Zafer Partisi Lideri Ümit Özdağ Gözaltına Alındı

Zafer Partisi Lideri Ümit Özdağ’ın gözaltına alındığı bildirildi. Özdağ’ın Ankara’da yemek yediği sırada gözaltına alındığı ve ifade işlemleri için İstanbul’a getirileceği öğrenildi.

Ümit Özdağ hakkında cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla soruşturma başlatılmıştı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada, söz konusu soruşturmanın Özdağ’ın bir önceki gün yaptığı bir konuşmada AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında dile getirdiği ifadeler nedeniyle başlatıldığı bildirildi.

Başsavcılık açıklamasında ayrıca, Özdağ’ın sözlerinin hakaret ve tehdit içerdiğini belirtti. Özdağ ise, konuyla ilgili sosyal medya hesabında yaptığı açıklamada, Erdoğan’a hakaret iddiası ile başlatılan konuşmasını Antalya’da Zafer Partisi 4. il Başkanları Çalıştayı’nda yaptığını belirterek şunları ifade etti:

“Konuşma yeri Antalya. Antalya Başsavcılığı soruşturma açmıyor. Erdoğan ve ben Ankara’dayız. Ankara Başsavcılığı da soruşturma açmıyor. İstanbul Başsavcılığı açıyor. Bu konuşmayı 1000 defa daha yapmaya hazırım. İster hapse atın, ister kurşuna dizin. Atatürk’ten ve kurduğu Cumhuriyet’ten taviz vermeyeceğiz.”

Zafer Partisi’nin 19 Ocak Pazar günü Antalya’da gerçekleştirdiği İl Başkanları İstişare Toplantısı’nda konuşan Özdağ, “Emin olun ki son 1.000 yılda gerçekleşen hiçbir Haçlı Seferi, Erdoğan’ın ve AKP’nin Türk milletine ve Türk devletine verdiği zararı vermemiştir. Hiçbir Haçlı Seferi, Türk Devleti’ne casusları sokamamıştır,” demişti.

Erdoğan döneminde Türk milletinin geniş kesimlerinin “Allah’la aldatanlardan dolayı dinlerinden soğumaya başladığını” belirten Özdağ, Erdoğan döneminde “deist, ateist oranının yüzde 16’yı aştığını” öne sürdü.

Özdağ ayrıca, “Erdoğan, Türk milletinin devletini tarikat ve cemaatler arasında dağıtarak, şirk koşanları devlete ortak ederek, Türk milletinin inancına zarar vermektedir, milyonlarca sığınmacı ve kaçağı Anadolu’ya sokarak, Türk milletinin kültürünü tahrip etmektedir. Yaşanan şey aslında bir AKP faşizmidir,” ifadelerini kullanmıştı.

Özdağ’ın gözaltına alınmasının ardından sosyal medyadan tepki gösteren ilk isimler CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ve Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan oldu. Siyasilerin paylaşımları şöyle:

Özgür Özel: Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ı ifadeye çağırmak yerine yemek yediği restoranda apar topar gözaltına almak muhalif siyasetçileri itibarsızlaştırma girişimlerinin devamıdır… Bunu kabul etmek, buna sessiz kalmak, bunu sineye çekmek mümkün değildir. Aralarındaki çelişki ne olursa olsun bir siyasi partinin genel başkanının itibarı diğer siyasi partilerin genel başkanlarına emanettir. Bu erdemden nasibini almayanların attıkları her adım siyasi tarihimize kara leke olarak geçmektedir.

Yaşananlar önceki dönem milletvekili olması nedeniyle Meclis Başkanı Numan Kurtulmus’a da sorumluluk yüklemektedir. Tayyip Erdoğan’a bir kez daha sesleniyorum: Siyasi rakipleriyle mücadelede taşeronlarını aradan çeksin ve bir an önce milletin önüne sandığı getirsin. İstanbul’a getirildiğini öğrendiğimiz Sn. Genel Başkanı ziyaret etmek ve sürece eşlik etmek üzere Grup Başkanvekilimiz Ali Mahir Başarır ve Genel Başkan Yardımcımız Özgür Karabat tarafımdan görevlendirilmiştir.

Ekrem İmamoğlu: Zafer Partisi Genel Başkanı Sayın Ümit Özdağ’ın yaptığı konuşma sebebiyle soruşturma açılması ve hızla gözaltına alınması kabul edilebilir değildir. Siyaset konuşmak, eleştirmek için vardır ve demokrasilerde siyasi hesaplaşma sandıkta olur. Yargı, siyasetin aparatı olamaz.

Mansur Yavaş: Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın gözaltına alınması, ifade özgürlüğü ve demokratik değerler açısından derin bir endişe kaynağıdır. Bu acele nedir? Apar topar gözaltı işlemi uyguluyorsunuz. Bırakın süreç kendi seyrinde işlesin. Bu tür uygulamaların sürekli hale gelmesi yargıya olan güveni zedeliyor. Siyaset, konuşmak ve eleştirmek içindir. Yargının siyasetin aracı olduğu algısını güçlendirecek tüm uygulamalardan vazgeçilmelidir.

Müsavat Dervişoğlu: Yargı cambazlıklarını, siyaset düzenbazlıklarını, medya hokkabazlıklarını; Fitneni, fesadını, tuzaklarını ve bütün bu alçaklıklarını suratına çarpacağız! Sayılmayız parmak ile, tükenmeyiz kırmak ile… Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet! Kahrolsun düzen, yaşasın Büyük Türk Milleti!

Mahmut Arıkan: İktidar seçimlere kadar ekonomiyi düzeltemeyeceğini anlayınca, muhalefet dizaynına başladı. Çünkü muhalefeti pasifize edip, olası rakiplerinin içini boşaltmak ekonomiyi düzeltmekten daha kolay! Milleti kendine mahkûm et, demokrasiyi de partine! Hazır Trump da sırtınızı sıvazlarken, bakın keyfinize!

Kemal Kılıçdaroğlu: Türkiye’de siyasetçilerin gözaltına alınmasını asla normalleştirmeyeceğiz. Laik, demokratik bir hukuk devleti olmaktan vazgeçmeyeceğiz. Bu tür uygulamalar, ülkemizin demokrasisi adına son derece endişe verici ve tehlikelidir. Sayın Ümit Özdağ’a desteklerimi iletiyorum. Tüm siyasi partiler, bu hukuksuzluklara karşı dayanışma içinde mücadele etmelidir.

Paylaşın

İki Belediye Başkanı Daha İYİ Parti’den İstifa Etti

İYİ Partili Kahramanmaraş Çağlayancerit Belediye Başkanı Yemliha Göktaş ve Isparta Gelendost Belediye Başkanı Mustafa Özmen, partilerinden istifa ettiklerini açıkladılar.

Haber Merkezi / Özmen, istifa kararına ilişkin yaptığı açıklamada, “Ülkemizin bugün ihtiyaç duyduğu birliğe katkı sağlamak ve ilçemizi hak ettiği hizmetlerle buluşturmak adına en doğru olanı yapmaya özen gösterdim” dedi. Göktaş ise, Siyasi ayrılıklar ve kutuplaşmalar yerine hizmetlerin, yatırımların ve Çağlayancerit’in geleceğinin konuşulmasına imkan sağlamak adına bağımsız ve birleştirici bir siyaset tarzının faydalı olacağı kanaatindeyim” ifadelerini kullandı.

Kahramanmaraş Çağlayancerit Belediye Başkanı Yemliha Göktaş ve Isparta Gelendost Belediye Başkanı Mustafa Özmen, partilerinden istifa ettiklerini açıkladılar.

Mustafa Özmen, istifa kararına ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Gelendosta hizmet etme onurunu yaşadığım bu süreçte, sizlerin güvenine layık olabilmek için gece gündüz çalıştım. Görev sürem boyunca ilçemizin sorunlarını çözmek ve halkımızın ihtiyaçlarını karşılamak adına elimden gelenin en iyisini yapmaya gayret ettim.

Ancak bugün, Gelendost’un geleceğine dair önemli bir kararımı siz değerli hemşehrilerimle paylaşmak istiyorum. İlçemizde bütünleştirici ve kapsamlı bir birliktelik adına, mensubu olduğum İYİ Parti’den istifa etme kararı almış bulunmaktayım. Bu kararı alırken, ülkemizin bugün ihtiyaç duyduğu birliğe katkı sağlamak ve ilçemizi hak ettiği hizmetlerle buluşturmak adına en doğru olanı yapmaya özen gösterdim.

Söz konusu Vatan ise siyasi tercihler farklılık gösterebilir, ancak halkımıza duyduğum sevgi ve hizmet aşkı çok daha fazla güçlenecektir. Bu vesileyle, bugüne kadar birlikte çalıştığım tüm teşkilat mensuplarına ve bana destek olan tüm Gelendost halkına teşekkür ediyorum. Birlik ve beraberlik içinde, Gelendost’umuzu daha güzel yarınlara taşıyacağımıza olan inancım tamdır.”

“Bağımsız ve birleştirici bir siyaset”

Yemliha Göktaş ise açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Bugün Çağlayancerit’imizin geleceğine dair önemli bir kararımı siz değerli hemşehrilerimle paylaşmak istiyorum. İlçemizde bütünleştirici ve kapsamlı bir birliktelik adına, mensubu olduğum İYİ Parti’den istifa etme kararı almış bulunmaktayım.

Siyasi ayrılıklar ve kutuplaşmalar yerine hizmetlerin, yatırımların ve Çağlayancerit’in geleceğinin konuşulmasına imkan sağlamak adına bağımsız ve birleştirici bir siyaset tarzının faydalı olacağı kanaatindeyim. Aldığımız karar en ince ayrıntısına kadar düşünülüp halkımızın görüşleri ile desteklenmektedir. Bu konuda bizlere destek veren ve büyük teveccüh gösteren hemşehrilerimize teşekkür eder, hayırlı olmasını dilerim” dedi.

Paylaşın

Özgür Özel’den “Aday” Açıklaması: Süreci Başlatacağız

“Seçime hazırız, adayımız hazır” sözlerine ilişkin açıklama yapan CHP Lideri Özgür Özel, “Bizim adayı belirleme irademiz kesindir ve bu süreci başlatacağız ama aday bir kişinin, kurumun ağzından çıkacak sözle belirlenmeyecek. En katılımcı şekilde, 2024 demokrasisine uygun şekilde adayımızı belirleyeceğiz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Modern Hukuk ve Yargının Siyasallaşması Paneli sonrası gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Özel, Şamil Tayyar’ın “Turpun büyüğü İmamoğlu’dur” açıklaması ve “‘Seçime hazırız, adayımız hazır’ dediniz ama isim açıklamadınız” sorularına şu yanıtı verdi:

“Biraz önce yargının siyasallaşması ile ilgili bir panelin açılış konuşmalarını yaptık. Tam gününde bunu tartışıyorken yargının siyasallaşması noktasında dünya rekorunu kırdı. Denedi ve kırdı. Ekrem İmamoğlu, değerli başkanımız kürsüden 15 adım uzaklaştı, konuşmayı yaptığı kürsüden 15 adım ötedeyken hakkında soruşturma açtı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın işi gücü olmaz mı? Pazartesi günü sabah bu vakitte açıp Ekrem İmamoğlu’nu izliyor. Bir yerde bir konuşma yapılır, içinde suç unsuru varsa bile haberdar olur, sonra onu izler, inceler. Canlı yayında soruşturma açmak ne demek? Bütün dikkati burada ve şu çok belli. Özel yetkili savcılar olur ya özel yetkili mahkemeler, özel yetkili savcılar.

Özel görevli, İstanbul’u karıştırmaktan, Ekrem İmamoğlu ile uğraşmaktan özel sorumlu, yetkili bir başsavcı ile muhatabız. Şizofrenik bir halle karşı karşıyayız. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, ‘İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı tehdit edildi’ diye soruşturma başlatıyor. Bırak onu da bir başkası başlatacaksa başlatsın. İçinde evlat lafı geçiyor diye, ailesinin üstüne çekip… Dinlemeyen, duyan, oradan buradan okuyan da sanacak ki Akın Gürlek’in evladı tehdit edilmiş. Biz o duygunun insanları değiliz ki. Biz o kötülüğün insanları değiliz. Senin bizim evladımıza yaptığına bizim elimiz senin evladına yapmaya varmaz.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu süreci bize bir savaş ilanı olarak gördük. ‘Bunu görüyoruz’ dedik. Kimseye savaş ilan ettiğimiz yok, ama bize savaş ilan edildi. Bu şartlar altında 2025 yılının bir seçim yılı olacağını söyledik. Biz hazırız. Programımız yazılıyordu biliyorsunuz, o artık bir hükümet programına, bir iktidar programına evrilmek durumundadır. Hızla yapılıyor. Sandık görevlilerini çalışıyoruz. Mesela Ensar Aytekin, 81 ile ‘Sandık görevlilerini hazırlayın’ talimatı verdi. Sandık güvenliğini çalışıyoruz. Her şeyle hazırken bir de aday olacak. Bizim adayı belirleme irademiz kesindir. Bu süreci başlatacağız.

Ama aday bir kişinin, bir kurumun ağzından çıkacak, öyle karar verilecek değil. Ben koltuğa oturduğum ilk gün orada da söylemiştim. En adil, en açık, en şeffaf ve en katılımcı şekilde, öyle bir yöntemle belirleyeceğiz adayı. Tek başına genel başkan belirleyecek olsa ya da bir kurul ile dar bir yerde belirleyecek olsa bizim onlardan farkımız kalmaz. Bu konuda çok netiz ama irademiz kesin, yol yürüyüşümüz kesin. Çok güçlü bir süreç hazırlıyoruz ve tarif ediyoruz. Bunun için de el ele, omuz omuza, kol kola kimseyi dışlamadan, kimseyi dışarıda bırakmadan, bir kişiyi arkada bırakmadan Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidar yürüyüşünü gerçekleştiriyoruz. Biz hazırız, onlar da iktidarı devretmeye hazır olsunlar.”

Özel, “CHP’nin eylem planı nedir, detaylar nasıl olacak?” sorusuna, “Normal bir olaya tepki verecek olursanız bir eyleme ya da eylemlere, eylemlilik planına ihtiyaç olabilir. Gün o gün değil. Bize savaş ilan ettiler ve bu şartlar altında kimsenin bu vakitten sonra hiçbir güvencesi yok. Görüyorsunuz savcı neler yapıyor. O yüzden biz iktidarı devralacağımız bir süreci planlıyoruz. Bu süreç, bütün bir süreç. O yüzden şu gün şurada bu miting, bugün burada bu… Bunun çok ötesinde bir süreç tarif ediyoruz. Olgunlaştıkça haberdar olacaksınız. Yürüdükçe heyecanla takip edeceksiniz. Tarihin akışına bu yıl hep birlikte tanıklık edeceksiniz. Bu yıl bu iktidarın defterini pazara çıkarmak, sandığı ortaya koymak, millete sormak için üstümüze düşen her şeyi yapacağız. Bundan sonra uzun ve güçlü bir sürecin içindeyiz. Teker teker, vaka bazında bunlarla mücadele etmenin artık normal siyasi zeminde bir karşılığı kalmadı, tükendi” yanıtını verdi.

Özel son olarak, “Parti Meclisi toplantısında ‘Ekrem İmamoğlu’nun adaylığı konuşuldu’ yönündeki kulis bilgileri” hakkında, “Kulis bilgilerini doğrulatma mercii, Genel Başkan olmaz. O yüzden Ekrem İmamoğlu‘nun adı her toplantıda her yönüyle geçiyor. Bu kadar ağır bir saldırı varken isminin geçmesi kadar da normal bir şey yok. Biraz önce verdiğim cevapta olduğu gibi tüm yönleriyle ve çok güçlü bir sürecin içindeyiz. Bunu hep birlikte yaşayacağız, göreceğiz. Kötülük ne kadar yüksek ve büyükse cesaretimiz ve kararlılığımız da o kadar o kadar yüksek” ifadelerini kullandı.

“Seçime hazırız, adayımız hazır”

Özgür Özel, Gençlik Kolları Başkanı Cem Aydın’a soruşturma açılmasının ardından açıklamalarda bulunmuştu. Akın Gürlek’e tepki gösteren Özel, “AKP’nin o zaman ki taşeronunun sonraları terör örgütü olarak anılacak FETÖ’dü. Ergenekon, Balyoz, askeri casusluk, şike davaları… Bu milletin en iyi yetişmiş, Atatürkçü subaylarına, şahsi namuslarına fuhuş, mesleki namuslarına askeri casusluk lekesi sürecek kadar gözleri dönmüştü. Sonradan öğrenildi ki, o iddianameyi yazanlar Silivri’de, o iddianame yazılırken çatıda olan kişi, sıçanlar gibi yurtdışına kaçtı. Esas kötülük iktidarda ve başımızda… Kendi korkusunu görünmez kılmak için bizi sindirmeye çalışıyor” demişti.

Özel, “CHP Gençlik Kolları kurumsal hesabından yapılan bir paylaşım, paylaşımda da benim bu süreçle ilgili söylediğim sözleri, videoyu editlemişler. O paylaşım kondu diye sabah 8 polis gitti kapısına. ‘İfadeye çağırdık’ diyorlar. O zaman niye 8 polis kapısına gönderiyorsun. Yani hata falan değil, zihniyet polis devleti zihniyeti. Tek adamdan Cem’e iki talimatlık iş var. Alın onu, Akın’a. Akın diyor, alın onu. Polisler çıkıyor akına. Demiyor ki benim elimde gözaltı kararı yok nasıl giderim nasıl alırım? Oluyor, bitiyor. Laf olsun diye bir gözaltı kararı bile yazmıyor” ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan’a tepki gösteren Özel, sözlerini şöyle tamamlamıştı: “Doğrudan ülkeyi yok etmeye ve çökertmeye çalışana şunu söylüyorum; Aracıyı aradan çıkar. Akın’ı çek biz buradayız. Hesaplaşacaksan, korkun yoksa getir sandığı, milletten al cevabını. Millet ne diyorsa o olsun. Hodri meydan. Benim partim hazır, ben hazırım, adaylarımız, adayımız hazır. Çıkarsın karşıma alırsın cevabını. Seni orada Akın Gürlek kurtaramaz.”

Paylaşın

Anket: Halkın Yüzde 83’ü Diyanet İşleri Başkanlığı’na Güvenmiyor

Bupar Araştırma ve Danışmanlık Şirketi’nin anketine göre; Tartışmaların odağındaki Diyanet İşleri Başkanlığı’na güvenmeyenlerin oranı yüzde 83.3 olurken, güvenenlerin oranı yüzde 11.1 oldu.

Bupar Araştırma ve Danışmanlık Şirketi, 23-31 Aralık 2024 tarihleri arasında TÜİK’in belirlediği 12 bölge ve 26 alt bölgede 2420 denekle yüz yüze görüşerek bir anket yaptı.

Sözcü’nün aktardığı ankette katılımcılara sorulan diğer sorular ve yanıtları şöyle:

Laiklik ülkemiz için gerekli midir?

Evet: Yüzde 75.5
Hayır: Yüzde 17.2

Demokrasi ülkemiz için gerekli midir?

Evet: Yüzde 87.4
Hayır: Yüzde 7.8
Cevap yok: Yüzde 4.8

Ülkenin en önemli sorunları nelerdir?

Pahalılık ve yoksulluk: Yüzde 85
Faturalar: Yüzde 45
Konut ve kiralar: Yüzde 44

AKP’nin Suriye politikasını doğru buluyor musunuz?

Hayır: Yüzde 55.3
Evet: Yüzde 35.8
Cevap yok: Yüzde 8.9

Erdoğan’ın ‘İsteyen Suriyeli kardeşlerimiz kalabilir, başımızın üstünde yer var’ açıklamasını doğru buluyor musunuz?

Hayır: Yüzde 68.2
Evet: Yüzde 27.3
Cevap yok: Yüzde 4.5

Devlet Bahçeli’nin “Terör bitecekse Öcalan TBMM’ye gelip DEM grubunda konuşsun” demesini doğru buluyor musunuz?

Hayır: Yüzde 67.6
Evet: Yüzde 20.3
Cevap yok: Yüzde 12.1

Sizce, Devlet Bahçeli bu açıklamayı neden yaptı?

Erdoğan’ın tekrar seçilmesi için DEM seçmenine mesaj verdi: Yüzde 45.1
Fikir belirtmeyen: Yüzde 22.1
Terörü bitirmek için MHP’nin zararına da olsa ülke menfaati için: Yüzde 21.8
Ortadoğu’da yaşanacak gelişmelere tedbir amaçlı: Suriye’de bir Kürt devletinin kurulmasını engellemek için: Yüzde 7.6

Teğmenlerin ordudan ihraç talebiyle sevk edilmesini doğru buluyor musunuz?

Hayır: Yüzde 49.4
Evet ama ihraç edilmesinler: Yüzde 12.8
Evet ihraç edilsinler: Yüzde 9.2
Fikir belirtmeyen: Yüzde 28.7

Recep Tayyip Erdoğan’ın bir daha aday olabilmesi için anayasada bulunan yalnızca 2 dönem cumhurbaşkanı seçilme kuralı değiştirilmeli midir?

Hayır: Yüzde 65.7
Evet: Yüzde 24.5
Fikir belirtmeyen: Yüzde 9.8

Diyanet İşleri Başkanlığı’na güveniyor musunuz?

Hayır: Yüzde 83.3
Evet Yüzde 11.1
Fikir belirtmeyen: Yüzde 5.6

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Hakkında Soruşturma Açan Başsavcıya Tepki: Seni Yöneten Aklı…

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında soruşturma açan İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’e tepki göstererek, “Seni yöneten aklı bu milletin zihninden söküp atacağız. Bunu unutma” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Modern Hukuk ve Yargının Siyasallaşması Paneli’nde konuştu. BirGün’ün aktardığına göre; İmamoğlu’nun konuşmasında şunları söyledi:

“Yargının siyasallaşması tam anlamıyla hayati bir sorun. Ne kadar zor bir güne ve ülkeye uyandığımızı her biriniz aslında çok çok iyi biliyorsunuz. Her yönüyle zor bir sabaha ve zor bir haftaya uyandık. Tabii yargının siyasallaşması ve bu siyasallaşma üzerinden ülkemize etkisini çok kıymetli konuşmacılar aktaracaklar. Şunu söylemekte fayda var. Böylesi bir uygulamanın doğrudan insanların yaşamına mal olduğunun altını çizmek isterim.

Yargı bağımsızlığını yitirip siyasi güç odaklarının baskısı altına girmeye başlarsa vatandaşların can ve mal emniyetinin kalmayacağını, yargının can ve mal güvencesi olmaktan çıkacağını hepimizin bilmesi şart. Haklı olanın değil, güçlü olanın lehine işleyen bir yargı sistemi her türlü suç örgütünün, çeteleşmenin önünü açmıştır ve açar. Türkiye maalesef bugün böylesi bir sürecin içerisinden geçiyor.

Geçtiğimiz günlerde iki genç hukukçu kardeşimizin acı biçimde yaşadıklarını paylaştım. Genç bir avukat Mert Akdoğan hakimlik ve savcılık sınavında önemli bir başarı elde etmesine rağmen şeffaflıktan ve objektiflikten uzak bir sözlü mülakatta nasıl elendiğini ve acı biçimde canına kıydığını hatırlatmak isterim. Kamu atamalarında liyakat esas alınmadığı tam bir partizanlıkla hareket edildiği için çaresizliğe, umutsuzluğa itilen bir gencimizi daha yitirdik. Bir başka genç, stajyer savcı Mithat Can Yalman da kurum içinde uğradığı mobbinge ve baskılara karşı yeterli hukuki ve idari koruma alamadığı, mesleki bir izolasyona maruz bırakıldığı için canına kıydı. İnsan canından bahsediyoruz.

Bir makama bir mevkiye gelmekten, bir koltuğa oturmaktan bahsetmiyoruz. Gencecik insanların canına kıymasından bahsediyoruz. İşte kendi içerisinde bile adaleti sağlayamayan bu yapı, tam da bu tür ortamların ülkemizde yaşanması gibi bir acı faturayı bizlere göstermekte. İnanınız bu paylaşımımızdan sonra onlarca gencimizin feryadını aldığı puanları nasıl defalarca birinci olmasına rağmen hem de Türkiye’de nasıl elendiğini anlatan, yazan, gönderen birçok detay var bunu lütfen dile getirin diye feryat eden gençlerimiz var.

İşte. Bu yönleriyle kesinlikle bugün oluşan yapı hiç kuşkusuz yargının siyasallaşmasından bulduğu güçle kuvvetle oluşmuş bir yapıdır. Yargının siyasallaşması insanların hayatlarına mal olduğu gibi bir başka boyutu daha tehlikeli. Devletin varlığını tehlikeye atar. Devlet hepimiz için en büyük çatı en büyük güvence sığınacağımız en büyük gökkubbe diye tariflediğimiz altında yaşadığımız Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Ve işte bu yargının siyasallaşması devletin varlığını tehlikeye atar. İktidarların sınırsız güç kullanmasını önleyecek hukukun üstünlüğünü sağlayacak olan yegane kuvvet bağımsız yargının varlığıdır.

Yargının bağımsızlığına son verir, yargıyı, iktidarın bir parçası haline getirirseniz ortada hukuk devleti kalmaz. Kurallar önemini yitirir, kurumlar yozlaşmaya ve çürümeye başlar. Tüm dünyada otoriter rejimlerin yaptığı tam da budur. Kontrolsüz güç ve onun yol açtığı derin kurumsal çürümeler… Kendisini milli iradenin tek temsilcisi kabul eden yargıyı ayrı ve bağımsız bir kuvvet olarak görmeyen bir iktidarın modern devlet anlayışında yeri yoktur. Böyle bir iktidar modelinin Cumhuriyetimizin temel ilke ve idealleri içerisinde de yeri yoktur. Türkiye bugün yargının siyasallaşması kavramını bile ifade etmekte kalacağı bir noktaya ne yazık ki gelmiştir.

Yargıyı bir kişinin bir partinin çıkarlarına uygun sonuçlar üreten güdümlü bir mekanizmaya dönüştürme çabası büyük ölçüde ne yazık ki amacına ulaşmıştır. Çok yakın geçmişte Ergenekon davalarıyla 2010 Anayasa Referandumundaki yargı düzenlemeleriyle başlayan bir süreçtir bu. O dönemde ne istedilerse verdikleri paralel yapılanmalarla el ele, kol kola getirdikleri düzenlemeler yargıyı tahaküm altına almalarını sağlamıştır. Bu çabalar, üzülerek ifade ediyorum ki 2017 referandumuyla beraber kurumsallaşmış ve son amacına ulaşmıştır. İşte kurulan tek adam rejimi tam da bu süreçte zirveye ulaşmıştır. Bugün artık bağımsız yargı can çekişmektedir.

Kendini sadece hukuka, millete ve vicdanına karşı sorumlu gören hakimlerimiz, savcılarımız elbette vardır. Ama onların oluşturulmaya çalışılan bu yapı içerisinde ne denli baskı altında olduklarını ve nasıl muamele gördüklerini yakından yaşamış birisiyim. İktidarın siyasal amaçlarla yargıyı nasıl tahakküm altına aldığını gösteren en pervasız örneklerden birisi 2019 yerel seçimleri sonrası yaşananlardır.

2019 yerel seçimleri sonrası yaşananlar o günden bugüne İstanbul’da yaşanmaya devam etmektedir. 31 Mart 2019 gecesi İstanbul’da seçimleri kaybettiklerini anlayınca ilk iş olarak kurtuluş mücadelesinin göbeğinde kurulmuş milletin bağımsız bir biçinde haber almasını sağlayacak Anadolu Ajansı’nın veri akışını nasıl durdurduklarını, seçimi kaybetmelerine rağmen İstanbul’u kazandıklarını ifade ettiklerine 16 milyon İstanbullu şahitlik etmiştir.

Cumhurbaşkanı o tarihte aynen şöyle dedi. Ortada bir yolsuzluk var şaibe var bu yolsuzluğun ortadan kaldırılması hem YSK’yı aklayacaktır, hem de milletimiz rahatlayacaktır. Onlar kaybedince seçimler, yargı organları hatta millet şaibeli hale geliyor. Ve bunu pervasızca söylemekten imtina etmiyorlar. Her koşulda onlar kazanacak. Ne olursa olsun koltuk onlara ait. Onların malı mülkü. Her şey onların bizim bildiğimiz bir tek yüzüktü onların. Şimdi her şey oluyor.

Bu zihniyet bakın bu şaibeli diye ifade ettiği YSK ve o yönde adım atan ve kararlar alan koca kurulu suçlayan aynı akıl heybeden bahsediyor. Yani yürütmeyle yargının nasıl iç içe geçtiğini talimatı kimden aldığını hani varsa bir soruşturma varsa bir yol yürüyüş o yürüyüş esnasında bile varsa bir detay ya da uydurdukları detaylar onlara hakim olduğunu ve onun da ona bilgi olarak aktığını heybede olduğunu pervasızca milletle paylaşıyorlar. Bundan daha büyük somut delil olamaz. İşte yargının siyasallaşması dediğimiz şey bir kavram değil ne yazık ki şu anda bu ülkede yaşamın ta kendisidir hayatın bir parçası halinde olur.

13 bin küsur oyla seçimi İstanbul’da kazanacağını mı zannediyorsun diye ifade ettiğini unutmayınız. 806 bin oy fark yedi sonra. Bu milletin iradesini hafife alan anlayış bir sağdan bir soldan ama yetmiyor. Bu millet sizi bu güzel Cumhuriyet tarihinden silip atacak. Bu kadar net. Bir başka kurtuluşu yok. Çünkü kendilerini yetkiyi geçici süreliğine milletten alan bir hükümet olarak değil tekrar ifade ediyorum ülkenin tek sahibi milletin üzerinde bir güç olarak görüyorlar.

Millet neymiş ki? Millet neymiş ki? Esas olan şahsım bu kadar net. Sakın bunu böyle kenara köşeye atmayın. Kumun altına gizlemeyin bu kadar net önemli olan şahsım. Bu kadar net ifade ediliyor zaten. Bu zihniyetle 2019’dan bugüne sürekli yargı tacizi altında olmamıza rağmen milletin vermediği yetkiyi yargı yoluyla ele geçirme konusunda yapmadıklarını geride bırakmadılar. Her şeyi yaptılar. 2019’dan bugüne Allah aşkına bir seçim bitti. Seçimi kazandık. Ellerini yakamızdan bırakmamaya çalışıyorlar.

Kaç defa ellerini böyle milletçe vurup yere düşürmemize rağmen hala elleriyle yakamıza yapışmaya çalışıyor böyle bir şey olmaz. Bu tam yüzsüzlük. Yani dört defa kaybettin hala ulaşmıyorsun be kardeşim. Böyle bir şey olamaz. Ahmak davasında işte bugüne geldiğinizde Esenyurt’taki yaşadığımız garabet, değerli dostumuz, kıymetli akademisyen hocamız Profesör Doktor Ahmet Özer ve en son Beşiktaş Belediye Başkanımız, değerli kardeşim Rıza Akpolat.

İşte bunların yargılanması, soruşturma süreçleri bir yanda 90 gündür hala yazılmayan iddianame. Utanmadan büyükşehir meclisinde sözcüleri terörist kelimesini ona ithafen ifade ettiler. Niye yazmıyorsun o zaman iddianameyi? Çünkü hala uydurmaya çalışıyoruz. Durdurmaya çalışıyoruz. İşte tüm bu yapılanların temel meselesi İstanbul’u kaybetmeleri meselesidir. Oluşturdukları yargı tacizi atmosferi net olarak budur. Milletin vermediği yetkiyi yargı yoluyla ele geçirmeye önümüzdeki seçimi bugünden kurgulayıp dizayn etmeye milletin iradesini bugünden baskı altına almaya çalıştıkları nettir.

İktidarı denetleyen güçlü ve bağımsız yargı sistemini kuramazsak ekonomik, toplumsal, siyasi hiçbir sorunumuzu çözemeyiz. Yoksulumuz yoksulluktan kurtulmaz. İş adamımız batmaktan kurtulamaz. İnsanlarımızın büyük kısmı can ve mal güvenliğinden emin olamaz. Bugün siyasi erklerini sağlama alma adına siyasi kişiliklere yapmış oldukları şafak baskınlarını yarın iş yerlerimize fabrikalarımızı yaparlar. Sakın bu bana yapılamaz diye kimse düşünmesin. Dolayısıyla sanmasınlar bu mesele Ekrem İmamoğlu meselesidir.

Sanmasınlar bu mesele Cumhuriyet Halk Partisi ya da onun Genel Başkanı Özgür Özel meselesidir. Bu mesele Türkiye Cumhuriyeti Devleti Milleti ve bu güzel Cumhuriyetin geleceğinin beka meselesidir. Biz onun için feryat ediyoruz. Çünkü işte yargının denetleyemediği bir iktidar olursa mutlaka o yozlaşma ve çürüme sadece bugünümüzü değil geleceğimizi de mahveder. Türkiye bu büyük yozlaşma ve çürümeyi aşacak kuvvetler ayrılığına dayalı gerçek bir hukuk devletini ve demokrasiyi inşa edecek kabiliyet ve tecrübeye sahip bir ülkedir.

Şurada göz ucuyla görebildiğim hukuk dünyasının duayen ve çok kıymetli insanları sadece şu salonda bulunan insanları dahi şu salondan çıkışta bir odaya otursalar bu ülkenin yargı sistemindeki arızaları tek tek ortaya çıkarır çözüm oranlarını çözüm ortamlarını büyük oranda milletin önüne koyar. Milletimiz bizim kabiliyetli. Bugünkü kabiliyetsiz ortamın müsebbibi nettir. Bunu yaşatan bize bellidir. Bunun yolu çözüm yolunda bellidir. Onun için hep birlikte bu çözüm yoluna koşmak zorundayız hep birlikte koşmalıyız. Bunun başka bir yolu yok.

Adalet mülkün temelidir sözü ve devletin birliğin ve düzenin harcı adalettir demektir. Aynı cümleyi tersinden ifade edersek. Adaletin olmadığı yerde devlet de kalmaz, birlik de kalmaz. Biliyorsunuz Hazreti Ali’ye, devletin dini olur mu diye sormuş. O da devletin dini adalettir. Adaleti olmayan devlet dinsizdir demiştir. Bu kadar net. Gerçekten bir ülkede adalet yıkılırsa herkes altında kalır. Kimse kurtuldum diyemez. Mücadelemiz onun için millet mücadelesidir. Milletin mücadelesidir.

“Seni yöneten aklı bu milletin zihninden söküp atacağız”

Tek bir kişinin uğradığı adaletsizliğin bile bütün topluma yönelik tehdit olduğunu bilerek hissederek yaşayan bir millet olmaya mecburuz. Birliğimiz ve kardeşliğimizin en sağlam temeli herkes için eşit ve tarafsız işleyen bir hukuk düzenidir. Böyle bir düzeni en baştan en sağlam şekliyle inşa etmeye mecburuz. Bütün bunları ve çok daha fazlasını başarabiliriz başarmaya mecburuz. Yani benim gencecik kardeşim, arkadaşım, Gençlik Kolları Genel Başkanı Cem Aydın’ı ifade için çağırıyorsun, sözüm ona. Yedi, sekiz polisle evine baskın yapıyorsun. Neymiş? Bizim gözümüzü korkutmakmış. Amacın senin milletin gözünü korkutmak.

Bak Başsavcı sana söylüyorum. Biz var ya senin evlatlarının bile -sana hiçbir faydamız olmaz senin zihnin çürümüş de- senin evlatlarını bile bu muamelelerden kurtarmak için seni yöneten aklı bu milletin zihninden söküp atacağız. Bunu unutma. Söküp atacağız ki senin evlatlarının kapısına birileri dayanmasın. Senin evlatlarını sabahın köründe evinden kimse almasın. Senin tıynetini, senin aklının senin zihninin içinden geçen yol ve yöntemleri bu memleketin her ortamından söküp atacağız ki senin dahi senin bile yuvana ailenin o çocuklarına geleceğine huzuru temin edelim bizim derdimiz bu.

Kötü niyetli insanlardan bu memleketi temizlemek zorundayız. Buna mecburuz ve hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki başaracağız. Biz her daim, erdemin, vicdanın yanında olduk adaletin yanında olduk, olmaya devam edeceğiz. Bu ülkenin birliğinin teminatıyız, teminatı olmaya devam edeceğiz. Özgürlüğün, kardeşliğin, demokrasinin ve kalkınmanın teminatıyız, teminatı olmaya devam edeceğiz. Bu güçlü devletin, güçlü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin teminatıyız. Cesur olmayan var mı aranızda? Yok.

Cesarete ihtiyacımız var, örgütlü, erdemli bir dayanışmaya ihtiyacımız Başka türlü kurtulamayız bunlardan. Gencecik adamı evinden alacaksın ifade için Çağlayan’a götüreceksin. Bu ülkede her kamu yöneticisi yargılanabilir kardeşim. Usulü vardır, üslubu vardır hesabını verir. Hesabını vermek zorundayız. Bu kadar net. Usulüne ve üslubuna göre yapacaksınız. Onun için biz yol arkadaşlarımızın bir an önce özgürlüklerine kavuşmasını iddianamelerin doğru dürüst yazılıp yargılanma düzenlerinin kurulmasını ve yargıya, siyasetin müdahalesinin olmamasını diliyoruz.”

Paylaşın

İYİ Parti’de İstifa Depremi: Milletvekili Sayısı 28’e Düştü

İYİ Parti’de Konya Milletvekili Ünal Karaman, partisinden istifa ettiğini açıkladı. Ünal Karaman’ın istifasının ardından İYİ Parti’nin TBMM’deki milletvekili sayısı 28’e düşütü.

Haber Merkezi / İYİ Parti Konya Milletvekili Ünal Karaman, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile partisinden istifa ettiğini duyurdu. Ünal Karaman, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Aziz Türk Milletine; Hayatım boyunca, ‘hak yok, vazife vardır’ anlayışıyla milletime hizmet etmeyi en kutsal görev bildim. Çok erken yaşta göğsüme taktığım Türk bayrağını, sporculuğumda olduğu gibi, parlamenterliğimde de ilk günkü ruh ve gururla taşıyorum. Çünkü ben her zaman yalnızca hizmet ve görev şuuruyla hareket ettim.

Varlığını, desteğini ve duasını her daim yanımda hissettiğim sevenlerim, bu çetin yolda en büyük güç kaynağım oldu. Onların sevgisi, teveccühü ve güveni, Türk milletinin yüce menfaatlerini koruma ülkümü her zaman pekiştirdi. Bu kutsal sorumluluğun bilinciyle, yaptığım değerlendirmeler sonucunda, İYİ Parti üyeliğinden ayrılma kararı almış bulunmaktayım. Bu karar, milletime daha iyi hizmet etme irademin bir gereğidir.

Bana inanan vefalı yürekler çok iyi bilirler ki, onların güvenini hiçbir zaman boşa çıkarmayacağım. Dün olduğu gibi yarın da onların inancını kendi inancım sayacak; Ata’mızın emrine sadık kalarak, Türk istiklalini ve Türk cumhuriyetini muhafaza ve müdafaa etmek için var gücümle çalışmaya devam edeceğim.”

Ünal Karaman kimdir?

29 Haziran 1966’da Konya’da dünyaya gelen Ünal Karaman, futbol hayatına Konyaspor’un genç takımında başlayan Karaman, 1984 yılında Gaziantepspor’a transfer oldu. Karaman, Gaziantepspor’da oynarken, Türkiye millî futbol takımı formasını 2. Lig oyuncusu olarak giyen ilk futbolcu unvanını kazandı.

1987’de Malatyaspor’a transfer olan Karaman, 1988 yılında bu takımda Süper Lig üçüncülüğü yaşadı ve A millî takımın önemli oyuncuları arasında yer aldı. Karaman, 1990 yılında Trabzonspor’a transfer olarak kariyerinin en uzun dönemini burada geçirdi. Ünal Karaman, 1999’da MKE Ankaragücü’ne katıldı ve bir sezon sonra futbolculuk kariyerini noktaladı.

Futbolu bıraktıktan sonra 2000-2004 yılları arasında Türkiye millî futbol takımında yardımcı antrenörlük yapan Ünal Karaman, 2005 yılında Ümit Millî Takım teknik direktörlüğüne getirildi. Ünal Karaman, kulüp düzeyindeki ilk deneyimini ise 2007 yılında Konyaspor’da yaşadı. Karaman, 2008’de bu görevinden istifa etti, aynı yıl, MKE Ankaragücü’nü kısa bir süre çalıştırdı.

2009’da yeniden Konyaspor’un başına geçen Karaman, Trabzonspor’da sportif direktörlük ve Şenol Güneş’in yardımcılığı gibi görevlerde bulundu. Ünal Karaman, 2014-15 sezonunda Adana Demirspor’un teknik direktörlüğünü yaptı ve takımını 1. Lig’de 4. sıraya taşıdı. Karaman, daha sonra Şanlıurfaspor (2016), Trabzonspor (2018-2020), Çaykur Rizespor (2020) ve Göztepe (2021) gibi kulüplerde teknik direktörlük yaptı.

21 Mart 2023’te İYİ Parti’den Konya milletvekili adaylığını açıklayan Karaman, 9 Nisan’da birinci sıradan aday gösterildi. 14 Mayıs 2023 seçimlerinde Konya milletvekili seçildi, ancak, 20 Ocak 2025 tarihinde sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla İYİ Parti’den istifa ettiğini duyurdu.

Paylaşın

Can Atalay Yazdı: Mücadelemizi Sürdüreceğiz

Cezaevindeki 1000. gününde açıklama yapan Can Atalay, “Demokrasi ve hukuktan yana mücadelemizi ısrarla sürdürecek, adaleti, kardeşliği, vicdanı, özgürlüğü ve elbette Gezi’yi savunmaya devam edeceğiz” dedi.

Haber Merkezi / Gezi Parkı Davası’nda 18 yıl hapse çarptırılan, Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) Hatay milletvekili seçilmesine ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararına rağmen cezaevinde tutulan Can Atalay, sosyal medya hesabından 1000 günü değerlendirdiği bir açıklama yaptı.

Can Atalay, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Hepinizi sevgiyle selamlıyorum. Tam 1000 gün oldu. Anayasal haklarımızı kullanarak demokratik itirazımızı zulümle ezmeye çalışanlara boyun eğmediğimiz için Silivri’deyiz, Bakırköy’deyiz. Ancak bu süre boyunca dayanışmanız hep yanı başımızdaydı. Bizlere güç verdiniz. Hiç yalnızlık duygusu yaşamadık çünkü bizlerin içeride, sizlerin dışarıda derdi, tasası aynı: Özgür, demokratik bir ülke istiyoruz.

Keyfiliğin değil hukukun, kuralların egemen olduğu, bütün yurttaşların kanun önünde eşit olduğu bir Türkiye istiyoruz. Üzgünüz, ancak 1000 gündür içeride olduğumuz için değil; adalet ve hukuktan günbegün uzaklaşan memleketimiz için, demokrasi adına kaybettiğimiz değerler için üzgünüz. Ülkemizde bugün bir ikili hukuk ve ikili işleyiş egemen durumda. İktidara sımsıkı yapışmış bir çevre, kendi devamı uğruna ayağına dolanan her yurttaşı, her kurumu tasfiye etmek için, başta adalet olmak üzere, tüm kurumları bir sopa olarak kullanıyor.

Bu 1000 günde neler oldu, bir bakalım: Gezi Mahkumiyetlerine duyulan tepkinin de etkisiyle yaklaşık 80 bin oyla Hatay’dan milletvekili seçildim. Anayasaya ve ilgili yasalara göre yapılması gereken çok netti. Ancak ikili hukuk hemen devreye girdi. Yasalar ve Anayasa çiğnendi. Görülmemiş biçimde Anayasa Mahkemesi üyeleri için suç duyuruları yapıldı. Meclis, yasadışılığa boyun eğerek saygınlığını tartışmalı hale getirdi. Meclis’in merdivenleri kana bulandı.

Son olarak, bizleri mahkum ettirme inadıyla beraat ettiğimiz davanın Yargıtay’ca bozma gerekçesi olan ‘eylemi bulacağınız yer’ olarak gösterilen Çarşı Davası beraatle sonuçlandı. Böylece Geziciler üçüncü kez beraat etmiş oldu. Ancak bu beraatler, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce ard arda verilen hak ihlali kararlarının sonuç vermediği bir durumdayız. Çünkü bizlerin 1000 gündür yaşadıkları, kayyumlarla yaşananlar, algı yaratmak için yürütülen operasyonlar, medya üzerindeki baskılar. Bunların hepsi iktidara yapışma durumunun sonuçlarıdır.

“Birlikte mücadele edecek, birlikte kazanacağız”

Sevgili arkadaşlar, her hal ve şartta muhatabı olduğumuz zulmün karşısında karamsarlığa teslim olmuyoruz. Umudumuzu asla kaybetmiyoruz. Hiç birimiz! Demokrasi ve hukuktan yana mücadelemizi ısrarla sürdürecek, adaleti, kardeşliği, vicdanı, özgürlüğü ve elbette Gezi’yi savunmaya devam edeceğiz. Bu kilidi sizlerin bugün, bu buluşmalarda ve alanlarda yan yana duruşunuz çözecek.

Çözüm için, siyaseten teferruata takılmadan, ana sorunumuzun bugün yaşadığımız ikili hukuku ve ikili işleyişi aşmak olduğunu bilerek, kararlılıkla yan yana duruşumuzu güçlendirmeliyiz. Baskı karşısında enseyi karartmayacağız. Birlikte mücadele edecek, birlikte kazanacağız. Hukuka, özgürlüğe gönül vermiş, bu yolda yürüyen tüm yurttaşlarımızı sevgiyle kucaklıyorum.”

Paylaşın

DEM Parti: Siyasi Ve Askeri Saldırılar Barış Umudunu Baltalıyor

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin açıklama yapan DEM Parti, açıklamasında, “Türkiye halklarının barış özlemi ve demokratikleşme talepleri eksenindeki bu tartışma sürecinde iktidar, askeri ve siyasi saldırılarıyla milyonlarca insanın barış ve demokrasi umudunu baltalamaya devam etmektedir” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / DEM Parti, açıklamasının devamında, “Kürt halkının kazanımlarına yönelik baskılar her geçen gün genişlemektedir. Belediyelere kayyım atanması, siyasi soykırım operasyonlarının artması, Kuzey ve Doğu Suriye’de sivilleri de içerisine alacak şekilde saldırıların büyümesi, Kürt kültür kurumlarına dönük baskınlar ve siyasi müdahaleler iktidarın ülkede yeşeren barış ihtimaline yönelik siyasi suikastleridir” ifadelerine yer verdi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye halkları geçtiğimiz yılın ekim ayından bu yana Kürt sorununda demokratik çözüm ve Türkiye’nin demokratikleşmesi eksenindeki tartışmalardan büyük bir umut ve heyecan duymuş, süreci tüm gücüyle destekleyerek nihai barış ve demokratik bir ülke talebinde ortaklaşmıştır. Türkiye halklarının barış özlemi ve demokratikleşme talepleri eksenindeki bu tartışma sürecinde iktidar, askeri ve siyasi saldırılarıyla milyonlarca insanın barış ve demokrasi umudunu baltalamaya devam etmektedir.

Kürt halkının kazanımlarına yönelik baskılar her geçen gün genişlemektedir. Belediyelere kayyım atanması, siyasi soykırım operasyonlarının artması, Kuzey ve Doğu Suriye’de sivilleri de içerisine alacak şekilde saldırıların büyümesi, Kürt kültür kurumlarına dönük baskınlar ve siyasi müdahaleler iktidarın ülkede yeşeren barış ihtimaline yönelik siyasi suikastleridir.

Geçtiğimiz günlerde Tişrin Barajı çevresinde çatışmaların durması için yürüyüş yapan sivillere dönük saldırılarda çok sayıda insan yaşamını yitirmişti. Bu saldırılarda ağır yaralanan Kürt komedyen ve tiyatro oyuncusu Bavê Teyar’ın yaşamını yitirdiğini üzüntüyle öğrendik. Bavê Teyar milyonlarca Kürdün evine misafir olan, güldüren, düşündüren ve her zaman halkının yanında olan bir sanatçıydı. Teyar’a rahmet, yakınlarına ve Kürt halkına başsağlığı diliyoruz. Bu saldırıları en güçlü şekilde kınıyoruz.

Bu vesileyle günlerdir Tişrin Barajı’nda topraklarını savunan, saldırıların son bulması için sivil canlı kalkan eylemini gerçekleştiren Kuzey ve Doğu Suriye halklarını selamlıyor, dayanışma duygularımızı paylaşıyoruz.

“İktidarı uyarıyoruz; Kürt halkına, kurumlarına ve barış savunucularına saldırmaktan vazgeçin”

Kuzey ve Doğu Suriye’de saldırılarını devam ettiren akıl, Türkiye’de de Kürt kurumları ve emekçilerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırmıştır. Yine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında 17 Ocak günü Van ve İstanbul’da yapılan ev baskınlarında gazeteciler Reyhan Hacıoğlu, Necla Demir, Rahime Karvar ve Ahmet Güneş gözaltına alındı.

Aynı soruşturma kapsamında İstanbul’daki Martı Prodüksiyon ve Güncel prodüksiyon şirketlerine baskın düzenlendi. Kürt gazetecilerin siyasi soykırım operasyonları kapsamında gözaltına alınmasından sonra Diyarbakır’da Kürt Edebiyatçılar Derneği’ne baskın düzenlenmiş, dernekte bulunan 150 kitap ve 1500 gazeteye el konulmuştur.

Bu korsan baskının ve insanlık tarihine utanç olarak geçecek şekilde kitap ve gazetelere el konulmasının tek izahı, iktidarın emrindeki polis ve yargı eliyle toplumsal barış umudunu baltalamak istemesi ve bunun için çabalamasıdır. Kürtlerin kazanımlarına, kültürüne, kurumlarına, emekçilerine dönük saldırıların başka bir izahı ve gerekçesi olamaz.

İktidarı uyarıyoruz; Kürt halkına, kurumlarına ve barış savunucularına saldırmaktan vazgeçin. İktidarın izlediği bu saldırgan politikalar çözüme dair tartışmaları zehirlemektedir.

İktidar tarafından sürdürülen bu siyasi operasyon ve saldırıların mevcutta yürütülen tartışma sürecinin ruhuna aykırı olduğunu bir kez daha ifade ediyor ve altını özellikle çiziyoruz. İktidar, Kürt halkının kazanımları ve kurumlarına dönük saldırılarda ısrar ederek hiç kimseyi barış ve çözüme niyetli olduğuna ikna edemez. Eğer iktidar barış ve çözüm konusunda samimiyse yapması gereken ilk şey saldırıları durdurması, Kürt halkının kazanımlarına ve kurumlarına saygı duymayı öğrenmesidir.

Saldırılarla Kürtleri, muhalifleri ve barış savunucularını yıldıracağını düşünen iktidar büyük yanılıyor. Yılmayacağız, direneceğiz, barış ve demokrasi mücadelesini en güçlü biçimde sürdüreceğiz. Barış talebinde ortaklaşan milyonlarca yurttaşımızı ve demokratik kamuoyunu iktidarın barış ihtimalini ortadan kaldırmaya dönük saldırılarına karşı güçlü bir demokratik tepki göstermeye davet ediyoruz.”

Paylaşın

Kabine’de Değişim İçin Gözler AK Parti Kongresi Sonrasına Çevrildi

Uzun zamandır konuşulan kabine değişimi için AK Parti 8. Olağan Kongresi sonrasına işaret ediliyor. Kabinede de değişimin en fazla 3-4 bakanlıkla sınırlı kalabileceği kaydediliyor.

AK Parti’nin 12 Ekim’de başlattığı 8. Olağan Kongre süreci hızlandı. 81 il kongresinden 63’ü tamamlandı. 27 Ocak’ta Gençlik Kolları, 5 Şubat’ta Kadın Kolları, 23 Şubat’ta da Büyük Kongre yapılacak. Yerel seçimde büyük yenilgi alarak 22 yıllık iktidarında ilk kez ikinci parti konumuna düşen AK Parti’de genel merkez düzeyinde değişim beklentisi çok yüksek.

Yüzde 60 hatta yüzde 70’i bulan bir değişimden bahsediliyor. Ancak parti kurmayları MKYK’da bu beklenti bir ölçüde karşılansa da yeni MKYK üyeleri arasından belirlenecek MYK’da aynı ölçüde değişimin olmayacağı görüşünde.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Çok uzun zamandır parti MYK’sında yer alan bazı siyasetçilere yeniden görev verilmeyebileceği ifade edilirken 18 kişilik MYK’da en fazla 6-7 kişinin değişebileceği iddia ediliyor. Uzun zamandır konuşulan kabine değişimi için de kongre sonrasına işaret ediliyor. Kabinede de değişimin en fazla 3-4 bakanlıkla sınırlı kalabileceği kaydediliyor.

14 Mayıs 2023 seçimlerinde oluşan TBMM’nin geçen 1.5 yılında 31 milletvekilinin partisiyle yollarının ayrıldığını yazmıştık. Bu milletvekillerinden 15’i başka partilere katıldı, 15 bağımsız milletvekilinin bazıları için de AK Parti’ye katılacaklarına dair sürekli yeni iddialar gündeme getiriliyor. Hatta bazı DEVA Partisi ve Gelecek Partisi milletvekillerinin de istifa ederek AK Parti’ye katılabileceği konuşuluyor.

Muhalefet partisi temsilcilerine göre AK Parti bu “transfer süreci”ni stratejik olarak planlıyor ve bilinçli olarak da zamana yayıyor. Bir parti kurmayı, “AK Parti tek tek vekil alarak seçmenin muhalefete olan inancını ve güvenini sarsmaya çalışıyor. Önümüzdeki günlerde de bunları görmeye devam edeceğiz” diyor.

Paylaşın

“4 Milletvekili 20 Belediye Başkanı AK Parti’ye Katılacak” İddiası

4 milletvekili ile 20 belediye başkanının AK Parti’ye katılacağı iddia edildi. Katılımların AK Parti grup toplantılarında ya da 23 Şubat 2025’te yapılacak büyük kongrede toplu bir şekilde olabileceği öne sürüldü.

İYİ Partili milletvekilleri Dursun Ataş, Seyithan İzsiz, Ersagun Yücel, İdris Nebi Hatipoğlu, Yeniden Refah Partili Suat Pamukçu Gelecek Partisi’nden Nedim Yamalı ile 13 belediye başkanı farklı tarihlerde partilerinden istifa edere AK Parti’ye geçmişti.

İktidara yakın Türkiye gazetesinde yer alan habere göre; AK Parti’ye diğer partilerden yeni transferler söz konusu. Bu kapsamda 4 milletvekili ile 20 il/ilçe belediye başkanının AK Parti’ye katılması gündemde. AK Parti’ye transferlerin İYİ Parti, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nden olması bekleniyor.

Katılımların AK Parti grup toplantılarında ya da 23 Şubat 2025’te yapılacak büyük kongrede toplu bir şekilde olabileceği kaydediliyor. Haberde ismi verilmeyen AK Parti kaynaklarının “partiye yönelik yoğun ilgi bulunuyor” açıklamalarına da yer verildi.

İYİ Partili milletvekilleri Dursun Ataş, Seyithan İzsiz, Ersagun Yücel, İdris Nebi Hatipoğlu, Yeniden Refah Partili Suat Pamukçu Gelecek Partisi’nden Nedim Yamalı ile 13 belediye başkanı farklı tarihlerde partilerinden istifa edere AK Parti’ye geçmişti.

Paylaşın