Dikkat Çeken Araştırma: Türkiye’de Dindarlar Laiklerden Daha Özgür

“Türkiye’de dindar Müslümanlar ibadetlerini özgürce yapabiliyorlar” ifadesine “katılıyorum” veya “kesinlikle katılıyorum” diyenlerin oranı yüzde 83 çıktı. Buna katılmayanların oranı ise sadece yüzde 7.

Ancak “Türkiye’de laik insanlar hayatlarını özgürce yaşayabiliyorlar.” İfadesine katılmayanların oranı yüzde 22 çıkarken katılanların oranı yüzde 64 oldu. Bu sonuç laik insanların, dindar Müslümanlarla kıyaslandığında özgürce yaşama seviyesinin daha düşük olduğunu gösteriyor.

Türkiye’de gençler arasında deizmin arttığı yönünde son yıllarda ciddi bir tartışma yaşanıyor. Kendisini dindar olarak tanımlayan kişilerin kamusal alanda görünürlükleri AK Parti iktidarında hızla arttı. Ancak halkın eskiye göre daha dindar olup olmadığı da ayrı bir tartışma konusu.

“Sayılarla Türkiye’de İnanç ve Dindarlık” raporu bu alanda kapsamlı bulgular sunuyor. Ancak henüz ilki olduğu için önceki yıllara kıyas imkânı bulunmuyor. Araştırmaya göre Türkiye’de Allah’a inananların oranı yüzde 94.

Araştırma Marmara Üniversitesi’nden Dr. Zübeyir Nişancı yürütücülüğünde, Ibn Haldun Üniversitesi’nden Dr. Önder Küçükural danışmanlığında ve Uluslararası İslami Düşünce Enstitüsü’nden (IIIT) Muhammed H. Alboğa koordinatörlüğünde gerçekleşti.

IIIT ve Mahya Yayıncılık’ın yayımladığı rapora Marmara Üniversitesi’nin internet sitesinden de erişilebiliyor. 2 bin 453 kişinin katıldığı araştırmada “rassal, sosyodemografik ve sosyoekonomik olarak orantısal temsilini sağlamak için tabakalı örneklem ve sistematik örneklem yöntemlerinden oluşan karma örneklem metodu” kullanıldı.

Araştırmadan öne çıkan başlıklar şöyle:

Allah’a inananların oranı yüzde 94

Araştırmaya göre Türkiye’de Allah’a inananların oranı yüzde 94,3. Bunlar iki kesimden oluşuyor. “Allah’ın var olduğunu biliyorum ve bu konuda hiçbir şüphem yok” diyenlerin oranı yüzde 85,7 çıkarken “Bazı şüphelerim olmakla birlikte Allah’a inandığımı hissediyorum” diyenlerin oranı yüzde 8,6 oldu. Allah inancı olmayanlar ise yüzde 5,7 çıktı.

Allah’a inanmayanların oranı gençlerde ve eğitimli kesimde daha yüksek

Araştırmaya göre Allah’a inanmayanların oranı yaş ve eğitim seviyesine göre değişiyor. Allah’a inanmayanların oranı genç yaşlarda daha yüksek. 18-24 yaş grubundakilerin yüzde 11’i Allah’a inanmıyor. Bu oran 25-34 yaşında grubunda ise yüzde 6.

Araştırma Allah’a inanmayanların oranının eğitim arttıkça yükseldiğini gösteriyor. Yüksek lisans veya doktora mezunlarının yüzde 18’i Allah’a inanmıyor. Üniversite mezunlarında bu oran yüzde 7; lise ve ortaokul mezunlarında ise yüzde 3. Üniversite öğrencilerinin yüzde 13’ü de Allah’a inanmıyor.

İstanbul’da 10 kişiden 1’i Allah’a inanmıyor

Allah’a inanmayanların en yüksek olduğu bölge ise yüzde 11 ile Ege. Bu oran İstanbul’da yüzde 10. Batı Marmara’da Allah’a inanmayanların oranı yüzde 9; Akdeniz’de ise yüzde 7.

Dindarlık gençlerde ve eğitimli kesimde düşüyor

Araştırmada dinin kişilerin hayatındaki önemini anlamak için katılımcılara genel olarak kendilerini ne kadar dindar gördükleri de soruldu. Bu bağlamda, katılımcılardan “hiç dindar değilim”, “dindar değilim”, “ne dindarım ne değilim”, “dindarım” ve “çok dindarım” ifadelerinden kendileri için en uygun olanı seçmeleri istendi. “Çok dindarım” ve “Dindarım” diyenler grafiklerde “dindarım” olarak gösteriliyor. Dindar olmayanlar için de aynı hesaplama kullanıldı.

Buna göre Türkiye’de halkın yüzde 62’si kendisini dindar olarak görüyor. “Ne dindarım ne değilim” diyenlerin oranı yüzde 24 olurken “dindar değilim” diyenler yüzde 14 çıktı.

Araştırmaya göre yaş düştükçe dindar olmayanların oranı da yükseliyor. 45-64 yaş grubunda dindar olmayanların oranı yüzde 12 iken; bu oran 18-24 yaş grubunda yüzde 19.

Eğitim seviyesi arttıkça dindarlık seviyesi de düşüyor. Ortaokul mezunlarında kendini dindar olarak görmeyenlerin oranı yüzde 7; lise mezunlarında yüzde 10 iken bu oran üniversite mezunlarında yüzde 22’ye kadar çıkıyor.

Namaz kılmayanlar daha yüksek

Araştırmaya göre “sık sık” veya “her zaman” namaz kılanların oranı yüzde 39. “Ara sıra” diyenler ise yüzde 20. “Nadiren” veya “hiçbir zaman” diyenler ise yüzde 41. Buna göre namaz kılmayanların oranı kılanların oranından çok az farkla daha yüksek.

Allah inancı ve dindarlıkta olduğu gibi gençlerde ve eğitim seviyesi yüksek kişilerde namaz kılma oranı daha düşük. 18-24 yaş grubundakilerin yüzde 55’i ya namaz kılmıyor veya nadiren kılıyor.

Ramazan’da oruç tutanların oranı ise namaz kılanların oranına çok daha yüksek. Halkın yüzde 75’i “sık sık” veya “her zaman” oruç tuttuğunu bildirdi. Yüzde 9 “ara sıra” derken yüzde 16 ise “nadiren” veya “hiçbir zaman” yanıtını verdi.

Başörtüsü takanların oranı kaç?

Araştırmada kadın katılımcılara gündelik hayatlarında herhangi bir şekilde başörtüsü takıp takmadıkları da soruldu. Sorunun bu şekilde yönlendirilmesindeki amaç ise Türkiye’de başını düzenli olarak örten kadınlara ek olarak evde veya dışarıda başlarını düzensiz olarak örten kadınların da toplam nüfus içerisindeki oranını tespit etmek.

Kadınların yüzde 73’ü düzensiz de olsa başörtüsü taktığını bildirirken yüzde 27’si başörtüsü takmadığını söyledi.

Ancak kadınların yüzde 48’i dışarıya çıkarken başörtüsünü “her zaman” veya “sık sık” taktığını kaydetti. Ara sıra diyenlerin oranı yüzde 6 olurken “nadiren” veya “hiçbir zaman” diyenlerin oranı yüzde 47 oldu. Yine genç ve eğitimli kesimde başörtüsü takma oranı daha düşük çıktı.

Laik bir ülkede din rahatlıkla yaşanabilir: Yüzde 73

Araştırmaya katılanların yüzde 73’ü “Laik bir ülkede dinin rahatlıkla yaşanabileceğini düşünüyorum” ifadesine “katılıyorum” veya “kesinlikle katılıyorum” yanıtını verdi. Sadece yüzde 13’lük bir kesim “katılmıyorum” veya “hiç katılmıyorum” dedi.

Öte yandan laiklikle ilgili sorulara gelen yanıtlar Türkiye’de İslami düşüncenin yaygınlığı sorusunu gündeme getirdi. “Anayasadaki hiçbir madde Kur’an ile çelişmemelidir” ifadesine katılanların oranı yüzde 47 çıkarken buna katılmayanlar yüzde 33 oldu.

“Devletin dini bir kimliği olması gerektiğini düşünüyorum” ifadesine katılanların oranı ise yüzde 38’de kaldı. Katılımcıların yüzde 47’si bu ifadeye katılmadı.

Mahalle baskısı var mı?

“Mahalle baskısı” Türkiye’de sık kullanılan kavramlardan. Bu kavramın kullanıldığı durumlardan birisi de şöyle: Farklı içsel veya dış baskılar neticesinde birey veya belirli grupların kendileri özgür hissetmemeleri.

Araştırmadaki iki soru bu konuda önemli bulgular içeriyor. “Türkiye’de dindar Müslümanlar ibadetlerini özgürce yapabiliyorlar” ifadesine “katılıyorum” veya “kesinlikle katılıyorum” diyenlerin oranı yüzde 83 çıktı. Buna katılmayanların oranı ise sadece yüzde 7.

Ancak “Türkiye’de laik insanlar hayatlarını özgürce yaşayabiliyorlar.” İfadesine katılmayanların oranı yüzde 22 çıkarken katılanların oranı yüzde 64 oldu. Bu sonuç laik insanların, dindar Müslümanlarla kıyaslandığında özgürce yaşama seviyesinin daha düşük olduğunu gösteriyor.

Dindarlık ve laiklik kimlik derecesi eşit: yüzde 52

Araştırma kimlik kategorilerine yakınlık ve insanların kendilerini nasıl tanımladıkları konusunda önemli bulgular içeriyor. Halkın yüzde 80’i kendini Müslüman olarak tanımladı. İkinci sırada yüzde 55 ile milliyetçilik geliyor.

“İslamcı” ve “Atatürkçü” kimliklerinin ikisinde de “yakın” oranı yüzde 53 çıktı. Benzer şekilde “Dindar” ve “Laik” kimliklerinin ikisinde de bu oran yüzde 52 oldu. Sünni kimliğinin yüzde 50 ile bunların altında kalması dikkat çekti.

“Daha dindar” olmak isteyenlerin oranı yüzde 70

Öte yandan araştırmada “şimdi olduğumdan daha dindar olmak isterdim” diyenlerin oranı yüzde 70 çıkarken, buna katılmayanların oranı yüzde 21 oldu.

TV ve internetten din öğrenilmiyor

Dini bilgi edinme yolları ve kaynaklarına bakıldığında TV programlarının ve internetin payının oldukça düşük çıkması dikkat çekti. TV programlarının dini bilgi edinmede etkili olduğunu söyleyenler sadece yüzde 5; internetin etkili olduğunu diyenler ise yüzde 10 çıktı.

Deizm nedir?

Türk Dil Kurumu’nda deizm şöyle tanımlanıyor: “Tanrı’yı yalnızca ilk sebep olarak kabul eden, evreni bir Tanrı’nın yarattığına inanmakla beraber yaratıcının evrene hiçbir müdahalesi olmadığını ve olmayacağını savunan, vahyi reddeden görüş.”

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Finlandiya’nın NATO’ya Katılımı TBMM’de Kabul Edildi

Finlandiya’nın NATO’ya (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) katılım protokolünün onaylanmasına ilişkin kanun teklifi, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulunda kabul edildi.

Finlandiya’nın önümüzdeki hafta Salı ve Çarşamba günü Brüksel’de yapılacak NATO Dışişleri Bakanları toplantısında büyük olasılıkla NATO’nun 31’inci üyesi olarak ilan edilmesi bekleniyor.

Finlandiya’nın NATO’ya kabulüne ilişkin henüz yerine getirilmeyen bazı formalitelerin önümüzdeki günlerde tamamlanabileceği ve Finlandiya’nın kabulüne karar verilebileceği belirtiliyor.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, kanun teklifinin TBMM Genel Kurulunda kabul edilmesini memnuniyetle karşıladığını bildirdi. Twitter’dan bir paylaşım yapan Stoltenberg, “Bu bütün NATO ailesini daha güçlü ve güvenli yapacak” dedi.

Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö ise, “Finlandiya, NATO’nun güvenliğine kendini adayan, güçlü bir müttefik olacak” ifadesini kullandı.

Finlandiya Başbakanı Sanna Marin de destek için tüm ülkelere teşekkür ederek, “Müttefikler olarak karşılıklı güvenlik sağlayacağız. Birbirimizi savunacağız” açıklamasında bulundu.

Türkiye’nin ABD’ye bildirmesi gerekiyor

NATO kaynaklarından edinilen bilgilere göre, tamamlanmayan formalitelerden biri de Türkiye’nin, Finlandiya’nın katılım protokolünün onaylandığını resmi olarak ABD Dışişleri Bakanlığı’na bildirmesi.

ABD Dışişleri Bakanlığı NATO’nun Kurucu Antlaşmasına göre ittifakla ilgili belgelerin kayıt altına alınmasından da sorumlu merci.

Ankara’nın Washington’u resmen bilgilendirmesinden sonra NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Finlandiya’yı Kuzey Atlantik Antlaşması’na katılmaya davet edebilecek. Finlandiya, katılımı onaylaması ve ilgili belgeleri ibraz etmesinin ardından resmi olarak üye kabul edilecek.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iki hafta önce Finlandiya’nın katılımına yönelik itirazdan vazgeçildiğini açıklamıştı.

Türkiye “terör örgütlerine destek verdikleri” gerekçesiyle İsveç ile birlikte Finlandiya’nın NATO üyelik başvurularına itiraz etmişti. Daha sonra Finlandiya’ya yeşil ışık yakan Ankara, İsveç’e onayın ise mevcut koşullarda henüz mümkün olmadığı sinyalini vermişti.

Paylaşın

Memleket Partisi’nde Üst Düzey ‘Kılıçdaroğlu’ İstifası

Muharrem İnce’nin Liderliğini Memleket Partisi (MP) Parti Meclisi (PM) üyesi Eşber Atila, “Kılıçdaroğlu’na destek vermek; tek adam dönemini bitirmek, saray rejimini sonlandırmak isteyen herkesin ödevi haline gelmiştir” ifadeleriyle partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Haber Merkezi / Eşber Atila’nın istifası Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Ahmet Yener’in bugün Cumhurbaşkanı kesin aday listesini açıklamasının ardından geldi.

“Zaman; bizlerin haklı oluşundan, halkın bundan sonraki yaşamının nasıl olacağına geçmiştir. Gelinen noktada süreç içindeki tüm eleştiri haklarımı saklı tutarak, geçmişte maruz kaldığım tüm haksızlıkları içime gömerek karar vermenin önemi büyüktür” ifadelerini kullanan Atila’nın açıklamaları şu şekilde sıralandı:

Aile içinde ve gençlik kollarında aldığım öğreti: ‘Bireysel başarı isteği, toplumsal bir kazancın önünde olmamalıdır’ şeklindedir. Sayın Muharrem İnce ve Memleket Partili arkadaşlarımın iyi niyetleri şüphesizdir. Ancak tüm veriler; AKP’yi göndermek, iktidarı değiştirmek maksadıyla da olsa yapılan çalışmanın hatalı sonuçlar doğuracağını göstermektedir.

Bu durumda eksilten, ayrışan tarafın değil; birleşen, bütünleşen tarafın yararlı olduğuna inanmaktayım. Bugün artık birçok farklı siyasi görüşün kabul ettiği, hatta birbirlerine zit diyebileceğimiz partilerin dahi uzlaştığı, bizlerin Genel Başkanlığını yapmış Cumhurbaşkanı adayı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na destek vermek; tek adam dönemini bitirmek, saray rejimini sonlandırmak isteyen herkesin ödevi haline gelmiştir.

Bu yüzden kurucusu ve Parti Meclisi Üyesi olduğum Memleket Partisi’nden istifa ediyorum. Umuyorum ki tüm Atatürkçülerle, memleket sevdalılarıyla, özgürlük ve insan hakları savunucularıyla, laik demokratik Cumhuriyetten yana olanlarla, tam bağımsız Türkiye diye haykıranlarla 14 Mayıs sabahı önce sandıkta, sonra iktidarı devralırken yine birlikte oluruz.”

Paylaşın

YSK, Erdoğan’ın Adaylığına Yönelik İtirazları Oy Birliğiyle Reddetti

14 Mayıs’ta yapılması planlanan seçimlere ilişkin alınan kararları açıklayan YSK Başkanı Ahmet Yener, Recep Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu ve Muharrem İnce’nin cumhurbaşkanı adaylıklarına yönelik itirazların oy birliğiyle reddedildiğini söyledi.

Haber Merkezi / “Seçimlerin iptaline yönelik başvuruların da reddine karar verilmiştir” diyen Yener, “Millet İttifakı isminin kullanılmaması yönünde yapılan itiraz değerlendirilmiş, oy çokluğuyla Millet Partisi’nin Millet İttifakı’nın kullanılmaması yönündeki talebinin reddine karar verilmiştir. 6 partinin Millet İttifakı ismini kullanılabilmesine karar verilmiştir” ifadelerini kullandı.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Ahmet Yener, 14 Mayıs’ta yapılması planlanan seçimlere ilişkin alınan kararları açıkladı. Yener, Kemal Kılıçdaroğlu, Muharrem İnce, Recep Tayyip Erdoğan ve Sinan Oğan’ın kesin aday listesinde olmalarının kararlaştırıldığını ve ilanın Resmi Gazete’ye yönlendirildiğini açıkladı.

YSK Başkanı Ahmet Yener, düzenlediği basın toplantısında, siyasi partilerin YSK’ya yönelttiği itirazların incelendiğini ve gerekli kararların verildiğini açıkladı.

Yener, Millet Partisi’nin, Millet İttifakı’nın “Millet” ismini kullanmaması yönündeki itirazının oy çokluğuyla reddedildiğini belirterek, “Yani 6 parti tarafından oluşturulan ‘Millet İttifakı’ unvanının  2018 seçimlerinde olduğu gibi 2023 yılı seçimlerinde de kullanılabileceğine oy çokluğuyla karar verilmiştir” dedi.

Adaylara yapılan itirazlar reddedildi

Seçim takvimine göre, 18 Mart 2023 tarihinde geçici cumhurbaşkanı adaylarının listesinin ilan edildiğini hatırlatan Yener, “Çarşamba günü saat 17.00 itibariyle itirazlar sona ermiştir. Dün ve bugün yapılan çalışmalarda söz konusu itirazlar değerlendirilmiştir. Kurulumuza, alfabetik sıraya göre, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Sayın Muharrem İnce’nin ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın geçici aday listesinde yapılan ilanlarına itirazda bulunulmuş ve cumhurbaşkanı adayı olamayacakları yönünde itiraz yapılmıştır.

Kurulumuz her üç adaya yönelik olarak yapılan itirazları değerlendirmiş ve yapılan değerlendirme sonucunda Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 77, 101, 106 ve 116’ıncı maddeleri ve 6271 sayılı Cumhurbaşkanlığı seçimi kanununun 3, 6, 8 ve 8A maddeleri ile birlikte değerlendirilmiş ve yapılan değerlendirmeler sonucunda oy birliğiyle her üç aday yönünden adaylıklarına yönelik itirazların reddine karar verilmiştir” diye konuştu.

Adaylar kesinleşti

Yener, Kemal Kılıçdaroğlu, Muharrem İnce, Recep Tayyip Erdoğan ve Sinan Oğan’ın kesin aday listesinde bulunduklarına karar verildiğini ve 4 ismin cumhurbaşkanı adaylıklarının kesinleştiğini kaydetti.

Yener, “Karar ilan edilmek üzere bugün Resmi Gazete’ye gönderilip cumartesi günü saat 14.00 itibariyle de cumhurbaşkanı adaylarının birleşik oy pusulasındaki yerlerinin belirlenmesi için kura çekimi yapılacaktır” ifadelerini kullandı.

Başkan Yener ayrıca, seçimlerin yenilenmesi kararının usulüne uygun olmadığı ve bu nedenle alınan seçim kararının iptal edilmesine yönelik yapılan başvuruların da değerlendirildiğini ve seçimlerin iptaline yönelik başvuruların reddine karar verildiğini söyledi.

Paylaşın

MGK Sona Erdi: Seçim Güvenliği Vurgusu

Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı sonrası açıklanan bildiride, “14 Mayıs 2023’te yapılacak seçimlerin huzur ve güven ortamı içerisinde gerçekleştirilmesine yönelik tedbirler gözden geçirilmiştir” ifadelerine yer verildi.

Haber Merkezi / Toplantı, 14 Mayıs’ta yapılacak seçimler öncesi yapılan son MGK toplantısıydı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde toplanan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı sona erdi.

3 saat süren MGK’da alınan kararlar toplantının ardından yazılı açıklamayla duyuruldu. Toplantıda alınan kararlar şöyle;

“6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen depremlerin ardından ortaya çıkan durum değerlendirilerek bölgedeki hayatın bir an evvel normale döndürülmesinin önemi üzerinde durulmuş; bu felaketin vatandaşlarımızın huzur ve refahı ile ülkemizin millî güç unsurlarına yönelik her türlü olumsuz etkisini bertaraf etmeye matuf tedbirler ele alınmıştır.

PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ terör örgütleri başta olmak üzere, millî birlik ve beraberliğimiz ile bekamıza yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı yurt içinde ve yurt dışında azim, kararlılık ve başarıyla icra edilen operasyonlar hakkında kurula bilgi sunulmuştur.

Suriye ve Irak’ta bılhassa son dönemde müşahede edilen gelişmelerin, DEAŞ terör örgütü ile mücadele kisvesi altında PKK/KCK-PYD/YPG’yi helikopter de dahil her türlü imkan ve kabiliyetle teçhız etmeyi sürdüren aktörlerin asıl niyetinin anlaşılmasına bir kez daha vesile olduğu kaydedilmiştir.

Operasyonlarımız neticesinde verdiği zayıatın yanı sıra artan kaçışlar ve azalan katılımın da etkisiyle çöküş sürecine giren ve miadı dolan terör örgütünü himaye eden aktörlere; türkiye cumhuriyeti devleti’nin, bölücü terör örgütünü ve tüm uzantılarını arkalarındaki her türlü desteğe rağmen tamamen çökertmekte kararlı olduğu ve sınırları boyunca bir terör korıdoru oluşturulmasına müsaade etmeyeceği hatırlatılmıştır.

Rusya Federasyonu ile Ukrayna arasında bir yılı aşkın süredir devam eden savaşın bölgedeki diğer ülkelerin istikrarına ve Karadeniz’deki güvenliğe yönelik menfi tesirleri değerlendirilmiş; kalıcı barışın tesisi, bölgesel istikrarın muhafazası ve insani krizlerin etkilerinin giderilmesine yönelik gayretlerin sürdürüleceği ifade edilmiştir.

Türkiye’nin Balkan ülkeleri ile yakın istişare ve iş birliği içinde tesis ve icra ettiği, barış ve istikrarın muhafazası temelindeki politikası çerçevesinde, bölgedeki meselelere tesir edebilecek mahiyetteki gelişmelerin yakından takip edildiği belirtilmiş; ihtilafların hakkaniyete uygun bir şekilde çözümünü esas alan tüm yapıcı adımlara yönelik destek teyit edilmiştir.

Yunanistan ile ilişkilerimizde son dönemde yakalanan olumlu havanın sürdürülmesinin, her iki taraf ve bölgemiz için faydalı olacağı mütalaa edilmiş; Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’deki güncel gelişmelerin yakından takip edildiği belirtilmiştir.

14 Mayıs 2023 pazar günü birlikte yapılacak olan Cumhurbaşkanı seçimi ile 28. Dönem Milletvekili Genel seçiminin, huzur ve güven ortamı içerisinde gerçekleştirilmesine yönelik tedbirler gözden geçirilmiştir.”

Paylaşın

Saadet Partisi Lideri Karamollaoğlu: Tayyip Bey Panik İçinde

Cumhur İttifakı’nın beşli yapı haline dönüşmesiyle ilgili değerlendirmede bulunan Saadet Partisi Lideri Karamalloğlu, Cumhurbaşkanı ve AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan’a kazandıracağı oylar olduğu gibi kaybettireceği oylar da olduğunu söyledi.

Erdoğan’ın TBMM’de sandalye çoğunluğunu dikkate aldığını ancak esasen Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmayı hedeflediğini kaydeden Karamollaoğlu, “Eğer Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bu partilerden azar azar da olsa oy devşirebilirse bu avantajına. İşte HÜDA PAR için ortadaki rakamlar belli. Buna demek ki ihtiyaç duyuyor.

Onun için Tayyip Bey’in yaklaşımında nerede küçük de olsa bir oy potansiyeli görüyorsa onu alabilmek için bir hamle yapmayı gerekli gördüğünü düşünüyorum. Ben şu anda Tayyip Bey’i biraz panik içinde görüyorum. İnsan endişeli ve tedirgin olunca, bir yerden bir şeyler kazanıyorum derken öbür taraftan da kaybeder” dedi.

Karamollaoğlu, ayrıca, Millet İttifakı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçimi ilk turda kazanacağına inandığını ancak dört adayla girmenin olumsuz etki yapma ihtimali bulunduğunu söyledi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, gazetecinin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in aktardığına göre, Saadet Partisi lideri seçime dört adayla gidilse de “birinci turda dahi tahminlerin ötesinde bir netice alınacağı” kanaatinde olduğunu söyleyerek bunun nedenini şöyle açıkladı:

“Çünkü vatandaşların büyük bir kısmı kamuoyu yoklamaları dahil kendi fikirlerini beyan etmekten endişe duyuyor. ‘Başıma bir sıkıntı gelir mi? Yakınlarım zarar görür mü?’ gibi… Bundan dolayı ben bu seçimlerde Kılıçdaroğlu’nun tahminlerden daha fazla oy alacağını ve fark ortaya koyacağını tahmin ediyorum.”

“Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turuna şu an dört adayla gidiliyor gibi göründüğüne işaret edilerek bunun seçimin sonucunu nasıl etkileyeceğinin” sorulması üzerine ise Karamollaoğlu “Dört adayın girmiş olması ister istemez neticeyi birinci turda etkileyecek gibi gözüküyor” yanıtını verdi.

Karamollaoğlu, bu durumun “Millet İttifakı’nı olumsuz yönde mi etkileyebileceği” sorusuna karşılık ise şunları kaydetti:

“Büyük ihtimalle öyle bir durum var. Ben geçen seçim normalde aday olmazdım. Herkes olunca ben de olayım dedim. Ama seçimi kazanmayacağını bile bile bir seçime girmek bir niyet gerektirir. O da cumhurbaşkanlığı seçimini etkilemektir, başka bir şey olmaz. O zaman niye giriyorsunuz? ‘Ben 1 milyon, 2-3 milyon oy alacağım’… Bu niyetle girdiğiniz zaman kimden oy alacağınıza bağlı olarak denklem değişir. Bundan dolayı içinde bulunduğumuz şartlardan ve seçim sürecinden dolayı bu hesaplanarak yapılan bir iştir.”

“Tayyip Bey panik içinde”

Karamollaoğlu, Yeniden Refah Partisi’nin (YRP) Cumhur İttifakı’na katılım kararının Saadet’i nasıl etkilediğinin sorulmasına karşılık da şunları kaydetti:

“Elbette bize etkisi olur, yani faydası olur. Onun için bunu ortadan kaldırmak için şimdi kazansak da kazanmasak da ‘biz de seçime girelim, oylarımız başka bir tarafa gitmesin’ diyorlar. Yani hem nalına hem mıhına gibi.”

Saadet lideri, Cumhur İttifakı’nın YRP’nin katılımının yanı sıra HÜDA PAR’ın da desteğiyle genişlemesini ise şu sözlerle değerlendirdi:

“Tayyip Bey elbette meclisteki çoğunluğu da dikkate alacak ama esas itibariyle cumhurbaşkanlığı (önemli). Eğer Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bu partilerden azar azar da olsa oy devşirebilirse bu avantajına. İşte HÜDA PAR için ortaya konan rakamlar belli. Buna demek ki ihtiyaç duyuyor. Onun için ben Tayyip Bey’in yaklaşımında nerede küçük de olsa bir oy potansiyeli görüyorsa onu alabilmek için bir hamle yapmayı gerekli görüyor.”

Karamollaoğlu, HÜDA PAR’ın Cumhur İttifakı’nda başta kadınlar olma üzere bazı kesimleri de tedirgin ettiğinin anımsatılmasına karşılık ise “Ben şu anda Tayyip Bey’i biraz panik içinde görüyorum” diyerek şunları kaydetti:

“İnsan endişeli ve tedirgin olunca, bir yerden bir şeyler kazanıyorum derken öbür taraftan da kaybeder. Bu tabii bir şey. Yani Tayyip Bey orada somut bir tabanın oyunu almak istiyor. Yani HÜDA PAR’a bugüne kadar oy vermiş olanlar bu seçimde Tayyip Bey’e oy verebilirler. Ama belli miktarda insanı buradan kazanacağız derken daha fazlasını kaybetme ihtimali de olabilir.”

Erdoğan’ın kaybetme ihtimalinin arttığını gördüğünü ve bunun için de her yola başvurmaya ihtiyaç duyduğunu belirten Karamollaoğlu, “Bu durumda insan çok rahatlıkla hata yapar. Yani ‘Ben şu oyu alırken neyi kaybederim’ düşüncesi orada yürümüyor anladığım kadarıyla” diye konuştu.

Karamollaoğlu, Erdoğan’ın şu anda yaptığı hamleler ve son açıkladığı zamlarla grup grup insanları etkilemeye çalıştığını kaydetti.

Kadına şiddetin önlenmesi ve 6284 sayılı kanun

Cumhur İttifakı’nın YRP ve HÜDA PAR gibi partilerle genişlemesinin kadına şiddeti önlemeye yönelik 6284 sayılı kanuna ilişkin tartışmaları da yeniden gündeme getirdiğinin hatırlatılması ve bu konuya bakışının sorulması üzerine Karamollaoğlu şöyle konuştu:

“Biz aslında İstanbul Sözleşmesi meselesi ile ilgili olarak da bunu her fırsatta dile getiriyorum. Kadına şiddetin önlenmesi devlet için bir vecibe. Bunu mutlaka sağlamak icap eder. Ama bugüne kadar alınan tedbirler bunu sağlamadı. Çok açık ve net olarak görülüyor. Gerekirse yaptırım gücü daha fazla olacak tedbirlerin alınmasına ihtiyaç var.”

Karamollaoğlu, caydırıcılığın artırılması gerektiğini söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Misal; bir insan çıkacak, kendi küçük çocuklarını, eşini hiç acımadan hunharca katledecek. Mahkemeye gidecek, onlar da belki diyecek ki ‘sen büyük bir cinayet işlemişsin, gene yaşamına devam et ama hapishanede’. Ama ben de diyorum ki niye? Gerekirse böyle durumlarda, yani kesin olan durumlarda idam cezası bile getirilebilmeli. Caydırıcı olunmak mecburiyetinde. Ama ben idamı herhangi bir konu için söylemiyorum.”

Karamollaoğlu, “Ben hunharca kendi çocuklarını ve karısını katleden bir insanın idam edilmesinin gerekli olduğu kanaatindeyim” diyerek kesin olması ve şahitler huzurunda bir katliam gerçekleştirilmesi durumunda bu cezayı savunduğunu da kaydetti.

Kadın cinayetlerinin önlenmesinin yıllardır konuşulduğunu ama bir azalma değil aksine artış olduğunu belirten Karamollaoğlu, 6284 sayılı kanunda bir revizyona ihtiyaç görüp görmediklerinin sorulmasına karşılık şu yanıtı verdi:

“Bazı noktalar mutlaka olur, değiştirilmesi gereken. Yani biz kanunları illa ki olduğu gibi alıp Batı’dan, kendi parlamentomuzdan geçirmemeliyiz. Her madde ayrıca görüşülmeli, tartışılmalı ve onun üzerine inşa edilmeli. Ama bu noktada şahsen benim de zannediyorum büyük bir kesimin de ihtiyaç duyduğu husus ailenin korunmasıdır. Aile toplumun temelidir. Aile bir erkek bir kadından ve çocuklardan meydana gelir. İki kadın, iki erkek aile mefhumunun karşılığı değildir. Çünkü toplum giderek zaafa uğramaya başladı.”

İttifak içinde ittifak görüşmeleri

Millet İttifakı içinde Saadet Partisi, DEVA ve Gelecek Partisi arasında “ittifak içinde ittifak” kurulmasına yönelik çabaların sonuca ulaşıp ulaşmadığı sorusuna Karamollaoğlu şu yanıtı verdi:

“Henüz bir neticeye varılmadı. Birkaç gün daha sabredeceğiz. Bu ittifakın olması hakikaten her üç parti için de önemli. Parlamentoda Millet İttifakı olarak bizim çoğunluğu teşkil edebilmemiz için de önemli. Çünkü ayrı ayrı seçime girdiğimizde aynı neticeyi elde edemiyoruz. Bundan dolayı da ittifak elzem gözüküyor.”

Karamollaoğlu, bu küçük ittifakın kurulamaması durumunda ise seçime tek başlarına 81 ilde girmelerinin yüksek ihtimal olduğunu söyleyerek “Tabii bu şekilde girmekle alacağımız neticenin ne olacağını net olarak göremeyiz. Ama birlikte girdiğimiz zaman çok daha büyük bir başarı elde ederiz” diye konuştu.

SP’nin CHP ya da İYİ Parti listelerinden girmesinin söz konusu olup olamayacağının sorulmasına karşılık ise “Belki birkaç kişi olabilir ama şimdiden bir şey söylemek doğru değil” diyen Karamollaoğlu, ancak bu kişilerin sayısının da sınırlı olacağını ve ortada dolaşan grup kuracak kadar vekil iddialarının doğruyu yansıtmadığını belirtti.

Karamollaoğlu, bu sistemle ortak liste tartışmalarının Cumhur İttifakı için de geçerli olduğuna işaret ederek MHP’nin grup kurmaya yetecek kadar vekil çıkarma ihtimalini zayıf gördüğünü ve bu nedenle MHP’nin AKP listelerinden gireceği kanaati taşıdığını da belirtti.

SP lideri ittifak içinde ittifak görüşme sonuçlarının bu hafta ya da en geç Pazartesi gününe kadar netleşebileceğini, çünkü artık ardından 9 Nisan’a kadar ortak listelerin yapılması gerektiğini belirtti.

Millet İttifakı içinde bakanlık paylaşımları yapıldığı iddialarını ise yalanlayan Karamollaoğlu, bakanlıklara seçimde alınacak sonuca göre karar verileceğini belirtti.

Paylaşın

Yeşil Sol Parti Seçim Bildirgesi: Türkiye’yi Bu Karanlıktan Kurtaracağız

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kala, Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve seçime listelerinden gireceği Yeşil Sol Parti, Ankara’da bulunan bir otelde seçim beyannamesini açıkladı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile Yeşil Sol Parti Eş Sözcüleri Çiğdem Kılıçgün Uçar ve İbrahim Akın’ın açıkladığı beyannamede “Birlikte değiştireceğiz” vurgusu yapıldı.

Beyanname kamuoyu ile paylaşılmadan önce Maraş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen depremde yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşundu bulunuldu.

Seçim sloganı “Buradayız, birlikte değiştireceğiz” ve “Dîsa em” olan Yeşil Sol Parti, etkinlik salonuna, Kürtçe, Türkçe sloganların yer aldığı pankartlar asıldı.

Etkinliğe, Yeşil Sol Parti Eş Sözcüleri Çiğdem Kılıçgün Uçar ve İbrahim Akın ile Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Esengül Demir, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı Berdan Öztürk, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Saliha Aydeniz ve Keskin Bayındır, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü, Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun Öneren, SODAP Sözcüsü Kezban Konukçu, SYKP Eş Genel Başkanı Cavit Uğur, TÖP Sözcüler Kurulu üyeleri Perihan Koca ve Pelin Kahiloğulları, EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, Kürt siyasetçiler Ahmet Türk ve Sırrı Sakık, eski Devlet Bakanı Halil Ziya ile çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.

“Tüm ittifaklarımızla birlikte değiştirmeye geliyoruz”

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar konuşmasında şu noktalara değindi: “Kürt sorununda demokratik çözüm için, savaş ret ve inkar politikalarına karşı buradayız. Nefrete, kine, düşmanlaştırmaya karşı büyük barış için buradayız. Birlikte değiştireceğiz. Ölümün yüceltilmesine karşı yaşamı savunmak için buradayız, birlikte değiştireceğiz.

“Yeşil Solun ağacı altında buluştuk şimdi buradayız. Tüm ittifaklarımızla birlikte değiştirmeye geliyoruz. Doğayı sömüren, kadını köleleştiren gençliği esir alan bu düzeni değiştirmek için buradayız; geleceği hep birlikte, eşit, özgür bir demokratik cumhuriyet çatısı altında kurmak için buradayız, kararlıyız, gücümüz var, irademiz sağlam.”

“Türkiye’yi bu karanlıktan kurtaracağız”

Buldan ise şöyle dedi: “Bildirgemiz, Türkiye’nin demokratik çözüm programıdır. Özgürlüklerin, barışın, adaletin ve yeni bir yaşam mücadelesinin manifestosudur. Tabi ki bugünlere kolay gelmedik. Önümüze çıkarılan tüm engelleri, barajları, baskı ve kumpasları yıka yıka, direne direne, geldik. Başarıya hep beraber gideceğiz.

Evet, cumhuriyetin ikinci yüz yılına girerken tarihi bir dönemecin tam da arifesindeyiz. 14 Mayıs seçimlerine sayılı günler kaldı. Seçimler, kurulacak yeni bir dönemin, yani büyük değişimin başlangıcı olacaktır. Ama aynı zamanda, 14 Mayıs, ülkeye yıllardır en büyük kötülükleri, yıkımları, karanlıkları yaşatan AKP-MHP faşizm düzeninin de biletinin kesileceği tarihi bir gün olacaktır. Evet, buradan en güçlü şekilde ifade ediyorum: AKP-MHP rejimini 14 Mayıs’ta sona erdireceğiz. Yolun sonuna geldiler. Onları kesinlikle göndereceğiz! Türkiye’yi bu karanlıktan kurtaracağız.”

“İstanbul Sözleşmesi için geliyoruz”

Ciğdem Kılıçgün Uçar şunları söyledi: “Türkiye’nin çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı, çok dilli yapısına uygun yeni bir demokratik anayasayı, toplumun anayasasını demokratik katılım ve toplumsal müzakere ile birlikte yazmak için Biz Hazırız.

İktidarların estirdiği faşizme ve kapitalist erkek egemenliğine karşı örgütlenmeyi ve dayanışmayı büyütmek için geliyoruz; eşbaşkanlık ile eşit temsiliyet ilkesi ve İstanbul Sözleşmesi için geliyoruz.”

“Temsiliyete dayalı yerel yönetimleri güçlendireceğiz”

İbrahim Akı ise şöyle konuştu: “Meclisler, kent konseyleri, platformlar, meslek kuruluşları ve demokratik kitle örgütlenmeleri ile yönetime ve karar süreçlerine katılan halkın iradesiyle demokrasiye ve eşit temsiliyete dayalı yerel yönetimleri güçlendireceğiz.

Halk iradesine ve seçim adaletine ipotek koyan ve bir yönetim biçimi haline gelen kayyım rejimine son vermek için geliyoruz.”

Ekololji, çalışma hayatı, kadın ve çocuk hakları, adalet, ekonomi gibi başlıklarda 4 bölüm ve 50 başlıktan seçim vaatlerinin yer aldığı 2023 Seçim Bildirgesinde öne çıkan noktalar şöyle:

Kürt sorununun demokratik barışçı çözümü
İkinci yüzyılda demokratik anayasa
Bağımsız ve tarafsız yargı ile herkes için adalet
Kadınlar için özgürlük ve eşitlik
Ekolojik yeni yaşam
Herkes için adil yargılanma hakkını güvence altına alacağız
KHK’leri iptal edeceğiz
Çocukların, bugünün hak sahipleri ve toplumsal özneleri olmaları için geliyoruz…
Toplumun ihtiyaçlarını esas alan demokratik ekonomi ile geliyoruz
Sendikal hak ve özgürlükler için geliyoruz

Paylaşın

“CHP’de Muharrem İnce Defteri Daha Kapanmadı” İddiası

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Memleket Partisi Genel Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’yi ziyaretini değerlendiren Gazeteci Murat Yetkin, CHP’nin Muharrem İnce defterini daha kapatmadığını öne sürdü.

Murat Yetkin, bir CHP yöneticisi ile yaptığı görüşmeyi aktardı: “Daha durun bakalım” diyen CHP yöneticisi, “Cumhurbaşkanı adayları kesinleşmedi. Daha milletvekili listelerinin kesinleşmesine de çok var” dedi ve ekledi: “Siyasette 24 saat bile çok uzun bir süredir.”

Gazeteci Murat Yetkin, YetkinReport’taki yazısın ilgili bölüm şöyle:

“Dün çoğu kişi Muharrem İnce’nin kendisiyle görüşmeye gelen Kemal Kılıçdaroğlu’nu “Hoş geldiniz, ayağınıza sağlık, güle güle” diye adeta bir an önce gidin de ben de TV canlı yayınına yetişeyim der gibi yolcu etmesine takıldı. Yapılan ilk yorumlara göre İnce adaylıktan çekilmediğine göre CHP de artık İnce defterini kapatabilirdi.

Oysa görüşmeden bilgiler sızdıkça, İnce’nin üst perdeden çıkışlarına Show TV’de Ece Üner karşısında devam etmesine rağmen CHP’nin İnce defterini henüz kapatmadığı anlaşılıyordu. Zaten içeride -1 saat- İnce’nin adaylıktan çekilmesi, ya da Millet İttifakına katılması konuşulmamıştı bile; inanıp inanmamakta serbestsiniz elbette.

Depremden konuşmuşlardı, İnce’nin Kılıçdaroğlu’ndan daha eski CHP üyesi olduğundan söz etmişlerdi, bir nezaket ziyaretiydi işte. Ne Kılıçdaroğlu’ndan İnce’nin talepleriyle karşılanacağı belli bir teklif gelmişti ne de İnce konuyu açıp eli boş desteğe mahkûm kalmak istemişti. Bu defter kapanmıştı; hatta kapanması iyi de olmuştu.

CHP kaynaklarına göreyse henüz hiçbir defter kapanmamıştı.

Gelişmelere aşina bir CHP yöneticisi “Daha durun bakalım” dedi; “Cumhurbaşkanı adayları kesinleşmedi. Daha milletvekili listelerinin kesinleşmesine de çok var.” İnce ile konuşan arabulucular mı vardı? Ağza çekilen fermuar jesti… Çok var dediğiyse, 9 Nisan’da sona eren 10 günlük bir süreydi. “Unutmayın” dedi kaynağım; “Siyasette 24 saat bile çok uzun bir süredir. CHP yöneticisi Süleyman Demirel’in meşhur sözünü hatırlatıyordu.,

Aslında Ankara siyasetinde son birkaç günkü gelişmelere bakılacak olursa sadece CHP’nin İnce defteri değil, başka partilerde, hatta üç ittifakta da hiçbir defterin henüz kapatılmadığını görmek mümkün.

Örneğin, Yavuz Ağıralioğlu’nun İYİ Parti’den istifasıyla Ağıralioğlu defterinin de İYİ Parti’deki başka defterlerin de kapatıldığını söylemek mümkün mü?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dün, 29 Mart’ta seçimden önceki son AK Parti Grup toplantısı için hazırlattığı videoyu ağırlıkla Ağıralioğlu’nun Kılıçdaroğlu’nun adaylığı ve onun HDP ile görüşmesini eleştirileri üzerine kurgulamıştı. Bir gün önce Kılıçdaroğlu’na oy vermeyeceğini ilan eden Ağıralioğlu ise TBMM’deki basın toplantısında “millete vaat edilenlere göre” kararını vereceğini söyleyiverdi.”

Paylaşın

Akşener’den Erdoğan’a Papatya Çayı Tavsiyesi: İyi Gelir

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hakkındaki sert sözlerine yanıt veren İYİ Parti Lideri Akşener, “Giderayak seni çok gergin gördüm Recep Bey. Akşamları papatya çayı iç, iyi gelir” dedi.

Haber Merkezi / İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hakkındaki sert sözlerine kısa bir yanıt verdi.

Erdoğan’ı sakinlik öneren Akşener, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada “Giderayak seni çok gergin gördüm Recep Bey. Akşamları papatya çayı iç, iyi gelir” diyerek Erdoğan’ın sosyal medya hesabını etiketledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, katıldığı bir televizyon programında İYİ Parti Lideri Akşener’in grup toplantısında yaptığı açıklamalara yanıt vererek şu ifadeleri kullanmıştı:

“Bakıyorsunuz hanımefendi inşaat mühendisi olmuş, bu da konuşuyor. Bizim hastanelerle ilgili attığımız temelleri küçümsüyor. Ben hemen Sağlık Bakanımı aradım, neyin nesidir. Ondan sonra da süratle Murat Kurum kardeşimi aradım.

O da bazı eksiklikler olsa bile ben bizzat bakanımla da konuştum, buna biz müdahale edeceğiz dedi. Müdahalelerini de yaptılar. Yalana gerek yok. Biz bir şeyi eğer yapıyoruz, yaptık dersek, biz bunu yaparız Meral Hanım.

Bizim adımıza dikkat et. Benim adım Tayyip soyadım da Erdoğan. Erdoğan’a da dikkat et, Tayyip ismine de dikkat et. Konuştuğun zaman buna göre konuş.

Belediye başkanlığımdan buraya kadar attığımız her adımı tartarak biçerek atarız. Ve 20 yıllık iktidarımız döneminde İstanbul-İzmir bu otoyoldaki atılan adımlara dikkat et. Bu otoyollarda bir fire var mı?

Kocaeli’nde yaşıyorsun, Kocaeli’nde attığımız adımlara da bak. Eğer orada bir çürük çarık ortaya koyarsan ayrı mesele. Yalanla dolanla iş yapma. Yanlış yere maalesef kafanı çarpıyorsun dikkat et. Beni kendinle de uğraştırma.

Paylaşın

MHP Ve AK Parti Seçimde Ortak Liste Çıkarabilir Mi?

14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri yaklaştıkça ittifaklarda seçimlerde en iyi sonucu almak için çalışmalarını devam ediyor. İttifaklar, cumhurbaşkanlığının yanı sıra Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) de çoğunluğu sağlayabilmeyi hedefliyor.

Hem CHP, İYİ Parti, DEVA Partisi, Demokrat Parti, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Millet İttifakı hem de AK Parti, MHP, BBP ve YRP’den oluşan Cumhur İttifakı, Meclis’te çoğunluğa yani en az 301 milletvekiline ulaşma hedefiyle seçimlere hazırlanırken bu noktada yapılan ince hesaplar arasında seçimlere ortak liste ile gitmek de yer alıyor.

Cumhur İttifakı’nın iki ana partisi AK Parti ve MHP arasında da ortak liste konusu çeşitli toplantılarda ele alınırken ve AK Partili yöneticilerden çeşitli dönemlerde “ortak liste konusunda çalışmaların sürdüğü” yönünde açıklamalar gelirken, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “ortak liste olmayacak” çıkışı yaptı.

Bahçeli Salı akşamı Twitter hesabından yaptığı açıklamada, Yeniden Refah ve BBP’ye işaret ederek “Cumhur İttifakı’nı teşkil eden 2 partinin kendi adıyla, amblemiyle ve adaylarıyla seçime katılmaları söz konusu iken, Milliyetçi Hareket Partisi’nin ortak liste hazırlığına teşne olması ve buna tevessül etmesi doğru, mantıklı ve makul bir seçenek olamayacaktır” ifadelerini kullandı.

AK Parti’nin Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, Meclis’te gazetecilerin soruları üzerine, “Diğer 3 parti de kendi listesinden seçime girme hazırlığı yapıyor. Devlet Bahçeli’nin ortaya koyduğu tavır da bizim aktardığımız durumun aynısı. Yeni seçim yasasına göre; zorlayan birtakım şeyler var; hem Millet İttifakı’nı hem bizi. Çünkü ‘en demokratik bir tablo gerçekleşsin’ dediğimizde, en kolayı olmuş olmuyor. Bazı zorluklar da yaşanıyor. Kim, hangi partiyi kastetmiş, oyunu vermişse; o partiden milletvekili çıkacak. Çıkartamıyorsa da o oylar yok sayılacak. Bunu hem Cumhur İttifakı’nın bileşenleri olarak hepimiz biliyoruz hem de Millet İttifakı’nın bileşenleri bence biliyordur” değerlendirmesi yaptı.

AK Parti “umutlu”

Seçimlerde partilerin kendi logosu ile yer alması için en az 41 ilde aday çıkarması şart. AK Parti’de MHP ile en az 10-15 ilde “ortak liste” yapılması gerektiği savunuluyor. Ancak iktidar partisi olması nedeniyle 81 ilde milletvekili çıkarmak isteyen AK Parti’de, MHP’nin 10-15 ilde çıkarmayarak AK Parti listelerine destek vermesi gerektiği görüşü hakim.

Edinilen bilgiye göre, MHP ise bu çerçevede bir “ortak liste” yapılmasına mesafeli. Bu arada hiçbir formülde MHP’li isimlerin AK Parti listelerinden yazılması gibi bir seçenek olmadığı da vurgulanıyor. Eğer ortak liste yapılırsa, hangi illerde ortak liste olması gerektiğine ilişkin olarak da iki parti arasında görüş ayrılığı bulunuyor.

MHP kurmayları, “Cumhur İttifakı’nın 4 partisinin de birlikte karar almasına dikkat çekerken bir partinin ortak listeye ‘hayır’ bir partinin ‘evet’ demesinin doğru olmayacağını” savunuyor. Kurmaylar, MHP’nin 50 yılı aşkın bir tarihi olduğuna ve “küçük bir parti” gibi değerlendirilemeyeceğini de ifade ediyor.

Milletvekili aday listelerinin Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) teslimi için son gün 9 Nisan Pazar. AK Parti yetkilileri 9 Nisan’a kadar yapılacak görüşmelere göre MHP, BBP ve Yeniden Refah ile ortak liste konusunda uzlaşmaya varılabileceği değerlendiriliyor. Bir kurmay, “9 Nisan’a kadar çok uzun süre var. O günü beklemek lazım” değerlendirmesi yaptı.

Liste tartışmaları yaşanırken, Cumhurbaşkanı ve Cumhur İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Adayı Recep Tayyip Erdoğan partilere ziyaretlerini sürdürüyor. Salı günü Yeniden Refah’ı ziyaret eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Çarşamba günü de BBP’ye bir ziyaret gerçekleştirerek BBP lideri Mustafa Destici ile görüştü. BBP de, seçimlere kendi parti logosu ile 81 ilde girileceğini açıklamıştı. Ancak BBP’de bazı kritik yerlerde ortak liste ile seçime girilebileceği görüşü de hakim.

Sencar: Ortak girmeleri mantıklı

Peki, AK Parti ve MHP’nin ortak liste ile seçime girmemesinin sonuçlara nasıl bir etkisi olur?

DW Türkçe’den Kıvanç El‘e konuşan Metropoll Araştırma’nın Kurucusu Özer Sencar “AK Parti ve MHP ortak liste ile girerlerse açık ve net daha fazla milletvekili çıkarırlar. MHP’nin şu anda yüzde 7-8 civarında oyu var ve İttifak olarak girdiği için baraj tehlikesi yok. Bazı illerde ortak girmeleri mantıklı olacaktır” tahmini dile getirdi. Sencar, MHP’nin seçime kendi logosuyla girmek istemesini de “MHP, 50 yıllık bir parti. ‘Küçük bir parti’ gibi başka listeden girmek itibar kaybettirici. Bahçeli’nin endişe ettiği de budur diye düşünüyorum” sözleriyle değerlendirdi.

“AK Parti tavizi göze almalı”

Sencar, AKP’nin 81 ilde girip MHP’nin bazı illerde aday çıkarmama fikrine ilişkin de, “Eski AK Parti yok, yüzde 50 alan bir AK Parti bugün yok, oyları yüzde 35’lerde. AK Parti bence bu tavizi göze almalı. Örneğin Osmaniye’den ve bazı illerden aday çıkarmamalı. Taviz vermek AK Parti için çok incitici olmaz. Ben AK Parti olsam bunu yaparım” görüşünü kaydetti.

MHP’nin bazı illerde vekil adayı çıkarmayarak AKP’ye destek verebileceğini kaydeden Sencar, “Burada sadece şöyle bir riskleri var. A ilinde MHP girmedi AK Parti girdi diyelim. MHP seçmeni kendini serbest hisseder. Başka partiye oy verebilir. MHP’li seçmen milliyetçi bir partiye oy verebilir. Parti tüm seçmenini bu şekilde kontrol edemez, bu nedenle kendi listesinden aday çıkarmak isteyebilir. İYİ Parti veya Memleket Partisi’ne kaymaları durdurmuş olurlar” değerlendirmesini yaptı.

Paylaşın