayyum atamalarıyla 2024 yılını noktalıyoruz. Ve ne yazık ki, SGK başta olmak üzere, birtakım belediyelerin borçları bahane edilerek, belediyelerin elini kollarını bağlama çabalarına tanık oluyoruz” diye konuştu.

Merkezi iktidarın yerelde muhalefet pozisyonuna geçtiğinin altını çizen İmamoğlu, “Bu, milletin iradesidir. Buna saygı duymak, demokrasinin temel kuralıdır. Bir nevi ana muhalefet görevini sindirememesi meselesi, demokrasiye gölge düşürmektedir. Ve bu yönüyle de belediyelere yönelik, tam anlamıyla fütursuzca saldırıları harekete geçirmeleri, hepimizi üzmektedir, canımızı sıkmaktadır” dedi.

İmamoğlu, şöyle devam etti: “Halbuki şöyle bakılması gerekir: Milletimiz, 2023 yılında sizi iktidar yaptı. 2024 seçimlerinde de başka bir partiyi iktidar yaptı. Demokrasiyi sindirmek zorundasınız. Çünkü burası, 27 Aralık’ta Mustafa Kemal Atatürk’ün geldiği, başkenti Ankara olan Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Ve temel dayanağı, laik bir hukuk devleti olmak ve aynı zamanda demokrasiyi güçlendirmektir. Bu manada yapılan bu uygulamalar, bu prensiplerin hiçbirine uymamaktadır. Siyasi olarak kayyumlar, ekonomik olarak da SGK prim borçlarının bu saldırıda araç olarak kullanılmasını ve kullanılmaya devam edildiğini görüyorum. Ve gerçekten memleketimizin işte tam da böylesi bir demokrasi ülkesi, hukuk ülkesi olması prensibine ters düştüğünü, gölge düşürdüğünü de ifade etmek isterim.”

Türkiye’deki tüm belediyelerin SGK prim borçlarının, SGK’nın gelir kalemlerinin yüzde 2,7’sine denk düştüğü bilgisini paylaşan İmamoğlu, şunları söyledi: “Hükümet, neredeyse bütün işleriyle ilgili sıkıntılarını, belediyelerin SGK borçlarına bağlar duruma geldi. Yani neredeyse, asgari ücreti niye düşük açıkladı diye yarın sorsalar, yani bunu bile belediyelerin SGK borçlarına bağlayacak kadar gündem ve mevzu ediyorlar. Ve bunun dillerinden düşürmemeleri de çok can sıkıcı.

Farklı üsluplarla, işte ‘belediyeleri silkeleme’ kavramı, efendime söyleyeyim hesapsız, kitapsız bir üslupla, belediyelere her ay gelen bütçe ödemelerinin kesintiye uğratılması, belediyelerin mallarına haciz koyulması ve bu anlamda ciddi bir adaletsizlik uygulamaları silsilesi. Hedefe konan ve kesinti haczi yağmuruna tutulan bazı belediyelerle ilgili birtakım farklı uygulamaları sizlerle paylaşmak isterim. Mesela, adaletsizliğe bir örnek: İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bir önceki ay ödeneğinden, habersizce 1,1 milyar lira para kesildi. Ve buna benzer kesintiler, başka belediyelerimizde de söz konusu. Ya da bir başka İstanbul’daki ilçe belediyesine, CHP’li bir belediyeye -ki aralarında tarihi eserler de var- gayrimenkullerine hızlıca haciz konuldu.”

“İzmir’de bir belediyeye bu süreçte pozitif ayrımcılık uygulandı” diyen İmamoğlu, şunları anlattı: “Yine muhalefet belediyelerine, başta CHP’li belediyeler olmak üzere, aman vermeyen hükümet, İzmir’de bir belediyeye hazineye olan borçlarını kapatmak için ilginç bir metot uyguladı. Metot hayli ilginç. Maliye Hazinesi, kendisine ait çok büyük bir araziyi Menemen Belediyesi’ne hibe olarak verdi. Sonra da bu borçlarına karşılık Hazine’nin hibe ettiği araziyi satarak, borçlarını ödeme olarak geriye verme konusunda bir girişimi başlattı.

Açıkçası merkezi idarenin, hükümetin bir ilçe belediyesine borçlarını ödemesi konusunda bu anlamlı jestten rahatsız değiliz. Rahatsız olduğumuz, bu jestin benzerlerinin bu kadarını da beklemiyoruz yani. Çok daha düşük bir anlayışla bile diğer belediyelere de yaklaşsalar, bu sorunların tamamını şu anda istese, el ele verse, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Şehircilik Bakanlığı el ele verse, Tarım Orman ve Köy İşleri Bakanlığı inanın bizimle oturup konuşsa, bu sorunların tamamını çözeriz ve hiç kimse böylesi bir çözümden de zarar görmez. Biz, TBB olarak, bu jestlerin partizanlıktan uzak bir şekilde yapılmasını arzu ediyoruz. Tüm belediyelere eşit bir şekilde uygulanmasını arzu ediyoruz.”

Kayyum atamalarına tepki gösteren İmamoğlu, ” Kayyum uygulamalarını kesinlikle reddeder ve kınarken, özellikle CHP’li Esenyurt Belediye Başkanımız Sayın Profesör Doktor Ahmet Özer’in, seçilmiş bir belediye başkanı olarak, yeni yıla ailesinden, Esenyurtlular’dan uzak bir şekilde haksızca cezaevine girmesinden ötürü duyduğum üzüntüyü de özellikle belirtmek isterim” dedi.

Suriye’de gelişmelere ilişkin açıklama yapan İmamoğlu, “Biz de TBB olarak, bu süreçte hem ülkemizin güvenliği hem ülkemizde yaşayan sığınmacıların evlerine geri dönüşü için sorumluluktan kaçmayacağımızı ve mutlaka sorumluluk alacağımızı ortak kararla belirttik, beyan ediyoruz. Suriye’de şehirlerin acil ihtiyaçlarının karşılanması, ekonomik ve sosyal altyapının yeniden inşası ve yerel yönetimlerin kapasite geliştirme süreçlerinin desteklenmesi, öncelikli konularımızdan birisidir” dedi.

İmamoğlu, TBB heyetinin Suriye’yi ziyaret edeceğini de açıkladı: “Bu çerçevede, TBB olarak, başta Şam olmak üzere, Suriye’deki şehirlerin ihtiyaçlarını yerinde tespit etmek, iki ülke belediyeleri arasındaki iş birliğini yeniden tesis etmek ve sürdürülebilir bir zemine oturtmak, birliğimiz belediyelerin desteğini koordine etmek amacıyla da bir TBB heyetinin, en kısa zamanda Suriye’yi ziyaret etmesini hep birlikte kararlaştırdık. İlk aşamada Şam’a gerçekleştirilmesi öngörülen ziyaret sırasında, Türkiye’deki geçici koruma altında bulunan Suriyelilerin gönüllü ve onurlu şekilde geriye dönüş ihtiyaçlarının karşılanması için, yerel yönetimler arasında iş birliği mekanizmalarının geliştirilmesi ve bu doğrultuda somut adımların planlanması da hedeflenmektedir.”

Erdoğan’a “Tıpış tıpış ödeyecekler” yanıtı

İmamoğlu, değerlendirme konuşmasının ardından, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını da yanıtladı. AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Tıpış tıpış ödeyecekler. İş başka mevzulara gelince şahin kesiliyorlar, ama borç ödemeye gelince de güvercin kesiliyorlar. Milletin hakkını, yetimin hakkını size konserlerde, şarap turlarında yedirmeyiz” sözleri sorulan İmamoğlu, şunları ifade etti:

“Sayın Cumhurbaşkanı’nın ruh halinde ya da zihninde, bir sert cümle söyleyecekse, aklından hemen İstanbul’un geçmesi ve oradan, ‘İstanbul’a buradan da nasıl bir gönderme yaparım’ diye düşünmesi çok manidar. Bunu yaşıyoruz 6 senedir. Tabii söylediği iftira ifadelerinin hiçbirisi, bizim üzerimize yapışmaz.

Biz, olimpiyatlara yol yürüyen bir şehiriz. Çok güçlü çalışmalar yapıyoruz. 2036’da ev sahibi olmak istiyoruz. 2027 Avrupa Oyunları’nın diplomasisini yürütüyoruz. Bu kapsamda yapılan, daha önce yapılmayacak, yapılmamış olduğu kadar, güçlü ve önemli diplomatik girişimlerin daha güçlüsünü yaparak, geçirdiğimiz o ortamları, bu şekilde ifade etmesi çok can sıkıcı, üzücü. Ama alıştık. Halbuki biz, daha dün, ülkemizin Spor Bakanı’yla, o yaptığımız diplomatik görüşmelerin sonucunda elde ettiğimiz Avrupa Oyunları’nın ya da 2036’ya birlikte çalışabilmenin yol ve yöntemlerini konuştuk. Bence doğru olan bu. Doğru olmayanı da Sayın Cumhurbaşkanı’nın ifadeleri. Devlet, devleti silkelemez yani. Devlet, kendi kurumunu silkelemez. Devlet, kendi kurumunun bir konusunda üzerine çökmez. Yardımcı olur, el verir, birlikte oturur, konuşur, çözüm bulurlar. Kaldı ki zaten güvercin de bizim, şahin de bizim yani.”

Paylaşın