ABD’den Türkiye’ye Suriye Uyarısı: Tüm Taraflar Ateşkes Hattını Korumalı

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, Suriye’nin kuzeyinde son günlerde artan şiddet konusunda açıklama yaptı: Derin endişe duyuyoruz ve tüm taraflara ateşkes hattını koruma çağrısında bulunuyoruz.

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yeni bir harekât düzenlemekten söz ettiği bir dönemde bölgede şiddet tırmanırken ABD’den yeni açıklama geldi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, Suriye’nin kuzey sınırında artan şiddetten “derin endişe duyduklarını” söyledi.

Price, günlük basın toplantısında yaptığı açıklamada “ABD, Suriye’nin kuzey sınırı boyunca son dönemde düzenlenen saldırılardan derin endişe duyuyor ve tüm taraflara ateşkes hattını koruma çağrısı yapıyor” dedi.

ABD’li sözcü, “El Bab, Haseke ve diğer yerlerdeki sivil ölümlerden büyük üzüntü duyuyoruz” ifadelerini kullanırken, Washington’ın “IŞİD’in kalıcı şekilde yenilgiye uğratılmasına ve Suriye ihtilafına siyasi çözüm bulunmasına bağlılığının sürdüğünü” belirtti.

Suriye’nin Haseke kentinde cuma günü Birleşmiş Milletler’in bir eğitim yardımı programına katılan ve voleybol oynamakta olan bir grup kız çocuğun insansız hava aracı saldırısıyla hedef alındığı, dört çocuğun öldüğü, 11 kişinin yaralandığı belirtilmişti. Yerel kaynaklar saldırıdan Türkiye’yi sorumu tutmuştu.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ise Türkiye destekli isyancıların kontrolünde bulunan El Bab’da “rejim yanlısı güçlerin bir pazar yerine saldırması sonucu” altısı çocuk 17 sivilin öldüğünü, 35 kişinin de yaralandığını duyurmuştu. Bu saldırının, Türkiye’nin geçen hafta en az üç Suriye askerinin ölümüne yol açan hava saldırısına misilleme olarak Şam yönetimi tarafından düzenlendiği öne sürülmüştü.

(Kasa: Kısa Dalga)

Paylaşın

‘Altılı Masa’da Neler Konuşuldu, Hangi Adımlar Kararlaştırıldı?

Güçlendirilmiş parlamenter sistem etrafında bir araya gelen 6 muhalefet partisi lideri, ilk tur görüşmeleri tamamladı. Kulislere yansıyan bilgilere göre, gündemin ana maddesini, “parlamenter sisteme geçiş süreci”nin planlamasına dönük atılacak adımlar oluşturdu.

Edinilen bilgiye göre liderlerin son biçimini vermesi kararlaştırılan geçiş sürecine dönük ilk olarak cumhurbaşkanının yetki ve yönetim usullerinin düzenlenmesi ve kamuoyuna deklare edilmesi benimsendi.

CHP, İYİ Parti, Gelecek Partisi, DEVA Partisi, Demokrat Parti liderleri, Pazar günü Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun evsahipliğinde bir araya gelerek, birinci tur görüşmeleri tamamladı.

6 siyasi parti ilk kez bir sonraki toplantı tarihini de bildiriyle açıkladı. Liderler Eylül ayı boyunca sahada olacağı için ikinci turun TBMM’nin açılmasının ardından Ekim ayında yapılması kararlaştırıldı.

İkinci turda somut adımlar atılacak

Liderlerin ilk tur görüşmelerinde, güçlendirilmiş parlamenter sistem, seçim güvenliği ve ortak iktidar hedeflerine dönük ilkeler ile yasal ve anayasal altyapının oluşturulmasına dönük adımlar ön plana çıkmıştı.

Edinilen bilgiye göre Pazar günkü toplantıda, ilk toplantının yapıldığı 12 Şubat’tan bu yana yapılan çalışmalar üzerinden geçilirken, bundan sonrasına dönük izlenecek strateji görüşüldü.

Kulislere yansıyan bilgilere göre, bu çerçevede, ikinci tur görüşmeler, artık alınan kararların somut olarak yaşama geçirileceği bir süreç olacak. Başta ekonomi olmak üzere, siyasi partilerin ortak aday, seçim işbirliği ve iktidara gelinmesi halinde izlenecek politikalara ilişkin programlar kamuoyu ile paylaşılacak.

‘Aday ve ittifak yeni yılda’

Yansıyan bilgilere göre, toplantıda ağırlıklı olarak parlamenter sisteme geçiş sürecinin planlaması konusu ele alındı. Partilerin kendi içlerinde yaptıkları çalışmalara liderlerin son biçimi vermesi kararlaştırılırken, bu çerçevede ilk olarak cumhurbaşkanının yetki ve yönetim usulleri belirlenecek ve kamuoyuna da açıklanacak.

Toplantıya ilişkin BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’a bilgi veren bir kaynak, toplantıda somut bir takvim belirlenmemekle birlikte, ilk önce geçiş sürecinin netleşeceğini, daha sonra ise aday ve ittifak konularının ele alınabileceğini ifade etti:

“6’lı masanın baştan beri üç tane temel hedefi var; ortak aday çıkarmak, geçiş sürecini birlikte planlamak ve birlikte yönetmek, anayasa değişikliğini sağlayacak kadar milletvekili çıkarmak.

“Bu ortak hedefler doğrultusunda adımlar atılıyor. Toplantıda asıl konuşulan şey, geçiş sürecinin planlaması. Daha çok buna  zaman ayrıldı. Çünkü biraz bu süreci bizzat liderler götürecek.”

Cumhurbaşkanının yetkilerinin de bu çerçevede konuşulduğunu belirten kaynak, “Yani aday olacak kişi, yetkilerinin ne olduğunu önceden bilecek, buna göre karar verecek” dedi.

“En fazla milletvekilini çıkaracak seçim işbirliği formülü” üzerinde de çalışıldığını belirten kaynak şu bilgilere yer verdi:

“Bu ikili, üçlü ittifaklar olabileceği gibi tek bir ittifak da olabilir. İttifak konusunda esnek modellemeler yapmakta hiçbir sıkıntı yok.  En fazla milletvekili çıkaracak formüller diyoruz ya bunlar çalışılıyor. Aday meselesi ise en son açıklanacak konu olur. Geçiş süreci yıl sonuna kadar tamamlanır. Aday ismi ve ittifaklar ancak seçim sürecinde netleşir, eğer bir baskın seçim olmazsa, ki çok zayıf ihtimal, yılbaşından önce bu konularda netleşme olmaz.”

‘Masaya zarar vermeyelim’

Liderler veya parti yöneticilerinin yaptığı bazı açıklamaların, 6’lı masa aleyhine kullanıldığı ve  “kriz olduğu” izlenimi yaratılmaya çalışıldığı değerlendirmesinin de yapıldığı toplantıda, “masaya zarar verecek söylemlerden kaçınılması” konusunda görüş birliğine varıldı.

Geçen Temmuz ayında DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’la Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu arasında “ortak deklarasyon” polemiği yaşanmıştı. SP Genel Başkanı Temel Karamollağolu’nun da yeni seçim sistemini işaret ederek, “ittifakların artık eski öneminin kalmadığı” sözleri, 6’lı masada “çatlak” olarak yorumlanmıştı.

Paylaşın

Karar Yazarı Ocaktan: AK Parti Bu Yolu Bizzat Kendisi Seçti

Karar gazetesi yazarı Mehmet Ocaktan, AK Parti’nin ilk kez seçimlere umutsuz ve çaresiz bir atmosferde hazırlandığına dikkat çekti ve ekonomik kriz ve yoksulluk yakınmalarına karşın AK Partililerin benimsediği politikayı yazdı.

“Bol paraları var ve bu paraları döke saça kullanıyorlar, fakirler derdine yansın…” diye Ocaktan, “Ama şu bir gerçek ki ‘ortak aklı’ ve siyasi makuliyeti kaybeden AK Parti bu yolu bizzat kendisi seçti” dedi.

Mehmet Ocaktan’ın “Onlar ‘döke-saça’ harcıyor, fakirler derdine yansın” başlıklı yazısının ilgili bölümü şöyle:

“Gerçi AK Parti mensupları memlekette yaşanan fukaralığı unutmanın ya da unutturmanın pratik çözümlerini de bulmuşlar… Muhtemelen dünya ekonomisini çok yakından takip ettikleri (!) için fakirlere anında bir ‘huzur reçetesi’ hazırlamakta çok başarılılar!

Mesela AK Parti Kahramanmaraş İl Kadın Kolları Başkanı Gül Çitil Okur, hayat pahalılığında şikayet eden fakirleri hükümete sahip çıkmaya çağırarak diyor ki: ‘Birebir yurt dışında yaşayan aile fertlerimiz var. Biri İngiltere’de aynı anda iki ürünü alamadığını söylüyor. Başka bir tanesi Amerika’da yaşayan yakıt kuyruğuna girdiğini söyledi. Bizim ülkemizde bunun gibi krizler yok. Markete gidiyoruz, sepeti istediğimiz kadar dolduruyoruz. Bir yasağımız yok, bir engelimiz yok. İnsanların algıya kapılarak kirli bilgiler üzerinde bu yolda yürümesi bize zarar veriyor. Türkiye’de şu an böyle bir sıkıntımız yok. Her türlü kaynağı döke saça kullanıyoruz.’

Öyle anlaşılıyor ki şu anda AK Parti yönetiminde yer alan etkili ve yetkili isimlerin mahallesine yoksulluk hiç uğramamış, bol paraları var ve bu paraları döke saça kullanıyorlar, fakirler derdine yansın…

Kaderin cilvesi bu olsa gerek… İktidarının ilk on yılında ekonomide rasyonel kurallara itibar eden, hukukta evrensel normları dikkate alan, liyakati önemseyen AK Parti şimdi fukaralığa çare üretemediği için, hukukun üstünlüğü endeksinde, yoksulluk endeksinde ve özgürlük endeksinde ülkeyi Ruanda ve Zimbabve ligine düşürdüğü için, daha da önemlisi Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2021 verilerine göre, yolsuzluk algı endeksinde 180 ülke arasında 90. Sıraya yükselttiği için yoksullara ya ‘sabır’ tavsiye ediyor ya da onları nankörlükle suçluyor.

Herhalde AK Parti siyaset sahnesine çıktığı günden bu yana ilk kez seçimlere çaresiz ve umutsuz bir atmosferde hazırlanıyor. Biliyorum araba devrilme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığında yol gösterenler çok olur. Ama şu bir gerçek ki ‘ortak aklı’ ve siyasi makuliyeti kaybeden AK Parti bu yolu bizzat kendisi seçti.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

“Rusya’dan Türkiye’ye Borç” İddiası

ABD merkezli finans ajansı Bloomberg’de yayımlanan “Türkiye-Rusya gaz anlaşması neden ikisi için de iyi?” başlıklı analizde, Gazprombank gibi bir Rus bankasının Türkiye’ye ruble cinsi borç verebileceğini ve Türkiye’nin de bu ruble ile Gazprom’a ödeme yapabileceği iddia edildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 5 Ağustos’ta Soçi’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmenin ardından açıklamalarda bulundu.

Erdoğan, Putin ile ruble üzerinden ödeme yapmakta mutabık kaldıklarını söyledi ve “Ruble noktasında bu alışverişlerimizi yapacağımız için o da tabii Türkiye-Rusya arasında mali noktada ayrı bir güç kaynağı olarak Rusya’ya ve Türkiye’ye inşallah kazandıracak” dedi.

Erdoğan’ın açıklamaları sonrası Türkiye-Rusya ilişkilerinde yeni bir yola girilirken ABD merkezli finans ajansı Bloomberg, Ekonomisti Selva Bahar Baziki, Alexander Isakov ve Ziad Daoud’un imzasıyla yayımlanan “Türkiye-Rusya gaz anlaşması neden ikisi için de iyi?” başlıklı analizde, Gazprombank gibi bir Rus bankasının Türkiye’ye ruble cinsi borç verebileceğini ve Türkiye’nin de bu ruble ile Gazprom’a ödeme yapabileceği iddia edildi.

Yaptırım riski var

Türkiye’nin kredi risk priminin yüksek olduğunu, bu nedenle Rus bankasının vereceği borca Rus hükümetinin gayri resmi ya da resmi olarak garanti verebileceğini, bunun da Türkiye’nin mevcut piyasa faizlerinin altında bir oranla borç almasını sağlayabileceğini kaydeden yazarlar, Türkiye’nin bu sayede dolar gibi rezerv para birimlerine dönük talebinin azalabileceğini, Rusya’nın da varlıklarının dondurulması riskini azaltabileceğini öne sürdüler. Yazarlara göre bu planın riski, Türk kurumlarının ikincil yaptırımlarla karşı karşıya kalma olasılığı.

Paylaşın

Her Ay 17 Bin Çocuk Suç Mağduru

CHP Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, TÜİK adli istatistik verileri üzerinden çalışma yaptığı ‘suça sürüklenen çocuk raporu’nda, günde 1311, saatte ise 55 çocuğun suçlu ya da suç mağduru olduğunu kaydetti. İlgezdi,” Verilere göre ayda 17 bin 780 çocuk suçun mağduru oldu” dedi.

CHP Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi, ‘suça sürüklenen çocuklar’ adı altında hazırladığı raporu kamuoyu ile paylaştı.

Evrensel’den Gamze Kırmızıtaş’ın haberine göre, 2021 yılında 499 bin çocuğun yolunun güvenlik birimlerinden geçtiğini, 5 yılda ise 2 milyon 393 bin çocuğun suçla tanışmış olduğunu ifade eden İlgezdi,  “Günde 1311 çocuk, saatte ise 55 çocuk, suçun ya faili ya da mağduru olmuş. Çocukların suça sürüklenmesinde yanlış politikaların yanı sıra ülkenin içinde bulunduğu ekonomik krizin yarattığı baskı da etkili oluyor. Bu krizin aileler üzerinde yarattığı baskı çocuklara aile içi şiddet başta olmak üzere pek çok alanda şiddete ve suça başvurmalarına neden oluyor. Koruyucu ve çocukları destekleyici tedbirler uygulayarak suça karışma ihtimaline engel olmamız gerekiyor” dedi.

Ayda 17 bin çocuk suç mağduru

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi, açıklanan TÜİK adli istatistik verileri üzerinden çalışma yaptığı ‘suça sürüklenen çocuk raporu’nda, günde 1311, saatte ise 55 çocuğun suçlu ya da suç mağduru olduğunu kaydetti. Çocuk ile suç kelimesinin yan yana olmasının dahi kabul edilemez olduğunu dile getiren İlgezdi, “TÜİK verilerine güvenilmese dahi veriler korkunç! TÜİK verilerine göre 2017-21 yılları arasında suça sürüklenme nedeni ile 2 milyon 393 bin 325 çocuk güvenlik birimlerine getirildi. 2008 yılında mağdur olarak kolluk kuvvetlerine getirilen çocuk sayısı 44 bin 153 iken, bu sayı yıllar içinde yüzde 371 artarak, 2021 yılında 207 bin 999’a ulaştı. 2017-2021 yılları arasında suç mağduru olan toplam çocuk sayısı ise 1 milyon 66 bin 804 olarak kayıtlara geçti. Verilere göre ayda 17 bin 780 çocuk suçun mağduru oldu” dedi.

AKP iktidarında çocukların, çocukluklarını yaşayamadığına dikkat çeken İlgezdi, “TÜİK’in açıkladığı verilere göre 2021 yılında güvenlik birimlerine 499 bin 319 çocuğun yolu düşmüş. Çocukların karıştığı olayların yüzde 36.6’sı yaralama, yüzde 27.2’si hırsızlık, yüzde 5.1’i uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak veya satın almak, yüzde 4.3’ü tehdit, yüzde 3.8’i ise cinsel suçlar olarak kayıtlara geçmiş. Bu suçlarla çocukların yan yana geldiği bir toplumun yarınlarından son derece endişeliyiz. Çocukların toplumsal kaostan etkilenerek suça sürüklendiği gerçeğini başta mevcut iktidar olmak üzere herkes kabul etmeli. Çocuklar suç işlemiyor, suça sürükleniyor! Çünkü çocuk suç nedir bilmez! Çocuk suçu öğrenir, suça sürüklenir, mecbur bırakılır” dedi.

İlgezdi, iktidarın, çocukları karanlığa sürüklediğini ifade ederek şöyle konuştu: “Geleceğimizi emanet ettiğimiz çocuklarımızın yaşadıkları ortada, iktidar giderayak geleceğimizi yok ediyor. Çocukların suça sürüklenmesinde yanlış politikaların yanı sıra ülkenin içinde bulunduğu ekonomik krizin yarattığı baskı da etkili oluyor. Bu krizin aileler üzerinde yarattığı baskı çocukların aile içi şiddet başta olmak üzere pek çok alanda şiddete ve suça başvurmalarına neden oluyor. Çocuklar, hepimizin çocukları. Koruyucu ve çocukları destekleyici tedbirler uygulayarak suça karışma ihtimaline engel olmamız gerekiyor. Ve en önemlisi çocuk suça karıştığı zaman ilgili işlemlerin kolluğun çocuk birimince yerine getirilmesi gerekiyor. Bu durumun ihlali bile birçok yeni suça neden olmaktadır. Çocuklar, karakollara ya da mahalledeki polis merkezlerine götürülmek yerine çocuk birimine götürülmelidir. Eğitim sisteminin çocuğu örgün eğitimde tutamaması ve örgün eğitimdeyken çocukla ilgili etkili bir çalışma yürütülmemesi çocukların suça karışmasında ciddi bir risk oluşturuyor.”

Geçtiğimiz yıl 646 çocuk cinayeti işlendi

İlgezdi’nin paylaştığı rapordan, dikkat çeken diğer çarpıcı ayrıntılar ise şöyle; “Suça sürüklenen çocuk sayısında bir önceki yıla göre yüzde 17 artış yaşanmıştır. 2021 yılında 646 çocuk cinayet işledi. 2 bin 418’i gasp olaylarına karıştı. 48 bin 621’si bir başkasını yaraladı. 36 bin 134’ü hırsızlık yaptı. 6 bin 748’i uyuşturucu kullanmak veya satmak, 4 bin 998’i de cinsel suçlara karıştı. Son beş yılda 22 bin 538 çocuk göçmen kaçakçılığı suçundan kaynaklı güvenlik birimlerine getirildi.  Bir diğer dikkat çeken veri ise sahtecilik suçunu işleyen çocuk sayısı 10 bin 710 oldu. Son 5 Yılda 11 yaş ve altı 527 bin 510 çocuğun güvenlik birimlerine yolunun düştüğü belirtilen raporda, bu sayı toplam çocuk sayısının yüzde 22’si kadar. Yüzde 54.6 ile çocukların en çok suç işleme yaşının 15-17 yaş grubu olduğu görülüyor.”

Paylaşın

Türkiye, En Çok TikTok Kullanıcısı Olan Dokuzuncu Ülke

‘We Are Social’ platformunun verileri, 26.5 milyon kullanıcıyla Türkiye’nin, en çok TikTok kullanıcısı olan ülkeler listesinde dokuzuncu sırada olduğunu ortaya koydu.

İnternet hizmetleri konusunda araştırmalar yapan ‘We Are Social’ adlı platformun verilerine göre dünya genelinde bir milyardan fazla kullanıcısı olan TikTok’ta Türkiye’den 26.5 milyon kullanıcı bulunuyor.

Türkiye, dünyada en çok TikTok kullanıcısı olan dokuzuncu ülke.

Cumhuriyet’ten Kader Çukay’ın haberine göre uzmanlar TikTok’un uzun süre kullamınında gençlerin üzerinde olumsuz etkiye sahip olduğunu belirtti.

Çocuk ve ergen psikiyatristi Prof. Dr. Nursu Çakın Memik, sosyal medya platformlarının çocuklar üzerinde zararlı etkilere sahip olduğunu kaydetti:

“Sosyal medyada belirli yaş sınırlamalarının olması gerek. Çünkü risklerle dolu bir mecra. Çocuklar burada olanları gerçekmiş gibi algılıyor. Ünlü olma çabasına girip beğeni ve izlenme sayılarının fazla olmasını istiyor. Bu dönemde mutlaka bir erişkinin kılavuzluğuna ihtiyaç duyarlar.

Sosyal ortamlarda şiddet uygulanınca birey şiddeti normal olarak görmeye başlar. Sonrasında kişi büyüdüğünde şiddet alışkanlık haline gelebilir. Bu nedenle gelecekte şiddet anlamında risk artar. Hem zorbalık hem de mağdur olma durumu sosyal medyayla birlikte artar.”

Paylaşın

Şam’dan Diyalog İçin İlk Şart: Türkiye, Suriye’den Çıkmalı

Ankara ile Şam arasında diyaloğun yeniden başlayacağına dair tartışmalar gündemdeki yerini korurken, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a yakınlığı ile bilinen Suriye Halk Meclisi eski milletvekili Şerif eş-Şehade, Türkiye ile diplomatik görüşmelere ilişkin dikkat çekici açıklamalarda bulundu.

Şerif eş-Şehade, Şam ile Ankara arasında diplomatik görüşmelerin başlamasından önce zemin hazırlanması gerektiğini söyledi. Şehade, diyalog için ilk şartın ise Türkiye’nin Suriye’den çıkması olduğunu belirtti. Rudaw TV’den Dilbixwin Dara’ya konuşan eş-Şehade’nin açıklamaları şöyle:

“Türkiye ile Suriye hükumeti arasında istihbarat düzeyinden bağımsız siyasi düzeyde herhangi bir görüşme oldu mu?

İki taraf arasında, Suriye Dışişleri Bakanı (Faysal Mikdad) ile Türkiye Dışişleri Bakanı (Mevlüt Çavuşoğlu) arasındaki (Belgrad’da) “Bağlantısızlar Toplantısı’nda yapılan görüşmenin dışında herhangi bir görüşme olmadı. Şu ana kadar sadece karşılıklı açıklamalar var ve henüz bir görüşmeye dönüşmüş değil. Önümüzdeki dönemde bazı siyasi görüşmelerin olacağını ve bunun da bir çok açıdan olumlu sonuçlar doğuracağını tahmin ediyorum.

Ankara ile Şam arasında diplomatik görüşmeler ne zaman başlayacak?

Bildiğiniz gibi bunun için öncelikle bir takım hazırlıklar yapılmalı. Ölümcül hatalara düşmemek açısından araştırmaya ve bazı açılımlara ihtiyaç var. Ardından siyasi sürece geçiş yapabilmek ve iki arasındaki sorunların çözümüne yol açabilmek için bir kaç ay gibi bir süreye ihtiyaç olacak.

Taraflar arasında diplomatik ilişkilerin başlaması için belirlenen ortak şartlar var mı?

Hepimizin de duyduğu gibi Türk yetkililer sürekli teröre karşı mücadeleye vurgu yapıyor. Erdoğan son günlerde yaptığı bir açıklamada, Suriye ve Türkiye’ye karşı planlar olduğunu ve bu planın aktörlerinin de ABD, koalisyon güçleri ve Demokratik Suriye Güçleri olduğunu söyledi. Biz de bölgede terör olduğunu biliyoruz. IŞİD, Nusra Cephesi ve bütün radikal gruplar da bu terörün birer parçasıdır.

Suriye, Rojava Özerk Yönetimi’ne, DSG’ye, Kürtlere karşı Türkiye ile işbirliği yapmaya hazır mıdır? Çünkü Türkiye’nin amacı bu varlığı ortadan kaldırmak.  

Konu aslında böyle değil. DSG, ABD ile işbirliği yaparak Suriye topraklarının bir parçasını ele geçirmiş durumda. Amaçları küçük bir devlet kurmaktır. DSG kendisini Suriye’ye ait görürse Suriye devleti de onları her açıdan korur, savunur. Ama otonom bir yönetim kurarak Suriye’yi parçalamak isterse o zaman farklı olur. Kendisini Suriyeli gören herkesi korumaya hazırız. İster Kürt olsun, ister Hristiyan. Ama bu çerçeveden çıkar ve ABD ile ortaklık kurar, kendine bağımsız bir devlet kurmak isterse, Türkiye’den bağımsız biz de, Suriye halkı da onlara karşı savaşırız. Ama Suriye’nin yanında olurlarsa Arap, Kürt, yekvücut oluruz.

Türkiye DSG’ye karşı yeni bir savaş veya askeri harekat başlatırsa Suriye Türkiye’yi destekler mi?

Açık ve şeffaf bir şekilde söylüyorum; DSG Suriye hükumetinden ayrılmak ister, devlet ile savaşır ve ABD ile işbirliği yaparak petrol kuyularını ele geçirmeye devam ederse, Suriye hükumeti bunu kabul etmeyecektir. Türkiye ister içinde olsun ister olmasın. Konu açıktır. Suriye’nin yanında olanlar korunacak, savunulacaktır ama Suriye’yi bölmek ve sistemini parçalamak isteyenlere karşı da her türlü mücadele verilecektir.

Suriye hükumeti DSG ve Özerk Yönetim ile anlaşmaya hazır mıdır? Hazırsa şartları nelerdir?

Suriye diyalog ve müzakere için hazırdır. DSG otonomi fikrinden vazgeçerse, onlar da bu toplumun bir parçasıdır, hakları ve görevleri vardır, onlara da diğer tüm Suriye vatandaşları gibi davranılacaktır. Fakat ülkeyi bölmek için ABD ile işbirliği yaparlarsa o artık farklı olur. Kürt kardeşlerimizin bir takım talepleri olabilir ve Suriye hükumeti bunları uygulamak için onlarla müzakereler yapabilir.

Türkiye Suriye topraklarının büyük bölümünü kontrolü altında tutuyor. Suriye’nin buna karşı tavrı nedir?

Bu Türk işgalidir. Türkiye bir an evvel Suriye topraklarının tamamından çıkmalıdır. Türkiye gökyüzünden inmiş bir ilah değil, işgalcidir. Çıkmaz ise Suriye halkı onlara karşı savaşacaktır. Fakat çıkarsa o zaman diyalog olur. Bu nedenle diyalog için yol açılmalıdır. Bunun ilk adımı da Türk kuvvetlerinin İdlib’den, Suriye’nin diğer bölgelerinin tamamından çekilmesidir.”

Paylaşın

“Seçimi Kazanmak İçin Enflasyonun Daha Da Patlamasını Göze Aldılar”

Halk TV yazarı Barış Soydan, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) aldığı kredi ve faiz indirimi kararının enflasyonu “patlatacağını” belirtti. Soydan, “Otomobil, çamaşır makinesi, elektrikli süpürge, çimento, boya, neye ihtiyacınız varsa şimdi alın, çünkü fiyatlar daha da çıldıracak” yorumunu yaptı.

Soydan, bugünkü “Seçimi kazanmak için enflasyonun daha da patlamasını göze aldılar” başlıklı köşe yazısında TCMB’nin kararını şöyle anlattı:

Merkez Bankası Cuma gecesi yayınladığı bir kararla bankaların ticari kredi faizini yüzde 29.3’le sınırladı. Faize açıktan tavan koyarak yapmak “Valla billa serbest piyasaya müdahale etmiyoruz” iddiasına ters olacağı için bunu dolambaçlı bir yoldan yaptılar.

Şöyle: Ticari kredi faizi yüzde 29.38’in üzerindeyse bankalar artık yüzde 90 oranında “menkul kıymet tesis edecekler.” Türkçe meali, 100 liralık kredi verdilerse 90 liralık da devlet tahvili alıp bir kenara koyacaklar. Yani paralarını daha yüksek getirili alanlarda kullanmak yerine enflasyonun çok altında faiz veren tahvillere bağlayacaklar.

Ekonomi yönetimi böylece bir taşla iki kuş vurmayı amaçlıyor. Bir yandan yüksek faizle kredi veren bankaları cezalandırıyor, diğer yandan onları daha fazla devlet tahvili almaya zorluyor.

“Bu kararı Merkez Bankası’nın aldığına inanmadınız herhalde. Bu kararı alan stratejik aklın amacı, seçim öncesinde düşük faizli kredilerle ekonomiyi hormonlu şekilde canlandırmak” diyen Soydan, şöyle devam etti:

Resmi enflasyonun yüzde 80, gerçek enflasyonunun yüzde 140 olduğu bir ülkede kim yüzde 29’la kredi kullanmak istemez ki? Krediyle otomobil alıp otoparka çeksen bir yılda değeri en az yüzde 100 artar. Aldığınız kredinin faizi kaçtı? Yüzde 29. Taş atıp kolunuzu yormadan bir yılda yüzde 70 kazandınız, hangi işte bu kadar kâr var? Daha şimdiden çok sayıda şirketin buna tevessül ettiğini, kamu bankalarının verdiği düşük kredilerle dört-beş araç alıp otoparka çektiklerini herkes biliyor. Otomobil fiyatlarındaki astronomik artışın sebeplerinden biri de bu.

“Çıldıran konut fiyatları akıl almaz seviyelere yükselir”

Bireysel kredilerin faizinde henüz bir indirim yok ama onun da eli kulağındadır. Nitekim eski Ziraat Bankası Genel Müdür Yardımcısı Şenol Babuşçu birkaç gün önce aylık 0.99 faizli konut kredisi için ekonomi yönetimi tarafından çalışmaların başlatıldığını yazdı. Kamu bankaları yüzde 0.99 faizle konut kredisi dağıtırsa ne olur? Talep patlaması yaşanır. Zaten çıldıran konut fiyatlarını akıl almaz seviyelere yükselir.

Merkez Bankası’nın geçtiğimiz hafta yaptığı sürpriz faiz indirimi ve ticari faize getirilen yüzde 29 sınırı AKP’nin seçimi kazanmak için enflasyonu daha da patlatma kararı aldığını gösteriyor. Otomobil, çamaşır makinesi, elektrikli süpürge, çimento, boya, neye ihtiyacınız varsa şimdi alın, çünkü fiyatlar daha da çıldıracak.

“Kemerlerinizi bağlayın, uçuruma gidiyoruz”

Sadece fiyatlar mı? Düşük faizli krediler ithalatı da azdıracak. Şirketler üretim ya da stok amaçlı ara girdi ve hammadde ithalatını artırınca Türkiye’nin cari açığı daha da büyüyecek.

Bir ülkede enflasyon ve cari açık aynı anda artarsa ne olur? Ulusal para değer kaybeder. TL daha da değer kaybedecek, dolar daha da yükselecek.

Ardından olacakları tahmin etmek güç değil: Merkez Bankası dolardaki yükselişi engellemek için döviz satışını hızlandıracak. Bir ödemeler dengesi krizi ihtimali giderek artacak.Kemerlerinizi bağlayın, uçuruma gidiyoruz.

Paylaşın

Demirtaş Yazdı: Türkiye Partisinden Ne Anlamak Gerek?

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Türkiye partisi’ başlıklı yazısında Türkiye partisinden ne anlamak gerektiğini yazdı.

Yazısında “Karadeniz’in fındığından Ege’nin üzümüne, İstanbul’un trafik sorunundan Akdeniz’in turizm sorununa kadar, emeklinin maaşından öğrencinin barınma sorununa kadar, her konuda siyaset yaparak çözüm üreten partilere Türkiye partisi denir” diye seslenen Demirtaş, “Böyle mi gerçekten? Gelin, duruma bakalım ve takdiri size bırakayım” diyor.

Demirtaş’ın Diken’de yayınlanan yazısı şöyle:

“Karadeniz’in fındığından Ege’nin üzümüne, İstanbul’un trafik sorunundan Akdeniz’in turizm sorununa kadar, emeklinin maaşından öğrencinin barınma sorununa kadar, her konuda siyaset yaparak çözüm üreten partilere Türkiye partisi denir.

Böyle mi gerçekten? Gelin, duruma bakalım ve takdiri size bırakayım.

Eğer ki bir siyasi parti, bu topraklarda Kürtlere, Alevilere, Ermenilere yapılan zulümleri, haksızlıkları, hukuksuzlukları dile getirip ayırım yapmaksızın herkesin hakkını savunuyorsa o parti için “Türkiye partisi değildir” deniyor.

Bir parti, devletin vatandaşına çektirdiği acıları, köy yakmaları, faili meçhulleri, işkenceleri dile getirip “Bunlarla yüzleşilmeli, hesaplaşılmalı” diyorsa o parti için “Türkiye partisi değildir” deniyor.

Dış politikadaki yanlışlarda, hükümetin yanında yer almıyorsa bir parti, o partiye “Türkiye partisi değildir” deniyor.

“Son terörist öldürülünceye kadar” değil de “Sorunları kimse kimseyi öldürmeden, konuşarak çözelim” diyorsa yine Türkiye partisi olamıyor, o parti.

Tek dil, tek millet anlayışına karşı çıkıp “Hayır, bu topraklarda farklı diller, kültürler, halklar var, birlikte barış içinde yaşayabilmek için bunların tanınması gerekir” dediğinde bir parti, “Sen Türkiye partisi değilsin” deniyor.

Amma velakin;

Belediyelerden Saray’a, kamu şirketlerinden bakanlıklara kadar her yerde halkın parasını milyon dolarlarla cebe indirerek devleti soyup soğana çevirenlere rahat rahat “Türkiye partisi” deniyor.

“Bu memlekette Türk’ten başka millet, Türkçeden başka dil yoktur” diyenler hayli hayli Türkiye partisi olabiliyor.

“Kürt’ün, Alevi’nin yemeğini yemeyin” diyenler, “Onlardan alışveriş etmeyin” diye bildiri dağıtıp pankart asanlar fazlasıyla Türkiye partisi olabiliyor.

Türkiye’nin bütün kaynaklarını, taşını toprağını bazen Batılı şirketlere, yeri geldiğinde Arap sermayesine peşkeş çekenlere “Türkiye partisi” denebiliyor. Hem de ‘en Türkiye partisi.’

Devleti mafyaya, çetelere teslim edip uyuşturucudan silaha kadar her türlü ahlaksızlığı devlet eliyle örgütleyip trilyonları götürenlere “Türkiye partisi” denmesinde bir sakınca görülmüyor.

Tarımı, hayvancılığı bile bile bitirip ülkeyi dışa bağımlı hale getirenlere, maden için ormanları talan edenlere, altın uğruna derelere siyanür akıtanlara, kadın katliamlarına içten içe oh çekenlere, Soma’da madenci yakınlarını, Galatasaray Meydanı’nda Cumartesi Anneleri’ni tekmeleyenlere “Türkiye partisi” deniyor.

Simdi soruyu doğrudan soralım; Türkiye’yi yağmalayanlar, talan edenler, Cumhuriyet tarihi boyunca devlet adına işlenen bütün suçlara ortak olanlar, sessiz kalanlar Türkiye partisiyse hangi Türkiye’nin partisidirler?

Evet, tam da bu Türkiye’nin partisidirler.

Bu Türkiye’yi yönetmek için kendi arasında kayıkçı kavgası yapan iki çizgi var. Sırayla iktidarı devralıp Türkiye’yi sömürüp tüketip duruyorlar.

İşte biz bu Türkiye’nin partisi değiliz, olmayacağız. Bu nedenle üçüncü yol diyoruz kendimize.

Bizim hedefimizdeki Türkiye’de tüm ezilenler, halklar, inançlar, kimlikler, emekçiler, kadınlar devletin gerçek sahibidirler. Devlet halkın efendisi, gardiyanı, işkencecisi, hırsızı değil, hizmetkarıdır. Tek dilin, tek kimliğin değil, her eşit yurttaşın devletidir.

Bir değil iki Türkiye var.

İlki ırkçıların, soyguncuların, talancıların Türkiye’si.

İkincisiyse halkların, emekçilerin, kadınların Türkiye’si.

Eğer siz birinci Türkiye’nin resmi ideolojisine uymayı, günahlarına ortak olmayı kabul etmiyorsanız Türkiye’nin her yerinde de olsanız, Türkiye’nin tüm sorunlarına çözüm de üretseniz, birileri size asla “Türkiye partisi” demeyecektir.

İkinci yüz yılında Cumhuriyet’i demokratikleştirme iddiasında olan herkesin radikal demokrat çizgiyi içselleştirmesi, Türkiye’nin gerçek ve biricik kurtuluşunun buradan geçtiğini görüp buna göre cesur bir değişime yönelmesi şarttır. Devletin çatlaklarını sıvayla kapatıp üstüne pembe boya çekince onu depreme dayanıklı hale getirmiş olmuyorsunuz.

Biz ikinci Türkiye’yi, Cumhuriyet’in ikinci yüz yılında inşa etmeye çalışan ve bu Türkiye’nin partisi olmaya gayret eden bir siyasi hareketiz. Bizi başka Türkiye partileriyle karıştırmayın sakın.

Biz kim miyiz? Tabii ki Halkların Demokratik Partisi, HDP’den söz ediyorum. Her türlü baskıya rağmen halkın desteğiyle dimdik ayakta olan, iğneyi kendisine batırma olgunluğuna sahip HDP’den.

HDP iğneyi kendisine batırıyor, batırmaya devam da edecek. Ama çuvaldızı da hak edenlerden esirgemeyecek elbette.

Herkes HDP’ye iğneyi görüyor da kocaman çuvaldızı kimse görmüyor nedense. Şimdi biraz da çuvaldız zamanı.”

Paylaşın

DEVA – İYİ Parti Arasındaki Gerilim…

Gazeteci İsmail Saymaz, 6 muhalefet partisinin oluşturduğu masada bulunan DEVA Partisi ile İYİ Parti arasında yaşanan gerilimden bahsetti. Saymaz, DEVA Partisi’nin masadan kalkmayacağını aktardı.

Gerilimin kaynağının iki partinin de aynı seçmen kesimine seslenmesinden kaynaklandığını belirten Saymaz’ın bugünkü yazısının “DEVA – İyi Parti gerilimi” başlıklı kısmı şöyle:

İyi Parti Ekonomi Politikaları Başkanı Bilge Yılmaz, geçen hafta Türkiye’de kötü para politikasının miadı olarak DEVA lideri Ali Babacan’ın Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı olduğu 2011 yılı ve sonrasını gösterdi. Bu tarihte ortodoks ekonomi politikalarından sapıldığını iddia eden Yılmaz, “Ali Bey’in yapabileceğine inansaydım bugün burada olmazdım” dedi.

Yılmaz’ın eleştirisine DEVA Ekonomi Politikaları Başkan Yardımcısı İbrahim Çanakçı’dan yanıt geldi. Çanakçı, “DEVA, testten geçmiş bir kadroya sahip. Akademik olarak değerlendirmiyoruz” dedi.

Tartışma sosyal medyada DEVA ve İyi Partililer arasında sürüyor. Dinecek gibi görünmüyor. Çünkü İyi Parti ve DEVA arasındaki gerilim aynı seçmen kitlesine seslenmelerinden ileri geliyor. İkisi de AK Parti’den uzaklaşan küskünleri hedef kitlesi görüyor. Bu yüzden Akşener ülkücülükten, Babacan muhafazakarlıktan uzaklaşarak, merkez sağda konumlanmak istiyor. Yön aynı olunca hemen her köşe başında karşılaşıyorlar.

Önceki hafta Akşener, Giresun-Ordu ve Samsun’u dolaşırken, Babacan Erzurum’dan başlayarak Artvin dahil altı şehre gitti. Geçen hafta Akşener Niğde-Nevşehir ve Aksaray’dayken, Babacan Yozgat’ta miting yaptı. Kimi DEVA Partililer İyi Parti’nin anketlere müdahale edip oyunu yüksek gösterdiğini ileri sürüyor. Kimileri İyi Parti’nin Kürt sorununu konuşmaktan uzak olduğunu iddia ediyor.

DEVA’nın yakın zamanda tabanında yaptığı araştırmada, yaklaşık yarısının “Kendi başımıza girersek, başarılı oluruz” görüşünü savundu. Ayrılık eğilimi İç Anadolu ve Karadeniz’deki DEVA’lılarda öne çıkıyor. Ancak DEVA yetkilileri Altılı Masa’dan kalkmayacaklarını vurguluyor.

Paylaşın