Türkiye’de Yakalanan Kokain Miktarı 2 Yılda Yüzde 44 Arttı

2021 yılında ele geçirilen kokain miktarı bir önceki yıla göre yüzde 44,9 artarken olay sayısında yüzde 15,1, şüpheli sayılarında ise sadece yüzde 6 oranında artış meydana gelmesi Türkiye’nin kokain için önemli bir koridor olduğunu ortaya koyuyor.

BirGün’den Nurcan Gökdemir’in haberine göre Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nın 2022 Türkiye Uyuşturucu Raporu, Türkiye’nin uyuşturucu konusunda hem hedef hem de transit rota niteliği taşıdığı tespitini içeriyor. Son yılların en fazla gündeme gelen uyuşturucu maddesi kokainin “Kaçakçılık Eğilimleri” ile yakalama istatistiklerine raporda yer verildi.

Sinir sistemi üzerinde uyarıcı bir etki gösteren ve Kolombiya, Peru ve Bolivya’da yetişen Erythroxylon Coca isimli bitkinin yapraklarından elde edilen kokain, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ülkeler üzerinden en önemli pazarlardan olan Avrupa’ya geçiyor. Raporda yer alan bilgilere göre, 2019’da küresel boyutta kokain yakalama miktarının yüzde 83’ü çoğunluğu Güney Amerika’da olmak üzere Kıta Amerika’sında gerçekleştirilen yakalamalarda ele geçirildi. Bu yıllarda Güney Amerika’da kokain yakalama miktarı yüzde 5 artarak bugüne kadarki en yüksek miktar olan 755 tona ulaştı.

Raporda, 2020 yılında yaşanan Covid-19 pandemisine karşın kokain üretimi ve kaçakçılığının rekor düzeyde sürdüğünün altı çizildi. 2020 yılında bin 982 ton kokain üretimi ile birlikte 2019 yılına göre yüzde 4,5 artışla küresel boyutta 1424 ton kokain ele geçirildi.

Türkiye’de de Mersin başta olmak üzere uyuşturucu yakalamaları daha çok limanlarda gerçekleşti. Avrupa’da 2017 yılından bu yana, özellikle deniz limanlarında her yıl rekor miktarlarda kokain ele geçirildiği vurgulanan raporda, şunlar yer aldı:

“2020 yılında şimdiye kadarki en yüksek miktar olan 214,6 ton kokain AB ülkeleri, Türkiye ve Norveç tarafından ele geçirilmiştir. Üç AB ülkesinde ele geçirilen (Belçika 70 ton, Hollanda 49 ton ve İspanya 37 ton) kokain Avrupa genelinde yakalanan toplam kokainin yüzde 73’üne karşılık gelmektedir. Ayrıca İtalya (13,4 ton), Fransa (13,1 ton), Almanya (11 ton) ve Portekiz’de de (10 ton) yüksek miktarlarda kokain ele geçirilmiştir.

Geleneksel olarak kokain kaçakçılığı ve kullanımı ile ilişkilendirilmeyen Doğu Avrupa ülkeleri olan Yunanistan (1,8 ton), Bulgaristan (1 ton), Polonya (3,9 ton) ve Türkiye (2 ton) tarafından da kokain yakalamaları gerçekleştirilmiştir. Bu durum, kokain sevkiyatlarının Avrupa’ya giriş yaptığı noktaların çeşitliliğinin arttığını gösterebilir. Akdeniz ve Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler tarafından gerçekleştirilen kokain yakalamaları bunun bir diğer göstergesi olarak düşünülebilir.”

“Türkiye’nin kokain için önemli bir koridor”

Dünyadaki gelişmelerle doğru orantılı olarak son yıllarda Türkiye’de de kolluk birimlerince gerçekleştirilen kokain yakalamalarında artış olduğu bildirildi. Buna göre, Türkiye’de 2021 yılında 2 bin 961 kokain olayı gerçekleşti. Bu olaylarda 4 bin 714 şüpheli yakalandı ve 2 bin 841 kilogram kokain ele geçirildi. Raporda, bu rakamın bugüne kadarki en yüksek miktar olduğunun altı çizildi.

Bu rakamlar, Türkiye’nin kullanım ya da iç pazarda satıştan çok yasa dışı ticaretin önemli aktörlerinden olduğunu gösteriyor. 2021 yılında ele geçirilen kokain miktarı bir önceki yıla göre yüzde 44,9 artarken olay sayısında yüzde 15,1, şüpheli sayılarında ise sadece yüzde 6 oranında artış meydana gelmesi Türkiye’nin kokain için önemli bir koridor olduğunu ortaya koyuyor.

Paylaşın

HDP’li Sancar: İktidar Ülkeyi İflasa Götürüyor

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “İktidar, bu ülkeyi iflasa götürmektedir, bir çöküş yaşanmaktadır. Ekonomi ile ilgili verileri buradan tek tek saymaya gerek yok. Halkımız her gün sofrasında, sokakta her alanda bu çöküşün sonuçlarını zaten yakıcı bir biçimde yaşıyor, baskılar, zulüm, yasak olağanlaşan şiddet toplumu çözüyor” dedi.

Sancar, “Oysa bir ülkede demokrasiyi kurabilmek için birlikte eşit yurttaşlık temelinde yaşayabilmek için öncelikle birbiriyle barış içinde yaşamayı beceren bir toplum olmak gerekiyor. Toplum olmadan demokrasi olmaz, barış kurulamaz. Bizler de bu ülkede toplumu eşit yurttaşlık ve demokratik cumhuriyet hedefleri etrafında sağlam bir şekilde yeniden inşa edebilmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP), 3 Temmuz’da gerçekleştirdiği 5’inci Olağan Kongre sonrası ilk toplantısını partinin Ankara Balgat’ta bulunan ek binasında gerçekleştirdi. Toplantının açılış konuşmasını yapan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, şunları söyledi:

“Ülke çoklu krizlerinden geçiyor, tarihinin en derin krizlerinin yaşandığı bir dönemdeyiz ama unutmayalım krizlerin en derin zamanı aynı zamanda çözüm imkanının da en fazla ortaya çıktığı zamanlardır.

Yeter ki bu imkanları değerlendirecek örgütlü bir siyasi güç, kararlı ve tutarlı bir alternatifi bir çözüm programı ortaya konulabilsin. HDP tam da bu çoklu krizlere karşı ülkede bütün sorunların çözüm olma iddiasıyla yoluna devam ediyor. Kongremizin bize verdiği en önemli görev de budur, direnmek bizim işimiz.

“Çözüm öneren bir partiyiz”

Bizler Türkiye’nin bütün sorunlarına çözüm öneren bir partiyiz. Gerçek çözümler öneren bir partiyiz. Gerçek çözümler önerebilmek için ülkenin sorunlarıyla samimi bir yüzleşmeye ihtiyacı vardır.

Bu ülkenin temel sorunlarıyla samimi bir şekilde yüzleşmeden krizleri aşmak, gerçek çözümleri halka mal etmek ve hayata geçirmek mümkün değildir. Yüzleşme iradesinin en büyük olduğu bir siyasi hareketin temsilcileriyiz.

“Türkiye’nin anahtar gücüyüz”

Hem mücadele birikiminin hem acı hem de umut birikiminin üzerine kurulmuş güçlü bir örgütlenme ve güçlü bir halk desteğine sahip bir partiyiz. Bunu her türlü saldırıya karşı dik durarak, direnerek ortaya koyduk.

Bizler hem siyasal programı olarak hem de sahip olduğu halk desteği ve gücü dolayısıyla bu ülkenin çözüm partisiyiz anahtar gücüyüz. Anahtar gücün sadece sayıyla,  oy oranıyla ile ilgili olmadığını defalarca belirttik. Evet, sayısal gücümüz önemlidir çünkü bu kadar kuşatmaya ve saldırıya rağmen halkın desteğini almaya devam ediyorsak yürüdüğümüz yol doğrudur.

“Tek gerçek Türkiye partisi HDP’dir”

Önümüzdeki dönem, özellikle bu yılın sonuna kadar geçecek altı ay pek çok konuda tablonun berraklaşması ile ilgili işaretlerin ve gelişmelerin artacağı bir dönemdir. Bizler bu döneme en güçlü ve en kararlı şekilde hazırlanmak zorundayız.

İşte sizler PM’ye yeni seçilen ve yeniden seçilen yoldaşlarımız bu tarihi sorumlulukla karşı karşıyadır. Çözüm biziz, sorunların tamamına çözüm programı sunacak birikimimiz var ve bu çözümleri hayata geçirecek kararlılığımız var.

Türkiye partisi sözünü eğer kullanacaksanız karşınızda tek gerçek Türkiye partisinin HDP olduğunu görürsünüz. Sadece PM’de değil aynı zamanda bu kongrede isimlerini duyurduğumuz danışma kurulumuz da aynı kaygılar ve amaçlarla belirlenmiştir. Bizler ortak görüşü değil ortak paydayı esas alarak oluşturduk PM ve Danışma Kurulu’nu.

“Bizi daralmak isteyenler kaybediyor”

HDP’yi dar bir alana sıkıştırmak isteyenler bunu başaramıyorlar. Başaramadıkça hırçınlaşıyorlar. Sadece fiziksel, hukuksal saldırılarla değil başka senaryolarla da HDP’yi daraltmayı önlerine hedef olarak koyanlar sürekli olarak kaybediyorlar.

Hayır, HDP onların sıkıştırmak istediği dar alana girmeyecektir. Türkiye’nin bütün sorunlarına demokrasi, eşit yurttaşlık, özgürlük, kalıcı barış temelinde çözüm getirecek parti olma hedefinden asla vazgeçmeyecektir.

“İktidar iflasa götürüyor”

İktidar, bu ülkeyi iflasa götürmektedir, bir çöküş yaşanmaktadır. Ekonomi ile ilgili verileri buradan tek tek saymaya gerek yok. Halkımız her gün sofrasında, sokakta her alanda bu çöküşün sonuçlarını zaten yakıcı bir biçimde yaşıyor, baskılar, zulüm, yasak olağanlaşan şiddet toplumu çözüyor.

Oysa bir ülkede demokrasiyi kurabilmek için birlikte eşit yurttaşlık temelinde yaşayabilmek için öncelikle birbiriyle barış içinde yaşamayı beceren bir toplum olmak gerekiyor.

Toplum olmadan demokrasi olmaz, barış kurulamaz. Bizler de bu ülkede toplumu eşit yurttaşlık ve demokratik cumhuriyet hedefleri etrafında sağlam bir şekilde yeniden inşa edebilmeliyiz.

“Yeni bir başlangıç için toplumsal sözleşme”

Yeniden inşa etme programını önümüze koyduk yeni bir toplumsal sözleşmeyi Türkiye’de en geniş kesimlerle birlikte oluşturmayı temel amaç olarak belirledik. Yeni bir başlangıç ancak yeni bir toplumsal sözleşme ile olur. Bunun hedefi de eşit yurttaşlık temelinde, özgürlük temelinde demokratik cumhuriyet olacaktır.

Cumhuriyetin 2’nci yüzyılına girerken bunu gerçekleştirecek güç buradadır HDP’dir, HDP fikriyatındadır. HDP’nin inşa etmeye çalıştığı, bunun için büyük emek sarf ettiği demokrasi ittifakındadır.

Önümüzü açacak sorunlardan, krizlerden çıkışın yolunu açacak şey tam da bu büyük ve kapsamlı demokrasi ittifakını kurmaktan geçiyor. Bu ittifakı ilmek ilmek kuruyoruz. İttifak sadece belli partilerle sınırlı bir birliktelik değil, kastettiğimiz demokrasi ittifakı bu ülkede haksızlıklara, adaletsizliklere, zulme ve sömürüye karşı en geniş kesimleri bir araya getirmektir.

“Savaş senaryoları hazırlanıyor”

Sorunların çözüm yolu budur. Kürt sorunu başta olmak üzere her türlü sorunumuzu ancak demokratik siyaset zemininde kurabiliriz. Önümüzdeki dönem iktidarın kaybetme paniği ile çeşitli tehlikeli senaryolara başvurma ihtimalinin de çok yüksek olduğu bir dönemdir.

Bir yandan savaş senaryoları hazırlanıyor hatta senaryodan öte plan aşamasına geçmiş savaş hazırlıkları söz konusu. Suriye’ye özellikle Rojava’ya yönelik bir işgal saldırısı gündemde ama sadece o değil Kürtlerin her alanda kazanımlarına yönelik saldırılar da yine bu iktidarın varlığını sürdürmesinin en önemli yolu olarak görülüyor.

“Barış ittifakı kurmak zorundayız”

Bizler demokrasi ittifakını her alanda savaş planlarına karşı bir barış ittifakı olarak kurmak zorundayız. Öte yandan kaos planlarıyla halkı yıldırmak ve halkın iradesini bir rehin alma planı da görünüyor.

Kaos planlarını da boşa çıkaracak en önemli şey bizlerin kararlı bir demokrasi mücadelesini en geniş kesimlerle kurmamızdan geçiyor. Bütün toplumsal demokrasi güçlerine ve muhalefete buradan uyarıda bulunuyoruz; savaş planlarına, kaos senaryolarına karşı uyanık olalım. Bunları hep birlikte boşa çıkaracak ortak iradeyi gösterelim.”

Paylaşın

Ataol Behramoğlu: Baskı Altında İşime Son Verdiler

İstanbul Aydın Üniversitesi’nde 10 yılı aşkın süredir kürsüsü bulunan usta şair Ataol Behramoğlu Baskı altında işime son verdiler. Bir kürsüm vardı, elimden alındı. Hala bu sıkıntılar her anlamda devam ediyor. İçerde ve dışarıda…” dedi.

Şair Ataol Behramoğlu akademisyen olarak görev yaptığı İstanbul Aydın Üniversitesi’ndeki işine son verildiğini açıkladı.

Halk TV’de Serhan Asker’in programına konuk olan Behramoğlu şunları söyledi: “Ben bir akademisyenim. Benim Rus Dili ve Edebiyatı profesörü olduğumu çok az kişi bilir.

“İstanbul Üniversitesi’nden emekliyim ve özel üniversitelerde devam ediyordum. Baskı altında işime son verdiler. Bir kürsüm vardı, elimden alındı. Hala bu sıkıntılar her anlamda devam ediyor. İçerde ve dışarıda…”

Behramoğlu 2011 yılından itibaren bu görevi sürdürüyordu.

Ataol Behramoğlu hakkında

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Slav Dilleri ve Edebiyatları Anabilim Dalı Başkanlığı görevinden ve Beykent Üniversitesi’nden sonra İstanbul – Aydın Üniversitesi’nde profesör titriyle öğretim üyeliği yapıyordu.

13 Nisan 1942’de, Çatalca’da doğdu.

İlk, orta ve lise öğrenimini Çankırı’da tamamladı.

Bir süre Ankara Hukuk Fakültesi’ne devam etti, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nün derslerini izledi, aynı fakültenin Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi (1966).

İlk şiir kitabı “Bir Ermeni General” 1965’te, kitaplaşan ilk çevirisi “İvanov” (Anton Çehov) 1967’de basıldı. Mihail Yuryeviç Lermontov’dan ilk şiir çevirilerini de bu dönemde yaptı.

1970’de İsmet Özel ile birlikte Halkın Dostları dergisini yayımladı.

Aynı yılın sonbaharında dört yıl sürecek ilk yurtdışı yolculuğuna çıktı. 1972’ye kadar Londra ve Paris’te yaşadı.

1972 sonbaharında Sovyet Yazarlar Birliği’nin çağrılısı olarak gittiği Moskova’da yaklaşık iki yıl kalarak Moskova Devlet Üniversitesi’nde stajyer olarak Rus Edebiyatı üzerine çalıştı.

1974’te Türkiye’ye dönüşünden bir süre sonra Muhsin Ertuğrul yönetimindeki İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda dramaturg olarak çalışmaya başladı.

1975’te kardeşi Nihat Behram ile edebiyat-kültür dergisi Militan’ı çıkardı.

1978’de Sofya’da Dünya Yazarları 1. Kurultayı’na Aziz Nesin, Yaşar Kemal ve Burhan Arpad ile Türkiye Temsilcisi olarak katıldı.

1979’da Türkiye Yazarlar Sendikası genel sekreteri oldu. Sanat Emeği dergisinin kurucuları ve yazı kurulu üyeleri arasında yer aldı.

1980 darbesi sonrasında dramaturgluk görevinden ayrılmak zorunda kaldı. “Ne Yağmur…Ne Şiirler…”in yeni basımının mahkemece “toplatılması ve imhası”na karar verildi. Bir hafta Selimiye’de göz hapsinde tutuldu. Kitap daha sonra beraat etti.

1982 mart ayında Barış Derneği kurucu ve yöneticisi olarak tutuklandı. Maltepe Askeri Cezaevi ve Sağmalcılar Cezaevi’nde on ay tutuklu kaldı. Cezaevinde bulunduğu sırada, Asya-Afrika Yazarlar Birliği 1981 Lotus Ödülü’nü kazandı.

1983 kasım ayında, devam eden duruşmaların, katılmadığı son oturumunda 8 yıl hapis cezasına mahkûm edildi.

1984 başlarında ülkeden gizlice ayrılmak zorunda kalarak Fransa’ya gitti. Bir süre sonra ailesini de – pasaport verilmediği için – yine gizlice ülke dışına çıkardı.

1989 haziran ayına kadar sürecek bu dönemde Paris Sorbonne Üniversitesi “Centre de Poétique Comparée” bölümü çalışmalarına katıldı. 1986’da Paris’te Fransızca Türk edebiyatı dergisi “Anka”yı kurdu ve yönetti.

Yurtdışında bulunduğu sırada Türkiye’de “Son Yüzyıl Büyük Türk Şiiri Antolojisi”; “Dünya Şiiri Antolojisi (Özdemir İnce ile birlikte)”; “Çağdaş Rus Şiiri Antolojisi”; “Çehov-Bütün Oyunları (1. Cilt)”, şiir üstüne yazıları “Yaşayan Bir Şiir (1986); şiir kitapları “Eski Nisan”, “Bebeklerin Ulusu Yok” yayımlandı.

Hakkındaki davaların Yargıtay aşamasında beraatle sonuçlanması üzerine Haziran 1989’da Türkiye’ye döndü.

Birkaç yıl Simavi Yayınları’nda editör, Pendik Belediyesi’nde kültür danışmanı olarak çalıştı.

1995’te Türkiye Yazarlar Sendikası Genel Başkanı seçildi.

PEN Yazarlar Derneği 2002 yılı “Dünya Şiir Günü Büyük Ödülü”nü aldı.

2008 yılında Rusya Federasyonunca uluslararası Puşkin Nişanı verildi.

Paylaşın

Apolas Lermi’nin Bir Konseri Daha İptal Edildi

Giresun’un Güce ilçesinde “Ağaçbaşı Otçu Şenliği”nde sahne alması planlanan Karadenizli müzisyen Apolas Lermi’nin konseri valilik tarafından iptal edildi. Apolas Lermi, konserinin yasaklandığını sosyal medyadan duyurdu.

Lermi, yasakla ilgili şöyle dedi: “Yeni iptalin adresi Giresun Güce. Artık komik geliyor. 17 Temmuz ‘da (yarın) yapılması planlanan Ağaçbaşı Otçu Şenliği konserimiz de, valilik tarafından iptal edilmiştir. Bu iptale karşı direnen Güce Belediyesi’ne ve emekçilerine çok teşekkür ederim.

“İyi yönetici, iyi gazeteci ve iyi dost, kritik zamanlarda yaptıklarıyla iyidir. Sessiz ve duyarsız kalarak bu yaşananlara ortak olan kötüleri görüyoruz. Ve bu karanlık dönemde bir şekilde bizimle dayanışma içinde olmaya çalışan herkese teşekkürler. Sizlerin de farkındayız.”

Ümit Özdağ hedef göstermişti

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ile birlikte hükümete yakın medya, Apolas Lermi’yi İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) konseri nedeniyle hedef göstermişti.

Apolas Lermi’nin 29 Mayıs’taki Denizli konseri Pamukkale Belediyesi, 11 Haziran’daki Bostancı konseri ise; organizasyon tarafından iptal edilmişti. Lermi’nin 31 Temmuz’da Sakarya Akyazı Acelle Yaylası’nda gerçekleşecek olan konseri de ‘hakkında çıkan haberler’ gerekçe gösterilerek iptal edilmişti

Paylaşın

TTB: Kovid 19’da Günlük Vaka Sayısı 16 Bini Aştı

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Aile Hekimliği, Kovid 19 anketinin sonuçlarını açıkladı. 39 ilden 396 aile hekiminin katıldığı ankete göre; Kovid 19 vakalarında Türkiye genelinde artış yaşandığı görülüyor.

Araştırmada, Türkiye’de günlük vaka sayısının 16 bini aştığı ifade ediyor. TTB’nin yaptığı araştırmadan öne çıkanları özetle şöyle:

  • Aile hekimlerinin izlem listelerinde ortalama 4,76 Kovid 19 tanılı hasta var. Her hasta Aile Hekimi izlem listesinde 7 gün kalmaktadır.  247 bin 62 Aile Hekimine oranlandığında toplam 117 bin 867 Kovid 19 tanılı kişi olduğu belirlendi. Bu, günlük 16 bin 838 hasta demektir.
  • Eş zamanlı olarak Sağlık Bakanlığı açıklamasında bu sayı haftalık 57 bin ve günlük 8 bin olarak verilmekteydi. Elde ettiğimiz veriler, bakanlığın açıkladığı sayının iki katıdır.
  • Tüm vakaların dörtte biri İstanbul’da iken bayram tatili ile salgın İstanbul’dan tüm Türkiye’ye taşındı.
  • Bayram öncesi yapılan anketimiz İstanbul’da ortalama 8,5 Kovid 19 tanılı hasta olduğunu ve günde 4 bin 857 kişiye Kovid 19 tanısı konduğunu gösteriyor. Tüm vakaların dörtte biri İstanbul’dadır. HES kodu ve izolasyon uygulaması yokken, toplu taşımada maske zorunlu değilken, bu durum salgının İstanbul’dan tüm Türkiye’ye taşınması demektir.
  • Anketimizi yanıtlayan iki aile hekiminden biri Kovid 19 geçirdiğini belirtmiştir. Tüm aile hekimlerinin yüzde 51’i Kovid 19 geçirmiştir ve ne yazık ki Kovid 19 geçirenlerin yüzde 54’ü son altı ay içinde Kovid 19 geçirmiştir. Kovid 19 tedbirlerinin kaldırılması, sağlık kurumlarında dahi maske ve mesafe tedbirlerinin uygulanmaması sağlık kurumlarını salgının merkezi haline getirmiştir.
  • Kovid 19 geçiren aile hekimlerinin yüzde 4’ünün hastaneye yatarak tedavi edildi.
  • Aile hekimlerinin yüzde 94’ü en son aşısını 3-12 ay önce olmuş. En son aşı dozunun üzerinden 6 ay geçen aile hekimi oranı yüzde 72’dir. Aile hekimlerinin yüzde 99’u aşı olmuştur. Ancak son aşı dozunun üzerinden geçen süre aşı ile koruyuculuk imkânını da azaltıyor.

Öneriler

  • Kovid 19 için bağışıklama kampanyası oluşturularak sağlık çalışanları, 50 yaş üstü yurttaşlar, Kovid 19 için riskli kronik hastalar ve daha önce hiç aşılanmamış özellikle 12 yaş altı da dahil tüm bireyler başta olmak üzere toplumun aşılanması sağlanmalıdır.
  • Sağlık kurumlarında bekleyen hasta sayısı azaltılmalıdır.
  • Sağlık kurumları başta olmak üzere tüm kapalı alanlarda maskesiz girişe izin verilmemelidir.
  • Sağlık çalışanlarına maske, temizlik malzemesi gibi koruyucu malzemeler derhal sağlanmalıdır.
  • HES kodu, hasta ve temaslı takipleri ile sağlıklı kişilerden uygun koşullarda ayırma, filyasyon uygulamasına derhal başlanmalıdır.
  • Test yapma konusunda isteksizlik son bulmalı Kovid 19 test merkezleri ve hızlı test uygulaması derhal başlamalıdır.
  • Sağlık çalışanlarının korunması için tüm sağlık çalışanlarına hızlı test temin edilmelidir.
Paylaşın

KYK Borçları İçin İki Formül Masada

Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun çalışmasına göre anaparaya uygulanan faiz ya silinecek ya da belli oranda indirim yapılacak. Son karar kabine toplantısında alınacak.

KYK kredilerinde, anaparanın dört katına çıkan faizlerle karşılaşan üniversite mezunlarının tepkileri üzerine iktidardan yeni adım geldi. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın, Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) ile borçlara ilişkin yürüttüğü çalışmada iki formül geliştirildi.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre; bunlardan ilkini KYK burslarında anapara üzerine eklenen faiz üzerinden yapılacak bir indirim oluşturuyor. KYK burslarında da ‘anapara üzerinden alınacak faiz oranına bir sınır belirlenmesi’ öngörülüyor.

Bir diğer formülün ise “sıfır faiz” olduğu ileri sürülüyor. Buna göre yapılan çalışmayla öğrencilerden yalnızca anapara talep edilecek. ‘Öğrencilerin artan enflasyondan etkilenmemesi ve mağdur olmamaları için böyle bir düzenlemenin gelebileceği’ belirtiliyor. İktidarın, KYK borçlarında “anaparadan taviz vermeyeceğinin” de altı çiziliyor.

Türkiye’de bugün 5.5 milyon öğrencinin KYK borcunun olduğu ve borcu bulunan bu öğrencilerin 400 bininin ise icralık olduğuna işaret edilirken, iktidarın icralık olan öğrencilere yönelik de ‘yapılandırmaya gidebileceği, af çıkabileceği’ değerlendiriliyor.

Paylaşın

AYM’den Figen Yüksekdağ Kararı: Seçilme Hakkı İhlal Edildi

Anayasa Mahkemesi (AYM),  Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın, milletvekili seçilmeden önce katıldığı bir anma nedeniyle, milletvekili seçildikten sonra mahkumiyet kararı verilmesi ve vekilliğinin düşürülmesine ihlal kararı verdi.

AYM, Adana 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nin 27 Kasım 2013’te “örgüt propagandası”ndan 10 ay hapis cezası verdiğini, hükmün temyiz incelemesi sürerken, Yüksekdağ’ın 1 Kasım 2015’te milletvekili seçildiğini, yerel mahkemenin kararının ise 22 Eylül 2016’da Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesi tarafından onandığı hatırlattı.

MA’nın haberine göre; AYM, Yargıtay’ın cezayı onamasının Anayasa’nın 83’üncü maddesini düzenleyen “yasama dokunulmazlığını” ihlali olduğunu belirtti.

AYM, Anayasa’nın 83’üncü maddesini düzenleyen yasama dokunulmazlığının, TBMM üyeliği kazanıldıktan sonra seçimden önce ya da seçimden sonra milletvekillerinin herhangi bir suç isnadıyla, tutulamayacağı, sorguya çekilemeyeceği, tutuklanamayacağı, yargılanamayacağı filleri kapsadığına işaret etti.

“Anayasa’ya aykırı”

AYM, dokunulmazlık kapsamında getirilen yasaklardan birinin de milletvekillerinin ceza mahkemesinde temyiz, istinaf dahil hiçbir ceza yargılama makamınca yargılanamayacağının altını çizdi.

Ceza yargılamalarına tabi tutularak yargılanan Mustafa Balbay ve Sebahat Tuncel ile ceza yargılamaları nedeniyle vekillikleri düşürülen Enis Berberoğlu ve Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkında verdiği ihlal kararlarına atıfta bulunan AYM, Gergerlioğlu kararında yer alan gerekçeleri sıralayarak, bu konuda istediği yasal düzenlemeye işaret etti.

Yüksekdağ’ın yargılanmasının devam edilmesine Anayasa’nın 13’üncü maddesindeki “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir” hükmünün dayanak yapıldığına dikkati çeken AYM, 13’üncü madde belirtilen ölçütlere uymadığı sürece müdahalenin Anayasa’nın siyasi faaliyetleri düzenleyen 67’nci maddesine aykırılık teşkil edeceğinin de altını çizdi.

Yeniden yargılama talebine ret

Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesinde Anayasa’nın 14’ncü maddesindeki belirsizlik ve 13’üncü maddedeki “kanunilik” ilkesi şartının yerine gelmemesi nedeniyle verdiği ihlal kararına uzun bir atıfta bulunan AYM, 14’üncü maddedeki belirsizliğin giderilmesi için bir yasal düzenleme ihtiyacı olduğunu yineledi.

Yeniden yargılama talebini reddeden AYM, Yüksekdağ’ın düşünce ve ifade özgürlüğü hakkı ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiğine oy çokluğu ile karar verdi.

AYM, ihlaller nedeniyle Yüksekdağ’a 30 bin TL manevi tazminat ödenmesine, Yüksekdağ’ın maddi kaybına dair belge sunmaması nedeniyle maddi tazminat talebinin ise reddine karar verdi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a F-16 Ve S-400 Çağrısı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ABD Temsilciler Meclisi’nden çıkan F-16 kararı ile İsveç ve Finlandiya’dan yapılan açıklamaları değerlendirdi, hükümeti eleştirdi.

Sosyal medya hesabından açıklama yapan CHP Lideri Kılıçdaroğlu “Batı Erdoğan hakkında çok şey biliyor. Batı çok şey bildiği ve elinde tuttuğu bu tarz liderlere bayılır ve destekler” dedi.

Kılıçdaroğlu şu ifadeleri kullandı: “Sevgili Halkım, Daha NATO’daki imzanın mürekkebi kurumadan Finlandiya ve İsveç’ten gelen skandal açıklamalar, Erdoğan’ın yine hiçbir şey alamadan imza attığını gösterdi. Şimdi de skandalın F-16 meselesinde devam ettiğini görüyoruz.

Yatırımcılarından (sahiplerinden) biri olduğumuz F-35 savaş uçağı projesinden çıkartılmamız ve paramızı geri alamamamız yetmiyormuş gibi, yalvar yakar duruma düşürüldüğümüz F-16 uçaklarını nerede kullanıp nerede kullanamayacağımıza dair şartlar koymaya kalktığını görüyoruz.

Erdoğan ne zaman diplomatik görüşmelerde çevirmen olarak yanına o hanım kızımızı aldıysa, ya milyonlarca kaçak sığınmacı ülkemize girdi ya da bedeli milletimize çok yüksek olan sözleşmelere imza attırdılar. Hep söyledim yine söyleyeceğim, Batı Erdoğan hakkında çok şey biliyor.

Erdoğan ucuz propagandalar dışında elle tutulur hiçbir şeyi bu ülkeye kazandıracak durumda değildir. Öyle “dış güçler” demeyi falan bıraksınlar. Batı, Erdoğan rejimine düşman değildir. İddia ediyorum, Batı çok şey bildiği ve elinde tuttuğu bu tarz liderlere bayılır ve destekler.

Şimdi Erdoğan, sana ne yapman gerektiğini söyleyeyim. Çık ve de ki ‘Ben imza attım ama muhalefet bunun onaylanmasını parlamentoda engelleyecek, kendi grubumda da bu konuda kontrolüm tam değil.’

Yeter ki Türkiye masaya yeniden otursun. Tek bir şartımız var. Bu sefer sadece çevirmen hanım kızımızı yanına alarak iş görmeye çalışma sakın, bırak bu işin ehli diplomatlar işlerini yapsınlar. F-35 ve S-400 konularında anlaşmadan da o masadan kimse kalkmasın.

Buradan ABD’ye sesleniyorum. Bu konuda suçlu arayacaksanız, suçlusu biziz. Varsa bir sorununuz, bizimle halledin.

Ayrıca çevirmen hanım kızımızdan, yüzbinlerce Afgan sığınmacının ülkemize gelmesine yol açan o toplantıda Biden ile neler konuşulduğunu seçimlerden sonra devletimize açıklamasını talep edeceğiz. Verilen her yetki, sorumluluğu ile birlikte gelir. Kendisi de bunu bilecek yaştadır.”

Paylaşın

Lahey’de ‘Ukrayna’daki Savaş Suçları’ Zirvesi

Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin, Ukrayna’daki savaş suçlarının yargılanması amacıyla eski Yugoslavya ve Ruanda benzeri bir özel mahkeme kurulması önerisi, Hollanda’nın Lahey kentindeki uluslararası konferansa kabul görmedi.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi daimi üyesi Rusya’nın veto olasılığı, böyle bir mahkeme oluşumunu neredeyse imkansız kılıyor.

Bunun yerine, yaklaşık 50 ülke, Ukrayna’daki savaş suçlarının araştırılması için para ve uzman desteği sözü verdi.

Hollanda’nın öncülüğünde, Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) ve Avrupa Komisyonu işbirliği ile Perşembe günü Lahey’de “Ukrayna Hesap Verebilirlik Konferansı” düzenlendi.

BM üyesi yaklaşık 50 ülkeden üst düzey temsilcilerin katıldığı konferansta, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy de, video konferans aracılıyla bir konuşma yaptı.

Zelensky, Ukrayna’daki savaşın, 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’daki en büyük saldırganlık eylemi olduğunu belirterek, bu nedenle Nürnberg Mahkemesi benzeri özel bir yargı mekanizması oluşturulması önerisinde bulundu.

Konferansa katılan Ukrayna Başsavcısı Irina Venediktova’ya göre, şimdiden yaklaşık 23 bin savaş suçu ihbarı yapıldı.

Ukraynalı başsavcı, “Buna her gün 200 ila 300 kişi daha ekleniyor. Şu anda en az 600 şüpheli tespit edildi ve 127’si hakkında cezai işlem başlatıldı. Altı asker zaten hüküm giydi” dedi.

Venediktova, uluslararası kamuoyunu bir an önce adım atmaya çağırdı.

Konferansa ev sahipliği yapan Hollanda Dışişleri Bakanı Wopke Hoekstra da, eski Yugoslavya ve Ruanda’da olduğu gibi, Ukrayna konusunda da bir uluslararası savaş mahkemesi kurulmasına sıcak bakıyor.

Rus vetosu

Ancak konferansa katılan üye ülkelere göre, bu çok da kolay bir adım değil. BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi Rusya’nın böyle bir mahkemeyi veto etmesine kesin gözüyle bakılıyor.

Rusya olmadan bir mahkeme kurmak teorik olarak mümkün ancak bu hem çok uzun bir süreç hem de Moskova’nın desteği olmadan yargılama yapmak neredeyse imkansız.

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun adaletten sorumlu yüksek temsilcisi Didier Reynders, tüm şüphelilerin yargılanmasının onlarca yıl sürebileceğini düşünüyor.

Ancak bu konuda karamsar olmadığını vurgulayan Reynders, Ruanda’da 28 yıl önce yaşanan katliamla soruşturmanın hala devam ettiğine işaret ederek, bütün sorumluların, hayatlarının sonuna dek yargılanabileceklerini söyledi.

Hollanda Dışişleri Bakanı Hoekstra da böyle bir mahkeme kurmanın kolay olmayacağını belirterek. “Rusya buna karşı koymaya çalışacak, ancak biz de kaynaklarımızı buna adamaya uğraşacağız” diye konuştu.

Hollandalı bakan, yalnızca Rus savaş suçlarının yargılanmayacağını, Ukraynalı askerler tarafından işlenen savaş suçlarının da soruşturulabileceğini dike getirdi.

Hoekstra, “Ancak saldırıdan açıkça sorumlu olan bir taraf var, o da Rusya” dedi.

Konferansa katılan ülkeler, Ukrayna soruşturma ve cinsel şiddet mağdurlarına psikososyal destek amacıyla Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne 20 milyon euro yardım sözü verdi.

Katılımcı ülkeler, savaş suçlarını araştırmak için gerekli delilleri toplamak için Ukrayna’ya adli tıp uzmanı göndermeyi de benimsedi.

Ukrayna, 2 ay önce Polonya, Litvanya, Estonya, Letonya ve Slovakya ile birlikte Rusya’nın işlediği savaş suçlarını araştıran Ortak Soruşturma Ekibi oluşturdu.

Bu soruşturma ekibi, Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) tarafından destekleniyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye F-16 Satışını Kısıtlayan Karar

ABD Temsilciler Meclisi, F-16’ların Türkiye’ye satışını kısıtlayan yasa tasarısını onayladı. Demokrat Chris Pappas ve Cumhuriyetçi Frank Pallone tarafından sunulan ve Türkiye’ye yeni F-16 savaş uçakları ile F-16 modernizasyon kitlerinin satışını kısıtlayan yasa tasarısı Temsilciler Meclisi’nde yapılan oylamada 244’e karşı 179 oyla kabul edildi.

Yasa tasarısı ile Türkiye’ye yönelik F-16 satışlarına, ABD Başkanının söz konusu satışların ulusal çıkarlara uygun olduğunu onaylaması ve Yunan hava sahasının ihlal edilmeyeceğini dair garanti verilmesi şartı getiriliyor.
Tasarı, ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) 2023 bütçesini içeren Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasa (NDAA) tasarısına eklenecek. ABD Başkanı Joe Biden’ın veto hakkı bulunuyor.

Biden, F-16’ların Türkiye’ye satılmasına destek vermişti

ABD Başkanı Joe Biden, İspanya’nın başkenti Madrid’de geçtiğimiz ay yapılan NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nin ardından düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin Türkiye’ye F-16 savaş uçaklarının satışını sağlaması gerektiğini söylemiş, “F-16’ları Türkiye’ye satmamız gerekiyor. Bunun tersi çıkarımıza olmaz” demişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Kongre’ye mektup göndermişti

Türkiye, geçtiğimiz yıl ekim ayında ABD’den 40 adet Lockheed Martin yapımı F-16 savaş uçağı ve mevcut savaş uçakları için 80’e yakın modernizasyon kiti satın almak istediği yönünde talepte bulunmuştu. Geçtiğimiz mart ayında ise ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD Kongresi’nin söz konusu F-16 satışı hakkında mektup göndermiş ve söz konusu satışın ABD çıkarlarına uygun olduğu belirtilmişti.

Bakanlık, Kongre’ye gönderdiği tavsiye mektubunda, Biden yönetiminin Türkiye’ye potansiyel F-16 savaş uçağı satışının ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu olacağını ve aynı zamanda NATO’nun uzun vadeli birliğine hizmet edeceğine inandığını aktarmıştı.

Mektupta, “Biden yönetimi, Türkiye ile uygun ABD savunma ticaret bağlarının, ABD ulusal güvenliği, ekonomik ve ticari çıkarlarının yanı sıra, uzun vadeli NATO ittifakı birliği ve çıkarları için de gerekli olduğuna inanıyor” ifadeleri kullanılmıştı.

Paylaşın