Bakırhan’dan “Öcalan” Açıklaması: Tarihi Çağrıya Hazırlanıyor

Partisinin Meclis grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın yakın zamanda ‘tarihi bir çağrı’ yapacağını ifade etti.

Grup toplantısı sonrası gazetecilerin konuya ilişkin sorularını da yanıtlayan Tuncer Bakırhan, “Tarihi bir çağrıya hazırlanıyor. 15 Şubat mı olur biraz sonrası mı olur bilmiyorum ama evet tarihi bir çağrı yapılacak Sayın Öcalan tarafından” dedi ve ekledi:

“Tarihi bir çağrı birçok şey içerisinde barındırıyordur kesin. İçeriği bilmiyorum. Çünkü orada ne olduğunu çok bilmiyoruz. Gidip gelen heyetlerle, heyetlerden aldığımız bilgilere göre konuşuyoruz ama muhtemelen bu çağrı içerisinde benzer şeylerin olma ihtimali yüksek. Söyledim arkadaşlar çok kısa bir sürede. Bir hazırlık var, bir çalışma var. Tarihini belirtemiyorum. Yani 15 Şubat’ta olabilir biraz sonrası da olabilir.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık Meclis Grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın yakın zamanda ‘tarihi bir çağrı’ yapacağını ifade eden Bakırhan, çıkışta gazetecilere verdiği yanıtta da “15 Şubat’ta sonrasında da olabilir” dedi.

DEM Parti olarak geçtiğimiz günlerde Alevi örgütlerinin temsilcileriyle bir araya geldiklerini hatırlatan Bakırhan “O toplantının gündemi de Alevilerin eşit yurttaşlık talebi olduğu gibi tabii ki çözüm tartışmalarıydı. Gördük ki Alevi canlar da tartışmaları destekliyorlar. Bir kez daha onlara teşekkürlerimi iletmek istiyorum” dedi.

6 Şubat depremlerinin 2. yıl dönümüne az kaldığını hatırlatan Bakırhan “Depremzede yurttaşlarımızla dayanışma içindeyiz. Onların taleplerinin bugün de yarın da sözcüsü olmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.

Bakırhan şöyle devam etti: “İktidar deprem bölgelerinde çok iyi eserler yapıyorlarmış gibi bir algı oluşturmaya çalışıyor. Emin olun Antakya toz duman içinde, insanların hala çadırlarda yaşadıkları bir Antakya ile karşı karşıya kaldık. Deprem bölgesindeki yurttaşlara söz veren iktidar yine sınıfta kaldı. Depremzedelerle dayanışma içinde olacağız.”

Konuşmasında iktidarı da hedef alan Bakırhan “Bu ülkeyi yönetenler yüz yıldır demokrasiden korkarak ülkeyi yönetiyorlar, hakkını arayan kimliğini arayan kesimlere karşı bu rejim hiçbir zaman demokratik olmadı. AKP iktidar da demokrasi iddiasıyla gelmişti ancak demokrasinin zerresi kalmadı, neredeyse geçmiş günleri aratacak hale getirdi ülkeyi. Bağımsız ve adil bir yargı için tek bir adım atılmadı. Yalnızca iktidar değil yandaş bir gazeteci bile şikayet etse insanlar tutuklanıyor” ifadesini kullandı.

Konuşmasının devamında Pınar Gültekin cinayetine değinen Bakırhan, “Adli tıp raporuna göre diri diri yakıldığı tespit edilen Pınar Gültekin davasında bu canice öldürmeye Yargıtay haksız tahrik indirimi istiyor, bu yargıya nasıl güveneceğiz. Bu karardan Yargıtay vazgeçmeli.

“Yandaş olmak tek geçerli sebep” diyen Bakırhan, bürokraside liyakatın kaybolduğunu vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı: “Hiçbir zaman olmadığı kadar akademisyenin ihraç edildiğini görüyoruz. Gerçekleri yazan gazeteciler cezaevine giriyor. Kimse kimseyle dayanışmasın istiyorlar ama biz her yerdeki acıya ve haksızlığa ses çıkaracağız.”

Muhalefetin yönetimindeki belediyelere yönelik operasyonlar da Bakırhan’ın konuşmasında yer buldu. Bakırhan “Sadece bizimle yetinmiyorlar baskıcı kayyımcı zihniyeti batıya ihraç etmeye çalışıyorlar. Artık CHP’nin belediyelerine de kayyım atıyorlar. Yerel yönetimlere hangi partiden olmasına bakmaksızın sahip çıkmaya devam edeceğiz” dedi.

Basına yönelik baskılara tepki gösteren Bakırhan “Gazeteciler cezaevlerinin değişmez müdavimi oldular” dedi. Siirt Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki gösteren Bakırhan, şöyle devam etti: “Kayyım, cebinde isimliğiyle dolaşıyormuş. Kayyımcı anlayışı kınıyoruz. Siirt halkı da Türkiye halkları da kabul etmiyor. Siirt halkının iradesi yok sayıldı, bir halkın umudunu çalmak, ekmeğini çalmaktan daha büyük bir hırsızlık ve vicdansızlıktır.

Aslında cezalandırdıkları eşitlikçi hizmettir. Milletvekili olduğum Siirt’in bu cumhuriyetten çekmediği şey kalmadı. Bir kent düşünün, onlarca yılını olağanüstü hal ile geçiriyor. Kürtler vardır ama siyasi iradeleri yoktur yaklaşımından iktidarı vazgeçirmeye çalışıyorum. Kürtlere de iradesine de saygı duyacaksınız.

İster hoşunuza gitsin, ister gitmesin, kayyum atamaları Kürt düşmanlığıdır. Aynı zamanda modern sömürgeciliğin en karanlık yüzüdür. Kürt halkı büyük bedellerle ırk ayrımcılığına karşı mücadele etti. 90’ların karanlık faili meçhul cinayetlerini nasıl tarihe gömdüyse kayyımcı anlayışı da tarihe gömeceğine eminim. Bu kayyımcı anlayış, AKP’nin alnında kara bir leke olarak kalacak.

Hem silah bırakma çağrısı yapıp hem de gençlerin, kadınların olduğu yerde gösteri yapıp silah göstereceksin. Bu uygulamayı yapanların açığa çıkarılması çağrısı yapıyorum. Kimse bize süreç var, bu kayyım uygulamalarını görmezden gelin demesin, kimse süreç var size tokat atarız sesinizi çıkarmayın, her hukuksuzluğu yaparız sessiz kalın demesin. Bizim belediyemizi gasp edenler bilsin ki bu halkın iradesi fermanla teslim alınmaz. Biz buradayız, diz çökmedik, çökmeyeceğiz. Bu fermanlar vız gelir tırıs gider.

Türkiye’deki toplum bir barış sürecine evrilmesini istiyor. Bu tarih fırsatı bozmamak gerekiyor. Güvenlikçi bir perspektif ve zehirli bir dil bu süreci geriye götürür. Rasyonel bir çözüm arıyoruz Kürt sorunu için. Öcalan, çatışmaları fikri ve siyasi zemine çekme çağrısı yapmış iken iktidarın dili de buna uygun olmalıdır. Barış istemeyi güçsüzlük olarak algılamayı reddediyoruz.”

İmralı görüşmelerine değinen Bakırhan, “Sayın Öcalan Kürt sorunun köklü ve kalıcı çözümü için demokratik bir Türkiye’nin inşası için önümüzdeki günlerde bir tarihi çağrıya hazırlanıyor” diye konuştu.

“Çağrı 15 Şubat’ta olabilir”

Grup toplantısı sonrası gazetecilerin konuya ilişkin sorularını da yanıtlayan Bakırhan’a “Tarihi bir çağrıya hazırlanıyor. 15 Şubat mı olur biraz sonrası mı olur bilmiyorum ama evet tarihi bir çağrı yapılacak Sayın Öcalan tarafından” dedi ve ekledi:

“Tarihi bir çağrı birçok şey içerisinde barındırıyordur kesin. İçeriği bilmiyorum. Çünkü orada ne olduğunu çok bilmiyoruz. Gidip gelen heyetlerle, heyetlerden aldığımız bilgilere göre konuşuyoruz ama muhtemelen bu çağrı içerisinde benzer şeylerin olma ihtimali yüksek. Söyledim arkadaşlar çok kısa bir sürede. Bir hazırlık var, bir çalışma var. Tarihini belirtemiyorum. Yani 15 Şubat’ta olabilir biraz sonrası da olabilir.”

İmralı ziyareti olacak mı?” sorusuna da yanıt veren Bakırhan, “Henüz netlik yok. Çağrıyı bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

CHP’de Adaylık Tartışmaları: İmamoğlu’ndan Ön Seçim Kararına Destek

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, partisinin cumhurbaşkanı adayını belirlemek için yapacağı ön seçim kararına destek vererek, “Açıkçası şu anda partimizin ortaya koymuş olduğu eğilim tarihidir, demokratik devrimdir” dedi ve ekledi:

“Türkiye Cumhuriyeti Devleti ilk kez kendi partisinin adayını sandığa giderek seçme eğilimini ortaya koyma gayreti içerisindedir. Bu konuda kararlar alınma çalışması içerisindedir. Bu demokratik devrimi yürekten destekliyorum.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İSKİ Bağcılar ve Güngören Çevre Projesi Temel Atma Töreni’ne katıldıktan sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı. Temel atma törenine Güngören ve Bağcılar Belediye başkanlarının da çağrıldığını ancak, katılmadıklarını belirterek “Bundan sonra da davet etmeye devam edeceğiz” dedi.

“Hizmette ayrım olmaz, hizmette birlikte olmanın çok değerli bir yönü var. Milletimize hizmet ediyoruz, siyasi şapkalarımızı geride bırakırız ve hizmete dair milletimizin yanına koşar, bir olur, birlikte oluruz” diye konuşan İmamoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bizim bu atmosferimizi bozmaya, bunu kendi siyasi menfaatine taşımaya ve buradan oy devşirerek insanları birbirine düşmanlaştırarak, insanları birbirinden uzaklaştırarak buradan seçim kazanma gibi çıkar, menfaat peşinde koşanların artık dönemi bitti, bitiyor. Bitireceğiz! Bu sona ermeli ki evlatlarımız huzur bulsun, çocuklarımız birbirine farklı gözle bakmasın. Bireysel düşüncenin hak olduğunu, fikir özgürlüğü kapsamına girdiğini ve hiç kimsenin düşüncesinden ötürü bir başkasını suçlu kabul etme hakkı olmadığını her evladımız biliyor.”

“Hangi engel olursa olsun durmayacağız” diyen İmamoğlu, şunları söyledi: “Bizi durdurmak için neler yapıyorlar neler! Gece yarısı ihbarlar, gece yarısı tehditler! Ama yargı üzerinden, ama başka kavramlar üzerinden… Ama biz bu şehre ve ülkeye hizmet konusunda kararlıyız. Başımızı ancak milletimize verdiğimiz sözü yerine getirememek başımızı öne eğdirir. Bizim başımızı baskıcı kavramlarla yıldırmak üzerine yalanla, iftirayla başımızı öne eğdirecek hiçbir güç anasının karnından doğmadı!”

İmamoğlu, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganı üzerine şunları kaydetti: Sayın Cumhurbaşkanına hatırlatalım bu söz Alman Bertolt Brecht’e aittir. Tabii biraz kitap okumakla okumamak arasındaki kavramla ilişkili konu bu.

Erdoğan’ın seçim için 2028’i işaret eden açıklamaları sorulan İmamoğlu, şunları söyledi: “Bizim milletimiz gündemimizin gündemi. Milletin ekonomiyle olan büyük sınavı hem emeklilerin durumu, hem asgari ücretlilerin durumu… Bu ülkenin birçok sorunu var, sadece ekonomiden bahsedersek bile yarım saat liste yaparız. Yerel yönetimlerin sorunlarını konuşsak sayfalar dolar.

Eğitimden mi başlasak, büyük bir haksızlık ve hukuksuzluğun son günlerde belki de en fazla mağduru haline geldiğimiz yargıdan mı, adalet sisteminden mi bahsetsek ya da yargının siyasallaştırılmasıyla ilgili siyasetin ortaya koyduğu düzeni mi bahsetsek… Yargının süreci devam eden dosyalarda gizlilik kararı varken ‘Turbun büyüğü heybede’ diyerek bir dosyanın içeriğini bildiğini, hatta sonucu bildiğini ima eden Cumhurbaşkanı’ndan mı bahsetsek…

Bütün bu konular milletin gündemi, hiçbiri suni değil, hepsi gerçek. Onların gerçekleri kendi yaşam alanlarında, milletin gündemini suni olarak görebilirler. Çünkü milletin gerçek gündemiyle bağ kuracak hiçbir ilişkileri kalmadı. Bütün bu feryatları duymaya asla bir fırsatları yok. Çünkü pazara inemiyorlar, sokağa çıkamıyorlar.

‘Yeter artık’ bağırışlarını milletimizle buluştuğumuz her yerde milletimiz söylüyor. Erken seçimi talep eden milletimiz. Bu iktidarın çözüm olamayacağını anlatıyorlar, biz de bunları dile getiriyoruz. Erken seçim milletin talebidir. Millet de büyüktür, bu sözün takipçisi olacağız, talebimizi yineleyeme devam edeceğiz. Bir yandan cumhurbaşkanı adaylığını açıklarken bir hafta sonra partimizdeki yüksek kararlılık ve bu yolda ortaya konulan güçlü adımlardan sonra ‘Seçim 2028’dir’ mesajını vermek iktidarı ürkekliğini, sürece dair tedirginliğini göstermektedir.”

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayını belirlemek için yapacağı ön seçime tam destek veren İmamoğlu şunları söyledi: “Açıkçası şu anda partimizin ortaya koymuş olduğu eğilim tarihidir, demokratik devrimdir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ilk kez kendi partisinin adayını sandığa giderek seçme eğilimini ortaya koyma gayreti içerisindedir. Bu konuda kararlar alınma çalışması içerisindedir. Bu demokratik devrimi yürekten destekliyorum.”

Mansur Yavaş’a yanıt: En doğru yolu buluruz

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın “Aday belirlemenin çok erken olduğu düşüncesindeyim” sözlerini de değerlendiren İmamoğlu, şunları kaydetti:

“Değerli Mansur Yavaş başkanımızın görüşü farklı olabilir ama yine de biz konuşuruz, bunlar parti içi meselelerdir. En doğru yolu buluruz. Bütün ellerimizin birlikte havaya kalktığı bir süreci birlikte tarifleriz, tariflemek zorundayız. Ben, o, bu, şu meselesinin çok ötesine koyup milletimizin önümüzdeki 20-25 yılı umutla görmesi gerektiği bir başlangıcın arifesindeyiz.

Aksi takdirde milletimizin umutsuzluğu sadece ekonomik kayıplara değil, bu ülkenin insan kaynağının kaybedilmesine ve geleceğin kaybedilmesine, fırsatların kaçırılmasına, dünya değişirken treni kaçıran bir ülke olmanın hepimizi çok büyük bir umutsuzluğa düşüreceğini bilen birisi olarak hepimizin ellerinin birlikte ayağa kalktığı bir ortam hayal ediyorum. Konumlanmanın ötesinde bir durum bu. Buluşuruz, birleşiriz, fikirlerimizi birleştiririz ve çok güçlü bir şekilde iktidara yürürüz.”

Paylaşın

RTÜK, Gezi Parkı Kayıtlarını Savcılığa Vermeye Hazırlanıyor

RTÜK, savcılığın talep ettiği “Gazi Parkı” olaylarına ilişkin kayıtları vermeye hazırlanıyor: “Detaylı bir arşiv taraması yaparak gerekli arşivi başsavcılığa ileteceğiz.”

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 27 Mayıs 2013 başlayan “Gezi Parkı” olaylarına ilişkin tüm medya kayıtlarının derlenerek, soruşturma dosyasına gönderilmesini talep etmişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’na (RTÜK) bir yazı göndererek 12 yıl önceki Gezi protestolarına ilişkin kayıtları talep etmesiyle ilgili yeni bir gelişme yaşandı.

Bugün Mynet’e konuşan RTÜK kaynakları kayıtların ellerinde olduğunu ve savcılığa vereceklerini söyledi. Adı açıklanmayan kaynak şunları söyledi:

“Bütün kayıtlar elimizde. RTÜK özellikle olağanüstü durumlar, doğal afetler ve bu tür terör olayları gibi durumlarda bütün kayıtları kontrol altına alır kaydeder, arşivinde saklar. Başsavcılığımız bizden medyayla ilgili gerek TV gerekse dijital belgeleri talep etmiştir. Biz de detaylı bir arşiv taraması yaparak gerekli arşivi Başsavcılığımıza ileteceğiz. Gezi Parkı dönemine ait tüm kayıtlar bizde mevcut.”

RTÜK’ün ve medya kuruluşlarının kayıtları ne kadar saklayacağı “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun” ile yönetmeliklerle belirlenmiş durumda.

Buna göre RTÜK, Sayısal Kayıt Arşiv Analiz Sistemi’nde (SKAAS) ulusal yayınları 1 yıl, diğer yayınları 6 ay boyunca saklıyor. Medya hizmet sağlayıcıları da 1 yıl boyunca yaptıkları yayınları saklamakla yükümlü.

RTÜK’e yazı yazan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 27 Mayıs 2013 başlayan “Gezi Parkı” olaylarına ilişkin tüm medya kayıtlarının derlenerek, soruşturma dosyasına gönderilmesini talep etti.

Paylaşın

Babacan’dan Mehmet Şimşek’e “Enflasyon” Tepkisi: Başka Gezegende Miyim…

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, TÜİK’in yüzde 42 olarak açıkladığı yeni dönemin ilk enflasyon rakamını başarı olarak niteleyen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve hükümete tepki gösterdi.

Ali Babacan, yeni ekonomi yönetiminin göreve başladığı 1.5 yıl önce enflasyonun yüzde 38 olduğunu daha sonra yüzde 70’lere kadar çıktığını hatırlatarak, “Yeni ekonomi yönetimi işe başladığında Haziran 2023’te enflasyon yüzde 38’di. Çıktı yüzde 70’e.  Şimdi yüzde 42’ye indirdik diyorlar. Yüzde 42 enflasyon dünyanın en yüksek enflasyonlarından biri. Çok yüksek bir rakam. Sen tek haneye indir de göreyim mücadele edebiliyor musun? O zaman konuşalım” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, 6 Şubat programı kapsamında Hatay Gazeteciler Cemiyeti’nde basın toplantısı düzenledi. Hatay’daki iki önemli soruna dikkat çeken Babacan, bu sorunların “belirsizlik ve iletişimsizlik“ olduğunu belirterek, vatandaşla merkezi ve yerel yönetim arasındaki iletişimin çalışmadığını vurguladı.

Babacan şunları söyledi: “Bakın size Ekim ayında, bundan dört ay önce Hatay Valiliğinin açıkladığı rakamlardan hareket ederek birkaç rakam söyleyeceğim, durumu bize anlatacak. Gerekli olan bağımsız bölüm inşaası, 158 bin 200. Kurası çekilen 18 bin 404. Anahtarı teslim edilen 6 bin 868. Yerleşen aile sayısı 3 bin 301. Herhalde bu rakamlar tabloyu yeterince özetliyor…

Şöyle bir deprem konutlarının maliyetlerine bakıyoruz. Normal şartlarda bir liraya mal edilmesi gereken deprem konutunun iki liraya, iki buçuk liraya, üç liraya mal edildiğini görüyoruz. İnşaat işini uzaktan yakından bilen, inşaat sektörünün içindeki herkes bu gerçeği görüyor. Hatırlayalım Şubat ayında deprem vurdu, Mart ayında Sayın Cumhurbaşkanı seçimler yaklaştığı için bir sürü taahhütler, sözler verdi. Dedi ki örneğin ‘Bir yılda 354 bin konut tamamlayacağız‘ dedi Türkiye genelinde. Aradan iki yıl geçti, teslim edilebilen konut sayısı 201 bin.

Biz bu 354 bin açıklandığında dedik ki ‘Bakın TOKİ’nin şimdiye kadar 20 yıllık ortalaması 50-60 bin konuttur. Hadi bunu ikiyle çarpın belki 100 bin konut da TOKİ yapabilir ama onun üstü hem ciddi bir plan program hem ciddi finansman meselesidir‘ dedik. Seçime gidiyoruz, afaki rakamlar konuşuyorsunuz ama günü geldiğinde bunları uygulamak zor olacaktır. Fakat dinlemediler, defalarca defalarca bu rakamları telaffuz ettiler. Bir yılda 354 binden, iki yılda 201 bin bir sayı söz konusu… Tabii anahtarı teslim edilen konutlar bitti anlamına da gelmiyor. Antakya’da da görüyorsunuz bitti deniyor, teslim edildi deniyor, bakıyorsunuz prizin arkasında elektrik bağlantısı yok, bakıyorsunuz pencerenin arası açık, kilitler çalışmıyor, bakıyorsunuz su akmıyor ya da farklı sorunlar var.

Herhalde şu anda iki önemli sorundan bahsetmek gerekirse Hatay’da birincisi plansızlık, programsızlık… İkincisi iletişimsizlik… İletişimsizlik, belirsizliği de beraberinde getiriyor. Plan ve programsızlık belirsizliği de beraberinde getiriyor. Biz biraz an önce Hatay Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliğindeydik. Orada oda başkanlarını dinledik. En çok şikayet ettikleri konunun başında belirsizlik geliyor: Biz esnafız, KOBİ’yiz, iş yapacağız, iş yapmak istiyoruz ama önümüzü göremiyoruz; hangi alanda ne yapılacak belli değil…

Sanayi sitesinde 500’ün üzerinde işyeri yıkılmış durumda, bunun 100 küsürüyle ilgili ancak imzalar toplanıyor çünkü sanayici emin değil, önünü göremiyor, ‘Şimdi ben neye imza atacağım‘ diyor. Atılan imzalar boş kağıtlardan ibaret… Teslim edilen, edilecek konutlarla ilgili… Bakıyorsunuz imzalar atılıyor fakat kaç liraya imza attın, faizi var mı yok mu hiçbir şey belli değil… Belirsizlik tek başına büyük bir problem… Neden belirsizlik var? Plan program olmadığı için…

Ankara ile Hatay arasındaki iletişim çalışmıyor. Hatay’daki yerel yönetimlerle vatandaş arasındaki iletişim çalışmıyor. Sorunun çözülmesi için önce sorunu anlamak lazım, önce bir teşhis etmek lazım… Derdi olanlar derdini ilgililere kolay kolay ulaştıramıyor, dillendiremiyor… Ve bir de işler şeffaf yapılmıyor o da büyük problem… Eğer yaptığınız iş doğruysa şeffaf yaparsınız, doğru hesaptan kaçmaz… Eğer bir şey soruyorsanız ve cevap alamıyorsanız şeffaflık yoksa bu ne demektir? Ya soruyu sorduğunuz kişi bilmiyordur ya da plan program yoktur. Ya da başka şeyler dönüyordur ama söylemeye çekiniyorlardır, utanıyorlardır… Doğru hesaptan kaçmaz… İşlerin şeffaf yürümesi, açık yürümesi lazım.

Eminim ki Hatay’da yerel yetkililerle görüşürken sık sık şunu duyuyorsunuzdur: Tamam ama Ankara’dan talimat yok, tamam ama kanun yer vermiyor. Kanun yer vermiyor dediğiniz şey Meclis’te üç günlük bir şeydir. Ben Meclis’ten çok sayıda kanun çıkardım. Bankacılık Kanunu, Sosyal Güvenlik Kanunu, Sigortacılık Kanunu, Konut edindirmeyle ilgili özel kanunlar her şey… Sayın Bakanımız çok sayıda kanun çıkarttı…

Binlerce maddelik kanunu biz Meclis’ten üç günde geçirdik. Hatay’ın sorunları çözmek için gerekli kanun 13-14 maddelik kanundur. Hızlı çalışılsın, üç günde geçirirsiniz. Efendim kanun izin vermiyor. Ya hangi kanunsa o söyleyin biz bunu Ankara’da düzeltelim demek mümkün. Bunlar zor şeyler değil. Yeter ki o irade olsun, siyasi irade olsun, gerisi gelir.

Türkiye’nin şu andaki yönetim sistemi Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi de Hatay’ın sorunlarının çözülememesinin en önemli sebeplerinden birisi. Alakasız diyeceksin ama çok alakalı… Biraz önce oda başkanlarımızdan birisi dedi ki ‘Cumhurbaşkanı’nı bir sanayi sitesine götürdük, öbürüne götürmedik, götürmediğimiz için orada bir şey olmuyor.’

Bir ülkenin Cumhurbaşkanı’nın sanayi sitesine gidip gitmemesiyle orada bir şeylerin yapılıp yapılmaması arasında böylesine bir bağ kurulabilir mi? Olur mu böyle bir şey… Varsa bir sorun devlet onu çözer. ‘İlla ben göreceğim, ben talimat vermeyince sorun çözülmez‘ bu yaklaşım doğru değil. Ya da bir şey yapılırsa ben talimat verdim de yapıldı. Böyle bir şey yok… Türkiye 85 milyonluk büyük bir ülke.

Bunu tek  bir noktadan bir kişinin dağarcığıyla yönetemezsiniz, böyle bir şey mümkün değil. Ülkeyi yönetme yetkisinin mutlaka merkezden yerele doğru aktarılması gerekiyor. Ülkeyi yönetme yetkisinin üstten alta aktarılması gerekiyor. Yerelin sorunlarını en iyi yerel görür ve yerel çözüm üretir. Yerel yönetimlere ve yerel inisiyatiflere alan açmak gerekir. Bu ülke ancak böyle düzgün yönetilir.”

“İş bilenin kılıç kuşananın”

Babacan, TÜİK’in yüzde 42 olarak açıkladığı yeni dönemin ilk enflasyon rakamını başarı olarak niteleyen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve hükümete tepki gösterdi. Babacan, yeni ekonomi yönetiminin göreve başladığı 1.5 yıl önce enflasyonun yüzde 38 olduğunu daha sonra yüzde 70’lere kadar çıktığını hatırlatarak, “Yeni ekonomi yönetimi işe başladığında Haziran 2023’te enflasyon yüzde 38’di. Çıktı yüzde 70’e. Şimdi yüzde 42’ye indirdik diyorlar. Yüzde 42 enflasyon dünyanın en yüksek enflasyonlarından biri. Çok yüksek bir rakam. Sen tek haneye indir de göreyim mücadele edebiliyor musun? O zaman konuşalım” dedi.

Babacan, şunları söyledi: “İş bilenin kılıç kuşananın. Ben bir zamanlar almışım yüzde 70’lik enflasyonu indirmişim tek haneye hem de iki yılda. Bizim heybemiz başarılarla dolu. Heybesi boş olup da turp arayanlardan değiliz biz. Tekrar yaparız çok daha iyisini yaparız. Bu yüzde 42 enflasyona başarı diyerek kim çıkıp açıklıyorsa gerçekten ne yapıyorum ben, nerelerde dolaşıyorum, dünya değil başka gezegende miyim diye kendisine sorması lazım.”

Paylaşın

“Gezi Parkı” Soruşturması Genişletiliyor

RTÜK’e yazı yazan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 27 Mayıs 2013 başlayan “Gezi Parkı” olaylarına ilişkin tüm medya kayıtlarının derlenerek, soruşturma dosyasına gönderilmesini talep etti.

2013 yılında gerçekleşen Gezi Parkı olaylarına iştirak ettiği gerekçesiyle gözaltına alınan ID Danışmanlık Limited Şirketinin kurucusu ve ortağı menajer Ayşe Barım “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme etme” suçundan tutuklanmıştı.

Habertürk’ten Ceylan Sever’in haberine göre soruşturma kapsamında aralarında Halit Ergenç, Bergüzar Korel, Nehir Erdoğan, Dolunay Soysert, Rıza Kocaoğlu ve Mehmet Günsür, Nejat İşler ve Ceyda Düvenci’nin de bulunduğu çok sayıda ünlü isim tanık olarak dinlendi.

İfadelerinde kendilerini Ayşe Barım’ın yönlendirmediğini ve Mehmet Ali Alabora ile samimiyetlerinin olmadığını söyleyen Halit Ergenç ile Rıza Kocaoğlu’na savcılık, şüpheliyi kayırmaya yönelik gerçeğe aykırı ifade verdikleri gerekçesiyle “yalan tanıklık” suçundan soruşturma başlattı.

Bu süreçte soruşturma sürerken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’na (RTÜK) yazı gönderdi. Savcılık RTÜK’e yazdığı bu yazıda, bazı medya kuruluşlarının 27 Mayıs 2013 tarihinden itibaren meydana gelen Gezi Parkı olaylarının propagandasını yaptığını ve bu şekilde toplumsal olayların yaygınlaşmasına neden olduğunu belirtti.

Bu sebeple o dönem kamuoyunda gezi parkı olaylarını legal gösteren medya kuruluşlarının yayınlarının tespit edilerek kayıtların bir örneğinin savcılığa gönderilmesini talep etti. RTÜK’ün hazırlayacağı dosya savcılığa ulaştıktan sonra tespit edilen medya kuruluşlarının sorumluları da savcı huzurunda şüpheli sıfatıyla ifade verebilir.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Kabine Toplantısı” Sonrası Dikkat Çeken Açıklamalar

Kabine toplantısı sonrası açıklamalarda bulunan Erdoğan, “22 yıldır milletimizin güvenine, teveccühüne mazhar olmanın bize ağır bir emanet yüklediğinin de fevkalade bilincindeyiz. Milletimizi mahçup etmedik, milletimize hiçbir zaman mahçup olmadık. İnşallah bundan sonra da milletin emanetine gölge düşürmeyecek Türkiye’yi her alanda büyütmeye, güçlendirmeye devam edeceğiz” dedi. 

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle: “Bölgesel ve küresel gelişmeler bağlamında tarihi sıfatının tam olarak ete kemiğe büründüğü bir dönemden geçmekteyiz. Dünya ve insanlık tarihine yön veren bu hadiselerin hemen hemen tamamı Türkiye’nin merkezinde yer aldığı coğrafyada cereyan ediyor. Bu hadiselerin doğrudan etkilediği ülkelerin en başında da hiç tartışmasız Türkiye’ye geliyor.

Temkin, tedbir ve teyakkuzu bir an bile elden bırakmanın ağır sonuçlarının olacağının gayet farkındayız. Rehavete kapılma, gardımızı düşürme, hadiseleri seyrine bırakma gibi bir lüksümüzün olmadığını çok net biçimde görüyoruz. Karşımızdaki tabloyu binlerce yıllık birikimin neticesinde tekemmül ve tebellül eden devlet aklının geniş merceğinden bakarak okuyoruz.

Bunun için dibini görmediğimiz suya adım atmıyoruz. 1000 yıllık mirasın 100 yıllık ufkun rehberliğinde bütün süreçleri titizlikle yürütüyoruz. Stratejik akıl ve sabırla hareket ediyoruz. Allah’ın yardımı aziz milletimizin desteği, mazlum ve mağdurların duasıyla hedeflerimize emin adımlarla yürüyoruz. Elbette daha yapacak çok işimiz, gidecek çok yolumuz var. Hedefe varmak için sabırsızlanan ok misali büyük ve güçlü Türkiye idealine kenetlenmiş durumdayız.

Artan tehditler karşısında ülkemizin hak ve menfaatlerini muhafaza ve müdafaa ediyoruz. Muhalefetin bizi çekmeye çalıştığı sahte, sakat gündemlerine takılmıyor hiçbirini zerre miskal umursamıyoruz. İki günü birbirine eşit olanın ziyanda olduğu gerçeğinden hareketle her anımızı milletimize hizmet yolunda en güzel şekilde değerlendirmeye çalışıyoruz.

22 yıldır milletimizin güvenine, teveccühüne mazhar olmanın bize ağır bir emanet yüklediğinin de fevkalade bilincindeyiz. Milletimizi mahçup etmedik, milletimize hiçbir zaman mahçup olmadık. İnşallah bundan sonra da milletin emanetine gölge düşürmeyecek Türkiye’yi her alanda büyütmeye, güçlendirmeye devam edeceğiz. Bu tasavvurla ekonomi, sağlık, güvenlik, turizme kadar pekçok konuyu ele aldığımız bir kabine toplantımızı daha az önce tamamladık.

Yangın faciasında vefat eden 78 kardeşimizin her birine bugün bir kez daha Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Sevdiklerini ve yakınlarını kaybeden vatandaşlarımıza sabr-ı cemil diliyorum. Yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar diliyorum. Facianın üzerinden geçen 2 haftaya rağmen acımız da öfkemiz de halen çok büyük. Tek bir kişiyi atlamadan sorumluların hepsinin hesap vermesi adaletin tecellisi için gereken ne ise yapıyoruz, yapacağız. Meclis’te kurulması kararlaştırılan araştırma komisyonu da bu sürece katkı verecek.

Tedbirler, mevzuat düzenlemeleri ve diğer hususları belirleyecektir. Yangından sonra mülkiye baş müfettişlerimiz raporları tamamlıyorlar. Şunu açık açık belirtmek durumdayım, bir gecelik hasılatını masraf olur diyerek yangın tedbirlerine harcamayan aç gözlüler başta olmak üzere hatası, kusuru, ihmali olan kim varsa hepsinden tek tek hesap sorulacaktır. İhmali olanların da canının yanacağından kimsenin şüphesi olmasın.

Turizm sektörümüzün de yine bu kürsüden daha evvel dikkat çektiğim tamahkarlıkla mücadele konusunda artık elini değil tüm vücudunu taşın altına koyması gerekiyor. Her yıl daha çok turist ağırlayıp daha çok para kazanırken güvenliğe daha az yatırım yapamazsınız. Turizm gelirimiz 61 milyar 103 milyon dolarla rekor kırdı. 2024 yılı için açıkladığımız hedeflerin de önüne geçmiş oldu. Turizmde hedefimiz 65 milyon ziyaretçi 64 milyar dolar gelir.

İnşallah yakın vadede 100 milyar dolar hedefine ulaşmayı ümit ediyoruz. İnsan hayatına ve onuruna gerekli değeri vermeyen bir anlayışın bilhassa turizm sektöründe asla başarı şansı oktur. Sektörün çürükleri ayıklaması tercihten öte zaruret halini almıştır. Bolu Kartalkaya faciasından turizmcilerimizin gereken dersi çıkaracaklarına inanıyorum.

Sağlık iktidarlarımızın son 22 yılda en büyük yatırımları yaptığı alanların başına geliyor. Bizden önce imtiyazlı kesim dışında halkımızın çoğu için nitelikli sağlık hizmeti almak ciddi problemdi. Dert üreten bu sistemi son 22 yılda attığımız adımlarla eski Türkiye’nin kötü bir hatırası olarak geride bıraktık. Dünyada örnek gösterilen bir sistemi milletimizin istifadesine sunduk. Gelişmiş ülkelerin dahi altında ezildiği sağlık krizini biz hamdolsun başarıyla yönettik. Değişen şartlara, ihtiyaçlara göre sağlık sistemlerini güncelliyor, eksiklerini gideriyoruz.

Sağlıklı Türkiye Yüzyılı programımızı duyurduk. Koruyan sağlık modelimizle vatandaşlarımızın sağlık modeline ilk kapı aile hekimlerimiz olacak. Böylece hastanelerimizdeki yoğunluk da azalacak. Doktorlarımızın hastalarına daha fazla vakit ayırması için yeni uygulamaları gündeme alıyoruz. Hastanelerimizde aile hekimlerimiz için randevu kontenjanları ayırdık. Aile hekimlerimiz sadece ilk 1 ay içerisinde 5 milyon 200 bin vatandaşımıza sağlık taraması yaptı. 620 bin vatandaşımızda koroner arter hastalığı, hipertansiyon ve diyabet gibi hastalıklara erken tanı konuldu. Tetkik ve tedavileri için gerekli yönlendirmeler yapıldı. Kronik hastalığa yakalanan vatandaşlarımız raporları için hastanelere gitme zorunluluğu kaldırdık. Bu durum hastanelerde oluşan yükü de hafifletecek.

Dünyanın genelinde ülkemizde yüksek oranda seyreden ilaç, antibiotik ve ağrı kesici kullanımdır. İleriki yıllarda bu meseleyi de makul seviyelere çekmeyi hedefliyoruz. Buradan vatandaşlarımıza doktor tavsiyesi olmadan ilaç kullanımından uzak durmalarını bekliyoruz. Sağlık Bakanlığımız tarafından özel hastaneler yönetmeliğinde bazı önemli değişikliklere gidildi. Hizmet standartları, denetim konusunda özel hastanelerimizde farklı bir çalışma kültürünün yerleşeceğine inanıyorum.

6 Şubat’ta asrın felaketinin 2. yıldönümünü geride bırakacağız. İlk günden beri her kabine toplantısında deprem çalışmalarıyla ilgili değerlendirmelerde bulunduk. Engellerin aşılması için ne yapılması gerekiyorsa yaptık. Her fırsatta deprem bölgesini ziyaret ederek depremzede kardeşlerimizle kucaklaştık, inşa ve ihya çalışmalarını yerinde gördük. 201 bin 431 bağımsız birimi hak sahiplerine teslim etmenin bahtiyarlığını yaşadık. Hükümet bu enkazın altında kalır diyen kifayetsiz muhterislere cevabımızı daha çok konut ve işyeri teslim ederek verdik.

İnşallah Perşembe günü Adıyaman’ın misafiri olacağız. Neler yaptığımızı milletimizle ve Adıyaman halkıyla paylaşacağız. Amacımız afetzede şehirlerimizi altyapı, üstyapı, tarihi ve doğal güzellikleriyle eskisinden daha görkemli, dayanıklı hale getirmektir. Yaralar tamamen sarılmadan, hak sahibi kardeşlerimiz ev ve işyerlerine kavuşmadan bize durmak, dinlenmek yok. Seçim döneminde bedava ev vaat edip, 2 yıldır ortalıkta görünmeyenler elbette bizim gayretimizi ve mücadelemizi anlayamazlar.

Sandıktan istedikleri sonuç çıkmadığı için depremzedelerimize hakaret edenler bizi anlayamazlar. Gidin, ne yaparsanız, yapın, ama biz giden canları yerine getiremezsek de inşallah depremin izlerini tamamen silmiş olacağız. Son birkaç gündür Ege’nin Yunanistan tarafındaki sarsıntılar hem yaptığımız çalışmaların değerini hem de ülkemiz için beka meselesi olduğunu bizlere tekrar hatırlatmaktadır. İstanbul başta olmak üzere şehirlerimizi dayanıklı şehirler hale getirmekten başka meselemiz bulunmuyor.

Son kabine toplantımızdan bugüne il kongremizle, teşkilatımızla buluştuk, bölgemizdeki gelişmeleri an be an takip ettik. Eser ve hizmet siyasetimizle reform çalışmalarından ödün vermedik. 4. Yargı Reformu Strateji Belgesi’ni 23 Ocak tarihinde milletimizin ve yargı camiamızın takdirine sunduk. 4. Strateji Belge’mizde pekçok alanda kaydadeğer adımlar atıyoruz. Trafik emniyetini tehlikeye atanlarla düğün, nişan, asker uğurlama gibi sebeplerle silahla ateş edenlere yönelik cezaları önemli ölçüde artırıyoruz. Ayrıca cezasızlık algısının önüne geçecek uygulamaları ve tedbirleri de devreye alacağız.

Türkiye ile Ruanda arasında imzalanan 4 anlaşma ile bu ziyareti taçlandırdık. Afrika kıtasındaki tüm ülkelerle kazan kazan, eşit ortaklık temelinde işbirliğimizi daha da geliştirmek arzusundayız. Etiyopya ile Somali arasında gerçekleşen tarihi mutabakat, ülkemizin duruşunu ve itibarını göstermesi açısından önemli referanstır. Bundan sonra da barış, adalet ve kalkınma için tüm gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Türk Dünyası olarak merhum İsmail Gaspıralı’nın ‘dilde, fikirde, işte birlik’ şiarıyla her alanda dayanışmamızı güçlendiriyoruz.

Hamas heyeti Türkiye’nin Filistin davasına ve Gazze halkına verdiği güçlü destek için müteşekkir olduğunu söylediler. Esir ve tutuklu takasları İsrail’in tüm kışkırtmalarına rağmen devam ediyor. Gazze’ye insani yardımlar da girmeye başladı. Gazzeli kardeşlerimizin evlerine, topraklarına, vatanlarına sahip çıkma iradelerini gördükçe onlara olan saygımız daha da artmaktadır. Esirler arasındaki devasa farka bakmak bile zihniyet farkını görmek için kafidir.

Yarı yıl tatili sonrasında okulları, arkadaşları ve öğretmenleri ile buluşan tüm öğrencilerimize Rabbimden zihin açıklığı temenni ediyorum.

Tarımda üretimin artması, kırsalda kalkınmanın sağlanması için çalışmalarımızı çok yönlü şekilde sürdürüyoruz. Hayvancılık yapan aile işletmelerimizi güçlendirmeyi, genç ve kadınlarımızın tarım sektöründe daha fazla yer almalarını amaçlıyoruz. Aile işletmelerinin yanısıra ilk kez hayvancılık yapacak genç ve kadınlar bu projeden istifade edebilecek.

TİGEM işletmelerimizdeki gebe büyükbaş hayvanları uygun maliyetle üreticilerimize vereceğiz. Ziraat Bankası’ndan 2 yıl ödemesiz subvansiyonlu kredi kullanabilecek. Üreticilerimiz hayvanlarını TARSİM’den 1 yıl sigortalı olarak alacak, bunun da bedeli devletimiz tarafından ödenecek. Deprem bölgesindeki üreticilerimize bu projemizde de öncelik vereceğiz. Hayvancılıkta yerli üretime ciddi katkı sunacak projenin hayırlı olmasını diliyorum. Kabine toplantımızın ve alınan kararların hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.”

Paylaşın

DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, Abdullah Öcalan’ın Mesajını Paylaştı

“Özgürlük İçin Barış” mitinginde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Sayın Öcalan’ın siz değerli halkımıza mesajı şudur; bütün toplumsal dinamikler mutlaka bu sürecin yürütücüsü olmalıdır” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Esenyurt Cumhuriyet Meydanı’nda “Özgürlük İçin Barış” mitingi düzenledi. Mitinge, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş katıldı.

Mitingde konuşan Hatimoğulları, şunları söyledi: “Merhaba hevalino hûn bi xêr hatin li ser seran li ser çavan hatin. Hoş geldiniz baş göz üstüne geldiniz. Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Bugün Esenyurt’ta İstanbullularla, siz değerli halkımızla, Kürdistan’ın dört bir tarafından buraya göç etmek zorunda kalan, burada yaşamak zorunda kalan siz değerli halkımızla barış için buluştuk, barışın sesini bütün dünyaya duyurmak için buluştuk. Bir kez daha hoş geldiniz. Baş göz üstüne geldiniz. Bugün buraya barış için geldik, ekmeğimizin hakkını savunmak için geldik. Bugün buraya Türkiye’de eseri kalmayan adaleti talep etmeye geldik.

Bugün burada özgürlükleri baskılayan bu iktidara özgürlüklerimizi talep ediyoruz demeye geldik. Biz bugün bu alanda, bu meydanda toplanırken toplanmamızı engellemek için ellerinden geleni yaptılar. Bakın oluşturdukları bu barikatlara, resmen kitlenin içerisinde odacıklar oluşturmuşlar. Bu barikat barışa karşı kurulan bir barikattır. Bizler barışın savunucuları olarak, barış için her türlü bedeli ödeyenler olarak bu barikatları çoktan yıkmışız. Değerli halklarımız, sözlerimin başında bugün neden buradayızı söyledim.

Ekmek için, özgürlük için, adalet için, barış için. 10 yıllardır mücadelemiz bunun için devam ediyor. Ve bu mücadelede şehit düşen bütün yol arkadaşlarımızı, bu mücadele yitirdiğimiz bütün canlarımızı burada bir kez daha saygıyla ve minnetle anıyorum. Ve bu mücadelede gözaltına alınan, tutuklanan, yıllardır hapishanelerde siyasi rehine olarak tutulan bütün yoldaşlarımıza buradan alkış ve zılgıtlarımızla selam ve sevgilerimizle gönderelim hep beraber.

Değerli halklarımız, bu mücadelemiz hapishane duvarlarını, demir parmaklarını yıkmak içindir. Bu mücadelemiz İmralı tecridinin ortadan kalkması içindir. Bu mücadelemiz Figen Yüksekdağların, Selahattin Demirtaşların ve adını sayamadığımız on binlerce yoldaşımızın özgürlüğü içindir. Bizler bu mitingleri, Ortadoğu ve dünyada küresel sistemin kendisini yeniden dizayn ettiği bir dönemde devam eden ölümleri durdurmak için düzenliyoruz. Suriye’de, Lübnan’da, Filistin’de, Irak’ta, Kuzey ve Doğu Suriye’de, Rojava’da, Ortadoğu bölgesinde devam eden savaşı durdurmak için düzenliyoruz.

Bugün Suriye’de rejim değişikliği olduktan sonra Kuzey ve Doğu Suriye’de, Rojava’da binbir mücadele ile oluşan özyönetimin bir statü kazanmasını engellemeye çalışıyorlar. Buradan bir kez daha diyoruz ki Rojava’dan elinizi çekin. Kuzey ve Doğu Suriye’den elinizi çekin. Bırakın Suriye halkları Kürdüyle Türkmeniyle Arabıyla Dürzisiyle Alevisiyle Sünnisiyle özgürce, kendi iradesini ortaya koyabilecek bir demokratik Suriye’yi inşa edebilsin. Elinizi çekin. Elinizi oradaki Kürt halkının üzerinden çekin, elinizi Alevilerin üzerinden çekin. Suriye ve Lazkiye’de gerçekleşen, Hama’da, Humus’ta gerçekleşen Alevi katliamını asla kabul etmiyoruz.

Rojava oluşturduğu özyönetim ile bütün Ortadoğu’ya model olan bir demokratik toplumsal yönetimi sağlamıştır. Rojava’da mevcut olan bütün farklı halklar ve inançlar orada kendilerini temsil etmektedir. Kadınlar, Ortadoğu’nun karanlığında boğulmak istenen kadınlar, Rojava’da eş başkanlık ve eşit temsiliyet ile siyasette, kamusal alanda, toplumsal alanda, yaşamın her alanında kadınlar var. Rojava devrimini kadın devrimi yapan bütün kadınlara binlerce kez selam olsun. Bugün Suriye ‘de Rojava’da Kürt halkının çok önemli bir kazanımı var.

Buradan Rojava’ya dönük mesajımızı çok net olarak veriyoruz. Tişrin Barajı başta olmak üzere Suriye Milli Ordusu ve benzeri çetelerle oraları bombalamak, orada insanları katletmek, barış nöbeti tutan sanatçılara saldırmak kimsenin kabul edeceği bir şey değildir. Demokratik bir Suriye için, demokratik bir anayasaya ihtiyaç var ve bizler bunun için çalışmalıyız. Bu nedenle Rojava’dan elinizi çekin. İstanbul Esenyurt’tan orada özgürlük, barış ve kardeşlik mücadelesi veren, kadın mücadelesini büyüten bütün Rojavalılara selamlarımızı gönderelim hep beraber.

Ülke ağır bir ekonomik krizden geçiyor. Açlık ve yoksulluk diz boyu. Bugün en yoksul kentlerden biri İstanbul’dur, İstanbul’un varoşlarıdır. En pahalı kentlerden biri İstanbul’dur. Ev kirasının, sebzenin, meyvenin en pahalı olduğu yerlerden biri İstanbul’dur. Biz özellikle Türk işçi kardeşlerimize, emeklilere, geçinemeyen, açlıkla yüz yüze kalmış bütün Türk kardeşlerime seslenmek istiyorum. Bakın tekstil atölyelerinde güvencesiz, merdivenaltı çalıştığınız zaman ya da asgari ücret aldığınız zaman hatta asgrari ücretin altında bir ücretle çalıştığınız zaman orada ayrımcılık yoktur işçi sınıfı içinde.

İşçi sınıfını Türk Kürt diye ayırmıyorlar. Hepsini aynı şekilde eziyorlar, sömürüyorlar. Bu kapitalist sistem halkları ayırmadan sömürüyor. Ama gelin görün ki ben ekmeğimin hakkının peşinde gideceğim dediğinizde, ben grev yapacağım dediğinizde hemen size bir terörist yaftası yapıştırılıyor. Bugün sendikaların grev halkları ellerinden alınmıştır. Niye, terör adı altında açmış oldukları kocaman bir parantez yüzünden. Burada Kürt işçi ile Türk işçinin yanyana gelmesini engelliyorlar. Bizler bizi bu şekilde bölmek isteyenlere karşı hep birlikte, işçiler ve emekçiler olarak yaşasın halkların kardeşliği, işçilerin birliği diyelim mi alkış ve zılgıtlarımızla?

İmralı görüşmelerini bu meydanı dolduran siz değerli halklarımız çok merak ediyorsunuz. Bunu iyi biliyoruz. Ama şundan emin olun ki Türkiye’de yaşayan bütün yurttaşlarımız şu an İmralı’daki görüşmelerin nasıl geçtiğini ve nasıl sonuçlanacağını dört gözle izlemektedir, merak etmektedir. Öncelikle şunu söylemeliyim. Sayın Abdullah Öcalan’ın sağlık durumu oldukça iyi ve sizlere selamlarını getirdim.

Selamlarını iletiyorum size. Sayın Öcalan’ın siz değerli halkımıza verdiği mesajı şudur. Türkiye’yi demokratikleştirdikçe Kürt sorunu barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülecektir demiştir. Barışın toplumsallaşması için sadece iktidar sadece DEM Parti değil Türkiye’deki bütün siyasi partiler, bütün muhalefet partileri, bütün kurumlar, bütün toplumsal dinamikler mutlaka ve mutlaka bu sürecin bir parçası olmalıdır, yürütücüsü olmalıdır. Yürütücüsü olmalıdır ki kalıcı bir barışı hep beraber sağlayalım.

Kanın her yerde aktığı bir dönemde barışa her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Türkiye oldukça karanlık bir dönemden geçiyor. Bir yandan savaş ve çatışmalar öte yandan özgürlüklerin kısıtlanması. Bakın kendi belediyeniz ve burada halkın ortak iradesiyle seçilmiş olan değerli Ahmet Özer şu an cezaevinde ve Esenyurt’a kayyım atandı. Bununla kalınmadı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı hakkında açmış oldukları davalarla onu mahkeme koridorlarına göndemeye çalıştılar.

Bu bir irade gaspıdır. Bunu asla kabul etmiyoruz. HDP’nin belediyelerinde geçmiş dönemde iki kez şimdi de DEM Parti’nin belediyelerine kayyım atıyorlar. Bir yandan barış diyorlar öte yandan kayyım atıyorlar. Bunun kabul edebilir miyiz değerli halklarımız? Siirt’te yine kayyım atandı. Biraz önce kayyım atanmış belediyeleri değerli yoldaşım tek tek saydı. Bizler bir ellerinde sopa bir ellerinde havuçla barışın olamayacağını haykırmak istiyoruz. Biz çok istiyoruz DEM Parti olarak, Kürt halkı barışı istiyor, Türkiyen’in bütün demokrasi güçleri barışı istiyor. Bir yandan barış diyeceksiniz sonra kayyım atayacaksınız.

Bir yandan barış diyeceksiniz diğer yandan şu arkada gördüğümüz barikatları barışın mitinginin içine kuracaksanız. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Bir yandan barış diyecekseniz öte yandan gazetecileri tutuklayacaksınız, bir yandan barış diyecekseniz öte yandan gazetecileri İHA ve SİHA’yla vuracaksınız. Bir yandan barış diyeceksiniz bir yandan Rojava’ya bombalar yağdıracak, İHA ve SİHA’larla suikastler düzenleyeceksiniz. Değerli halkımıza sormak istiyorum böyle bir barış olur mu? Umuyorum ki Saray bizi izliyor, iktidar bizi takip ediyor. Halkın duygu ve düşüncesini, siyasini görüşünü, toplumsal duruşunu görüyordur.

“Barışı biz kendi ellerimizle getireceğiz”

Bizlere çok önemli bir görev düşüyor. Barışı biz kendi ellerimizle getireceğiz. Mücadele ederek onurlu bir barışı ve demokratik çözümü hep beraber kazanacağız. İşte burada yaptığımız miting gibi Mersin’de de Amed’de de mitinglerimizi gerçekleştireceğiz. Sadece bu mu, hayır değil. Türkiye’de muhalefeti, herkesi, her kurumu tek tek dolaşacağız. İl il çalışma yapacağız barış için. Buradan bütün il ve ilçe örgütlerimize ve değerli halklarımıza elbette çok önemil görev ve sorumluluk düşmektedir.

Bizler 10 Şubat’a kadar 42 merkezde halk toplantıları yapacağız. Bu halk toplantılarında onurlu bir barışın nasıl tesis edilebileceğini hep birlikte konuşacağız. İmralı görüşmelerinin bilgisini siz değerli halkımızla paylaşacağız. İstanbul’da da 3 bölgede bu toplantılarımız gerçekleşecek. Bizim bu çalışmadaki en büyük amacımız, evimizde oturarak barışın gelmeyeceğini bildiğimiz için barış mücadelemizi daha çok büyütmek için yollara koyulduk.

Nasılsa barış olacak, nasılsa çözüm var deyip sizden ricam hiç kimse evinde oturmasın. Barışa bu kadar yaklaştığımız bir dönemde barışı dört elle tutabilmek için yapmamız gereken şey daha çok çalışmaktır. Alanlara mitinglere gelirken 3 kişi geliyorken 10 kişi gelmektir. Alanlara yüzbinleri doldurmaktır. Newroz için şimdiden büyük bir hazırlığın içine girmektir. Gençleri kadınları örgütlemektir. Ancak bizler bu şekilde barışa kavuşabiliriz.

Biliyorum hepinizin kafasında çokça soru var. Nasıl olacak bu süreç diye. Şu bilinmeli ki bizler İmralı’dan gelen mesajları çok iyi okuyoruz. İmralı’dan gelen mesaj çok net, Türkiye demokratikleşmelidir. İran demokratikleşmelidir. Aksine bölgede nelerin yaşandığını herkes görüyor. Ve Öcalan diyor ki Türkiye kendi halkıyla ve iç iradesiyle iç barışını sağlamalıdır.

Ben buraya gelmeden önce Türkiye Barışını Arıyor Konferansının kitapçığına göz gezdirdim. Vedat Türkali ta o zamanlarda ne demiş biliyor musunuz? Vedat Türkali Türkiye Barışını Arıyor Konferansında demiş ki bizler eskiden barış konferanslarını Brüksel’de Londra’da yapardık ama şimdi Ankara’da Amed’te yapabiliyorsak barışa bir adım daha yaklaştığımız içindir. Sayın Öcalan da bunu söylüyor. Diyor ki barışı Ankara’da İstanbulda Esenyurt’ta konuşmalıyız, barışı Amed’te konuşmalıyız, Amed’te. Buradan iktidara çağrımızdır.

Buradan iktidara çağrımızdır. Barışın üzerinde bu kadar gölge oluşturamazsınız. Barışın üzerinde bu kadar baskı oluşturamazsınız. Sayın Öcalan bir adım attı, DEM Parti bir diyalog ve müzakere partisi olarak üzerine düşeni yapmaya hazır olduğunu söyledi. Biz Türkiye’nin dört bir yanında Kürdistan’ın bütün illerinde kapı kapı gezip barışı anlatıyoruz, anlatmaya devam edeceğiz. Ama devlete ve iktidara düşen görev konusunda henüz onlar somut bir adım atmış değiller.

Acilen atılması gereken adımlar vardır. Bunun başında Sayın Öcalan üzerinde devam eden tecridin kalkması ve Sayın Öcalan’ın barış için daha çok çalışması için olanaklarının genişletilmesi ve koşullarının iyileştirilmesidir. İkinci önemli talebimiz güven arttırıcı somut adımların atılmasıdır. Bu adımlar atılırsa o zaman barışa olan inancımız artar. Ama kayyımlar, gözaltı ve tutuklamalar devam ederse değerli halklarımızın barışa olan inancını kaybetmesini sağlarsınız. Umarız bugün Esenyurt’tan bu mesajı bu iktidar alır.

Sayın Öcalan’ın mesajını ve selamlarını ilettik size. Buradan Esenyurt’tan bizler de İmralı’ya alkış ve zılgıtlarımızla selamlarımızı gönderelim. Ölen gençler, çocuklar bizim, ölen kadınlar biziz, katledilmek istenen insanlık biziz, katledilmek istenen diller bizim dillerimizdir, Kürtçe, Türkçe Arapça ve sayamadığım bütün diller hepsi bizim.  Bu memlekette yakılan yıkılan her karış toprak bizim, hepimizin. İşte bizler ortak yaşam, ortak mücadele için, barışı tesis etmek için mücadelemizi olanca gücümüzle devam ettireceğiz.

Kadınlara seslenerek konuşmamı tamamlayacağım. Sevgili kadınlar yaşamın her yerinde bizler katlediliyoruz. Cinayetlerde katlediliyoruz, kadın siyasetçiler olarak katlediliyoruz, Rojava’da mücadele eden kadınlar olarak katlediliyoruz, beyaz tülbentlerimizle barış istediğimiz için hapsediliyoruz, katlediliyoruz. Bizler barışa olan inancımızla hep beraber Jin Jiyan Azadî diyelim. Sizlere sözümüz olsun ki barış annelerinin bize söylediği gibi asla ve asla başımızı öne eğdirecek hiçbir adım atmayacağız. Siz değerli halkımızın iradesi ile onurlu bir barışı hep beraber inşa edeceğiz. Yolumuz açık olsun. Serkeftin, berkeftin, serkeftin.”

Paylaşın

Erdoğan’dan Ana Muhalefet İçin “Sirk Çadırı” Benzetmesi

AK Parti Kadın Kolları Kongresi’nde konuşan Erdoğan, “Karşımızda ana muhalefet mi sirk çadırı mı var belli değil. Genel başkanları kırmızı kartla ortada dolanıyor. Eski genel başkan ona sarı kart göstererek oyuna girmeye çalışıyor. Sorun kırmızı kart sarı kart ne işe yarar bilmez” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Kadın Kolları Kongresi’nde konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

“AK Parti olarak hanelere ağırlıklı olarak kadın üzerinden girerek seçimlerde yüzde 50’leri bulan oy oranlarını yakaladık. Şayet bugün oylarımız istediğimiz seviyelerde değilse, kadınlara istediğimiz gibi ulaşamıyor, haneleri fethedemiyoruz demektir. Çünkü bu fethi ancak kadınlarımız yapabilir. Partimizi hak ettiği yere kadınlar taşıyabilir.

2028’de yeniden yüzde 50 oy oranına ulaşmak istiyoruz. Siyasette her şeyin bir parça etkisi vardır ama en büyük amil çalışmaktır. Bakmayın muhalefetin çalışmadan armut piş ağzıma düş mantığı ile iktidar beklediğine. Bu kafa ile daha 22 yıl da beklerler 222 yıl da beklerler. Kendi aralarında tepişmekten fırsat bulup ülke meselelerine kafa yormadıkça bunlar ancak 23 nisan müsameresi tadında iktidarcılık oynar.

Biz bu günlere çok çalışarak, her zeminde mücadeleyi diri tutarak geldik. Yarın da aynı dinamizm ile milletimizin huzuruna çıkmalıyız. Aksi takdirde geçen mahalli seçimlerdeki gibi bu muhterislere mahkum ettiğimiz için milletimiz bizi affetmez.  Bizi yarı yolda bırakmayan kadınlarımıza inanıyor ve güveniyoruz. İstanbul’un her alanda olduğu gibi diğer vilayetlerimize örnek olacağına inanıyorum.

Bizde kadın daima ailenin temeli, ayrılmaz parçası olarak kabul edilmiş, daima kadına hürmet edilmiştir. Türkçemizdeki adam ve kadın kavramları da sadece cinsiyet ayrımı belirtir. Küresel rüzgarlara kapılarak erkek kadın arasındaki çizgiyi ortadan kaldırmak bizi çağdaş yapmaz, emperyalistlerin küreselcilerin oyuncağı yapar.

“Aile kurumu için yeni politikaları devreye alacağız”

Evlilik sayıları düşerken boşanma sayıları artıyor. Bu tür akımlara yol veren ülkeler tehlikeyi gördükleri için tedbir almaya başladı. Evlatlarımızın doğumundan, evliliğine kadar hayatlarının her safhasında desteklerimiz ile yanlarında olacağız. Çocuklarımızın zihin ve beden sağlığı için tavizsiz mücadele yürüteceğiz. Aile kurumu için yeni politikaları devreye alacağız.

Toplumun her bir ferdini küresel ahlaki tehditlere karşı korumasız, yalnız, çaresiz bırakmayacağız. Bakanlığımızın adındaki aile ifadesinden rahatsız olan marjinaller bizi ve gayretlerimizi hedef alacaklardır. Kadın haklarını dile getirenler, Gazze’deki katliamlara sessiz kalanlar aileye kadına çocuğa sahip çıktığımız için bizi eleştirecektir.

Ellerindeki tüm okları bize yönelteceklerdir. Kesinlikle geri adım atmayacağız. Yüzlerindeki maskeyi indirmeye kararlılıkla devam edeceğiz. Kadın aile ve nüfus politikalarımızın milletin değerleri ile kopmuş sesi çok çıkan marjinal yapılar tarafından sabote edilmesine izin vermeyeceğiz. En az 3 çocuk çağrımızdaki gibi burada da ülkemiz ve milletimiz için en doğrusunu yapmaktan geri durmayacağız.

Türkiye’nin kadınlarını şer odakları karşısında muhafaza edeceğiz. Türkiye’nin, dünyanın dört bir yanındaki yeminli düşmanları bunların en büyük destekçisi. Amaçları bizi devirmek. Muhalefet ve beraberinde yol yürüdüğü kimliksiz kesimler küçük hesapları için milletten beklediği desteği alamıyorlar.

Seviyeyi her defasında daha da aşağı çekiyorlar. Bizimle boy ölçüşemeyince kamu görevlilerine, milletin kendisine saldırmaya hakaret etmeye başladılar. Kurumları şovlarının malzemesi haline getirdiler. Hırslarını artık gizlemekte zorlanıyorlar. Ayak oyunlarını Türkiye meselesi gibi gösterecek kadar gerçeklerden kopmuş haldeler. Karşımızda ana muhalefet mi sirk çadırı mı var belli değil.

Genel başkanları kırmızı kartla ortada dolanıyor. Eski genel başkan ona sarı kart göstererek oyuna girmeye çalışıyor. Sorun kırmızı kart sarı kart ne işe yarar bilmez. Belediyecilik hizmetleri bakımından sürekli irtifa kaybeden başkanlar ortada fol yok, yumurta yokken meçhul bir adaylık peşinde koşuyor. Kokuşma ayyuka çıkmış durumda ama sorsanız etkili muhalefet yapıyorlar.

Biz seçimlerin ne zaman yapılacağını gayet iyi bilenlerdeniz. Gerektiğinde kendi özeleştirimizi yapmaktan çekinmeyeceğiz. Önemli olan tökezlemek değil hemen güçlü şekilde yoluna devam edebilmektir. İlk safhayı atlattık biz, şimdi vites yükseltme vakti.

Paylaşın

CHP’de “Mansur Yavaş” Düğümü

CHP’de Cumhurbaşkanı adayının tüm üyelerin katılacağı ön seçimle belirleneceği ifade ediliyor. Ancak Mansur Yavaş’ı tanıyan birçok siyasetçi sadece CHP üyelerinin oy kullanacağı bir seçime Yavaş’ın katılmama ihtimalinin yüksek olduğunu söylüyor.

Öte yandan ABB Başkanı Mansur Yavaş’ın aday olamaması durumunda partiden ayrılıp aday olması seçeneği de dışlanmıyor.

CHP’li kurmaylar ise bu konudaki görüşmelerin devam ettiğine dikkat çekerek, “Mansur Bey bizim değerimiz. Ön seçimle ilgili kararı ne olur henüz bilmiyoruz ama ön seçim kararı alınıp takvim netleşene kadar görüşmeler sürecektir. Yavaş aday olsa da olmasa da ülkenin geleceğinde mutlaka bir pozisyonda yer bulacaktır” diyor.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında, Cumhurbaşkanı adayının tüm üyelerin katılacağı ön seçimle belirleneceğini, ön seçimin de en geç nisan ayında yapılacağını söyledi. Özel çağrıyı yaptı ancak henüz alınmış bir karar yok.

CHP Tüzüğü’ne göre Parti Meclisi’nin toplanıp bu kararı alması gerekiyor. Parti Meclisi’nin de önümüzdeki haftalarda toplanacağı ifade ediliyor. Bu süreçte ön seçim ile ilgili de bir yönerge hazırlanacak.

Özel’in açıklamasını, adı Cumhurbaşkanı adayları arasında geçen İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu çok olumlu buldu. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ise yakın çevresine dayandırılan haberlere bakılırsa hem “erken” dedi, hem de sadece CHP üyeleriyle yapılacak bir ön seçimin doğru olmadığını ifade etti.

Bu nedenle ön seçim takvimi çıktığında Yavaş’ın alacağı tutum merak konusu. Yavaş’ı tanıyan birçok siyasetçi sadece CHP üyelerinin oy kullanacağı bir seçime Yavaş’ın katılmama ihtimalinin yüksek olduğunu söylüyor. Ancak Yavaş’ın bu durumda partiden ayrılıp aday olması seçeneği de dışlanmıyor.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; CHP’li kurmaylar ise bu konudaki görüşmelerin devam ettiğine dikkat çekerek, “Mansur Bey bizim değerimiz. Ön seçimle ilgili kararı ne olur henüz bilmiyoruz ama ön seçim kararı alınıp takvim netleşene kadar görüşmeler sürecektir. Yavaş aday olsa da olmasa da ülkenin geleceğinde mutlaka bir pozisyonda yer bulacaktır” diyor.

Paylaşın

AK Parti’de “Erken Seçim” İçin 2027 Konuşuluyor

AK Parti’de erken seçim için, “Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimi her halükarda 2027 yılında yapılır. Yapılacak seçim de her halükarda ikinci tura kalır” deniliyor.

CHP’li Esenyurt Belediye Başkanının tutuklanıp yerine kayyım atanması, Beşiktaş Belediye Başkanının tutuklanması, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında arka arkaya açılan soruşturmalar…

Son aylarda yaşanan tüm bu gelişmeler karşısında erken seçim çağrısını büyütme kararı alan CHP, bu yıl içinde bir seçim istiyor. Hakkında açılan soruşturmada ifade verdikten sonra bir konuşma yapan İmamoğlu, “Bizi engelleyemezler, sandık gelecek, bu iktidar gidecek” dedi.

Sık sık erken seçim çağrısı yapan CHP Genel Başkanı Özgür Özel de en son, “2025 yılında sandık gelecek. Sandığın gelmesi için var gücümüzle çalışacağız” değerlendirmesi yaptı. Muhalefet bu yıl erken seçim istiyor ama iktidar daha sonrasını işaret ediyor.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; AK Parti’de erken seçim için, “Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimi her halükarda 2027 yılında yapılır. Yapılacak seçim de her halükarda ikinci tura kalır” deniliyor.

Öte yandan Ekrem İmamoğlu hakkında YSK üyelerine hakaret iddiasıyla açılan “Ahmak Davası”nda siyasi yasak isteniyor. İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanı iken yapılan bazı ihaleler de İBB Başkanı olduktan sonra dava konusu oldu.

Geçtiğimiz haftalarda hakkında arka arkaya iki yeni soruşturma açılan İmamoğlu bu süreci “Yargısal taciz” olarak adlandırıyor. İmamoğlu’na yönelik bu davaların olası cumhurbaşkanı adaylığını önlemek amacı taşıdığını düşünen birçok muhalefet mensubu var.

Kimi yorumcular ise iktidarın bu müdahalelerinin İmamoğlu’nu daha da büyüttüğünü söylüyor. Bu tartışmalar AK Parti kulislerinin de önemli gündem başlıklarından biri. “Yanlış yapanın hukuka elbette hesabını vereceğini” söyleyenler kadar, bu tablonun İmamoğlu’na hak etmediği bir fayda sağladığını düşünenler de var.

AK Partili bir yönetici, İmamoğlu hakkında ihale dosyaları nedeniyle açılan soruşturma dışında diğerlerini çok doğru bulmadığını belirterek, şu ifadeleri kullanıyor: “Bunlar İmamoğlu’nu büyütmüyor ama İmamoğlu gerçeğini görmemizi engelliyor. Aslında İmamoğlu İstanbul’da dişe dokunur hiçbir iş yapmıyor.

Sonra bu davalar, soruşturmalar üzerinden mağdur olarak milletin önüne çıkıyor. Sürekli önüm kesiliyor havası veriyor. Göreve geldiği günden bu yana fazlasına talip. İstanbullu bundan rahatsız. Belediye başkanlığını yapsın millet asıl gerçekliğini, hakikatini görsün.”

Paylaşın