Kılıçdaroğlu’ndan Özel’e “Normalleşme” Göndermesi

Özgür Özel’e göndermede bulunan Kemal Kılıçdaroğlu, “Onlarla mücadele etmezsen, şirin gözükmeye çalışırsan, normalleşirsen asıl hesap vermesi gerekenler dönüp senden hesap sorarlar” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından “Akrep ve Kurbağa…” başlıklı bir video paylaştı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e göndermede bulunan Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Sevgili dostlar, hepinizin bildiği çok meşhur bir akrep kurbağa hikayesi vardır. Malumunuz olduğu üzere, yüzmeyi bilmeyen akrep kendisini nehrin karşısına geçirmeye ikna ettiği kurbağayı sokarak öldürür ve cevaben “Ben akrebim, tabiatım bu.” der.

Kıssadan hisse: Eğer akreplere inanırsan, onlarla mücadele etmezsen, şirin gözükmeye çalışırsan, normalleşirsen, asıl hesap vermesi gerekenler dönüp senden hesap sorar ve sonunda nehrin ortasında boğulursun.

Sevgili kardeşlerim, unutmayalım ki gecenin en karanlık anı şafağa en yakın andır. Kuruluştan ve kurtuluştan aldığımız güçle hiçbir Cumhuriyet Halk Partili’nin umutsuzluğa kapılma ve karanlığa teslim olma hakkı yoktur. Adalet kavgamız devam edecek.”

Kılıçdaroğlu’nun konuşma yaptığı masada ‘Adalet’ ve ‘Yürüyüş’ kitapları yer aldı. Masada aynı zamanda siyasi yasak istemi ile yargılandığı davadaki savunması yer aldı.

Paylaşın

Özel’in “Savaş İlanı” Sözlerine Erdoğan’dan Dikkat Çeken Yanıt

CHP Lideri Özgür Özel’in “savaş ilanı” sözlerine yanıt veren Erdoğan, “Para kuleleri, şişirilmiş konser faturaları ve ihale yolsuzlukları dışında ‘işte bizim eserimiz’ diye gösterebilecekleri hiçbir icraatları yok. Şimdi de çıkmışlar ‘savaş ilanı’ndan söz ediyorlar” dedi ve ekledi:

“Bir de ‘Biz bilmiyoruz, sen nasıl biliyorsun?’ diyorlar. Sayın Özel’e buradan soruyorum; Allah aşkına, sen neyi biliyorsun da bunları bileceksin? Neyi takip ediyorsun da bunları takip edeceksin? Esenyurt’u mu, Beşiktaş Belediyesini mi takip ediyorsun? Oralarda olan şu son gelişmelerden hala haberin yoksa sen artık bu görevi bırak, herhalde birileri de gelip zaten elinden bu görevi alacaklar.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Adana Olağan İl Kongresi’nde konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle: “Mersin sadece şehirlerden bir şehir değildir. Mersin bu ülkenin huzurunun güvencesidir. Mersin birlikte yaşama kültürümüzün sembolüdür. Yörük çadırlarının üstünde tüten duman sönmedikçe devletimiz, milletimiz istikbale güvenle bakmaya devam edecektir.

Mersin sinesine gelen hiç kimseyi Yörük diyerek küçümsememiş, Kürt diyerek ötekileştirmemiştir. Mersin’in bu göz alıcı tablosuna kimse halel getiremez. Bu şehir dünyaya kardeşlik hukuku dersi veriyor, vermeye de devam edecek.

Bereketli toprakları ile tüm insanlığı beslemeye devam edecek. Muhteşem potansiyeli ile Mersin Türkiye Yüzyılı ile adından daha çok söz ettirecek. Mersin’deki bu güzel iklimi bozmayı kimse başaramayacak. Mersin’in nereden nereye geldiğini akıl vicdan sahibi herkes kabul edecektir. Hiçbir siyasi hesap Mersin’deki kardeşlik kültürünü bozamaz.

Bugüne kadarki seçim sonuçlarının sebeplerini Mersinlilerde değil, kendimizde arıyoruz. Suç varsa, yanlış varsa bizim. Daha çok emek vermemiz, ter dökmemiz gerekiyor. Kongremiz böyle bir dönemin, yeni bir atılımın miladı olacak.

Ülkemizin ilk 80 yılına asırların yorgunluğuyla, 1. Dünya Savaşı’nın yükü altında kalan Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişin sancıları damga vurmuştur. Tek parti faşizminin, milletimizin inancına, tarihine, kültürüne yönelik politikalarının ağır bedellerini ödedik. Bu tahribatın önü, rahmetli Menderesle birlikte başlayan bir demokrasi hamlesiyle kesilmeye çalışıldı. Ama Türkiye’nin büyümesini kendi ayakları üzerine dikilmesini istemeyen emperyalistler de boş durmadı. Ülkemizi darbeler, ekonomik çöküşlerle dolu bir döneme soktular.

Merhum Özal’a neler yapıldığını hiçbir zaman unutmadık. İşte 80 yıllık bu sancılı sürecin ardından AK Parti adeta bir Anadolu ihtilali ile iktidara geldi. Bu devrim öyle kolay gerçekleşmedi. Güç odakları, AK Parti öncülüğündeki Anadolu ihtilaline karşı büyük bir direnç gösterdi. Hukukun ayaklar altına alındığı cumhurbaşkanlığı seçimi krizlerine kadar nice senaryolar devreye alındı. Envai çeşit cinayet şebekesini harekete geçirdiler.

Terör örgütlerini silah bıraktırarak Suriye üzerinden yeni senaryolar uygulanmasına izin vermeyeceğiz. YPG sorununu kökten çözeceğiz. Ya silah bırakacaklar ya da bertaraf olacaklar. Avrupalılar önce kendi meselelerini çözsünler. Ondan sonra bölgemize nizam vermeye kalksınlar. Yeni bir dönemin kapıları aralanıyor. Bölgenin geleceğini bu toprakların kadim halkarı belirleyecek.

Milletimizin güçlü desteği AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak mesuliyetimizi artırmaktadır. Daha fazla çalışmak, tüm engelleri tek tek kaldırmak zorundayız. Suriye’deki rejimin yıkılması, yeni yönetimin iş başına gelmesi Mersin’e etkisi olacaktır. Burası halen 183 binin üzerinde Suriyeli muhaciri misafir eden ensar ruhlu bir şehirdir. Ülkelerindeki evlerini, işlerini yeniden ayağa kaldıracak Suriyeli kardeşlerimizden bir kısmı şüphesiz vatanlarına geri dönecek. Suriye toparlandıkça inşallah ülkemizle birlikte muhacirler dönüş yoluna girecektir. Kalanlara kapımız da gönlümüz de daima açık olacaktır.

100 yıllık oyun bozuluyor. Yeni bir dönemin kapıları aralanıyor. Bölgenin kaderini bu bölgenin hakları belirleyecek. Kimse bunun önüne geçemeyecek. Avrupalılar önce kendi meselelerini çözsünler. Ondan sonra bölgemize nizam vermeye kalksınlar. Bölücü örgüt elebaşının çağrısını yerine getirirse kazanan tüm Türkiye olacaktır. Eğer çağrıya uymazlarsa operasyonlarla meseleyi çözeriz. Biz bu meselenin tarihe karışmasından yanayız.”

“YPG terör örgütüne karşı en küçük bir müsamahamız yok”

Erdoğan, partisinin Servet Tazegül Kapalı Spor Salonu’nda düzenlenen Mersin 8. Olağan İl Kongresi’nde de konuştu. Erdoğan, özetle şöyle konuştu: “Mersin bugün bir başka. Maşallah bambaşka. 2028’e hazır mısınız? Birilerine 2028’te ders vermeye var mısınız? Bugüne kadarki seçim sonuçlarının sebeplerini Mersinlide değil, kendimizde arıyoruz. Suç varsa bizim, yanlış varsa bizim. Ama bunu hep beraber telafi edeceğiz. Demek ki daha çok çalışmamız, daha çok gönüle girmemiz, daha çok emek vermemiz, ter dökmemiz gerekiyor.

Muhalefetin gönüllü figüranlığını yaptığı Türkiye’ye diz çöktürme senaryolarının tekmili birden üzerimize boca edildi. Hani Mehmet Akif Çanakkale Savaşı’nı anlatırken diyor ya, ‘Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk. Sade bir hadise var ortada vahşetler denk.’ Bizim de istikbalimize ve istiklalimize yönelen saldırılar rengarenkti. Sadece sinsi niyetleri ortaktı. Hamdolsun, milletimizle kafa kafaya, kol kola, kalp kalbe verip bu alçak hesapları hep birlikte boşa çıkardık.

Mersin’in beşeri zenginliği ülkesi ve bölgesindeki her gelişmeyle yakından ilgilenmesini mecburi kılıyor. Mesela, Suriye’deki 61 yıllık Baas rejiminin yıkılması ve ülkede kuşatıcı yeni bir yönetimin iş başına gelmesinin Mersin’e etkisi olacaktır. Çünkü burası halen 183 binin üzerinden geçici koruma statüsündeki Suriyeli muhaciri misafir eden ensar ruhlu bir şehirdir.

Ülkelerindeki evlerini, işlerini yeniden ayağa kaldıracak Suriyeli kardeşlerimizden bir kısmı şüphesiz vatanlarına geri dönecektir. Suriye toparlandıkça zulmün ve yıkımın izleri silindikçe inşallah ülkemizle birlikte tüm dünyadan muhacirler dönüş yoluna girecektir. Ama hep söylediğimiz gibi kalanlara kapımız da gönlümüz de daima açık olacaktır.

Biz zalimler gibi kimseyi zorla yerinden etmeyiz. Kimsenin hayatını keyfi yerine zindana çevirmeyiz. Kendini bilmez üç-beş ırkçı fanatiğin Türkiye Suriye dayanışmasına gölge düşürmesine göz yummayacağız. Suriye’nin toprak bütünlüğünü, sosyal barışını, imarını sağlamaya yönelik her gayrete destek vereceğiz. Görüyoruz ki Türkiye’ye özellikle büyük bir güven ve teveccüh söz konusu.

Bu ülkenin topraklarını işgal eden terör örgütlerini ya silah bıraktırarak ya bertaraf ederek Suriye üzerinde yeni senaryolar uygulanmasının önüne geçmekte kararlıyız. Bilhassa, ülkenin üçte birini işgal altında tutan YPG terör örgütüne karşı en küçük bir müsamahamız yok. Yakında bu meseleyi kökten çözerek adımları atmaya başlayacağız. Örgütün çok güvendiği güçlerin bölgedeki çıkarları ve hesapları değiştiği için gölgesine sığınarak küstahlaşacakları kimseyi bulamayacaklar.

Avrupa’da yükselen seslere ise aldırış etmiyoruz. Avrupalılar önce kendi meselelerini çözsünler. Ondan sonra gelip bölgemize nizam vermeye kalksınlar. Böl, parçala, yönet politikasıyla son bir asırdır bu bölgede diledikleri gibi cirit atanların devri bitmiştir. Kim ne derse desin 100 yıllık oyun bozuluyor. Coğrafyamızda kardeşliğin, barışın ve istikrarın rüzgarı esiyor. Kalkınma ve refahın egemen olacağı yeni bir dönemin kapıları aralanıyor.

Artık bölgenin geleceğini bu toprakları kadim halkları belirleyecek. Doğal kaynaklar üzerindeki her türlü tasarruf da bölgenin asıl sahiplerinin uhdesinde olacak. Allah’ın izniyle kimse bunun  önüne geçemeyecek. İşte 2-3 gün önce biliyorsunuz, Suriye’nin Dışişleri Bakanı, Savunma Bakanı birlikte ziyaretime geldiler. Benden sonra Dışişleri Bakanımla, Savunma Bakanımla, İstihbarat Başkanımızla ayrıca toplantılar yaptılar. Çünkü şimdi hazırlığımız Suriye’nin geleceğine.

Bu yeni dönem Mersin’in önünde de büyük fırsat pencereleri açacaktır. Şehrimizin şimdiden buna kendini hazırlaması gerekiyor. Aynı şekilde Gazze’de ateşkesle sağlanmaya çalışılan barış da bölgenin siyasi ve sosyal atmosferini değiştirecektir. Gazze örneği zulüm ile abat olunamayacağının çarpıcı bir ispatıdır.

İsrail’in Gazze’de ve diğer şehirlerde uyguladığı zulümle dünyanın farklı yerlerinde yaşayan Musevilere de zarar vermiştir. Çünkü İsrail’in yaptığı kadın, çocuk, masum katliamlarından sonra artık hiç kimse bu topluma İkinci Dünya Savaşı’nda maruz kaldıkları soykırımın getirdiği mahcubiyet duygusuyla bakamayacaktır.

Herkesin zihninde İsrail’in fırsatını bulduğunda kendi mensuplarından başka tüm insanları katledebileceği düşüncesi yer etmiştir. Nitekim fanatik siyonistler bu düşünceyi destekleyecek görüşlerini dini ve ideolojik argümanlarla pervasızca dile getirmekten çekinmiyor. En çok hedef aldıkları ülkenin Türkiye, toplumun da Türk milleti olması bizim bu zulme karşı sesini en çok yükselten devlet ve millet olmamızdan kaynaklanıyor.

Mersin’i yakından ilgilendiren bir diğer gelişme terör örgütü PKK’nın feshedilmesini, silahlarının teslim edilmesini ve militanlarının dağıtılmasını hedefleyen gayretlerdir. Cumhur İttifakı ortağımız sayın Bahçeli’nin konuyu gündeme getirmesiyle başlayan gelişmeler nihai aşamasına yaklaşmaktadır. Bölücü örgüt, şayet elebaşının çağrısını dinleyip gereğini yerine getirirse siyasi uzantısı da üzerine düşenleri yaparsa bunun kazananı 81 vilayeti ve 85 milyon ferdiyle tüm Türkiye olacaktır.

Eğer örgüt çağrıya uymayı reddeder, siyasi uzantısı da ipe un sermeye kalkarsa biz zaten başarıyla yürüttüğümüz operasyonlarımızla meseleyi kendi mecrasında çözeriz. Tercihimiz ülkemizin 40 yılına, on binlerce canına, yüzlerce milyar dolar kaynağının heba olmasına yol açan bu meselenin suhuletle, samimiyetle, kalıcı ve kati bir şekilde tarihe karışmasından yanadır.

Bununla birlikte merhum Akif’in ‘Yumuşak başlı isem kim dedi uysal koyunum? Kesilir belki fakat çekmeye gelmez boynum’ mısralarındaki mesajını da kimse unutmasın. Bölücü terör belası öyle veya böyle bertaraf edilecektir. Elbette kahraman şehitlerimizin her türlü hesabı üzerinedir. Herkesin takip ettiği üzere tüm çalışmalar şehitlerimizin aziz hatıralarına, şehit yakınları ve gazilerimizin hassasiyetlerine en küçük bir halel getirmeyecek şekilde yürütülmektedir.

Buradan tekrar hatırlatmak isterim ki, gerek ülke içinde gerek bölgemizde gerekse dünyada attığımız her adımın bir gayesi vardır. Bu da ülkemizin Türkiye Yüzyılı’na, geçmişin tüm sorunlarından arınmış, yüklerinden kurtulmuş, mevcut imkanlarını en üst düzeyde kullanan hedeflerine kararlılıkla yürüyen bir devlet olarak girmesidir.

Artık yeni hayaller kurma, yeni projeleri hayata geçirme, yeni şeyler söyleme, yeni adımlar atma vaktinin geldiğine inanıyoruz. Biz bölgede istikrar istiyoruz, güvenlik istiyoruz, huzur ve refah istiyoruz. Biz Türkler, Araplar, Kürtler olarak hep beraber kazanalım, hep beraber kalkınalım istiyoruz.

Bizimle bu yolda yürüyecek herkese kollarımız da kapımız da yüreğimiz de açıktır. Zihinlerinin gerisinde başka hesaplar olanlar da hiç kusura bakmasınlar artık kimseye bunları yutturamazlar, kimseyi kandıramazlar, kimsenin zihnini ve kalbini bulandıramazlar. Dünya düzeni siyasi ve ekonomik olarak yeniden kurulurken Türkiye’yi bunun dışında tutmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.”

Paylaşın

Bakırhan’dan “Barış Süreci” Açıklaması: Somut Bir Yol Haritası Yok

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “1 Ekim’den beri bir tartışma süreci başladı. Çözüm süreci demiyorum. Bir tartışma süreci. Çünkü kaç aydır tartışmanın ötesine geçen bir pratik yok, somut bir adım yok” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kürt meselesinin demokratik yollarla çözülmesi için ortaya konmuş bir yol haritası yok. Sadece meselesinin sonuçlarıyla ilgilenen, meselenin ortaya çıkarmış olduğu sonuçların ortadan kaldırılmasını isteyen, meselenin esasına girmeyen, tartışmayan bir tartışma süreci yürüyor. Bu tartışma süreci artık bir süreç olacaksa pratik somut adımlara dökülmesi gerekiyor. Önce ne yapılması gerekiyor? İmralı’nın kilidinin açılması gerekiyor.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Adana il örgütü tarafından düzenlenen halk buluşmasında konuştu. Bakırhan’ın konuşması şöyle:

“Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. 2000 öncesinde ben de bir süre Adana’da bulundum. Aslında siyaseti Adana’da öğrendim. Adana’daki mücadele birikimi ve direnişten çok şey öğrendik. Adana mertliğin, direnişin, dayanışmanın ve ortak mücadelenin kentidir. Hep böyleydi, böyle kalmaya da devam edecek. Adana’ya ve Adana’nın mücadelesine çok büyük saygı duyuyorum. Kadri Bağdu’yu rahmetle anıyorum. Kadri arkadaşımız gazete dağıtıyordu; biz de şu an burada olan birçok arkadaşımızla birlikte mahalle mahalle, ev ev dolaşıyorduk.

Demokrasi mücadelesine, sistemin zulmüne karşı mücadeleye davet ediyorduk halkımızı. Bugün burada Adana’daki bu renklerle birlikte olmaktan büyük gurur ve onur duydum. Umarım daha güzel günlerde bir araya geliriz ve bu yaşadıklarımızı yad ederiz. Türkiye’de bunun zemini var. Hiçbir zaman olmadığı kadar umudumuz büyük, mücadelemiz büyük geleceğe dair. Başarıya ulaşmamız için çok önemli bir zemin ve fırsat yakalamış bulunmaktayız. Bunu hep birlikte mücadele ederek ve dayanışarak bir yere getireceğimize eminim. Kadri Bağdu’yu katledenleri unutmadık. Sistem Kadri Bağdu şahsında binlerce faili meçhul cinayeti bize unutturmaya çalışıyor. Benzer birçok dava cezasızlıkla sonuçlandı.

Ama bir gün mutlaka buradaki renkler yönetim olduğunda, demokratik bir yargı olduğunda; sadece yolsuzlukların ve talanın değil, bizden aldıkları yoldaşlarımızın da hesabını soracağız. Bunun sözünü, Kadri Bağdu şahsında bütün yaşamını yitirenlere ve ailelerine vermek istiyorum. Salonda çok kıymetli ve değerli arkadaşlarımız var. 30 yılını cezaevinde geçiren, pes etmeyip bugün aramızda olan arkadaşlarımıza da selam ve sevgilerimi iletmek istiyorum. Onlar bu mücadelenin yenilmeyeceğinin en güzel fotoğrafıdır. 30 yıl sonra tekrar bizimle birlikte oturmaları, mücadele etmeleri çok kıymetlidir. Arkadaşlarımıza, hevallerimize geçmiş olsun, hoş geldiniz diyoruz. Ödediğiniz bedellerin karşılığında fazlasıyla demokratik kazanımlar olacağını belirtmek istiyorum.

Ortadoğu’da çok ciddi çatışmalar ve savaşlar var. Çok çetin bir süreç yaşanıyor. 100 yıl önce bütün kimlikleri yok sayan tekçi ve vesayetçi rejimler birer birer çöküyor, ortadan kalkıyor. Bu rejimler sadece kendi halklarına kötülük yapmadılar, aynı zamanda Ortadoğu’yu da emperyalist güçlerin müdahalesine açtılar. Bugün Ortadoğu’da kanayan bir yara var, bir kaos var, içinden çıkılmaz bir durum var. Ama Ortadoğu’da başka bir şey daha var. 100 yıldır yenilmeyen, kimliğine sahip çıkan, otoriter ve tekçi rejimlere itiraz eden halklar da var. O halklar pes etmediler, direndiler ve bugün Ortadoğu’da bizim umudumuz olan bir sistem ördüler.

Kuzey ve Doğu Suriye’den, Rojava’dan bahsediyorum. Rojava, uğruna çok insanın bedel ödediği bir mücadelenin yarattığı bir sonuçtur. Orada halklar birlikte yaşıyor, orada hiçbir kimlik yok sayılmıyor. Orada hiçbir inanç yok sayılmıyor. Orada Hıristiyanlardan Ermenilere, Çerkeslerden Araplara Alevilere ve Kürtlere kadar birçok halk bir arada yaşıyor. Orada kadın özgürlükçü bir paradigma var. Seküler, diğerinin yaşamına karışmayan bir zemin var. Reel sosyalizmden sonra “bitti tükendi” denilen umudu yeşerten bir zemin var, bir yaşam biçimi var. Halkların, emperyalizme ve kapitalizme karşı demokratik bir şekilde bir arada kavga etmeden yaşayabileceğini kavradıkları için Kuzey ve Doğu Suriye’ye emek veren; bugün dünyanın umudu olan o zemini yaratan herkese saygılarımızı iletiyoruz.

“Rojava’yı tehdit olarak gören tek ülke Türkiye”

Ortadoğu’da kan akıyor ama bir yer var ki 13 yıldır tek bir Arap’ın burnu kanamamış, tek bir Hıristiyan inancından dolayı dışlanmamış. Yok sayılanlar yönetime gelmiş; kentini, ilçesini, köyünü, mahallesini yönetiyor. Kaynaklar oradaki insanlar arasında eşit bir şekilde paylaşılıyor. Orada emperyalist/kapitalist sistem karşısında olan bir yaşam biçimi var. Ama direnişlerinden dolayı, birlikteliklerinden dolayı bütün dünyanın sempatisini üzerlerine topluyorlar. Bütün dünya Rojava’yı örnek gösteriyor, oradaki yaşam biçiminden ilham alıyor. BM’ye bağlı 205 ülke var ve Türkiye dışındaki bütün ülkeler Rojava, Kuzey ve Doğu Suriye statü elde etsin diyor.

Tek bir ülke var akışın tersine gidiyor. O ülke de maalesef Türkiye. Dünya, ‘Kürtler IŞİD barbarlığını yendi’ diyor, Kürtler ve birlikte yaşadığı halkların yarattığı bu zemine saygı duyuyor ama Türkiye orayı tehdit olarak görüyor. Ya Türkiye doğru yolda ya da 200’ün üzerindeki ülke doğru yolda. Sizce hangisi? Bence Türkiye’nin gözünü Kürt nefreti bürümüş ve yanlış yolda. Yanlış yolda gittiğini kabul etmiyor. Dünyaya umut olan, kadınlara umut olan, Ortadoğu karanlığında aydınlık bir gelecek inşa eden Kuzey ve Doğu Suriye yönetimiyle Türkiye’nin iyi ilişkiler geliştirmesi gerekiyor.

Türkiye HTŞ ile görüşüyor, Suriye’nin daha nasıl olacağını bilmediğimiz rejimiyle görüşüyor ama dünyanın saygı duyduğu Rojava’yı tanımadığı gibi bir taraftan da SMO adlı çetelerle bir karmaşa çıkarmaya çalışıyor. Türkiye’yi bu yanlış siyasetten vazgeçmeye çağırıyoruz. Türkiye’yi Kürtlerle diyalog ve müzakere kurmaya çağırıyoruz. Türkiye’yi 100 yıllık Kürt düşmanlığından, Kürt karşıtlığından vazgeçmeye çağırıyoruz. Gerçekten Türkiye’de bir barış istiyorlarsa ve bu konuda samimilerse Türkiye’de barış, Kuzey ve Doğu Suriye’de savaş olmaz. Orada da barış olmalıdır. Kürtleri Rojava, İran, Irak Kürtleri diye ayıramazsınız. Bir yerde el uzatmayı, diğer yerde namlu ucu doğrultmayı kimse kabul etmez.

Kürtler hiç kabul etmez. Kürtlerin dostları, devrimciler, sosyalistler, emekçiler, ezilenler hiç kabul etmez. Türkiyeli yöneticiler Suriye’nin valisi gibi konuşuyorlar. Suriye devleti Türkiye’ye bağlı bir vilayetmiş gibi konuşuyorlar. Bürokratlar ve bakanlar, Suriye’nin dışişleri bakanı gibi konuşuyor. Çeşitli halkların olduğu, kriz ve kaosun hüküm sürdüğü bir yerde demokratik bir rejimin kurulması için katkı sunması gereken Türkiye’yi, Suriye’nin valisi olmaktan çıkmaya davet ediyorum. Suriye Suriyelilerindir. Suriye Kürtsüz olmaz, Alevisiz olmaz.

Suriye, gerçekten Suriye olacaksa; Kürtler, Aleviler ve diğer etnik ve inançsal grupların eşit bir şekilde yaşayacakları bir zeminde olur. 100 yıl önceki tekçi, farklı kimlikleri ve inançları reddeden bu anlayıştan, bu anlayışı desteklemekten vazgeçmeye çağırıyoruz. Türkiye, Suriye’de yapıcı bir rol oynamalıdır; bozucu bir rol oynamamalıdır. Türkiye, Suriye’deki rejimin karakterinin demokratik olması için mücadele etmelidir. Aksi halde Suriye’ye büyük kötülük yapar. Esad’a olan hıncını Alevilerden alacak bir rejim olmasın istiyor insanlar. Kadınlar çalışamaz, kadınlar sokağa çıkamaz diyen bir rejimi kimse istemez. Suriye, demokratik ve kapsayıcı olmalı. Her kimlik özgürce yaşamalıdır.

1 Ekim’den beri bir tartışma süreci başladı. Çözüm süreci demiyorum. Bir tartışma süreci. Çünkü kaç aydır tartışmanın ötesine geçen bir pratik yok, somut bir adım yok. Kürt meselesinin demokratik yollarla çözülmesi için ortaya konmuş bir yol haritası yok. Sadece meselesinin sonuçlarıyla ilgilenen, meselenin ortaya çıkarmış olduğu sonuçların ortadan kaldırılmasını isteyen, meselenin esasına girmeyen, tartışmayan bir tartışma süreci yürüyor. Bu tartışma süreci artık bir süreç olacaksa pratik somut adımlara dökülmesi gerekiyor.

Önce ne yapılması gerekiyor? İmralı’nın kilidinin açılması gerekiyor. Önce Sayın Öcalan’ın avukatları ve ailesiyle görüşmesi gerekiyor. Sayın Öcalan’ın koşullarının oluşturulması gerekiyor. Sayın Öcalan, koşulları oluşturulmadan müzakereyi nasıl yürütecek? Bir heyetin gitmesiyle müzakere yürütülmez. Sonra Kürt meselesi nedir, nasıl çözülecek? Bu konuda, başta iktidar ve ana muhalefet olmak üzere Türkiye’deki siyasi partilerin kendi önerilerini, yol haritalarını ortaya koyması gerekiyor.

Kürt meselesi sadece iktidarın çözeceği bir mesele değil. Kürt meselesinin çözümünde muhalefet de aktif rol almalı, toplumsal kesimler de rol almalı. Türkiye’nin bütününü ilgilendiren bu mesele, bir görüşme trafiğiyle ya da sadece iktidarın bir ortağının söylemiyle bir yere varmaz. Kürt meselesi 100 yıllık bir meseledir, yapısal bir meseledir; toplumsaldır siyasaldır, kültüreldir. Birçok boyutu olan bir meseledir. Kürt meselesi toplumla çözülür. Kürt meselesi, Adana’daki renklerin onayı alınarak, bu renklerin talepleri ve önerileri dikkate alınarak çözülür.

Hükümeti bu konuda adım atmaya çağırıyoruz, samimi olmaya çağırıyoruz. Eğer bu tartışma süreci bir süreç olacaksa, zehirli dilden vazgeçmeye çağırıyoruz. Kürtleri tehdit eden, parmak sallayan, meseleyi getirip sadece silaha bağlayan bu anlayıştan vazgeçmeye çağırıyoruz. Kürt meselesi çözülürse, silah meselesi de çözülür. Kürt meselesinin çözümünde iyi niyet adımları atılırsa, silah meselesi de çözülür. Dolayısıyla artık toplum yoruldu yalan duymaktan. Toplum somut ve pratik adım atılmasını bekliyor. Umarım bu meseleye ilişkin yürütülen tartışmalar artık bir yere varır ve bu bir çözüm süreci mi değil mi hep birlikte karar veririz.

Bir taraftan bu tartışma var, diğer taraftan tutuklamalar ve kayyım atamaları devam ediyor. Gün yok ki onlarca siyasetçi arkadaşımız ceza almasın, gün yok ki kayyım atanmasın. Artık kayyım sadece Kürt illerine, DEM Parti belediyelerine de atanmıyor. Yavaş yavaş artık CHP belediyelerine de kayyım atanıyor. Eğer bunun önünü dayanışma ve mücadeleyle kesemezsek, kayyımlar sadece yerel yönetimlere değil birçok yaşam alanına, örgütlü alana atanacak. Kayyımdan rahatsız olanların bir arada olması, dayanışma içinde olması gerekiyor.

Kayyımcı anlayışa, halkların iradesini inkar eden anlayışa itiraz etmesi gerekiyor. Bu olmazsa, iktidar, ‘DEM’in belediyesi kötü kayyım atıyorum’, ‘CHP’nin belediyesi şunları yaptı’ diyerek iradenizi yok sayacak. Ana muhalefet partisine burada büyük görev düşüyor. Batman kayyımı ne ise Esenyurt kayyımı odur. Beşiktaş’taki halkın iradesini yok sayan tutum ile Mardin’deki sistemin ortaya koyduğu tutum aynıdır. Beşiktaş ile Esenyurt’u ayrı değerlendirirsek, Batman ile Mardin’i ayrı yere koyarsak muhalefet yapma olanağını ortadan kaldırmış oluruz.

Ana muhalefet partisini bütünlüklü davranmaya, atanan bütün kayyımlara karşı aynı itirazı ortaya koymaya çağırıyoruz. Çünkü bizim için Beşiktaş da aynıdır, Batman da aynıdır, Esenyurt da aynıdır, Mardin de aynıdır. Halkın iradesine kayyım atanmıştır, halkın oy hakkı ortadan kaldırılmıştır. Yapılan siyasi bir darbedir, bir kumpastır. Bizim için fark etmez, başka bir partinin belediyesi de olabilir. Muhalefete aynı nazarla bu kayyımcı anlayışa bakması ve ortak mücadele çağrısı yapıyoruz.

“Kayyımcı anlayış sürerse bir süreç olduğu söylenebilir mi?”

Nereye gitsek şunu duyuyoruz. ‘Yahu size el uzatıyorlar, diğer yandan kayyım atıyorlar, tutuklama yapıyorlar, cezaevlerinde hasta tutsakları ölüme terk ediyorlar, ekonomik adaletsizliği hiçbir dönem olmadığı kadar toplumun en ücra köşelerine yayıyorlar’. Biz de halkımıza şunu söylüyoruz: ‘Evet, sistemin karakteri aynı; henüz değişen bir şey yok ama biz bu pratiğin, halkın iradesini gasp eden bu anlayışın değişmesini istiyoruz.’ Kayyımcı anlayış değişmezse bir süreç olduğu söylenebilir mi? Cezaevlerinde hasta tutsakları ölüme terk eden bu anlayış devam ederken, biz Adana’daki halkları bir tartışma süreci olduğuna nasıl ikna edeceğiz? Dolayısıyla iktidarı samimiyete davet ediyoruz. Eğer gerçekten Türkiye’nin bu büyük meselesini çözmek istiyorsa, iktidarı bir plana ve programa, somut söylem ve adıma davet ediyoruz. Aksi halde Adanalıya, Mardinliye, Halfetiliye vereceğimiz bir cevap yok.

Biz durduğumuz yerde duruyoruz, durmaya devam edeceğiz. Kimliksizliğe hayır, iradesizliğe hayır, kayyıma hayır, yoksulluk ve yolsuzluk düzenine hayır demeye devam edeceğiz. Dün ne yaptıysak bugün de aynısını yapacağız. Bizim muhalefet yapma biçimimizde hiçbir değişiklik olmadı, olmayacak. Kürt meselesi çözülse de biz muhalefet partisi olarak muhalefete devam edeceğiz. Ama bu tartışmaların ne olduğuna da hükümetin atacağı adımları hep birlikte değerlendirerek karar vereceğiz. Biz sizin adınıza karar alan ve uygulayan bir siyasi parti değiliz.

Biz bu tartışmalar başlar başlamaz önce halkımızla ve örgütümüzle buluştuk, demokratik kamuoyuyla buluştuk. Bileşen ve ittifak partilerimizle buluştuk. Hatta bileşen ve ittifak olmayan partileri de ziyaret ettik. ‘Şöyle bir durum var, bunun ne olduğunu biz de anlamaya çalışıyoruz ama barışa evrilmesi için elimizi taşın altına koyuyoruz’ dedik. Bu konuda muhalefet partileri çok olumlu bir tavır ortaya koydu. Onlara buradan teşekkür ediyoruz. Bunu çok kıymetli buluyoruz. Eğer iktidar samimi bir süreç başlatırsa, başta ana muhalefet partisi olmak üzere herkesi bu meselesinin çözümünde rol almaya davet ediyorum.

Bu kayyımcı anlayış kendisini değiştirmelidir. Türkiye değişti. Bu kayyımcı anlayış artık Türkiye toplumunun istediği bir anlayış değil. Ya kendisini değiştirir ya da yerel seçimlerde olduğu gibi Türkler, Kürtler ve emekçiler bu iktidarı değiştirmek durumunda kalır. Kendileri karar verecek. Ya demokrasi ya Kürt meselesinin çözümü ya ekonomide adalet ya yeni demokratik bir Türkiye ya da AKP’siz bir Türkiye önümüzde duruyor. Eğer bunlar yapılmazsa, bu meseleyi çözecek bir yönetimi Türkiye halkları birlikte getirecektir.

Sayın Öcalan çok önemli şeyler söyledi. ‘Şiddet ve çatışmadan arındırılmış hukuki ve siyasi zemin oluşturulursa, bu meselenin çözümünde ben varım’ dedi. Arkadaşlar, Kürt meselesi Türkiye’nin ekonomisini ve enerjisini yutan bir meseledir. Emeklilerin bu kadar düşük ücret almasının, asgari ücretlinin geçinmemesinin sebebi de bu çatışmalardır. Kürtleri yok sayan bu politikalardır. Türkiye’nin 3-4 trilyon dolarını bitiren, Türkiye’yi yoksullaştıran en önemli mesele Kürt meselesidir. Bu mesele demokratik yollarla çözülürse, emekliler de asgari ücretliler de hak ettiği ücreti alacaktır. Barınamayan öğrenciler barınacak, ekonomik adaletsizlik ortadan kalkacaktır.

Bu mesele devam ettiği müddetçe biz yoksullaşacağız, AKP’ye yakın sermaye sınıfı zenginleşecek. Bu mesele devam ettiği sürece AKP ‘terör’ sopasıyla Beşiktaş Belediyesini de Esenyurt Belediyesini de Batman Belediyesini de dövmeye devam edecek. Dolayısıyla bu meselenin çözümü en çok muhalefeti ilgilendiriyor, en çok ezilenleri ilgilendiriyor. En çok bu salonda oturan bu bileşeni ilgilendiriyor. En çok Alevileri ilgilendiriyor. Bu meseleyi çözebilirsek, yoksulluk düzenini durdurabiliriz, hukuksuzluğu ortadan kaldırabiliriz.

Yoksa AKP’nin zor ve zulüm politikalarına uzun yıllar maruz kalmak durumunda kalırız. Bu salona büyük görevler düşüyor. Bu salon barış diyorsa, barış olur; çözüm diyorsa, çözüm olur. Adana, Kars, Siirt barışa sahip çıkarsa, barış olur. Barışı iktidarın insafına bırakacak değiliz. Barış iktidarlarla gelmez. Barışı toplum ister, iktidar da yapmak durumunda kalır. Hiçbir iktidar, toplumdan demokratik bir talep gelmiyorsa, barışa ve çözüme gelmez. Toplum itiraz etmiyorsa, iktidar baskısını ve ekonomik zulmünü devam ettirir. Onun için bu salona, Türkiye halklarına büyük görevler düşüyor.

Asgari ücretliye yüzde 30 zam yapıldı, emekli ve çalışanlara yüzde 11-15 arası zam yapıldı ama bir yoksulun muayene ücreti 10 kat artırıldı. Bu yol 612 bin öğrenci, okul giderlerini karşılayamadığı için kaydını yapamadı. Anaokulundan üniversiteye kadar 612 bin çocuk ve genç okula gidemiyor. Niye, ekonomik durumlarından dolayı. Yoksulluk, açlık ve geleceksizlikle dolu yılları yaşıyoruz. Yoksulluk olmasın, açlık olmasın, umudumuz ve geleceğimiz olsun, gençlerimiz gelecek olsun diyorsak dayanışacağız, mücadele edeceğiz, vazgeçmeyeceğiz, birlikte olacağız.

İktidarın zulüm politikalarına karşı birlikte mücadele edeceğiz. Aksi halde zam dolu, zulüm dolu yılları yaşamak zorunda kalacağız. Bizim bir tercih yapmamız lazım. İktidarın tercihi net: Kürt yok diyor, Alevi inancını yaşayamaz diyor, kadın yok diyor, gençlerin geleceği yok diyor, demokrasi yok diyor, özgürlük yok diyor. İktidar bunları söylüyor. Biz de niye diyeceğiz? Özgürlüğü, demokrasiyi, eşitliği, Kürt meselesinin demokratik çözümünü ortaya koyacağız, mücadele edeceğiz.

Bu tarihi zamanda daha fazla mücadele edeceğiz, sahayı ve sokağı daha fazla örgütleyeceğiz. Her birimiz kendi mahallemizde kendi sorunlarımızla mücadele ediyorsak, sadece kendi sorunlarımızı görüyorsak, ‘AKP-MHP iktidarı neden 22 yıldır iktidarda?’ demeyelim. Biraz bunun sorumlusu biziz, muhalefettir, siyasi partilerdir. Önümüzdeki dönemde bunları aşmak muhalefetin en temel görevlerinden biridir.

Dayanışma önemlidir; katliamları ve zulmü durdurur, otoriter rejimleri götürür. Bizi yok sayanlara varlığımızı hatırlatır, cezaevlerinin kapısını açar. Bizi yok sayan bu sisteme var olduğumuzu kanıtlayacak yegane mücadele aracıdır. Onun için bugün burada olduğu gibi daha fazla dayanışmaya, daha fazla mücadele etmeye davet ediyorum. Bu otoriter sistemin korktuğu tek şey var o da dayanışma. Eğer biz dayanışabilirsek, rahat davranamayacaklarını çok iyi biliyorlar. Onun için muhalefet ayrı, DEM Parti ayrı diyorlar. Batman Belediyesi ayrı, Beşiktaş Belediyesi ayrı diyorlar. Kürt kadınlar ayrı, Türk kadınlar ayrı diyorlar.

Kürtlere ayrı hukuk, Türkiye’ye ayrı bir hukuk diyorlar. Toplamında hepimizin boğazını sıkan, hepimizi biçare ve yoksul bırakan bir sistemden bahsediyorum. Önümüzdeki günlerden umutluyum. Çünkü burada Denizlerin, Mahirlerin, Sakinelerin yarattığı bir gelenek var, bir gençlik var.

Çünkü bu topraklarda Pir Sultan var; bu topraklarda Yaşar Kemaller, Yılmaz Güneyler, Ape Musalar, Gurbetelliler, Metin Göktepeler yaşadı. Yaşar Kemal’in bir sözü ile bitirmek istiyorum: ‘Mücadele haktır’. Bugün tam da bizim bütün konuşmalarımızı özetleyen anahtar cümle budur. Mücadele haktır, barış haktır, eğitim haktır, sağlık haktır, Kürt olmak haktır, Alevi olmak haktır, emekçi olmak haktır, insanca yaşamak haktır. Bu haklarımıza mücadele ve dayanışmayla ulaşabileceğimizi biliyorum. Hepinize selam ve saygılarımı sunuyorum.”

Paylaşın

HRW: Türkiye’de Basın Ve İfade Özgürlüğü Baskı Altında

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) 2024 yılı raporunda, basın ve ifade özgürlüğünün ciddi baskı altında olduğunu belirtti. Raporda, web siteleri ve çevrimiçi platformlara erişimin sürekli olarak engellendiği vurgulandı.

Merkezi ABD’deki uluslararası İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) 2024 yılı raporunun Türkiye bölümünde, basın ve ifade özgürlüğü ihlallerinin yanı sıra insan hakları ihlalleri, hukuk devleti ilkelerinin zayıflaması, hükümeti eleştirenlerin cezalandırılması ve yargı sistemindeki yolsuzluk iddialarından söz edildi.

Türkiye’de basın özgürlüğünün tehdit altında bulunduğuna işaret edilen HRW raporunda, hükümetin medya üzerindeki kontrolünün devlet televizyonu TRT ve devlet haber ajansı Anadolu Ajansı’nı (AA) da kapsadığı belirtildi. Haber kanalları ve yazılı basının büyük bir kısmının hükümet yanlısı yayın yaptığı kaydedilen raporda Türkiye’de bağımsız medyanın ağırlıklı olarak çevrimiçi platformlar üzerinden faaliyet gösterdiği aktarıldı.

Web siteleri ve çevrimiçi platformlara erişimin sürekli olarak engellendiği vurgulanan raporda, Deutsche Welle (DW) ve Voice of America (VoA) online haber platformlarının lisans almayı reddetmeleri sebebiyle Haziran 2022’den bu yana Türkiye’de engelli olduklarına dikkat çekildi.

Raporda, “Bu platformlar, lisans almanın kendilerini keyfi para cezalarına ve yaptırımlara maruz bırakacağını öne sürüyor. RTÜK hükümet yanlısı olmayan çevrimiçi yayıncılara sık sık keyfi cezalar ve yaptırımlar uyguluyor” ifadeleri kullanıldı.

Mahkemelerin çoğu zaman tek bir kararla birden fazla hesap için engelleme kararı verdiği kaydedilen raporda “İfade Özgürlüğü Derneği’nin EngelliWeb projesi, Mart ayının sonunda Türkiye’nin, 2007’de internet yasası yürürlüğe girdikten sonra bir milyondan fazla web sitesini engellediğini açıkladı” denildi.

Gazetecilerin Terörle Mücadele Kanununun yanı sıra hakaret ve diğer yasal düzenlemeler kapsamında sürekli kovuşturmaya maruz kaldığı eleştirilerine yer verilen raporda Kürt gazetecilerin ise orantısız şekilde hedef alındığı kaydedildi. Raporda “Bu metin yazılırken en az 21 gazeteci ve medya çalışanı, gazetecilik faaliyetleri veya medya bağlantıları nedeniyle terör suçlarından tutuklu ya da hükümlü durumdaydı” ifadelerine yer verildi.

“Sivil toplum çalışmalarıyla tanınan ve 2013 Gezi Parkı protestolarını organize etmek ve hükümeti devirmeye teşebbüs gibi asılsız suçlamalarla hüküm giydirilen Osman Kavala, Çiğdem Mater, Can Atalay, Mine Özerden ve Tayfun Kahraman hâlâ cezaevinde tutuluyor” denilen raporda, Türkiye’ye Osman Kavala’ya ilişkin AİHM kararını açıkça hiçe saydığı eleştirisi de yöneltildi.

Can Atalay’ın da Türkiye İşçi Partisinden (TİP) aday olduğu Mayıs 2023’teki genel seçimlerde kazandığı milletvekilliğinin Anayasa Mahkemesi’nin (AYM)Atalay’ın serbest bırakılarak seçildiği göreve başlatılması yönünde verdiği nihai kararlara rağmen düşürüldüğü hatırlatıldı. Bu olayın yargıda krize yol açtığı anlatılan raporda, Yargıtay’ın iki AYM kararını geçersiz saydığı ve AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunduğu belirtildi.

Muhalefete yönelik baskılar

Türkiye’nin PKK’ya karşı yürüttüğü askeri operasyonları, hava ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarıyla yoğunlaştırdığı belirten HRW raporunda, bu saldırılarda ABD tarafından da desteklenen Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) hedef alındığına işaret edildi ve “Türkiye’nin hava saldırılarında sivil tesisleri hedef aldığı ve insanların geçim kaynaklarını tehlikeye atarak yerel halkı elektrik ve diğer temel hizmetlerden mahrum bıraktığı” ifadeleri yer aldı.

Raporda Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde kontrolü altındaki bölgelerde “Kürtler ve Arapların keyfi gözaltılar, zorla kaybedilme, işkence ve kötü muamele, cinsel şiddet ve adil olmayan askeri yargılamalar gibi hak ihlallerine maruz bırakıldıkları” iddiaları da yer aldı. Binlerce kişinin zorla yerlerinden edildiği, mülklerine, arazilerine ve işyerlerine el konulduğu öne sürüldü.

Raporda, şiddet içermeyen meşru siyasi faaliyetleri, konuşmaları ve sosyal medya paylaşımları nedeniyle terör suçlarından hüküm giymiş ve cezaevinde tutulan yüzlerce Kürt aktivist, eski milletvekili, belediye başkanı ve parti yetkilisi bulduğu belirtilirken “4 Kasım 2016’dan bu yana cezaevinde bulunan HDP’nin eski eş başkanları Selahattin Demirtaş ile Figen Yüksekdağ da bunların arasında. AİHM’in Demirtaş ve Yüksekdağ’ın derhal serbest bırakılması yönündeki kararlarına rağmen, her ikisi de Mayıs ayında uzun süreli hapis cezalarına mahkum edildiler” denildi.

ABD’de Ekim ayında ölen Fethullah Gülen’in liderliğindeki hareketle bağlantılı oldukları iddiasıyla 15 Temmuz darbe girişimi sonrası çok sayıda kişinin mağdur edildiği belirtilen raporda, “Binlerce kişi gözaltına alındı, tutuklandı ve adil olmayan yargılamalara maruz bırakıldı. Pek çok kişi bu gerekçeyle kamu görevinden çıkarıldı ya da yargı mensubu olarak görevlerinden ihraç edildi. Bunlar, herhangi bir etkili hukuk yolu olmaksızın uzun süreli ve keyfi şekilde cezaevinde tutuluyor” denildi.

Valiliklerin muhalif grupların protesto gösterileri ve toplantılarını sürekli olarak yasakladığı kaydedilen raporda, Türkiye makamlarının AİHM’in eski öğretmen Yüksel Yalçınkaya hakkında verdiği önemli bir kararı da bugüne kadar uygulamadığı kaydedildi. Raporda AİHM önünde yaklaşık 8.000 benzer başvuru bulunduğu da hatırlatıldı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan’dan “Barış Süreci” Açıklaması: Kayda Değer Mesafe Alındı

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin konuşan Erdoğan, “40 yılı aşkın süredir büyük can kayıplarına ve maddi bedellere mal olan terör belasının defedilmesine yönelik adımlar atılıyor. Sayın Bahçeli’nin aldığı inisiyatifle başlayan bu çalışmalarda geçtiğimiz hafta kayda değer bir mesafe alındı” dedi ve ekledi:

“Meclis’te çok geniş bir mutabakat ve anlayış birliği oluştu. Attığımız her adımda şehitlerimizin aziz hatıralarını, şehit yakınlarımızın ve gazilerimizin hassasiyetini mutlaka gözetiyoruz. Cumhur İttifakı’nın tek bir gayesi vardır; ülkemizin 40 yıllık hafızasında çok acı hatıraları olan bir dönemi sona erdirerek terörsüz Türkiye döneminin kapılarını aralamaktır. Sadece buna odaklandık, kilitlendik. Bunun dışında gizli açık hiçbir hesabımız, pazarlığımız, niyetimiz yoktur. Herkesin sunacağı katkıyla inşallah bu hedefimize er veya geç ulaşacağız.”

AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kadir Has Spor Salonu’nda düzenlenen partisinin Kayseri 8. Olağan İl Kongresi’nde konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

Muhalefetin artık eğlence malzemesi haline gelen içler acısı durumunu inanıyorum ki sizler de takip ediyorsunuz. Ne yöneticilerinde bir ciddiyet var ne de Türkiye’nin ana muhalefet partisi olmanın gerektirdiği olgunluk var. Ciddiyetsizlik almış başını gidiyor. Siyaset mi yapıyorlar oyun mu oynuyorlar belli değil. Hadi ülke ve bölgeye dair meselelerde fikriniz yok, bari komiklik yaparak milleti kendinize güldürmeyin. Bari yüzünü ülkemize çevirmiş milyonlarca dostumuzun, kardeşimizin, soydaşımızın umutlarını kırmayın. Bari Türk siyasetinin kalitesini düşürmeyin. Bari ülkenin meselelerinin çözümüne katkı veremiyorsunuz, en azından iktidarımıza ve ittifakımıza gölge etmeyin.

Buradan ana muhalefet partisine şunu tavsiye ediyorum: Bölgemizde bunca sorun varken, dünyada kritik gelişmeler yaşanırken, küresel siyasette kartlar yeniden karılırken yani milletimizin gelecek çeyrek asrı, yarım asrı belirlenirken boş işlerle, malayani işlerle, artık komik bile olmayan projelerle uğraşmayı bırakın. Ey ana muhalefet, titreyin ve kendinize gelin.

Ülkemizin 911 kilometre sınırı paylaştığı, binlerce yıllık tarihi ve beşeri ilişkilerimizin olduğu Suriye’de, 8 Aralık itibariyle yeni döneme girildi. Birileri yıllarca bize ‘Suriye’den size ne’ dediler. Sanki sınır komşumuz değilmiş gibi ‘Türkiye’nin Suriye’de ne işi var’ dediler. ‘Orta Doğu bataklığı’ ifadesiyle kimin penceresinden baktıklarını açıkça ortaya koydular. Bize getirdikleri eleştirilerin, suçlamaların hiçbirini binlerce kilometre öteden gelip Suriye’ye müdahale edenlere yapmadılar. ‘Amerika’nın, Avrupa’nın, Rusya’nın, İran’ın Suriye’de ne işi var?’ demediler.  Dünyanın dört bir yanından yabancı teröristler YPG saflarında Türkiye’yi tehdit ederken bırakın eleştirmeyi, utanmadan çıktılar ‘YPG bize mi saldıracak’ dediler. Kim dedi bunu, ana muhalefet. Benzer cümleleri Libya’daki, Karabağ’daki kardeşlerimizin yardımına koştuğumuzda da duyduk. Türkiye’nin ve kardeşlerimizin çıkarlarını savunmak yerine karşımıza dikilenlerin avukatlığını üstlendiler.

Dahası aynı ilkesiz yaklaşıma aylardır Gazze’de yaşanan insanlık trajedisine karşı sesimizi yükselttiğimizde eleştirilere maruz kaldık. Açık ve net söylüyorum; muhalefetin aktörleri emperyalistlerin kirli oyunlarında figüran olmayı, kendi milletlerin serdengeçtiliğine tercih etmişlerdir. Tarihin doğru tarafında yer alma cesaretini göstermemişlerdir. Tarih bizi Suriye konusunda da haklı çıkardı. 61 yıl boyunca halkına yapmadık zulmü bırakmayan Baas rejimi birkaç gün içinde yerle yeksan oldu. Şimdi katliamlarda parmağı olanlar tek tek hesap veriyor. Çocukları, bebekleri, sivilleri vahşice öldüren caniler, katiller hak ettikleri muameleyi görüyor. Suriye halkı kendi geleceğini kendisini belirleyeceği yeni bir yönetimin inşası yolunda emin adımlarla ilerliyor.

Türkiye olarak amacımız Suriye’deki tüm terör örgütlerinin suhuletle veya zorla tasfiye edilmesini sağlamaktır. Böylece hem kendi güvenliğimiz hem de komşumuzun toprak bütünlüğü, siyasi birliği ve iç barışı önündeki engelleri kaldırmayı hedefliyoruz. Suriye’de eli silahlı bölücü teröristler varlık gösterdiği sürece kendimizi emniyette hissedemeyiz. Yakın geçmişte DEAŞ tiyatrosuyla Suriye’yi ve bölgemizi cehenneme çevirenler yine aynı tezgahı kurmanın peşindeyse de inşallah bu defa başaramayacaklar. Ülke topraklarının üçte birini ve doğal kaynaklarının önemli kısmını işgal altına tutan YPG terör örgütü Suriye’nin güvenlik ve huzuru önündeki en büyük engeldir. Bu terör örgütü üzerinden bölgemizde tasarlanan senaryoların geçerliliği kalmamıştır. Başkalarının ajandalarına hizmet ederken son kullanım tarihi geçen her yapı gibi bu örgütün çöpe atılması yakındır.

“Suriyeli kardeşlerimizi yalnız bırakmamakta kararlıyız”

Orta Doğu’ya bataklık diyen çapsızları mahcup edecek şekilde bölgemizi medeniyetin merkezi haline getirecek atılımların öncülüğünü biz yapıyoruz, AK Parti yapıyor. Bölgemizin tamamında huzurun, barışın ve kardeşliğin hakim olması için mücadelemize hız vereceğiz. Önümüzdeki dönem bu doğrultuda çok önemli gelişmeleri hep birlikte yaşayarak göreceğiz. Suriyeli kardeşlerimizi yalnız bırakmamakta kararlıyız. Ülkemizdeki Suriyeli muhacirlerden kendi evlerine gönüllü ve onurlu olarak dönmek isteyenlere gerekli kolaylıkları göstereceğiz.

40 yılı aşkın süredir büyük can kayıplarına ve maddi bedellere mal olan terör belasının defedilmesine yönelik adımlar atılıyor. Sayın Bahçeli’nin aldığı inisiyatifle başlayan bu çalışmalarda geçtiğimiz hafta kayda değer bir mesafe alındı. Meclis’te çok geniş bir mutabakat ve anlayış birliği oluştu. Attığımız her adımda şehitlerimizin aziz hatıralarını, şehit yakınlarımızın ve gazilerimizin hassasiyetini mutlaka gözetiyoruz. Cumhur İttifakı’nın tek bir gayesi vardır; ülkemizin 40 yıllık hafızasında çok acı hatıraları olan bir dönemi sona erdirerek terörsüz Türkiye döneminin kapılarını aralamaktır. Sadece buna odaklandık, kilitlendik. Bunun dışında gizli açık hiçbir hesabımız, pazarlığımız, niyetimiz yoktur. Herkesin sunacağı katkıyla inşallah bu hedefimize er veya geç ulaşacağız.

Son dönemde artan yalan, çarpıtılmış buram buram provokasyon tüten açıklamaların gayesi mevcut iklimi dinamitlemektir. Güya haber, açıklama, magazinel kulis bilgileriyle art niyetli ve alçakça bir oyun oynanmaktadır. İstismar zeminini kaybedecek olanlar her türlü ahlaksızlığı sergiliyor. Biz bu oyunu ve sahiplerini gayet iyi biliyoruz. Allah’ın izniyle bu tuzaklara düşmeyeceğiz. Şayet örgüt silah bırakır, kadrolarını dağıtır, siyasi yapıda gerçek bir Türkiye partisi gibi davranmaya başlarsa bunun kazananı 85 milyonun tamamı olacaktır.

Çağrımıza kulak asmaz, bunca yıldır olduğu gibi emperyalistler adına tetikçilik yapmaya devam ederlerse kendileri bilir. Bölücü örgütü son militanına kadar yok edecek imkanımız, kararlılığımız mevcuttur. Bu iş bizim açımızdan sadece vakit ve planlama meselesidir. Bunu daha önce yaptık, yine yapmaktan çekinmeyiz. Bölge üzerinde hesabı olan güçleri ikna veya icbar edecek irade ve araçlara da sahibiz. Türkiye’nin eski Türkiye olmadığını herkes gördü. Ya o silahlar gönüllü olarak bırakılacak ya da cebren bıraktırılacak. Türkiye Yüzyılı’nda ne teröre ne de bununla bağlantılı acılara asla yer olmadığını bir şekilde göstereceğiz.”

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a Yanıt: Savaş İlanını Görüyoruz Ve Kabul Ediyoruz

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın tutuklanmasına ilişkin Erdoğan’ın “Daha turpların büyüğü heybede” sözlerine yanıt veren Özel, “AK Parti’nin bugün yaptığı iş CHP’ye düpedüz savaş ilanıdır, bunu görüyoruz” dedi ve ekledi:

“Bundan sonra kendilerine oy veren seçmene saygımızdan dolayı onlara daha ne kadar bu düşmanlıklarına karşı siyaset çerçevesi içinde ve saygı dili ile cevap verebiliriz ondan emin değiliz. Bu savaş ilanını görüyoruz ve kabul ediyoruz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın tutuklanmasının ardından MYK’yı İstanbul’da topladı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; MYK toplantısı sonrası AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Daha turpların büyüğü heybede” sözlerine yanıt veren Özel, “AK Parti’nin bugün yaptığı iş CHP’ye düpedüz savaş ilanıdır, bunu görüyoruz. Bundan sonra kendilerine oy veren seçmene saygımızdan dolayı onlara daha ne kadar bu düşmanlıklarına karşı siyaset çerçevesi içinde ve saygı dili ile cevap verebiliriz ondan emin değiliz. Bu savaş ilanını görüyoruz ve kabul ediyoruz” dedi.

“Yarın öğlen saatlerinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin İstanbul’a davet edilmiş olan milletvekilleri ile birlikte kapalı grup toplantımızı gerçekleştireceğiz” diyen Özel, şu ifadeleri kullandı:

“Pazar günü Parti Meclisi toplantımız var. Her gün günde en az bir tane Merkez Yönetim Kurulu toplantımız var. Pazartesi sabahı da İstanbul sürecindeki bütün kararları değerlendireceğimiz belki son, belki sondan bir önceki Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı yapacağız. Bu süreçlerin sonunda savaş ilan edilen bir taraf ne yapıyorsa onu yapacağız. Elbette bundan sonraki süreçte Tayyip Erdoğan ve Cumhur ittifakı bileşenleri bizden, gördükleri cevaptan, aldıkları yanıttan memnun olmayacaklar. 2025 yılı içinde o sandık bu milletin önüne gelecek. Bu yaptıklarının hesabını millete verecekler. Ama verdikleri kanunsuz emirlerin hesabını günü geldiğinde adalete de verecekler. Onların kanunsuz emirlerine uyanlar da bunların hesabını verecekler.”

“Bir eylemlilik sürecinden bahsetmiyorum” diyen Özel, sözlerine şöyle devam etti: “Bir protesto sürecinden bahsetmiyorum. İktidarı devralma sürecinden bahsediyorum. ‘Bundan sonra seçimlere hazırlansınlar’ demiyorum. Elbette bir seçimden sonra gidecekler ama iktidarı devretmeye hazırlansınlar. Bu memleket onların insafına terk edilemeyecek kadar kutsal. Bu ülkenin insanları; bu ülkenin insanlarının onurları, şerefleri, haysiyetleri bundan sonra daha fazla onların kontrolünde olacak bir yargıya emanet edilemez. Bugün ‘Turpun büyüğü heybede’ demiş. Türkçesi ne bunun? Bunu ben mi açmalıyım?

Türkçesi şu; başta yargı, devletin bütün organları, emir ve talimatlarımın altında. Ne demek ‘turpun büyüğü heybede?’ Dün bir belediye başkanım tutuklandı benim. ‘Bundan daha büyük şeyler var, bilmediğiniz’ diyor. Biz biliyoruz, sen biliyorsan… Örneğin bir soruşturma Beşiktaş için var, o büyük turp için yoksa ama sen biliyorsan demek ki bu devlet, devlet gibi işlemiyor. Senin şahsi istihbarat örgütün gibi işliyor. Ya bir suç var, sen biliyorsun ama soruşturması yok, haberimiz yok, hiçbir şey yok. Bu da suç. Suçu bilip de Tayyip Erdoğan emriyle gizleniyorsa ve zamanı bekleniyorsa bu da suç ya da sen suç icat ettiriyorsun.”

“Hafta sonu ve pazartesi – salıya kadar tüm seçilmişlerimiz burada” diyen Özel, şu ifadelere yer verdi: “Görüşü alınması gereken herkesten görüş alınacak. Bir süreç yönetimiyle ilgili ortak ve cesur kararlar alınacak. Günü geldiğinde bilmesi gereken herkesin o kararlardan haberi olacak. Bir eylemlilik sürecinden, bir protesto sürecinden, bir mitingden, bir yürüyüşten filan değil bir sürecin yönetiminden ve sonunda; seçim sonunda iktidarın devralınmasından bahsediyorum. Bunların daha fazla oturdukları koltuklarda oturtmanın, bu ülkedeki herkesin malına, canına, kişisel onuruna, aile babalarının, annelerin onur ve haysiyetlerine yapılacak en büyük kötülük olduğunun artık farkındayız. Daha da söyleyecek bir şey kalmamıştır.”

Erdoğan ne demişti?

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın tutuklanmasına ilişkin konuşan Erdoğan, “Sayın Özel, siz dahil kimsenin kanunları çiğneme hakkı yok. Sağa sola sataşmaktan artık vazgeçin, biz işte buradayız. Gelin millet önünde kara kaplı defterleri ortaya serelim. Bakalım kimin yüzü kızaracak. Sayın Özel başka yerlerde harami arayacağına kendisini fazla yormasın yanında yöresindeki şahıslara baksın. Dosyalardaki iddialara verecek cevapları olmadığı, yapılan hırsızlıklar dün gibi aşikar olduğu için sürekli topu taca atıyorlar. Halbuki onlar da çok iyi biliyor, daha turpların büyüğü heybede. Paniklemelerinin sebebi de budur. Birkaç yıla sokağa çıkacak, hatta milletin yüzüne bakacak halleri kalmayacak” demişti.

Paylaşın

İstanbul’da Sahte İçkiden Beş Günde 38 Kişi Hayatını Kaybetti

İstanbul’da son beş günde sahte içki nedeniyle 38 kişi hayatını kaybetti. İstanbul Valiliği, sahte içki satışı ve tüketiminin önlenmesi için ek tedbir kararları alındığını açıkladı.

Haber Merkezi / Sahte alkol kaynaklı ölümlerin çoğu metanol zehirlenmesiyle gerçekleşiyor. Metanolün çok düşük oranlarda kullanılması bile kalıcı sağlık sorunlarına ve hatta ölüme yol açabiliyor. Metanolün, başta kalıcı körlük olmak üzere pek çok toksik etkisi de bulunuyor.

Ölümler sonrası yapılan polis operasyonlarında 29 ton sahte içki ele geçirildi, 64 işletme kapatıldı. Gözaltına alınan 15 kişiden dördü ‘kasten adam öldürme’ suçundan tutuklandı.

İstanbul’da bu hafta içinde sahte içki tüketimine bağlı tedavi altına alınan 88 kişiden 38’i hayatını kaybetti. Tedavisi tamamlanan 4 kişi taburcu edildi.

İstanbul Valiliği, sahte içki üretimi ve satışının önüne geçebilmek amacıyla bazı ilave tedbirler alındığını duyurdu. Bu tedbirlerin ilki, içki satışı yapan işletmelerde, işletmenin tamamını görebilecek şekilde 7/24 yüksek çözünürlükte kayıt yapabilecek kamera sistemi kurulması ve kayıtların 30 gün süreyle kayıt altında tutma zorunluluğu getirildi.

Denetim ekiplerinin 24 saat aralıksız denetim yapacağını da duyuran Valilik, 1 Ocak’tan bu yana yürütülen operasyonlarda 29 ton sahte alkole el konulduğunu, sahte ya da kaçak içki sattığı tespit edilen 64 işletmenin iş yeri ruhsatı iptal edilerek kapatıldığını açıkladı.

Gözaltına alınan 15 kişiden dördü ‘kasten adam öldürme’ suçundan tutuklandı.

Sahte alkol kaynaklı ölümlerin çoğu metanol zehirlenmesiyle gerçekleşiyor. Metanolün çok düşük oranlarda kullanılması bile kalıcı sağlık sorunlarına ve hatta ölüme yol açabiliyor. Metanolün, başta kalıcı körlük olmak üzere pek çok toksik etkisi de bulunuyor.

24 Aralık’ta yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı’na göre, yüksek alkollü içkilerin ÖTV tutarları yüzde 13 oranında artırıldı. Zamla birlikte, 70’lik rakı fiyatı bin lira civarında oldu. Buna göre rakıya ödenen miktarın yüzde 71’ini vergi oluşturuyor. Uzmanlara göre alkole gelen zamlar, evde üretilen içkilere ilgiyi artırıyor.

Uzmanlar, vatandaşları bandrolsüz veya şüpheli içki satın almamaları konusunda uyarıyor. Sahte içkinin kokusu, rengi veya tadı normal içkilerden kolayca ayırt edilemeyebilir. Bu nedenle tüketicilerin yalnızca güvenilir kaynaklardan alkol satın alması gerektiği belirtiliyor.

İstanbul Tabip Odası’nın konuyla ilgili açıklamasında ise alkollü içkilere yönelik fahiş vergi uygulamaları sebebi ile alkolün satış fiyatının çok yüksek bir noktaya geldiğine dikkat çekildi.

Açıklamada “Sanayide boya inceltici, teksir makine sıvısı, antifriz, cam temizleyici gibi maddelerin yapımında kullanılan metil alkol (metanol) aynı zamanda yasadışı olarak sahte içki yapımında da kullanılmaktadır. Alkollü içkiler normal şartlarda alkol olarak etil alkol (etanol) ihtiva eder. Ancak ülkemiz koşullarında alkollü içkilere yönelik fahiş vergi uygulamaları sebebi ile alkolün satış fiyatı çok yüksek bir noktaya gelmiştir. Bu da merdiven altı üretimi teşvik etmektedir” denildi.

Oda’dan yapılan açıklamada “Maliyeti düşürmek ve daha fazla kazanç sağlamak için yasal olmayan merdiven altı üretimle insan sağlığı hiçe sayılarak içkiye metil alkol ilave edilmektedir” ifadelerine yer verildi.

“Sahte içki zehirlenmeleri, halk sağlığı sorunudur. Bu anlamda birincil sorumlu kamu otoritesidir. Ancak içki zehirlenmesi vakaları geçmişten beridir kamu otoritesinin İslami muhafazakâr yaklaşımından dolayı üvey evlat muamelesi görmektedir” diyen İstanbul Tabip Odası sahte içkiden zehirlenmelerin ve ölümlerin bir an evvel son bulması için kamu otoritesini göreve çağırdı.

Paylaşın

CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı Tutuklandı; Yerine Vekil Seçilecek

CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, “suç örgütüne üye olmak” ve “rüşvet almak” suçlarından tutuklandı. CHP, Rıza Akpolat’ın yerine belediye meclis üyeleri içinden vekil seçeceğini açıkladı.

Haber Merkezi / 1982 doğumlu Rıza Akpolat 2019 yılından bu yana Beşiktaş Belediye Başkanı olarak görev yapıyordu. 31 Mart 2019 seçimlerinde yüzde 73 gibi yüksek bir oy toplayan Rıza Akpolat, son yerel seçimde de yüzde 64 ile yine belediye başkanı seçilmişti.

“Suç örgütüne üye olma”, “ihaleye fesat karıştırma” ve “haksız mal edinme” suçlamalarıyla gözaltına alınan CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, savcılık ifadesinin ardından çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklandı ve cezaevine gönderildi.

Akpolat ile birlikte Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı Alican Abacı, Beşiktaş Belediyesi Beltaş İşletmecilik Sanayi ve Ticaret AŞ Başkanı Önder Gedik ve Aziz İhsan Aktaş’ın da aralarında olduğu 22 şüpheli tutuklandı. 9 kişi adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.

Beşiktaş’ta olan CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun katılımıyla bu sabah belediyede bir toplantı yapılarak yol haritası konuşuldu.

Toplantının ardından bir açıklama yapan CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, yaptıkları tutukluluğa itiraz neticesinde Beşiktaş Belediye Başkanı’nın göreve dönmesini beklediklerini söyleyerek, “Başkanımız dönene kadar tamamı Cumhuriyet Halk Partili olan meclis üyeleri içerisinden vekil seçilecek” dedi.

Edinilen bilgiye göre, dört günlük gözaltı süresinde ifadesi alınmadan Adliye’ye sevk edilen Rıza Akpolat’a savcılık sorgusunda Beltaş’ın Temmuz ayında yaptığı hastane gayrimenkulu satışı soruldu.

Beşiktaş Belediye Başkanı, ihale süreciyle ilgili bilgi sahibi olmadığını söyledikten sonra değerlendirme kuruluşunun verdiği rapora göre “değerinin üzerinde satıldığını öğrendiğinde mutlu olduğunu” dile getirdi.

Belediye ile ticari ilişkili Elif LPG ve Akaryakıt ile Bilgay şirketlerinin yöneticisi olan, bugün mahkemece tutuklanan Aziz İhsan Aktaş’la yüz yüze hiç görüşmediğini açıklayan Akpolat, onun aracılığıyla hiçbir kişinin belediyede işe alınmasını sağlamadığını da ifade etti.

CHP yerel yönetimlerinin genç yüzlerinden olan 1982 doğumlu Akpolat 2019 yılından bu yana Beşiktaş Belediye Başkanı olarak görev yapıyordu. 31 Mart 2019 seçimlerinde yüzde 73 gibi yüksek bir oy toplayan Akpolat, son yerel seçimde de yüzde 64 ile yine belediye başkanı seçilmişti.

“Geri adım atmayacağız”

Özgür Özel, Akpolat’ın tutuklanmasına sosyal medya hesabından tepki gösterdi ve “Geri adım atmayacağız” dedi. Ekrem İmamoğlu ise “Kumpaslarınız bu bileği bükemeyecek! Milletin demokrasi yumruğundan kurtulamayacaksınız. Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber ya hiç birimiz!” ifadelerini kullandı.

Hedef Ekrem İmamoğlu mu?

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu Çarşamba günü yine Beşiktaş Belediyesi’nde yaptığı konuşmada, “Beni istemeyene, hayatı bana dar etmeye çalışana buradan meydan okuyorum: Büyükşehir Belediyesi’ne ve bana ulaşmak ise hedefiniz, benim yol arkadaşlarıma ve ailelerine çile çektirmenize, bahaneler yaratmanıza, ara yollar üretmenize gerek yok. Onayın benim cezamı, milleti rahat bırakın” demişti.

Alandaki CHP’lilerin önemli bir bölümü de önce Esenyurt, ardından da Beşiktaş belediyelerine yönelik soruşturmaların ana hedefinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu kanaatine sahip.

Aysun Gürbüz, “Hedef kumpas kurmak, İmamoğlu’nu ekarte etmek. Artık İmamoğlu bizim doğal cumhurbaşkanımız. Bugün onun kolunu kaldırmalıyız. O, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın korkulu rüyalarını kabusa çevirecek” dedi.

1980’li yıllardan beri SHP ve CHP’de siyaset yaptığını vurgulayan Gülşen Türüt de “Hak, hukuk, adalet için buradayım. 40 senelik siyasetçiyim, böyle bir dönem görmedim. Verdiğim oyun hakkını sormak, emeklinin dul ve yetimin hakkı aramak için buradayım. İmamoğlu cumhurbaşkanı olmasın ona da kayyum atansın diye bu işler yapılıyor ama sonuna kadar yanında duracağız” yorumunu yaptı.

“Hiç kimse yargıdan muaf değil”

Bu arada TBMM’de AKP Grup Toplantısı öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, soruşturma için “Hiç kimse yargı, hukuk karşısında layüsel (muaf, sorumsuz) değildir” dedi. Bakan Tunç, “soruşturma sürecini beklemek gerektiğini” söylerken “Yapmış oldukları yanlışlıkların, eğer suç unsuru varsa bunun hesabını soracak olan yargıdır” ifadelerini kullandı.

Tunç “dosyanın içeriğini bilmeden, yargıya yönelik birtakım tehditkar ifadeler kullanmak hiç kimseye yakışmayacağını” belirtti ve “Özellikle sorumluluk sahibi olan yöneticilerin, siyasetçilerin bu konuda dikkatli olması lazım” dedi.

Hangi belediyelere kayyum atandı?

31 Mart 2024 yerel seçimlerinden bu yana dokuz belediyeye kayyum atandı.

Seçimden sonra kayyum atanan ilk belediye Haziran ayında Hakkari oldu. 30 Ekim’de de İstanbul’da Esenyurt Belediyesi’nin CHP’li Başkanı Ahmet Özer tutuklandı ve yerine kayyum atandı. 4 Kasım’da Mardin, Batman ve Halfeti belediyelerine üçüncü defa kayyum atandı.

22 Kasım’da DEM Parti’nin Tunceli ve CHP’nin Ovacık belediye başkanları görevlerinden uzaklaştırıldı. 29 Kasım’da Van Bahçesaray Belediyesi’ne kayyum atandı. 13 Ocak’ta Mersin Akdeniz Belediyesi’nin DEM Partili eş başkanlarının tutuklanmasıyla buraya da kayyum atandı.

YSK, seçimi kazanan yedi belediye başkanına KHK’lı oldukları için mazbatalarını vermedi. Mazbatayı, onlardan sonra en fazla oy alan partinin adayına verdi. Sonraki bir yılda, 52 HDP belediyesine kayyum atandı.

Paylaşın

CHP’den Beşiktaş’ta Tepki Mitingi; Özel’den Dikkat Çeken Açıklamalar

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın gözaltına alınmasına tepki mitinginde konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Beşiktaş’a milletin helal oylarıyla giremeyenler yargı yoluyla girmeye çalışıyor. Bu bir tükenmişliğin eseridir” dedi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ise, ”Bu millet zulme karşı boyun eğmez, hep birlikte direneceğiz. Hukuk ve demokrasinin dışına çıkmış bir iktidar sadece bir partinin meselesi değildir. Şu an yaşadığımız milletin meselesidir. Bugün sana yarın bana” ifadelerini kullandı.

İhaleye fesat karıştırma’ suçlamasıyla 4 gün önce yapılan operasyonla gözaltına alınan 40 kişi arasında bulunan Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın İstanbul Adliyesi’ne sevk edilmesinin ardından Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Örgütü Beşiktaş Belediyesi önünde tepki mitingi düzenledi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, mitinge gelen partililere seslendiler. İmamoğlu, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: Bugün olan biten sadece Cumhuriyet Halk Partisinin meselesi değildir. Milletin meselesidir. Bugün bana yarın sana. Bu işin sonu yok. İstanbul’da bu operasyonları yürüten aklı dün tek tek anlattım. biz siyasiyiz ama kamu görevi yapıyoruz. Bugün siyasileşmeye çalıştırdıkları yargı sisteminde ne yazık ki uyguladıkları hukukun sözde hukuk olduğunu bize yaşatıyorlar.

Bu operasyonları yapmak için görevlendiren Cumhuriyet başsavcısının siyasi kariyerine bakan herkes yapılan operasyonu görür. Bu başsavcı siyasi bir kişidir.  Siyasi bir kişiliktir, talimatları yerine getirir. Siyasi bir kişiliktir. Bakan Yardımcısı olan bir kişi Sayın Cumhurbaşkanı ifadesiyle siyasi müsteşar olmuştur. Taraf olmuştur.

Söyleyeyim; tuz koktu. Ben adalet istiyorum diyorsanız hepimiz için  bir dönüm noktasındayız. Zaman millet iradesini baskılamaya çalışanlara karşı hep birlikte sesimizi yükseltme vaktidir. Siyaset mertçe rekabet işidir. Yasak getirerek yetkileri elinden alarak değil. Meydan burası gelin yarışalım. Bu kadar net. Hakem de millettir. Sandığı dizayn etmelerine izin  vermeyeceğiz. Sanmasınlar ki seçime böyle girecekler. Sanmasınlar ki rakiplerini kendileri belirleyecek.

Cümlelerimi bitirirken bir kez daha sesleniyorum. Bu ülkenin kadim yargı kurumları bu ülkenin kadim yargı kurumlarının çok saygıdeğer savcıları, hakimleri, mensupları lütfen istirham ediyorum. O kutsal mesleğinizi yerle bir eden bir avuç insana asla müsaade etmeyin. Yoksa bu millet hakkını helal etmez size.

Biz size güveniyoruz. Yargının yargının güzel insanları, saygıdeğer mensupları bu haksız, bu hukuksuz, bu pervasız, pişkin şehvetiyle beraber sadece bir kişiyi mutlu etme çabasını önüne koyan aklın bu yaptıklarına müsaade etmeyin. Tepkinizi gösterin. Yargımızı, adaletimizi sarsmalarına müsaade etmeyin. Bunu istiyoruz ve bunu diliyoruz. Kıymetli hemşehrilerim inşallah bu günlerden kurtulacağız.”

“Talimatlara teslim olmayın”

İmamoğlu’nun ardından konuşan Özgür Özel ise şunları söyledi: “31 Mart tarihinde Beşiktaş, İstanbul, Türkiye bir karar verdi. 22 yıldır yenilmedim, yenilmeyeceğim, kibrin esiri olmuş, gücünün esiri olmuş ve geldiği sokaklarda artık dolaşmayan geldiği yeri unutup millete tepeden bakan birisi, ele geçirdiği güçle geçmişte kendi yaşadığı yargı mağduriyetlerini dile getire getire bir yerlere gelen birisi kendisine yapılan ve yapamayan bütün kötülükleri rakiplerine yapmaya başladı. İşte bizi buraya taşıyan süreç tam da böyle bir hazımsızlığın, milleti tanımamanın sonucudur.

Yargı oyunlarıyla cumhuriyet halk partili belediyeleri girmeye çalışma demokrasinin işi değildir. Bu aslında bir tükenmişliğin eseridir. Buna ‘iyi oldu’ diyen AK Partili iyi niyetli seçmenlerin, MHP’li seçmenlerin olduğuna inanmıyorum. Bu Cumhurbaşkanına verilen desteğe de yok sayıyoruz derlerse bu ülkenin sonu ne olur?

Erdoğan, şunu hatırla senin ne istediyse verdiklerin, sırtını sıvazladıkların, birlikte yol yürüdüklerin, bir gün altlarına çektiğin tankla karşına çıktılar. O gün muhalefet partisi olarak biz, kapalı Meclis’i açtırdık. Ve dedik ki seçimler yapılıp, milletimiz farklı bir karar verene kadar, ülkenin ana muhalefet partisiyiz. Seçilmiş parlamentonun arkasında darbecilerin karşısındayız dedik. Millete güvenme, millete inanmak, kararına saygılı olmak darbe günü muhalefet bile olsanız seçilmişlerin yanında yer almak demektir biz böyle bir partiyiz.

İhsan Aktaş kimin nesi diye baktık. Aktaş’ın şirketleri her yerde var. Yerel ya da merkezi, her yerde şirketleri var. Sayıştay’da THY’de, belediyede de var parti ayırmadan. Araç, temizlik ihalelerinde bu şirketler de var. Bu belediyede de var. Her ihalede bu şirket var. Bu şirketin ya da ismin en CHP ne de başkanımızla bir alakası yok.

İhsan Aktaş üzerinden hem Esenyurt hem Beşiktaş’ı ilişkilendirmeye kalktılar. Aslında kayyum döneminin içinde olunca o plan çöktü. Rıza bey kötü bir şey yapmadı. Dört gündür onu -3. katta tutanlar, sandalyede oturttular. Bugün ifadesi dahi alınmadan adliyeye götürdüler. Madem bugün alacaksın niye dört gün bekletiyorsun. Eminim birkaç saat sonra burada olacak. Kötülük yapanlara gücünüzü gösterin biz sadece size güveniyoruz.

Biz Türk yargısının namuslu, şerefli, vicdanına ve kanuna bağlı, gayrısından tamamen bağımsız olması gereken savcılarının, hakimlerinin olduğunu biliyoruz. Bugün kararı verecek kişiye soruyorum. O dosya siyasi bir dosyaysa suçsuz günahsız insanlara kara çalmak için hazırlanmış bir dosya ise sakın karışmayın. O dosyada bir haksızlık varsa eninde sonunda hesap sorulur. Bunu kimse unutmasın. Kanunsuz emirlere, usulsüz taleplere, siyasete alet edilmek üzere size iletilen talimatlara teslim olmayın.

Buradan yollayana ve koşa koşa buraya gelene değil ama bugün verecekleri kararla, kararlarla tarihleri boyunca, mesleki hayatları boyunca bugünkü kararı sırtına yük etmek istemeyen yargı mensuplarına, bugün verecekleri kararla akşam yatağa başlarını koyduklarında vicdan azabı çekmemesi gereken yargı mensuplarına, onların da birer anne, baba, evlat, eş olduklarını hatırlatarak, ortada bir suç varsa kimseye acımayın ama olmayan bir suçu üretiyorlarsa, size ürettirmeye çalışıyorlarsa, masum insanları siyaseten itibarsızlaştırmak için okuduğunuz güzel mesleğinize, içtiğiniz yemine, vicdanınıza karşı başka bir şey yapmak isteniyorsa sakın ha sakın.”

Paylaşın

Bakırhan: Herkesi Barışa Destek Vermeye Çağırıyoruz

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) “Barış İçin 1 Milyon İmza” kampanyası toplantısında yaptığı konuşmada, “Savaş ciddi bir karanlık yarattı; konuşamıyoruz, düşünemiyoruz, tartışamıyoruz. Kaygılıyız, güvende değiliz, rahat değiliz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Türkiye’nin feraseti, Türkiye’de barış ve mücadeleye dönük külliyat ve verilen emekler böyle bir zeminin olduğunu ortaya koyuyor. Halklarımızı bu savaş karanlığından barış aydınlığına taşımaya çalışıyoruz. Bu konuda kararlı ve inançlıyız. İktidarın bu konuda ne düşündüğü önemlidir. Ancak barışı getirecek ve bu karanlığı aydınlıkla sonuçlandıracak olan iktidar değil bizleriz.”

Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Türkiye Büyük Millet Meclisine iletmek üzere “Barış İçin 1 Milyon İmza” kampanyası başlattı. Deklarasyona HDK Eş Sözcüleri Meral Danış Beştaş ve Ali Kenanoğlu, HDK bileşenleri ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan katıldı.

Bakırhan ise burada yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Çok önemli bir gündemle buradayız. Türkiye’de, Ortadoğu’da ve dünyanın birçok yerinde aslında yaşadığımız birçok soruna sebebiyet veren şeyi, barışın olmamasını konuşuyoruz. Barışın olmaması halinde oluşan tabloyu değerlendiriyoruz. Buradan nasıl bir çıkış sağlayacağımızı değerlendiriyoruz. Bunun için eylem ve etkinlikler yapıyoruz.

Bugün de HDK’nin başlattığı önemli bir kampanya için buradayız. HDK’nin bu kampanyayı başlatması değerlidir. HDK halkların, emekçilerin ve ezilenlerin bahçesidir. Bütün renklerin çatısı altında bulunduğu bir zeminden bahsediyoruz. Bu zeminin barış için bir kampanya başlatması kıymetlidir. Biz de DEM Parti olarak bu kampanyayı destekliyoruz. Üzerimize düşen bütün görev ve sorumlulukları eksiksiz bir şekilde yerine getireceğimizi en başta belirtmek istiyorum.

Ortadoğu’yu görüyoruz, Türkiye’nin yaşadıklarına hep birlikte şahitlik ediyoruz. Hiçbir dönem olmadığı kadar hem Ortadoğu’da hem Türkiye’de siyasal zemin bir kırılmayla karşı karşıyadır. Bu kırılmaları önlemenin yolu da var. Kendi iç demokrasisini ve toplumsal barışını sağlamış olan ülkeler bu yaşanan kaos ve kriz ortamından en az etkileniyorlar, en az kırılmayla çıkabiliyorlar. Ancak kendi barışını sağlayamayan, tekçi ve inkarcı, farklılıkları yok sayan bütün sistemler bu kırılmada ciddi bir güvenlik ve gelecek kaygısı yaşıyor. İşte biz de tam da bugün burada Ortadoğu’daki bu kaos ve krizden Türkiye ve Türkiye halklarının en az şekilde etkilenmesi için sorumluluk almış bulunmaktayız. Bu sorumluluğu yerine getirmeye çalışıyoruz.

Türkiye bugün tarihinin en büyük kırılmalarından biriyle karşı karşıya kalmayabilirdi. 2013-2015 yıllarında çok değerli bir süreç yürütüldü. Bu süreç demokratik bir zemine taşırılabilseydi, belki bugün yaşadığımız kaygıları yaşamayacaktık. Ortadoğu’daki kaygıların hangi olumsuz etkilerinin buraya yansıyacağını bu kadar kendimize dert etmeyebilirdik. Ama iktidar iki yol arasından tekçi olanı tercih etti, otoriterliği ve zulüm politikalarını tercih etti.

Türkiye hiçbir zaman olmadığı kadar baskıcı ve otoriter bir rejimin olduğu bir süreci yaşamaktadır. Demokrasi yok, özürlükler yok, toplumda ciddi bir çürüme var. Her anlamdaki bu çürümeyi sokaklarda, kentlerde görebiliyoruz. Sadece bununla da kalmıyor, ekonomik olarak da ciddi bir çöküş var. Türkiye artık ekonomiyi çeviremeyecek bir noktaya geldi. Hatta emekli maaşlarını nasıl ödeyeceklerinin kaygısını taşıyorlar. Böyle bir yönetimle karşı karşıyayız. Bu çürüme, kaos ve krizin tek bir sebebi var, o da Türkiye’nin kendi iç barışını, toplumsal barışını sağlayamamasıdır.

Kaynaklar nereye gidiyor? Emekliler, emekçiler, asgari ücretliler ezilirken kaynaklar SMO’lu çetelere maaş olarak gidiyor. Kaynaklar, güvenliğe ve savunmaya gidiyor. Kaynaklar, Kuzey ve Doğu Suriye’de demokratik bir zeminde yaşayanlara karşı SİHA-İHA olarak, top olarak, mermi olarak gidiyor. Barışı savunanlar bunu sormak ve sorgulamak zorundadır. Bu kaynaklar hepimizindir. Bu kaynaklar 85 milyon Türkiyelinindir. Eğer barış diyeceksek, bu kaynakların nereye gittiğini de sormak ve sorgulamak durumundayız.

Evet, savaş bir çürüme ve yoksullaşma yarattı. Savaşın kendisi çöküş ve acı demektir. Buradan çıkmak gerekir. Hem HDK hem DEM Parti olarak hem sol ve sosyalist güçler olarak biz bu çıkışın yolunu defalarca işaret ettik. Demokratik bir zeminde diyalog ve müzakere ile Türkiye’nin başta Kürt meselesi olmak üzere kendi sorunlarını çözmesi gerektiğini belirtiyoruz. Bunun dışında bir yol yok. Bunun dışındaki bir yol bir yere çıkmaz. Bunun dışındaki bir çözüm barışa çıkmaz, Türkiye’yi barışa ve refaha kavuşturmaz.

Sayın Erdoğan’ın Diyarbakır’daki bahsettiği refah ve huzur meselesi tam da toplumsal barışı sağlamakla olur. Biz çözümün yanındayız. Meselelerin demokratik yöntemlerle çözülmesini istiyoruz. Dün yine Cumhurbaşkanı, “Gerekli çağrı yapılırsa tüm Türkiye kazanır” dedi. İyi ve doğru bir tespit. Evet, gerekli çağrı yapılsın ama gerekli çağrının yapılması için de koşullar oluşturulsun.

Bu çağrıyı yapacaklar neye göre çağrı yapacaklar? Demokratik bir zemin var mı? Bir samimiyet var mı? Bir güven ortamı var mı? Çağrı yaptıktan sonra bu çağrının muhataplarının nereye gideceğinin, nasıl yaşayacağının, hangi zeminde yaşamlarını sürdüreceğinin garantisini verecek bir yer var mı? Hepimizin “Evet, budur” diyebileceği bir adres var mı? Yok. Biz de istiyoruz ki koşullar oluşsun, çağrılar yapılsın ve artık bu ülke çatışmalardan, savaşlardan ve şiddetten arınsın. Herkes kendi kimliği ve inancıyla, kendi farklılıklarıyla bu ülkede yaşasın istiyoruz.

Herkesi barışa destek vermeye çağırıyoruz”

Onun için demokratik ulus, demokratik cumhuriyet ve birlikte yaşam diyoruz. Bunları siyaset olsun diye, seçimlerde üç beş oyu alalım diye söylemiyoruz. Biz barışa inandığımız için söylüyoruz. HDK’nin yapmış olduğu bu çalışma önemlidir. Başarıya ulaşacağına eminim. HDK’nin bir bileşeni olarak bizim de sokak sokak, cadde cadde, ev ev dokunmadığımız, gitmediğimiz, barışı anlatmadığımız tek bir yer kalmayacaktır. Bütün örgütümüzle ve yapımızla buna destek verdiğimizi tekrar belirtmek istiyorum.

Savaş ciddi bir karanlık yarattı; konuşamıyoruz, düşünemiyoruz, tartışamıyoruz. Kaygılıyız, güvende değiliz, rahat değiliz. Sabahın köründe kimin kapısının çalınacağı belli değil. Hangi kurumun tehdit edileceği belli değil. İstanbul Barosuna yönelik girişimi gördünüz. Onlar da yeni bir kongre kararı aldılar. Beşiktaş ve Akdeniz Belediyelerinin son günlerde yaşadıklarını gördük. Bu savaş karanlığından çıkabiliriz; koşullarımız var. Türkiye’nin feraseti, Türkiye’de barış ve mücadeleye dönük külliyat ve verilen emekler böyle bir zeminin olduğunu ortaya koyuyor.

Halklarımızı bu savaş karanlığından barış aydınlığına taşımaya çalışıyoruz. Bu konuda kararlı ve inançlıyız. İktidarın bu konuda ne düşündüğü önemlidir. Ancak barışı getirecek ve bu karanlığı aydınlıkla sonuçlandıracak olan iktidar değil bizleriz, buradaki bileşenlerdir. Bu imza kampanyasıyla birlikte daha aydınlık ve güzel günlere ulaşabiliriz. İmza kampanyasını destekliyoruz. Türkiye’nin bütün emekçilerini, ezilenlerini, inanç ve kimlik gruplarını bu imza kampanyasına destek vermeye çağırıyorum. Hepimize başarılar. Kolay gelsin.”

Paylaşın