HRW: Türkiye’de Basın Ve İfade Özgürlüğü Baskı Altında

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) 2024 yılı raporunda, basın ve ifade özgürlüğünün ciddi baskı altında olduğunu belirtti. Raporda, web siteleri ve çevrimiçi platformlara erişimin sürekli olarak engellendiği vurgulandı.

Merkezi ABD’deki uluslararası İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) 2024 yılı raporunun Türkiye bölümünde, basın ve ifade özgürlüğü ihlallerinin yanı sıra insan hakları ihlalleri, hukuk devleti ilkelerinin zayıflaması, hükümeti eleştirenlerin cezalandırılması ve yargı sistemindeki yolsuzluk iddialarından söz edildi.

Türkiye’de basın özgürlüğünün tehdit altında bulunduğuna işaret edilen HRW raporunda, hükümetin medya üzerindeki kontrolünün devlet televizyonu TRT ve devlet haber ajansı Anadolu Ajansı’nı (AA) da kapsadığı belirtildi. Haber kanalları ve yazılı basının büyük bir kısmının hükümet yanlısı yayın yaptığı kaydedilen raporda Türkiye’de bağımsız medyanın ağırlıklı olarak çevrimiçi platformlar üzerinden faaliyet gösterdiği aktarıldı.

Web siteleri ve çevrimiçi platformlara erişimin sürekli olarak engellendiği vurgulanan raporda, Deutsche Welle (DW) ve Voice of America (VoA) online haber platformlarının lisans almayı reddetmeleri sebebiyle Haziran 2022’den bu yana Türkiye’de engelli olduklarına dikkat çekildi.

Raporda, “Bu platformlar, lisans almanın kendilerini keyfi para cezalarına ve yaptırımlara maruz bırakacağını öne sürüyor. RTÜK hükümet yanlısı olmayan çevrimiçi yayıncılara sık sık keyfi cezalar ve yaptırımlar uyguluyor” ifadeleri kullanıldı.

Mahkemelerin çoğu zaman tek bir kararla birden fazla hesap için engelleme kararı verdiği kaydedilen raporda “İfade Özgürlüğü Derneği’nin EngelliWeb projesi, Mart ayının sonunda Türkiye’nin, 2007’de internet yasası yürürlüğe girdikten sonra bir milyondan fazla web sitesini engellediğini açıkladı” denildi.

Gazetecilerin Terörle Mücadele Kanununun yanı sıra hakaret ve diğer yasal düzenlemeler kapsamında sürekli kovuşturmaya maruz kaldığı eleştirilerine yer verilen raporda Kürt gazetecilerin ise orantısız şekilde hedef alındığı kaydedildi. Raporda “Bu metin yazılırken en az 21 gazeteci ve medya çalışanı, gazetecilik faaliyetleri veya medya bağlantıları nedeniyle terör suçlarından tutuklu ya da hükümlü durumdaydı” ifadelerine yer verildi.

“Sivil toplum çalışmalarıyla tanınan ve 2013 Gezi Parkı protestolarını organize etmek ve hükümeti devirmeye teşebbüs gibi asılsız suçlamalarla hüküm giydirilen Osman Kavala, Çiğdem Mater, Can Atalay, Mine Özerden ve Tayfun Kahraman hâlâ cezaevinde tutuluyor” denilen raporda, Türkiye’ye Osman Kavala’ya ilişkin AİHM kararını açıkça hiçe saydığı eleştirisi de yöneltildi.

Can Atalay’ın da Türkiye İşçi Partisinden (TİP) aday olduğu Mayıs 2023’teki genel seçimlerde kazandığı milletvekilliğinin Anayasa Mahkemesi’nin (AYM)Atalay’ın serbest bırakılarak seçildiği göreve başlatılması yönünde verdiği nihai kararlara rağmen düşürüldüğü hatırlatıldı. Bu olayın yargıda krize yol açtığı anlatılan raporda, Yargıtay’ın iki AYM kararını geçersiz saydığı ve AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunduğu belirtildi.

Muhalefete yönelik baskılar

Türkiye’nin PKK’ya karşı yürüttüğü askeri operasyonları, hava ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarıyla yoğunlaştırdığı belirten HRW raporunda, bu saldırılarda ABD tarafından da desteklenen Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) hedef alındığına işaret edildi ve “Türkiye’nin hava saldırılarında sivil tesisleri hedef aldığı ve insanların geçim kaynaklarını tehlikeye atarak yerel halkı elektrik ve diğer temel hizmetlerden mahrum bıraktığı” ifadeleri yer aldı.

Raporda Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde kontrolü altındaki bölgelerde “Kürtler ve Arapların keyfi gözaltılar, zorla kaybedilme, işkence ve kötü muamele, cinsel şiddet ve adil olmayan askeri yargılamalar gibi hak ihlallerine maruz bırakıldıkları” iddiaları da yer aldı. Binlerce kişinin zorla yerlerinden edildiği, mülklerine, arazilerine ve işyerlerine el konulduğu öne sürüldü.

Raporda, şiddet içermeyen meşru siyasi faaliyetleri, konuşmaları ve sosyal medya paylaşımları nedeniyle terör suçlarından hüküm giymiş ve cezaevinde tutulan yüzlerce Kürt aktivist, eski milletvekili, belediye başkanı ve parti yetkilisi bulduğu belirtilirken “4 Kasım 2016’dan bu yana cezaevinde bulunan HDP’nin eski eş başkanları Selahattin Demirtaş ile Figen Yüksekdağ da bunların arasında. AİHM’in Demirtaş ve Yüksekdağ’ın derhal serbest bırakılması yönündeki kararlarına rağmen, her ikisi de Mayıs ayında uzun süreli hapis cezalarına mahkum edildiler” denildi.

ABD’de Ekim ayında ölen Fethullah Gülen’in liderliğindeki hareketle bağlantılı oldukları iddiasıyla 15 Temmuz darbe girişimi sonrası çok sayıda kişinin mağdur edildiği belirtilen raporda, “Binlerce kişi gözaltına alındı, tutuklandı ve adil olmayan yargılamalara maruz bırakıldı. Pek çok kişi bu gerekçeyle kamu görevinden çıkarıldı ya da yargı mensubu olarak görevlerinden ihraç edildi. Bunlar, herhangi bir etkili hukuk yolu olmaksızın uzun süreli ve keyfi şekilde cezaevinde tutuluyor” denildi.

Valiliklerin muhalif grupların protesto gösterileri ve toplantılarını sürekli olarak yasakladığı kaydedilen raporda, Türkiye makamlarının AİHM’in eski öğretmen Yüksel Yalçınkaya hakkında verdiği önemli bir kararı da bugüne kadar uygulamadığı kaydedildi. Raporda AİHM önünde yaklaşık 8.000 benzer başvuru bulunduğu da hatırlatıldı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan’dan “Barış Süreci” Açıklaması: Kayda Değer Mesafe Alındı

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin konuşan Erdoğan, “40 yılı aşkın süredir büyük can kayıplarına ve maddi bedellere mal olan terör belasının defedilmesine yönelik adımlar atılıyor. Sayın Bahçeli’nin aldığı inisiyatifle başlayan bu çalışmalarda geçtiğimiz hafta kayda değer bir mesafe alındı” dedi ve ekledi:

“Meclis’te çok geniş bir mutabakat ve anlayış birliği oluştu. Attığımız her adımda şehitlerimizin aziz hatıralarını, şehit yakınlarımızın ve gazilerimizin hassasiyetini mutlaka gözetiyoruz. Cumhur İttifakı’nın tek bir gayesi vardır; ülkemizin 40 yıllık hafızasında çok acı hatıraları olan bir dönemi sona erdirerek terörsüz Türkiye döneminin kapılarını aralamaktır. Sadece buna odaklandık, kilitlendik. Bunun dışında gizli açık hiçbir hesabımız, pazarlığımız, niyetimiz yoktur. Herkesin sunacağı katkıyla inşallah bu hedefimize er veya geç ulaşacağız.”

AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kadir Has Spor Salonu’nda düzenlenen partisinin Kayseri 8. Olağan İl Kongresi’nde konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Muhalefetin artık eğlence malzemesi haline gelen içler acısı durumunu inanıyorum ki sizler de takip ediyorsunuz. Ne yöneticilerinde bir ciddiyet var ne de Türkiye’nin ana muhalefet partisi olmanın gerektirdiği olgunluk var. Ciddiyetsizlik almış başını gidiyor. Siyaset mi yapıyorlar oyun mu oynuyorlar belli değil. Hadi ülke ve bölgeye dair meselelerde fikriniz yok, bari komiklik yaparak milleti kendinize güldürmeyin. Bari yüzünü ülkemize çevirmiş milyonlarca dostumuzun, kardeşimizin, soydaşımızın umutlarını kırmayın. Bari Türk siyasetinin kalitesini düşürmeyin. Bari ülkenin meselelerinin çözümüne katkı veremiyorsunuz, en azından iktidarımıza ve ittifakımıza gölge etmeyin.

Buradan ana muhalefet partisine şunu tavsiye ediyorum: Bölgemizde bunca sorun varken, dünyada kritik gelişmeler yaşanırken, küresel siyasette kartlar yeniden karılırken yani milletimizin gelecek çeyrek asrı, yarım asrı belirlenirken boş işlerle, malayani işlerle, artık komik bile olmayan projelerle uğraşmayı bırakın. Ey ana muhalefet, titreyin ve kendinize gelin.

Ülkemizin 911 kilometre sınırı paylaştığı, binlerce yıllık tarihi ve beşeri ilişkilerimizin olduğu Suriye’de, 8 Aralık itibariyle yeni döneme girildi. Birileri yıllarca bize ‘Suriye’den size ne’ dediler. Sanki sınır komşumuz değilmiş gibi ‘Türkiye’nin Suriye’de ne işi var’ dediler. ‘Orta Doğu bataklığı’ ifadesiyle kimin penceresinden baktıklarını açıkça ortaya koydular. Bize getirdikleri eleştirilerin, suçlamaların hiçbirini binlerce kilometre öteden gelip Suriye’ye müdahale edenlere yapmadılar. ‘Amerika’nın, Avrupa’nın, Rusya’nın, İran’ın Suriye’de ne işi var?’ demediler.  Dünyanın dört bir yanından yabancı teröristler YPG saflarında Türkiye’yi tehdit ederken bırakın eleştirmeyi, utanmadan çıktılar ‘YPG bize mi saldıracak’ dediler. Kim dedi bunu, ana muhalefet. Benzer cümleleri Libya’daki, Karabağ’daki kardeşlerimizin yardımına koştuğumuzda da duyduk. Türkiye’nin ve kardeşlerimizin çıkarlarını savunmak yerine karşımıza dikilenlerin avukatlığını üstlendiler.

Dahası aynı ilkesiz yaklaşıma aylardır Gazze’de yaşanan insanlık trajedisine karşı sesimizi yükselttiğimizde eleştirilere maruz kaldık. Açık ve net söylüyorum; muhalefetin aktörleri emperyalistlerin kirli oyunlarında figüran olmayı, kendi milletlerin serdengeçtiliğine tercih etmişlerdir. Tarihin doğru tarafında yer alma cesaretini göstermemişlerdir. Tarih bizi Suriye konusunda da haklı çıkardı. 61 yıl boyunca halkına yapmadık zulmü bırakmayan Baas rejimi birkaç gün içinde yerle yeksan oldu. Şimdi katliamlarda parmağı olanlar tek tek hesap veriyor. Çocukları, bebekleri, sivilleri vahşice öldüren caniler, katiller hak ettikleri muameleyi görüyor. Suriye halkı kendi geleceğini kendisini belirleyeceği yeni bir yönetimin inşası yolunda emin adımlarla ilerliyor.

Türkiye olarak amacımız Suriye’deki tüm terör örgütlerinin suhuletle veya zorla tasfiye edilmesini sağlamaktır. Böylece hem kendi güvenliğimiz hem de komşumuzun toprak bütünlüğü, siyasi birliği ve iç barışı önündeki engelleri kaldırmayı hedefliyoruz. Suriye’de eli silahlı bölücü teröristler varlık gösterdiği sürece kendimizi emniyette hissedemeyiz. Yakın geçmişte DEAŞ tiyatrosuyla Suriye’yi ve bölgemizi cehenneme çevirenler yine aynı tezgahı kurmanın peşindeyse de inşallah bu defa başaramayacaklar. Ülke topraklarının üçte birini ve doğal kaynaklarının önemli kısmını işgal altına tutan YPG terör örgütü Suriye’nin güvenlik ve huzuru önündeki en büyük engeldir. Bu terör örgütü üzerinden bölgemizde tasarlanan senaryoların geçerliliği kalmamıştır. Başkalarının ajandalarına hizmet ederken son kullanım tarihi geçen her yapı gibi bu örgütün çöpe atılması yakındır.

“Suriyeli kardeşlerimizi yalnız bırakmamakta kararlıyız”

Orta Doğu’ya bataklık diyen çapsızları mahcup edecek şekilde bölgemizi medeniyetin merkezi haline getirecek atılımların öncülüğünü biz yapıyoruz, AK Parti yapıyor. Bölgemizin tamamında huzurun, barışın ve kardeşliğin hakim olması için mücadelemize hız vereceğiz. Önümüzdeki dönem bu doğrultuda çok önemli gelişmeleri hep birlikte yaşayarak göreceğiz. Suriyeli kardeşlerimizi yalnız bırakmamakta kararlıyız. Ülkemizdeki Suriyeli muhacirlerden kendi evlerine gönüllü ve onurlu olarak dönmek isteyenlere gerekli kolaylıkları göstereceğiz.

40 yılı aşkın süredir büyük can kayıplarına ve maddi bedellere mal olan terör belasının defedilmesine yönelik adımlar atılıyor. Sayın Bahçeli’nin aldığı inisiyatifle başlayan bu çalışmalarda geçtiğimiz hafta kayda değer bir mesafe alındı. Meclis’te çok geniş bir mutabakat ve anlayış birliği oluştu. Attığımız her adımda şehitlerimizin aziz hatıralarını, şehit yakınlarımızın ve gazilerimizin hassasiyetini mutlaka gözetiyoruz. Cumhur İttifakı’nın tek bir gayesi vardır; ülkemizin 40 yıllık hafızasında çok acı hatıraları olan bir dönemi sona erdirerek terörsüz Türkiye döneminin kapılarını aralamaktır. Sadece buna odaklandık, kilitlendik. Bunun dışında gizli açık hiçbir hesabımız, pazarlığımız, niyetimiz yoktur. Herkesin sunacağı katkıyla inşallah bu hedefimize er veya geç ulaşacağız.

Son dönemde artan yalan, çarpıtılmış buram buram provokasyon tüten açıklamaların gayesi mevcut iklimi dinamitlemektir. Güya haber, açıklama, magazinel kulis bilgileriyle art niyetli ve alçakça bir oyun oynanmaktadır. İstismar zeminini kaybedecek olanlar her türlü ahlaksızlığı sergiliyor. Biz bu oyunu ve sahiplerini gayet iyi biliyoruz. Allah’ın izniyle bu tuzaklara düşmeyeceğiz. Şayet örgüt silah bırakır, kadrolarını dağıtır, siyasi yapıda gerçek bir Türkiye partisi gibi davranmaya başlarsa bunun kazananı 85 milyonun tamamı olacaktır.

Çağrımıza kulak asmaz, bunca yıldır olduğu gibi emperyalistler adına tetikçilik yapmaya devam ederlerse kendileri bilir. Bölücü örgütü son militanına kadar yok edecek imkanımız, kararlılığımız mevcuttur. Bu iş bizim açımızdan sadece vakit ve planlama meselesidir. Bunu daha önce yaptık, yine yapmaktan çekinmeyiz. Bölge üzerinde hesabı olan güçleri ikna veya icbar edecek irade ve araçlara da sahibiz. Türkiye’nin eski Türkiye olmadığını herkes gördü. Ya o silahlar gönüllü olarak bırakılacak ya da cebren bıraktırılacak. Türkiye Yüzyılı’nda ne teröre ne de bununla bağlantılı acılara asla yer olmadığını bir şekilde göstereceğiz.”

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a Yanıt: Savaş İlanını Görüyoruz Ve Kabul Ediyoruz

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın tutuklanmasına ilişkin Erdoğan’ın “Daha turpların büyüğü heybede” sözlerine yanıt veren Özel, “AK Parti’nin bugün yaptığı iş CHP’ye düpedüz savaş ilanıdır, bunu görüyoruz” dedi ve ekledi:

“Bundan sonra kendilerine oy veren seçmene saygımızdan dolayı onlara daha ne kadar bu düşmanlıklarına karşı siyaset çerçevesi içinde ve saygı dili ile cevap verebiliriz ondan emin değiliz. Bu savaş ilanını görüyoruz ve kabul ediyoruz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın tutuklanmasının ardından MYK’yı İstanbul’da topladı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; MYK toplantısı sonrası AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Daha turpların büyüğü heybede” sözlerine yanıt veren Özel, “AK Parti’nin bugün yaptığı iş CHP’ye düpedüz savaş ilanıdır, bunu görüyoruz. Bundan sonra kendilerine oy veren seçmene saygımızdan dolayı onlara daha ne kadar bu düşmanlıklarına karşı siyaset çerçevesi içinde ve saygı dili ile cevap verebiliriz ondan emin değiliz. Bu savaş ilanını görüyoruz ve kabul ediyoruz” dedi.

“Yarın öğlen saatlerinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin İstanbul’a davet edilmiş olan milletvekilleri ile birlikte kapalı grup toplantımızı gerçekleştireceğiz” diyen Özel, şu ifadeleri kullandı:

“Pazar günü Parti Meclisi toplantımız var. Her gün günde en az bir tane Merkez Yönetim Kurulu toplantımız var. Pazartesi sabahı da İstanbul sürecindeki bütün kararları değerlendireceğimiz belki son, belki sondan bir önceki Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı yapacağız. Bu süreçlerin sonunda savaş ilan edilen bir taraf ne yapıyorsa onu yapacağız. Elbette bundan sonraki süreçte Tayyip Erdoğan ve Cumhur ittifakı bileşenleri bizden, gördükleri cevaptan, aldıkları yanıttan memnun olmayacaklar. 2025 yılı içinde o sandık bu milletin önüne gelecek. Bu yaptıklarının hesabını millete verecekler. Ama verdikleri kanunsuz emirlerin hesabını günü geldiğinde adalete de verecekler. Onların kanunsuz emirlerine uyanlar da bunların hesabını verecekler.”

“Bir eylemlilik sürecinden bahsetmiyorum” diyen Özel, sözlerine şöyle devam etti: “Bir protesto sürecinden bahsetmiyorum. İktidarı devralma sürecinden bahsediyorum. ‘Bundan sonra seçimlere hazırlansınlar’ demiyorum. Elbette bir seçimden sonra gidecekler ama iktidarı devretmeye hazırlansınlar. Bu memleket onların insafına terk edilemeyecek kadar kutsal. Bu ülkenin insanları; bu ülkenin insanlarının onurları, şerefleri, haysiyetleri bundan sonra daha fazla onların kontrolünde olacak bir yargıya emanet edilemez. Bugün ‘Turpun büyüğü heybede’ demiş. Türkçesi ne bunun? Bunu ben mi açmalıyım?

Türkçesi şu; başta yargı, devletin bütün organları, emir ve talimatlarımın altında. Ne demek ‘turpun büyüğü heybede?’ Dün bir belediye başkanım tutuklandı benim. ‘Bundan daha büyük şeyler var, bilmediğiniz’ diyor. Biz biliyoruz, sen biliyorsan… Örneğin bir soruşturma Beşiktaş için var, o büyük turp için yoksa ama sen biliyorsan demek ki bu devlet, devlet gibi işlemiyor. Senin şahsi istihbarat örgütün gibi işliyor. Ya bir suç var, sen biliyorsun ama soruşturması yok, haberimiz yok, hiçbir şey yok. Bu da suç. Suçu bilip de Tayyip Erdoğan emriyle gizleniyorsa ve zamanı bekleniyorsa bu da suç ya da sen suç icat ettiriyorsun.”

“Hafta sonu ve pazartesi – salıya kadar tüm seçilmişlerimiz burada” diyen Özel, şu ifadelere yer verdi: “Görüşü alınması gereken herkesten görüş alınacak. Bir süreç yönetimiyle ilgili ortak ve cesur kararlar alınacak. Günü geldiğinde bilmesi gereken herkesin o kararlardan haberi olacak. Bir eylemlilik sürecinden, bir protesto sürecinden, bir mitingden, bir yürüyüşten filan değil bir sürecin yönetiminden ve sonunda; seçim sonunda iktidarın devralınmasından bahsediyorum. Bunların daha fazla oturdukları koltuklarda oturtmanın, bu ülkedeki herkesin malına, canına, kişisel onuruna, aile babalarının, annelerin onur ve haysiyetlerine yapılacak en büyük kötülük olduğunun artık farkındayız. Daha da söyleyecek bir şey kalmamıştır.”

Erdoğan ne demişti?

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın tutuklanmasına ilişkin konuşan Erdoğan, “Sayın Özel, siz dahil kimsenin kanunları çiğneme hakkı yok. Sağa sola sataşmaktan artık vazgeçin, biz işte buradayız. Gelin millet önünde kara kaplı defterleri ortaya serelim. Bakalım kimin yüzü kızaracak. Sayın Özel başka yerlerde harami arayacağına kendisini fazla yormasın yanında yöresindeki şahıslara baksın. Dosyalardaki iddialara verecek cevapları olmadığı, yapılan hırsızlıklar dün gibi aşikar olduğu için sürekli topu taca atıyorlar. Halbuki onlar da çok iyi biliyor, daha turpların büyüğü heybede. Paniklemelerinin sebebi de budur. Birkaç yıla sokağa çıkacak, hatta milletin yüzüne bakacak halleri kalmayacak” demişti.

Paylaşın

İstanbul’da Sahte İçkiden Beş Günde 38 Kişi Hayatını Kaybetti

İstanbul’da son beş günde sahte içki nedeniyle 38 kişi hayatını kaybetti. İstanbul Valiliği, sahte içki satışı ve tüketiminin önlenmesi için ek tedbir kararları alındığını açıkladı.

Haber Merkezi / Sahte alkol kaynaklı ölümlerin çoğu metanol zehirlenmesiyle gerçekleşiyor. Metanolün çok düşük oranlarda kullanılması bile kalıcı sağlık sorunlarına ve hatta ölüme yol açabiliyor. Metanolün, başta kalıcı körlük olmak üzere pek çok toksik etkisi de bulunuyor.

Ölümler sonrası yapılan polis operasyonlarında 29 ton sahte içki ele geçirildi, 64 işletme kapatıldı. Gözaltına alınan 15 kişiden dördü ‘kasten adam öldürme’ suçundan tutuklandı.

İstanbul’da bu hafta içinde sahte içki tüketimine bağlı tedavi altına alınan 88 kişiden 38’i hayatını kaybetti. Tedavisi tamamlanan 4 kişi taburcu edildi.

İstanbul Valiliği, sahte içki üretimi ve satışının önüne geçebilmek amacıyla bazı ilave tedbirler alındığını duyurdu. Bu tedbirlerin ilki, içki satışı yapan işletmelerde, işletmenin tamamını görebilecek şekilde 7/24 yüksek çözünürlükte kayıt yapabilecek kamera sistemi kurulması ve kayıtların 30 gün süreyle kayıt altında tutma zorunluluğu getirildi.

Denetim ekiplerinin 24 saat aralıksız denetim yapacağını da duyuran Valilik, 1 Ocak’tan bu yana yürütülen operasyonlarda 29 ton sahte alkole el konulduğunu, sahte ya da kaçak içki sattığı tespit edilen 64 işletmenin iş yeri ruhsatı iptal edilerek kapatıldığını açıkladı.

Gözaltına alınan 15 kişiden dördü ‘kasten adam öldürme’ suçundan tutuklandı.

Sahte alkol kaynaklı ölümlerin çoğu metanol zehirlenmesiyle gerçekleşiyor. Metanolün çok düşük oranlarda kullanılması bile kalıcı sağlık sorunlarına ve hatta ölüme yol açabiliyor. Metanolün, başta kalıcı körlük olmak üzere pek çok toksik etkisi de bulunuyor.

24 Aralık’ta yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı’na göre, yüksek alkollü içkilerin ÖTV tutarları yüzde 13 oranında artırıldı. Zamla birlikte, 70’lik rakı fiyatı bin lira civarında oldu. Buna göre rakıya ödenen miktarın yüzde 71’ini vergi oluşturuyor. Uzmanlara göre alkole gelen zamlar, evde üretilen içkilere ilgiyi artırıyor.

Uzmanlar, vatandaşları bandrolsüz veya şüpheli içki satın almamaları konusunda uyarıyor. Sahte içkinin kokusu, rengi veya tadı normal içkilerden kolayca ayırt edilemeyebilir. Bu nedenle tüketicilerin yalnızca güvenilir kaynaklardan alkol satın alması gerektiği belirtiliyor.

İstanbul Tabip Odası’nın konuyla ilgili açıklamasında ise alkollü içkilere yönelik fahiş vergi uygulamaları sebebi ile alkolün satış fiyatının çok yüksek bir noktaya geldiğine dikkat çekildi.

Açıklamada “Sanayide boya inceltici, teksir makine sıvısı, antifriz, cam temizleyici gibi maddelerin yapımında kullanılan metil alkol (metanol) aynı zamanda yasadışı olarak sahte içki yapımında da kullanılmaktadır. Alkollü içkiler normal şartlarda alkol olarak etil alkol (etanol) ihtiva eder. Ancak ülkemiz koşullarında alkollü içkilere yönelik fahiş vergi uygulamaları sebebi ile alkolün satış fiyatı çok yüksek bir noktaya gelmiştir. Bu da merdiven altı üretimi teşvik etmektedir” denildi.

Oda’dan yapılan açıklamada “Maliyeti düşürmek ve daha fazla kazanç sağlamak için yasal olmayan merdiven altı üretimle insan sağlığı hiçe sayılarak içkiye metil alkol ilave edilmektedir” ifadelerine yer verildi.

“Sahte içki zehirlenmeleri, halk sağlığı sorunudur. Bu anlamda birincil sorumlu kamu otoritesidir. Ancak içki zehirlenmesi vakaları geçmişten beridir kamu otoritesinin İslami muhafazakâr yaklaşımından dolayı üvey evlat muamelesi görmektedir” diyen İstanbul Tabip Odası sahte içkiden zehirlenmelerin ve ölümlerin bir an evvel son bulması için kamu otoritesini göreve çağırdı.

Paylaşın

CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı Tutuklandı; Yerine Vekil Seçilecek

CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, “suç örgütüne üye olmak” ve “rüşvet almak” suçlarından tutuklandı. CHP, Rıza Akpolat’ın yerine belediye meclis üyeleri içinden vekil seçeceğini açıkladı.

Haber Merkezi / 1982 doğumlu Rıza Akpolat 2019 yılından bu yana Beşiktaş Belediye Başkanı olarak görev yapıyordu. 31 Mart 2019 seçimlerinde yüzde 73 gibi yüksek bir oy toplayan Rıza Akpolat, son yerel seçimde de yüzde 64 ile yine belediye başkanı seçilmişti.

“Suç örgütüne üye olma”, “ihaleye fesat karıştırma” ve “haksız mal edinme” suçlamalarıyla gözaltına alınan CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, savcılık ifadesinin ardından çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklandı ve cezaevine gönderildi.

Akpolat ile birlikte Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı Alican Abacı, Beşiktaş Belediyesi Beltaş İşletmecilik Sanayi ve Ticaret AŞ Başkanı Önder Gedik ve Aziz İhsan Aktaş’ın da aralarında olduğu 22 şüpheli tutuklandı. 9 kişi adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.

Beşiktaş’ta olan CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun katılımıyla bu sabah belediyede bir toplantı yapılarak yol haritası konuşuldu.

Toplantının ardından bir açıklama yapan CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, yaptıkları tutukluluğa itiraz neticesinde Beşiktaş Belediye Başkanı’nın göreve dönmesini beklediklerini söyleyerek, “Başkanımız dönene kadar tamamı Cumhuriyet Halk Partili olan meclis üyeleri içerisinden vekil seçilecek” dedi.

Edinilen bilgiye göre, dört günlük gözaltı süresinde ifadesi alınmadan Adliye’ye sevk edilen Rıza Akpolat’a savcılık sorgusunda Beltaş’ın Temmuz ayında yaptığı hastane gayrimenkulu satışı soruldu.

Beşiktaş Belediye Başkanı, ihale süreciyle ilgili bilgi sahibi olmadığını söyledikten sonra değerlendirme kuruluşunun verdiği rapora göre “değerinin üzerinde satıldığını öğrendiğinde mutlu olduğunu” dile getirdi.

Belediye ile ticari ilişkili Elif LPG ve Akaryakıt ile Bilgay şirketlerinin yöneticisi olan, bugün mahkemece tutuklanan Aziz İhsan Aktaş’la yüz yüze hiç görüşmediğini açıklayan Akpolat, onun aracılığıyla hiçbir kişinin belediyede işe alınmasını sağlamadığını da ifade etti.

CHP yerel yönetimlerinin genç yüzlerinden olan 1982 doğumlu Akpolat 2019 yılından bu yana Beşiktaş Belediye Başkanı olarak görev yapıyordu. 31 Mart 2019 seçimlerinde yüzde 73 gibi yüksek bir oy toplayan Akpolat, son yerel seçimde de yüzde 64 ile yine belediye başkanı seçilmişti.

“Geri adım atmayacağız”

Özgür Özel, Akpolat’ın tutuklanmasına sosyal medya hesabından tepki gösterdi ve “Geri adım atmayacağız” dedi. Ekrem İmamoğlu ise “Kumpaslarınız bu bileği bükemeyecek! Milletin demokrasi yumruğundan kurtulamayacaksınız. Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber ya hiç birimiz!” ifadelerini kullandı.

Hedef Ekrem İmamoğlu mu?

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu Çarşamba günü yine Beşiktaş Belediyesi’nde yaptığı konuşmada, “Beni istemeyene, hayatı bana dar etmeye çalışana buradan meydan okuyorum: Büyükşehir Belediyesi’ne ve bana ulaşmak ise hedefiniz, benim yol arkadaşlarıma ve ailelerine çile çektirmenize, bahaneler yaratmanıza, ara yollar üretmenize gerek yok. Onayın benim cezamı, milleti rahat bırakın” demişti.

Alandaki CHP’lilerin önemli bir bölümü de önce Esenyurt, ardından da Beşiktaş belediyelerine yönelik soruşturmaların ana hedefinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu kanaatine sahip.

Aysun Gürbüz, “Hedef kumpas kurmak, İmamoğlu’nu ekarte etmek. Artık İmamoğlu bizim doğal cumhurbaşkanımız. Bugün onun kolunu kaldırmalıyız. O, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın korkulu rüyalarını kabusa çevirecek” dedi.

1980’li yıllardan beri SHP ve CHP’de siyaset yaptığını vurgulayan Gülşen Türüt de “Hak, hukuk, adalet için buradayım. 40 senelik siyasetçiyim, böyle bir dönem görmedim. Verdiğim oyun hakkını sormak, emeklinin dul ve yetimin hakkı aramak için buradayım. İmamoğlu cumhurbaşkanı olmasın ona da kayyum atansın diye bu işler yapılıyor ama sonuna kadar yanında duracağız” yorumunu yaptı.

“Hiç kimse yargıdan muaf değil”

Bu arada TBMM’de AKP Grup Toplantısı öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, soruşturma için “Hiç kimse yargı, hukuk karşısında layüsel (muaf, sorumsuz) değildir” dedi. Bakan Tunç, “soruşturma sürecini beklemek gerektiğini” söylerken “Yapmış oldukları yanlışlıkların, eğer suç unsuru varsa bunun hesabını soracak olan yargıdır” ifadelerini kullandı.

Tunç “dosyanın içeriğini bilmeden, yargıya yönelik birtakım tehditkar ifadeler kullanmak hiç kimseye yakışmayacağını” belirtti ve “Özellikle sorumluluk sahibi olan yöneticilerin, siyasetçilerin bu konuda dikkatli olması lazım” dedi.

Hangi belediyelere kayyum atandı?

31 Mart 2024 yerel seçimlerinden bu yana dokuz belediyeye kayyum atandı.

Seçimden sonra kayyum atanan ilk belediye Haziran ayında Hakkari oldu. 30 Ekim’de de İstanbul’da Esenyurt Belediyesi’nin CHP’li Başkanı Ahmet Özer tutuklandı ve yerine kayyum atandı. 4 Kasım’da Mardin, Batman ve Halfeti belediyelerine üçüncü defa kayyum atandı.

22 Kasım’da DEM Parti’nin Tunceli ve CHP’nin Ovacık belediye başkanları görevlerinden uzaklaştırıldı. 29 Kasım’da Van Bahçesaray Belediyesi’ne kayyum atandı. 13 Ocak’ta Mersin Akdeniz Belediyesi’nin DEM Partili eş başkanlarının tutuklanmasıyla buraya da kayyum atandı.

YSK, seçimi kazanan yedi belediye başkanına KHK’lı oldukları için mazbatalarını vermedi. Mazbatayı, onlardan sonra en fazla oy alan partinin adayına verdi. Sonraki bir yılda, 52 HDP belediyesine kayyum atandı.

Paylaşın

CHP’den Beşiktaş’ta Tepki Mitingi; Özel’den Dikkat Çeken Açıklamalar

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın gözaltına alınmasına tepki mitinginde konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Beşiktaş’a milletin helal oylarıyla giremeyenler yargı yoluyla girmeye çalışıyor. Bu bir tükenmişliğin eseridir” dedi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ise, ”Bu millet zulme karşı boyun eğmez, hep birlikte direneceğiz. Hukuk ve demokrasinin dışına çıkmış bir iktidar sadece bir partinin meselesi değildir. Şu an yaşadığımız milletin meselesidir. Bugün sana yarın bana” ifadelerini kullandı.

İhaleye fesat karıştırma’ suçlamasıyla 4 gün önce yapılan operasyonla gözaltına alınan 40 kişi arasında bulunan Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın İstanbul Adliyesi’ne sevk edilmesinin ardından Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Örgütü Beşiktaş Belediyesi önünde tepki mitingi düzenledi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, mitinge gelen partililere seslendiler. İmamoğlu, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “Bugün olan biten sadece Cumhuriyet Halk Partisinin meselesi değildir. Milletin meselesidir. Bugün bana yarın sana. Bu işin sonu yok. İstanbul’da bu operasyonları yürüten aklı dün tek tek anlattım. biz siyasiyiz ama kamu görevi yapıyoruz. Bugün siyasileşmeye çalıştırdıkları yargı sisteminde ne yazık ki uyguladıkları hukukun sözde hukuk olduğunu bize yaşatıyorlar.

Bu operasyonları yapmak için görevlendiren Cumhuriyet başsavcısının siyasi kariyerine bakan herkes yapılan operasyonu görür. Bu başsavcı siyasi bir kişidir.  Siyasi bir kişiliktir, talimatları yerine getirir. Siyasi bir kişiliktir. Bakan Yardımcısı olan bir kişi Sayın Cumhurbaşkanı ifadesiyle siyasi müsteşar olmuştur. Taraf olmuştur.

Söyleyeyim; tuz koktu. Ben adalet istiyorum diyorsanız hepimiz için  bir dönüm noktasındayız. Zaman millet iradesini baskılamaya çalışanlara karşı hep birlikte sesimizi yükseltme vaktidir. Siyaset mertçe rekabet işidir. Yasak getirerek yetkileri elinden alarak değil. Meydan burası gelin yarışalım. Bu kadar net. Hakem de millettir. Sandığı dizayn etmelerine izin  vermeyeceğiz. Sanmasınlar ki seçime böyle girecekler. Sanmasınlar ki rakiplerini kendileri belirleyecek.

Cümlelerimi bitirirken bir kez daha sesleniyorum. Bu ülkenin kadim yargı kurumları bu ülkenin kadim yargı kurumlarının çok saygıdeğer savcıları, hakimleri, mensupları lütfen istirham ediyorum. O kutsal mesleğinizi yerle bir eden bir avuç insana asla müsaade etmeyin. Yoksa bu millet hakkını helal etmez size.

Biz size güveniyoruz. Yargının yargının güzel insanları, saygıdeğer mensupları bu haksız, bu hukuksuz, bu pervasız, pişkin şehvetiyle beraber sadece bir kişiyi mutlu etme çabasını önüne koyan aklın bu yaptıklarına müsaade etmeyin. Tepkinizi gösterin. Yargımızı, adaletimizi sarsmalarına müsaade etmeyin. Bunu istiyoruz ve bunu diliyoruz. Kıymetli hemşehrilerim inşallah bu günlerden kurtulacağız.”

“Talimatlara teslim olmayın”

İmamoğlu’nun ardından konuşan Özgür Özel ise şunları söyledi: “31 Mart tarihinde Beşiktaş, İstanbul, Türkiye bir karar verdi. 22 yıldır yenilmedim, yenilmeyeceğim, kibrin esiri olmuş, gücünün esiri olmuş ve geldiği sokaklarda artık dolaşmayan geldiği yeri unutup millete tepeden bakan birisi, ele geçirdiği güçle geçmişte kendi yaşadığı yargı mağduriyetlerini dile getire getire bir yerlere gelen birisi kendisine yapılan ve yapamayan bütün kötülükleri rakiplerine yapmaya başladı. İşte bizi buraya taşıyan süreç tam da böyle bir hazımsızlığın, milleti tanımamanın sonucudur.

Yargı oyunlarıyla cumhuriyet halk partili belediyeleri girmeye çalışma demokrasinin işi değildir. Bu aslında bir tükenmişliğin eseridir. Buna ‘iyi oldu’ diyen AK Partili iyi niyetli seçmenlerin, MHP’li seçmenlerin olduğuna inanmıyorum. Bu Cumhurbaşkanına verilen desteğe de yok sayıyoruz derlerse bu ülkenin sonu ne olur?

Erdoğan, şunu hatırla senin ne istediyse verdiklerin, sırtını sıvazladıkların, birlikte yol yürüdüklerin, bir gün altlarına çektiğin tankla karşına çıktılar. O gün muhalefet partisi olarak biz, kapalı Meclis’i açtırdık. Ve dedik ki seçimler yapılıp, milletimiz farklı bir karar verene kadar, ülkenin ana muhalefet partisiyiz. Seçilmiş parlamentonun arkasında darbecilerin karşısındayız dedik. Millete güvenme, millete inanmak, kararına saygılı olmak darbe günü muhalefet bile olsanız seçilmişlerin yanında yer almak demektir biz böyle bir partiyiz.

İhsan Aktaş kimin nesi diye baktık. Aktaş’ın şirketleri her yerde var. Yerel ya da merkezi, her yerde şirketleri var. Sayıştay’da THY’de, belediyede de var parti ayırmadan. Araç, temizlik ihalelerinde bu şirketler de var. Bu belediyede de var. Her ihalede bu şirket var. Bu şirketin ya da ismin en CHP ne de başkanımızla bir alakası yok.

İhsan Aktaş üzerinden hem Esenyurt hem Beşiktaş’ı ilişkilendirmeye kalktılar. Aslında kayyum döneminin içinde olunca o plan çöktü. Rıza bey kötü bir şey yapmadı. Dört gündür onu -3. katta tutanlar, sandalyede oturttular. Bugün ifadesi dahi alınmadan adliyeye götürdüler. Madem bugün alacaksın niye dört gün bekletiyorsun. Eminim birkaç saat sonra burada olacak. Kötülük yapanlara gücünüzü gösterin biz sadece size güveniyoruz.

Biz Türk yargısının namuslu, şerefli, vicdanına ve kanuna bağlı, gayrısından tamamen bağımsız olması gereken savcılarının, hakimlerinin olduğunu biliyoruz. Bugün kararı verecek kişiye soruyorum. O dosya siyasi bir dosyaysa suçsuz günahsız insanlara kara çalmak için hazırlanmış bir dosya ise sakın karışmayın. O dosyada bir haksızlık varsa eninde sonunda hesap sorulur. Bunu kimse unutmasın. Kanunsuz emirlere, usulsüz taleplere, siyasete alet edilmek üzere size iletilen talimatlara teslim olmayın.

Buradan yollayana ve koşa koşa buraya gelene değil ama bugün verecekleri kararla, kararlarla tarihleri boyunca, mesleki hayatları boyunca bugünkü kararı sırtına yük etmek istemeyen yargı mensuplarına, bugün verecekleri kararla akşam yatağa başlarını koyduklarında vicdan azabı çekmemesi gereken yargı mensuplarına, onların da birer anne, baba, evlat, eş olduklarını hatırlatarak, ortada bir suç varsa kimseye acımayın ama olmayan bir suçu üretiyorlarsa, size ürettirmeye çalışıyorlarsa, masum insanları siyaseten itibarsızlaştırmak için okuduğunuz güzel mesleğinize, içtiğiniz yemine, vicdanınıza karşı başka bir şey yapmak isteniyorsa sakın ha sakın.”

Paylaşın

Bakırhan: Herkesi Barışa Destek Vermeye Çağırıyoruz

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) “Barış İçin 1 Milyon İmza” kampanyası toplantısında yaptığı konuşmada, “Savaş ciddi bir karanlık yarattı; konuşamıyoruz, düşünemiyoruz, tartışamıyoruz. Kaygılıyız, güvende değiliz, rahat değiliz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Türkiye’nin feraseti, Türkiye’de barış ve mücadeleye dönük külliyat ve verilen emekler böyle bir zeminin olduğunu ortaya koyuyor. Halklarımızı bu savaş karanlığından barış aydınlığına taşımaya çalışıyoruz. Bu konuda kararlı ve inançlıyız. İktidarın bu konuda ne düşündüğü önemlidir. Ancak barışı getirecek ve bu karanlığı aydınlıkla sonuçlandıracak olan iktidar değil bizleriz.”

Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Türkiye Büyük Millet Meclisine iletmek üzere “Barış İçin 1 Milyon İmza” kampanyası başlattı. Deklarasyona HDK Eş Sözcüleri Meral Danış Beştaş ve Ali Kenanoğlu, HDK bileşenleri ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan katıldı.

Bakırhan ise burada yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Çok önemli bir gündemle buradayız. Türkiye’de, Ortadoğu’da ve dünyanın birçok yerinde aslında yaşadığımız birçok soruna sebebiyet veren şeyi, barışın olmamasını konuşuyoruz. Barışın olmaması halinde oluşan tabloyu değerlendiriyoruz. Buradan nasıl bir çıkış sağlayacağımızı değerlendiriyoruz. Bunun için eylem ve etkinlikler yapıyoruz.

Bugün de HDK’nin başlattığı önemli bir kampanya için buradayız. HDK’nin bu kampanyayı başlatması değerlidir. HDK halkların, emekçilerin ve ezilenlerin bahçesidir. Bütün renklerin çatısı altında bulunduğu bir zeminden bahsediyoruz. Bu zeminin barış için bir kampanya başlatması kıymetlidir. Biz de DEM Parti olarak bu kampanyayı destekliyoruz. Üzerimize düşen bütün görev ve sorumlulukları eksiksiz bir şekilde yerine getireceğimizi en başta belirtmek istiyorum.

Ortadoğu’yu görüyoruz, Türkiye’nin yaşadıklarına hep birlikte şahitlik ediyoruz. Hiçbir dönem olmadığı kadar hem Ortadoğu’da hem Türkiye’de siyasal zemin bir kırılmayla karşı karşıyadır. Bu kırılmaları önlemenin yolu da var. Kendi iç demokrasisini ve toplumsal barışını sağlamış olan ülkeler bu yaşanan kaos ve kriz ortamından en az etkileniyorlar, en az kırılmayla çıkabiliyorlar. Ancak kendi barışını sağlayamayan, tekçi ve inkarcı, farklılıkları yok sayan bütün sistemler bu kırılmada ciddi bir güvenlik ve gelecek kaygısı yaşıyor. İşte biz de tam da bugün burada Ortadoğu’daki bu kaos ve krizden Türkiye ve Türkiye halklarının en az şekilde etkilenmesi için sorumluluk almış bulunmaktayız. Bu sorumluluğu yerine getirmeye çalışıyoruz.

Türkiye bugün tarihinin en büyük kırılmalarından biriyle karşı karşıya kalmayabilirdi. 2013-2015 yıllarında çok değerli bir süreç yürütüldü. Bu süreç demokratik bir zemine taşırılabilseydi, belki bugün yaşadığımız kaygıları yaşamayacaktık. Ortadoğu’daki kaygıların hangi olumsuz etkilerinin buraya yansıyacağını bu kadar kendimize dert etmeyebilirdik. Ama iktidar iki yol arasından tekçi olanı tercih etti, otoriterliği ve zulüm politikalarını tercih etti.

Türkiye hiçbir zaman olmadığı kadar baskıcı ve otoriter bir rejimin olduğu bir süreci yaşamaktadır. Demokrasi yok, özürlükler yok, toplumda ciddi bir çürüme var. Her anlamdaki bu çürümeyi sokaklarda, kentlerde görebiliyoruz. Sadece bununla da kalmıyor, ekonomik olarak da ciddi bir çöküş var. Türkiye artık ekonomiyi çeviremeyecek bir noktaya geldi. Hatta emekli maaşlarını nasıl ödeyeceklerinin kaygısını taşıyorlar. Böyle bir yönetimle karşı karşıyayız. Bu çürüme, kaos ve krizin tek bir sebebi var, o da Türkiye’nin kendi iç barışını, toplumsal barışını sağlayamamasıdır.

Kaynaklar nereye gidiyor? Emekliler, emekçiler, asgari ücretliler ezilirken kaynaklar SMO’lu çetelere maaş olarak gidiyor. Kaynaklar, güvenliğe ve savunmaya gidiyor. Kaynaklar, Kuzey ve Doğu Suriye’de demokratik bir zeminde yaşayanlara karşı SİHA-İHA olarak, top olarak, mermi olarak gidiyor. Barışı savunanlar bunu sormak ve sorgulamak zorundadır. Bu kaynaklar hepimizindir. Bu kaynaklar 85 milyon Türkiyelinindir. Eğer barış diyeceksek, bu kaynakların nereye gittiğini de sormak ve sorgulamak durumundayız.

Evet, savaş bir çürüme ve yoksullaşma yarattı. Savaşın kendisi çöküş ve acı demektir. Buradan çıkmak gerekir. Hem HDK hem DEM Parti olarak hem sol ve sosyalist güçler olarak biz bu çıkışın yolunu defalarca işaret ettik. Demokratik bir zeminde diyalog ve müzakere ile Türkiye’nin başta Kürt meselesi olmak üzere kendi sorunlarını çözmesi gerektiğini belirtiyoruz. Bunun dışında bir yol yok. Bunun dışındaki bir yol bir yere çıkmaz. Bunun dışındaki bir çözüm barışa çıkmaz, Türkiye’yi barışa ve refaha kavuşturmaz.

Sayın Erdoğan’ın Diyarbakır’daki bahsettiği refah ve huzur meselesi tam da toplumsal barışı sağlamakla olur. Biz çözümün yanındayız. Meselelerin demokratik yöntemlerle çözülmesini istiyoruz. Dün yine Cumhurbaşkanı, “Gerekli çağrı yapılırsa tüm Türkiye kazanır” dedi. İyi ve doğru bir tespit. Evet, gerekli çağrı yapılsın ama gerekli çağrının yapılması için de koşullar oluşturulsun.

Bu çağrıyı yapacaklar neye göre çağrı yapacaklar? Demokratik bir zemin var mı? Bir samimiyet var mı? Bir güven ortamı var mı? Çağrı yaptıktan sonra bu çağrının muhataplarının nereye gideceğinin, nasıl yaşayacağının, hangi zeminde yaşamlarını sürdüreceğinin garantisini verecek bir yer var mı? Hepimizin “Evet, budur” diyebileceği bir adres var mı? Yok. Biz de istiyoruz ki koşullar oluşsun, çağrılar yapılsın ve artık bu ülke çatışmalardan, savaşlardan ve şiddetten arınsın. Herkes kendi kimliği ve inancıyla, kendi farklılıklarıyla bu ülkede yaşasın istiyoruz.

“Herkesi barışa destek vermeye çağırıyoruz”

Onun için demokratik ulus, demokratik cumhuriyet ve birlikte yaşam diyoruz. Bunları siyaset olsun diye, seçimlerde üç beş oyu alalım diye söylemiyoruz. Biz barışa inandığımız için söylüyoruz. HDK’nin yapmış olduğu bu çalışma önemlidir. Başarıya ulaşacağına eminim. HDK’nin bir bileşeni olarak bizim de sokak sokak, cadde cadde, ev ev dokunmadığımız, gitmediğimiz, barışı anlatmadığımız tek bir yer kalmayacaktır. Bütün örgütümüzle ve yapımızla buna destek verdiğimizi tekrar belirtmek istiyorum.

Savaş ciddi bir karanlık yarattı; konuşamıyoruz, düşünemiyoruz, tartışamıyoruz. Kaygılıyız, güvende değiliz, rahat değiliz. Sabahın köründe kimin kapısının çalınacağı belli değil. Hangi kurumun tehdit edileceği belli değil. İstanbul Barosuna yönelik girişimi gördünüz. Onlar da yeni bir kongre kararı aldılar. Beşiktaş ve Akdeniz Belediyelerinin son günlerde yaşadıklarını gördük. Bu savaş karanlığından çıkabiliriz; koşullarımız var. Türkiye’nin feraseti, Türkiye’de barış ve mücadeleye dönük külliyat ve verilen emekler böyle bir zeminin olduğunu ortaya koyuyor.

Halklarımızı bu savaş karanlığından barış aydınlığına taşımaya çalışıyoruz. Bu konuda kararlı ve inançlıyız. İktidarın bu konuda ne düşündüğü önemlidir. Ancak barışı getirecek ve bu karanlığı aydınlıkla sonuçlandıracak olan iktidar değil bizleriz, buradaki bileşenlerdir. Bu imza kampanyasıyla birlikte daha aydınlık ve güzel günlere ulaşabiliriz. İmza kampanyasını destekliyoruz. Türkiye’nin bütün emekçilerini, ezilenlerini, inanç ve kimlik gruplarını bu imza kampanyasına destek vermeye çağırıyorum. Hepimize başarılar. Kolay gelsin.”

Paylaşın

MHP’den Geri Adım: Kılıçdaroğlu Hakkındaki Şikayetten Vazgeçildi

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Kemal Kılıçdaroğlu hakkındaki “suç ve suçluyu övme” şikayetlerinden vazgeçtiklerini açıkladı. Yıldız, talimatın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından verildiğini ifade etti.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 7.  Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında 2020 yılında açılan davadan şikayetini geri çekti.

MHP İstanbul Milletvekili Feti Yıldız, sosyal medya hesabından konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Cumhuriyet Halk Partisi eski Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu hakkında 05.02.2020 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı‘na vermiş olduğumuz şikayet dilekçesi üzerine soruşturma başlatılmış, Türk Ceza Kanunu’nun ‘Kamu Barışına Karşı Suçlar’ bölümünde düzenlenen ‘suç ve suçluyu övme’ suçunu oluşturan beyanlarının kamu düzenini bozmaya elverişli boyutta olması, toplumun dirlik ve düzeni açısından açık, yakın ve somut bir tehlike hali yaratacak koşullarda bulunması, zincirleme şekilde suçun unsurlarının oluşturduğu değerlendirilerek cezalandırılması için kamu davası açılmış, hakkında güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına karar verilmesi kamu adına istenmiştir.

Görev ve yetki itirazları uzun bir zaman almış ,sonuç olarak dava dosyası Ankara 35. Ağır Ceza Mahkemesi esasına kaydedilmiştir. 03.12.2024 tarihinde yapılan ilk duruşmaya Sayın Kemal Kılıçdaroğlu mazeret beyanında bulunarak katılmamıştır.

Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli gurup toplantısında: ‘Terörsüz bir yüzyılın çatısını gönüllerin birleşmesiyle örmenin amacındayız. Temkinli ve ihtiyatlı iyimserlikle devletimizin kutlu varlığına hiçbir halel getirmeyecek hakkaniyetli mücadelede inşallah çıta yükselteceğiz.

Fedakarlık ise isteneni yerine getireceğiz. Biliyoruz ki değişimsiz gelişim olmaz fakat kafasını değiştirmeyenler hiçbir şeyini değiştiremez. Biz gelişmiş güçlenmiş Türkiye’nin hedefindeyiz.’ sözleriyle içinden geçtiğimiz zamanı özetlemişti. Bugün itibariyle, Ankara 35. Ağır Ceza Mahkemesinde Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yargılandığı davada ‘şikayetimizi geri almamız’ için gerekli işlemin yapılması talimatını vermiştir.”

Davanın geçmişi

MHP, 5 Şubat 2020 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na verdiği şikayet dilekçesiyle, dönemin CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nu Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğunu eleştiren açıklamaları nedeniyle “suç ve suçluyu övmek” suçlamasıyla yargıya taşımıştı. Savcılık tarafından başlatılan soruşturma sonrası açılan kamu davasında, Kılıçdaroğlu’nun beyanlarının “kamu düzenini bozma potansiyeli taşıdığı ve somut bir tehlike oluşturduğu” gerekçesiyle cezalandırılması talep edilmişti.

Davaya bakan Ankara 35. Ağır Ceza Mahkemesi, 3 Aralık 2024 tarihinde ilk duruşmayı gerçekleştirmiş, ancak Kılıçdaroğlu mazeret bildirerek katılmamıştı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yaptığı son açıklamalarda, “Terörsüz bir yüzyılın çatısını gönüllerin birleşmesiyle örmenin amacındayız. Temkinli ve ihtiyatlı iyimserlikle kutlu mücadelede çıtayı yükselteceğiz” şeklinde konuştu. Bahçeli’nin bu açıklaması sonrası MHP, Kılıçdaroğlu hakkındaki şikayetinden vazgeçilmesi talimatını verdi.

MHP’nin bu hamlesi, kamuoyunda ve siyasi çevrelerde çelişki tartışmalarını beraberinde getirdi. Geçmişte Kılıçdaroğlu’nun Selahattin Demirtaş’a destek açıklamalarını sert bir şekilde eleştirerek yargıya taşıyan MHP’nin, bugün benzer bir duruşla eleştirilerin odağı haline gelmesi dikkat çekti.

İmralı Cezaevi’ndeki bölücü terör örgütü lideri Öcalan’ı “sürece katkı sunabilecek” bir aktör olarak konumlandıran MHP’nin, Kılıçdaroğlu hakkında açılan davadan geri çekilmesi ise kamuoyunda .elişkiden kurtulmak için atılan bir adım olarak değerlendirildi.

Paylaşın

“Terör Propagandası” Davası Açılan İstanbul Barosu Olağanüstü Kurultaya Gidiyor

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Baro Başkanı İbrahim Kaboğlu ve 10 yönetim kurulu üyesinin görevlerine son verilmesi ve yerlerine yenilerinin seçilmesi talep edilen İstanbul Barosu, olağanüstü kurultaya gidiyor.

Haber Merkezi / İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, “23 Şubat günü yapacağımız olağanüstü kurultay kararımızı burada açıklıyorum. 23 Şubat kurultayı demokrasinin ne olduğunu, demokrasinin ancak hukuk yoluyla işlediğini, inşa edilebileceğini İstanbul Barosu’nun 67 bin avukatı, bütün baroların desteğiyle duyuracak. Hepiniz 23 Şubat demokrasi kurultayına davetlisiniz” dedi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Soruşturma Bürosu, İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ile Yönetim Kurulu üyeleri Rukiye Leyla Süren, Hürrem Sönmez, Ahmet Ergin, Metin İriz, Mehmedali Barış Beşli, Yelda Koçak Urfa, Fırat Epözdemir, Ezgi Şahin Yalvarıcı, Ekrem Bilen Selimoğlu ve Bengisu Kadı Çavdar’ın görevlerine son verilmesi ve yerlerine yenilerinin seçilmesi talebiyle İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açmıştı.

Başsavcı vekillerinden biri ve bir Cumhuriyet Savcısı’nın imzası bulunan davanamede İstanbul Barosu Yönetim Kurulu “Basın ve Yayın Yolu İle Terör Örgütü Propagandası Yapmak” ve “Basın ve Yayın Yolu İle Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yaymak” ile suçlanırken bu konuda kovuşturma izni istenen Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 25 Aralık 2025’te izni verdiği de belirtilmişti.

İstanbul Barosu, yönetime dava açılmasına dair bilgilerin basına yansımasının ardından X üzerinden bir açıklamada bulunmuştu. Açıklama metninde şu satırlara yer verilmişti:

“Yönetim Kurulumuz İstanbul Barosu Genel Kurulu iradesi ile seçilmiş olup, Anayasaya, demokrasi ve hukuka bağlı olarak görev ve sorumluluklarını yerine getirmektedir. Hiçbir hukuki ve meşru dayanağı olmayan bu görevden uzaklaştırma girişimine karşı İstanbul Barosu Genel Kurul iradesine sahip çıkmak, üyelerimizi ve kamuoyunu bilgilendirmek yükümlülüğümüzdür.”

İstanbul Barosu’na dava açılmasına gerekçe olan sosyal medya paylaşımında, gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in Suriye’de öldürülmesiyle ilgili olarak etkin bir soruşturma yürütülmesi talep edilmişti. “Uluslararası insancıl hukuk uygulansın” başlığıyla yapılan paylaşımda, “Silahlı çatışma bölgesinde görev yapan gazetecilerin korunmasına ilişkin kurallar, Uluslararası İnsancıl Hukukun bünyesindedir” ifadelerine yer verilmişti.

İstanbul Barosu Yönetim Kurulu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın uygulamasının ‘hukuk dışı’ olduğunu öne sürerek, İdare Mahkemesi’ne başvurmuştu.

Baro tarafından yapılan açıklamada, “Her koşulda hukuka saygı kararlılığında olan İstanbul Barosu yönetimi, baro tüzel kişiliğini de hedef alan hukuk dışı işlem ve eylemlere karşı yargı yolunu kullanmak zorunda kalmış ve Adalet Bakanlığı’nın; Avukatlık Kanunu’na, bakanlık genelgesine ve Anayasa’ya aykırı soruşturma izni verilmesine ilişkin işlemini iptal davası açmıştır” ifadelerine yer verilmişti.

Paylaşın

SP Lideri Arıkan’dan “AK Parti’yi Boykot Etme” Çağrısı

Saadet Partisi Lideri Mahmut Arıkan, Erdoğan ve Şimşek’in fahiş fiyatları boykot etme sözlerini hatırlatarak, “Aziz milletimizi, bu fahiş fiyatları koyanları yani AK Parti’yi boykot etmeye çağırıyorum” dedi.

Saadet Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) DEVA Partisi ve Gelecek Partisi tarafından kurulan “Yeni Yol” grubu Meclis’te ilk toplantısını gerçekleştirdi. Grup toplantısında konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, özetle şunları söyledi:

“Bağıranlardan çok yorulduk. 85 milyon insan huzurlu bir nefes almak istiyor. İnşallah çalışmalarımızı en güzel şekilde sürdüreceğiz. Tekraren milletimize yeni grubumuz hayırlı olsun.

Bizim değişmeyen gündem maddemiz Gazze. Siyonizmin korkulu rüyası milli görüş dimdik ayakta. Emperyalistten de siyonistten de dost olmaz. ABD’nin yeni başkanı Trump daha göreve gelmeden aba altından sopa göstermeye başladı. Öte yandan Türkiye’ye dair çok dostane açıklamalar yapıyor. Eski Başkanlardan Kissenger’ın şu sözünü kayıtlara geçmek istiyorum. ‘ABD’nin düşmanı olmak kötüdür ama ölümcül olan ABD’nin dostu olmaktır.’ demişti. İktidar, ABD ile ilişkilerini tekrar gözden geçirmeli.

Ülkemizde yine aynı gündemleri görüyoruz. Seçilmesine izin verip milli iradeyi yok sayarak kayyum atamak kimseye bir şey kazandırmayacak. İktidar maalesef bugüne kadar olduğu gibi bugün de belediyeleri ya baskıyla ya kayyumla geri alıyor. Beşiktaş Belediye Başkanı’nın başına gelenler Yunus Emre Enstitüsü’nü soyanların başına gelmedi. Hukuk hiç kimse için araç olamaz. Seçileni itibarsızlaştırmayla ülke yönetilemez.

Ekonomiden en çok etkilenen kurum, aile kurumu. Birkaç gündür aile diye nutuklar dinliyoruz ama bu müjdeler aslında tehlike çanlarının çaldığını gösteriyor. İtibarsızlaştırmaya çalışan aile kurumu tüm dünyada tehdit altında. Ülkemizde de ekonomiden en çok aile kurumu etkileniyor. Boşanan sayısı her gün artırıyor, evlenen sayısı her gün azalıyor. İktidarın görmezden geldiği bu sorun nüfus planlamasını bile etkiler hale geldi.

Gençlerimiz iş bulamadığı için evlenemiyor. Evlenenler çocuk sahibi olmaktan kaçıyor. Bunun sonuçlarının nereye götüreceğine bakmak için Japonya’ya, Güney Kore’ye bakmak yeterli. Gençlere 150 bin lira faizsiz kredi verilecek. Adımı doğru buluyoruz ama bu miktar gerçeklikten uzak bir rakam.

“Meselenin çözümü faizi, rantı, yolsuzluğu sistemden çıkarmak”

Böyle giderse bu ekonomiyi temizleyecek gassal bulmakta zorlanacaklar. Meselenin çözümü faizi, rantı, yolsuzluğu sistemden çıkarmak. Madem bu kadar kolay da iktidar niye yapmıyor? Çünkü o koltuklarda oturabilmek için faiz lobilerinin desteğine iktidarın ihtiyacı var. Makamların gerçek sahibi aziz milletimizdir. Biz çiftçi Mehmet’in ne beklediğine bakarız. Faiz lobisinin beklediklerine değil mağdur ettiklerine bakarız.

Geçtiğimiz hafta Türkiye ekonomi tarihi açısından kırılma noktasıydı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Bakan Şimşek, vatandaşı fahiş fiyatları boykot etmeye çağırdı. Sayın Cumhurbaşkanı’nı da sayın Bakan’ı da destekliyoruz. Madem tüm tedbirlere rağmen fiyatlarda değişiklik olmuyor, vatandaş son çare boykot yapmalı.

Fakat iktidarın çağrısında bir konu eksik. Sayın yetkililer neyi boykot edeceğimizi söylemediler. Bu cuma motorin fiyatı 50 lirayı geçecek. Fahiş fiyatlı benzini boykot edelim, sorumlusu iktidar. Kira artışı yüzde 58,51 olmuş. Alınan 22 bin lira maaş kiraya gidiyor, sorumlusu iktidar.

Otoyol ve köprü ücretlerine son 1 yılda yüzde 288 ile yüzde 453 arasında zam yapılmış. Boykot edilmeli, sorumlusu iktidar. Varlık Fonu’ndaki yani iktidarın kontrolündeki Turkcell’in, Türk Telekom’un fahiş fiyatlı tarifelerini boykot edelim. Tarım Kredi Kooperatifi’ndeki fahiş fiyatları boykot edelim… Aziz milletimizi, bu fahiş fiyatları koyanları yani AK Parti’yi boykot etmeye çağırıyorum.”

Paylaşın