Erdoğan’dan Akşener’e Yanıt: Beni Kendinle Uğraştırma

Cumhurbaşkanı Erdoğan, katıldığı bir televizyon programında İYİ Parti Lideri Akşener’in grup toplantısında yaptığı açıklamalara yanıt vererek, “Bakıyorsunuz hanımefendi inşaat mühendisi olmuş, bu da konuşuyor. Bizim hastanelerle ilgili attığımız temelleri küçümsüyor. Ben hemen Sağlık Bakanımı aradım, neyin nesidir. Ondan sonra da süratle Murat Kurum kardeşimi aradım. O da bazı eksiklikler olsa bile ben bizzat bakanımla da konuştum, buna biz müdahale edeceğiz dedi. Müdahalelerini de yaptılar.” dedi ve ekledi:

“Yalana gerek yok. Biz bir şeyi eğer yapıyoruz, yaptık dersek, biz bunu yaparız Meral Hanım. Bizim adımıza dikkat et. Benim adım Tayyip soyadım da Erdoğan. Erdoğan’a da dikkat et, Tayyip ismine de dikkat et. Konuştuğun zaman buna göre konuş.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “Belediye başkanlığımdan buraya kadar attığımız her adımı tartarak biçerek atarız. Ve 20 yıllık iktidarımız döneminde İstanbul-İzmir bu otoyoldaki atılan adımlara dikkat et. Bu otoyollarda bir fire var mı? Kocaeli’nde yaşıyorsun, Kocaeli’nde attığımız adımlara da bak. Eğer orada bir çürük çarık ortaya koyarsan ayrı mesele. Yalanla dolanla iş yapma. Yanlış yere maalesef kafanı çarpıyorsun dikkat et. Beni kendinle de uğraştırma.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, katıldığı bir televizyon programında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Erdoğan, Hatay’da kullandığı “Burası CHP’li demedik, onlar da bizim vatandaşımızdır dedik” ifadelerine tepki gösteren ve deprem sonrası atılan temeller üzerinden eleştiren Akşener hakkında konuşan Erdoğan, “Deprem bölgesinde yeni konutların temellerini attık, atmaya devam ediyoruz. İYİ Parti’nin Başkanı çıkmış inşaatlara ‘çukur’ diyor. Hayatında inşaat görmemiş, tepeden tırnağı bunların ne kadar derinliği olması gerektiğini bilmiyor.

Biz bir şeye yapıyoruz dersek biz bunu yaparız Meral Hanım. Bizim adımıza dikkat et. Benim adım Tayyip, soyadım da Erdoğan. Erdoğan’a da dikkat et. Tayyip ismine de dikkat et. Konuşurken buna göre konuş. 20 yıllık iktidarlık dönemimizde İstanbul ve İzmir’de atılan otoyollara dikkat et. Bunlardan bir fire var mı? Kocaeli’de yaşıyorsun oraya da iyi bak. Yalanla dolanla iş yapma. Yanlış yere kafanı çarpıyorsun. Beni kendinle uğraştırma” dedi.

Ne olmuştu?

Erdoğan’ın Hatay’da katıldığı törenle temeli atılan Defne Devlet Hastanesi’nin, beton dökülerek temelinin atıldığı alanın görüntüsü sosyal medyada gündem olmuştu. Söz konusu olayı eleştiren Akşener grup toplantısında, sarf ettiği “Burası CHP’li demedik, onlar da bizim vatandaşımızdır dedik” ifadelerine de sert tepki göstermiş ve “Kendine gel Sayın Erdoğan, kendine gel. Ağzından çıkanı kulağın duysun. Ayıptır, günahtır. Sen önce git, bir aynaya bak Sayın Erdoğan. Sen bu ülkeyi, yönettiğini mi sanıyorsun?” demişti.

“Sıkıntılar yaşadık, sonra da bunları aştık”

Muhalefet herkesi kendisi gibi beceriksiz zannediyor. Yaptıkları herhangi bir şey yok. 11 vilayette Elazığ hariç hepsini gezdim. Hiçbir zaman oralarda gerçekten muhalefetin büyükşehir belediyelerinden kimseyi göremedim. Herzamanki gibi suistimal, ayrıştırma üzerinden bir tarzla hareket ediyor.

Partimizin büyükşehir belediyeleri, ilçe belediyeleri istisnasız, sağolsun kardeş belediyeler ilan etmek suretiyle deprem bölgelerinde kendilerine zemin oluşturdular. Burada çılışıyorlar. Yemek, su, A’dan Z’ye. Hatay Valisine dedim, açıklamanı yap diye. Kullanma suyu ile içme suyunu karıştırmasınlar. Biraz bu noktada sıkıntılar yaşadık, sonra da bunları aştık.

“Avucunuzu yalarsınız”

Hala benim askerime, benim Mehmedime, jandarmama, polisime ‘yoklar burda bunlar’ diyor. Elinize, dilinize dursun. Hepsi oradalar. Buyrun. Bu askere böyle ihanet olur mu? Bu ihaneti askerime yaptılar. Ey muhalefet size, askerime, Mehmedime, jandarmama, polisime, güvenlik görevlilerime hakaret etmekle ekmek çıkmaz. Avucunuzu yalarsınız. Biz asrın felaketinin üstesinden asrın dayanışması ile gelirken muhalefeti yalanları, iftiraları, hezeyanlarıyla başbaşa bırakıyoruz.

Ne yazık ki bizim muhalefetimiz çok konuşur ama hiçbir iş yapamaz. İzmir’de deprem oldu. İzmir belediyesi ana muhalefette. Ne yaptılar? Hiç. Biz gidene kadar bunlar ortada yoktu. İçişleri Bakanım, Çevre Şehircilik oraya gittiler, süratle işleri başlattılar. Milletimiz ne demeye başladı; ‘yaparsa AK Parti yapar’ dediler. Rezerv alanlarında hala çalışmalar ediyor. Ey Bay Bay Kemal, Karabağlar’da kim var? Oraya kim bakıyor? CHP belediyesi. Peki ne yapıyorsunuz siz Karabağlar’da?

“Süratle değişim, dönüşüme gidiyoruz”

İmarla ilgili zaten yasal düzenlemelerimiz var. Bu olaylardan sonra en son İstanbul’da 120-130 bu alanlarda söz sahibi olan mühendislerle, mimarlarla, jeoloji mühendislerle, hocalarımızla genişçe bir toplantı yaptık. İkincisini Gaziantep’de Çevre Şehircilik Bakanım yaptı. Yeni bir düzenlemeyi yapmak mukadderdir diye düşünüyorum. Allah bize lütfederse, yeni dönemde hocalarımızla teferruatla şekilde ele alıp bir adım atabiliriz.

Artık ‘bu evde filanca oturuyor, ne olacak bunun hali’ diye düşünmeden ‘Buna ne yapılır’ kararını vermemiz lazım. İstanbul’da Fikirtepe’yi, Çamlıca’nın altında Küplüce, Ferah Mahallesi’ni hatırlayın. Oralarda evleri yıkamadık. Oralar bizim oy depomuzdur. Bakanım tek tek oraları ziyaret etti. Kira ise kira, bir an önce buradan sizi kiraya taşıyalım, daha sonra evlerinizi yapalım ve gelin evlerinizde oturun.

Bazıları ‘benim şu kadar çocuğum var en az 2 daire isterim’, bazıları ‘3 daire isterim’. Bunları yapmakta zorlanıyorsunuz. Bazı şeyleri dinlemedik oraları yaptık. Zemin +3 gibi binalar yapıldı. 15 gün önce yolumu çevirdiler. Evlerini yıktırmayanlar bu defa ‘Başkanım ne olur bizim evleri de yık’ dediler. Yapılanları gördüler. Halbuki benim bunlara 3-4 sene önce söylediğimde bugün o binalar bitmiş olacaktı. Anlatamıyorsun. İnanmıyor, açıkta kalırım zannediyor. Şimdi de bu felaketler olunca hepsi buraları süratle değişim, dönüşüme gidiyoruz.

Bunlar ne millidir ne yerlidir? Askerimize bu tür hakarette bulunanlar vatan hainidir. Bunların bir defa vatanını, milletini sevmek gibi bir derdi yok. Açık, net söylüyorum; bunlar vatan haini, asker düşmanıdır. Jandarmanın, polisin düşmanıdır. Bütün bunlar şu anda Bay Bay Kemal’in, ana muhalefetin başındaki zâtın kimi ziyaret ettiği belli değil mi? Terörün parlamentodaki uzantılarını ziyaret ediyor.

“Sen nerede dolaşıyorsun?”

Ana muhalefetin başındaki zât kimi kurtarmaktan bahsediyor. Demirtaş’ı kurtarmaktan, Apo’yu kurtarmaktan bahsediyor. Sen nerede dolaşıyorsun? Diyarbakır’da yavrularımızı, insanlarımızı öldürenler, Demirtaş’ın talimatıyla sokaklara dökülüp, onları şehit etmediler mi? Şu anda Meral Hanım da içinde olmak kaydıyla birlikte 6’lı Masa şimdi 7 oldular. Bunları nasıl çıkaracaklarının planını yapıyorlar. Milletim hesabı 14 Mayıs’ta bunlardan soracaklardır.

Paylaşın

Kahramanmaraş Depremleri; Her Dört Kişiden Birinin Oy Tercihi Değişti

11 ilde büyük yıkıma ve 50 binden fazla can kaybına neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremler sonrası her dört seçmenden birinin oy tercihi değişti.

Kahramanmaraş merkezli depremlerin; sosyal, demografik, ekonomik ve siyasi etkilerine odaklanan Spectrum House Düşünce ve Araştırma Merkezi, 10-15 Mart 2023 tarihleri arasında 10 ilde araştırma yaptı.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın aktardığına göre, İstanbul, Diyarbakır, Ankara, Bursa, İzmir, Antalya, Samsun, Kayseri, Erzurum ve Trabzon’da bin 446 kişi ile yüz yüze yapılan araştırmanın sonucunda hazırlanan “Depremin Etkileri ve Siyasi Eğilimler Raporu”nda Maraş depremlerinin politik etkilerinin 14 Mayıs’taki seçimlerin sonuçlarına etki etme potansiyeli taşıdığı ifade edildi. Rapora göre depremden sonra her dört kişiden birinin oy tercihi değişti.

Yaşanan deprem ve afet süreci başta olmak üzere ülke gündemindeki son gelişmelerin oy verme tercihlerinde bir değişiklik yaratıp yaratmadığı sorusuna, katılımcıların 4’te 1’ine yakını, “evet, değişiklik yarattı” yanıtını verdi. Oy verme tercihi değişenlerin yüksek oranda genç ve düşük gelir grubunda olduğu gözlendi.

Deprem sonrası oy tercihleri

Katılımcılar ‘bu pazar seçim olması durumunda hangi partiye oy verecekleri’ yönündeki soruya yüzde 30.9 oranında AK Parti, yüzde 21.8 oranında CHP, yüzde 9.3 oranında HDP, yüzde 7.3 oranında İYİ Parti, yüzde 6.6 oranında MHP, yüzde 2.2 oranında Memleket Partisi, yüzde 1.1 oranında TİP yanıtını verdi. Bu oranlara kararsızlar ve oy kullanmayacağım diyenler dağıtıldıktan sonra ortaya çıkan tablo ise şöyle oldu:

AK Parti: Yüzde 37.6

CHP: Yüzde 26.5

HDP: Yüzde 11.3

İYİ Parti: Yüzde 8.8

MHP: Yüzde 8

Memleket Partisi: Yüzde 2.7

TİP: Yüzde 1.4

Bu tercihlerin ittifaklar bazında yansımasını da araştıran Spectrum House, bu pazar seçim olması durumunda kararsızlar dağıtılmadan Cumhur İttifakı’nın yüzde 38.1, Millet İttifakı’nın yüzde 30.5, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın ise yüzde 10.4 oranında oy aldığı sonucuna ulaştı. İttifakların kararsızlar dağıtıldıktan sonraki oy oranlarıysa şöyle sıralandı:

Cumhur İttifakı: Yüzde 46.3,

Millet İttifakı: Yüzde 37

Emek ve Özgürlük İttifakı: Yüzde 12.7

Spectrum House, katılımcılara depremden sonra oy verme tercihinin hangi yönde değiştiğine ilişkin sorular da yöneltti. Buna göre 2018’de AK Parti’ye oy vermiş seçmenin yüzde 75.7’si bu pazar seçim olsa yine AK Parti’yi tercih edeceğini söylerken, yüzde 6.8’i CHP’yi tercih edeceğini, yüzde 10.4’ü ise kararsız olduğunu belirtti.

2018’de CHP’ye oy vermiş seçmenin yüzde 79.9’u tekrar CHP’ye oy vereceğini söylerken yüzde 4.2’si AK Parti’yi, yüzde 4.6’sı Memleket Partisi’ni tercih edeceğini ifade etti. 2018’de HDP’ye oy vermiş seçmenlerin yüzde 78.6’sı tekrar HDP’yi, yüzde 10.3’ü ise CHP’yi tercih edeceğini belirtti.

2018’de MHP’ye oy vermiş seçmenlerin yüzde 63’ü tekrar MHP yönünde oy kullanacağını söylerken yüzde 11.6’sı kararsız olduğunu ifade etti.

2018’de İYİ Parti’ye oy veren seçmenlerin yüzde 67.5’i tekrar İYİ Parti’yi tercih edeceğini kaydederken yüzde 9.5’i bu seçimlerde CHP’yi, yüzde 4.8’i ise Memleket Partisi’ni tercih edeceğini belirtti.

Tüm bu sonuçların değerlendirildiği Spectrum House raporunda kendisini “kararsız” olarak tanımlayan ve oy kullanmayacağını beyan eden “gri alandaki” seçmenin oranının yüzde 17,8 olduğu belirtilirken, Cumhur ile Millet İttifakları arasındaki matematiği bu grubun çözeceği ifade edildi.

Muharrem İnce kilit pozisyonda

Cumhurbaşkanı adayı tercihleri de sorulan araştırmada, katılımcıların yüzde 37,7’si Recep Tayyip Erdoğan’ı, yüzde 31,1’i Kemal Kılıçdaroğlu’nu, yüzde 7,9’u HDP’nin adayını, yüzde 7’si de Muharrem İnce’yi destekleyeceklerini söyledi, yüzde 15,8’i de gri alanda (kararsız, oy vermek istemeyen, cevap vermek istemeyen) kaldı. ‘Erdoğan karşıtı’ blokun yüzde 55 bandında olduğu kaydedilen raporda, Cumhurbaşkanlığı seçim sonucunda gri alandaki seçmenin belirleyici olduğu, HDP’nin aday çıkarmama kararının Kılıçdaroğlu’nu avantajlı konuma getirdiği belirtilirken Muharrem İnce’nin, seçim sonuçlarının iktidar ya da muhalefet lehine sonuçlanmasında kilit pozisyona geçtiği değerlendirmesi yapıldı.

Kararsızlar dağıtıldıktan sonra ortaya çıkan sonuçsa şöyle oldu:

Recep Tayyip Erdoğan: Yüzde 44.7

Kemal Kılıçdaroğlu: Yüzde 36.9

HDP adayı: Yüzde 9.4

Muharrem İnce: Yüzde 8.2

Bir önceki cumhurbaşkanlığı seçimleriyle önümüzdeki seçimler arasındaki oy geçişkenliğinin de değerlendirildiği araştırmada 2018’de Recep Tayyip Erdoğan’a oy veren seçmenlerin yüzde 77.70’inin bugün yine Recep Tayyip Erdoğan’a, yüzde 8.30’unun Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vereceği, yüzde 7’sinin ise kararsız olduğu sonucuna ulaşıldı. 2018’de Muharrem İnce’ye oy veren seçmenin ise yüzde 73.30’unun bugün seçim olduğunda Kemal Kılıçdaroğlu’na, yüzde 15.20’sinin ise tekrar Muharrem İnce’ye oy vereceği tespit edildi. 2018’de Selahattin Demirtaş’a oy veren seçmenin yüzde 66’sı HDP adayını destekleyeceğini söylerken, yüzde 18.70’i Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceğini ifade etti.

İYİ Parti’nin Millet İttifakı’na itirazı ve daha sonra tekrar ittifaka dahil olmasına ilişkin sorular da yöneltilen araştırmada, katılımcıların yüzde 60’ı İYİ Parti’nin bu çıkışının yanlış olduğunu, yüzde 18’i doğru olduğunu, yüzde 22’si kararsız olduğunu söyledi. Bu soruya İYİ partili katılımcıların verdiği yanıtlara bakıldığında onaylamama oranı yüzde 52.40 olarak ölçüldü.

Depremler sonrası hükümet başarısız bulundu

Katılımcıların yüzde 52.5’i hükümetin deprem başta olmak üzere doğal afet yönetim hazırlığını yetersiz bulduğunu belirtirken, yüzde 52,6’sı hükümetin depremin ardından ilk 48 saat içinde yapılan çalışmalarını başarısız bulduğunu ifade etti. “Hükümetin depremin ardından ilk 48 saat içinde yaptığı çalışmaları başarılı buluyor musunuz” sorusuna daha önce Recep Tayyip Erdoğan’a oy vermiş katılımcıların yüzde 67.20’si başarılı bulduğunu söyleyerek cevap verdi. İlk defa oy kullanacak seçmenin yüzde 83.30’u, bu soruyu “başarısız bulduğunu” söyleyerek yanıtladı.

Araştırmada deprem sırasında ve sonrasında yapılan çalışmalar ve açıklamalara ilişkin sorular da yöneltildi. Buna göre katılımcıların 3’te 2’sinin deprem sonrası açıklanan ölü ve yaralı sayılarını güvenilir bulmadığını söyledi. Deprem verilerine güvensizliğin en yüksek olduğu seçmen grubunun da incelendiği araştırmaya göre AK Parti seçmeninin yüzde 50’sinin depremde açıklanan verileri güvenilir bulmadığı sonucuna ulaşıldı.

Araştırma grubunda yer alan katılımcıların yüzde 53.7’si deprem sonrasında üniversitelerde yüz yüze eğitime ara verilmesinin, yüzde 52’si Twitter’a erişimin sınırlandırılmasının doğru olmadığını söyledi. Depremden sonra daha etkin bir dayanışma ve yardımlaşma mekanizmasının kurulması konusunda katılımcıların yüzde 76,6’sı yerel yönetimlerin önemine işaret etti.

Yıkımdan hükümet ve müteahhitler sorumlu

Deprem sonrası ortaya çıkan yıkımdan kimi sorumlu tuttuğu sorusuna katılımcıların yüzde 32’si hükümeti, yüzde 30’u müteahhitleri, yüzde 29,9’u belediyeleri diyerek yanıt verirken yüzde 7.50’si ise ‘doğal afet olmasından kaynaklı’ dedi.

Spectrum House’un raporunda, “Türkiye’de müteahhitlerin siyaset ve bürokrasi ile ilişkileri göz önüne alındığında, katılımcıların yaklaşık 3’te ikisinin yıkımdan en çok hükümet ve müteahhitleri sorumlu tutması, depremi doğal bir afetten ziyade bir yönetim konusu olarak gördüklerini ortaya koymaktadır” tespiti yapıldı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu Kadınlara Seslendi: Türkiye Sizleri Çok Yordu, Biliyorum

Sosyal medya hesabından kadınlara seslenen Kılıçdaroğlu, “Kadınların sırtında zaten devasa bir yük var. Çocuğa, yaşlıya, hastaya, evin işine; her şeye yetmeye çalışıyorlar. Ve çoğu ev kadınının hiçbir güvencesi yok bu ülkede. Bu yük yeterince ağır değilmiş gibi bir de şimdi en temel haklarının alınması tehdidiyle karşı karşıyalar. Çok ama çok büyük talihsizlik. Onlar için değil, tüm Türkiye için bu çok büyük bir talihsizlik” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu gece kadınlara seslenmek istiyorum: Türkiye sizleri çok yordu, bunu biliyorum. Özellikle genç muhafazakar kadınlara, Bay Kemal gelirse, kazanımlarınızı kaybedeceksiniz, propagandasını yaptılar. Aylarca yaptılar, günlerce yaptılar. Sürekli yalan söylediler, iftira attılar, karalamalar yaptılar”

Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Bunu yapanlar sonra pazarlık masalarına oturdular, sonra sizler bir çırpıda üç beş oy için yarı yolda bıraktılar. Mübalağa etmiyorum, üç beş oy için yarı yolda bıraktılar. Aslında bu yaptıklarının bir adı var ama söylemeye dilim varmıyor. Altını özellikle çizmek isterim: Bay Kemal asla ama asla kazanımlarınızı kaybetmenize izin vermez. Bay Kemal asla ama asla kadın ve çocuk hakları üzerinden pazarlık yapmaz” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından kadınlara seslendi. 6284 sayılı kadına şiddeti önleyen yasada değişiklik isteyen Cumhur İttifakı’nın birkaç oy için kadınların geleceklerini karartmayı göze aldığını ifade eden Kılıçdaroğlu, açıklamalarında şunları söyledi:

“Bu aralar, gittiğimiz her yerde, kadınlar sessizce yanıma geliyor. Seçim ile ilgili sorular soruyorlar. Çok ama çok kaygılılar. Başörtülüsü, başı açığı, bekarı, evlisi, annesi… İnanın hiç fark etmiyor. Hepsinin kaygısı aynı. Temel kadın haklarının bir seçimde oylanmasını anlayamıyorlar. Haklarının bir seçim havucu olarak radikal unsurlara sunulması onları dehşete düşürmüş durumda. Kadınların sırtında zaten devasa bir yük var. Çocuğa, yaşlıya, hastaya, evin işine; her şeye yetmeye çalışıyorlar. Ve çoğu ev kadınının hiçbir güvencesi yok bu ülkede.

‘Türkiye sizleri çok yordu, bunu biliyorum’

Bu yük yeterince ağır değilmiş gibi bir de şimdi en temel haklarının alınması tehdidiyle karşı karşıyalar. Çok ama çok büyük talihsizlik. Onlar için değil, tüm Türkiye için bu çok büyük bir talihsizlik. Bu gece kadınlara seslenmek istiyorum: Türkiye sizleri çok yordu, bunu biliyorum. Özellikle genç muhafazakar kadınlara, Bay Kemal gelirse, kazanımlarınızı kaybedeceksiniz, propagandasını yaptılar. Aylarca yaptılar, günlerce yaptılar. Sürekli yalan söylediler, iftira attılar, karalamalar yaptılar.

Bunu yapanlar sonra pazarlık masalarına oturdular, sonra sizler bir çırpıda üç beş oy için yarı yolda bıraktılar. Mübalağa etmiyorum, üç beş oy için yarı yolda bıraktılar. Aslında bu yaptıklarının bir adı var ama söylemeye dilim varmıyor. Altını özellikle çizmek isterim: Bay Kemal asla ama asla kazanımlarınızı kaybetmenize izin vermez. Bay Kemal asla ama asla kadın ve çocuk hakları üzerinden pazarlık yapmaz.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu İle İnce Görüştü: Erdoğan Gitmeli

Kemal Kılıçdaroğlu ile Muharrem İnce görüştü. Kılıçdaroğlu, görüşme sonrası yaptığı açıklamada, “Halil İbrahim sofrasını büyütmeye çalışıyoruz. Sorunları masaya yatırmak, çözümler üretmek benim ve Sayın İnce’nin görevi” dedi.

Muharrem İnce ise, “İlkeler etrafında bu memleketi ayağa kaldırabiliriz. Bu Erdoğan gitmelidir. Bu Erdoğan yorgundur, kibirlidir. Akla, bilime, hukuka inanmamaktadır. 5 dakika dahi bu ülkeyi yönetmemelidir” diye konuştu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Memleket Partisi Genel Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’yi ziyaret etti. Görüşme sonrası ortak basın açıklaması yapıldı.

Kılıçdaroğlu sözlerine “Sayın Genel Başkan’a bizi kabul ettikleri için teşekkür ediyorum” diyerek başladı.

“Başta deprem bölgesi olmak üzere Türkiye’nin pek çok sorununu görüştük. Hangi çözümleri ürettiğimizi ifade ettik karşılıklı. Deprem bölgesine yönelik kanun teklifi hazırlıyoruz. Sayın Genel Başkan’a ayrıntılı bilgi verdim. Önümüzdeki günlerde teklifi sunacağız. İşin özeti Halil İbrahim sofrasını büyütmeye çalışıyoruz” dedi.

“Yaşadığımız sorunlar Türkiye’nin sorunları, bireysel değil. Çözümler üretmek bizim görevimiz” sözlerini ekledi.

Muharrem İnce ise, “Bizler Memleket Partisi olarak diyoruz ki, ittifaklar olmalıdır fakat bu ittifaklar menfaat ittifakları olmamalı ilke ittifakları olmalıdır” dedi şunları ekledi:

“Bizim ilkelerimiz nettir. Atatürk’ü tartıştırmayız. Teröre karşı mesafeliyiz. Kadın hakları konusunda çok kararlıyız, geri adım atmayız. Mültecilerin gönderilmesi konusunda çok kararlıyız. Bizim ilkelerimiz bunlar. Bunlardan asla taviz vermeyiz.

İlkeler etrafında bu memleketi ayağa kaldırmalıyız. Bu Erdoğan gitmelidir, yorgundur, ortak aklı temsil etmez, kibirlidir; akla, hukuka, bilime inanmamaktadır. Bu konuda da her tür görüşümüzü açık ifade ediyoruz”.

Paylaşın

Akşener’den Erdoğan’a Tepki: Kendine Gel, Ağzından Çıkanı Kulağın Duysun

Partisinin Meclis grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hatay’da sarf ettiği “Burası CHP’li demedik, onlar da bizim vatandaşımızdır dedik” ifadelerine, “Kendine gel Sayın Erdoğan, kendine gel. Ağzından çıkanı kulağın duysun. Ayıptır, günahtır. Sen önce git, bir aynaya bak Sayın Erdoğan. Sen bu ülkeyi, yönettiğini mi sanıyorsun?” şeklinde yanıt verdi.

Haber Merkezi / Konuşmasında, bakanlara milletvekili adayı olmaları durumunda kabinedeki görevlerinden istifa etmeleri yönünde çağrıda bulunan Akşener, “Şimdi bu atanmış bakanlar, arkalarında devletin gücüyle, seçime girip; bir de buna, adil ve dürüst bir seçim mi diyecekler? Seçim sürecinde, devletin kaynaklarını, diledikleri gibi kullanıp; Sonra da buna, demokrasi mi diyecekler? Hayır! Böyle bir ilkesizliği, böyle bir ciddiyetsizliği, kabul etmiyoruz” dedi.

İYİ Parti Lideri Akşener, ‘Kayıp Balık Nemo’ filmine göndermeyle Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin ‘ortalıkta gözükmediğine’ dikkat çekerek, “Sıra dışı ekonomi politikalarıyla ‘Türkiye’nin uçacağını’ söyleyen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, işler istediği gibi gitmeyince ekonomide eskiye dönmek için eski bakan Mehmet Şimşek’e yanaşmıştı. Nebati’yse pek ortalıkta gözükmüyor.

Şimşek, Erdoğan’ın talebini reddedince Nebati, sessizliğini bozarak ‘Türkiye Ekonomi Modeli’ni uzunca hatırlatmıştı. Nebati’nin son dönemde ekonomiyle ilgili yegane çıkışı da bu oldu. O ışıltılı gözleri gören var mı? Ekonomi perişan, esnaf kan ağlıyorken, kayıp bakan Nemo’nun nerede olduğunu bilen var mı? Kendisi bir tek Sayın Erdoğan’ın basın açıklaması olduğunda bir anda beliriveriyor.” ifadelerini kullandı.

Meral Akşener, kadına şiddetle mücadeleyi düzenleyen 6284 sayılı Kanun’un bazı maddelerinin kaldırılmasını şart koşan Yeniden Refah Partisi’nin ve HÜDA PAR’ın; AKP, MHP ve BBP’nin yer aldığı Cumhur İttifakı’na katılmasına ilişkin, “Bir tarafta seçim kazanmak uğruna kadına şiddeti, ölümü, tecavüzü reva görenler var; diğer tarafta kadınların, gençlerin, çocukların haklarını koruyup hukukunu iyileştirmek isteyenler var. Bir tarafta başkentin göbeğinde yaşanan alçak bir cinayete, Sinan Ateş’in katillerin göz yumanlar var, diğer tarafta Sinan Ateş’i unutturmayacak, katillerinden hesap soracak olanlar var” diye konuştu.

Akşener, Altılı Masa’daki aday belirleme süreci ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı ile ilgili sert söylemlerde bulunan Yavuz Ağıralioğlu’nın istifasına ise değinmedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından satır başları:

“Bugün maalesef insanların vicdansızca fakirleştirildiği, kutuplaştırıldığı, devletimizin ise şuursuzca güçsüzleştirildiği ucube bir dönemden geçiyoruz. Çok büyük bir sınav veriyoruz.

Her gün saçma sapan açıklamalarla yıpratılan sinirlerimiz var, her gün akıl dışı kararlarla söndürülen umutlarımız var.

Türk siyasetinde daha önce eşi benzeri görülmemiş bu ucube döneme milletçe yapacağımız kritik bir seçim var.

Vereceğimiz çok önemli bir karar var. Tam 1.5 ay sonra milletçe tarihi bir karar vereceğiz. Ya millet iradesini yeniden hakim kılacağız ya da sarayın büyüyen gölgesinde kaybolup gideceğiz.

Ya cumhuriyetin yeni asrını hep birlikte müjdeleyeceğiz ya da ucube bir sistemin ilelebet devamına boyun eğeceğiz. Ya güç hırsından yolunu kaybetmiş bir kişinin ihtiraslarına teslim olacağız ya da istibdatın karşısında ‘Yaşasın Hürriyet’ diye bağıracağız.

1,5 ay sonra tarihi bir karar vereceğiz. Ya millet hakimiyetini kuracağız ya sarayın gölgesinde yok olup gideceğiz. Ya Cumhuriyetin yeni asrını müjdeleyeceğiz ya da ucube bir sistemin devamına boyun eğeceğiz.

Hiç şüphem yok ki 45 gün sonra milletimiz en doğru kararı verecek. O büyük ferasetini cümle aleme gösterecek. Kendisini unutanlara, yok sayanlara iradesinin gücünü yeniden hatırlatacak. O kutlu gün geldiğinde kazanan Türkiye olacak.

Milletimizin önündeki tarihi seçimin arifesinde Türkiye’nin geleceği için vaat edilen seçenekler net bir şekilde ortada duruyor.

Bir tarafta kadınlara şiddeti, tacizi, tecavüzü, ölümü reva görenler var; bir tarafta kadınların ve çocukların haklarını hukuklarını genişletmek isteyenler var. Bir tarafta Cumhuriyet değerlerine gıcık olanlar; diğer tarafta her 10 Kasım’da hüzünlenenler var.

Bir tarafta ekonomiden eğitime hemen her alanda ülkemizi krizler yumağına sokan beceriksizlik abideleri var; diğer tarafta krizleri çözmeye talip olan liyakatli kadrolar var.

Bir tarafta Sinan Ateş’in katillerine göz yumanlar var; diğer tarafta katillerinden teker teker hesap soracak olanlar var. Bir tarafta gücünü rant şebeklerinden, mafyalardan alanlar var; diğer tarafta gücünü milletin kutlu iradesinden alanlar var.

Devletin kaynaklarını kullanıp buna demokrasi mi diyecekler? Madem tüm kabine üyeleri vekil adayı olmaya karar verdiler, istifa etsinler; görelim çapları neymiş!

İktidarın başı ve arkadaşları bu kadar açık ve net tablo karşısında illetin kararının ne olacağını gördükleri için paniğin pençesine düşmüş durumdalar.

Daha dün Millet İttifakı’na bakanlık dağıtmakla uğraşanlar, bugün bakanlarını milletvekili yapma derdindeler.

“Kayıp bakan Nemo”

Bu bakanlar devletin gücüyle seçime girip buna ‘Adil bir seçim’ mi diyecekler? Böyle bir ilkesizliği kabul etmiyoruz.

Madem kabine üyeleri aydınlanmayla vekil adayı olmaya karar verdiler, hodri meydan buyursunlar istifa etsinler. Madem milletin iradesine teslim olmaya adaylar o zaman devletin zırhını çıkarıp öyle aday olsunlar.

Ama yapamazlar, vazgeçemezler. Bir Nebati Bakan vardı ne oldu ona? O ışıltılı gözleri gören var mı? Ekonomi perişan, esnaf kan ağlıyorken, kayıp bakan Nemo’nun nerede olduğunu bilen var mı? Kendisi bir tek Sayın Erdoğan’ın basın açıklaması olduğunda bir anda beliriveriyor.

Bay kriz ve arkadaşlarının yaşadığı paniğin bir başka yansımasını da son dönemki vaatleri ve icraatlarında da görüyoruz.

İlk 4,5 yılında yapamadıklarını şimdi yapmaya başladılar. Sadece kendilerine çalıştılar, seçime aylar kala nedense milletimizi hatırlamaya başladılar. Seçime 6 ay kala emeklileri hatırladılar, EYT’li kardeşlerimizi, atanamayan öğretmenlerimizi hatırladılar.

Geçtiğimiz hafta emeklilere verilecek bayram ikramiyesi ve maaşları belirlendi. Ancak 7500 liradan fazla alanların maaşında bir değişiklik yaşanmayacak. Asgari ücretin 8 bin 506 lira olduğu ülkede 7500 lira emekli maaşı vermek hakarettir.

Milletimizi, ayın yarısına bile gelmeden, eriyen maaşlar ile, açlığa, yokluğa ve çaresizliğe, mahkûm ettiler.

Yandaşları, üç kuruş zarar etti diye, dünyaları yerinden oynattılar; ama milletimizi utanmadan, geçim sıkıntısıyla, borçlarla bir başına bıraktılar. Kendi eşlerini, dostlarını, akrabalarını ihya ettiler; ama bu milletin evlatlarını, ısrarla görmezden geldiler.

Artık hesap vakti geldi, çattı, Sayın Erdoğan. 14 Mayıs akşamı, milletimizin gür sesini, iliklerine kadar hissedeceksin. Görmezden geldiğin millet iradesini, dimdik karşında göreceksin. Neden olduğun, tüm çilelerin hesabını, teker teker, sandıkta vereceksin.

Hiç kusura bakma. 5 yılda yapmadığını, son 6 aya sığdırmaya çalışarak, bu hesaptan kaçamazsın.

Milletimizin, senin ve beceriksiz arkadaşların için, tuttuğu kabarık defter, 14 Mayıs’ta açılacak. Milletimizin şaşmaz terazisi, seni 14 Mayıs’ta tartacak. O sandık gelecek ve 14 Mayıs’ta, hak yerini bulacak! Hazır ol, artık çok az kaldı.

Geçtiğimiz hafta, bu iktidarın gerçek yüzünü, çarpıcı bir şekilde ortaya koyan, çok acı bir örnek daha yaşadık. Ülkemiz adına, bir kez daha üzüldük; iktidar adına da, bir kez daha utandık.

Artık her şeyiyle, göstermelik hale gelmiş bir iktidarın; günü kurtarmaktan başka, hedefi kalmamış bir hükûmetin; ucuz, utanmaz ve ahlaktan yoksun, bir yönetim anlayışının; acınası hâline, şahit olduk. Evet, şu sahte temel atma töreninden bahsediyorum.

Yıllarca, büyük büyük konuşup; ‘Ben, temel atma törenlerine katılmam, ben biten işin, açılışını yaparım’ diyecek kadar, şişmiş bir egonun, balon gibi öterek sönüşünün, ibretlik vesikasından bahsediyorum.

Bu fevkalade parlak, bir o kadar da, cüretkar arkadaşlarımız; Boş araziye beton döküp, ‘Hastane temeli atıyoruz’ diye, Türkiye’ye yutturmaya kalktılar. Evet yanlış duymadınız. Boş araziye, bir demir kafes koymuşlar.

Görseniz, çocuk havuzu kadar. Üstüne de, mikserden beton döktüler. Saray medyasının, köpürteceği kadar da görüntü alıp, servis ettiler. Alın size, AK Parti usulü, temel atma töreni. Güler misin, ağlar mısın?

Şu ciddiyetsizliğe bakar mısınız? Kelimelerin kifayetsiz kaldığı, şu şuursuzluğa, bir bakar mısınız? Nitekim artık, bu iktidarın, tüm işleri de, aynı bu sahte temel atma töreni gibi…

Hiçbir şey umurlarında değil. Yüzleri kızarmıyor, utanmıyorlar. Göz göre göre yalan söylemekten, hiç mi hiç gocunmuyorlar. Palavralara, masallara sığınmadan, tek bir cümle bile kuramıyorlar. Yazık ki ne yazık…

“Arkadaş, madem bir yılda yapılabiliyordu, 21 yıldır neredeydiniz?”

Şimdi de çıkmışlar; ‘Bir yılda, tüm depremzedelere, konutlarını teslim edeceğiz’ diyorlar. Arkadaş, madem bir yılda yapılabiliyordu, 21 yıldır neredeydiniz?

Madem bir günde, sadece kamu kuruluşlarından, 90 milyar lira para toplanabiliyordu; 21 yıldır, neden toplamadınız? 21 yıldır, ‘Deprem geliyor’ diye bas bas bağıran, bilim insanlarımızı, neden dinlemediniz? 21 yıldır topladığınız, deprem vergilerini, neden çarçur ettiniz?

‘Bir yılda, 650 bin konut yapacağız’ diyen bir iktidar, 21 yıldır, bunu neden yapamadığını, milletimize anlatmak zorundadır. Bu kadar basit. Önümüzde, koskoca Marmara Depremi riski var.

Eğer bir yılda, 650 bin konut yapıyorsanız; İstanbul’da, Yalova’da, Tekirdağ’da, Kocaeli’nde olası bir depremde, yıkılmasına kesin olarak bakılan, binlerce bina var. Bu binaları yenilemek için, daha ne bekliyorsunuz?

Depremde yıkılıp, çökmelerini mi bekliyorsunuz? Yine binlerce insanımıza, mezar olmalarını mı bekliyorsunuz?

Şehirlerimizi depreme hazırlamak, bu kadar zor bir iş değil. Bunu zor gösteren, 21 yıldır hiçbir şey yapmayan, bu beceriksiz iktidardır.

Nitekim; Ekrem Başkan’ın çalışmaları ortada… İnşallah, 14 Mayıs’tan sonra da, bunun ne kadar kolay olduğunu, tüm Türkiye’ye göstereceğiz. 14 Mayıs’tan sonra, Artık kimse, kendine mezar olacak evlerde yaşamayacak. Hiç kimseyi, geride bırakmayacağız. Hiç kimseyi, bile bile, ölüme terk etmeyeceğiz! Üstelik öyle, sahte temeller atarak da değil…

Elbette, bu kepazeliklere şaşırmıyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki; seçimi kazanmak için, her şeyi mubah görenler; gerçekleri çarpıtırken de, hiçbir ahlaki sorumluluk taşımazlar.

Olmayan temellerin önünde, atıp tutarken de, hiçbir utanç duymazlar. Yalan söylemekten de, iftira atmaktan da, hakaret etmekten de, zerre rahatsız olmazlar. Biz, millet olarak, 21 yıllık AK Parti iktidarı döneminde, bu durumun, sayısız örneğine şahit olduk.

Nitekim; Sayın Erdoğan’ın, Hatay ziyaretindeki, tek rezalet, temel atma töreninden ibaret değildi…

Kendisi önce, kürsüye çıkıp dedi ki; ‘Burası CE-HA-PE’li demedik. Bunlar da, vatandaşımız dedik’ Yaaa… ‘Bunlar da’ vatandaşıymış… Şu edepsizliğe bir bakar mısınız? Şu nobranlığa bir bakar mısınız? Şu bilinç altına bir bakar mısınız? Şaka gibi ama gerçek…

Üstelik; işine gelince, ‘Milletin adamıyım’ diye, ortalıkta gezinen, bu zat; bu sözleri, depremzede vatandaşlarımıza söyledi.

Bu sözleri, acılı annelere, babalara, çocuklara söyledi. Ve bu sözleri, bir Cumhurbaşkanı olarak söyledi…

Kendine gel Sayın Erdoğan, kendine gel. Ağzından çıkanı kulağın duysun. Sen, 85 milyonun, tamamına karşı sorumlusun. 45 günün kalmış olsa da, sen hâlâ, bu ülkenin, Cumhurbaşkanlığı makamında oturuyorsun. Ayıptır, günahtır.

Bir de, bu edepsizlikten sonra, çıkmışsın, devletin ne olduğuna dair, en ufak bir fikrin varmış gibi, bize, devlet ahkamı kesmeye kalkıyorsun…

Sen önce git, bir aynaya bak Sayın Erdoğan. Sen bu ülkeyi, yönettiğini mi sanıyorsun? Ben sana söyleyeyim: sen ülke mülke yönetmiyorsun; sen ihale yönetiyorsun, sen rant yönetiyorsun, sen algı yönetiyorsun.

Ama sen devleti yönetemiyorsun. ‘Seçilmiş Cumhurbaşkanı’yım’ diye, kasıla kasıla geziyorsun; ama daha Cumhurbaşkanı gibi davranmayı bile, beceremiyorsun.

‘Kabile ülkesi değil’ diyorsun ama kabile reisi yetkileriyle, devlet yönetmeye kalkıyorsun. Neymiş? Devlet böyle yönetilmezmiş. Neymiş? Belediye Başkanlarının, Cumhurbaşkanı Yardımcısı olması yanlışmış. Neymiş? Bu devlet, kabile devleti değilmiş…

Ya öyle mi Sayın Erdoğan? Hayırdır, neden bu kadar rahatsız oldun? Neden bu kadar korktun? Neden bu kadar çekindin? Günaydın! Biz sana zaten yıllardır, aynı şeyi söylüyoruz.

Evet doğrudur; bu devlet, elbette kabile devleti değildir. Ama mesela; Türkiye Cumhuriyeti Devleti senin kabile devleti standartlarına, mecbur da değildir.

Mesela; Türkiye Cumhuriyeti Devleti; ekonomide, hukukta, eğitimde, keyfiyet ve vasatlığa, layık da değildir. Mesela; Türkiye Cumhuriyeti Devleti; rantçı dostlarının, kasasını dert ettiği kadar, milletinin kesesini dert etmeyenlere, mahkum da değildir.

Ez cümle; Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ne sana, ne ucube sistemine, ne de ‘kadro’ diye yutturmaya çalıştığın, beceriksiz kabilene, hiç ama hiç mecbur değildir. İşte bu yüzden, biz geliyoruz!

Engelleri, yıka yıka geliyoruz. İftiraları, boza boza geliyoruz. Yalanları, yene yene geliyoruz.

Nitekim sen meydanlara çıkıp; ‘Hani belediyeler nerede? Deprem bölgelerine uğradılar mı?’ diye iftira atarken; biz Mansur Başkan’la, Ekrem Başkan’la Kahramanmaraşlı, Hataylı kardeşlerimizi ziyaret ediyoruz.

Sen ‘belediyeler buralara gelmediler’ diye, kendini kandırıyorsun ama vatandaşlarımız, onlara ‘Allah sizden razı olsun’ diyor. Sen, durmadan çamur atıyorsun; ama vatandaşlarımız, onlara ‘Yüzümüz sizin sayenizde güldü’ diyor.

Sen ‘bu belediyeler çalışmıyor’ diye, karalama yapıyorsun ama, vatandaşlarımız onlara; ‘AK Partili belediyelerin yapmadığı güzelliği, siz yaptınız’ diyor.

Bak, bunları, ben söylemiyorum Sayın Erdoğan. Bunları bizzat, vatandaşlarımız söylüyor. Depremin olduğu ilk günden beri; 11 Büyükşehir Belediyemizin de; nasıl canla başla çalıştığını, nasıl yardıma koştuğunu, nasıl kucak açtığını en iyi, deprem bölgesindeki insanlarımız biliyor.

O nedenle; sen artık giderayak, daha fazla nefesini yorma; kendini de, daha fazla rezil etme, Sayın Erdoğan… Çünkü; Büyük Türk Milleti, artık sizin gerçek yüzünüzü gördü. Geri sayım başladı. Bunun artık dönüşü yok.

Sandık geldiğinde, milletimizin kutlu iradesi, sizi o sandığa gömecek. Bundan kaçış yok. Ve milletimizin iradesi, 15 Mayıs’ta iktidara gelecek. Korkunun ecele faydası yok.

Sana söz, Sayın Erdoğan; o güzel bahar gününde, biz iktidara geldiğimizde, sen utanacaksın. Attığın iftiralardan utanacaksın.

Millete söylediğin yalanlardan utanacaksın. Ne kadar aciz, ne kadar beceriksiz olduğunu görecek ve aynadaki suretinden utanacaksın. Üstelik bir gün de değil, her gün utanacaksın. Sana söz, çok az kaldı.”

Paylaşın

Bakan Bozdağ: Erdoğan’ın Adaylığı Önünde Hiçbir Engel Bulunmuyor

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanı adayı olmasının önünde hiçbir anayasal ya da kanuni engel bulunmadığını söyledi. Seçim takvimine göre cumhurbaşkanı geçici aday listesine yapılan itirazların YSK tarafından karara bağlanması süreci yarın sona erecek.

Muhalefet partileri Erdoğan’ın üçüncü kez cumhurbaşkanı olmak için aday olduğu iddiasıyla Yüksek Seçim Kurulu’na itirazlarda bulunmuştu. Başvurularda Anayasa’da yer alan bir kişinin en fazla iki kez Cumhurbaşkanı olabileceğine yönelik maddelerine atıf yapıldı.

Ancak hükümet yetkilileri ve AK Parti mensupları, Erdoğan’ın 2018’deki hükümet sisteminin değişimiyle beraber yeni sistemle ilk kez cumhurbaşkanı olduğunu savunuyor.

Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adaylığına yönelik itirazlar üzerine yazılı açıklamada bulunan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, tartışmalara temel oluşturan ve bir kimsenin en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebileceğine işaret eden 101’inci maddenin 2017 yılında değiştirildiğini belirterek, “Anayasa’nın 101’inci maddesinin önceki hâli, baştan aşağı tamamen yeniden yazılarak tümü değiştirilmek suretiyle tamamen yürürlükten kaldırılmış, yerine yeni bir hüküm ihdas edilmiştir” dedi.

Anayasa koyucunun 101’inci maddeyi “tümüyle değiştirerek” yeni yetki ve görevlerle donatılmış Cumhurbaşkanının iki defa seçilebilmesi iradesini ortaya koyduğunu belirten Bozdağ, “Dolayısıyla 2017 yılında yapılan değişiklikle Anayasa’ya konulan bu hükmün 2017 yılından önce Cumhurbaşkanlığı yapmış kişileri de kapsayacak şekilde yeni bir seçme hakkı ortaya çıkardığı çok açıktır. Bir başka ifadeyle söz konusu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra daha önce Cumhurbaşkanlığı yapmış olup olmadığına bakılmaksızın şartları taşıyan herkese iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilme hakkı tanıdığı tartışmadan varestedir” diye ekledi.

Anayasa’nın “yeni 101’inci maddesinin” ilk uygulandığı seçimin 24 Haziran 2018 seçimleri olduğunu ifade eden Bozdağ, 14 Mayıs’taki seçimlerin de bu maddenin ikinci uygulaması olacağını, dolayısıyla Erdoğan’ın adaylığının da ikinci adaylığı sayılacağını belirtti.

Muhalefet partileri, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adaylığı nedeniyle Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) itirazda bulunmuştu. Muhalefet, Erdoğan’ın 2014 ve 2018 yıllarında iki defa Cumhurbaşkanı seçildiğini belirterek 2023’te üçüncü kez Cumhurbaşkanı adayı olamayacağı görüşünü savunuyor.

YSK itirazları bugün sonuca bağlayacak

YSK, 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanı seçimi için aday gösterme süresinin tamamlanmasının ardından adayların geçici listesini Resmi Gazete’nin dünkü sayısında yayımladı. Geçici listede, Cumhur İttifakı’nın adayı olan AKP Genel Başkanı Erdoğan, Millet İttifakı’nın aday gösterdiği CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce ve Ata İttifakı’nın adayı Sinan Oğan’ın isimleri yer aldı.

Geçici listede ismi bulunan adaylara, bugün TSİ 17’ye kadar itiraz edilebiliyor. YSK, itirazları değerlendirip karara bağladıktan sonra Cumhurbaşkanı adaylarının kesin listesini 31 Mart Cuma günü Resmi Gazete’de yayımlayacak.

2007 ve 2017 yıllarındaki değişiklikler

Anayasa’ya göre 2007 yılına kadar Cumhurbaşkanı seçimi doğrudan TBMM tarafından yapılıyordu. Yedi yıllığına, bir defalığına seçilen ve tarafsız bir konumda olan Cumhurbaşkanı ikinci defa aday olamıyordu.

Ancak 2007’de Abdullah Gül’ün adaylığı sürecinde yaşanan 367 krizi üzerine anayasa değişikliği yapılarak Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi uygulamasına gidildi. Görev süresi beş yıla indirilen Cumhurbaşkanı’na iki defa seçilme hakkı getirildi.

TBMM tarafından yedi yıllığına Cumhurbaşkanı seçilen son isim olan Abdullah Gül’ün görev süresi 2014’te doldu. Parlamenter sistemin uygulandığı bu dönemde Erdoğan, 2014 yılında halk tarafından seçilen ilk Cumhurbaşkanı oldu.

Erdoğan’ın görev süresinin dolmasına iki yıl kalmışken 16 Nisan 2017’de yapılan anayasa değişikliği referandumunda Başbakanlık kaldırılarak yerine Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi getirildi. Anayasa değişikliği kapsamında Cumhurbaşkanı’nın yetkileri artırıldı, Cumhurbaşkanı seçimi şartları ise değişmedi.

Anayasanın 101’inci maddesinde bu durum “Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim yapmış, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından, doğrudan halk tarafından seçilir. Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir” şeklinde yer aldı.

Paylaşın

“HÜDA PAR Yöneticileri AK Parti’den Aday Gösterilecek” İddiası

Fatih Erbakan’ın lideri olduğu Yeniden Refah Partisi (YRP), AK Parti, MHP ve BBP’den oluşan Cumhur İttifakı’na katılma kararı almış, aynı saatlerde HÜDA PAR Lideri Yapıcıoğlu, Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’ın seçilmesi için çalışacaklarını belirtmişti.

Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, milletvekili adaylarını ise AK Parti listelerinden göstereceklerini açıklamıştı.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre, kulislerde HÜDA PAR Lideri Yapıcıoğlu, Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Hüseyin Yılmaz ve Genel Başkan Vekili İshak Sağlam’ın 14 Mayıs seçimlerinde “AKP listelerinden milletvekili adayı gösterilecekleri” konuşuluyor.

Adı geçen parti yöneticilerinin Hizbullah ile bağlantıları ise oldukça dikkat çekici.

90’lı yıllarda onlarca kişiyi katleden Hizbullah, öldürdüğü kişilere domuz bağı yöntemiyle işkence uygulamıştı.

HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Hüseyin Yılmaz, Hizbullah çatı davasında “Dosyalarda gördüğüm domuz bağı ile öldürülmüş tek bir şahıs yoktur. Otopsi tutanakları da maktullerin fotoğrafları da domuz bağı iddiasını yalanlamaktadır. Beykoz’da ele geçen sorgu kasetleri yayımlanmış olsaydı halktan Hizbullah’a sempati oluşabilirdi. O kasetlerde JİTEM, Ergenekon vb. yapıların izleri var” yorumunu yapmıştı.

Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Hüseyin Yılmaz ve Genel Başkan Vekili İshak Sağlam, Kürtçe mevlit okutulan “Kutlu Doğum Haftası” etkinlikleri yapmasıyla bilinen MustazafDer’in genel başkanlığını yaptı.

Dernek 2010’da, Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce “Hizbullah terör örgütü mensuplarını ve sempatizanlarını bir araya getirerek örgütsel birleşmeyi sağlamak”, “Örgüte eleman temini”, “Cezaevinde bulunan örgüt mensuplarının ve yakınlarının çeşitli ihtiyaçlarını gidermek” ve “Hizbullah’ın yayın organı İnzar dergisinin dağıtımını yapmak” gerekçeleriyle feshedildi.

6 yıl derneğin genel başkanlığını yapan Sağlam, 2010’da tutuklandı, “Hizbullah üyesi olma suçundan” 6 yıl 3 ay hapis yattı.

Sağlam’ın tutuklanmasının ardından ise derneğin genel başkanlığına Yılmaz getirildi. Yılmaz, derneğin Hizbullah bağlantısı için, “Belli bir tarihte Hizbullah diye illegal bir yapı vardı. Şu anda tabanda bu akıma karşı sempati besleyenler olabilir. Fakat şu an bizim nezdimizde yasal düzeyde faaliyet düzenleyen Mustazaflar vardır” açıklamasını yaptı.

Yılmaz, Yargıtay’ın derneğin kapatılmasını onadığı 2012’ye dek genel başkanlık görevine devam etti. Ayrıca Yapıcıoğlu, Sağlam ve Yılmaz, Hizbullah çatı davasında sanıkların avukatlığını da yaptı.

Paylaşın

Seçim Ve Sandık Güvenliği İçin Neler Yapılıyor?

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kala tartışılan konuda arasında “Seçim güvenliğini sağlamak için neler yapılıyor? Seçim sürecinde en riskli alanlar hangileri? Sığınmacı sayıları seçim güvenliği için risk mi?” yer alıyor.

Seçmen kütükleri seçim takvimi kapsamında 20 Mart’ta muhtarlıklar tarafından askıya çıkartılmıştı. Tüm partilerin elinde seçmen kütükleri bulunuyor ve adreslere göre karşılaştırmalar yapılıyor. Muhalefet partilerinin saptadığı seçimi etkileyecek boyutta bir usulsüzlüğe şu ana kadar rastlanmış değil.

Partiler kütüklerde tespit ettikleri anormal durumlar için 2 Nisan’a kadar düzeltme başvurusu yapıyor. Bu başvuruları vatandaşlar da kendi adresleri için yapabiliyor.

Yüksek Seçim Kurulu verilerine göre 14 Mayıs’taki cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinde yurt içinde toplam 190 bin 736 sandıkta 60 milyon 904 bin 499 kişi oy kullanabilecek. Yurt dışında kurulacak 4 bin 969 sandıkta ise oy kullanmaya haiz 3 milyon 286 bin 786 seçmen bulunuyor.

Millet İttifakı üyeleri de seçim güvenliğini sağlamaya yönelik hem ayrı ayrı hem de ittifak halinde hazırlıklarını sürdürüyor, seçim gecesi Yüksek Seçim Kurulu’ndan alınan sonuçların partiler tarafından karşılaştırılmasını sağlayacak yazılımda da sona gelindi.

Seçim ve sandık güvenliği için neler yapılıyor?

Seçim güvenliği genel olarak sadece oy verme günü ve sandık güvenliği ile sınırlı tutulmayarak seçim takviminin açıklanmasıyla başlayan ve itirazlar sona erip kesin sonuçlar açıklanıncaya kadar olan süreç olarak tanımlanıyor. Oy verme günü sandık güvenliğinin sağlanması da bu sürecin bir parçası.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in haberine göre, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel, seçim güvenliği meselesinin aslında normal şartlar altında siyasi partilerin sorumluluğunda olan bir mesele olmaması gerektiğini söyleyerek “Ancak maalesef Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) kurumları siyasallaştırmasıyla YSK da güvenilirliğini yitirdiği için seçim güvenliği meseleleri siyasi partiler üzerinden tartışılmaya başlandı” diyor.

Seçim güvenliği ile ilgili bir komisyon kuran ve rapor hazırlayan Millet İttifakı’ndaki partiler öncelikle kendi içlerinde çalışarak gerekli hazırlıklarını yapıyor ve ardından ittifakın diğer üyeleri ile ortaklaşıyor. İttifak içinde sandık kurullarına üye verme hakkı olan CHP ve İYİ Parti ile kısmen bazı sandıklar için Saadet Partisi var. Seçime girmeye hak kazanan diğer ittifak üyeleri ise sandıklara üye veremiyor ama müşahit bulundurabiliyor.

İYİ Parti Seçim İşleri Başkan Yardımcısı Burcu Akçaru, bu süreci partilerin hem kendi içlerinde hem de Millet İttifakı olarak üç bölüme ayırdıklarını belirterek bunları seçim öncesi hazırlık süreci, seçim günü yapılacaklar ve seçim günü sonrası kesin sonuçların ilanına kadar itiraz ve değerlendirmeleri kapsayan dönem olarak sıralıyor.

Akçaru’nun aktardığına göre partiler halen sandık kurullarına atamaları yapmakta ve bu üyelerin eğitimlerine de başlanmış durumda.

Bu arada Yüksek Seçim Kurulu henüz kesinleşmiş sandık listesini beyan etmediği için tüm partiler hazırlıklarını şu an 31 Mart 2019’da yapılan yerel seçim sandıklarını esas alarak yürütüyor. YSK’nın kesin sandık listesini paylaşmasıyla da yeni düzenlemeler yapılacak.

14 Mayıs’a dair en riskli alanlar neler?

Seçime giden süreçte partilerin sandık ve seçim güvenliği ile ilgili bazen öngördükleri bazen de şu an için öngöremedikleri riskli alanlar olabiliyor.

Kamuoyunda seçmen kütüklerinin de risk alanlarından biri olduğu konuşuluyor ancak muhalefet partilerinin saptadığı seçimi etkileyecek boyutta bir usulsüzlüğe şu ana kadar rastlanmış değil.

Seçmen kütükleri seçim takvimi kapsamında 20 Mart’ta muhtarlıklar tarafından askıya çıkartılmıştı. Tüm partilerin elinde seçmen kütükleri bulunuyor ve adreslere göre karşılaştırmalar yapılıyor.

14 Mayıs’ta sekizinci seçimini takip edecek olan Akçaru süreci şöyle aktarıyor:

“2018’deki seçmen kütükleri elimizde olduğu için onlarla karşılaştırarak seçim güvenliğini tehdit edecek herhangi bir taşıma seçmen var mı diye bakıyoruz. Bazı tespitlerimiz de oldu belirli illerde. Ama şu ana kadar seçim güvenliğini tehdit edecek, anormal rakamlarla karşılaşmadık. Bunu söyleyebilirim.”

Partiler kütüklerde tespit ettikleri anormal durumlar için 2 Nisan’a kadar düzeltme başvurusu yapıyor. Bu başvuruları vatandaşlar da kendi adresleri için yapabiliyor.

Muhalefet partilerine göre kamuoyunda da bazen haklı bazen de yanlış bilgilere dayalı olarak haklı endişeler oluşabiliyor ancak parti görevlilerinin sandık başlarında olması pek çok riski gidermeye yetecek kadar önemli.

Akçaru, halk arasındaki “Sandıkta hile yapacaklar, tutanakları değiştirecekler, oy çalacaklar” gibi çok sayıda uyarıya kendilerinin de rastladığını belirterek “Açık söylemek gerekirse bu sekizinci seçimim ve sandıklarda yaşananlar diye buradan Çin’e yol alacak bir liste verebilirim… Ama hepsinin çözümü tek; o da sandık başında olmak” diye konuşuyor.

İYİ Parti olarak 2018 seçimine kıyasla üye ve sandık kurulu yetkilisi sayıları açısından çok daha güçlü olduklarını belirten Akçaru, “Şimdiye kadar eksikler var mıydı? Tabii ki vardı. Ama şu an hep beraber ciddi bir çalışma içindeyiz. Altı siyasi parti bir aradayız. Hepimiz insan kaynağımızı doğru bir şekilde kullanmak üzere doğru adımları atıyoruz” diyor.

Adıgüzel de şu an için bütün senaryolara karşı çözümler üretmeye çalıştıklarını belirterek Türkiye’deki yaklaşık 195 bin yurt içi ve yurt dışı sandıkların her birinde en az bir CHP’li ve en az iki Millet İttifakı görevlisi olmasına dikkat ettiklerini kaydediyor.

Öte yandan seçim gecesi Yüksek Seçim Kurulu’ndan alınan sonuçların partiler tarafından karşılaştırılmasını sağlayacak yazılımda da sona gelinmiş durumda ve testler yapılıyor.

Adıgüzel, aslında tek bir tane değil riski dağıtmak için birkaç farklı yazılım kullanacaklarını söyleyerek “2018 ve 2019 seçimlerinde de aynı yazılımları kullandık. Tabii ki teknolojideki gelişmeler doğrultusunda bazı iyileştirmeler oluyor. İttifak bileşenleri olarak hangi sandıkta kaç kişiyiz, bunu da görebiliyoruz” diye konuşuyor.

Altı partinin birbirlerinin sisteme gönderdikleri sonuçları bu yazılım ile görebilmesi amaçlanıyor.

Akçaru da bu yazılımlarda artık sona gelinmiş olduğunu ve seçime kadarki sürede testlerin yapılacağını söyleyerek aksiliklere karşı yapılacakları ise şöyle anlatıyor:

“İnternet yavaşlatılır, bant daraltılır, elektrik gider veya trafoya kedi girerse, bunların hepsini bu ülkede yaşadığımız için o yüzden de ona göre de ek tedbirler alıyoruz. Son iki seçime de bu sistemle girdik ve sorun yaşamadık. Yine sorun yaşamayı beklemiyoruz.”

Akçaru, beklenmedik sorunlarla karşılaşılması durumunda il ve ilçelerde ekipler oluşturulduğunu ve seçim koordinasyon merkezleri kurulduğunu ifade ediyor.

Sığınmacı sayıları seçim güvenliği için risk mi?

Seçim güvenliği ile ilgili olarak en çok konuşulan başlıklardan birisi de vatandaşlığa hak kazanan ve seçmen olan sığınmacıların sayısı.

İçişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Çataklı iddialar üzerine geçen Aralık ayında yaptığı açıklamada Türk vatandaşlığını kazanan toplam Suriyeli sayısını 221 bin 671 olarak açıklarken seçimlerde oy kullanabilecek 18 yaş ve üzeri Suriyeli sayısının ise 125 bin 563 olduğunu belirtmişti.

Adıgüzel, sadece Suriyeli değil tüm yabancı seçmen sayılarını yakından takip ettiklerini söyleyerek “Bunu sadece bir aydır değil, son birkaç yıldır takip ediyoruz. Bu seçmen sayısındaki değişimi çapraz kontrollerle yakından izliyoruz” diyor.

CHP’li Adıgüzel’e göre Suriye, Afganistan, Irak, İran ve Libya’dan Türkiye’ye gelerek vatandaş olanlar içinde seçmen listelerinde yer almasını tahmin ettikleri sayı 240 bin civarında. Ancak bu sayının netleşmesi için askıya çıkan listelerin kesinleşmesi gerekiyor.

Seçim takvimine göre yurt içi ve yurt dışı seçmen kütükleri 12 Nisan’da kesinleştirilecek.

Akçaru da kendilerinin toplumdaki kaygıları dikkate alarak bu konuyu ciddi şekilde analiz ettiklerini söyleyerek “Şu anda İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı rakamların üzerinde anormal bir yabancı uyruklu seçmen kaydı görmedik açıkçası” diyor.

Vatandaşlar ne yapabilir?

Muhalefet partilerinin işaret ettiği bir başka unsur da seçmenlerin de seçim güvenliği sürecinde etkin olabilecekleri.

Adıgüzel seçim güvenliğinin en önemli unsurunun aslında oy kullanan her seçmen olduğunu ve bu konunun sadece siyasi partilerle çözülecek bir mesele olmadığını söyleyerek “Çünkü kişi orada oy kullanırken eğer prosedürler doğru şekillendirilmiyorsa bunu da aslında denetleyebilir. Sonrasında her seçmenin kendi sandığında sayımları izlemek anayasal bir hakkıdır” diyor.

Akçaru da halka sosyal medyada ya da kendi aralarında dolaştırılan kaygıları bir kenara bırakıp oy vermek üzere sandığa gitme çağrısı yaparak “Öncelikle herkesin oy kullanmaya gitmesi lazım. Oy kullanan vatandaşlarımız müsterih olsunlar. Altı parti güçlerimizi seçim güvenliği için birleştiriyor ve gerekli tedbirleri alıyoruz” diyor.

Paylaşın

“Bakan Koca, Seçimde Aday Olmak İstemiyor” İddiası

14 Mayıs’ta yapılacak seçimlere sayılı günler kala partilerin milletvekili listelerine ilişkin bilgiler kulislere düşmeye başladı. Son olarak Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın seçimde aday olmak istemediği öne sürüldü.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, katıldığı bir televizyon programında kabinedeki tüm bakanları milletvekili adayı göstereceğini söylemişti.

Cumhuriyet yazarı Barış Pehlivan, bugünkü köşesinde, AK Parti’nin yayın organlarında 14 Mayıs’taki seçimnde bakanların hangi kentten aday olacağının yazıldığı, kaynağının Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya dikkat çektiğini ifade etti.

Koca’nın ya Adıyaman’dan ya da Hatay’dan AK Parti’nin adayı olacağı iddiasının dillendirildiğini ifade etti.

Pehlivan şunları yazdı: “Ne yani, doğru değil mi? Anlatıyor kaynağım: ‘Önce şunu düşünmelisiniz… 2024’te yerel seçimler var ve birileri ince hesaplar peşinde. O sebeple Koca’nın adını özellikle Anadolu’da geçiriyor, İstanbul’dan uzak tutuyorlar akıllarınca. Hatta, Çevre Bakanı Murat Kurum’un İstanbul’dan aday olacağı iddiası da bu nedenle sızdırılıyor. Zira, Kurum’un da gözü İBB’de.’

‘Affını istedi’

Ben not alırken bir süre sessizlik oldu. ‘Ancak’ dedi ve ekledi karşımdaki: ‘Aslına bakılırsa, Fahrettin Koca yoruldu siyasetten. Hatta kısa bir süre önce sayın cumhurbaşkanı ile gizli bir buluşma da gerçekleştirdi.

Ben heyecanlı bir şekilde dinliyordum. Sahi, ne konuşmuşlardı o görüşmede? Yanıt çok çarpıcıydı: ‘Fahrettin Koca 2023 için listelerde olmayı arzulamadığını, söyledi. Ve affını istedi.’

Şaşırmıştım. Peki, Cumhurbaşkanı Erdoğan ne dedi bu talebe? Şöyle dedi AK Parti’deki kaynağım: ‘Bakın, orasını tam bilmiyorum. Duyduklarım var ama sizi yanıltmak istemem.’

‘Ersoy da siyasetten çekilmek istiyor’

Ben tam konuşma bitti, derken ‘Dahası da var’ diye de ekliyordu: “Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un da siyasetten çekilmeyi istediği biliniyor. Ancak unutmayın ki hem Koca hem Ersoy konusunda son söz reisin olacak.”

Görülen o ki… AK Parti’deki aday listesi rahatsızlığı İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan ibaret değil. Öyle ki iktidarın etkili isimleri aday gösterilecekleri yerleri beğenmiyor. Yetmiyor…

Fulya Öztürk teklifinden rahatsızlar

Gazeteci Fulya Öztürk’e milletvekilliği teklifi gitmesi bile, AK Parti’nin medyadaki kalemlerini oldukça rahatsız etmişe benziyor. Öyle ki içlerinden ’21 yıldır sokakta küfür yiyen biziz ama depremde popüler olan birini milletvekili yapıyorlar’ diyen bile çıkmış.

Demem o ki Cumhurbaşkanı Erdoğan partide ‘3 dönem kuralını’ da hayata geçirse iktidar içindeki hiç ummadığımız kişilerin vedasına şahit olacağız.”

Paylaşın

Selahattin Demirtaş Yazdı: Değişim Nedir?

Yaklaşık altı yıldır Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Değişim Nedir?” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Yazısında, “Cumhuriyet’in ikinci yüzyılı demokrasiyle taçlanacaksa demokratik değişim bizden, her birimizden başlamalı. Yoksa Cumhuriyet durup dururken demokrasiyle taçlanmaz, hiçbir taç gökten inmez” ifadelerine yer veren Demirtaş’ın Gazete Duvar’da yayınlanan yazısı şöyle:

“Bu yazıda kastedilen sensin, başkası değil.

Muhalefet haklı olarak, 14 Mayıs seçimlerini değişimin başlangıcı olarak görüyor. Peki nedir bu değişim, tam olarak ne değişecek? Muhalefet seçimi kazanırsa öncelikle iktidar değişecek. Ama değişimden kastedilen sadece bu olmasa gerek.

Benim değişimden anladığım şey, mevcut düşünce kalıplarımızdan ve şablonlarımızdan sıyrılmamızdır.

Her birimiz durduğumuz yeri en kusursuz, en mükemmel yer olarak belirleyip geri kalan herkesin bizi baz alarak değişmesini bekliyorsak feci şekilde yanılıyoruz demektir. “Değişim değişim” deyip bunu zerrece kendi üstümüze alınıyorsak değişim olmayacak demektir.

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılı demokrasiyle taçlanacaksa demokratik değişim bizden, her birimizden başlamalı. Yoksa Cumhuriyet durup dururken demokrasiyle taçlanmaz, hiçbir taç gökten inmez.

Birey olarak sosyal yaşamımızda, evde, iş yerinde ne kadar demokratız? Farklı inançlara, kimliklere, doğaya, hayvanlara karşı ne kadar demokratız? Kadın erkek ilişkilerinde ne kadar demokratız?

Üyesi olduğumuz siyasi partilerde, derneklerde, meslek odalarında, sendikalarda demokrasi var mı? Yoksa önemli kararlar halen kapalı kapılar ardında, dar gruplar tarafından mı alınıyor? Örneğin, önümüzde milletvekili seçimleri varken adaylar neden ön seçimle belirlenmiyor, bunun bir açıklaması var mı?

Bizden farklı düşünenlere saygıyla yaklaşıyor muyuz? Sorunlarımızı konuşarak, tartışarak, uzlaşmayla çözmeye açık mıyız?

Hak ve özgürlüklerimizi, korumakta ve büyütmekte bilinçli miyiz, atak mıyız?

Örgütlü toplumun gücünün farkında mıyız? Yoksa örgütlü hareket etmekten halen çekiniyor, korkuyor muyuz?

Özgür düşüncenin ne olduğunu, önemini tam olarak kavramış durumda mıyız?

Sorular çoğaltılabilir. Cevapları ise aynaya bakarak vermeni rica ediyorum.

Devletin demokratikleşmesi ise kurumların ve kuralların evrensel insan hakları, demokrasi standartlarına uygun işletilmesiyle olur. Devlet demokratikse hem kararlar verilirken hem de denetim yapılırken yurttaşa açık olur. Demokratik devlet; yurttaşın önüne engel çıkarmayan, baskılamayan, özgürlüklere saygılı devlettir.

Demokratik devletin bozulup yozlaşmamasının, faşizan devlete dönüşmemesinin garantisi de demokratik toplum ve demokratik bireydir.

Biz değişmemişsek devlet üstten değişse bile bunun kimseye yararı da olmaz, zaten öyle bir değişim kalıcı da olmaz. Dolayısıyla demokratik cumhuriyet ancak demokrat bireylerle, demokratik toplumla var olabilir.

Sözün özü, kimse kendini de halkı da kandırmaya kalkmasın. Bu seçim kampanyasından başlayarak kendimizi değişime açık hale getirelim.

Değişmemekte ısrar edip öte yandan demokrasi havarisi gibi ortada dolaşanlar çok sırıtıyor, benden söylemesi. Sıfatınız, kimliğiniz, kudretiniz ne olursa olsun demokratik bir şekilde yaşamadan, demokratik düşünmeden demokrasiyi savunmak çok çirkin bir görüntü oluşturuyor. Hele halkı temsil eden veya bu iddiada olan bir siyasetçiyseniz çok daha fazla göze batıyor.

Milletvekili adaylarına da bir önerim var.

Cumhuriyet’in demokrasiyle taçlanması için o tacı önce kendi başınıza oturtun, öyle yola çıkın. Aksi halde emin olun siyasi yaşamınız fiyasko ile son bulur, ortalıkta bolca örneği olduğu gibi.”

Paylaşın