Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Bakan Koca’dan Uyarı

Kovid 19’da son 24 saatte 49 bin 792 yeni vaka tespit edilirken, 206 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Hatırlatma dozlarını hepimiz yaptırmalı, risk grubundaysak kendimizi iyi korumalıyız.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 394 bin 263 test yapılırken, 49 bin 792 yeni vaka tespit edildi. 206 kişi hayatını kaybederken, 69 bin 845 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Vaka sayılarındaki düşüş trendi sonucunda, risk grubunda olup hastalığa yakalananların ve buna bağlı vefatların sayısı azalıyor. Dünya salgına karşı mücadeleyi artık aşıyla veriyor. Hatırlatma dozlarını hepimiz yaptırmalı, risk grubundaysak kendimizi iyi korumalıyız.

 

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa takip etti.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 26 Şubat verilerine göre, dün 421 bin 855 test yapılmıştı. Dün, 61 bin 764 vaka tespit edilirken, 221 kişi hayatını kaybetmiş ve 85 bin 552 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

Demirtaş’tan ‘Altılı Muhalefet Zirvesi’ Yorumu: Kriz görmüyorum

HDP’nin altılı muhalefet zirvesine davet edilmemesini değerlendiren Eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, “HDP zaten davet beklemediğini, Üçüncü İttifak için çalıştığını açıkladı. HDP eş genel başkanları da diyaloğa kapalı olmadıklarını ifade ediyor. Ben ortada bir kriz görmüyorum. HDP üçüncü yol siyasetinde yürümeye devam ediyor.” dedi.

Demirtaş, konuya ilişkin değerlendirmesinin devamında, “Diğer ittifaklar kendi iç şekillenme ve tartışmalarını tamamlayınca HDP’nin de içinde olduğu Demokrasi İttifakı ile işin doğası gereği görüşeceklerdir. Ortada anormal bir durum yok, anormal olan görüşmemek, konuşmamaktır.

HDP seçmeni de dışlandığını düşünmesin. Siyasetin ve dengelerin tam merkezindeler. Çalışmalarını özgüvenle, sabırla yürütmeye devam etsinler. Merak etmesinler, bu hamur daha çok su kaldırır. HDP yönetimi de günü geldiğinde, halkı esas alarak en doğru kararları verecektir.” ifadelerini kullandı.

Medyascope’tan Ferit Aslan’a konuşan Demirtaş, altı muhalefet partisinin yarın açıklayacağı mutabakattan HDP’nin seçimlerdeki tutumuna, Avrupa Konseyi’nin Osman Kavala için ihlal süreci başlatmasından Tarkan’ın “Geççek” şarkısının yarattığı tartışmaya gündemdeki pek çok konuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Demirtaş’ın sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

Avrupa Konseyi, Osman Kavala ile ilgili Türkiye için ihlal süreci başlattı, sanırım aynı şeyi sizin dosyanız için de başlatacak. Bu konuda değerlendirmeleriniz nedir?

Türkiye’de hükümet anayasayı askıya aldığından beri hukuk değil siyaset karar veriyor her şeye. Bunun sonucu olarak da içeride ekonomik kriz, dışarıda itibarsızlaşma büyümeye devam ediyor. Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını tanımayarak güç gösterisi yapmaya kalkışan AKP hükümeti faturayı halka ödeteceğini düşünüyor olabilir ama siyasi faturayı da kendisinin ödeyeceğini unutuyor. Nitekim gelinen aşamada bunun somut sonuçlarını görüyoruz zaten. Kendileri bilir, bize ve halka fatura ödetmeye çalışanların önüne biz de ağır bir fatura koyarız.

Türkiye’de ilk kez altı muhalefet partisi lideri bir araya geldi ve güçlendirilmiş parlamenter sistem ile ilgili 28 Şubat’ta mutabakat metnini açıklama kararı aldı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Siyasette konuşabilmek önemlidir. Konuşmadan, birbirini anlamadan sorunlar çözülemez. Bu yönüyle önemli görüyorum. Elbette konuşmaların ve uzlaşmaların içeriği ile niteliği de önemli tabii. Demokrasiyi, barışı büyütecek her türlü diyaloğa anlamlı yaklaşmak gerek. Henüz ortada çok da somut şeyler yok. İzleyip göreceğiz.

HDP’nin toplantıya davet edilmemesi ve ardından Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Biz HDP’yi yok saymıyoruz, gerekirse görüşürüz” demesi ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

HDP zaten davet beklemediğini, Üçüncü İttifak için çalıştığını açıkladı. HDP eş genel başkanları da diyaloğa kapalı olmadıklarını ifade ediyor. Ben ortada bir kriz görmüyorum. HDP üçüncü yol siyasetinde yürümeye devam ediyor. Diğer ittifaklar kendi iç şekillenme ve tartışmalarını tamamlayınca HDP’nin de içinde olduğu Demokrasi İttifakı ile işin doğası gereği görüşeceklerdir. Ortada anormal bir durum yok, anormal olan görüşmemek, konuşmamaktır.

HDP seçmeni de dışlandığını düşünmesin. Siyasetin ve dengelerin tam merkezindeler. Çalışmalarını özgüvenle, sabırla yürütmeye devam etsinler. Merak etmesinler, bu hamur daha çok su kaldırır. HDP yönetimi de günü geldiğinde, halkı esas alarak en doğru kararları verecektir.

HDP kendi adayını çıkarabileceğini belirtirken, yaşananlara bakıldığında bir “bağrına taş basma” durumu daha olabilir mi?

Bu tartışmalar için daha çok erken. Adaylık konusu gündeme girdiği zaman HDP’nin ne yapacağını göreceğiz. Yalnız, şundan emin olmalıyız ki halkın talepleri, beklentileri ve yararı belirleyici olacaktır.

Aysel Tuğluk ile ilgili Adli Tıp Kurumu, üniversite raporuna rağmen “cezai sorumluluğu tamdır” raporu verdi. Bu bağlamda cezaevlerindeki hasta tutuklu ve hükümlüler ile ilgili ne diyeceksiniz?

Aysel Hanım dahil yüzlerce ağır hasta tutsak cezaevlerinde ne yazık ki adeta ölüme terk ediliyor. Bu mesele siyasi veya hukuki olmaktan öte ahlaki bir konu. Ancak hükümet meseleyi bu şekilde ele almıyor, çoğu zaman bir intikam ve cezalandırma politikasıyla hasta tutsakların ölümüne kadar giden trajik süreçleri işletiyor. Şu anda yapılacak şey, bu konuda kamuoyu duyarlılığının artırılması. Yeterince sahiplenme olursa bir ihtimal, zorlanıp adım atabilirler. Bu nedenle, herkes bulunduğu yerde güçlü bir sahiplenmeyi ortaya koymalıdır.

“Halk umudu büyütmeye, değişime çok açık ama öncü yok”

Tarkan’ın “Geççek” adlı şarkısı sosyal medyada viral oldu. Herkes bu şarkının bir seçim startı olduğunu söylüyor. Tartışmaları takip edebildiniz mi? Görüşünüzü merak ediyorum.

Televizyonlardan takip edebildim biraz. İlginç bir tartışma oldu. Bir şarkının siyasi yelpazede ve halkın beklentilerinde nasıl güçlü bir dalgalanmaya yol açtığını görmek incelenmeye değer bir durum. Hatta tez konusu bile olabilir. Ben kendi adıma şöyle bir sonuç da çıkardım: Halk umudu büyütmeye, değişime çok açık ama öncü yok. Siyasetin konser alanında on milyonlar toplanmış ama gelin görün ki sahne boş. Siyasetçiler bundan biraz ders çıkarmalılar.

 

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Ahdim Var Bu Ülkeyi Barıştıracağım

“Helalleşme Buluşması” kapsamında 28 Şubat mağdurlarıyla bir araya gelen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, yaptığı açıklamada, 28 Şubat ile Sivas, Maraş ve Roboski katliamlarına ilişkin de ‘helalleşme’ vurgusunda bulundu.

Haber Merkezi / Kemal Kılıçdaroğlu, açıklamasında, “Türkiye’ye bir miras bırakmak istiyorum. Barışmış bir millet, benim en büyük başarım olacak inşallah” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Helalleşme Buluşması” kapsamında 28 Şubat mağdurlarıyla İstanbul’da bir araya geldi. Kılıçdaroğlu toplantıda şu konuşmayı yaptı:

“Birkaç ay önce helalleşme dedim. Hem şahsi hem ana muhalefet partisi lideri olarak kurumsal hem de yöneteceğimiz devlet adına konuştum.

Amacımız bu milleti barıştırmaktır. Bu milleti ayrıştıranlar, kavga ettirenler kendilerine saraylar yaptırdılar. Kavgada taraf olanlara ise sefalet ve perişanlık kaldı.

Ülke geçmişe takılıp kaldı. Ülkemiz zenginleşemiyor. Ülkemizin çocukları geleceği dışarıda arıyor. 700 bine yakın insan ülkeyi terk etti. Evlatlarımız niçin geleceğini dışarıda aradılar.

“Ben de 28 Şubat mağduruyum”

Hellalleşme çıkışı yaparken söylemiştim, bize sadece iktidar olmak yetmiyor. Bu yaştan sonra ne yapayım sarayı. Ben Türkiye’ye bir miras bırakmak istiyorum. Barışmış bir millet istiyorum ve bunu sağlayacağım.

Helalleşme gereği medyaya haber vermeden çok sayıda ziyaret yaptım. Kalbi kırılmış insanlarla buluştum.

Bugün ağırlıklı olarak 28 Şubat mağdurlarıyla beraberiz. Bu kardeşiniz de 28 Şubat’ta mağdur olanlardan. Fişlendim, dava açtım, hakkımı aradım.

“Yaralarımız hâlâ açık”

28 Şubat mağdurlarıyla barışmak zorundayız, helaleşeceğiz. 28 Şubatçıların açtığı yaraları kapatacağız. İkna odalarına sokulan başı kapalı kızlarımızla helalleşeceğiz. Roboski’yle helalleşeceğiz. Sivas, Maraş mağdurlarıyla helalleşeceğiz. Diyarbakır hapishanesi mahkumlarıyla helalleşeceğiz. Ahmet Kaya ile helalleşeceğiz. Bir solcu, ülkücü diyerek katledilen gençlerin aileleriyle hellaleşeceğiz.

Yaralımızı sarmamız gerekiyor çünkü o yaralar hâlâ açık. Yüzleşmek, barışabilmek yolumuza devam edebilmek demektir. Ahdim var bu ülkeyi barıştıracağım. Sonra keyifle ülkemin gelişmesine bakacağım.

Uzatılan bu eli geri çevirmediğiniz için hepinize teşekkür ederim.”

Paylaşın

‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ İçin İmzalar Atılıyor

Altı muhalefet partisinin mutabakata vardığı Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ortak metninde imzalar Pazartesi günü törenle atılacak. Ankara Bilkent Otel’deki törende CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan bir araya gelecek.

Partilerin son hazırlıklarını tamamladığı törenin sunuculuğunu gazeteci Tuluhan Tekelioğlu yapacak. İmza törenine aralarında dernek, vakıf ve meslek örgütlerinin de olduğu 250’ye yakın sivil toplum kuruluşunun temsilcisinin de davet edildiği öğrenildi. Muhalefet partilerinin yetkililerinden alınan bilgiye göre davet gönderilen kurumlar arasında TÜSİAD, MÜSİAD, DİSK, Hak-İş, Türk-İş, İnsan Hakları Derneği, Mazlum-Der gibi kuruluşların yanı sıra 81 ilin baro başkanı, Türkiye Barolar Birliği ile kadın ve çevre alanında faaliyet yürüten dernekler de bulunuyor. Toplantıya parlamenter sistemle ilgili çalışma yürüten bazı akademisyenler de davet edildi.

Toplantı öncesinde muhalefet partilerinin siyasi temsilcileri de başlatılacak bu siyasi girişimle ilgili olarak DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün sorularını yanıtladı.

SP’li Kaya: Siyasetin karakterini değiştirecek adım

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya, toplantıyı “Türkiye’de siyasetin karakterini değiştirecek bir adım” sözleriyle değerlendirdi. Kaya, “Yapacağımız bu toplantı, sadece bir sistemle ilgili mutabakattan ziyade siyasi tarihinin görmeye hasret olduğu tablonun topluma takdimi toplantısı” dedi.

Farklı siyasi akımları temsil eden partilerin bir masa etrafında buluşarak meseleleri tartışması sonucunda mutabakata çevirdiklerine  dikkat çeken Kaya, “Bu sürecin, siyasetin bundan sonraki gidişatını değiştireceğine inanıyorum” ifadesini kullandı. Toplantıya davet edilen sivil toplum kuruluşlarına da dikkat çeken Kaya, “Sivil toplumun sürece dahil edilmesi bundan sonra Meclis zemininde de önemli katkısı olacaktır. Toplantıya ayrıca parlamenter sistemle ilgili çalışma yapan akademisyenleri siyasi fikirlerine göre ayırmaksızın davet ettik” şeklinde konuştu.

DP’li Şahinalp: Yarının Türkiyesini inşa ediyoruz

Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Bülent Şahinalp de ortaya çıkan sonucun halkın yıllardır görmeyi arzu ettiği bir tablo olduğunu savundu.

“Türk siyasi tarihinde bir dönüm noktası olacağına inandığımız bir çalışmayı tamamladık” dilen Şahinalp, “yarının Türkiyesini inşa etmek için Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem metnini istişare ve tam bir uzlaşı ile gerçekleştirdiklerini kaydetti. Şahinalp, sözlerini “28 Şubat 2022 tarihinde 6 muhalefet partisinin genel başkanları tarafından imzalanarak hayata geçirilmesi taahhüt edilecek olan bu çalışmanın, ülkemize adalet, barış, refah ve huzur getirmesini diliyorum” şeklinde sürdürdü.

Gelecek Parti’nden Üstün: Büyük bir ayrışma yaşanıyordu

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Sefer Üstün ise Türkiye’de son yıllarda büyük bir toplumsal ayrışma yaşandığına dikkat çekerek “Bu toplantının yapılmış olması bir defa ayrışmayı ortadan kaldıran, tekrar birlik beraberlik güveni tesis eden görüntü olacak” değerlendirmesini yaptı.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini “Bütün kötülüklerin anası, ucube bir sistem” diye niteleyen Üstün, “Ortak metin, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem vadediyor. O bakımdan altı liderin bir arada fotoğraf vermesi büyük bir uzlaşmanın sağlanması açısından çok önemli” ifadesini kullandı. Pazartesi günü tarihi bir fotoğraf verileceğini de kaydeden Üstün, “Avrupa’da bu tür fotoğraflar görüyoruz ancak Türkiye’de son yıllarda şahit olmadığımız bir kareydi. Maalesef böyle büyük uzlaşmalara hiç şahit değiliz. O yüzden bizim için çok anlamlı ve bizi çok heyecanlandırıyor” şeklinde konuştu.

DEVA Partisi’nden Yeneroğlu: Yargı bağımsızlığının tesisi için dönüm noktası 

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat metnini Türkiye’nin yıllardır görmeyi umut ettiği uzlaşı anlayışı içerisinde hazırladıklarını ifade eden DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem, hem katılımcılığa ve uzlaşıya dayanan hazırlık süreci hem de kuvvetler ayrılığına dayanan bir hükümet sistemi yanında temel hakların güçlendirilmesi, kamu yönetiminin iyileştirilmesi, yargı bağımsızlığının tesis edilmesi gibi önemli meseleleri çözüme kavuşturan içeriğiyle çok önemli bir dönüm noktasıdır” açıklamasını yaptı.

Yasama, yürütme ve yargı organlarını parlamenter sistemin özüne uygun şekilde düzenlediklerini kaydeden Yeneroğlu, “Bunun yanında bu organları daha etkili kılabilmek için temsilde adaleti, katılımcılığı, yönetimde istikrarı, yargının tarafsız ve bağımsızlığını sağlamayı ve temel hak ve hürriyetleri etkili şekilde güvence altına alacak çok kapsamlı önerilere yer verdik” ifadesini kullandı.

Yeneroğlu, “Öngördüğümüz bu sistem ile devletin temel organlarının yanında düşüncelerin özgürce ifade edildiği, din ve vicdan özgürlüğünün, basın özgürlüğünün, kadın haklarının, çocuk haklarının, çevre haklarının tam anlamıyla korunduğu özgür ve demokratik bir Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz” vaadinde bulundu.

Çalışmalar Ekim 2021’de başlamıştı

Altı muhalefet partisi, seçim sonrası parlamenter sisteme dönüşün yol haritasını belirlemek üzere 2021 yılının Ekim ayında TBMM çatısı altında çalışmalara başlamıştı. Söz konusu altı partinin genel başkan yardımcılarından oluşan ortak komisyon, her hafta düzenli olarak bir araya geldi ve beş ana başlıktan oluşan ortak taslak metni, bu yılın Ocak ayında tamamladı.

Giriş, Yasama, Yürütme, Yargı ve Demokratik Sistemin Temel Esasları olmak üzere beş ana başlıktan oluşan taslak metin, genel başkanlara sunulduktan sonra üzerinde anlaşmaya varıldı. Altı muhalefet partisinin lideri, 12 Şubat’ta Ankara Ahlatlıbel’de ilk kez bir araya gelerek ortak metin üzerindeki mutabakatı ilan etti.

Paylaşın

7 Siyasi Partiden Ortak Açıklama: Birlikte Yürümekte Kararlıyız

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP)  çağrısıyla bir araya gelen 7 siyasi parti  ikinci toplantısını yaptı. Ankara’da yapılan toplantıya HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan, Mithat Sancar,  EMEP, TİP, EHP, TÖP, Sosyalist Meclisler Federasyonu ve Halkevleri’nden temsilciler katıldı.

7 siyasi yapının toplantısının ardından EMEP, EHP, Halkevleri, HDP, SMF, TİP ve TÖP’ün imzasıyla ortak açıklama yapıldı. “Ortak mücadele” vurgusu yapılan açıklamada şöyle denildi:

“Bölgede ve küresel düzeyde savaş politikaları giderek artıyor. Ülkemizde ekonomik kriz her geçen gün derinleşiyor. Krizin faturası halka kesilirken işçiler, emekçiler ve yoksullar insanca ve onurlu bir yaşam için mücadeleyi yükseltiyor.

Gerek dünyanın içerisinde bulunduğu durum gerekse AKP-MHP iktidarının ülkeyi getirdiği çıkmaz, tam da ortak mücadele etrafında bir araya gelecek güçler için sahada örgütlenmenin ve genişlemenin zeminini her zamankinden daha fazla olanaklı kılıyor.

Savaşa karşı barıştan, sermayenin sömürüsüne karşı emekten, doğanın talanına karşı yaşamdan, eşitlikten, özgürlükten ve demokrasiden yana olan tüm kesimlerle birlikte yürümekte kararlıyız.”

Toplantıda alınan kararlar

  • Savaşa karşı “barış hemen şimdi ve her yerde” iddiasını yükseltmeyi,
  • Ekonomik kriz ve zamlar karşısında insanca bir yaşam hedefini gerçekleştirmeyi,
  • 8 Mart, 21 Mart ve 1 Mayıs mücadele ve dayanışma günlerini hayatın her alanında birlikte örgütlemeyi,
  • Yerel mücadele platformlarını bütün çevrelerle birlikte güçlendirmeyi ve demokratik mücadele deneyimimizi ve birikimimizi yeni toplumsal hareketlerle buluşturmayı,
  • Genişleme çalışmalarını en geniş siyasal ve toplumsal mücadele dinamikleriyle sistematik olarak büyütmeyi karar altına aldık.”

Açıklamanın sonunda, “Bu cinayet, talan ve soygun düzenini birlikte durdurmak ve değiştirmek için ortak mücadele programını hayata geçirmek tarihsel sorumluluğumuzdur. Dayanışma, mücadele ve umutla…” ifadeleri yer aldı.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Koca’dan Hatırlatma Dozu Çağrısı

Kovid 19’da son 24 saatte 61 bin 764 yeni vaka tespit edilirken, 221 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Hatırlatma dozu, geldiğimiz noktada önemini artırıyor. Çünkü dünya salgınla mücadelede ağırlığı aşıya vermeye başladı.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 421 bin 855 test yapılırken, 61 bin 764 yeni vaka tespit edildi. 221 kişi hayatını kaybederken, 85 bin 552 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Yüzde 85’imiz ikinci doz aşımızı yaptırmış durumdayız. Bu oran, ciddi bir başarıdır. Hatırlatma dozu aşılarında ise önemli ihmaller var. Oysa hatırlatma dozu, geldiğimiz noktada önemini artırıyor. Çünkü dünya salgınla mücadelede ağırlığı aşıya vermeye başladı.

Son 24 saatte yapılan 49 bin 90 aşıyla birlikte toplam aşı sayısı 145 milyon 503 bin 292’ye yükseldi. Birinci doz aşı sayısı 57 milyon 672 bin 341’e, ikinci doz aşı sayısı 52 milyon 792 bin 845’e ve üçüncü doz aşı sayısı 27 milyon 23 bin 539’a ulaştı.

Paylaşın

Hiçbir Yaptırım Putin’i Durdurmayacak; İpler Onun Elinde

Gazeteci Banu Güven, Rusya’nın Ukrayna’ya askeri müdahalesi sonrası uygulanmaya başlayan ekonomik yaptırımlara ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Yayılmacı, işgalci politikası dışında, muhaliflerini en acımasız şekilde, zehirleyerek ortadan kaldırmakla suçlanan Putin’e yönelik ciddi bir yaptırım hiç söz konusu olmadı. Şimdiyse artık çok geç.  Bankalardan para transferini engellemek de dahil hiçbir yaptırım Putin’i durdurmayacak” ifadelerini kullandı.

Güven, konuya ilişkin değerlendirmesinin devamında, “Putin’i ekonomik yaptırımlarla durdurmak imkansız, çünkü en önemli yaptırım kartı, yani enerji kartı onun elinde. O yüzden Avrupa’da hemen her ülkede, Ukrayna haberlerinin yanında bir de “Rus doğal gazı kesilirse bunun maliyeti ne olacak” sorusu soruluyor” dedi. Güven, değerlendirmesini tek adam rejimlerine göndermede bulunarak, “Otoriter tek adam rejimlerinde işler böyle yürüyor. Tek bir adam, sadece ülkesinin değil, çok daha geniş coğrafyaların kaderini böyle değiştirebiliyor işte.” sözleriyle noktaladı.

Gazeteci Banu Güven DW Türkçe için “İpler artık Putin’in elinde” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Güven’in yazısı şöyle;

Avrupa, ABD, NATO… Hepsi Rusya’nın otoriter lideri, tek adamı Putin’i hafife aldı. Herkes Putin’in iktidarda olduğu 22 yıla yaydığı saldırgan ve yayılmacı politikasının, 2014’te Kırım Yarımadası’nı ilhakından sonra, doğudaki Donbas bölgesini de kontrol altına almaktan ibaret olacağını düşündü. NATO’yla “Barış için Ortaklık” anlaşması imzalamış olan Ukrayna’yı hepten işgal etmeye kalkışacağına inanmadılar. Putin’den gelen sinyallere değil, yalanlara inanmayı tercih ettiler. Ukrayna sınırına 150-200 bin askerlik bir ordu yığılırken, Kremlin sözcüsünün “savaş kelimesini kullanacak en son ülkeyiz” sözlerine inanmak istediler. Putin sağ gösterdi, sol vurdu. Dünya Rusya’nın Ukrayna’nın doğusundaki Donbas’ta, Rus ayrılıkçıların bağımsızlık ilan ettiği Donetsk ve Luhansk’a girmekle yetineceğini düşünürken, o başkenti hedefledi. Sonra da Batı’ya dönüp, pazılarını şişirdi. “Müdahale etmeye kalkışırsanız, tarihinizde görmediğiniz kadar kötü bir karşılık alırsınız” diye tehdit salladı. ABD ve NATO Soğuk Savaş’tan bu yana böylesine tehdit görmedi. Oysa ki, Putin neler yapabileceğinin sinyallerini, çok önceden vermişti. Herkes sinyalleri duydu, gördü, ama inanmak istemedi, çünkü işin ucunda ticaret, para ve en önemlisi doğal gaz vardı.

Rusya’ya verilen ödünler

Mesela bugün Rusya’nın üyeliğini askıya alan Avrupa Konseyi daha önce ne yapmıştı, bakalım. Rusya’nın Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’ndeki (AKPM) oy hakkı, 2014 yılında Kırım’ı ilhak etmesinin ardından dondurulmuştu. Rusya, bu yaptırıma Konsey’in bütçesine katkı payını keserek cevap verdi. Rusya’nın bu misillemesi Avrupa Konseyi’ne faiziyle beraber 87,2 milyon euroya mal oldu. Sonra ne oldu? Rusya’nın oy hakkı, 25 Haziran 2019’da Kırım ilhakı devam etmesine rağmen iade edildi. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde o dönem Türkiye’yi temsil eden ve oylamaya katılan tüm vekiller Rusya’nın lehine oy kullandı. Almanya’yı temsil eden vekillerin de biri hariç hepsi Rusya’nın oy hakkının iadesini destekledi.

Bu durum, karardan birkaç ay sonra Avrupa Konseyi’nde düzenlenen Dünya Demokrasi Forumu’nda da protesto edildi. Konsey binasının Parlamenterler Meclisi’nden kantine kadar her köşesine plastikten yapılmış binlerce oyuncak asker ve Rusya’nın Ukrayna’da işgalci olduğunu hatırlatan, #notatoysoldier, yani “oyuncak asker değil” başlıklı bildiriler iliştirilmişti. Mesaj netti: “Bu oyuncak askerler Rusya’nın saldırı tehdidini sembolize etmektedir. Ukrayna Rusya’nın saldırganlığına maruz kaldı ve Kırım ile Donbas’ı kaybetti. Bu durumun uzağınızda yaşandığını ve sizi ilgilendirmediğini düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Çünkü Rusya’nın askerleri her yerde. Savaşta, bilgi iletişim sektöründe, diplomaside, ekonomide, seçimlerde. Rusya Federasyonu’nun eylemleri karşısında sessiz kalmanız, sadece Ukrayna’ya değil, tüm dünyaya karşı bir tehdit oluşturmakta. Aynı hatayı bir daha yapmayın. Ukrayna’nın hali hazırda ödediği ve sizin de ödeyeceğiniz bedel çok yüksek olacaktır! Zihninizi işgal etmelerine izin vermeyin.” Kimse Ukrayna’dan yükselen bu sesi ciddiye almadı. Yayılmacı, işgalci politikası dışında, muhaliflerini en acımasız şekilde, zehirleyerek ortadan kaldırmakla suçlanan Putin’e yönelik ciddi bir yaptırım hiç söz konusu olmadı. Şimdiyse artık çok geç. Bankalardan para transferini engellemek de dahil hiçbir yaptırım Putin’i durdurmayacak.

Yaptırımlara karşı doğal gaz kartı

Putin’i ekonomik yaptırımlarla durdurmak imkansız, çünkü en önemli yaptırım kartı, yani enerji kartı onun elinde. O yüzden Avrupa’da hemen her ülkede, Ukrayna haberlerinin yanında bir de “Rus doğal gazı kesilirse bunun maliyeti ne olacak” sorusu soruluyor. Mesela Almanya bu konuda kara kara düşünüyor, çünkü 2020’de petrol ve doğal gaz ihtiyacının yüzde 44’ünü Rusya’dan karşılamış. 2011’de açılan Kuzey Akım (Nord Stream) hattından her yıl 55 milyar metreküp doğal gaz geçiyor. Hükümet bu hatta ek olarak planlanan Kuzey Akım 2’yi şimdilik askıya alsa da, bu Rus doğal gazına bağımlı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Türkiye de Almanya gibi Rus doğal gazına bağımlı. Aralık 2021’de Rusya’dan alınan doğal gaz miktarı 2 milyar 66 milyon metreküp. Rusya, Türkiye’nin sadece en çok doğal gaz aldığı ülke değil, aynı zamanda en çok ithalat yaptığı ikinci ülke. Geçen yıl Rusya’dan gelen turist sayısı ise 4 milyon 600 bini buluyor. Kısacası, ne yaptırım uygulanırsa uygulansın, ipler eninde sonunda Putin’in elinde.

Avrupa’nın sınırında Rus füzeleri

“Ukrayna” Rusça’da “sınır bölgesi” anlamına geliyor. Aslında göçebe toplumlarla yerleşik olanların kesiştiği hattı anlatan bu isim, Putin için ise “Benim sınır bölgem” demek. Her fırsatta “Ukrayna tarihsel olarak Rusya toprağıdır” diyen Putin, burada da Belarus ve Çeçenistan’da yaptığı gibi bir kukla rejim kurmak, böylece Büyük Rusya Federasyonu hayalini gerçekleştirmek istiyor. Bunu yaparken de eski KGB günlerinden kalan psikolojik savaş, şantaj gibi becerilerini de sergiliyor. Ukrayna ordusunun moralini, Rus ordusunun gücünü hatırlatarak bozmak istiyor. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’i kendi ordusunu kullanarak devirmeyi deniyor. Putin tüm dünyanın gözlerinin önünde şantaj yoluyla darbe çağrısı yapıyor.

Batılı ortakları NATO ve AB, Ukrayna’yı, sınırlı yardımlar ve sözlerle avutmaya çalışırken, Putin kendine, Belarus’tan sonra füze sistemlerini yerleştirebileceği bir alan daha açmakla meşgul. Bu onun dışarıda genişleyen NATO’yu durdurma hamlesi, içerideyse popülaritesini artırıp, iktidarını sağlamlaştırma çabası. Tek sesli Rus medyası halka Putin’in Ukrayna’daki Ruslar’ı ve zaten aslen Rus olduğunu iddia ettikleri Ukraynalılar’ı “Naziler’den” kurtarmak için operasyon yaptığını anlatıyor. İçeride de kimse Putin’e “Dur” diyemiyor. Dış İstihbarat Şefi Sergey Narişkin bile. Putin istihbarat şefini herkesin önünde “Donetsk ve Luhansk’ın bağımsızlığını tanımayı destekliyor musun, desteklemiyor musun? Açık ve net konuş” diye sıkıştırabiliyor. Otoriter tek adam rejimlerinde işler böyle yürüyor. Tek bir adam, sadece ülkesinin değil, çok daha geniş coğrafyaların kaderini böyle değiştirebiliyor işte.

Paylaşın

Önlemler Kaldırılırsa Kovid 19 Kaynaklı Ölümler Artar

Türkiye’de her gün Covid-19 nedeniyle 300’e yakın insan yaşamını yitiriyor. Yalnızca son 10 günde (15 Şubat-24 Şubat) toplam 2 bin 731 kişi salgın nedeniyle hayatını kaybetti. Buna göre her gün ortalama 273, her saat başı 11 can kaybı yaşandı. Son 10 günde 856 bin 936 yeni vaka tespit edildi.

Salgının bilançosu bu kadar ağırken ülkede ‘maske zorunluluğu kaldırılacak mı?’ sorusu gündemde. Sağlık Bakanlığı’nın, Koronavirüs Bilim Kurulu ile birlikte önümüzdeki hafta bu konuyu görüşmesi ve ardından ‘yeni dönem’le ilgili açıklama yapması bekleniyor.

Aslında Bilim Kurulu bu hafta toplanacaktı ancak toplantı 1 Mart Salı gününe ertelendi. Sağlık örgütlerinden hekimler ve uzmanlar ise maske zorunluluğu da dahil olmak üzere önlemlerin gevşetilmesinin çok büyük hata olacağı görüşünde.

Salgın kontrol altında değil

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER), Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK), Türk Toraks Derneği (TTD) ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği (KLİMUD), dün ortak basın toplantısı düzenleyerek siyasi iktidarı bir kez daha uyardı. Örgütler adına yapılan ortak açıklamada, salgın önlemleri olmadan pandemi ile mücadele edilemeyeceği vurgulandı.

Ortak açıklamayı okuyan TTB Pandemi Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol, ocak ortasından itibaren hızla yayılan Omicron varyantının, hızlı bulaşma özelliği nedeniyle daha önceki piklerden çok daha fazla kişiyi etkilediğine dikkat çekti. Kurumsal yetkililerin rehavet yaratan sözleri ve yeterli önlemlerin alınmaması sonucu günlük ölüm sayısının aylar sonra 300’ü aştığını belirten Şenol, şunları söyledi:

“Bu varyantın daha çok insanda hastalık oluşturması ve aşılamanın yetersiz olması, daha fazla ölüme neden oldu. PCR testlerinin kısıtlanmasına rağmen resmi verilere göre halen günlük 80 bin civarında Covid-19 olgusu ve 250-300 ölüm görülüyor. Bu veriler, salgının yurdumuzda kontrol altında olmadığını gösteriyor. Üstelik resmi verilere göre 2 doz aşılama yapılan kişi sayısı 53 milyona yaklaştı, bu sayı enfeksiyon yayılımı ve ölümleri azaltmak için yeterli değil. Gerekli hatırlatıcı doz zamanı gelmesine rağmen bu dozu yaptırmayan kişi sayısı ise 25 milyondan fazla.”

Ölümlerin artacağı açık

Ülkede salgından korunma önlemlerinin yetersizliğinden dolayı zaten her gün yüzlerce “önlenebilir ölümün” meydana geldiğini vurgulayan Şenol, “Şu anda aşılama oranı iyi olan ülkelerin aldığı kararlar emsal gösterilerek, tüm önlemlerin dayanağı olmadan kaldırılması bilimsel değildir ve Covid-19 ölüm sayılarında artışa yol açacağı açıktır” uyarısı yaptı.

Maske zorunluluğu tartışmalarına da değinen Prof. Dr. Şenol, “Salgının hafiflediği ve bitmekte olduğuna dair yetkililerce yapılan açıklamalar, zaten toplumda maske kullanımını çok azalttı, maske kullanımının tamamen kalkacağı beklentisini yarattı. Oysa rakamların gösterdiği üzere salgın hafiflemedi. Toplumda, özellikle kapalı ve kalabalık ortamlarda maske kullanımına her koşulda mutlaka devam edilmeli” ifadelerini kullanıldı.

Acilen yapılması gerekenler

Prof. Dr. Şenol, Covid-19 ölümlerinin durdurulması için acilen yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

  • Salgının başından beri dikkat edilmeyen havalandırma ve kapalı alanların kapasitesinin düzenlenmesi konularında gerekli adımlar atılmalı.
  • Hızlı antijen testleri yaygın, parasız ve erişilebilir şekilde faaliyete sokulmalı.
  • Hem ilk hem de ek aşı dozlarının yapılmasını artırmak için yasal düzenlemeler dâhil bütün imkânlar ve yöntemler kullanılmalı.
  • Çocuk yaş grupları için uygun aşılarla aşılama başlatılmalı.
  • İlaç hekim reçetesi ile yazılır, hekim gözetiminde kullanılır. Covid-19 ilaçları evlere bırakılmamalı.

Kovid 19 Türkiye Verileri

  • Salgında yaşamını yitiren yurttaşların toplam sayısı: 93 bin 539
  • Salgının başından beri tespit edilen vaka sayısı: 3,8 milyon
  • Henüz hiç aşı olmamış 18 yaş üstü yurttaşların sayısı: 4,2 milyon
  • Zamanı gelse de hatırlatma dozunu olmayanların sayısı: 25 milyon

(Kaynak: Birgün)

Paylaşın

Reuters’tan Dikkat Çeken Analiz: Türkiye’nin Manevra Alanı Kalmadı

İngiliz haber ajansı Reuters, Türkiye’nin Rusya-Ukrayna savaşındaki konumunu analiz eden bir yazı yayımladı. Yazıda, Türkiye’nin iki ülke ile işbirliklerine dikkat çekilirken, ‘Türkiye’nin manevra alanı kalmadı’ ifadelerine yer verdi.

Rusya ve Ukrayna arasında bir süredir yaşanan gerilim dün sabah Rus ordusunun Ukrayna’ya girmesiyle işgale dönüşürken, Türkiye’nin tutumu da uzun süredir tartışılıyordu. En son Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ne Rusya ne de Ukrayna’dan vazgeçebileceklerini söylemişti.

Reuters, Türkiye’nin bu savaşta bulunduğu konumu analiz eden bir yazı yayımladı. Yazıda, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son yıllarda hem Moskova hem de Kiev ile güçlü ekonomik ve siyasi ilişkiler geliştirmesi, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline tepki olarak Türkiye’yi hassas bir konumda bırakıyor” ifadeleri kullanılırken, “Türkiye’nin manevra alanı kalmadı” vurgusu yapıldı. Ankara’nın turizm, gaz, tahıl, tarım projeleri ve nükleer enerji konusunda Rusya ile ekonomik olarak ters düşmeyi göze alamayacağı da ifade edildi.

Erdoğan, NATO’yu eleştirdi

Bu yüzden Türkiye’nin dikkatli davranması gerektiği vurgulanan yazıda, “Ukrayna ile artan turizm, ticaret ve savunma bağları da, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü desteklediğini ve Rusya’nın işgalinden “içtenlikle üzüntü duyduğunu” söyleyen Erdoğan için hesaplamaların bir parçası” ifadeleri kullanıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da bugün Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısıyla ilgili, “Sıradan bir kınama cümbüşüne dönmemeli, NATO daha kararlı bir adım atmalı” dedi.

Sözcü’nün aktardığını göre Reuters, Türkiye’nin birçok alanda Rusya ve Ukrayna ile iş birliği içerisinde olduğunu belirterek bu alanları sıraladı:

Turizm: Turizmin Türkiye ekonomisi için önemli bir döviz kaynağı olduğu aktarılan yazıda, liradaki düşüşün yol açtığı ekonomik sıkıntıların turizm gelirinin önemini daha da artırdığı vurgulandı. 2019 yılında 7 milyon Rus vatandaşının Türkiye’yi ziyaret ettiği, bunun Rus vatandaşları için Türkiye’nin birinci tercih anlamına geldiği ifade edildi. Geçtiğimiz yıl Türkiye’yi 2,1 milyon Ukraynalının ziyaret ettiği hatırlatılırken, Türk hükümetinin iki ülkeden de turizm açısından önemli bir gelire sahip olduğu vurgulandı.

Savunma sanayi: Türkiye, Washington’un yaptırımlarına rağmen Rusya’dan S-400 tipi füze savunma sistemi aldı ve gelecekte de benzer bir anlaşma yapacağının sinyalini verdi. Erdoğan Eylül ayında Türkiye’nin savaş uçakları ve denizaltılar da dahil olmak üzere Rusya ile daha fazla ortak savunma sanayii adımı atmayı düşündüğünü söyledi.

Reuters’ın analiz yazısında ayrıca Türkiye’nin Ukrayna’ya gelişmiş insansız hava araçları sattığı hatırlatılırken, “Bu alış veriş ve daha fazla ortak üretim için bir anlaşmaya varılması Moskova’yı kızdırdı” ifadeleri kullanıldı.

Enerji: Rus doğalgazı, geçen yıl Türkiye’nin ithalata bağımlı doğalgaz alımlarının yüzde 45’ini oluştururken, Türkiye, Rusya’dan ham petrol da ithal ediyor.

Tarım: Tarım bakanlığı işgal nedeniyle arz sıkıntısı beklemediğini söylese de, Türkiye tahıl için iki ülkeye büyük ölçüde bağımlı. Rusya, 2021 yılında Türkiye’nin tahıl ithalatının yüzde 56’sını 2,24 milyar dolarla karşılarken, Ukrayna’dan yapılan ithalat ise 861 milyon doları buldu.

Nükleer: Rus nükleer devi Rosatom, Türkiye’nin güneyindeki Akkuyu’da bir nükleer santral inşa ediyor. Erdoğan, Rusya’nın iki santralin daha inşasında işbirliği yapmasını önerdi.

Rekabet: Türkiye ile Rusya arasında jeopolitik rekabet ilişkileri karıştıran etmenler arasında yer alıyor. Türkiye, Rus destekli Suriye hükümet güçlerini geri püskürtmek için kuzey Suriye’ye asker yerleştirirken, iki ülke Libya ve Dağlık Karabağ’daki savaşlarda rakip tarafları destekledi.

Paylaşın

Demirtaş: Ortak Adayı Desteklemenin Şartları Olacaktır

Eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, “Ortak adayı destekleme konusu belli şartlar altında olacaktır. O şartlar da geçen Eylül’de açıklanan HDP tutum belgesinde en açık şekilde ifade edilmiştir. HDP’nin başka şartı yoktur; HDP ucuz pazarlıklara, koltuk tartışmalarına girecek bir parti de değildir. Biz bütün Türkiye toplumunun hep birlikte kazanmasını istiyoruz” dedi.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş Millet İttifakı ve HDP’nin konumunu, partisinin kapatılması ihtimali ile olası sonuçlarını değerlendirdi. Demirtaş, “İktidar seçim kazanabilmek için her şeyi dener, her şeyi yapar. Millet İttifakı’ndan daha esnekler. Çözüm süreçleri dahil her seçeneği masada tuttuklarından eminim” dedi.

HDP’ye yönelik kapatma davasını eleştiren Demirtaş, “HDP’yi kapatmanın siyasi sonuçlarını iyi hesap etmelerini tavsiye ederim. HDP seçmeninin gündeminde boykot falan yoktur, bunu herkes böyle bilsin. HDP seçmeni aktif tutumuyla Türkiye’nin demokratik geleceğine damga vuracaktır. Kapatma kararı bu tutumu erkenden netleştirir, seçmenimizin kararlılığını artırır” ifadesini kullandı.

Demirtaş, 28 Şubat Pazartesi günü tekrar bir araya gelecek olan altı muhalefet partisinin buluşması için de “Masanın altına üstüne odaklanmak yerine ne konuşulduğuna nasıl konuşulduğuna bakmak lazım” görüşünü dile getirdi.

Selahattin Demirtaş, Şirin Payzın’ın sorularını yantladı. Payzın, söyleşinin Ukrayna’da sıcak savaşın başlamasından önce yapıldığı notunu düştü.

Demirtaş’ın T24’te yer alan söyleşisi şöyle:

– Altı muhalefet partisinin oluşturduğu yuvarlak masa için ne düşünüyorsunuz?

Uzun süredir hazırlığı yapılan ve beklenen bir gelişmeydi. Farklı siyasi partilerin bir masa etrafında buluşup konuşabilmeleri önemlidir. Siyasette diyalog ve temas olmadan sorunların çözümü sağlanamaz. Masanın altına, üstüne odaklanmak yerine neyin konuşulduğuna, nasıl konuşulduğuna bakmak lazım.

“HDP’nin dışlanması gibi bir sonuç da görmüyorum”

– HDP’nin o masada olmamasına siz nasıl bakıyorsunuz?

HDP Eş Genel başkanlarının da ifade ettikleri gibi zaten HDP masada oturma konusunda bir arayış içinde değildi. Ahlatlıbel buluşması daha çok Millet İttifakı ekseninde gelişen bir durumdur. HDP daha önce açıkladığı tutum belgesiyle, mevcut ittifaklarda yer almayacağını duyurmuştu. Dolayısıyla HDP’nin dışlanması gibi bir durum da HDP’nin o masayı koşulsuz desteklediği gibi bir sonuç da görmüyorum.

Altı muhalefet partisi birlikte ittifaka mı evrilirler bilemiyoruz ama kendi iç tartışmalarını bitirip netleştirdikten sonra HDP ile de görüşecek, müzakere yürüteceklerdir. Aksi durum siyasetin doğasına da o masanın iddiasına da aykırı olur.

HDP ise üçüncü ittifakın inşasına odaklanmış durumdadır. Yani bu gidişle, öyle anlaşılıyor ki görüşmeler HDP ile diğer partiler arasında değil, ittifaklar arasında olacaktır. Açıklamalardan da gördüğümüz kadarıyla HDP diyalog için herkese kapıyı açık tutuyor ama gidip kapalı kapılar önünde bir saniye bile zaman kaybetmeyecek kadar ilkeli, onurlu, ciddi bir siyaset yürütüyor.

– İktidarın ve ortağı MHP’nin HDP üzerinden İYİ Parti ve CHP üzerinde kurduğu baskı bir miktar etkili oluyor. İki parti seçmenine mesajınız var mı? 

Sadece CHP ve İYİ Parti seçmeni için değil tüm seçmenler ve bütün yurttaşlarımız için şunu söyleyebilirim; iktidarın ayrıştıcı politikalarına kanmayın HDP’yi bazı tutum ve söylemlerinden dolayı eleştirebilirsiniz, bunu da anlayışla karşılıyoruz. Ancak HDP tam bir Türkiye partisidir. Birlikten, beraberlikten, demokrasiden yanadır ve kesinlikle barışı savunmaktadır. Bundan asla şüpheniz olmasın ve ülkeyi beraberce el ele vererek düzlüğe çıkaracağımıza yürekten inanın. 85 milyon yurttaşın bir teki bile diğerinin düşmanı değildir, olmasına da izin vermeyeceğiz. Bu nedenle içiniz rahat olsun ve yan yana gelmekten korkmayın. Bizim beraberliğimiz AKP ve MHP seçmenine karşı bir cephe de değildir. Bizim nazarımızda, tüm partilerin seçmenleri eşit ve onurlu yurttaşlardır. Rekabet sadece siyasi alandadır ve muhalefetimiz sadece halkın canını yakan yanlış politikalara karşıdır. Halkın bir kesimine karşı değildir.

“Ortak adayı destekleme konusu belli şartlar altında olacaktır”

– HDP ve TİP’in ortak adayı destekleme ama seçime ayrı girme kararını nasıl buluyorsunuz?

Bir HDP’li olarak hem doğru buluyor hem de destekliyorum elbette. Ancak ortak adayı destekleme konusu belli şartlar altında olacaktır. O şartlar da geçen Eylül’de açıklanan HDP tutum belgesinde en açık şekilde ifade edilmiştir. HDP’nin başka şartı yoktur; HDP ucuz pazarlıklara, koltuk tartışmalarına girecek bir parti de değildir. Biz bütün Türkiye toplumunun hep birlikte kazanmasını istiyoruz.

– Üçüncü ittifak konusunda umutlu musunuz? Altı parti 28  Şubat’ta ikinci toplantıyı yapacak. Bazı sol partiler “çerçevesi ve içeriği belli olmayan pazarlıklar” diyerek ittifaktan uzak duracaklarını açıkladılar. Üçüncü ittifaka sıcak bakmayanlara ve “sol bitti “diyenlere cevabınız ne olur?

Arkadaşlarımız dışarıda üçüncü ittifak için yoğun bir çalışma yürütüyor. Şimdilik ortak bir çalışma zemini yaratıp birlikte hareket etme kararlılığını güçlendirmeye çalışıyorlar, ki bu çok önemlidir. Ekonomik kriz, yoksulluk, işsizlik halkı perişan edip canından bezdirmişken, her yerde emekçi direnişleri gümbür gümbür büyürken yapılması gereken en acil şey sahada emekçilerle birlikte mücadele etmek olmalıdır. Bundan bir seçim ittifakı ve daha stratejik, kalıcı iş birlikleri de çıkacaktır haliyle.

Adına demokrasi ittifakı denilen üçüncü ittifak çalışması bir koltuk, makam, mevki tartışması değil sol ve demokrasi için ilkeli bir ortak mücadele arayışıdır. Zaten bana göre üçüncü ittifak kurulursa tüm milletvekili adayları yerellerde kurulacak sandıklarla, ön seçimle belirlenmelidir. Adı demokrasi ittifakı olan bir yapı, milletvekili adaylarının belirlenmesi dahil her aşamada, demokrasinin en güzel pratiklerini sergilemelidir. Ancak bu, sonraki tartışmadır. Şimdi, ezilen ve direnen emekçiyle omuz omuza verme zamanıdır.

“Sol bitti” diyenlerle polemiğe girecek değilim. Bu pek anlamlı ve yararlı bir tartışma olmaz. Fakat biz, 1980 sonrası solun en büyük atılımını, hep birlikte yapmaya hazırlanıyoruz. Yeni dönem TBMM’de özgün bir sol, sosyalist Meclis grubunun olması çok önemlidir. Kim bilir, belki bir gün aktif siyasete dönersem ben de o grupta yer alırım. Önümüzdeki on yıllarda Türkiye’nin kalbi, tam da olması gereken yerde, solda atacak. Sol hiçbir zaman bitmedi, bitmesi ekonomi politiğin ve de bilimin doğasına aykırı. Alttan alta, güçlü bir damar olarak verimli bir yer altı suyu gibi hep akıp duruyor. Biz tüm yoldaşlarımızla el ele verip bu yer altı suyunu yüzeye çıkaracağız. Kitleselleştirip iktidara taşımaya uğraşacağız. Halkın, ezilenlerin, emekçilerin, doğanın, kadının, gençliğin, inançların ve kimliklerin kurtuluşu neo liberalizmde değil, soldadır.

Özellikle eko sosyalizmi ve yeni sol tartışmalarını yakından ve dikkatlice takip ediyorum ve yeni mücadele araçlarıyla, taktikleriyle Z kuşağının da zekâsı ve enerjisiyle solu büyütebileceğimize inanıyorum.

“Bizim umudumuz Demokrasi İttifakı’nda”

– 28 Şubat’ta altı liderin imzasıyla mutabakat açıklanacak. Mutabakat metninde sizin açınızdan olmazsa olmaz ne olmalı? Yeterli buluyor musunuz varılan mutabakatı?

Söz konusu metin açıklanmadan üstünde yorum yapmam doğru olmaz. Umarım kapsayıcı ve güçlü bir demokrasi mesajı vermeyi başarırlar. Ancak yukarıda da izah etmeye çalıştığım gibi, bizim umudumuz Millet İttifakı’nda veya Cumhur İttifakı’nda değil Demokrasi İttifakı’ndadır.

– İktidarın “yeni bir çözüm süreci” arayışında olduğunu düşünüyor musunuz? Mümkün mü?

İktidar seçim kazanabilmek için her şeyi dener, her şeyi yapar. Bu konularda Millet İttifakı’ndan daha esnekler. Çözüm süreçleri dahil her seçeneği masada tuttuklarından eminim. Ancak çözüm süreci ve barış arayışı, seçim hesaplarına feda edilmeyecek kadar ahlaki ve ciddi bir konudur. Muhalefet dahil herkes çözümün mutlaka bir gün olacağına inanarak ciddi ve dikkatli olmalıdır.

– Kürtleri temsilen yeni parti kurdurma girişimleri olduğunu düşünüyor musunuz? Özellikle muhafazakâr Kürtlerin oylarını alma arayışı var?

Yeni bir muhafazakâr Kürt partisi mi kurduruyorlar? Bildiğim kadarıyla zaten çok sayıda muhafazakâr Kürt partisi var. Ama olabilir, yapabilirler. Sayı yedi ise sekiz olur, dokuz ise on olur. Herkesin hakkıdır, parti kurarlar mı kurdururlar mı kendileri bilir. Bizim gündemimizde ve ilgi alanımızda değil. Hayırlı olsun der, geçer, işimize bakarız.

“Bu bir siyasi mücadeledir”

– Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sizin ve 40 HDP’li milletvekilinin 20 Mayıs 2016’da dokunulmazlıklarının kaldırılmasının Anayasa’ya aykırı olduğuna karar verdi. Bu kararı HDP’nin kapanma davası bağlamında değerlendirir misiniz?

AİHM kararlarıyla birlikte, bizim hakkımızdaki tüm davalar hukuken çökmüş durumda. Sadece yargı üzerindeki siyasi tahakkümün kalkması ve bu mahkeme kararını verecek hukuka saygılı hâkimlerin göreve gelmesi gerekiyor. O da bu tek adam rejiminde mümkün görünmüyor.

Anayasa Mahkemesi dahil hiçbir mahkemeden adalet çıkmayacağını biliyoruz. Bu bir siyasi mücadeledir. Yargı, iktidarın aparatı olarak siyasi mücadelenin tarafı durumunda. Yaptıkları ağır suçtur ve bir gün mutlaka bağımsız yargı önünde sanık sandalyesine oturup bunların hesabını verecekler. Şimdilik mühür onlarda, Süleyman onlar. Yarın “Süleyman” da mühür de değişir, adil bir sistem inşa edilir mutlaka.

“Kapatma kararı seçmenimizin kararlılığını artırır”

– Anayasa Mahkemesi’nin HDP’yi kapatacağı kanaatinde misiniz? Sonucu ne olur?

İktidar isterse Anayasa Mahkemesi’ne talimat verip HDP’yi kapattırabilir tabii. Anayasa Mahkemesinin en az on üyesi açık açık AKP üyeliğinden oraya atanmış siyasetçiler.

HDP’yi kapatmanın siyasi sonuçlarını iyi hesap etmelerini tavsiye ederim. HDP seçmeninin gündeminde boykot falan yoktur, bunu herkes böyle bilsin. HDP seçmeni aktif tutumuyla Türkiye’nin demokratik geleceğine damga vuracaktır. Kapatma kararı bu tutumu erkenden netleştirir, seçmenimizin kararlılığını artırır.

Tercih iktidarın. Sıkışıklık yaşayan bir değiliz. Eskiden bazı dükkânlarda bir tablo vardı. Ara sıra sosyal medyada görürsünüz. Bir tarafta “peşin satan”, diğer tarafta “veresiye satan”. Biz HDP olarak peşin peşin direndik, dik durduk, ayakta kaldık ve aynen o peşin satan gibi ayak ayak üstüne atmış, sandığı bekliyoruz. Gerisini, veresiye satanlar düşünsün.

– Ukrayna krizine ilişkin görüşleriniz nedir?

Her şeyden önce, ilkesel olarak savaşa karşı çıkmak ve tüm ulusal, uluslararası dengelerden bağımsız olarak barışı savunmak gerekir ve Ukrayna halkının iradesine saygıyı esas almak gerekir. Ancak görünen o ki Batı blokunun Rusya ve Çin’i, Asya’dan sıkıştırma hazırlıklarına karşılık Putin, savaşı kendini en rahat ve en güçlü hissettiği yerde, Ukrayna’da başlatarak hamle üstünlüğünü elinde tutmaya çalışacak. Bu savaşın Batı blokunu bir hayli meşgul edeceği ve planlamalarını gözden geçirmelerine yol açacağı anlaşılıyor.

Savaş kötüdür, savaş yıkıcıdır ama emperyal siyasetin de maalesef ki bir aracıdır. Ukrayna krizi küresel ve ulusal etkileri bakımından önemli sonuçlar doğuracaktır. Enerji ve gıda sorunlarını büyüteceği gibi

NATO, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, ABD gibi küresel güçlerin diziliminde, nitelik ve niceliklerinde de sorgulamalara, yeni kararlaşmalara yol açacaktır. İçeride de AKP hükümeti tam bir açmaza sürüklenecek ve şimdiye kadarki ilkesiz denge politikasını ya yürütemeyecek ya da o politikasının altında kalacak. Türkiye savaşta asla taraf olmamalı, barış için uğraşmalıdır.

Paylaşın