CHP’li Karabıyık: Bir Kişinin İnadıyla Ekonomi Yönetilemez

İktidarın mevcut ekonomi politikasını bianet’ten Hikmet Adal’a değerlendiren CHP’li Karabıyık düşük faiz uygulamasıyla ilgili “Böyle bir iktisat teorisi yok” dedi. Karabıyık, Erdoğan’ın düşük faiz politikasını kastederek “Bir kişinin inadıyla bu şekilde ekonomi yönetilmez” diye konuştu.

Türk Lirasındaki geçen haftaki tarihi değer kaybının ardından piyasaların kapalı olduğu hafta sonunda da ekonomi cephesinden peşi sıra açıklamalar geldi.

Önce CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Simone Kaslowski’yi aradığını açıkladı. Bu açıklama sonrası TÜSİAD’dan hükümete “Genel kabul görmüş iktisat bilimi kurallarına hızla dönülmeli” çağrısı geldi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’sa çağrıya “Ey TÜSİAD ve yavruları… Size sesleniyorum. Sizin tek göreviniz var, yatırım, üretim, istihdam ve büyüme. Siz bunda ne yapıyorsunuz önce onu ortaya koyun. Kalkıp da hükümete saldırmanın değişik yollarını aramayın, bizimle mücadele edemezsiniz. Sizin cinsinizi de cibilliyetinizi de gayet iyi biliyoruz” diyerek karşılık verdi.

İktidara yakınlığıyla bilinen Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği de (MÜSİAD) Erdoğan’a destek vererek düşük faiz odaklı politikayı savundu. Türkiye ekonomisinin ayakta olduğunu söyledi.

“Faiz düşüyor ama Türkiye’nin borcu katlanıyor”

Açıklamaları ve iktidarın mevcut ekonomi politikasını bianet’ten Hikmet Adal’a değerlendiren CHP Genel Başkan Yardımcısı ve finans profesörü Lale Karabıyık düşük faiz uygulamasıyla ilgili “Böyle bir iktisat teorisi yok” dedi.

Karabıyık, Erdoğan’ın düşük faiz politikasını kastederek “Bir kişinin inadıyla bu şekilde ekonomi yönetilmez” diye konuştu.

Merkezi yönetiminin borçlarının yüzde 80’inin faize ve dövize endeksli, borcun yüzde 60’ının da döviz cinsinden olduğunu dile getiren Karabıyık, iktidarın Türkiye’yi borca batırdığını söyledi. Tek çözüm olarak erken seçime işaret eden Prof. Dr. Lale Karabıyık şöyle konuştu:

“Mevcut siyasal rejimin ve onun alt yapısı olarak ekonomik sistemin çöktüğü artık daha net görülebiliyoruz. Merkez Bankası’nın attığı her adım Türkiye’yi daha kötüye götürüyor. Faiz indiriyor, dolar yükseliyor. Erdoğan faizi eleştiriyor ama Merkez Bankası, bankalardan aldığı borca karşılık daha fazla faiz ödemesi yapıyor. Politika faizi düşüyor ama Türkiye’nin borcu katlanıyor.

“Şu anki durumda, Merkez Bankası’nı yerden yere vurup üstünde tepiniyorlar. Merkez Bankası’nı perişan ediyorlar. Yani bir tarafta faiz indirimi, diğer tarafta daha çok borçlanma. Sırf yanlış politikalar yüzünden merkezi yönetimin brüt borç stoku son birkaç ayda 2.2 trilyon TL’ye çıktı.

“Elbette hiçbir yönetim yüksek faiz istemez, biz de istemeyiz yüksek faiz. Ama bu politikalarla değil. Faiz böyle düşürülmez. Öncelikle doğru bir ekonomi politikası inşa edeceksiniz. Bunu çok iyi ayrıntılandırıp anlatacaksınız, düzen telkin edeceksiniz. O güven üzerine yeni bir ekonomi inşa edeceksiniz. Ancak bu şekilde faiz indirebilirsiniz. Eğer bunları yapmadan indirirseniz, maliyeti bu şekilde olur, halk öder, hepimiz öderiz.”

“İhracatta da dışa bağımlıyız”

Faiz indiriminin, ihracatı artırma amacı taşıdığı iddialarına ilişkin de konuşan Karabıyık “Türkiye için kur yükselişi ihracatla direkt ilgili değil…” dedi.

Geçmiş senelerden örnek veren Karabıyık “8 yılın ortalamasında döviz sepetindeki 1 birimlik artış, ihracata 0,33 birim olarak yansımış. Kaldı ki Türkiye’nin ihracatı ithalata bağlı. Normal ihracatta yüzde 70-71. Petro-kimyada yüzde 95 oranında dışa bağımlıyız. Her faiz indirimi maliyeti yükseliyor. Faizi indirip, kuru yükseltecekmişiz, ihracat artacakmış ya… Söyledikleri gibi bir iktisat teorisi yok” diye konuştu.

“Fakirden zengine sermaye transferi”

Karabıyık, TÜSİAD’ın ve İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan’ın ekonomi politikasından duydukları rahatsızlığı son derece açık bir şekilde dile getirdiğini kaydetti ve şöyle devam etti:

“İktidar Türk Lirasını doların önüne attı, pul etti. Varlık Fonu’nun içerisindeki mal varlığı 34.5 milyar dolardan 22.5 milyar dolarlara düştü. Bir haftada oldu bu.

“2004’ten bugüne 24 paket açıkladılar. 17’si istihdam teşvik paketi, 7’si ekonomi paketi. 24 paket sonucunda ortada hiçbir şey yok. Halk artık bunların yalan olduğu, iktidara inanılmayacağını, güvenilmeyeceğini biliyor.

“Ülkenin yarısı asgari ücretle geçinmeye çalışıyor. Fakirden zengine doğru sermaye transferi yapılıyor. Parası olan dolarına dolar katıyor veya ranttan bir gecede malının değerini katlıyor. Diğer insanlar küçük maaşlarıyla geçinmeye çalışıyor.

“Halk peynire yeniden zam gelmesin, nohuta yeniden zam gelmesin, alayım stoklayayım derdinde. Stoklanacak şey var, stoklanamayacak şey var. Ama insanlar bugün alabildikleri şeyi yarın alıp alamayacaklarını bildikleri için kaygı duyuyor. Bütçesini yapamıyor. Asgari ücret güya artı ama alım gücünü her geçen gün eriyor. Dolar artıyor, kirada oturarak geçinmeye çalışan yoksul kesim her geçen gün fakirleşiyor.

“Tek çare erken seçim”

Karabıyık “Buradan bir dönüş istiyorsak erken seçim tek çare. Çünkü bu iktidar bu ekonomiyi düzeltemez. Halk artık her şeyin göstermelik olduğunu gördü. Orta Vadeli Program yapılıyor, içindekiler bir öncekinin kopyası. Artık güveni kaybettiler. Ekonomi yönetimi doğru adımları atsa bile artık güven telkin edecek pozisyonda değil. Onun için yepyeni bir iktidar, yepyeni teoriler, yepyeni kadrolar, güven verecek yöneticiler lazım. Dış ilişkilerde düzelme, hukukun üstünlüğünde geri dönüş lazım” sözleriyle konuşmasını sonlandırdı.

Paylaşın

Türkiye’nin Kara Lekesi: Maraş Katliamı

19-26 Aralık 1978’de Maraş’ta Alevilere yönelik gerçekleşen katliamda resmi rakamlara göre 120 insan öldürüldü, yüzlerce kişi yaralandı. Resmi olmayan, olayın tanıkların aktarımına göre ise katliamda 500’ün üstünde insan yaşamını yitirdi.

MİT”in belgelerine göre Maraş katliamı MHP Maraş il örgütünde ÜGD (Ülkücü Gençlik Derneği) ile yapılan toplantıda planlandı ve ‘sağcı-solcu veya Alevi-Sünni meselesinden ziyade Türk-Kürt meselesi görünümü’ verildi.

Katliamla ilgili 804 kişi hakkında dava açıldı; sanıklardan 29’u idam, 7’si müebbet hapisle, 321 kişi de 1-24 yıl arasında hapisle cezalandırıldı. Sıkıyönetim mahkemelerinde açılan davalar 1991 yılına kadar sürdü. İdam ve müebbet dışında hapse mahkum edilenlere 1/6 oranında indirim uygulanarak cezalar azaltıldı. Sıkı yönetim mahkemesinin idam kararları da Yargıtay tarafından bozuldu.

Nasıl başladı?

12 Eylül darbesine giden sürecin başlangıcı olarak kabul edilen katliam döneminde iktidarda CHP vardı, Baş­bakan Bülent Ecevit’ti.

19 Aralık günü Çiçek Sineması’nda Sovyetler Birliği’ndeki “komünist zulmü” anlatan, Cüneyt Arkın ve Oya Aydoğan’ın baş rollerini oynadıkları, Mehmet Kılıç’ın yönettiği “Güneş Ne Zaman Doğacak?” isimli filmin ara­sında bir ses bombası patladı.

Gece yarısı patla­yan bombanın ardından filmi izlemek için salonda toplanan ülkücüler sokağa dö­küldü. “Kanımız aksa da zafer İslam’ın!” sloganı­nı atan kişiler Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) il binasına saldırdılar.

Şehirde “Komünistler, Al­lahsız Aleviler şehir suyuna zehir kattılar”, “Sinemayı komünistler bombaladı” söy­lentilerinin yayılmasının ardından ertesi gün Alevilerin oturduğu bir kahvehane bombalandı.

21 Aralık günü Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) üyesi iki öğretmen, Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu öldürüldü. 22 Aralık’ta iki öğretme­nin cenaze törenine on bin kişi katıldı.

Alevilerin evleri işyerleri yakıldı

Ülkücüler, bu kez “Komünistlerin ve Alevilerin cenaze namazı kılınmaz!” sloganı eşliğinde cenaze kortejine saldırdı. Maraş çarşısına doğ­ru yürüyüşe geçenler, CHP’li ve Alevi olan yurt­taşlara ait işyerleri yağmalanıp yakıldı. Çatışmalarda üç kişi daha yaşamını yitirdi. Daha önceden belirle­nen evler ve işyerleri Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ya da Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD) yazılarıyla, “Üç Hilal” işaretleriyle donatıldı.

23 Aralık’ta Be­lediye hoparlörlerinden ve Ulucami minarelerin­den “Alevi kafirler, Yörükselim”de birçok din kardeşimizi şehit ediyorlar. Al­lah’ını seven Müslümanlar hazır olsunlar!” sözleriyle katliamın çağrısı yapıldı.

Kadınlar, çocuklar, bebekler öldürüldü

Başta Yörükselim olmak üzere Alevilerin yaşadı­ğı Serintepe, Mağarah ve Yenimahalle semtlerinde evlere saldırıldı. Uzun menzilli silahlarla taranan evler, bombalandı ve yakıldı. Çocuk, bebek, kadın, erkek demeden Aleviler öldürüldü. Ellerinde silahlar, taşlar, sopalar, keserler, bal­talarla saldıran kişiler katli­am yaptı.

24 Aralık sabahı şehirde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Ancak sokağa çıkma yasağına sadece Alevi yurttaşlar ve polisler uydu. Olaylar sırasında saldırganlar ara­sında polislerin de bulunması nedeniyle, polis gö­rev dışı bırakıldı.

120 kişi öldürüldü

25 Aralık günü de devam eden olaylar ancak ge­ce yarısında sona erdi. 19 Aralık”ta başlayan olaylarda resmi rakamlara göre 120 kişi yaşamını yitir­miş, binin üzerinde insan yaralanmış, 552 ev ve 289 işyeri tahrip edilip, yakıldı.

Bu katliamın so­rumluları olarak ilk günlerde sadece 75 kişi yakalandı. 16 Nisan 1979’da askeri mahkeme­de başlayan dava ise; 8 Ağustos 1980’de sonuçlandı. Yargıtay’a giden davanın sanıkları, 1991’de çı­karılan Terörle Mücadele Kanunu nedeniyle serbest kaldı. Davanın bir numaralı sanığı Ökkeş Kenger -sonradan soyadını değiştirerek Şendiler oldu – be­raat ederek daha sonra 1991 yılında MHP’den mil­letvekili oldu.

Ökkeş Şendiler yıllar sonra katliama ilişkin “Kahramanmaraş’ta Alevi-Sünni çatışması olmamıştır. Aleviler kimseyle çatışmamış, katledilmişlerdir” dedi.

13 ilde sıkıyönetim kararı

Ecevit ise; Maraş’ta yaşanan katliamı, “Kah­ramanmaraş Toplumsal Olayları” olarak nitelendi­rdi ve “sıkıyönetim” ilan etti. 25 Aralık gecesi toplanan Bakanlar Kurulu, Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ile Kara Kuv­vetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin’in de katıldığı toplantıda “yaygın şiddet eylemlerini” en­gellemek için 13 ilde sıkıyönetim kararı alındı.

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

CHP’nin ‘Belediye Başkanları Çalıştayı’ndan Beş Madde Çıktı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, Kayseri’de düzenlenen “Belediye Başkanları Çalıştayı”nın sonuç bildirgesini açıkladı. Torun, belediye başkanlarının önce saha çalışmaları ile başladığını, ardından dün belli bilgilendirme toplantıları yapıldığını, hem kara kış fonunu hem de diğer sorunları konuştuklarını, bugün de çok farklı konularda bilgilendirme yapıldığını anlattı.

Haber Merkezi / İktidarın CHP’li belediyelere olabildiğince engel olma çabasına değinen Torun, beş madde sayarak çalıştayda yapılan değerlendirmeleri özetledi. Torun’un özetlediği Çalıştay Sonuç Bildirgesi’nde şu açıklamalara yer verildi:

1- Siyasi  iktidarın politikaları ülkemizi ekonomik buhran ile karşı karşıya bırakıştır. Giderek daha fazla hane sosyal yardımlara muhtaç hale gelmiştir. CHP Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu Kara Kış Fonu kurulması çağrısında bulunsa da iktidar bunu dikkate almadı. CHP Kara Kış Fonu’nu belediyelerde hayata geçirmiş, 3 Kasım 17 Aralık 1 milyon 472 bin haneye  216 milyon 228 bin lira destek sağlanmıştır.

2-Siyasi iktidar yerel yönetimlere ayrılan devlet kaynalarını partizanca kullanarak, ayrımcılık yapmaktadır. Özellikle Çevre Bakanlığı desteklerini neredeyse tamamını Cumhur İttifakı belediyelerine aktarmaktadır. Ayrıca tüm belediyelere eşit destek amacıyla kanunla kurulan, bütçesinin yarısından fazlasının CHP’li belediyelerde kesilen paylarla oluşturulan Türkiye Beldiyeler Birliği kaynaklarının tamamına Cumhur İttifakı belediyelerine ayrılmaktadır. Her türlü demokratik ve hukuki hakkımızı kullanacağız.

3-CHP’li Belediyeler vatandaşa hizmet götürürken iktidarın sayısız engellemeleri ve hukuksuz soruşturmalarıyla karşılaşmaktadır.Çalıştayımızda tüm bu tehditler değerlendirilmektedir. Vatandaşımız müsterih olsun, bunları aşmaya devam edeceğiz.

4- Yerel yönetimler ile ilgili yasal üzenlemelerin Anayasa’nın 127. maddesinde tarif edilen çerçeveyi kapsamadığı açıktır. Belediyeler, idari ve mali açıdan pek çok sorunla karşı karşıya bırakılmıştır. Belediyelerin pek çok yetki ve gelirleri ellerinden alınmıştır. Anayasa’da öngörülen yerinden yönetim ilkesine uyumlu hale getirilmesi ve günün ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde düzenlenmesi zorunlu hale gelmiştir. Bu kapsamda CHP tarafından yürütülen yasal düzenleme çalışmaları diğer siyasi partileri kapsamak üzere genişletilecek, konuyla ilgili tüm kesimelerin görüşleri alınarak kanun teklifi hazırlanacak ve Meclis’ sunulacaktır.

5-CHP’li belediyelerde vatandaşlarımız ucuz ve hızlı etkinliklere erişmiş, nefes almıştır. Beldiyelerimizde ortaya konulan yönetim becerisi, iktidarın beceriksizliğiyle ortaya çıkan fark tüm vatandaşlarımız tarafından görülmektedir. Bu kapsamda belediyelerdeki yönetim başarısının ülke geneline yayılması, yerel yönetimleri baskı altına alan anlayışın giderilmesi ve kamu kaynaklarının toplumun tüm kesimlerine adil şekilde dağıtılması önündeki tek engel iktidarın yönetim anlayışıdır. İktidarın açtığı yaraların sarılması için genel seçime gidilmesi ve milletin kararına saygı duyulması genel zorunluluktur.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Bakan Koca’dan Uyarı

Kovid 19’da son 24 saatte 16 bin 910 yeni vaka tespit edilirken, 171 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Toplumca bize düşen, bu kritik mücadelenin hayatı savunmak anlamına geldiğini bilip, salgın şartlarını hızla aşmaktır.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 349 bin 193 test yapılırken, 16 bin 910 yeni vaka tespit edildi. 171 kişi hayatını kaybederken, 22 bin 858 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan ‘hatırlatma dozu’ uyarısı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Salgının sonuçlarının günlük tablodaki verilerle ölçülemeyeceği bir dönemdeyiz. Hayatın tamamını etkileyen Covid-19’un sağlık dışı etkileri zaten öngörülüyordu. Toplumca bize düşen, bu kritik mücadelenin hayatı savunmak anlamına geldiğini bilip, salgın şartlarını hızla aşmaktır.

Verilerde, aşılamada önde giden illere de yer verildi. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Ordu’yu Osmaniye, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Bartın takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Muş, Bingöl, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Bayburt takip etti.

Paylaşın

ABB Başkanı Yavaş’tan Gençlere: Çıkar Telefonunu

ABB Başkanı Mansur Yavaş, kendisiyle fotoğraf çektirmek isteyen gençlere “Çıkar telefonunu, hani öyle diyorlar ya” diyerek espri yaptı. Yavaş, o anları sosyal medya hesabından paylaştı.

Haber Merkezi / Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, sosyal hesabından gençlere yönelik videolu bir paylaşımda bulundu.

Yavaş, kendisiyle fotoğraf çektirmek isteyen gençlere “Çıkar telefonunu, hani öyle diyorlar ya” ifadelerini kullandı.

ABB Başkanı Yavaş paylaşımında ise, “Sorumluluğumuz çıkardığınız telefona göre bahane bulmak değil, gelecek kaygınızı giderecek çözümler üretmek. İstediğiniz gibi çıkarın telefonlarınızı” ifadelerini kullandı.

Yavaş’ın paylaşımı kısa sürede binlerce beğeni aldı. Paylaşım aynı zamanda binlerce kişi tarafından da retweet edildi.

Paylaşın

Washington Post: Türkiye’de Sultan Çıplak Ama Danışmanları Ona Söylemeyecek

The Washington Post gazetesinde, “Eleştirmenler ‘Türkiye’de sultan çıplak’ diyor, ama danışmanları ona söylemeyecek” başlığıyla çıkan bir makalede, kötüye giden ekonomiyle ilgili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanlarının kendisine doğruları söyleyemediği yorumu yapıldı.

Anthony Failo tarafından kaleme alınan makalede Türk lirasının değer kaybı ve giderek artan yüksek enflasyon oranına dikkat çekilerek, uzmanların görüşlerinin tersine “Erdoğan’ın kur krizinde faizleri düşürerek, adeta ateşin üzerine benzin attığı” değerlendirmesinde bulunuldu.

Erdoğan’ın kendisini ekonomist olarak tanımladığı ve bu konuları iyi bildiği yolundaki görüşlerine de yer verilen yazıda, Erdoğan’ın vatandaşların “sabırlı” olmasını istediğini ve düşük faizin ihracatı ve istihdamı artırıp enflasyonu düşüreceği görüşünde ısrar ettiği aktarıldı.

“Danışmanlar doğruları söyleyemiyor”

Erdoğan’ın iktidarı boyunca hükümet içinde kendisini eleştirenleri görevden aldığı kaydedilen yazıda, eleştirmenlere göre Erdoğan’ın etrafındaki kişilerin kendisine doğruları söylemekte zorlandığı yorumu yapıldı. Yine eleştirmenlere göre, Erdoğan’ın etrafını “evet efendimciler” sardı.

Erdoğan’ın kendisini dinlemeyen üç Merkez Bankası başkanını görevden aldığı hatırlatılan yazıda, etrafında “Sultanın üzerinde elbise yok diyecek kimse kalmadığı” yorumu yapıldı. Makalede, Erdoğan’ın önemli ölçüde oy kaybı yaşadığı ve rakiplerinin oylarını artırdığı belirtilerek, dünyada ekonomik krizle birlikte iktidarını kaybeden otokratik liderlerden örnekler verildi.

(Kaynak: euronews)

Paylaşın

Babacan: Reis Dedikleri Kabile Devletinin Reisi

Partisinin Kadıköy ilçe kongresinde konuşan DEVA Partisi Lideri Babacan, “‘Bakanlar Kurulu’ diyor. Adı değişti, kabine oldu. Kabine, cumhurbaşkanını sağında solunda talimatını yerine getiren emir erleri demek. Kabine kelimesi yerine kabile kelimesi daha doğru. Merkez Bankası’nın alacağı kararı ilgili bakanı abisi açıklıyor. Bunlar kabilelerde olan şeyler. Reis dedikleri de şu anda maalesef kabile devletinin reisi.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Babacan, konuşmasının devamında, “Merkez Bankası ha bire döviz satıyor. Kur etkilendi mi? Yok. Önce yangını körüklüyor, sonra sözüm ona söndürmek için müdahale ediyor. Yangını talimatla çıkaran Erdoğan, söndürmek için cayır cayır dövizleri harcayan Merkez Bankası. Döviz satışının piyasaya hiçbir faydası yok. Aynı kızgın tavaya su damlattığınızda buharlaşması gibi. Harcadığınız dövizle kalırsınız. Akıl dışı, saçma sapan müdahalelerde harcanan para yaklaşık 6 milyar doların üzerinde.” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İstanbul’da partisinin Kadıköy ilçe kongresinde konuştu. Babacan’ın açıklamalarından öne çıkan kısımlar şöyle;

“Formülü söylemişler. Gerilimin formülü çok açık. Sayın Erdoğan bu işi biliyor. Faizi de Bahçeli’yi de aldı, ülkede gerilim ortamı tekrar dirildi. Ben Bahçeli’nin ismini krizlerle beraber andığımda kızıyor ama gerçekten krizlerin ortağı. Her kriz arşivinde ismi çıkıyor. Çeyrek yüzyıllık genel başkanlık kariyerine ülkenin en büyük krizlerini sığdırmayı başardı. Çözümlerin, refahın, özgürlüğün hiçbirinde adı yok. Nerede kriz, orada Bahçeli. Hani mağazaların üzerinde yazar ya ‘şu tarihten beri bilmem neyin adresi’ diye. Sayın Bahçeli de bu konuda gerçekten marka. 99’dan beri krizlerin adresi Bahçeli.”

Ayrıca 10 Ağustos 1970 tarihli Cumhuriyet gazetesinin “Bakanlar Kurulu kararı açıklandı: Devalüasyon” manşetini de ekrana yansıtan Babacan sözlerini şöyle sürdürdü:

“‘Bakanlar Kurulu’ diyor. Adı değişti, kabine oldu. Kabine, cumhurbaşkanını sağında solunda talimatını yerine getiren emir erleri demek. Kabine kelimesi yerine kabile kelimesi daha doğru. Merkez Bankası’nın alacağı kararı ilgili bakanı abisi açıklıyor. Bunlar kabilelerde olan şeyler. Reis dedikleri de şu anda maalesef kabile devletinin reisi.

“Asgari ücreti kendi açıkladığına pişman olacak”

Yeni asgari ücret açıkladılar. Yüzde 50 zam verecek ya, toplantıyı Külliye’de yapıp bizzat açıklıyor. Birkaç ay sonra ‘Keşke bunu açıklamasaydım, nereden açıkladık’ diyecek. Çünkü biz o ‘4250 lira yaptık’ videosunu göstereceğiz. Bir de o günden sonra enflasyon nasıl seyretmiş, kur nereden nereye gelmiş, onu da göstereceğiz. Pişman olacak bunu kendi açıkladığına.

Faizi Merkez Bankası düşürmüyor. Erdoğan talimat veriyor, Merkez Bankası harfiyen uyguluyor. Devlet kadroları Erdoğan’ın oyuncağı oldu. Gençlerin oynadığı Sims isimli bir oyun var. Oyun şöyle; kurgusal bir mahallede sanal insanları yönetiyorsunuz. Oradaki karakterlerin tüm aktivitelerine karar veriyorsunuz. Kariyerlerinden kıyafetlerine kadar hepsini tanımlıyorsunuz. Bilgisayar tuşunda hepsi. İşte Erdoğan koskoca Türkiye’yi Sims oyunu sanıyor.

Merkez Bankası da çalışanları da Hazine de çalışanları da artık Erdoğan’ın oyun alanı. Tek imzayı atıyor, işi bitiriyor. Beğenmediği an hop gece yarısı kararnamesi, birini görevden alıyor, yerine başkasını koyuyor. Yenisini beğenmediyse bir kararname daha… Hep gece yarısı kararnamesi. Gündüz aydınlığında çıkmıyor. Eskiden muhtıra yönetimleri hep gece yarısı karar alırdı, aynı öyle. Bu otoriterlik hep gece yarısı işleyen bir şey demek ki.

“Kimse dünyada kriz var diye vatandaşı aldatmasın”

’Bütün dünyada kriz var’ diyorlar. Avrupa’da buna benzer bir kriz yaşayan ülke yok. G20 ülkeleri arasında buna benzer bir kriz yaşayan yok. Biz, Beştepe yapımı bir kriz yaşıyoruz. Ülkenin cumhurbaşkanın bizzat ateşe körükle gittiği bir krizi, bir yangını yaşıyoruz. Altında Erdoğan’ın imzasının olduğu bir kriz yaşıyoruz. Kimse ‘Dünyada kriz var’ diye vatandaşı aldatmasın. Yok böyle bir şey. Çok sevdikleri tanımla, bu krizin adı millî ve yerli kriz.

Merkez Bankası ha bire döviz satıyor. Kur etkilendi mi? Yok. Önce yangını körüklüyor, sonra sözüm ona söndürmek için müdahale ediyor. Yangını talimatla çıkaran Erdoğan, söndürmek için cayır cayır dövizleri harcayan Merkez Bankası. Döviz satışının piyasaya hiçbir faydası yok. Aynı kızgın tavaya su damlattığınızda buharlaşması gibi. Harcadığınız dövizle kalırsınız. Akıl dışı, saçma sapan müdahalelerde harcanan para yaklaşık 6 milyar doların üzerinde.

Türkiye çok önemli bir eşiğin önünde duruyor. DEVA Partisi Türkiye’deki değişimin ve atılımın öncüsü olacak. Bu toplum, çok büyük bir değişim gerçekleştirecek ve DEVA Partisi yeni düzenin asli bir aktörü olacak. Ülkemizi, barış, refah ve adalet limanına sağ salim yanaştıracağız. Ülkemizin tüm sorunlarını, meşru demokratik siyaset zemininde çözeceğiz.”

Paylaşın

Mustafa Yeneroğlu: Göçmenler Değil Kötü Yönetim Sorun

DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Türkiye’de yaşayan geçici koruma altındaki göçmenlerin statülerinin uluslararası hukuka uygun şekilde netleştirilmesi gerektiğini belirtirken; tutarlı bir göç politikasının göçmenliği sorun olmaktan çıkaracağını söyledi.

Haber Merkezi / DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Uluslararası Göçmenler Günü vesilesiyle yazılı açıklama yaptı. Yeneroğlu, açıklamasında şu ifadeleri kullandı;

“Uluslararası Göç Örgütü (IOM) verilerine göre, bugün dünya genelindeki göçmen nüfusun 281 milyona yaklaştığı tahmin edilmektedir. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) verilerine göre ise bu göçmen nüfusun 82,4 milyonu zulüm, çatışma, şiddet ve insan hakları ihlalleri nedeniyle zorla yerinden edilmiştir.

Pandemi şartlarının yarattığı kapanma durumu nedeniyle uluslararası koruma arayan çok sayıda insanın da ülkelerinde mahsur kaldığı bilinmektedir. Ülkemiz, çoğu Suriyeli olmak üzere 4 milyonun üzerinde sığınmacıya ev sahipliği yapmaktadır. Aynı şekilde Türkiye’de son yıllarda yaşanan gelişmeler ışığında hukuk, demokrasi ve adaletin gerilemesi; buna bağlı olarak da ekonomik buhranın ortaya çıkması pek çok vatandaşımızı göç etmeye zorlamıştır.

Dünya nüfusunun yüzde 3,6’sını göçmenler oluşturmaktadır. BMMYK verilerine göre, Türkiye dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke konumundadır. Her ne kadar yerleşik toplumda, göçün özellikle ekonomik sorunların sebebi olduğuna yönelik inanç güçlü olsa da yapılan araştırmalar doğru yönetilen göçün pek çok alanda kazanıma dönebildiğini açıkça göstermiştir.

Bu nedenle öncelikle Türkiye’nin bir göç politikasının olması ve mevcut şartların da doğru yönetilmesi halinde, göç kaynaklı toplumsal sorunların hafifleyeceği ve dahası göçmenlerin bir sorun olarak görülmekten çıkması da pek ala mümkündür.”

“DEVA Partisi olarak çözüm önerilerimiz”

Yeneroğlu, Türkiye’nin rasyonel bir göç politikası oluşturabilmesi için yapılması gerekenleri sıraladı:

  • Öncelikle Türkiye’de yaşayan geçici koruma altındaki göçmenlerin statülerinin uluslararası hukuka uygun şekilde netleştirilmesi gerekmektedir.
  • Bazı şehirlerde mülteci nüfusun fazlaca arttığı göz önüne alınarak bu noktada yerel yönetimler güçlendirilmeli ve merkezi idareden gereken kaynağın şehirlerin mülteci sayısının artan oranlarına paralel olarak bütçeden aktarılması sağlanmalıdır.
  • Türkiye’nin gerçekçi ve tutarlı bir dış politikasının olması da ülkenin göç politikası için öncelikli faktörlerden biridir. Aynı şekilde göçmenlerin barınma, eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçlarının sorunsuzca ve belli bir program dahilinde giderilmesi, sosyal uyum için büyük önem arz etmektedir.

Yeneroğlu, “Bugün dünyanın pek çok yerinde büyük acılar çekerek zorla yerinden edilen insanların sorunlarına ilişkin farkındalığın artmasını diler, ülkemizdeki ve dünyadaki tüm göçmenlerin daha iyi şartlarda yaşamlarını sürdürebilmeleri temennisiyle Uluslararası Göçmenler Günü’nü kutlarım.” diye ekledi.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Koca’dan ‘Hatırlatma Dozu’ Uyarısı

Kovid 19’da son 24 saatte 17 bin 644 yeni vaka tespit edilirken, 191 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Birlikte aşı ile korunup tedbirlere uyarak kayıplarımızı azaltacağız. Yok saymakla virüs yok olmuyor ama tedbir ve aşı ile yok olacak” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 342 bin 183 test yapılırken, 17 bin 644 yeni vaka tespit edildi. 191 kişi hayatını kaybederken, 25 bin 568 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan ‘hatırlatma dozu’ uyarısı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Salgının ülkemizdeki seyrini bizler belirleyeceğiz. Birlikte aşı ile korunup tedbirlere uyarak kayıplarımızı azaltacağız. Yok saymakla virüs yok olmuyor ama tedbir ve aşı ile yok olacak. Hatırlatma dozunu ihmal etmeyin.

18 yaş üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 82.39, birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 91.27 olarak kayıtlara geçti. Türkiye’de bugüne kadar uygulanan aşı miktarı, 123 milyon 625 bin 349 doza yükseldi.

18 yaş üstünde en az iki doz aşı yaptıranların oranının en yüksek olduğu 10 il Ordu, Osmaniye, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak, Bartın oldu.

En az iki doz aşı uygulananların oranının en düşük olduğu iller ise Şanlıurfa, Batman, Siirt, Diyarbakır, Muş, Bingöl, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ olarak sıralandı.

Paylaşın

Türkiye, Dünyada En Fazla Göç Alan 12’inci Ülke

Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) raporuna göre Türkiye dünyada en fazla göç alan 20 ülke arasında 12’inci sırada. Rapora göre, Türkiye’de 6 milyon 5 bin göçmen var ve bu sayı nüfusun yüzde 7.2’sini oluşturuyor.

Uluslararası Göç Örgütü (IOM), 2020’de rekor sayıda kişinin şiddet ve çatışma nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldığını açıkladı. Örgüt hazırladığı Dünya Göç Raporu’na göre, geçtiğimiz yıl 26 milyon yeni mültecinin kaydı yapıldı. 55 milyon kişi ülkeleri içinde yer değiştirmek zorunda kaldı. Birçok kişi de doğal afetler nedeniyle evlerini terk etti.

Dünya Göç Raporu’nda; Kovid 19 seyahat kısıtlamaları, afetler, çatışmalar ve şiddet nedeniyle, ülkeleri içinde yerlerinden edilen kişilerin sayısının arttığı bildirildi.

IOM Genel Direktörü Antonio Vitorino, “İnsanlık tarihinde daha önce görülmemiş bir paradoksa tanık oluyoruz” dedi. Vitorino, “Milyarlarca kişi Covid-19 nedeniyle olduğu yerde kalmaya zorlanırken, on milyonlarca kişi kendi ülkeleri içinde yerinden edildi.”

Rapordan diğer bazı satır başları şöyle:

  • 2020 yılında uluslararası göçmenlerin sayısı seyahat kısıtlamaları nedeniyle 2 milyon indi.
  • Doğduğu ülke dışında yaşayanından sayısı 281 milyona ulaştı. Bu sayı 2019’da 272 milyon, 1990’da ise 128 milyondu.
  • Doğu Afrika ülkeleri Somali, Etiyopya ve Güney Sudan, yerlerinden edilenlerin sayısının en fazla olduğu ülkeler olarak kayıtlara geçti. Üçüncü sıradaki Etiyopya’da 1,7 milyon kişi evini terk etmek zorunda kaldı.
  • Güney Sudan geçtiğimiz yıl ülkeden kaçmak zorunda kalan 2 milyon kişiyle, Afrika’da en fazla mülteci veren ülke oldu.
  • Geçtiğimiz yıl en fazla göç alan kıtalar, tüm göçmenlerin yüzde 61’ine ev sahipliği yapmaya başlayan Avrupa (87 milyon) ve Asya (86 milyon) oldu.

Türkiye’nin göç ve iltica karnesi

Rapora göre Türkiye dünyada en fazla göç alan 20 ülke arasında 12’inci sırada. Uluslararası Göç Örgütü’ne göre Türkiye’de 6 milyon 5 bin göçmen var ve bu sayı nüfusun yüzde 7.2’sini oluşturuyor.

Dünyanın en büyük ikinci göç koridoru ise Suriye’den savaş ve çatışma nedeniyla yerlerinden edilip Türkiye’ye yönelen insanların oluşturduğu rota. Uluslararası Göç Örgütü, bu koridorun 2020’de yaklaşık 4 milyon Suriyeli tarafından kullanıldığını açıkladı.

Suriye dünyada en fazla göç veren ülkeler arasında 5’inci sırada.

Paylaşın