DEM Partili Siirt Belediyesine Kayyım Atandı

İçişleri Bakanlığı, “PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası verilen Siirt Belediye Başkanı Sofya Alağaş’ın yerine Siirt Valisi Kemal Kızılkaya’nın Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildiğini duyurdu.

En son yine DEM Partili Mersin Akdeniz Belediyesi Eş Başkanları Hoşyar Sarıyıldız ve Nuriye Arslan ile dört belediye meclis üyesi 10 Ocak’ta ev baskınlarıyla gözaltına alınmış ve yerlerine kayyım atanmıştı.

Son 10 yıl içinde toplamda 149 belediyeye kayyum atandı. Kayyım atamalarındaki gerekçelerde ağırlıklı olarak terörle iltisak veya terör örgütlerine destek verme suçlamaları öne çıkıyor.

DEM Partili Siirt Belediye Başkanı Sofya Alağaş’ın “terör örgütüne üye olmak” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmasının ardından, Alağaş İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırıldı. Alağaş’ın yerine kayyım atanarak, Siirt Valisi Dr. Kemal Kızılakaya Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildi.

İçişleri Bakanlığı tarafından bugün yapılan açıklamada, Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada Alağaş’ın “PKK/KCK Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası alması nedeniyle; Sofya Alağaş Anayasa’nın 127’nci maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47’nci maddesi gereğince geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığınca görevden uzaklaştırılmıştır” ifadeleri yer aldı. Açıklamada, “5393 sayılı Belediye Kanunun 45 ve 46’ncı maddeleri uyarınca Siirt Valisi Dr. Kemal Kızılkaya Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirilmiştir” denildi.

Siirt Valiliği de DEM Partili Siirt Belediye Eş Başkanı Sofya Alağaş’ın görevden alınarak yerine kayyım atanmasının ardından kent genelinde eylem ve etkinliklerin 10 gün süreyle yasaklandığını bildirdi.

DEM Parti’nin konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, “Siirt Belediye Eş Başkanımız Sofya Alagaş’a verilen 6 yıl 3 aylık cezanın ardından bugün de sabahın erken saatlerinde Siirt Belediyemiz iktidar tarafından gasp edildi ve kayyum atandı. Böylece 31 Mart seçimlerinden bugüne halkın oylarıyla seçilen Hakkari, Mardin, Batman, Dersim, Halfeti, Akdeniz, Bahçesaray ve en son Siirt olmak üzere 8 belediyemiz gasp edilmiş oldu” denildi.

Kayyım atamaları

En son yine DEM Partili Mersin Akdeniz Belediyesi Eş Başkanları Hoşyar Sarıyıldız ve Nuriye Arslan ile dört belediye meclis üyesi 10 Ocak’ta ev baskınlarıyla gözaltına alınmış ve yerlerine kayyım atanmıştı. DEM Parti yönetimindeki Mardin Büyükşehir Belediyesi, Batman Belediyesi ve Şanlıurfa’nın Halfeti belediye başkanlarının 4 Kasım Pazartesi günü görevden uzaklaştırılmasına karar verilmişti.

İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Halfeti Belediye Başkanı Mehmet Karayılan ve Batman Belediye Başkanı Gülistan Sönük görevden alınmıştı. Kayyum kararına gerekçe olarak, üç belediye başkanının “silahlı terör örgütüne üye olma” suçunda aldığı cezalar ve süren davalar gösteriliyor.

Mardin Valisi Tuncay Akkoyun Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne, Batman Valisi Ekrem Canalp Batman Belediyesi’ne, Halfeti Kaymakamı Hakan Başoğlu Halfeti Belediyesi’ne kayyum olarak atandı. Bundan hemen önce de CHP yönetimindeki Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanmıştı.

Mart 2024’teki yerel seçimlerde CHP’den Esenyurt Belediye Başkanı olarak seçilen Ahmet Özer, 30 Ekim Çarşamba günü sabah saatlerinde evinde gözaltına alınmıştı. Özer, Çarşamba gece saatlerinde çıkarıldığı mahkemece “PKK/KCK terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla tutuklanmıştı.

22 Kasım’da ise DEM Partili Tunceli Belediye Başkanı Cevdet Konak ve CHP’li Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün görevden uzaklaştırıldığı açıklanmıştı. İçişleri Bakanlığı, Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu’nun Tunceli Belediye Başkan Vekili olarak, Ovacık Kaymakamı Hüseyin Şamil Sözen’in ise Ovacık Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildiğini açıkladı.

Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partili (DEM Parti) Tunceli Belediye Başkanı Konak ile Cumhuriyet Halk Partili (CHP) Ovacık Belediye Başkanı Sarıgül hakkında, “Silahlı terör örgütüne üye olmak” iddiasıyla ayrı ayrı dava açılmıştı ve Konak ve Sarıgül 6 yıl 3’er ay hapisle cezalandırılmıştı. Sanıklar hakkında yurt dışına çıkış yasağı da getirilmişti.

Son 10 yıl içinde toplamda 149 belediyeye kayyum atandı. Kayyım atamalarındaki gerekçelerde ağırlıklı olarak terörle iltisak veya terör örgütlerine destek verme suçlamaları öne çıkıyor. Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL döneminde, 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile yerel yönetimlerde ciddi değişiklikler meydana geldi.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal döneminde (OHAL) 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile hazırlanan kayyım düzenlemesi, 1988’de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Muhalefet partileri kayyım uygulamasının Anayasa’ya aykırı olduğunu savunurken, İçişleri Bakanlığı kayyum atamalarını Anayasa’nın 127’inci maddesine dayandırıyor.

“Mahalli İdareler” başlıklı Anayasa’nın 127’nci maddesi, İçişleri Bakanı’na “görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahalli idare organları veya bu organların üyelerini, geçici bir tedbir olarak kesin hükme kadar [görevden] uzaklaştırma” yetkisini veriyor.

Bu madde belediye başkanlarının görevden alınmasını sağlıyor ancak belediye başkanının yerine kimin atanacağına ilişkin bir düzenleme yer almıyor. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nda belediye başkanlarının görevden alınmasına ilişkin koşullar düzenleniyor. İçişleri Bakanlığı, görevden almanın yasal dayanağı olarak bu kanunun 45. ve 47. maddelerine işaret ediyor.

“Belediye başkanlığının boşalması hâlinde yapılacaklar” 45. maddede düzenlenirken, 15 Ağustos 2016 tarihinde çıkarılan KHK ile bu maddeye bir “kayyum” fıkrası eklendi. Eklenen fıkraya göre; İçişleri Bakanı, belediye başkanlarını terör gerekçesiyle görevden alma durumunda valileri veya kaymakamları kayyım olarak atayabiliyor.

47. maddede belirtilen görevden uzaklaştırmalara dair koşullarda ise “Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılabilir” deniliyor.

Paylaşın

Devlet Bahçeli’den Ekrem İmamoğlu’na Sert Tepki

İBB Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu sert sözlerle eleştiren MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Anayasa ve yasalar herkese adil uygulanmaktadır. Seçilmiş de olsa kimsenin suç işleme özgürlüğü yoktur. Korkunun ecele faydası hiç yoktur” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun sözleriyle ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Bahçeli açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

Mezkur toplantıda üst perdeden konuşmasının yanı sıra, ülkenin bilirkişisi pozları vermiş, Sayın Cumhurbaşkanımız dahil yargıya, siyasete ve aklına esen her kişi ve kuruma abuk sabuk laflar etmiştir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak taşıdığı sorumlulukları yok sayarak, üstüne vazife olmayan, görev ve yetki sahasında bulunmayan konu başlıkları hakkında talihsiz ve tabansız değerlendirmelerle havanda su dövmüştür. Klasik ve bildik İmamoğlu tablosu maalesef gündeme yine gölge düşürmüştür.

Kendi aklı yerine başkalarının aklını rehber edinmesi bir yana, İstanbul şehremini görevini layıkıyla yapamadığını itiraf edememiş, sancılı ve zor dönemlerde İstanbul’u niçin yüzüstü bıraktığını açıklayacak cesareti bir kez daha gösterememiştir. Felaket dönemlerinde tatil hakkını kullanan İmamoğlu’nun siyasi ahlak ve etik ihlalinde eşik ve sınır tanımadığı herkesin ve bilhassa İstanbul’da yaşayan vatandaşlarımızın malumudur.

Hiç kuşku yok ki İstanbul’un yıllarını çalan bu şahsın sorumluluktan kaçışı, makul ve meşru eleştirileri sözde hukuk ve sistem sorununa bağlaması asla doğru ve masum görülemeyecektir. Özellikle hatırlatırım ki, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Dahası ne rejim ne de sistem sorunu söz konusudur.

Gerçek bağlamından koparılmış demokrasinin ve demokratik hakların ardına saklanıp, milletimizin tertemiz irade ve tercihiyle yönetim hayatımıza giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni ve yüzde 52 oyla cumhurun başı seçilen Sayın Cumhurbaşkanımızı sorgulamaya kalkışmak potansiyel bir hazımsızlığın ve anti-demokrat siyasi zihniyetin suçüstü halinden başka bir şey değildir. Anlaşılan İmamoğlu hem siyasi hem de hukuki darboğazdadır ve telaşlanması da bundandır.

Ancak bağımsız ve tarafsız yargı İmamoğlu’yla birlikte, yanında yöresinde yuvalanmış çıkarcı yoldaşlarının nerede olurlarsa olsunlar takibindedir, MHP ve Cumhur İttifakı düşmanlığı yapanların yalanlarına, yönlendirmelerine de boyun eğmeyecektir. Ortada bir suç varsa bedeli hukuk önünde mutlaka ödenecektir.

Aksi halde endişeye zaten gerek de yoktur. Bugünkü basın toplantısının ardından, Cumhurbaşkanı adaylığı kisvesine bürünen İmamoğlu’na parti içindeki rakiplerinin nasıl yorum getirip ne diyeceği önümüzdeki günlerde açıklığa kavuşacak bir muammadır. Acaba CHP’nin siyasi ayak oyuncuları ve adaylık peşine düşen malum köşesiz isimleri İmamoğlu’nun her yana çekilecek açıklamalarına ne diyeceklerdir?

İmamoğlu ikbal kaygısıyla siyaset yapmayı eleştirse de yaptığı toplantının ana fikri ikbal kaygısından başka bir şey değildir. Anayasa ve yasalar herkese adil uygulanmaktadır. Seçilmiş de olsa kimsenin suç işleme özgürlüğü yoktur. Korkunun ecele faydası hiç yoktur. Ekrem İmamoğlu şayet Türkiye’yi ayağa kaldırabilecek gücü kendisinde görüyor ve özgüvenli bir Cumhurbaşkanı adaylığını veya lider profilini şahsına layık buluyorsa şu hususların da düşünülmesi ve dikkate alması siyasi ve ahlaki tutarlılığın bir gereği olarak akıllara gelecektir:

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu; Bütün yüklerinden kurtularak, sade bir vatandaşa dönüşebilecektir. CHP’den, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığından, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanlığı’ndan istifa etmesi, yerine Büyükşehir Belediye Meclisi’nden birisinin başkan olarak seçilmesinin önünü açarak belediye hizmetlerinin aksamasına engel teşkil etmesi mümkün olabilecektir.

Bu şahsa tavsiyem, siyasetten, yargıdan, toplumun her kesiminden ülkeyi ayağa kaldırabilecek destekçileri olduğuna inanıyorsa sade bir vatandaş olmayı tercih ederek sonuçlarına katlanması ve açıkça meydana çıkmasıdır. Aynı zamanda ulaşacağı bu rahatlık ve kolaylık; çevresindeki karmaşadan, siyasetin kaotik yapısından kurtulmasını, sade ve sıradan bir vatandaş olarak hem adaletin hem de milletin huzuruna çıkmasını sağlayacaktır.

“İmamoğlu kendine güveniyorsa…”

İmamoğlu kendine güveniyorsa, yüz bin kişinin imzasıyla Cumhurbaşkanı adayı olabilecektir. Trabzon’un bir evladı olarak da milletimize ve ülkemize hizmet etme imkanını elde edebilmek için resmen harekete geçebilecektir. Bu durum karşısında yol yürüdüğü bugünkü arkadaşlarının durumu, kaç kişinin etrafında kalacağı, belediyenin rant vanası kapanınca kimlerin yanında bulunacağı da netleşmiş olacaktır. CHP’nin cumhurbaşkanı adayı yarışına gireceği anlaşılan, bilimsel çalışmalarıyla öne çıkmış, TV’lerde CHP’yi savunarak boy gösteren önemli isimlerin varlığı da herkesin bildiği bir gerçektir.

Büyükşehir Belediye Başkanı zırhını çıkardığı andan itibaren isimleri siyaset borsasında inip çıkanlarla eşit şartlarda yarışıma imkânına kavuşması, kendi ifadesiyle adil bir yarışa önayak olması mümkün ve muhtemeldir. Hasılı Ekrem İmamoğlu’na sormak lazımdır ki; son dönemde yaptığınız açıklamalarda, verdiğiniz mesajlarla toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak bir liderlik sergileme peşine düştüğünüz ortadadır.

Eğer gerçekten siyasete ve yargıya olan güven eksikliğinden bahsediyorsanız, belediye başkanlığı görevinden istifa ederek belediye imkânlarını bırakmayı ve tüm rakiplerinizle eşit şartlarda sade bir vatandaş olarak yarış başlatmayı düşünüyor, “Türkiye’yi ayağa kaldırırım” sözünüzün gereğini, bu tür cesur bir kararla ortaya koymayı planlıyor musunuz? Böyle bir adımın, hem siyasi etik açısından örnek teşkil edeceğine, hem de adil bir yarış ortamı oluşturabileceğine, bunun da Türkiye’nin siyaset kültürünü dönüştürmek adına tarihi bir fırsat olacağına inanıyor musunuz?

Paylaşın

AK Partili Çelik’ten “İmralı” Açıklaması: Ziyaret Trafiği Tamamlandı

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin konuşan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Ziyaret trafiği tamamlandı. Bundan sonra beklenen terör örgütünün tasfiye edilmesiyle ilgili çağrının ortaya çıkması” dedi ve ekledi:

“Ziyaret trafiğinde kendi görüşlerimizi ifade etti. Ziyaret eden heyette bütün açıklığıyla konuya nasıl baktıklarını ifade ettiler. Biz de geçmiş dönemdeki çalışmalar ve bu dönemde nasıl baktığımızla ilgili tutumumuzu ortaya koyduk. Gelinen nokta terör örgütün kendini tasfiye etmesi ve silah bırakmasıyla ilgi çağrıyı kapsıyor. Bu herhangi şekilde al ver, pazarlık süreci değil. Devletin temel niteliklerinden taviz verilecek bir süreç değil.”

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, partisinin MKYK toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu. Ömer Çelik’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

Bolu’daki yangının tüm boyutlarının ortaya çıkması için net bir irade ortaya koyacağız. Yargının yürüttüğü soruşturma, idari soruşturma ve Meclis’te komisyonun kurulmasına dair irade bir araya gelince net bir tablo çıkaracaktır. Hem vicdani, hem ahlâki hem de adli açıdan sorumlu olanların cezasını çekmesi için gerçekleşecektir. Önceliğimiz sorumluları tespit etmektir.

Yüksekova’da 12 yaşında bir çocuğumuz başıboş köpek sürüsünce parçalandı. Burada Eslem evladımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Benzer tablonun yaşanmaması için yasal düzenlemeyi yaptık. Bu yasal düzenlemeleri yerine getirmeyen belediyelerin bunu gerçekleştirmesi için bütün irademizle bunun takipçisi olacağız. Hangi partiden olursa olsun bu konuda ihmali olanların üzerine gidilecektir.

En önemi konularımızdan bir tanesi İsrail’in başlattığı soykırım faaliyetlerinden sonra yakın zamanda ortaya çıkan ateşkes buruk da olsa bir sevinç yaşattı hepimize. Gazze’deki yıkımın boyutları çok daha net ortaya çıkmış oldu. Şimdiye kadar 50 bin Filistinli kardeşimiz şehit oldu. 110 binin üzerinde kardeşimiz yaralandı. Bu soykırım siyasetinin insanlık dışı, vahşi eylemlerin boyutu her geçen gün anlaşılıyor.

Esir takaslarında görüldüğü gibi Filistinli esirlerin yıllar içinde neredeyse hayati fonksiyonları açısından çökmüş şekilde hapisten çıktıklarını görüyoruz. Hamas tarafından rehin alınmış İsrailli esirlerin kendilerine yapılan iyi muameleden ötürü teşekkür ettiğini görüyoruz. Katliam politikasını icra edenlerle bu politakalara asaletle direnenlerin farkını göstermektedir.

Bir bakıma on yıllar boyunca bütün bir insanlığın vicdanını bir yerde toplayan başka bir örnek vermek neredeyse mümkün değildir. Gazze halkı insanlık vicdanı ile yanyana geldi. Bütün asaletleriyle bu soykırıma direnmiş oldular. Bu süreçte meslektaşlarınız Gazze’ye gittiler, oradaki soykırımı hem de Filistin, Lübnan’da İsrail’in yaptıkları saldırıları bütün dünyaya duyurdular. Bu faaliyet fevkalade önemli faaliyettir. Hakikatin peşinde koşan bütün basın mensubu arkadaşlarımızı tebrik ediyoruz.

Gelinen noktada TRT ve AA’nın yaptığı belgeleme faaliyetin uluslararası hukuk ve siyaset açısından referans teşkil edecek bir noktaya eriştiğini görüyoruz. Bu belgeleme faaliyeti soykırımla ilgili olarak hukuki belge ve delil niteliği taşıyacak düzeyde ortaya çıkmıştır. Bu da Türkiye’nin hakikatin ortaya çıkarması açısından son derece önemlidir.

Gazze’deki geçici ateşkesin kalıcı ateşkese dönüşmesi esas arzumuzdur. Soykırımı faaliyetinin daha fazla sürmemesi gerekir. Bazı ülkelerin Filistinlileri Gazze’den Arap ülkelerine göndermek istendiği şekilde. Bu kabul edilmesi mümkün olmayan yaklaşımdır. Gazze toprakları Filistin halkının öz vatanıdır. Bu soykırım siyasetine karşı 50 bin şehit vererek, çocuk, yaşlı, kadın hep beraber direnmiştir. Bir halka masa başında kader çizilemez. Birtakım salon kararlarıyla herhangi şekilde istikamet verilemez. Bu insanlara herhangi şekilde farklı bir yaklaşım ortaya koyularak onları vatanlarından uzaklaştırmak yaklaşımı ne insani ne de kabul edilmesi mümkün olur.

İsmail Heniye, Yahya Sinvar gibi sembol olmuş şehitler bu mücadelede, bir halkın bütün varlığıyla, kendi vatanına savunmak için nasıl mücadele edeceğinin bütün örneği olarak Gazze halkı dünyanın gözünde bu mücadeleyi verdi. Buradan bir kez daha Gazze halkını selamlıyoruz. Her koşulda yanlarında olacağımızı ifade ediyoruz.

Yakın zamanda Suriye’nin dışişleri, savunma bakanları ve istihbarat başkanları Türkiye’ye geldiler. Cumhurbaşkanımız tarafından da kabul edildiler. Gelinen noktada Suriye yönetimin yanında destek verirken aynı zamanda bölge ülkelerini bu konularda bilgilendirme, rekabetlerin ortaya çıkması yerine işbirliği içinde Suriye’nin doğru yolda ilerlemesine yardımcı olma tutumu içindeyiz.

Suriye’ye yanlış yöne sürüklemek isteyenlerin burada destek olmak yerine yine Suriye’yi bir şekilde uydu devlet haline getirme gibisinden yaklaşımları olduğunu görmüş olduk. Bunların hepsi yanlıştır. Nihayetinde Suriye’de kapsayıcı yönetim modeli ortaya çıkması için yüksek irade ortaya koyduğunu görüyoruz. Suriye yönetiminin azınlıklarla ilgili hassasiyet gösterildiğini görüyoruz.

Batı ülkeleri tarafından ortaya koyulacak doğru tavır Suriye halkı ve yönetiminin yanında olmaktır. Biz Suriye’nin kapsayıcı yönetimle yola devam etmesinin Suriye ve bölge barışı için son derece kıymetli olduğunu değerlendiriyoruz. Başta ABD olmak üzere Batılı devlet ve kurumlarının uyguladığı yaptırımları kaldırmasında fayda vardır. Suriye halkının kapsayıcı yönetim arayışı çerçevesindeki yaklaşımlara destek vermek her bakımdan önemlidir.

Soru / Cevap

Sayın bakanımız onunla ilgili kapsamlı bir açıklama paylaştı. Partimizin bir il kongresinde onu daha geniş paylaştı. Bu yargıya sunulmamış bir rapor. O bakımdan korsan rapor diye ifade ediliyor. Görevlendirilmiş bilirkişi heyetinin açıkladığı rapor değil. Bilirkişi konuyu değerlendirecek ve açığa çıkaracak uzman heyeti. Bu büyük bir acı ve facia. Herhangi bir şekilde suçlama motivasyonundan önce doğru, gerçek olan neyse o ortaya çıksın.

Şunu net söylüyoruz; ne olursa olsun, nereye uzanırsa uzansın, sorumlular mutlaka cezalarını alacaklar. Cumhuriyet savcıları kendi açılarından, mülkiye başmüfettişleri kendi açılarından inceliyor. Adli ve idari açıdan tüm bunlar inceleniyor. Ayrıca Meclis’te kapsamlı bir şekilde ele alınacak. Çıkacak sonuç net ve şeffaf şekilde kamuoyuyla paylaşılacak. Bu kaybettiğimiz canlara olduğu gibi milletimize de borcumuzdur. Bundan sonra bu faciaların yaşanmaması açısından elimizden gelen gayreti göstereceğiz.

Esas olan bilirkişi heyetinin vereceği bilgilerle birlikte adli açıdan cumhuriyet savcıların değerlendireceği daha sonra yargısal süreçtir. Bu konuda hiçbir tereddüt olmadan hukuki ve idari mekanizmaları net bir şekilde işleteceğiz. Bugün de sayın Cumhurbaşkanımız bütün sorumluların gereken cezayı alacaklarına dair ifade ettiler. Biz kaybettiğimiz 78 canımızla ilgili acının tarafındayız, gerçeğin ve hakikatin ortaya çıkmanın tarafındayız.

“Ziyaret trafiği tamamlandı”

Ziyaret trafiği tamamlandı. Bundan sonra beklenen terör örgütünün tasfiye edilmesiyle ilgili çağrının ortaya çıkması. Ziyaret trafiğinde kendi görüşlerimizi ifade etti. Ziyaret eden heyette bütün açıklığıyla konuya nasıl baktıklarını ifade ettiler. Biz de geçmiş dönemdeki çalışmalar ve bu dönemde nasıl baktığımızla ilgili tutumumuzu ortaya koyduk. Gelinen nokta terör örgütün kendini tasfiye etmesi ve silah bırakmasıyla ilgi çağrıyı kapsıyor. Bu herhangi şekilde al ver, pazarlık süreci değil.

Devletin temel niteliklerinden taviz verilecek bir süreç değil. Zaman zaman bazı siyasiler böyle açıklamalar yapılıyor. Bunlar yanlış yaklaşımlar. Sayın Cumhurbaşkanımız ve sayın Devlet Bahçeli de terörsüz Türkiye hedefi dediler. Ortadoğu’daki gelişmelere baktığımızda terör örgütleri üzerinden özellikle ‘Ben Kürtlerin hakkını savunuyorum’ diyen terör örgütleri PKK, PYD, YPG gibi bir sürü isim. Bunlar Suriye’de DEAŞ’a hapishane bekçiliği yapıyorlar. Hapishane bekçiliği yapmakla Kürtlere hizmet etmenin ne alakası var.

Realiteye baktığımızda terör örgütü Batılı bazı ülkeler adına DEAŞ bekçiliği yapıyor. Sayın Cumhurbaşkanımız ve sayın Bahçeli’nin açıklamalarına iyi bakıldığında, bunların emperyalizm adına hareket ettiğine bakarsak bütün bu kötücül denklemden çıkarmak gibi bir çaba var. Artık bu terör örgütleri baştan beri bizim açımızda gayrimeşru ve hedefti. Ama bunlara çeşitli şekilde mazaret bulmaya çalışanlar açısından da artık tamamen taşınamaz yük haline gelmiştir.

Bunlar bölgedeki birtakım sıkışıklıklardan kendilerine derinlik yaratmaya çalışıyordu. Birtakım Batılı devletler ‘Siz şu doğrultuda hareket ederseniz, Türkiye düşmanlığı yaparsanız, size destek veririz’ diyorlardı. Bunu her defasında denediler ve onlar açısından hüsranla sonuçlanmıştır.

Baas rejimin ortadan kalkması ile denklem tamamen değişti. Bugün Baas rejiminden kalan tek artık mikrof Baas YPG/PYD’dir. Bu Baas’ın son artığıdır. Kendi gibi düşünmeyen Kürtlere yaşam hakkı vermezler. Arapların topraklarını başka devletler adına işgal ederler bunu Kürtlerin haklarını savunmak gibi sunarlar. Kürtlerin geleceğine ipotek koymak gibisinden emperyalist projenin taşeronu olmaktan başka şeyleri yoktur.

Bölgede bu terör yapıların gölgesini kaldırmaya dönüktür. Birileri sürekli barış diyorlar ya. Bölge barışını düşünen varsa ilk hedeflemesi gereken şey terör örgütünün ortadan kalkmasıdır. Burada terör örgütünün ortadan kalkmasıyla ilgili net bir irade var. Herhangi bir şekilde al ver süreci yoktur burada. Milletimizin kimliğinden, kişiliğinden, karakterinden herhangi bir şekilde taviz sözkonusu olamaz.

Burada bizim şehit ailelerine olan hürmetimizle kimse yarışamaz. Bizim için son derece azizdirler, kıymetlidirler. Onları incitecek adımın içinde olmayız. Devlet bu mücadeleyi verirken devletin sert güç unsurları bir de yumuşak güç unsurları vardır. Asker, polis, jandarmamızın yaptığı operasyonları görüyorsunuz. MİT’in yaptığı operasyonu görüyoruz.

Terörle mücadeleden hiçbir zaman geri durulamaz. Bir de devletin diğer güç unsurları var. Terör örgütüne silah bıraktırmak için birtakım girişimlerde bulunulacaksa terörsü Türkiye hedefine hizmet edecek şekilde katkı sağlayacaktır. Devletimiz herhangi bir zaaf içinde değildir, bu konuda büyük bir üstünlük sağladığı her sahada görülmektedir. Bir terörsüz Türkiye, iki yakın bölgemizde terör örgütlerinin ipotek oluşturmasını önlemektir.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu’na Jet Hızıyla Soruşturma: Gerekçe “Bilirkişi”

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, hakkında, “Bilirkişiyi hedef gösterdiği” gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. İmamoğlu, “Turpun Büyüğü” başlıklı bir basın toplantısı düzenledi ve “S. B.” isimli bir bilirkişiden söz etti.

İmamoğlu, 31 Mart seçimlerinden birinci olarak çıkan CHP’ye yönelik operasyonların devam ettiğini belirterek şunları kaydetti: “Sizin yetkililerden duyduğunuz ilk cümle ‘yargı bağımsızdır’ cümlesi. Siz onlara inanmayın. Siyaset köküne kadar yargıya karışıyor, bu kadar net. Bunu ben demiyorum, Cumhurbaşkanı diyor. ‘Turpun büyüğü heybede’ diyor.”

S. B. İmamoğlu’nun iddialarını reddetti. CHP’li davalarda hep kendisinin mi bilirkişi olduğunun sorulmasına karşılık “Yalan konuşuyorsunuz genel olarak, çünkü ben sadece CHP davalarına değil, beni kimse bağlamaz, AK Parti’nin 2010’daki (dosyasında) MHP’nin de (dosyasında) bilirkişilik yaptım. Asla seçilmiş kişi değilim” dedi. Büyükcanayakın bilirkişilik yaptığı sırada savcılarla asla istişare etmediğini de kaydetti.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB Saraçhane Başkanlık Binasında gündeme ilişkin konuştu. İmamoğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve belediyelerine yönelik haksız, hukuksuz operasyonlar hız kesmeden devam ediyor. Siz bakmasın bakmayın ki hani her gün bir şey olduğunda biz bir tepki gösterdiğimizde hemen ilk çıkıp yetkililerin ağzından duyduğunuz cümle, yargı bağımsızdır cümlesi. Onlara inanmayın. Türkiye’de bağımsız özerk kurum kaldı mı diye gidin vatandaşlarımıza sorun. Emin olun ki vatandaşlarımızın büyük bir kısmı kalmadı diyecektir.

Başkanı ve yardımcısı Cumhurbaşkanı tarafından atanan kurum hakimlerin savcıların geleceğine karar vermiyor mu? Hakları da orada atanma kararları da oradan çıkıyor. Hal böyle olunca belli amaçlar için atanan atananlar yüzünden kanundan gelen güç ne yazık ki kişiselleştiriliyor, hedef gözetiliyor. Yani siyaset bugün hepimizin yaşadığı gündelik haberler üzerinden ve ortaya çıkan atmosferden görüyoruz ki siyaset köküne kadar yargıya karışıyor, bu kadar net.

Dökülen gerekçeleri, güldüren sebeplerle az önce ifade ettiğim genel başkanlar dahil hukuksuz operasyonlarına devam edecek, vazgeçmeyecekler. Bunu ben demiyorum. Bunu en yetkili ağız söylüyor. Kim söylüyor bunu? Cumhurbaşkanı Erdoğan diyor. Ne diyor? Turpun büyüğü heybede diyor. Dosyalar gizli denilerek şüphelilerin avukatlarına bilgi verilmiyor. Avukatlarına dahi o dosyalar açılmıyor ama Cumhurbaşkanı ne olacak, ne bitecek her detaya vakıf.

Neredeyse sabahından akşamına bu işin içinde olan insanlarla irtibat kuracak kadar bu işin içinde mi diye insan düşünmeden edemiyor. Ama lafa gelince hemen yargı bağımsız. Buradan yargı bağımsız lafının söylendiği, söyleyen kişiye seslenmek istiyorum Sayın Adalet Bakanı’na. Yargı bağımsız öyle mi Sayın Adalet Bakanı? İşte bugün biz de Cumhurbaşkanından esinlenerek basın toplantımıza tam da bu ismi koyduk. Basın toplantımızın adı Turpun Büyüğü. . Bugün heybeden turp niyetine çok enteresan bir kişilik çıkacak.

Bu kişinin adeta bir infazcıya dönüştürüldüğünü hukuksuzlukların perdesi yapılmaya çalışıldığını, olmayan raporların nasıl iddianameye girdiğini raporların nasıl değişime uğradığını imzasız raporla insanların nasıl suçlandığını, hatta tutuklandığını sizlere ve kamuoyuyla birlikte buradan paylaşacağım. Müsaadenizle başlayalım. Bildiğiniz gibi Beylikdüzü Belediye Başkanlığım sırasında 2015 yılında yapılan bir ihale nedeniyle hakkımda dava açıldı.

Bu dava halen Büyükçekmece Adliyesi’nde devam ediyor. 7 yıl hapis ve siyasi yasakla yargılanıyorum. Mahkemenin duruşma başlarken hedef koyduğu bitirme süresi 409 gündü. 11 Nisan’a ertelenen duruşma 826. gününde karara bağlanacak mı hep birlikte göreceğiz. Aslında yargılandığım ihale dosyası hakkında 2020 yılında Danıştay karar verdi. Burada belediye başkanına yani bana ceza sorumluluğu yüklenemeyeceğini karara bağladı.

Danıştay’ın bu kararının altında 5 yüksek yargıcın imzası bulunuyor. Buna rağmen bana dava açıldı. Danıştay’ın 5 yüksek yargıcının benimle ilgili görüşünü yeterli bulmayan mahkeme konuyu bir bilirkişiye emanet etti. 3 Temmuz 2022 günü bu bilirkişi raporunu sundu. Bu sıra dışı bilirkişi Danıştay’ın 5 yüksek yargıcının kararını doğru bulmamıştı. Ve yeni yazdığı raporla bu bilirkişi bu ihalede sorumluluğum olduğunu iddia etti. Bu ifadeler iddianameye de girdi.

Raporuna dayanan savcı iddianamenin 7. sayfasında ne diyor? “Bu bakımdan soruşturmaya konu ve suç teşkil eden eylemler olduğu tespit edilen ihale ile ilgili iç denetçi tarafından hazırlanan raporun üst yönetici olan şüpheli Ekrem İmamoğlu’na sunulmasına rağmen iç denetçi tarafından hazırlanan raporun üst yönetici olan şüpheli Ekrem İmamoğlu’na sunulmasına rağmen ihalenin iptali ve ilgililer hakkında suç duyurusu vesaire herhangi bir işlem yapmadığı yani ben herhangi bir işlem yapmadım tespit edilen şüphelinin cezai sorumluluğu doğacağı açıktır.

Savcıya göre Beylikdüzü Belediyesi’nin iç denetçisi bu ihale ile ilgili sorunlar tespit etmiş, rapor hazırlamış ve bana sunmuş ama ben gereğini yapmamışım. Bu iddia çok ciddi ve çok önemli. Yalnız ortada bir sorun var. Çok ciddi bir sorun var. Böyle bir rapor yok. Böyle bir rapor yok. Tekrar ediyorum, böyle bir rapor yok. Olmayan bir rapor bana sunulamayacağı için de sorumluluk ihmali yapmam söz konusu değil. Peki olmayan rapor savcı iddianamesine nasıl giriyor? Olmayan rapor. İnanır mısınız bunu önce bir mülkiye müfettişi yazdı.

Bugün tek bir isme odaklanacağımız için başka isim vermeye gerek yok. Bu davanın bilir kişisi de o mülkiye müfettişi de yazıyor bunu. O meşhur mülkiye müfettişi. O da her yerden çıkan. Bu davanın bilir kişisi de tıpkı mülkiye müfettişi gibi iç denetçi raporu olduğunu belirtti. Avukatlarımız böyle bir rapor olmadığını mahkemede ispat etti. Buna rağmen yani olmayan bir rapora rağmen mahkeme iddianameyi kabul etti.

Gördüğünüz gibi bu bilir kişi olmayan şeyleri yazacak atıf yapacak kadar rahat bir profesyonel. Başına bir şey gelmeyeceğinden emin. Belli ki arkasında çok güvendiği kişiler var. Özel seçilmiş birisi. Şimdi sizlere bu kişiyi takdim ediyorum. Heybedeki turpun adı S. B. Olmayan raporların nasıl iddianameye girdiğini, imzasız raporlar insanların nasıl suçlandığını sizlerle paylaşacağım, lafla da değil, belgeleriyle açıklayacağım.

Bugün heybeden turp niyetine çok enteresan bir kişilik çıkacak. Bu kişinin adeta bir infazcıya dönüştürüldüğünü hukuksuzlukların perdesi yapılmaya çalışıldığını, olmayan raporların nasıl iddianameye girdiğini raporların nasıl değişime uğradığını imzasız raporla insanların nasıl suçlandığını, hatta tutuklandığını sizlere ve kamuoyuyla birlikte buradan paylaşacağım.

Olmayan rapor savcı iddianamesine girdi. Olmayan rapor savcılık iddianamesine nasıl girdi? Avukatlarımız raporun olmadığını ispat etti ancak buna rağmen iddianameye girdi. Heybedeki turpun adı S. B. Arkasında çok güvendiği kişiler var. Yeni bilirkişi raporu geldi. Olmayan rapordan bahsedecek kadar gözü kara. Satılmış Bey’e yeni sorumluluklar verildi. Verilen görevler de ne tesadüf ki hep bizimle ilgili. İsfalt dosyasına da Satılmış Bey atandı. Savunma avukatlarımız bilirkişinin yeterliliği olmadığına dair dilekçe verdi. Ancak kabul edilmedi. Satılmış Bey kısa sürede bilirkişi raporu hazırladı.

Bu ismi sakın unutmayın. Danıştay’ıın beş üyesinin imzasını olduğu raporda diyorlar ki, ‘Ekrem İmamoğlu’nun bir sorumluluğu olmadığı gibi kurumu kara geçirmiştir.’ Bu Satılmış Bey’e verilen tüm görevler de hep bizimle alakalı. İETT ile ilgili yapılan soruşturmada da bu bey bilirkişi yapıldı. Savcıdan uzun süre yanıt gelmedi, bu beyefendide ısrarcı olundu. Satılmış Bey İETT aleyhine asılsız bilgilerle dolu bir rapor hazırladı. Satılmış Bey çok pratik, kısa sürede hazırlıyor raporları. Danıştay denetçileri, bu beyefendinin tespitlerinin yanlış olduğunu bildiren bir yazı da yolladı.

İktidardakiler gerçekten edeplerini de utanma duygularını kaybetmişler. Bizim işlerimizde bilirkişi hep Satılmış Bey. İstanbul’da 8806 bilirkişi var ama bizim şansımıza hep Satılmış Bey. Ne tesadüf ama… 2019’un sonbaharında göreve geldikten hemen sonra teftiş kurulumuza yetki verdim. Usulsüzlüklerle ilgiliydi bunlar ama hep döndü yargıdan nedense. Bir ihaleyle ilgili usulsüzlük konusunda mahkeme yine ne tesadüf ki bilirkişi yine Satılmış Bey olarak seçildi. Satılmış Bey 2019’a kadar son derece uslu biriyken, nedense biz geldikten sonra cengaver oldu.

Bu Satılmış bey kim diye baktık. Neden hep satılmış bey tercih ediliyor? Satılmış bey kim anlatalım. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’ndan emekli. Kendisi kooperatif davalarına bakıyor. İstanbul’un çok ünlü bilirkişisi Satılmış beyin Çorlu Ağır Ceza Mahkemesi’nde sahte bilirkişi yazmak suçlamasıyla yargılandığı bir dava oldu mu? O hakimler iyi biliyor. Davanın kuyruğu çoktan koptu da bunu dinleyin.

Satılmış bey, son olarak Beşiktaş ve Esenyurt operasyonlarında karşımıza çıktı. ‘Alo Satılmış Bey’ hemen imdada yetişiyor. ‘Şak’ diyorlar, ‘Tak’ rapor çıkıyor. Eğer bir dava İmamoğlu’na dokunuyorsa Satılmış Bey hemen karşımıza çıkıyor. Beşiktaş ve Esenyurt operasyonlarıyla İBB şirketinin ilgisi şöyle; gizli bir dosya var. Ama bu dosya aynı zamanda İETT, İGDAŞ’ı kapsıyor. Bu adam dosyalar arası ilinti kuruyor.

Satılmış Bey burada tek değil, iki bilirkişi daha var. 3 Ocak 2025 tarihli bir belge bakın. Ahmet Özer ile ilgili bir bölüm var. ‘Özer’in belediyeyi sevk ve idare etmek görevini ihmal ve ihlal ettiği ve kötüye kullandığı hükmü kapsamında değerlendiği…’ Yani 3 bilirkişinin olduğu rapor bu. Bakan bey iyi dinleyin.

Kuralda şöyle diyor; ‘Bilirkişilerin bir araya gelerek toplantı yapmayı ve bilirkişi raporunu birlikte hazırlamaları gerekmektedir. Kurul halinde yapılan bu görüşmeler sonrası muhalif düşüncesini dile getiren bilirkişi ayrı rapor hazırlayabilir.’ Esas skandal şu, bu raporda diğer iki bilirkişinin imzası yok. Sadece Satılmış Bey’in imzası var. Yani savcılık bu geçerliliği olmayan raporu kabul ediyor. Ayrı hazırlanan ve kabul edilmeyen bilirkişi raporunda ise Ahmet Özer’in adı yok.

Adına sahte diyebileceğimiz bir bilirkişi raporuyla bir gecede 65 yaşındaki profesörü terörist ilan edip hapse attılar. Ellerinde bir şey olmadığı için 100 gündür iddianame yazamıyorlar. Başkanımız hakkında elinizde hiçbir şey olmamasına rağmen onu nasıl hapiste tutarsınız? Sayın Adalet Bakanı duy bunları. Bunları duyup inceleyip ona göre hareket etmeni istiyorum.

HSK’yı hemen bu konuda harekete geçirmelisiniz. Yargı mensuplarının iş ve işlemlerini takip etmek soruşturmak sizin bakanı olduğunuz HSK’nın görevi. Sakın bana bağımsız yargı deyip tweet atmayın. Harekete geçin. Ama bence yapamayacaksınız, gücünüz yetmez. Buradan iddia ediyorum, hadi yanıltın beni. Yapamazsınız, sözünüz İstanbul’da geçmez.

Adliyede tek bir şey konuşuluyor, adliyede çınlayan bir ses kulaklarda çınlıyor; ‘Bakan bize karışamaz.’ Ama siz bu durumda bugüne kadar sadece tweet attınız. Bize mangal gibi adaletli bir yürek lazım. Hukukun üstünlüğünü de bu millet adına namus sayıp dert edinmek lazım. Devletin dini adalettir değil mi? Sözün güzelliğine bakar mısınız? Keşke harekete geçseniz ve ben de sizden özür dilesem. Ama yapamıyorsunuz. Sayın Cumhurbaşkanı, turpun büyüğü senin heybenden çıktı.

Endişeniz var mı sorusu sıkça soruluyor. Bir iş insanıyken sorumluluk üstlenme adına yola çıktım. Bu kutsal yolculukta kararlı bir insanım. 2019 yolculuğu itibariyle başka bir evreye ulaştı bu yolculuk. Özellikle bir kamu yöneticisinin hukuksuzluklarıyla mücadele etme sebebiyel başladığım siyaset yolculuğunda belediye başkanlığı koltuğuna geldim. Rubicon’u geçenler için kaygı ve korku yoktur.

Ekrem İmamoğlu, CHP’nin erkenden Cumhurbaşkanı adayını açıklayıp açıklamaması gerektiği ile ilgili soruya yanıt verdi. İmamoğlu, “Şu an ülkede çok önemli bir yargı konusu var. Ben buna odaklanmayı doğru buluyorum, diğer konular hakkında konuşmayı şu an için doğru bulmuyorum” dedi.

İmamoğlu sözlerine şöyle devam etti: Hakkımda bir soruşturma var. Bu hafta bir çağrı bekliyoruz. Ya da ona göre bir ortam olacak diye düşünüyoruz. Bugün bize haksızlık hukuksuzluk yapanların ihtiyaç duyduğu bağımsız yargı düzeni kuracağız. Bunu sizin çocuklarınız için yapacağız. Yargıyı bağımsızlaştıracak, bu ülkenin yargı mensuplarının hak ettikleri bir mesleği yürüteceği bir ortamı tesis edeceğiz.

Sayın Cumhurbaşkanı ‘Anayasa Mahkemesi kararını tanımıyorum’ diyen kişi. Eğer yargıya dair bir uyarı varsa Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ı uyarmış olabilir. Ben üstüme alınmadım. Daha önce Yüksek Kurul’a başvurusu var avukatlarımızın. Hangi aşamada ne gerekiyorsa birçok müdahale olacaktır ve başvuruyu hukukçularımız devrede olacak ve gerekli başvuruyu yapacaktır.

Heybe iddiası kendisine ait ama ben heybede bulduğum ne varsa milletime açıklıyorum zaten. çıktıkça da açıklarım. Ülkede yargıya duyulan güvenin azaldığı noktada bir meseleyi ifade ettiniz. Sektördeki bir konuyu Gezi’ye götürüp oradan da İmamoğlu’na bağlamak… Olmaz diyemiyorum artık. İlk kez 10-11 siyasi partinin ve Meclis’te grubu olanların da imzasıyla bir mutabakat var. 15 Temmuz’da ortaya çıkan detayın kaldırılmasını talep ettik.

TBMM tarihinde yok böyle bir şey. Buna benzer faaliyet ve çalışmalarımız devam edecek. Adalet mücadelesi veriyoruz ki vermeye de devam edeceğiz. Ben karnımdan konuşmam bunu yargı mensupları konuşuyor. Konuşmayan yok. Ankara’daki duymayacak ve ben de duyduğumu söylemeyeceğim… ‘Kimsenin lafı geçmez’ deniyor. Bu kadar aleni konuşulan cümleleri bile duyup işlem yapması gerek Adalet Bakanı’nın. Ben onun bile hakkını savunuyorum şu an.

Yanındayız, hakkını yedirmeyeceğiz cümlelerini o kadar duyuyorum ki. Ben kendi inancımı ve cesaretimi ortaya koyuyorum. Bu milletin sesi. Bunun içinde sanatçı da vardır, iş insanı da vardır. Elbette daha güçlü çıkmalı. Niye 600-700 terörist dendi de hiç çıkmadı da niye kimse bedel ödemiyor. Bu kadar ahmakça bir iş olamaz ya. Millet vicdanında kararını vermiş. Adaleti sağlamadıktan sonra enflasyon da düzelmez, düzeltemiyorsunuz. Para da bulamasınız, boşuna geziyorsun Maliye Bakanı.

“Belgelerle açıkladığım hukuksuz işlerle ilgili de jet hızıyla soruşturma bekliyorum”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, kendisi hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturma açılmasına ilişkin, “Daha konuşmam bitmeden hakkımda soruşturma başlatılıyor. Bu haksız müdahalelere cevap vermek adil yargılamayı etkilemek değil, tam tersine hukukun bağımsızlığını savunmaktır. Belgelerle açıkladığım hukuksuz işlerle ilgili de jet hızıyla soruşturma bekliyorum” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu, bugün düzenlediği basın toplantısında “Heybedeki turpun adı S.B.” ifadeleriyle ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma açılmasına tepki gösterdi. İmamoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:

Bize yapılan her hukuksuzluğu, her adaletsizliği Türk milletiyle paylaşacağız. Kimsenin hakkını yemeyeceğiz hakkımızı da yedirmeyeceğiz. Daha konuşmam bitmeden hakkımda soruşturma başlatılıyor. Bu haksız müdahalelere cevap vermek adil yargılamayı etkilemek değil, tam tersine hukukun bağımsızlığını savunmaktır. Belgelerle açıkladığım hukuksuz işlerle ilgili de jet hızıyla soruşturma bekliyorum. Bu hukuksuz iş ve işlemleri haber yapan basın kuruluşları ve paylaşan vatandaşlar hakkında soruşturma açmak da sansürün dik alasıdır. Gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.

İstanbul Başsavcılığı, İmamoğlu hakkında ‘Bilirkişiyi hedef gösterdiği’ gerekçesiyle soruşturma başlattı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturmayla ilgili açıklaması şöyle:

“İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında bugün düzenlediği basın toplantısında  Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülen bir kısım soruşturmalar ile kamu davalarında görevli bilirkişilerden biri olan şahsı, soruşturma şüphelileri lehine sonuç doğuracak karar verilmesi amacıyla alenen hedef göstermek suretiyle, ayrıca bu amaçla ismini de açıklayarak yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs ettiği tespit edildiğinden Türk Ceza Kanunu’nun 277 ve 288’nci maddeleri uyarınca resen soruşturma başlatılmıştır.

Ayrıca yazılı ve görsel medyada bu yönde söylemlerde bulunanlar için gerekli tespitin yapılarak soruşturma başlatılması için İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne talimat verilmiştir.”

Ekrem İmamoğlu’na açılan soruşturmaya CHP’liler tepki gösterdi. CHP’liler soruşturmayı, ‘siyasi oyun’ olarak yorumladı. CHP’den İmamoğlu’na açılan soruşturmaya tepkiler şöyle:

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek: Demokrasimizde, yargıda ve hukuk sistemimizde açılan derin yaraları anlatmak; yargı bağımsızlığından kopuşu gözler önüne sermek soruşturma sebebi olamaz. Asıl soruşturulması gereken, bahsi geçen skandalların sorumlularıdır. TBB ve İBB Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu hakkında jet hızında açılmış olan soruşturma, gerçekleri bastırma girişimidir. Fakat Sayın İmamoğlu’nun da ifade ettiği üzere, gerçekler er ya da geç ortaya çıkar.

CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır: Sayın Ekrem İmamoğlu turpun büyüğünü masaya koydu, CHP’den sorumlu güdümlü yargının panik butonuna basması 15 dakikayı bulmadı. Milyonlarca yurttaşımıza mı soruşturma açacaksınız? Yargıya jet hızıyla talimat vereceğinize, sandığı getirin de boyunuzun ölçüsünü alın.

CHP Grup Başkanvekili Murat Emir: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu kürsüden iner inmez ikinci kez, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı jet hızı ile soruşturma başlattı. Bir Başsavcı düşünün, İstanbul’da çeteleri çökertmiş, tüm yargı dosyalarını halletmiş, tek işi Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve Sayın İmamoğlu’na soruşturma açmak kalmış.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı muhtemelen Guiness Rekorlar kitabına girmeye çalışıyor. Yıldırım hızıyla başlattıkları soruşturmalarla ‘dünya hukuksuzluk rekoru’nu kırmaları an meselesi. Adalet tamamen rafa kalktı, sahnede tam bir siyasi oyun var.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu kürsüden iner inmez, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bir soruşturma daha başlattı. Yargı sadece partimiz söz konusu olduğunda jet hızıyla işliyor. Facialarda, ucu iktidara dokunan skandallarda mumla arasan bulamazsın.

CHP Sözcüsü Deniz Yücel: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu’nun, ‘CHP’li belediyeler aleyhine ısmarlama rapor yazsın diye’ dosya dosya gezdirilen bilirkişi ile ilgili açıklamaları yargının içler acısı halini ve AKP iktidarının meşruiyetini kaybettiğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Sayın Ekrem İmamoğlu hakkında daha basın toplantısı bitmeden soruşturma açılması ise iktidarın gözünü ne kadar kararttığını göstermiştir. Bedeli ne olsun haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe boyun eğmeyeceğiz. İktidarını kaybedeceği korkusu ve kaygısıyla her türlü kirli oyundan, tuzaktan ve kumpastan medet uman AKP iktidarına ilk sandıkta son vereceğiz.

Paylaşın

Erdoğan: Terör Baronları İçin Yolun Sonu Göründü

AK Parti Gençlik Kolları Kongresi’nde konuşan Erdoğan, “40 yıldır ülkemizin ve milletimizin kanını sülük gibi emen terör örgütü ile mücadelemiz devam ediyor” dedi ve ekledi:

“Terör baronları için yolun sonu göründü. Terörsüz Türkiye hedefimize adım adım yaklaşıyoruz. Kirli senaryoları birlikte yırtıp atacağız.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Gençlik Kolları 7. Olağan Kongresi’nde konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Sevgili gençler, kıymetli dava ve yol arkadaşlarım sizleri en kalbi duygularımla muhabbetle selamlıyorum. Filistin’in Gazze’nin yiğit gençlerini, Suriye’nin devrimci gençlerini ak gençlik adına saygıyla selamlıyorum. 15 Temmuz gecesi FETÖ’cü hainlerin mermilerine göğüslerini siper eden kahramanlarımızı rahmetle yad ediyorum.

Sevgili gençler sizin ufkunuz Yunus Emre’nin Hacı Bektaş-ı Veli’nin ufkudur. Sizin ufkunuz ya ben İstanbul’u alırım ya İstanbul beni alır diyen Fatih Sultan Mehmet’in ufkudur. Sizin ufkunuz şehitlerin gazilerin ufkudur. Sizin ufkunuz Kuvayi Milliye’nin ufkudur. Sizin ufkunuz ariflerimizin alimlerimizin ufkudur.

Hepiniz Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasınız. Her biriniz başlı başına birer Türkiye’siniz. Sizler bu milletin istikbali aydınlık yarınlarısınız. Siz vicdanıyla asaletiyle duruşuyla büyük bir milletin evlatlarısınız.

Her birinizi tek tek selamlıyorum. Her birinizi tebrik ediyorum. Sizler gibi mücadeleci yol ve dava arkadaşlarını bahşettiği için Rabbim’e hamd ediyorum. Gençler, gençliğinle Türkiye’ye yol ver sloganıyla AK Parti Gençlik Kolları 7.Olağan Kongresi’nin hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Bugün nöbet değişimine gidiyoruz. Gençlik kolları başkanlığı görevini 4 yıl boyunca başarıyla yürüten İzmir milletvekilimiz Eyüp Kadir İnan kardeşimize teşekkür ediyorum. Siyasi hayatımız ve iktidarlarımız boyunca daima gençlerle yol yürüdük.

Tüm alanlarda sessiz devrimlere imza atarken gençlerimizi hep ön planda tuttuk. Eski Türkiye’nin kirli oyunlarına gençlerimizin alet edilmesine müsaade etmedik. Gençlerin canı ve heyecanı üzerinden siyaset yapılmasına müsaade etmedik. Ayrım gözetmeden gençlere sahip çıkmaya çalıştık.

Hayatın her alanında gençlerimize güveniyoruz ve destek oluyoruz. Seçilme yaşını önce 30’dan 25’e devamında da 18’e indirerek siyasetin gençleşmesini sağladık. Birileri gençler yapamaz derken tam aksine gençler yapar diyerek politikaların merkezine bu ülkenin evlatlarını yerleştirdik. Gazi Meclis’teki en genç 5 milletvekilinden 4’ü bugün AK Parti’de gençlerimiz için çalışıyor.

Bu gençlik İstanbul’un duvarlarını ‘zulüm 1453’te başladı’ yazıları ile kirleten köksüz ve şuursuz bir gençlik değildir. Bu gençlik 3-5 ağacın yeri değiştirildi diye sokakları yakıp yıkan vandal bir gençlik değildir. Bu gençlik askere kurşun, polise taş atan kandırılmış bir gençlik değildir. 78 canı kaybettiğimiz kara günde aile acısı ile dalga geçen vicdansız gençlik değildir.

Bu gençlik yüreği kendi devletine ve halkına kinle öfkeyle dolu bir gençlik değildir. Bu gençlik 1453’ü baş tacı eden bir gençliktir. Bu gençlik milli bir gençliktir. Sevgili genç kardeşlerim sadece hak ve özgürlükler konusunda değil, her alanda gençlerimizin yanındayız. Tüm imkanlarımızı seferber ettik.

“Terörsüz Türkiye hedefimize yaklaşıyoruz”

40 yıldır ülkemizin ve milletimizin kanını sülük gibi emen terör örgütü ile mücadelemiz devam ediyor. Terör baronları için yolun sonu göründü. Terörsüz Türkiye hedefimize adım adım yaklaşıyoruz. Kirli senaryoları birlikte yırtıp atacağız.

Tüm dünyada veba gibi yayılan LGBT sapkınlığına karşı gençlerimize yönelik koruyucu tedbirleri devreye alıyoruz. Artan sanal kumar ve bahis sorununun üzerine kararlılıkla gidiyoruz. Pek çok gencimizin hayatını karartan bu belanın kökünü kazıyana kadar durmayacağız.”

Paylaşın

AİHM’den “Cumhurbaşkanına Hakaret” Kararı: İfade Özgürlüğünün İhlali

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), TRT kameramanı Binali Erdoğan’a “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla 10 ay hapis cezası verilmesinin “ifade özgürlüğünün ihlali” olduğuna hükmetti.

AİHM, 8 Ekim 2024 tarihli kararında, Binali Erdoğan’a tazminat ödenmesine kararı da verdi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), TRT’de başkameraman olarak görev yaparken sanal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek “Cumhurbaşkanına hakaretten” hapis cezası verilen görevinden ihraç edilen Binali Erdoğan’ı düşünce ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verdi.

Haber-Sen İzmir Şubesi Yönetim Kurulu üyesi olan Binali Erdoğan 2017 yılında sosyal medya paylaşımları gerekçesiyle, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla kamu görevinden çıkarıldı.

Ardından “Cumhurbaşkanına hakaretten” hakkında soruşturma başlatılan Binali Erdoğan, ifade vermek için çağrıldığı emniyetteki ifadesinin ardından sevk edildiği mahkemece “delilleri karartma ve kaçma şüphesi” iddiasıyla tutuklandı.

Bir ay cezaevinde kalan Binali Erdoğan’a yargılama sonucunda “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasından 10 ay hapis cezası verildi. Ceza, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve 5 yıllık denetim süresi uygulanması şeklinde karara bağlandı. Binali Erdoğan’ın cezaya yaptığı itiraz reddedildi.

Binali Erdoğan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10’uncu maddesinde düzenlenen düşünce ve ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne (AYM), bireysel başvuruda bulundu. Ancak Anayasa Mahkemesi, başvuruyu “dayanaktan yoksun” bularak reddetti.

Binali Erdoğan, Anayasa Mahkemesi’nin ret kararının ardından 13 Kasım 2019’da AİHM’e başvurdu. Başvuruyu karara bağlayan AİHM, 8 Ekim 2024 tarihli kararında Erdoğan’ın “düşünce ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine” hükmetti ve Binali Erdoğan’a tazminat ödenmesine karar verdi.

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

Erdoğan’dan Enflasyonla Mücadelede Kararlılık Vurgusu

Partisinin Malatya İl Kongresi’nde konuşan Erdoğan, “Mevcut sıkıntıların çıbanbaşı olarak gördüğümüz enflasyonu indirecek reçeteleri kararlılıkla uyguluyoruz” dedi ve ekledi:

“Devlet olarak fırsatçılıkla mücadelede mesuliyetlerimizi yerine getiriyoruz. Bundan asla taviz vermeyeceğiz. Tüm vatandaşlarımızdan hem dirayet hem destek bekliyoruz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Malatya 8. Olağan İl Kongresi’nde konuştu.

Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle: “Bolu otel faciası tüm yönleriyle araştırılıyor. İhmali ya da kusuru olanlar için gerekli tüm soruşturmalar başlatıldı.

14 kişi gözaltında. Hata, görevini ihmal, usulsüzlük ve aç gözlülük sebebiyle milletimize bu büyük acıları yaşatanlar mutlaka yargıya hesap verecek. Böyle üzüntü verici bir olay karşısında siyaset yapılmasını doğru bulmuyoruz. Milletin acısına saygı göstermek yerine 3 gündür pervasızca sağa sola saldıranları esefle karşılıyoruz.

Kongrelerimizin yanında dava ve yol arkadaşlığımızı da perçinliyoruz. Allah izin verdiği müddetçe siz arkamızda olduğunuz sürece Malatya için koşturmaya sizlere hizmetkar olmaya devam edeceğiz.

“Başkalarıyla değil kendimizle yarıştık”

Milletle arasına duvar örenler benim yol arkadaşlarım olamaz. Kibri, böbürlenmeyi kapımıza asla yaklaştırmayacağız. Rakiplerimizin acizliğine umut bağlayarak rotamızı çizmeyeceğiz. Biz 22 yıldır başkalarıyla değil daima kendimizle yarıştık.

Biz milletin partisiyiz. Biz 85 milyonun partisiyiz. Biz dertliyiz, derdi olan bir kadroyuz. Tek tek şehirlerimizin tek tek vatandaşlarımızın derdiyle dertliyiz.

Mevcut sıkıntıların çıbanbaşı olarak gördüğümüz enflasyonu indirecek reçeteleri kararlılıkla uyguluyoruz. Devlet olarak fırsatçılıkla mücadelede mesuliyetlerimizi yerine getiriyoruz. Bundan asla taviz vermeyeceğiz. Tüm vatandaşlarımızdan hem dirayet hem destek bekliyoruz. “

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a “Yargı” Yanıtı: Kimseyi Tehdit Etmedik, Etmeyiz

Erdoğan’ın “Yargı mensuplarını kimse tehdit edemez, mahkemeler üzerinde baskı kuramaz, yargı mensuplarına parmak sallayamaz” sözlerine yanıt veren CHP Lideri Özgür Özel, “Biz kimseyi hedefe koymadık, tehdit etmedik, etmeyiz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Ümit Özdağ’ın tutuklanması nedeniyle Zafer Partisi Genel Merkezi’ni ziyaret etti. Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Ziyaret sonrası gazetecilere açıklamada bulunan Özel, “Türkiye’de hukuk devletinin çökertilmesi, yargı bağımsızlığının ayaklar altına alınması, yargının ve yargıda görevli olan kişilerin iktidar partisinin siyasi amaçlarına uygun hareket eden birer aparata dönüştürülmelerinin sonuçlarını yaşıyoruz” dedi.

“Biz bütün Türkiye’ye şunu ifade etmek durumundayız” diyen Özel, “AK Parti dedi diye kimse terörist olmaz. AK Parti dedi diye kimse hırsız değildir. AK Parti dedi diye kimse halkı infiale sevk eden değildir. Bunları AK parti diyor. Gerçekte bunların tamamı, AK Partili değilsin diye sana yakıştırılanlar, atılan iftiralardır. Buradan AK Parti’ye ve MHP’ye oy veren çok değerli seçmenlere seslenmek isterim ki mesele mertçe mücadele etmek yerine, mesele rakibinle gerçekten siyasi bir mücadele vermek yerine arkadan çelme çakmak. Bir futbol müsabakasında hakeme kendi formasını giydirmek. Tarafsız olması gereken hakem, iki takım sahaya çıktığında takımlardan birinin formasını giyip çıkarsa ne hissederseniz, bugün Türkiye’de bu savcıların yaptıklarını, bu hakimlerin yaptıklarını gördüğümüzde bunu hissediyoruz. Ayıptır, yazıktır, günahtır” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ‘Yargı mensuplarının tehdit edilemeyeceği’ hakkındaki ifadelerine ilişkin soruya Özel, şu yanıtı verdi: “Akın Gürlek İstanbul’a Ankara’dan giderken, Ankara’ya geldiğinde İstanbul’da siyasi davalarda, hem de hakimler bir mahkemede dururlar, bunu mahkeme mahkeme gezdirdiler. Dünyanın en mobilize hakimiydi. Hareketliliği en yüksek hakimiydi. Ben ona boşuna ‘seyyar giyotin’ demedim. Kızıyorlar ama tanımın tam yerine oturduğunu kendileri de biliyorlar.

Uçaklarda yanımıza, arkadaşlarımızın yanına oturan AK Parti mensuplarının telefonları kapalıyken, uçaklar havadayken, AK Partililerin de bu durumdan ne kadar rahatsız olduğunu ya da bir yargı mensubunun bu kadar mobilize olmasının olağan dışı olduğunu herkesin gördüğünü AK Partililer de konuşuyor. Bir gün öncesinde işte hemen yanımda olan, bugün buraya gelen Gençlik Kolları Genel Başkanım sabah imza atıyor, öğleden sonra Ankara’ya gelip Gençlik Kolları Genel Başkanlığı denetimli serbestlikle bırakıldı. Ondan bir gün önce aynı gün Ekrem İmamoğlu‘na, bir hafta önce bana, yine dün benimle ilgili işte yolladıkları fezlekeler. Bir gün durmuyor.

Yapılan iş yargı tacizidir, başka bir şey değildir. Muhalefete yargı tacizidir. O yüzden bir de ondan sonra ‘Kimse tehdit edemez.’ Kimsenin kimseyi tehdit ettiği yok. Hele hele aileyi karıştıran kimse yok. Biz bize yapılanı, biz size, ailelerimize yapılanı sizin ailelerinize yapmayacağız. ‘Cem bizim evladımız, sizin evlatlarınızın dahi bu muameleyle karşılaşmaması için bu düzen değişecek’ lafında ne aile tehdidi var? O aileye bir tehdit diye gördüğü kendi bilinç altındaki mesele, onu kendi kendi ile ve kendi vicdanıyla hesaplaşacak. İktidar değişirse aileme tehdit olur mu diye. Biz kimseye birinin ailesi diye hedefe koymadık, tehdit etmedik, etmeyiz.”

“Algı yönetimi ile karşı karşıyayız”

Kartalkaya faciası soruşturması hakkındaki soruya da yanıt veren Özel, şöyle devam etti: “Diğer husus Bolu. Vallahi insan bakıyor da şunu söylüyor. ‘Olur da bu kadar mı pişkinlik olur’ diyor başka bir şey demiyor. Ruhsatı veren belli, ruhsatı verenin denetlemesi gerektiği belli. Belediyenin ilçe sınırlarında dahi değil. Kaldı ki ilçe sınırında da olsa mücavir alan sınırlarında olmadıktan sonra, yani bir milli parka. Örneğin dün Kadirli Belediye Başkanı geldi anlatıyor. ‘Kadirli‘deki milli parkta yangın çıktı, izinsiz giremedik’ diyor. Milli parka girmek izne tabii. Yangını söndürmeye gitmek bile iznine tabiidir.

‘Sen oteli niye denetlemedin?’ Kardeşim 2007 yılında AK Parti Belediyesi bu otele uygunluk vermiş. Bu haline, daha bile kötü haline. 2019’a kadar da yönetmişsiniz, 12 yıl. 12 yıl boyunca neden denetlememiş? Sorarsan, yetkisinde değil. O günden sonra, 2019’dan sonra ilçemizde olmayan otel nasıl gideceksin denetleyeceksin? Yanındaki oteli kim denetlemiş? AK Partili il belediyeleri hangi oteli şehirlerinde, illerinde, ilçe belediyeleri sınırları dışındaki hangi oteli denetlemiş? Böyle abuk sabuk iş mi olur? Algı yönetimi başka bir şey, hakikatler başka bir şey. Otelin dışında, otelle bağı olmayan 70 metrekarelik kafeteryanın başvuru üzerine verilmiş belgesini otelin dördüncü katındaki bütün katı kaplayan yangının çıktığı yerin belgesi gibi göstermeye çalışan bir algı yönetimi ile karşı karşıyayız.

Doğrular er ya da geç ortaya çıkar. Yağıyor elime, Bolu’daki bilirkişilere. ‘Muğlak ifade yazın, dördüncü kat diye belirtmeyin.’ ‘Dördüncü katta yangın çıkmış’ yazıyor. ‘Kat diye belirtmeyin lokanta yazın’ diye mobbing, baskı yapıyorlar. ‘O bilirkişi heyeti eğer yazmazsa başka bilirkişi heyeti isteyelim’ diyorlar. O bilirkişi heyetini canlı yayına çıkartırım. Bu kadar söylüyorum size. Orada direnen namuslu bilirkişi, ‘Biz yazmak durumundayız, dördüncü kattan çıktı diye’ diyor.

‘Tamam sen lokanta yaz, kat yazma.’ Neden? Aşağıdaki kafeteryayı Bolu Belediyesi ya. Sanki oymuş gibi anlaşılsın. Ya bu kadar olmaz. O yüzden bu işlerde eninde sonunda bu rezillikler ortaya çıkacak, Bolu faciasına kimse sebebiyet verdi, kimin kusuru varsa cezasını çeksin, çekecek. Bu facianın üstüne AK Parti’yi bu işten sıyırmak için kim ne yapıyorsa onun davası da ayrı görülecek. Bunu da söyleyeyim. Onun davası bu iktidar değişince şahitleriyle, tanıklarıyla, yapılanlarla ayrı görülecek. Bolu otel yangını davası ayrı görülecek, Bolu otel yangını davasında adaleti karartma, vicdanları yakma davası ayrı görülecek. Bu kadar söylüyorum.”

Paylaşın

Erdoğan: Yargıya Kimse Parmak Sallayamaz

“Yargı Reformu Stratejisi Tanıtım Toplantısı”nda konuşan Erdoğan, “Bazı insanların hukuk önünde ayrıcalıklara sahip olduğu günler artık geride kalmıştır. Türk yargısının bu vasfını inşallah gelecekte daha da güçlendireceğiz. Hiç kimse hukukun üstünde değildir” dedi ve ekledi:

“Suç işleyenler suçta kibirlenenler kim olursa olsun yaptıklarının hesabını bağımsız Türk mahkemelerine vermek zorundadır. Yargı mensuplarını kimse tehdit edemez, mahkemeler üzerinde baskı kuramaz, yargı mensuplarına parmak sallayamaz. Buna biz de yargımız da izin vermez. Mahkeme kararlarını gerekli nezaketi göstererek eleştirebilirsiniz. Ama bu ülkenin ana muhalefet partisi lideri olsanız da kameralar karşısında hukuk insanlarına tehditler savuramazsınız.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde “Yargı Reformu Stratejisi Tanıtım Toplantısı”na konuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarından önce çıkanlar şöyle: “Adalet camiamızın kıymetli mensupları, saygıdeğer misafirler sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. Sözlerimin hemen başında Bolu’da hayatını kaybeden 78 vatandaşımızın ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum. Yangında yaralanan 51 vatandaşımızdan 10’unun tedavisi devam ediyor. Kendilerine şifalar diliyorum.

Detaylarını birazdan açıklamayacağımız Yargı Reformu Stratejisi Belgesi’nin hayırlı olmasını diliyorum. Bizler adaleti mülkün temeli olarak gören bir geleneğin mirasçılarıyız. Adalet sistemimizin tüm unsurlarıyla güçlü ve etkin bir şekilde işlenmesi milletimizin her bir ferdini yakından ilgilendiriyor.

Bazı insanların hukuk önünde ayrıcalıklara sahip olduğu günler artık geride kalmıştır. Türk yargısının bu vasfını inşallah gelecekte daha da güçlendireceğiz. Hiç kimse hukukun üstünde değildir. Suç işleyenler suçta kibirlenenler kim olursa olsun yaptıklarının hesabını bağımsız Türk mahkemelerine vermek zorundadır.

“Hukuk insanlarına tehditler savuramazsınız”

Yargı mensuplarını kimse tehdit edemez, mahkemeler üzerinde baskı kuramaz, yargı mensuplarına parmak sallayamaz. Buna biz de yargımız da izin vermez. Mahkeme kararlarını gerekli nezaketi göstererek eleştirebilirsiniz. Ama bu ülkenin ana muhalefet partisi lideri olsanız da kameralar karşısında hukuk insanlarına tehditler savuramazsınız.

5 amaç, 4 hedef ve 264 faaliyetin yer aldığı 4’üncü Strateji Belgemizle Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını daha da güçlendirmeyi, vatandaşlarımızın hukuki güvenliğini daha da kuvvetlendirmeyi, yargılamaların zamanında ve makul sürede tamamlanmasını, çözüm merkezli ve öngörülebilir bir adalet sistemi oluşturmayı, yargılama usullerini sadeleştirerek verimliliği artırmayı, yargıya ilişkin güven ve memnuniyeti daha da yükseltmeyi, onarıcı ve telafi edici adalet uygulamalarını yaygınlaştırmayı, ceza adaleti sisteminin etkinlik ve caydırıcılığını tahkim etmeyi ve adalet hizmetleri ile adli bilimlerde dijital dönüşümü hızlandırmayı hedefliyoruz. Hazırlayacağımız yeni insan hakları eylem planı ile hak ve özgürlüklerin daha etkin işlemesini sağlayacağız.

Temyiz kanun yolunun etkinliğine yönelik yeni düzenlemelerle temyiz incelemelerinin 6 ay içerisinde sonuçlandırılmasını hedefliyoruz. Bunun için Yargıtay ve Danıştay Kanunlarında yer alan daire ve üye sayılarını iş yüküyle orantılı olacak şekilde yeniden belirleyeceğiz.

Temyiz incelemeleri gibi, istinaf incelemelerinin de 6 ay içinde neticelendirilmesine yönelik düzenlemeler yapacağız. Yeni ihtisas mahkemeleri de kuracağız. Ceza mahkemelerinin görev alanlarını yeniden düzenleyecek, ihtiyaç duyulan yerlerde yeni adliyeler kuracak, mahkeme sayılarını artıracak ve tek hakimle çalışan bazı mahkemelerin heyet halinde çalışmalarını temin edeceğiz. Uzlaştırıcı, birleştirici, özgürlükçü, toplumun tüm kesimlerini kuşatan yeni ve sivil bir anayasa çalışmalarımıza hız vereceğiz.

Yeni düzenlemelerle duruşmaların 2 aydan fazla ertelenmemesini ve bazı uyuşmazlıkların da duruşma yapılmaksızın çözülmesini sağlayacağız. Çevre, sağlık, sigorta, trafik ve iş kazalarından kaynaklanan dava türleri için yeni ihtisas mahkemeleri kurulacak. İfade, basın özgürlüğü, kişi hürriyeti ve güvenliğine ilişkin standartları yükseltecek, yeni hak arama yollarını çeşitli tedbirlerle tahkim edeceğiz.

‘Noterlik Kanunu’nu yenileyecek; Hukuk Fakültesi mezunlarının görev alacağı yeni bir müessese olarak ‘Noter Yardımcılığı’nı sisteme kazandıracağız. Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımların kapsamının genişletilmesi ile adli para cezası miktarlarının yeniden belirlenmesi önceliklerimiz arasında.

Saldırı amacıyla araçlarından inen sürücüleri, ehliyetlerine el konulması da dahil, müstakil yaptırımlara tabi tutacağız. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu ile vücut dokunulmazlığına, hürriyete ve çevreye karşı işlenen suçların cezalarını artırıyoruz.

Ölümlü veya yaralanmalı trafik kazalarında zaruret dışında olay yerinin terk edilmesini de ayrı bir suç olarak düzenleyeceğiz. Trafikte işlenen suçların yanı sıra trafik güvenliğini tehlikeye atan kişilere yönelik de caydırıcı önlemler alacağız. Nişan, düğün, asker uğurlaması gibi kişilerin toplu bulunduğu etkinliklerde silahla ateş edilmesi vakalarına dönük cezaları önemli ölçüde ağırlaştırıyoruz.”

Paylaşın

DEM Parti’den “Barış Süreci” Açıklaması: Öcalan’ın Çalışmaları Devam Ediyor

DEM Parti İmralı Heyeti, Abdullah Öcalan ile görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada, “Öcalan’ın sürece ilişkin çalışmaları devam etmektedir. Bu konudaki hazırlıkları tamamlandıktan sonra kamuoyuna gerekli açıklamalar yapılacaktır” ifadelerine yer verildi.

Haber Merkezi / Açıklamanın devamında, “Bizler de heyet olarak çalışmalarımızı ve temaslarımızı yürüteceğiz, gelişmeler oldukça da kamuoyunu bilgilendireceğiz. Bu süreç herkesi, hepimizi birlikte ve özgürce yaşatacaktır. Bunun gerçekleşmesi umuduyla tüm toplumsal kesimlerin kıymetli katkılarını bekliyoruz” denildi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder ve Pervin Buldan’dan oluşan heyet, İmralı Cezaevi’nde PKK Lideri Abdullah Öcalan ile yaptıkları görüşmeye ilişkin açıklama yaptı.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “DEM Parti İmralı Heyeti olarak 22 Ocak 2025 tarihinde İmralı Adası’nda Sayın Abdullah Öcalan‘la bir görüşme gerçekleştirdik. Görüşmede, Sayın Öcalan öncelikle Bolu’da yaşanan elim yangında hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar dilemiştir. Heyetimiz, yürüttüğümüz görüşmelerle ilgili olarak kendisine gerekli bilgilendirmelerde bulunmuştur.

Sayın Öcalan’ın sürece ilişkin çalışmaları devam etmektedir. Bu konudaki hazırlıkları tamamlandıktan sonra kamuoyuna gerekli açıklamalar yapılacaktır. Bizler de heyet olarak çalışmalarımızı ve temaslarımızı yürüteceğiz, gelişmeler oldukça da kamuoyunu bilgilendireceğiz. Bu süreç herkesi, hepimizi birlikte ve özgürce yaşatacaktır. Bunun gerçekleşmesi umuduyla tüm toplumsal kesimlerin kıymetli katkılarını bekliyoruz.”

DEM Parti vekilleri Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder’den oluşan iki kişilik heyet, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) lideri Abdullah Öcalan ile görüşmek üzere ikinci kez İmralı Adası’na gitti. Daha önce heyette yer alacağı açıklanan önceki dönem Mardin Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Ahmet Türk heyette yer almadı.

Heyetin İmralı’ya ne zaman gittiği, nereden hareket ettiği ise güvenlik gerekçesiyle açıklanmazken, görüşme yaklaşık dört saat sürdü. DEM Parti heyeti, ilk görüşmeyi 28 Aralık 2024’te yapmıştı. Öcalan, ilk ziyarette yedi maddelik bir mesaj göndermişti.

Öcalan mesajında, “Sayın Bahçeli’nin ve Sayın Erdoğan’ın güç verdiği yeni paradigmaya, ben de pozitif anlamda gerekli katkıyı sunacak ehil ve kararlılığa sahibim” demişti.

İmralı’daki ilk görüşmenin ardından DEM Parti heyetinden “Abdullah Öcalan’ın çağrıyı yapmaya hazır olduğu” açıklaması gelmiş, üyeler “Süreçten umutlu olduklarını” belirtmişlerdi. Heyet, ilk görüşmenin ardından TBMM’de grubu olan siyasi partiler ve cezaevindeki siyasetçilerle bir araya gelmişti.

Paylaşın