Kılıçdaroğlu’nun “Alevi” Başlıklı Videosu 100 Milyondan Fazla Görüntülendi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Twitter hesabından “Alevi” başlığı altında yayınladığı videosu 100 milyondan fazla görüntülenmeye ulaştı.

19 Nisan günü saat 21.30’da yayınlanan video 3 günde 74,5 retweet, 19,9 alıntı, 457 bin beğeni aldı. Videonun toplam görüntülenmesi ise 100,9 milyon oldu.

3 dakikalık videoda, “Ben Aleviyim. Hak Muhammed, Ali inancı ile yetişmiş, samimi bir Müslümanım. Harama el uzatmam” sözleri ile gençlere seslenen Kılıçdaroğlu, videoda şu ifadeleri kullanmıştı:

“Bu gece sizinle çok hassas bir konuyu konuşmanın vakti geldi. Görüyor musunuz gençler, duyuyor musunuz Türkiye’de başlamak üzere olan yeni hayatın sesleri bunlar. Dünyanın hemen kıyısında duruyoruz. Ya bu eşiği aşarak hak ettiğimiz yere kavuşacağız ya da özlemle baktığımız dünyayı sadece izlemekle yetineceğiz.

İlk oyunu verecek olan sevgili evlatlarım. Ben Aleviyim; Hak, Muhammet, Ali inancıyla yetişmiş samimi bir Müslümanım. Allah’ın verdiği bir canım var; kul hakkı yemem, harama beytülmale el uzatmam. Atatürk’ün bize armağan ettiği bu güzel ülkede her şeyden uzak ve yoksul bir evde doğdum.

Cumhuriyetin bize verdiği fırsatlar sayesinde okudum. Mesleğim oldu, ailemi kurdum. Kimliklerimiz bizi biz eden varlığımızdır ve elbette onurla sahip çıkmamız gerekir. Onları seçemez, onlarla doğar, yaşar ve ölürüz. Ancak hayatta seçebileceğimiz çok önemli şeyler var. İyi bir insan olmayı, dürüst, ahlaklı , vicdanlı, erdemli olmayı ve adil olmayı seçebiliriz. Ve bu seçimler hem bizi hem de içinde bulunduğumuz toplumu hızla değiştirebilir.

Sevgili genç arkadaşlarım önümüzde ülke olarak bir eşik var ve bu eşiği hep birlikte aşabilmek için sana ihtiyacımız var. Unutma tek bir oyunla sen bu can yakan mezhep, bataklığına dönüştürülen Orta Doğu’dan çekip çıkaracaksın.

Artık kimlikleri değil, başarıları konuşacağız. Artık ayrışmaları ve farklılıkları konuşmayacağız. Ortaklıklarımızı ve ortak hayallerimizi konuşacağız. Bu değişim seferimize katılacak mısın? Bu değişimde benimle birlikte duracak mısın? Alevi olmaz diyen bu sisteme, doğru olan, dürüst olan, ahlaklı olan olur, diyecek misin?

Son bir el verecek misin? Bu ayrıştırıcı sistemi kökünden yıkmaya hazır mısın? Gelin gençler, gelin bu eşiği hep birlikte aşalım. Böylesine hayati bir eşikte tek bir oyu bile ziyan.”

Paylaşın

Yakalama Kararı Reddedilen Önder: Ben Valizi Kapının Ağzına Koymuştum

Hakkındaki yakalama kararının mahkeme tarafından reddedildiğini açıklayan Sırrı Süreyya Önder, Hem vallahi hem billahi ben valizi kapının ağzına koymuştum Daha yukarı çıkarmamıştım. Dedim gene de dursun, bu sistemin ne yapacağı belli olmaz. O orada duruyor” dedi ve ekledi:

“Tabii ki seçimlerin sonucuyla çok yakından alakalı. Bu mütalaanın açıklanmasını ve bu tutuklama talebinin yapılmasını öyle bir hızlandırdılar ki, Cumhurbaşkanı’nın Diyarbakır mitingiyle aynı güne denk getirdiler. Bütün usul, esas, her şeyini yok sayarak yaptılar.”

Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Adayı Sırrı Süreyya Önder, Kobane Davası’nda hakkındaki yakalama kararının mahkeme tarafından reddedildiğini açıkladı.

Artı Gerçek’ten Remzi Budancir’in aktardığına göre Adıyaman, Kahta’da bulunan Önder, gazetecilerin sorularına şu yanıtları verdi.

“Öncelikle bunun son aşamasını belirteyim. Mahkeme o talepleri reddetti. Dolayısıyla hakkımda artık yakalama talebi yok. O talep kalktı. Hem vallahi hem billahi ben valizi kapının ağzına koymuştum Daha yukarı çıkarmamıştım. Dedim gene de dursun, bu sistemin ne yapacağı belli olmaz. O orada duruyor.

Tabii ki seçimlerin sonucuyla çok yakından alakalı. Bu mütalaanın açıklanmasını ve bu tutuklama talebinin yapılmasını öyle bir hızlandırdılar ki, Cumhurbaşkanı’nın Diyarbakır mitingiyle aynı güne denk getirdiler. Bütün usul, esas, her şeyini yok sayarak yaptılar.

Seçilmiş siyasetçilerimizden neredeyse cezaevi görmeyen kalmadı. Bu bir siyasi imha operasyonudur. Kürt halkı ve onun dostları da ağır bir bedel ödediler, ama teslim olmadılar. Geldik bugüne. Bugün önümüzde bir sandık var ve değişen birkaç tane durum var.”

Karar duruşması 3 Temmuz’da

Kobanê Davası’nda son duruşmasında savcı, aralarında Sırrı Süreyya Önder’in de bulunduğu 12 siyasetçi hakkında tutuklamaya yönelik yakalama emri çıkarılmasını talep etmiş, karar duruşması 3 Temmuz’a bırakılmıştı.

Kararı değerlendiren Önder “Evet, sınırlı imkânlara ve zamana rağmen seçim kampanyası yürütüyoruz. Bunların üzerine bir de savcı, sizin de içinde olduğunuz insanların tutuklanmasını, hatta hemen yakalanmasını istiyor” demiş ve eklemişti:

“Ne yapayım? Eve geldim. Valizimi hazırladım, beklemeye başladım mahkeme ne karar verecek diye. Böyle bir temsiliyet ve sorumlulukla yola çıkınca bunlara da dikkat etmek gibi büyük bir sorumluluğumuz var.”

Önder, açıklamasının devamında, “Ama özetlemek gerekirse milletvekilliğine, temsiliyete hazırlık çalışmalarından cezaevine hazırlık aşamasına geçtim. Durum budur kabaca ve kısaca.” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Babacan’dan “14 Mayıs” Açıklaması: Otoriterlik Mi, Demokrasi Mi?

DEVA Lideri Babacan, “Halkımız susar susar sandık günü söyleyeceğini söyler. Bu millet tüm derdini içinde yaşar ama sandıkta cevabını verir. 14 Mayıs günü aslında milletimizin önünde iki seçenekli bir referandum olacak. Otoriterlik mi, demokrasi mi? Keyfilik mi, hukuk mu? Tek akıl mı, ortak akıl mı? Fakirlik mi, zenginlik mi?” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kilosu 30 lira olan soğan mı, bereketli, huzurlu sofralar mı?  Kendinden olmayan herkese terörist diyen nobran bir dil mi, herkesi kucaklayan kapsayıcı bir bakış mı? Oylarınızı yok sayan kayyumlar mı, oylarınızla göreve gelen seçilmişler mi? Özeti; kara kış mı, bahar mı?”

Millet İttifakı, Halil İbrahim Sofrasını büyütüyor. İttifakın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, ittifak partilerinin liderleri, Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanları deprem bölgesindeki 8 ilde kurulan Halil İbrahim sofralarında milletle bir araya geldi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın durağı Diyarbakır’dı. Buradaki Halil İbrahim Sofrası buluşmasında konuşan Babacan, Ramazan Bayramı’nın üçüncü gününün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olduğuna dikkat çekti.

Babacan şöyle konuştu:

“Çocuk bayramımızın arifesindeyken, sizleri gözleri hafızamıza kazınan Ceylan’ın şehrinden selamlıyorum. Çocuklar daracık sokaklarda, dershane önlerinde, köy meralarında özgürce, güven içinde yaşasın diye buradayım. 7 yaşındaki Muhammedler, 6 yaşındaki Furkanlar için buradayım. 12 yaşındaki Ceylanlar, Uğurlar ölmesin diye buradayım. Çocukların ellerine silahlar verilmesin diye buradayım.”

Muratların, Hiraların, Ayşelerin, Baranların, Zeyneplerin, Semaların, Fatmaların, Berfinlerin, Mustafaların minicik bedenleri; uykudayken depremde yıkılan duvarların altında kalmasın diye buradayım.”

14 Mayıs seçimlerine yönelik mesajlar veren Babacan şunları söyledi:

“15 Mayıs sabahı demokrasi bayramına kavuşacağız. Çünkü bu seçim 7’den 70’e, doğudan batıya, kuzeyden güneye tüm Türkiye kazanacak.  Bu seçim, evladına bayramlık alamayan analar kazanacak. Bu seçim, bayramda evine bir kutu baklava alamayan gözü yaşlı babalar kazanacak. Bu seçim, Ramazan ayında ucuz ekmek kuyruklarında bekleyen emekliler kazanacak.

14 Mayıs; kaybedeni olmayan bir demokrasi zaferi olacak. 14 Mayıs; doğudan batıya, kuzeyden güneye tüm Türkiye’de kutlanacak. Tüm sokaklarda Türkçe, Kürtçe, Arapça, Lazca, Boşnakça şarkılarla türkülerle kutlanacak.

‘14 Mayıs’ta aslında iki seçenekli bir referandum olacak’

Halkımız susar susar sandık günü söyleyeceğini söyler. Bu millet tüm derdini içinde yaşar ama sandıkta cevabını verir. 14 Mayıs günü aslında milletimizin önünde iki seçenekli bir referandum olacak. Otoriterlik mi, demokrasi mi? Keyfilik mi, hukuk mu? Tek akıl mı, ortak akıl mı? Fakirlik mi, zenginlik mi?

Kilosu 30 lira olan soğan mı, bereketli, huzurlu sofralar mı?  Kendinden olmayan herkese terörist diyen nobran bir dil mi, herkesi kucaklayan kapsayıcı bir bakış mı? Oylarınızı yok sayan kayyumlar mı, oylarınızla göreve gelen seçilmişler mi? Özeti; kara kış mı, bahar mı?”

Paylaşın

Demirtaş: Erdoğan’ın İstekleri, Emirleri Kanun Yerine Geçiyor

Selahattin Demirtaş, “2016 yılından itibaren Erdoğan rejimi yargı kurumunu tümüyle kontrol altına aldı ve onları, muhalifleri baskılamak için kullandı. Erdoğan, miting meydanlarında bile yargıya talimat vermekten çekinmiyor, çok açık bir pervasızlıkla hareket ediyor.” dedi ve ekledi:

“Yargı kurumları da Erdoğan’ın açık talimatları doğrultusunda hareket ederken elbette ne iç hukuku ne de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmeleri dikkate alıyor. Erdoğan’ın istekleri, emirleri kanun yerine geçiyor adeta. Yargıçlar, Erdoğan rejiminin nimetlerinden faydalandıkları için muhalifleri büyük bir zevkle baskılıyor. Yani birçoğu gönüllü.”

“Türkiye Seçimleri: İfade Özgürlüğünü Gelecekte Ne Bekliyor?” adlı bir röportaj serisi hazırlayan PEN Norveç, Demokrat Parti (DP) Genel Sekreteri Doç Dr. Serhan Yücel’in ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’la konuştu.

PEN Norveç Türkiye Danışmanı Caroline Stockford ile PEN Norveç Türkiye Hukuk Danışmanı Şerife Ceren Uysal’ın imzasının bulunduğu röportajda Demirtaş  Türkiye’yi antidemokratik olarak tanımladı.

Kürtçenin yasal güvenceden yoksun ve yasaklı olduğunu belirten Demirtaş TRT Kurdî’nin de sürekli Erdoğan propagandası yaptığını ifade etti.

“Kürt dili resmi bir statüye kavuşmadıkça da Kürtçe üzerindeki baskı, asimilasyon ve yok olma tehdidi ortadan kalkmayacaktır.” dedi. PEN Norveç’in Demirtaj röportajı şöyle:

Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğünün mevcut durumuna ilişkin bizim gözlemlerimiz çok endişe verici ancak dışarı ile hiç iletişimini kesmeyen bir politikacı ve hukukçu olarak tabloyu sizin özetlemenizin önemli olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’de bugün sizce ifade özgürlüğü hakkının varlığından söz edebilir miyiz?

Türkiye’de uzun yıllardır temel hakların tümü askıya alınmış durumda. Öyle ki yaşam hakkı bile güvence altında değil. Her gün ortalama iki kadın cinayeti işleniyor, polis tarafından öldürülen sivillerin katilleri cezasızlık nedeniyle cesaretlendiriliyor.

İfade özgürlüğü ise sadece iktidar yanlıları için sınırsız derecede kullanılırken, muhalifler bir tweet, bir yazı, bir basın açıklaması, bir konuşma nedeniyle medyada linç edilip hapse atılabiliyor. Yüz binlerce insan Cumhurbaşkanı’na hakaret iddiasıyla cezalandırılıyor. Eleştiri hakkını kullananlar yargı tarafından bile “terörist” muamelesine tabi tutuluyor. Türkiye bu açıdan tarihinin en kötü zamanlarını yaşıyor.

Ben bu röportaja, ifade özgürlüğümü kullandığım için 6,5 yıldır tutulduğum yüksek güvenlikli bir cezaevinden cevap veriyorum. Durum tam olarak budur işte.

“Erdoğan’ın istekleri kanun yerine geçiyor”

PEN Norveç olarak 2020 yılından bu yana Türkiye İddianame Projesi’ni yürütüyoruz ve bu çalışma kapsamında 2016 yılı sonrasında kaleme alınmış ve ifade özgürlüğü odaklı 25 iddianameyi ayrıntıları ile inceledik ve raporlaştırdık. Sonuç bizim açımızdan oldukça çarpıcıydı. Zira iddianamelerin tamamında iç hukuk kriterleri ve AİHS düzenlemelerinin göz ardı edildiğini gördük. Olağanüstü hal ile birlikte daha da derinleşen ve hala devam eden bu kısıtlayıcı eğilimi siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu eğilimin arkasında size göre nasıl nedenler yatıyor? 

2016 yılından itibaren Erdoğan rejimi yargı kurumunu tümüyle kontrol altına aldı ve onları, muhalifleri baskılamak için kullandı.

Erdoğan, miting meydanlarında bile yargıya talimat vermekten çekinmiyor, çok açık bir pervasızlıkla hareket ediyor. Yargı kurumları da Erdoğan’ın açık talimatları doğrultusunda hareket ederken elbette ne iç hukuku ne de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmeleri dikkate alıyor.

Erdoğan’ın istekleri, emirleri kanun yerine geçiyor adeta. Yargıçlar, Erdoğan rejiminin nimetlerinden faydalandıkları için muhalifleri büyük bir zevkle baskılıyor. Yani birçoğu gönüllü.

Siz yıllardır tutuklu olmanıza rağmen sosyal medyayı çok düzenli olarak kullanıyorsunuz. Sosyal medyanın Türkiye’de nasıl bir işlevi var? 

Şu anda sosyal medya görece bir özgürlük alanı sunsa da oraya yönelik de engellemeler zaman zaman oluyor. Bununla birlikte, muhalefetin elindeki en önemli propaganda, örgütlenme ve bilgilendirme mecrası olarak halen sosyal medya başat roldedir diyebilirim. Çünkü sokak gösterileri, yürüyüş gibi hakların kullanılmasına asla izin verilmiyor. Televizyon kanallarının çoğu da iktidarın kontrolünde olduğu için geriye bir tek sosyal medya kalıyor.

Türk Ceza Kanunu’ndaki kimi düzenlemelerin sıklıkla kişilerin eleştirel ifadeleri nedeniyle yargılanmalarına yol açtığını görüyoruz. Sizce hakaret, eleştirel düşünce ve nefret ifadelerini birbirinden ayırmanın hukuki sınırı nasıl çizilebilir?

Hakaret ile eleştirel düşünce ayırımı, hukukun tartışmalı konuları arasında. Gerçi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu konuda çok sayıda yol gösterici kararı var ama en nihayetinde her eylemi, kendi özgün koşullarında değerlendirilerek bir karara varmak gerekir. Tartışmaların ana konusu ise özellikle devlet ve hükümet temsilcilerine yönelen eleştirilerin hakaret sınırında olup olmadığı. Burada da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, eleştiri sınırlarının olabildiğince geniş yorumlanması düşüncesindedir ki, ben de buna katılıyorum.

Toplumun veya tek tek bireylerin yaşamını, geleceğini etkileyen kararları alma yetkisine sahip kişilerin, eleştirilerin en sert ve kaba olanına bile katlanma yükümlülükleri vardır. Aldığı bir karar, yürüttüğü bir politika veya bir söylemi nedeniyle insanların en ağır şekilde eleştirisine maruz kalan bir politikacı, bir yönetici, buna herkesten daha fazla katlanmak zorundadır. Aslında o kişi politikaya atılmadan veya hükümette görev almadan önce bu tür ağır, kaba eleştirileri peşinen kabul ettiğini ilan eden zımni bir sözleşmeye imza atmış sayılır.

Eleştiri veya ağır eleştiri, hükümetlerin toplum tarafından denetlenmesi ya da baskı altına alınması yöntemlerinden biridir; yöneticilerin her koşulda denetlenmesi ise demokrasinin gereğidir. Dolayısıyla eleştiri demokratik toplumun unsurlarından biridir. Bunun engellendiği Türkiye gibi ülkeler ve yöneticileri ise tabii ki anti demokratiktir.

PEN Norveç’in temel çalışma alanlarından birisi de dil hakları ve dilsel çoğulculuk. Bu çerçevede Türkiye’de Kürtçe dilinde savunma hakkı üzerine 200’ün üzerinde soruşturulmuş yahut yargılanmış Kürt ile röportajları da içeren bir araştırma yaptık ve yakın zamanda Türkiye’de Kürtçe savunma hakkının mevcut durumuna ilişkin bu araştırmanın sonuçlarını da içeren bir rapor yayımlayacağız. Sizin de görüşünüzü almak isteriz. Türkiye’de bugün Kürtçe’nin durumu nedir? Türkiye’de anadilde ifade özgürlüğünden söz edilebilir mi? Kürtçe savunma hakkı kullanılabiliyor mu?

Kürtçe savunma hakkıyla ilgili resmi bir engel olmamakla beraber, yeteri kadar Kürtçe tercümanın işe alınmaması, tercüman bulundurulmaması gibi fiili sorunlar yaşanıyor.

Aslında Kürtçe üzerindeki temel yasak halen eğitim, öğretim ve kamusal dil olarak tanınmamasıdır. Türkiye vatandaşı 20 milyondan fazla Kürdün ana dili halen yasal güvenceden yoksundur veya yasaklı dildir. Erdoğan yönetimine bağlı TRT Kurdî kanalının herhangi bir yasal dayanağı yok, zaten o kanalda sürekli Erdoğan propagandası yapılıyor.

Kürt dili resmi bir statüye kavuşmadıkça da Kürtçe üzerindeki baskı, asimilasyon ve yok olma tehdidi ortadan kalkmayacaktır.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Millet İttifakı Adayı Kılıçdaroğlu’na Türbe Çıkışı Saldırı Girişimi

Kılıçdaroğlu’na Adıyaman’da Sahabe Safvan Bin Muattal Türbesi’ni ziyareti sırasında provokasyon girişiminde bulunuldu. Ramazan Bayramı’nın ilk gününde depremden etkilenen Adıyaman’ın Gölbaşı ve Besni ilçelerini ziyaret eden Kılıçdaroğlu’na yönelik ikinci provokasyon.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Ramazan bayramının ilk gününde ziyaret ettiği Adıyaman’da ikinci bir provokasyona maruz kaldı.

Olay, Kılıçdaroğlu’nun Samsat yakınındaki Sahabe Safvan Bin Muattal Türbesi’ni ziyareti sonrasında yaşandı.

Heyetin türbeden çıkışı sırasında bir kişi Kılıçdaroğlu’nun yanına gelmeye çalışarak, “Seni istemiyoruz. Sen buraya gelme, sen buranın adamı değilsin oğlum” ifadeleriyle sözcü tacizde bulunurken, fiziksel saldırı girişimi de yaşandı. Alanda bulunan bazı kişiler, Kılıçdaroğlu’nun korumalarına saldırmaya çalıştı.

Olayın ardından Kemal Kılıçdaroğlu ile Sırrı Süreyya Önder arasında yapılması planlanan görüşme iptal edildi.

Bu, Ramazan Bayramı’nın ilk gününde Kılıçdaroğlu’na yönelik ikinci protesto.

Bundan önce Adıyaman Belediye Mezarlığı’nı da ziyaret edip depremde hayatını kaybedenlerin mezarları başında duaya katılan Kılıçdaroğlu’na bir kişinin “Bu Fatiha okumayı bilmiyor ki, sen buna neden Fatiha okutturuyorsun?” diye bağırdığı görülmüştü.

Bağıran kişi çevredekilerin tepkisiyle karşılaşmış ve daha sonra uzaklaştırılmıştı.

Kılıçdaroğlu olaydan sonra yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı: Mezarlıkta acılı insan her şeyi söyleyebilir, yapabilir; acısına vermek gerekir. Bugün bunları konuşmayalım, kayıplarımızı hakkıyla analım. Lütfen o insanımızı da ifşa edecek şeyler yapılmasın, özellikle sosyal medyada sorumlu davranalım. Benim hakkım varsa ben helal ettim.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Kılıçdaroğlu’na yönelik sözlü saldırının, depremzedelerin sorunlarını gölgelemek için yapıldığını söylemişti.

İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu da sosyal medya hesabından konuyla ilgili, “Bayramı idrak ettiğimiz böyle bir günde Adıyaman’da, Sn. Kılıçdaroğlu’na karşı yapılan provokasyonu kınıyoruz” açıklamasını yapmıştı.

Paylaşın

Mithat Sancar: Bu İktidarı Hep Birlikte, Birleşerek Göndereceğiz

Hatay’ın Samandağ’ı İlçesi’nde açıklamalarda bulunan Sancar, “Meydanlarda pişkin pişkin geziyorlar, sorumluların hepsi sanki hiçbir şey olmamış, kendi suçları yokmuş gibi meydanlarda vaatlerde bulunuyorlar, çürük temeller atıyorlar. İşte bu i̇ktidarın belki de en göze çarpan özellikleri, yüzsüzlük, pişkinlik. Bütün bunları bu ülkenin halkları hak etmiyor. Bu iktidarı hep birlikte göndereceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Türkiye’deki bütün demokrasi güçleri birleşerek göndereceğiz ama bu iktidarı göndermekle iş bitmiyor. Bizim belirlediğimiz bir hedefimiz daha var. Bu düzeni de değiştirmeliyiz. Biz hem iktidarı göndermeye hem bu düzeni değiştirmeye geliyoruz. Bu sömürü düzenini, rant, savaş düzenini değiştirmeye geliyoruz. Yeşil Sol Parti tam da değişimin adresi ve aktörüdür.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Eş Genel Başkan Yardımcısı Tülay Hatimoğulları ve Yeşil Sol Parti milletvekili adaylarıyla birlikte Ramazan Bayramı için Hatay’daydı. Samandağ Meydan’da düzenlenen halk buluşmasında konuşan Sancar, şunları söyledi:

“Sevgili Meydan halkı, sevgili Samandağlılar, Bugün bayram. Bayramlaşmak için gelmek isterdik ama bayramlar neşe, sevinç günleriyken bizler burada kederi ve acıyı yaşıyoruz. Acımız taze, kederimiz derin. Büyük deprem yaşadık ama bu depremi felakete dönüştüren iktidardır.

Bu iktidar depremin sonuçlarından sorumludur. Kurdukları rant ekonomisi ile sömürü düzeni ile şehirlerimizi birer enkaz yığınına çevirdiler. Depremden sonra ulaşmayan yardımlar, kurtarma ve müdahale ekipleri, can kayıplarımızı kat be kat artırdı.

Bu bir tabii afet değildir. Bu deprem bir siyaset felakettir, sorumlusu bu iktidardır. Depremde hayatını kaybeden bütün canlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Hepsinin devri daim olsun. Bütün yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum. Butün haklarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum.

Burada acı ve keder var ama bu acı aynı zamanda umuda dönüşmüş. İşte Samandağ halkının ve Antakya halkının özelliği de budur. Antakya şehrinin kültürünün, medeniyetinin buradaki halkların yarattığı ruhun tam da örneğini yaşıyoruz. Acıyı umutla bölüştürmek, kederi değişim iradesi haline getirmek.

Yasımız var, yasımızı tutacağız ama aynı zamanda yasımızı umuda dönüştüreceğiz, umudun kaynağı yapacağız acılarımızı. Acılarımızdan umut yaratalım ki bir daha bu acılar asla yaşanmasın. İşte sizde gördüğüm budur. Kaybettiğimiz canların hesabını sormak, yıkılan kentlerimizin hesabını sormak için, hala bir mezar taşı bile olmayan kayıplarımızın hesabını sormak için hep birlikte geliyoruz.

Bu iktidarı göndermek en başta bu depremi felakete çeviren bu iktidardan hesap sormak içindir. Bizler diyoruz ki bu iktidardan hesap sormak için önümüzde tarihi bir fırsat var. Bu hesap sormak ölülerimize karşı görevimiz, burada acı çeken milyonlara karşı sorumluluğumuzdur.

Onun için bu iktidarı mutlaka, hep birlikte göndereceğiz, gönderdikten sonra da mutlaka bütün bu yolsuzlukluk düzenini, rant ekonomisini, savaş politikalarının, yıkım zihniyetinin hesap vermesini sağlayacağız. Bundan hesap sormak bizim hepinize, ölülerimize, hayatta kalanlarımıza karşı sorumluluğumuzdur.

Bu iktidarı hep birlikte, birleşerek göndereceğiz

Meydanlarda pişkin pişkin geziyorlar, sorumluların hepsi sanki hiçbir şey olmamış, kendi suçları yokmuş gibi meydanlarda vaatlerde bulunuyorlar, çürük temeller atıyorlar. İşte bu i̇ktidarın belki de en göze çarpan özellikleri, yüzsüzlük, pişkinlik. Bütün bunları bu ülkenin halkları hak etmiyor. Bu iktidarı hep birlikte göndereceğiz,

Türkiye’deki bütün demokrasi güçleri birleşerek göndereceğiz ama bu iktidarı göndermekle iş bitmiyor. Bizim belirlediğimiz bir hedefimiz daha var. Bu düzeni de değiştirmeliyiz. Biz hem iktidarı göndermeye hem bu düzeni değiştirmeye geliyoruz. Bu sömürü düzenini, rant, savaş düzenini değiştirmeye geliyoruz. Yeşil Sol Parti tam da değişimin adresi ve aktörüdür.

Biraz önce diğer yoldaşlarım da söyledi. On yılların birikimi ile oluşturduğumuz mücadele mirası ve değişim gücünü Yeşil Sol Parti çatısı altında buluşturduk. HDP olarak, bizden önceki tüm devrimci ve demokrat mücadelenin geleneği buradadır.

Devrimci ve demokrat mücadelesinin en özel şehirlerinden biri Samandağ ve Antakya Yeşil Sol Parti sana emanettir. Kerem kardeşim size emanettir. Bizler Meclis’e en güçlü şekilde girmeliyiz. Bunu en baştan en önemli hedefimiz olarak koyduk. Cumhurbaşkanlığı seçiminde bu iktidara kaybettirmeye kararlıyız ama düzeni değiştirme gücü ve iradesi sadece bizde var.

Bizler, yüzyıllık kısır döngünün sömürü, inkar ve savaş, düşmanlaştırma ve nefret politikalarının bitmesi için bu düzeni değiştireceğiz. Artık o kısır döngülere geri gitmek olmasın diye değiştireceğiz. Bazen nefes olduğumuz, küçücük demokrasi reformları, umutlar yeşeriyor ama bir süre sonra düzen kendini yeniden üretiyor hem de en pervasız şekilde.

Bu düzen sadece savaş ve sömürü değildir, aynı zamanda çete ve mafya düzenidir. Susurluk’ta suç imparatorluğu çıktık demiştik ama şimdiki tablo kaç suç imparatorluğu eder? Yeniden suç imparatorluklarına dönmemek için bu düzeni değiştirmeye geliyoruz.

Bunu başarabilmek için Yeşil Sol Parti hem siyasette hem toplumsal mücadelede, hem de parlamentoda anahtar güç olmalıdır. Bunu sağlamalıyız. Bu ülkeye kalıcı barışı, güçlü demokrasi ile birlikte getireceğiz. Savaşı, bitireceğiz. Güçlü demokrasi kuracağız.

Yerel demokrasi ile birlikte katılımcılığı, halkın iradesinin esas alınmasını sağlayacağız. Hep birlikte büyük barışı kalıcı hale getireceğiz. Bu bayramı, bu umut ve coşkunuzu ortaya koyarak, acı ve kederden uzaklaştırdığımız için sizlerin önünde boynumu eğiyorum, helal olsun size. Buraya elbette acıyı paylaşmaya, yaraları sarmaya, dayanışmayı daha da büyütmeye gelmiştik ama görüyorum ki zaten Samandağ ve Antakya halkı bunu çoktan başarmış.

Dayanışma büyüyecek, acıları birlikte saracağız, yaraları birlikte iyileştireceğiz, özgür demokratik, barış içinde bir geleceği hep birlikte kuracağız. Bundan hiçbirinizin endişesi olmasın. İnanıyoruz buna. Hepimiz inanıyoruz, bütün Türkiye’yi de inandıracağız.

Oylarımız Yeşil Sol’a, değişimin adresine, demokratik dönüşümün güvencesine, barışın kurucu aktörüne gelsin. Yeşil Sol hem barışın kurucusu hem demokratik dönüşümün güvencesi olacaktır. Hep birlikte yeni yaşamı inşa edeceğiz. Kentlerimizi kültürümüzle birlikte yeniden kuracağız ama asıl hedefimiz yeni yaşamı inşa etmek.

Bu çöküşleri, bu yıkımı bu kan talan ve yalan düzenini bir daha yaşamamak için hep birlikte Yeşil Sol’un ağacı altında birleşiyoruz. Ağacımızın kökleri her yerdedir, bu ülkenin her köşesindedir, en büyük can kaynaklarından biri de bu ağacı besleyen kaynaklardan biri olan Antakya’dır, Samandağ’dır.

Hepinize şükranlarımı, sevgilerimi sunuyorum. En çok da minnet duygularımı sunuyorum. Hem duygulandırdınız, hem büyük moral verdiniz, hem umudu büyüttünüz. Birlikte güçlüyüz, mutlaka kazanacağız. Yolumuz açık olsun.”

Paylaşın

Erdoğan, Enflasyon İçin Önümüzdeki Yılı İşaret Etti

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Önümüzdeki engelleri nasıl kaldırdıysak, enflasyon meselesini de bu yıl sonuna kadar kontrol altına almış, önümüzdeki yıl tamamen çözmüş olacağız.” dedi. Erdoğan düşük faiz politikasının devam edeceğini  ve bunun enflasyonu düşüreceğini söyledi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu kardeşiniz iktidarda olduğu sürece faiz yükselemez faiz devamlı düşecektir. Göreceksiniz enflasyon da faizle beraber düşecektir. Önümüzdeki engelleri nasıl kaldırdıysak, enflasyon meselesini de bu yıl sonuna kadar kontrol altına almış, önümüzdeki yıl tamamen çözmüş olacağız.

2013’te IMF ile işimiz bitti. Hükümetin bunlardan borç alması lazım dediler, almayacağız dedik ve almadık. IMF’nin başındaki zata burayı ben idare ederim, siz idare edemezsiniz dedim. 2013’ten sonra bizim IMF ile işimiz kalmadı.

Merkez Bankası’nda 122 milyar dolara çıktı rezerv. Bebecan hatırlıyorsun değil mi o günleri? O işlerin kararını veren, son imzayı atan kim? Ben başbakandım. Bay Bay Kemal’in yanında olanlar ya huyundan kapacak ya suyundan kapacak. Şu anda zaten artık 14 Mayıs onların siyasi mevta olmaya yaklaştıkları dönem.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Gaziosmanpaşa Meydanı’nda Kentsel Dönüşüm Projeleri Anahtar Teslim ve Temel Atma Töreni’nde konuştu. Erdoğan’ın konuşmasında öne çıkan satırlar şöyle:

“İlk bir ay boyunca doğalgazın ücretsiz olacağının müjdesini milletimizle paylaşarak erken bir bayram yaşattık. Bugün ise kentsel dönüşüm müjdelerimizle adeta iki bayramı bir arada yaşayacağız

Bu 7’li masa Karadeniz Gazı için “Hani nerede?” diyorlardı. Yahu Türkiye’nin bir ucundan bir ucuna burada denizin altına doğal gaz boruları yerleştirildi. Bunu da görmedin mi? Doğalgaz ne zamandır Filyos’ta yanıyor. Görmedin mi? Bunların gözleri var görmez, kulakları var duymaz.

Eser ve hizmet şölenleriyle milletimize yaşattığımız bayramları önümüzdeki günlerde de sürdüreceğiz.

Milletimizin günlük hayatında bazı sıkıntılar olabilir. Aldığımız tedbirlerle en aza indirme gayretindeyiz.

Bugüne kadar 3,3 milyon konutu kentsel dönüşümle yenilerken, 1,2 milyon konutu da TOKİ ile inşa ettik. İstanbul başta olmak üzere kentsel dönüşümü hızlandırıyoruz. Birazdan bununla ilgili müjdelerimizi paylaşacağız.

Enflasyonun yükselmesinde, fiyat artışlarında birilerinin açgözlülüğü payı varsa bunun peşine düşeriz.

Bu kardeşiniz iktidarda olduğu sürece faiz yükselemez faiz devamlı düşecektir. Göreceksiniz enflasyon da faizle beraber düşecektir.

Önümüzdeki engelleri nasıl kaldırdıysak, enflasyon meselesini de bu yıl sonuna kadar kontrol altına almış, önümüzdeki yıl tamamen çözmüş olacağız.

2013’te IMF ile işimiz bitti. Hükümetin bunlardan borç alması lazım dediler, almayacağız dedik ve almadık. IMF’nin başındaki zata burayı ben idare ederim, siz idare edemezsiniz dedim. 2013’ten sonra bizim IMF ile işimiz kalmadı.

Merkez Bankası’nda 122 milyar dolara çıktı rezerv. Bebecan hatırlıyorsun değil mi o günleri? O işlerin kararını veren, son imzayı atan kim? Ben başbakandım. Bay Bay Kemal’in yanında olanlar ya huyundan kapacak ya suyundan kapacak. Şu anda zaten artık 14 Mayıs onların siyasi mevta olmaya yaklaştıkları dönem.

Sayısız tuzağı bozduk. 14 Mayıs’ta çok güçlü bir destek istiyorum. Bugünkü sıkıntıların üstesinden gelecek olan da biziz.

872 bin bağımsız bölüm kullanılamaz hale geldi. Çalışmalar süratle devam ediyor. Bu yıkım deprem gerçeğini yeniden acı bir şekilde hatırlattı.

Kentsel dönüşüm

Marmara depremi sonrasında güçlü bir talep gelmişti. Geçmişle mukayese edilemeyecek derecede önemli adımlar attık. 13 milyon insanımızın hayatına dokunduk. 6 Şubat’ta gördük ki deprem bizim hazırlık yapmamızı beklemiyor.

Yeni bir seferberlik başlatıyoruz. İstanbul’da 39 ilçede 1.5 milyon bağımsız bölüm risk altındadır.

Her yıl 300 bin konut ilave etmemiz gerekiyor. 98 bin konutun yapımı sürüyor. Bugün de Gaziosmanpaşa, Esenler ve Başakşehir’de hak sahiplerine anahtarlı teslim ediyor ve yeni temeller atıyoruz.

Çok daha büyük bir dönüşüm projesi başlatıyoruz. Her biri 500’er bin konuttan oluşan 3 projeyi hayata geçireceğiz. Avrupa yakasında 500 bin, Anadolu yakasında 500 bin rezerv alana konut yapacağız, buralara taşınacak konutlardan boşalacak konutları da dönüştürüp 1.5 milyon konut dönüştüreceğiz.

Bugünü İstanbul’un dönüşümü için başlangıç tarihi olarak görüyoruz. 2 müjdemizi paylaşacağız. İlk müjdemizin adı; Kentsel Dönüşümde Yarısı Bizden projesi. Dönüşüme giren evlerin maliyetinin yarısını devlet olarak biz karşılayacağız. 100 metrekare 2+1 evin dönüşümü için diyelim 1.5 milyon maliyet çıktı, bunun 750 binini hibe olarak koyacağız. 120 metrekare 3+1 için ise 1 milyon 800 binin yarısı olan 900 bine çıkacak.

0,79 faizle yüzde 10’u peşin kalanı 10 yıl vadeli güncellenebilen rakamlarla borcunu ödeyebilecek. 750 bin borçlanma için 5 bin 625, 900 bin için taksit 6 bin 750 lira düzeyinde gerçekleşecek. Birikmiş parası olmayan bile devletin verdiği para ve kendi ödeyebileceği şekilde borçlanarak güvenli bir evin sahibi olabilecek. Tüm bu dönüşümleri TOKİ güvencesiyle yapacağız. Kendi parselini dönüştürmek isteyene 0,74 faiz ile 1 milyon 250 bin lira kredi kullanma imkanı sağlıyoruz.

5 yıl içerisinde İstanbul’da depreme dayanıksız ev bırakmayacağız. Başvurular haftaya çarşamba günü başlayacak.

2. müjdemiz kira yardımlarıyla ilgili; 3 bin 500 liradan 5 bin 250 liraya yükseltiyoruz.

İlk Evim kapsamındaki 50 bin konutun ve arsalarda 50 bin arsanın şimdiden hak sahiplerine hayırlı olmasını diliyorum.”

Paylaşın

Millet İttifakı Adayı Kılıçdaroğlu’na Mezarlıkta Sözlü Saldırı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Ramazan Bayramı’nın birinci gününde deprem bölgesi Adıyaman’daydı. Kılıçdaroğlu burada Adıyaman Belediye Mezarlığı’nı ziyaret etti, mezarlara karanfil bıraktı.

Burada imam “Kalanlara selamet diliyoruz” dedikten sonra depremde hayatını kaybedenler için Fatiha okutmak istedi.

Bu sırada bir vatandaş dua etmeye başlayan Kılıçdaroğlu’na “Bu Fatiha okumayı bilmiyor ki, sen buna neden Fatiha okutturuyorsun?” diyerek sözlü saldırı gerçekleştirdi. Kılıçdaroğlu’na bağıran kişiye çevredekiler tepki gösterdi. Mezarlıkta dua eden diğer yurttaşlar da saldırgana “Terbiyesizlik yapma” dedi. Kılıçdaroğlu kişiye cevap vermedi.

Kemal Kılıçdaroğlu olayın ardından sosyal medyadan paylaştığı mesajda, “Mezarlıkta acılı insan her şeyi söyleyebilir, yapabilir; acısına vermek gerekir. Bugün bunları konuşmayalım, kayıplarımızı hakkıyla analım. Lütfen o insanımızı da ifşa edecek şeyler yapılmasın, özellikle sosyal medyada sorumlu davranalım. Benim hakkım varsa ben helal ettim” dedi.

Kılıçdaroğlu, mezarlık ziyaretinin ardından halkla bayramlaşma gerçekleştirdi. Yurttaşlara seslenen Kılıçdaroğlu “Ayrıştırdılar birleştireceğiz bayram kavası içinde 15 Mayıs’ta yeniden kucaklaşacağız, inanın bana” dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu, “Bayramlarda kucaklaşmaya ihtiyacımız var. Toplum çok ayrıştı, çok bölündü. Birbirine düşman bakmaya başladı. Buradan çıkmamız lazım. Kucaklaşmamız lazım. Beraber olmamız lazım. Bizim kültürümüz komşu komşunun külüne muhtaçtır der. Komşuluk ilişkilerimizi mahalledeki o güzel ilişkilerimizi büyütmemiz lazım. Yeni bir siyaset anlayışının, yeni bir kültürün, iyilik üzerine yarışan bir kültürün mutlaka Türkiye’ye getirilmesi lazım. Bunun için mücadele ediyorum, bunu mutlaka ama mutlaka sizlerin desteği ile getireceğim” diye konuştu.

“Ayrıştırdılar, birleştireceğiz. Kavga ettirdiler, kucaklaşacağız. Bayram havası içerisinde bir 14 Mayıs’ı geçirip, bayram havası içinde 15 Mayıs’ta inşallah göreceksiniz, kucaklaşacağız. Bu ülkeye huzuru, barışı, sevgiyi, kardeşliği getireceğiz. İnanın buna. Tekrar bayramınızı yürekten kutluyorum. Her birinizi tek tek kucaklıyorum. Sağ olun, var olun” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Sözcüsü Zorlu olayı kınadı

İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, sosyal medya hesabından bir açıklama ile olayı “provokasyon” olarak niteledi ve kınadı.

Zorlu paylaşımında şunları kaydetti: “Maalesef uzun zamandır dikkat çektiğimiz üzere, bu ve benzeri olaylar, bizzat siyasi iktidar eliyle ülkemizin getirildiği zehirli kutuplaşmanın somut örnekleridir. İşte bu sebeple 14 Mayıs, ülkemizin yeniden barış ve huzur temelinde yükselebilmesi bakımından da tarihi bir kırılma anı olacaktır. Biz İYİ Parti olarak sevgi ve hoşgörü temelinde saygılı bir Türkiye’yi hedefliyoruz ve hiç bir ayrım gözetmeden tüm vatandaşlarımızla birlikte bunu başaracağız.”

Halk TV’nin sorularını yanıtlayan CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel de olaya ilişkin şunları söyledi: “Bu büyük acının yaşandığı kentte bayramın birinci gününü geçirmek istedi. Geldiğimizde Adıyaman’da isimleri belli olmayan, numaralarla defnedilen depremzedeleri ziyaret ettik. Kameraları görenler ‘Nerede bu devlet?’ diye sordular. Orada o kadar çok ‘Neredeydiler?’ denildi ki, bizi takip eden, özellikle belki 10 metre takip eden bir grup… Varlığının farkındaydık, bizi izlediğini görüyorduk ama ne yaptığını görmüyorduk.

Depremzede insanları görünce oranın gündemini başka bir noktaya getirmek için mezar başına doluştular. Sizin de gördüğünüz görüntülerde Fatiha okunmasına ilişkin oradan o yakışıksız söylem geldi. Biz işin o kısmıyla hiç meşgul değiliz.”

Paylaşın

6,5 Yıldır Tutuklu Olan Demirtaş Hiçbir Mahkumla Görüştürülmemiş

Edirne F Tipi Cezaevi’nde 6,5 yıldır tutuklu olan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın cezaevinde bulunduğu süre boyunca hiçbir mahkûmla görüştürülmediği yazıldı.

Karar Gazetesi’nden Avukat Figen Çalıkuşu, Selahattin Demirtaş’a yaptığı ziyareti köşesine taşıdı.

Figen Çalıkuşu, Edirne F Tipi Cezaevi’nin diğer F Tipi hapishanelerine benzemediğini belirterek “Bambaşka kuralları var. Örneğin hapishanedekilere kitap ancak tekli ayların 2. haftasında veriliyor” dedi.

“Demirtaş ile görüşmeye girerken kalemimi bile alıkoydular. Ödünç kalem verdiler” diyen Çalıkuşu şunları kaydetti:

“7 yıldır bu hapishanede yatan Demirtaş onca zamandır hiçbir mahkumla karşılaşmamış. ‘Olağanüstü tedbirler mi, başkalarının olmadığı bir hapishane mi’ cevabı verilemeyen bir soru olarak kalmış.”

Sadece Mızraklı ve Zeydan’la görüşebildi

Demirtaş, cezaevinde geçirdiği 20. ayında yaşadıklarını, “Ben ve Abdullah Zeydan’ın cezaevinde hiçbir mahkumla göz temasımız bile olmadı. Haftada bir saat kapalı salonda basketbol, bir saat de halı sahada futbol oynuyoruz. Bazen havalandırmada şut çekiyor ya da voleybol oynuyoruz. Hep iki kişiyiz. Maç falan yapamıyoruz haliyle.” diye anlatmıştı.

Abdullah Zeydan Ocak 2022’de cezaevinden tahliye edildi. Şubat 2022’de ise Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızrak’nın Diyarbakır’dan Edirne’ye sevk edildi. Şu an için Demirtaş sadece Selçuk Mızraklı ile görüştürülüyor.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Erdoğan, Muhalefeti Hedef Aldı: Siyasi Mevta Haline Getireceğiz

Restorasyonu tamamlanan Sultanahmet Camii’nin açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “14 Mayıs’a kadar gece gündüz çalışacağız ve onları siyasi mevta haline getireceğiz. Terör örgütüyle el ele olanlardan başka bir şey beklenebilir mi? Öyleyse 14 Mayıs bunların sonu olmalı” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi /Erdoğan, “Çok farklı bir mekandayız. Ne mutlu bizlere ki bu restorasyon çalışmalarını böyle anlamlı bir günde bitirdik ve iki bayramı bir arada yaşadık” dedi.

Erdoğan, “Sultanahmet Camii İstanbul’un en önemli simgelerinden biridir. Burası sadece bir cami değildir; burası kelimenin tam anlamıyla bir külliyedir. İstanbul’un merkezindeki bu yeri ihya etmek ve yaşatmak bizim görevimizdir” diye konuşurken muhalefete de yüklendi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu anda muhalefet ne diyor, gelince Diyanet İşleri Başkanlığını kaldıracaklarmış. Yerine inanç bilmem ne başkanlığı diye bir şey kuracaklarmış.” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, restorasyonu tamamlanan Sultanahmet Camii’nin açılış töreninde konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

“Ne mutlu bizlere ki bu restorasyon çalışmalarını böyle anlamlı bir günde bitirdik ve bugün de Cuma gününe isabet eden Ramazan Bayramı sayesinde iki bayramı bir arada yaşadık.  Bayram namazını Ayasofya Camii’nde kılmıştık. 3 yıl önce yine bir Cuma günü Ayasofya’yı yeniden ibadete açmıştık. O günden beri Ayasofya hep dolu, hep canlı. Zira uzun bir hasretin ardından bu hasret işte şimdi dolu dolu gideriliyor.

Bugün Cuma namazımızda, restorasyonu bitmesi ve yeniden hizmet vermeye başlaması vesilesiyle Sultanahmet Camii’mizde eda ettik. Sultanahmet Camii’mizin tamamlanan restorasyonunun hayırlı olmasını diliyorum. Bu güzel çalışmada emeği geçenleri başta bakanım olmak üzere vakıflar genel müdürlüğü olmak üzere yüklenici firmalar dahil, hepsini milletim adına tebrik ediyorum.

Sultanahmet Camii İstanbul’un en önemli sembollerinden biridir. Belki de ilkidir. Burası, sadece bir cami değildir. Medresesi, kasrı, arastası, hamamı, çeşmesi, sebili ve diğer pek çok birimiyle burası kelimenin tam anlamıyla külliyedir. İstanbul’un merkezi konumundaki bu bölgeyi, kuruluşundaki bütünlüğüne uygun şekilde muhafaza etmemiz gerekiyor. Ata yadigarı eserleri korumak, kollamak, ihya etmek, yaşatmak bizim en başta gelen görevimizdir.

“14 Mayıs bunların sonu olmalı”

Şu anda muhalefet ne diyor, gelince, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kaldıracaklarmış, yerine inanç bilmem ne başkanlığı diye bir şey kuracaklarmış. Kardeşlerim, tabi yuh yetmez, 14 Mayıs’a kadar gece gündüz çalışacağız ve onları siyasi mevta haline getireceğiz. Terör örgütüyle el ele olanlardan başka bir şey beklenebilir mi? Öyleyse 14 Mayıs bunların sonu olmalı.

Bunun için hükümetlerimiz döneminde, sınırlarımız içindeki ve dışındaki binlerce ecdad emaneti esere biz sahip çıktık. Her birini yeniledik, ayağa kaldırdık. Vakıflarımıza ait eserleri, amaçlarına uygun şekilde tekrar hizmete sunduk. İnşallah önümüzdeki dönemde de, bu çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Gerek içeride, gerek yurtdışında bütün bu eserleri ihya edeceğiz. Güzel bir eseri inşa etmek ayrı bir hünerdir. Asırlar sonra onu yeniden eski güzelliğine kavuşturmak ayrı bir hünerdir.

Bakın şimdi Ayasofya’nın bile minarelerini ele aldık. Onları bile ihya ediyoruz, inşa ediyoruz. Neden? Sadece Ayasofya’daki o olumsuz mührü kazıyıp atmak, yetmez dedik. Onu hallettik 86 yıl sonra açtık ama şimdi de inşa çalışmalarımıza devam edeceğiz. Sultanahmet Camii ve külliyesi bırakınız hayranlık verici inşasını restorasyonu bile iftihar verici bir eserdir.

Minarelere baktığımız zaman bu yükselen minareler bize ayrı bir gurur veriyor, Allah’a hamd olsun. Bu emaneti inşallah daha asırlar boyu yaşayacak şekilde yeni nesillere bırakacak bir restorasyon gerçekleştirdik. Camimizde kılınacak namazların, edilecek duaların, okunacak Kuran-ı Kerimlerin, huzura kavuşacak gönüllerin şimdiden hayırlı olmasını diliyorum. 14 Mayıs’a kadar gece gündüz demeden çalışıyor muyuz, gayret ediyor muyuz? Ben size inanıyorum, size güveniyorum ve inşallah sizlerle beraber, durmak yok, durmak yok, durmak yok.”

Paylaşın