14 Mayıs Seçimleri: Suriyeli Göçmenler, Erdoğan’ı Destekliyor

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, dünya basını da seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor. Son olarak Agence France-Press (AFP), “Türkiye’deki Suriyeliler, mayıstaki seçimlerde Erdoğan’ı destekliyor” başlıklı haber yer verdi.

Independent Türkçe’nin aktardığına göre; Suriyeli göçmenlerin 14 Mayıs’taki seçimlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kazanmasını istediği ifadelerine yer verilen haberde, Türkiye’nin, Suriye’de iç savaşın başladığı 2011’den beri Devlet Başkanı Beşar Esad rejiminden, Rus bombardımanlarından ve IŞİD saldırılarından kaçan 5 milyona yakın kişinin evi haline geldiği belirtildi.

AFP, Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinin güneyinde kalan Kobani’den kaçarak Türkiye’ye gelen Suriyeli yurttaş Neroz Huseyin’in “Recep Tayyip Erdoğan burada kalmamızı sağlayacak” sözlerini aktardı.

35 yaşındaki Huseyin ve 38 yaşındaki eşi Adil Şeho’nun 2015’te ülkelerinden kaçtığı ifade edildi.

Ajans, Şeho’nun şu sözlerini öne çıkardı: 4 çocuğumuz burada doğdu. Suriye’yi bilmiyorlar. Önce çok iyi karşılanmıştık ama ekonomi nedeniyle sonradan bu durum değişti. Bizi tek seferde geri göndermeseler bile üzerimizde baskı kuracaklar, evrak talep edecekler, kiralarımızı ve faturalarımızı artıracaklar.

Haberde, elektrik mühendisliği eğitimi alan ve Türk yurttaşlığına geçen Suriyeli Huseyin Utbah’ın da seçimlerde Erdoğan’ı destekleyeceği bildirildi.

AFP, annesi ve 5 kardeşiyle Türkiye’de yaşayan 27 yaşındaki öğrencinin şu sözlerini aktardı: Arkadaşlarım ve ben hepimiz aynı görüşteyiz. Sadece Suriyeli olduğumuzdan değil, Erdoğan’ın ülke için yaptıklarını gördüğümüzden ona oy vereceğiz.

Haberde, ana muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) seçim vaatlerinden birinin de Suriyelileri “gönüllü ve onurlu şekilde” ülkelerine göndermek olduğuna dikkat çekildi.

Suriye’deki Rakka şehrinden 2015’de kaçan Utbah’ın, CHP’nin bu stratejisinin gerçekçi olmadığını savunduğu ve “Geri dönüp Esad’a güvenemeyiz” dediği de aktarıldı.

Ajans, Şanlıurfa’da catering hizmeti veren bir dükkan işleten 50 yaşındaki Suriyeli Zara Dogbeh’in de şu sözlerini öne çıkardı: Bu sefer daha çok korkuyoruz. CHP her açıklamasında bizi geri göndermekten bahsediyor. Türk komşularımız bile bizden korkuyor.

AFP, CHP Şanlıurfa İl Başkan Vekili Halil Barut’la da görüştü. Ajans, haberinde Barut’un şu ifadelerine yer verdi:

Bizim için en önemli şey onların güvenliği. Onlar bizim kardeşlerimiz. Onları ateşe atamayız, savaşa geri gönderemeyiz.

Bunlara ek olarak CHP’li vekilin Suriyelilerin gelişiyle “ev fiyatlarının ve kiraların arttığını ve zarar gördüklerini” söylediği de aktarıldı.

Haberde, CHP’li Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın 2021’de şehirde yaşayan göçmenlerin su faturasına ve katı atık vergisi ücretine 10 kat zam yaptığı da hatırlatıldı. Bunun ardından partisinin Özcan’ı 1 yıl geçici ihraçla cezalandırdığına işaret edildi.

Sığınmacı Hakları Platformu da Özcan hakkında, “mültecilere yönelik nefret ve ayrımcılık” iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuştu.

Ajans, Suriyelilerin çiftliklerde, şantiyelerde ve tekstil fabrikalarında Türkiye için ucuz işgücü kaynağı oluşturduğuna da dikkat çekti.

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri: AK Parti’de Son 10 Gün Hesapları

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kalırken, Adalet ve Kalkınma Partisi’nde (AKP), kararsız seçmeni partiye çekebilmenin yolları tartışılıyor.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, AKP kulislerinde, Cumhurbaşkanlığı seçimi için, “yarışın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu arasında başa baş gittiği ya da Erdoğan’ın 1-2 puan önde olduğu” şeklinde yorumlar yapılıyor.

Partide, Millet İttifakı içinde yer alan DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’ne giden yüzde 1-2 civarındaki AKP oyununun “Eli CHP’ye oy vermeye gitmeyen” Kürt muhafazakar seçmenle karşılanacağı, Erdoğan’ı da bu oranın yeniden Cumhurbaşkanlığına taşıyabileceği hesabı yapılıyor.

AKP’de ayrıca, seçim sonuçlarını belirlemede etkili olduğu belirtilen seçimden önceki son haftada, Erdoğan’ın tüm kesimleri “kucaklayıcı dil” kullanmasının önemine vurgu yapılıyor. Muhalefetin “çok başlı görüntüsü ve taktik hatalarının” seçimin kazanılmasını sağlayabileceği belirtiliyor.

Parti kulislerinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın az farkla olsa da seçimi ilk turda kazanabileceği beklentisini dile getirenlerin yanı sıra, şu anda tablonun Kılıçdaroğlu ile “başa baş olduğu” yorumları da yapılıyor. Seçimin ikinci tura kalma olasılığı göz ardı edilmiyor.

2015 hatırlatması: ‘Ne 7 Haziran’a ne 1 Kasım’a benziyor’

AKP’yi sahadan gelen yurttaşların “seçime ilgisiz” olmasına yönelik analizler düşündürüyor. “Sahada seçim havası yok, sanki 14 Mayıs’ta seçim yokmuş gibi bir tavır var. Bizden uzaklaşmış değiller ama siyasetle de ilgili değil” yorumları yapılıyor.

Sahadan gözlemlerini aktaran bazı parti yöneticileri, seçmenin bu süreçteki tutumunun, AKP’nin 2002’de iktidara geldikten sonra ilk kez Meclis’teki çoğunluğu kaybettiği 7 Haziran 2015 seçimleri ve yeniden güçlü bir şekilde seçimi kazandığı 1 Kasım 2015 seçimlerinden çok farklı olduğunu, ilk kez böyle bir tablo ile karşılaşıldığına dikkat çekiyor:

“7 Haziran öncesi seçmen el sıkardı ama konuşmazdı, ‘Sizinle işimiz yok’ havasında davranırdı. Ama aynı kişi 1 Kasım öncesi ise ‘Şunları yanlış yapıyorsunuz, şu iyi oldu’ der alkışlar ya da kızardı, tepki gösterirdi. Ama şimdi ikisinden farklı bir hava var. Bizden uzaklaşmış değiller, ilgileri var ama siyasetle ilgili değiller.”

AKP’nin umudu muhalefetin hataları, Erdoğan’ın üslubu

Seçmenin siyasete ilgisizliğini, siyasi kavga ve çekişmelerden yorulmasına bağlanırken, bazı AKP kurmayları bu süreçte “gerilimi tırmandırma” taktiğininin hem iktidar hem de muhalefet aleyhine sonuç doğuracağına işaret ediyorlar.

AKP’de, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın Kılıçdaroğlu’nu destekleme kararının, Doğu ve Güneydoğu’da Millet İttifakı lehine sonuç doğursa da, Batı’daki seçmeni ürküttüğü savunuluyor. Bazı ittifak partisi liderlerinin, sahnede kimi zaman Kılıçdaroğlu’ndan daha uzun konuşması, çok başlılık görüntüsü vermesi muhalefetin “eksileri” olarak görülüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ise sert, kavgacı üslup yerine tüm kesimleri kucaklayıcı bir dil kullanmasının havayı değiştireceği yorumları yapılıyor.

Yeşil Sol Partili yüzde 1-2 seçmen desteği beklentisi

Yeşil Sol Parti’nin Kılıçdaroğlu’nu destekleme kararı nedeniyle Doğu ve Güneydoğu’da Erdoğan’ın istediği sonucu alması zor görülüyor.

AKP kurmayları, HÜDA PAR desteğinin seçimin alınmasına yetmeyeceğini ifade ederken, “eli CHP’ye oy vermeye gitmeyecek” muhafazakar Kürt seçmenden umutlu.

Özellikle istikrar isteyen, “terörle bağı olmayan”, çocuğunun geleceğini düşünen yüzde 3-4 oranındaki muhafazakar Kürt seçmenin yüzde 1-2’lik bölümünün, “yeni maceraya yönelmeyi tercih etmeyeceği” belirtilerek, “Bu yüzde 1-2’lik seçmen milletvekilliğinde Yeşil Sol Parti’ye oy verse de, Cumhurbaşkanlığı’nda Erdoğan’a oy verecektir. Zaten bu yüzde 1-2, Erdoğan’a seçimi kazandırıyor” yorumu yapılıyor.

AKP kulislerinde, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun ayrı parti kurup Millet İttifakı’na katılmaları nedeniyle yaşanan yüzde 1-2’lik oy kaybının da muhafazakar Kürt seçmenden gelecek oyla telafi edileceği düşünülüyor.

‘Bazı bakanlar sinerji yarattı, bazıları teşkilatta soruna neden oldu’

Halen kabinede yer alan ancak bulundukları seçim bölgesinde liste başından milletvekili seçimi için çalışma yürüten kabine üyelerinin sahadaki etkileri de uzun süredir tartışılıyor.

Parti kurmayları, vatandaşla ve parti teşkilatları ile iyi iletişim kuran bakanların sahada sinerji yarattığını ve oyları artırıcı etkisi olduğuna işaret ediyorlar.

Vatandaşların sorunlarına sahada çözüm üretilmesi avantaj olarak görülüyor. Ancak teşkilatlarla diyalog kuramayan bazı bakanların ise hem seçmenle diyalog kurmada sorun yaşadığı hem de teşkilatları harekete geçirme konusunda yetersiz kaldığı yorumları yapılıyor.

‘İttifak sistemi değişikliği ve ayrı liste 20 dolayında vekil kaybına yol açabilir’

AKP, milletvekilliği seçiminde ise TBMM’deki çoğunluk rakamı olan 301’i hedefliyor. Ancak seçim sistemi değişikliği ile ittifak oylarının siyasi partilerin milletvekili çıkarmaya etki etmemesi, Cumhur İttifakı içinde yer alan MHP, BBP ve Yeniden Refah Partisi’nin ayrı listelerle seçime girmesi nedeniyle, özellikle az milletvekili çıkaran seçim çevrelerinde, milletvekili kaybına yol açabileceği öngörülüyor. Fakat, özellikle MHP ve AKP tabanlarının 2018’den bu yana birbirine yakınlaştığı, oy geçişkenliğinin iki parti arasında gidip geldiğine dikkat çekiliyor.

AKP’ye kızan seçmenin MHP’ye yöneldiği ancak ittifak dışına çıkmadığı belirtilirken ayrı liste nedeniyle, partinin en fazla 20 milletvekili dolayında kaybı olabileceği ancak MHP ve diğer ittifak partilerinin çıkaracağı milletvekillikleri ile 300 dolayında milletvekili çıkarılabileceği hesabı yapılıyor.

İttifak içindeki partilerin seçmenlerinin Erdoğan’a oy verme konusunda tereddüt yaşamadığı belirtlirken bu seçmenin kendi partilerine oy vermenin rahatlığıyla sandığa gideceği ve milletvekili çıkarmasını da sağlayacağı düşünülüyor.

Millet İttifakı’nda yer alan İYİ Parti dışındaki siyasi partilerin liste çıkarmayıp CHP listelerinden seçime girmesinin, seçmen tabanlarının çok farklı olması nedeniyle “sinerji yaratmadığı” savunuluyor. Özellikle Saadet, DEVA ve Gelecek Partisi’ne oy vermeyi düşünen bazı seçmenlerin, ortak liste nedeniyle CHP’ye oy vermeyeceği, Erdoğan ve AKP’ye döneceği beklentisi dile getiriliyor.

Üç dönemliklerin bir bölümü kabineye

AKP’de seçim sonrasına dönük senaryolar da konuşuluyor. 14 Mayıs’ta yeniden iktidar olunması halinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, üç dönemlik olmaları nedeniyle milletvekili adayı gösterilmeyen bazı yakın kurmaylarını kabineye alacağı, bazılarına ise partide görev verileceği belirtiliyor.

Geçmiş yıllardaki örneklere de dikkat çekilerek bazı isimlere de bakan yardımcılığı ve bürokrasinin çeşitli kademelerinde göre verilerek “küskünlüğün önüne geçileceği” görüşü dile getiriliyor.

Paylaşın

Sırrı Süreyya Önder’den Seçim Yorumu: Birinci Turda Bitecek Gibi

Sırrı Süreyya Önder, cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bizim aday göstermememizin temel açıklamalarından birisi parti -sözcülerimiz ve eşbaşkanlarımız tarafından- bu seçimi birinci turda bitirmek idi hatırlarsanız. Bunun tüm muhalif seçmenler tarafından iyi kavranması lazım” dedi ve ekledi:

“Evet, umuyor ve diliyoruz. Piyasadan gördüğümüz, yaptığımız gözlemler de -işte miting alanlarından, birebir saha çalışmalarımızdan- birinci turda bitmeye çok yakın gibi. Ama ikinci tura kalırsa ihtimalinde bu sonuç değişmeyecek büyük bir ihtimalle, yine bu iktidar gidecek.

Fakat muhalif seçmene, bütün muhalif bloka çok önemli bir görev düşüyor bu arada. Yeşil Sol Parti’nin, HDP geleneğinin, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın bu birinci turda aday çıkarmamış olmasının karşılığını bu ilk turda vermeleri gerekir.”

Gazete Duvar’a konuşan Önder, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Bu tamamen seçmen psikolojisi ile ilgili. Seçmen dediğin emir komutayla hareket eden bir şey değildir. Bunun muhalif blok tarafından yeterince anlaşıldığı, özelde Yeşil Sol’un genelde Emek ve Özgürlük İttifakı’nın güçlü olarak Meclis’e gönderilmesinde yatıyor. İkinci turu tehlikeye sokacak tek şey, birinci turda -yani milletvekili seçimlerinde- bu destekte ortaya çıkacak bir cimrilik durumudur. Bunu bir kayıtlara geçirmiş olayım.

Bütün muhalif blok, evet Sayın Kılıçdaroğlu’na oyumuzu vereceğimizi biz de açıkladık, onlar da açıkladılar. Üstelik onlar birçok bakanlık, cumhurbaşkanı yardımcılığı vs. gibi şeyler yapmışken biz demokratik bir dönüşümden başka hiçbir şey talep etmeden yapan bir yapıyız. Bu yapı eğer buna rağmen demokratlar tarafından yeterince desteklenmezse, ikinci turda bu yapının seçmenleri gönülsüzleşebilir. Bu çok önemli bir uyarıdır ve ilk defa dile getiriyorum.

Sanırım sorunuzu cevapladım. İkinci bölümü, bu 7 Haziran – 1 Kasım arasını anmak bile istemiyorum. Çünkü her süreç bir şey öğretir. Herkes bundan deneyim kazanarak çıkar ve bu korkuyu yeniden üretme mekanizmasına asla prim vermemek gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

“Çözüm sürecinde yer almak isterim”

Kürt sorunun çözümüne dair de değerlendirmelerde bulunan Sırrı Süreyya Önder, “Çözüm süreci bekliyoruz. AKP yaptı, CHP niye yapmasın?” dedi ve ekledi: Kürt meselesi çözülmeden demokratik bir dönüşümün olamayacağını söyledi. Önder, şöyle devam etti:

“Türkiye, bu meseleyi çözerek yola devam etmek zorunda. Fakat bunun şekli, şemalı, biçimi, tarafları eskisi gibi mi olur, bunlar hep spekülatif değerlendirmeler olur. Şüphesiz ki süreçten çıkarılan derslerle sonuca ve barışa odaklanarak bir yol haritası çizilir. Önemli olan bunun sağlanabilecek en geniş toplumsal mutabakatla ortaya koyulması.

Gerçekten barış olacaksa barış diliyle dünya deneyimlerinden önemli ölçüde faydalanan, kendimize özgün durumları da uzak tutmayan bir yol haritası yapılır. Fakat bunun öncesinde lazım olan memlekette ifade özgürlüğünün sağlanması. Bu olmadan konuşulamıyor. Çünkü TMK, TCK insanların üzerinde kılıç gibi sallanıyor.

Önce şiddet içermeyen her şeyin rahatça söylenebildiği bir iklimin, bir zeminin oluşturulması şart. Belki bu ikinci günün ilk işidir. Olası bir çözüm sürecinde elbette yer almak isterim. ‘Barışa, siyasete ne katabilirim’ kendime dair hesaplaşmamda bundan daha önemli hiçbir şey yok. Ama eskisi kadar aktif bir rol mu alırım, mutfağında mı yer alırım buna arkadaşlarımız karar verir. Biz de üzerimize düşeni yaparız.”

Önder’in açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri: Bir Kısım Seçim Yasakları Başladı

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) seçimler için belirlediği takvime göre, 14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimi için propaganda serbestliği ve bir kısım seçim yasakları başladı.

Takvime göre, bugün başlayan propaganda serbestliği ve bir kısım seçim yasakları, oy verme gününden önceki gün (13 Mayıs Cumartesi) saat 18.00’de sona erecek.

Mesaj atılamayacak

Seçime katılan siyasi partiler ve bağımsız adaylar, seçim propaganda süresinin sona ermesine kadar, yazılı basında ilan ve reklam yoluyla veya internet sitesi açarak sözlü, yazılı veya görüntülü propaganda yapabilecek.

Vatandaşların, elektronik posta adreslerine gönderilecek mesajlarla, taşınabilir veya sabit telefonlarına sesli, görüntülü veya yazılı mesaj göndermek suretiyle propaganda yapılamayacak ancak siyasi partiler kendi üyelerine her zaman sesli, görüntülü veya yazılı mesaj gönderebilecek.

Araştırma yayın koşulları

Oy verme gününden önceki 10 günlük sürede, yazılı, sözlü ve görsel basın ve yayın araçları ile kamuoyu araştırmaları, anketler, tahminler, bilgi ve iletişim telefonları yoluyla mini referandum gibi adlarla bir siyasi partinin veya adayın lehinde veya aleyhinde veya vatandaşın oyunu etkileyecek biçimde yayın yapılması ve herhangi bir surette dağıtımı yasak olacak. Bu sürenin dışında yapılacak yayınlar tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerine uygun olacak.

Kamuoyu araştırmaları ve anketlerin yayınlanması sırasında, araştırmanın hangi kuruluş tarafından yapıldığının, denek sayısının, araştırmanın kim tarafından finanse edildiğinin açıklanması zorunlu olacak. Yapılacak propagandaların ve yayınların ilkelerini Yüksek Seçim Kurulu belirleyecek.

Memurlar katılamayacak

Seçim propagandasının başlangıç tarihinden oy verme gününü takip eden güne kadar olan süre içinde, devlet, katma bütçeli idareler, il özel idareleri, belediyeler ile bunlara bağlı daire ve müesseseler, iktisadi devlet teşekkülleri ve bunların kurdukları müesseseler ve ortaklıkları ile diğer kamu tüzel kişilikleri ve Bankalar Kanunu’na tabi teşekküllere ait kaynaklardan yapılan iş ve hizmetler dolayısıyla (açılış ve temel atma dahil) törenler düzenlenmesi, nutuklar söylenmesi, demeçler verilmesi ve bunlar hakkında her türlü vasıtayla yayınlarda bulunulması yasak.

Seçim propagandasının başlangıç tarihinden oy verme gününü takip eden güne kadar olan süre içinde bakanlarla, milletvekilleri, yurt içinde yapacakları seçim propagandası ile ilgili gezileri makam otomobilleri ve resmi hizmete tahsis edilen vasıtalarla yapamayacak.

Bu maksatla yapılan gezilerde, protokol icabı olan karşılama ve uğurlamalarla törenleri de yapılamayacak, resmi ziyafet verilemeyecek. Belirtilen süre içinde bakanlar, seçimle ilgili faaliyetlerinde ve konuşmalarında 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun hükümleriyle bağlı olacak.

Ayrıca, seçim propagandasının başlangıç tarihinden oy verme gününü takip eden güne kadar geçen süre içinde bakanlar, milletvekilleri ve adayların seçim propagandası ile ilgili olarak yapacakları gezilere hiçbir memur katılamayacak.

Seçim günü yasakları

YSK tarafından 14 Mayıs seçim günü yasakları ise şöyle:

Seçim günü saat 06.00’dan gece 24.00’a kadar alkollü içki satışı yasak olacak.

Emniyet ve asayişi korumakla görevli olanlar dışında yerleşim yerlerinde kimse silah taşıyamayacak.

Seçim günü kahvehane, kıraathane ve internet kafe gibi bütün umumi eğlence yerleri kapalı olacak.

Eğlence yeri niteliğindeki lokantalarda yalnızca yemek verilebilecek.

Seçim günü saat 18.00’dan sonra düğünler yapılabilecek.

YSK’nın kararlarına göre saat 18.00’e kadar basın yayın organlarında seçimler ve sonuçlarına ilişkin haber tahmini ve yorum yapılması yasak olacak.

Saat 18.00 ile 21.00 arasında ise YSK tarafından seçime ilişkin verilecek haber ve tebliğler yayımlanabilecek.

Saat 21.00’den sonra ise bütün yayınlar serbest olacak, YSK bu saati daha erkene alabilecek.

Cumhurbaşkanı seçiminin ikinci tura kalması halinde aynı hükümler 28 Mayıs’ta da uygulanacak.

Bir sandıkta oy kullanacak seçmen sayısı il ve ilçelerde 360 ila 380 kişi olacak. Köylerde seçmen sayısının 400’ü aşmaması halinde bir sandıkta oy kullanılabilecek.

Paylaşın

Politico’dan Çarpıcı Analiz: Soğanlar Ve Seccadeler…

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, dünya basını da seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor. Son olarak haber sitesi Politico, Avrupa Birliği baskısında seçimlere dair bir analize yer verdi.

“Soğanlar ve Seccadeler: Türkiye Demokrasi İçin Verdiği Kararlı Mücadelesine Yaklaşıyor” başlıklı Christian Oliver imzalı analiz haberde, gıda fiyatlarının ve dini değerlerin başabaş giden seçim sürecinde gündemi oluşturduğunu, muhalefet kanadının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlık sistemine son vermek istediği yazıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir zamanlar tüm İslam dünyası için bir model oluşturabilecek “Müslüman demokratlığın” en iyi örneği olarak alkışlandığını unutmanın şimdi kolay olduğunun kaydedildiği yazıda, Erdoğan’ın 2000’li yılların başında yeni bir vaatle öne çıktığı belirtildi. Yazıya göre, bu, nihayet, İslamcılığı, parlamenter demokrasiyi, ilerici sosyal refahı, NATO üyeliğini ve Avrupa Birliği doğrultusundaki reformları dengeleyebilecek bir siyasetçinin olduğu vaadiydi.

Ancak şimdi bu iyimserlik havasının, giderek otoriterleşen ve kutuplaştıran bir liderin iktidar gücünü elinde toplamasıyla ilgili tartışmaların damga vurduğu 14 Mayıs seçimlerinin yaklaştığı bu ortamdan artık çok uzak olduğu yorumu yapıldı. Politico, önemli muhalif isimlerin hapiste olduğunu, medya ve yargının Erdoğan’ın elinde bulunduğunu, Kasımpaşalı çocuğun 85 milyonu 1150 odalı sarayından yönettiğini yazdı.

Bu nedenle Erdoğan’ın 2017’de getirdiği başkanlık sistemini kaldırma ve yeni bir çoğunlukçu parlamenter sisteme geçme sözü veren muhalefetin seçim kampanyasını “tek adam rejimini” sona erdirmeye odaklanması, sürpriz değil. Politico’nun yayınladığı Anketlerin Anketi’ne (Poll of Polls) göre 14 Mayıs seçimleri başabaş gidiyor ve 28 Mayıs’ta ikinci tur seçimlerin yapılması olasılığı yüksek görünüyor. Ankete göre ilk turda Millet İttifakı adayı Kemal Kılıçdaroğlu yüzde 47, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yüzde 46, Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce yüzde 3, ATA ittifakı adayı Sinan Oğan ise yüzde 2 oranında oy topluyor.

Kılıçdaroğlu’nun 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada ”Gazi Meclisimizin yasama gücü tek adam rejiminin tahakkümüne teslim edilmiştir. Bu çerçevede, yargı bağımsızlığı, fikir ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve diğer tüm özgürlüklerle bilimsel, laik eğitim yerle yeksan edilmiştir” dediğini hatırlatan Politico, Kılıçdaroğlu’nun Türk demokrasisini yeniden inşa etmenin gerekliliğini vurguladığını yazdı ve şu soruyu sordu: “Peki demokrasiyi yeniden inşa etmek, özünde soğanın ve salatalığın fiyatıyla ilgili olan bu seçimlerde ilgi uyandıracak mı?”

Soğan meselesi

Politico, Türkiye’deki ağır hayat pahalılığı krizinin seçimlerin bir numaralı gündem maddesi olduğunu, Kılıçdaroğlu’nun evinin mütevazı mutfağında elinde soğanla yaptığı bir konuşmasında Erdoğan’ın iktidarda kalması durumunda soğanın kilosunun 30 liradan 100 liraya çıkabileceği uyarısının seçmende karşılığı olduğunu yazdı. Erdoğan’ın buna “Bu ülkede ne soğan, ne patates, ne salatalık derdi var, dert olan ne varsa biz onları çözdük zaten” şeklinde karşılık verdiğini hatırlatan Politico, çoğu Türk vatandaşının hesap uzmanı olan Kılıçdaroğlu’nun ortaya koyduğu aritmetiği abartılı bulmadığını kaydetti.

Politico ayrıca muhalefetin seçim manifestosunda cumhurbaşkanının veto yetkisinin sonlandırılması, cumhurbaşkanının partilerüstü olması ve tek dönemliğine seçilmesinin yer aldığını yazdı. Partilerin grup kurmak için sahip olması gereken milletvekili sayısının düşürülmesi ve meclis komisyonlarında daha fazla bağımsız uzmana yer verilmesiyle parlamentonun güçlendirilmesinin amaçlandığı da hatırlatıldı.

Bu önemli reformların seçmenlerde karşılık bulabileceğini belirten Politico, İspanya’daki Carlos III de Madrid Üniversitesi’nden Profesör İlke Toygür’ün anayasal reformların “gündelik konuşmalarda” geniş yer tutmuyor olabileceği, ancak tek adam rejimi ve Türkiye’nin TBMM’yle olan tarihsel bağının seçmenlerde yansıması olduğunu söylediğini yazdı.

Tek adam rejiminin ekonominin kötü yönetilmesi ve hızla yükselen fiyatlarla bağlantılı olduğunu söyleyen Profesör İlke Töygür, “Tek adam rejimini hayat pahalılığı ve demokrasi krizine, dış siyasetteki tüm sorunlara bağlarsanız o zaman bu sistemi tanımlamış ve bir alternatif sunmuş olursunuz” şeklinde konuştu. “Parlamentonun Türkiye’de çok güçlü simgesel bir değeri vardır. Şu anki en büyük şikayetlerden biri, insanların karar verici adaylarla olan bağını kaybetmiş olması” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun kamuoyu önünde Alevi olduğunu açıklayarak kapsayıcı bir lider olduğu imajını daha da öteye taşıdığını kaydeden Politico, bu adımın, Sünni çoğunluğa mensup popülist bir cumhurbaşkanına karşı oynanmış riskli bir kumar olduğu yorumunu yaptı. Ancak Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’ın kutuplaştırıcı politikaları karşısında çoğunlukçu bir lider olarak öne çıktığını kaydetti ve “74 yaşındaki mütevazı Kılıçdaroğlu, şu anki aşındırıcı lidere kıyasla sıkıcı olabilir, ancak muhalefetin oynadığı kumar, bunun tam da Türkiye’nin ihtiyaç durduğu unsur olduğu yönünde” ifadesini kullanıyor.

Erdoğan için otoriterliğe geçişte dönüm noktası Gezi Parkı protestoları

Politico’ya göre birçok gözlemci, 2013’teki Gezi Parkı protestolarını, Erdoğan’ın iktidar gücünü elinde merkezileştirmeye karar vermesinde rol oynayan en önemli etken olarak görüyor.

Belçika’daki Brüksel Yönetişim Okulu’ndan Profesör Demir Murat Seyrek’e göre Gezi eylemleri, Erdoğan’ın ilk kez “tehdidin AK Parti’ye değil, kendisine yönelik olduğunu” hissettiği dönem oldu. Politico, “etrafındaki gerçeklerin hala anlaşılmaz olduğu” şeklinde tanımladığı 2016’daki darbe girişiminin Erdoğan açısından “bardağı taşıran son damla” olduğunu belirterek, bunun sonrasında 2017 yılı Nisan ayındaki referandumla cumhurbaşkanlığı sistemine geçildiğini hatırlattı.

Erdoğan’ın uzun yıllardır olduğu gibi şimdi de İslamcı ve ailevi değerlerin altını çizdiğini, rakiplerinin “teröristlerle, emperyalist Batı’yla, uluslararası finans çevreleriyle ve LGBTQ+ kurumlarıyla işbirliği yaptığını” vurguladığını kaydeden Politico, Kılıçdaroğlu’nun seccadeye yanlışlıkla ayakkabılarıyla bastığını gösteren fotoğrafta “kan kokusu” alan Erdoğan’ın rakibini Fethullah Gülen’den talimat almakla suçladığını hatırlattı.

Politico’ya göre muhalif partilerin liderleri, Erdoğan tarafından kolaylıkla eski elit sistemin tutucu sesleri olarak tanımlanacaklarını iyi bildikleri için getirdikleri anayasa değişikliği önerilerinin eski günlere dönüşe değil, yeni bir başlangıca işaret ettiğini vurguluyor.

Seçimler adil ortamda yapılacak mı?

Politico, Erdoğan’ın giderek daha fazla otoriterleşmesinin yarattığı korkular nedeniyle seçimlerin ne kadar adil olacağına ilişkin şüphelerin ve Erdoğan’ın seçimlerde hile yapıp yapamayacağı sorusunun yoğun olduğunu da belirtti. Politico’ya göre devletin tüm imkanlarını ve medyayı elinde tutan Cumhurbaşkanı’nın orantısız nüfuz elde etmesi mümkün.

Ancak Brüksel Yönetişim Okulu’ndan Demir Murat Seyrek, Türkiye’deki oy verme sürecinin Rusya ya da Belarus’la asla karşılaştırılmaması gerektiğinin altını çiziyor. Her oy sandığının tüm siyasi partiler ve sivil gözlemciler tarafından yakından izleneceğini söyleyen Seyrek, “Türkiye’de hala, seçim sonuçlarına karşı yapabileceklerinizin çok kısıtlı olacağını düşünüyorum” diyor.

Ortak kanı, Erdoğan’ın ciddi bir yenilgi karşısında seçim sonuçlarını hileyle değiştirmesinin mümkün olmayacağı yönünde. Bazı uzmanlarsa sonucun yakın çıkması durumunda Erdoğan’ın yüksek riskli bir manevrayla oyların yeniden sayımını talep edebileceği ya da dikkatleri başka bir yöne çekebilecek bir “olay” durumunda olağanüstü hal ilan edebileceği olasılığını gündeme getiriyor. Ancak Politico’ya göre bu, Ankara’nın tam da yabancı yatırımcıları cezbetmek ve ekonomiyi canlandırmak için istikrara ihtiyaç duyduğu bu ortamda ülkedeki hararetli siyasi ortamı daha da alevlendirir.

Politico’ya göre “daha gerçeküstü, ancak şimdi inanması güç olmayan bir senaryo” da Erdoğan’ın taktiksel olarak muhalefete liderlik etmenin tam zamanı olduğunu düşünerek Kılıçdaroğlu’nun olası yeni hükümetine saldırması.

Dergi, ekonomik kriz ortamında her an bölünmeye meyilli koalisyonu birarada tutmaya çalışan yeni cumhurbaşkanının, Erdoğan’ın sert söylemlerine karşı savunmasız olabileceği yorumunu yaptı. Profesör Seyrek, bu aşamada bir çelişkiye dikkat çekiyor ve muhalefetteki bir AK Parti’nin cumhurbaşkanlığını sarsacak reformları savunabileceğini, kendi çıkarlarına olacak basın özgürlüğü garantisi verebileceğini söylüyor. Bu da anayasa değişikliği için ciddi bir meclis çoğunluğu gerektiği düşünüldüğünde önem kazanıyor.

Politico, 14 Mayıs seçimlerine ilişkin değerlendirmesini şu soruyla tamamlıyor: “Peki Erdoğan seçim yenilgisine içerleyip ülkeyi terk eder mi? Profesör Seyrek’e göre bu imkansız çünkü ‘Erdoğan, kendisini ikinci Atatürk olarak görüyor, kaçmaktansa ölür’.”

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri: Demirtaş, Kılıçdaroğlu’na Desteğini Açıkladı

Sosyal medya hesabından açıklama yapan Demirtaş, “Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı Sayın Kılıçdaroğlu, Allah yolunuzu açık etsin. Ayrışmayı bitireceğinize, toplumsal barışı sağlayacağınıza, Türkiye’yi refaha, huzura kavuşturacağınıza yürekten inanıyorum. Benim oyum sizedir, Sayın #CumhurbaşkanıKılıçdaroğlu” dedi.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla, 14 Mayıs Seçimleri’nde, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na destek vereceğini duyurdu.

Demirtaş, mesajında, “Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı Sayın Kılıçdaroğlu, Allah yolunuzu açık etsin. Ayrışmayı bitireceğinize, toplumsal barışı sağlayacağınıza, Türkiye’yi refaha, huzura kavuşturacağınıza yürekten inanıyorum. Benim oyum sizedir, Sayın #CumhurbaşkanıKılıçdaroğlu” ifadelerini kullandı.

HDP, Yeşil Sol Parti ve Türkiye İşçi Partisi’nin de dahil olduğu Emek ve Özgürlük İttifakı da, 28 Nisan’da yaptığı açıklamada, Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığına destek vereceğini duyurmuştu.

İttifak’ın açıklamasında, “Türkiye’nin siyasi, toplumsal ve ekonomik krizlerin bir arada yaşandığı çoklu kriz şartları altında tarihinin en önemli seçimine doğru ilerlediği” belirtilerek, “Bu tarihi seçimde; Türkiye halklarını bir kez daha milletvekilliği seçimlerinde Emek ve Özgürlük İttifakı’na, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vermeye çağırıyoruz” denilmişti.

İttifakın cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday çıkarmama ve parlamento seçimlerine de ittifak çatısı altında girme kararı aldığına işaret edilen açıklamada, “Türkiye siyasetinin bu kırılma aşamasında, üzerimize düşen tarihi görevi hem geleneğimize hem de gelecek kuşaklara borcumuz kapsamında yerine getirme konusunda mutabık kaldık. Bu kapsamda 14 Mayıs 2023’te yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleme kararımızı tüm kamuoyu ile paylaşıyoruz” ifadeleri kullanılmıştı.

Paylaşın

HDP’li Buldan: Zulüm İttifakını Sandığın Dibine Gömeceğiz

Erzurum Hınıs’ta konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “Gittiğimiz her yerde bir oy Yeşil Sol’a, bir oy da faşizmi göndermeye. Çünkü bu ülkede faşizmi uygulayanlar belli, Kürtleri inkar edenler belli, Alevilerin eşit yurttaşlık hakkını tanımayanlar belli. Kadın cinayetlerini, kadına yönelik şiddeti, kadına yönelik baskıyı yapanlar belli. Kadınların emeğini, gençlerin geleceğini ve hayallerini çalan bir iktidar var. Bu zulüm ittifakını hep birlikte 14 Mayıs’ta sandığın dibine gömeceğiz” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Erzurum Hınıs’ta Sırrı Sakık ve Yeşil Sol Parti milletvekili adayları ile birlikte düzenlenen mitinge katıldı. Erzurum Milletvekili Adayı Meral Danış Beştaş’ın telefon bağlantısıyla halka seslendiği mitingde konuşan Buldan, şunları söyledi:

“Gelê me yê hêja, delal û bi rûmet, dayikên hêja ciwanên xurt, ez we hemuyan slav dikim. Hun bi xêr hatin, ser seran ser çavan hatin. Bugün burada olmaktan, Hınıs halkıyla, bir bütün olarak Erzurum halkıyla, Şeyh Said’in torunlarıyla, Kürtlerle, Alevilerle bir araya gelmekten büyük bir onur ve gurur duyuyorum. Bu kadim topraklarda bin yıllardır zulme, baskıya ve şiddete boyun eğmeyen, Şeyh Said’in torunlarını örnek alan halkımıza binlerce selam olsun!

Sizlerin bu coşkulu, kararlı ve iradeli duruşu karşısında saygıyla eğiliyorum. Sevgili halkımız, gittiğimiz her yerde aynı coşku var. Yaptığımız bütün mitinglerde aynı kararlılık var, aynı dik duruş var. İnsanlar artık kararını vermiş. Erzurum da kararını vermiş. Yeşil Sol Parti’yi Türkiye’nin her yerinde birinci yapmak için halkımız kararını vermiş. Ege’den Marmara’ya, Doğu’dan Batı’ya, Serhat’tan Amed’e, Botan’dan Karadeniz’e kadar her yerde Yeşil Sol’un bayrakları dalgalanıyor. Her yerde Yeşil Sol’un adayları coşkuyla karşılanıyor.

Çünkü değişimi, dönüşümü, adaleti, barışı, huzuru ve refahı Yeşil Sol olarak Türkiye’nin her yerine yayacağız. Güçlü bir temsiliyetle Meclis’e gireceğiz. Yeşil Sol Parti’nin 100 vekille Meclis’te temsiliyeti artık kaçınılmaz. Çünkü bu hava bunu gösteriyor. Çünkü bu atmosfer bunu gösteriyor. Kadınıyla, genciyle, yaşlısıyla; Türk’üyle, Kürt’üyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle öteki olanlar, baskıya ve şiddete maruz kalanlar kararını vermiş; Yeşil Sol’u 100’ün üzerinde vekille parlamentoya gönderecek.

“Bir oy Yeşil Sol’a, bir oy da faşizmi göndermeye”

Gittiğimiz her yerde bir oy Yeşil Sol’a, bir oy da faşizmi göndermeye. Çünkü bu ülkede faşizmi uygulayanlar belli, Kürtleri inkar edenler belli, Alevilerin eşit yurttaşlık hakkını tanımayanlar belli. Kadın cinayetlerini, kadına yönelik şiddeti, kadına yönelik baskıyı yapanlar belli. Kadınların emeğini, gençlerin geleceğini ve hayallerini çalan bir iktidar var. Bu zulüm ittifakını hep birlikte 14 Mayıs’ta sandığın dibine gömeceğiz.

Erzurum’dayız, Hınıs ilçesindeyiz, buradaki gençlerin çoğunun işsiz olduğunu biliyoruz. Buradaki gençler batıya iş bulmak için gidiyorlar. Hınıs’ın da Tekman’ın da Karaçoban’ın da Karayazı’nın da gençleri doğdukları topraklarda iş bulamıyorlar. O yüzden de karın doyurma pahasına batıya iş bulmaya gidiyorlar. Erzurum halkı bunu hak ediyor mu, hayır. Erzurum’daki genç arkadaşlarım- ben de genç olduğum için böyle söylüyorum- sizler bunu hak etmiyorsunuz.

AKP hükümetinin gençler ve Erzurum halkına reva gördüğü bu yaşamı değiştirmek ve 14 Mayıs’ta onları Erzurum’da bir tabela partisi haline getirmek genç yoldaşlarımın görevidir. İsmi Adalet ve Kalkınma Partisi olabilir ama buna aldanmayın, isminde adalet olanın bütün adaletsizleri getirdiğini biliyoruz. İsminde kalkındırma var ama yandaşlarını ve 5’li Çeteleri kalkındıran bir partidir AKP, Erzurum halkının ne yaşadığını bilmez ve düşünmez. AKP hükümeti Erzurum’da insanlar aç mı, yoksul mu, sefalet mi yaşıyor bilmez.

Saray’ın penceresinden Erzurum halkı görünmez. Her seçim döneminde yalanlarını ve vaatlerini görüyoruz. Her seçimde yeni yalanlarla Türkiye halklarının önüne çıkan, oy isteyen AKP’nin uydurduğu yeni bir yalan var. Cudi’de petrol bulmuşlar, yalan! Bu yalanı bir kez daha uydurdular. Asıl rezerv kaynakları nerede biliyor musunuz, o sarayın altında. Milyarlarca dolara yaptırılan sarayın altında esas kaynaklar. 14 Mayıs tarihinde o sarayın ampulleri sönecek, bütün Türkiye’nin mutfağında tencereler kaynayacak. Buna emin olabilirsiniz.

Şimdi esnafın, işçinin, çiftçinin gırtlağına kadar borçlu olduğunu biliyoruz. Hınıs’ta esnaf siftah bile yapmadan akşam evine gidiyor. Herkesi borçlu yaptılar; kendilerine, devlete ve bankalara borçlu yaptılar. Borç yükünden dolayı insanlar kredi kartlarına yüklenmeye çalışıyor. Yoksulluk, sefalet, borç. Bu halk, sizler bunu hak etmiyorsunuz. Halkımızın refah içinde adalet, barış ve huzurla yaşayabileceği bir ortamı hazırlamak için yollara çıktık, yürüyoruz. Bugün bu alanlarda konuşma yapıyor olabiliriz ama esas konuşmayı sizler 14 Mayıs’ta yapacaksınız.

Söz, karar, mühür sizin; Yeşil Sol Parti sizin. Ben inanıyorum ki, Erzurum halkı kendi adaylarına ve partisine sahip çıkacak. Şimdi buranın birinci sıra adayı Meral Danış Beştaş çok talihsiz bir trafik kazası geçirdi. O kazayı geçirmemiş olsaydı bugün burada olacaktı. Seçim tarihine kadar bu çalışmayı bizzat kendisi yapacaktı. Mevcut koşullarından dolayı gelemedi. Şuna inanıyorum; Meral Danış Beştaş’ı kendi sesiniz, sözünüz ve iradeniz olarak TBMM’ye göndereceksiniz.

Sadece Meral’i de değil, çünkü Erzurum’a bir milletvekili yetmez. Biraz önce aday arkadaşlarımız sahnedeydi. Hepsini tanıyorsunuz. 14 Mayıs’a kadar daha fazla ve güçlü çalışmak ve bu ilde Yeşil Sol Parti’yi güçlü bir temsiliyetle Meclis’e göndermek sizin sorumluluğunuzdadır. Size hem inanıyorum hem de güveniyorum. Başaracağınızı da biliyorum. Bize en güzel müjdeyi siz vereceksiniz. Rehavete kapılırsak boş alanları başkaları doldurur.

Gece gündüz demeden kadınıyla, genciyle, yaşlısıyla, Kürt’üyle, Alevi’siyle kapı kapı dolaşacağız, her eli tutacağız, her yüreğe dokunacağız ve herkesi ikna edeceğiz. Yeşil Sol’u tanımayanlara Yeşil Sol’u anlatacağız. Bu zulmün, bu barbarlığın, tek adam rejiminin bitmesi için, Ali Rıza amcanın hakkı için Erzurum kendi iradesine sahip çıkacak. Bu zulüm sadece Ali Rıza amcaya değil bütün Kürt halkına yapılan bir zulümdür. Şeyh Said döneminden kalan, bugün onun torunlarına ve çocuklarına yapılan zulümdür.

“Bu ülke çatışmalara ve savaşa dur diyecek güce sahiptir”

Bu ülke artık bu zulümlere, baskılara, şiddete, çatışmalara ve savaşa dur diyecek güce sahiptir. Bunun için sizlerin yapacağı tercih önemlidir. Siz ya aydınlığı ya karanlığı, ya savaş politikalarını ya barış politikalarını, ya demokrasiyi ya faşizmi seçeceksiniz. Ama ben inanıyorum; Türkiye’nin her yerinde barış rüzgarları, demokrasi rüzgarları esiyor. Bu ülkeye refahın gelmesi için başlayan bu hava parlamentoya yerleşecek.

Burada sabırla bizi beklediniz, biz de sabırla 14 Mayıs’ta Erzurum’da alacağımız oyları bekleyeceğiz. Hepinize geldiğiniz için, katıldığınız için, bizi bu şekilde karşıladığınız için sonsuz teşekkür ediyoruz. Hepimizin yolu açık olsun. Mutlaka kazanacağımıza, başaracağımıza yürekten inanıyoruz. An serkeftin an serkeftin, an azadî an azadî.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Yurtdışına Götürülen 418 Milyar Doları Alacağım

Sinop Boyabat’ta halka seslenen Kılıçdaroğlu, “Devletin dini adalettir. Adaletin olmadığı yerde devlet olmaz. Adaletin olmadığı yerde bereket olmaz. Adaletin olmadığı yerde beşli çeteler cirit atar. Adaletin olmadığı yerde uyuşturucu mafyaları koşar, eğlenir, gezer ve bizim küçük evlatlarımızı zehirlerler. Benim sözüm var; beşli çeteleri de, uyuşturucu baronlarını da, bu ülkeden göndereceğim” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bana soruyorlar: ‘Niye soğanla, patatesle uğraşıyorsun?’ Senin mutfaktan haberin var mı? Saray’da otuyorsun, keyfin yerinde, bir elin yağda bir elin balda, beşli çetelere para aktarıyorsun! 3 – 5 yerden aylık alanlar yiye yiye doymadılar. Mutfakta yangını çıkaran sensin! Ama o yangını söndürecek olan da benim”

Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “22 yıldır iktidardalar. Bizim tarihimizde bu kadar büyük zamlar oldu mu? Yukarıdan alacağım, halka vereceğim. Uyuşturucu baronlarını kurutacağım. Yurtdışına götürülen 418 milyar doları da alacağım; bu millete teslim edeceğim” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Sinop’un Boyabat ilçesinde halka seslendi. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Boyabat’a beşinci kez geliyorum. Sizden sadece bir şey istiyorum. Allah rızası için kul hakkı yiyene oy vermeyin. Alın teri dökenlerin hakkını alamadıklarını biliyorum.

Ben buranın çeltiğini de o tarlalarda çalışanları biliyorum. Yeteri kadar kazanamadıklarını biliyorum. Yeteri kadar hak ettikleri ücreti alamadıklarını biliyorum. Alın teri dökenlerin hakkını alamadıklarını biliyorum.

Taşeron işçileri istemişler ancak buraya gelememişler. Taşeron işçilerine selamlarımı gönderiyorum. Hiç meraklanmayın, hepinize kadro vereceğim. Onlar gibi değil!… Herkese kadro vereceğim. Devlet taşeron çalıştırmaz, kadrolu çalıştırır.

Gençler size sözüm var. Torpili bitireceğim. Sandığa gidip oy kullanacaksınız. Devletin dini adalettir. Adaletin olmadığı yerde devlet olmaz. Adaletin olmadığı yerde bereket olmaz. Adaletin olmadığı yerde beşli çeteler cirit atar.

Adaletin olmadığı yerde uyuşturucu mafyaları koşar, eğlenir, gezer ve bizim küçük evlatlarımızı zehirlerler. Benim sözüm var; beşli çeteleri de, uyuşturucu baronlarını da, bu ülkeden göndereceğim.

Bana soruyorlar: ‘Niye soğanla, patatesle uğraşıyorsun?’ Senin mutfaktan haberin var mı? Saray’da otuyorsun, keyfin yerinde, bir elin yağda bir elin balda, beşli çetelere para aktarıyorsun! 3 – 5 yerden aylık alanlar yiye yiye doymadılar. Mutfakta yangını çıkaran sensin! Ama o yangını söndürecek olan da benim.

22 yıldır iktidardalar. Bizim tarihimizde bu kadar büyük zamlar oldu mu? Yukarıdan alacağım, halka vereceğim. Uyuşturucu baronlarını kurutacağım. Yurtdışına götürülen 418 milyar doları da alacağım; bu millete teslim edeceğim.

Saraylara meraklı olmadan sizin gibi yaşadım. Beyler çocuklarını parayla askere gönderirken bu kardeşinizin oğlu paralı askerlik yapmadı. Gitti normal vatandaşın çocuğu gibi askerlik yaptı.

Bana kimse milliyetçilik edebiyatı yapmasın. Milliyetçi olan tank palet fabrikasını askeri fabrikasını Katar ordusuna satmaz. O fabrikayı Katar’dan alacağım şanlı ordumuza teslim edeceğim.

Sandığa giderken elinizi vicdanınıza koyun. Devlette liyakati sağlayacağız. Liyakat işi ehline teslim etmek demektir. Devlette liyakati sağlayacağız. Liyakat işi ehline teslim etmezseniz tam bir felaket çıkar ortaya. Kul hakkı yiyenler toplumun önüne gelir ve öncü olarak yürümeye başlarlar. Toplumu kandırırlar.

Liyakat şudur. En küçük kademe şefliktir. Şef olmak için önce KPSS sınavına gireceksin, sınavı kazanacaksın, devlet memuru olacaksın, bir süre geçecek, yine sınava gireceksin ve şef olacaksın. Ama bakan olmak için iki şeye ihtiyaç var: İyi hal kağıdı ve ilkokul diploması. Demek ki devlette liyakat sağlanması lazım!..

Sınır namustur. 3 milyon 600 bin Suriyeli buraya niye geldi? Söz verdim en geç 2 yıl içinde bütün Suriyeli kardeşlerimizi Suriye’ye uğurlayacağım.

Bizim iki kırmızı çizgimiz var: Vatanımız ve bayrağımız. Ayrıca sözüm var. Sinan Ateş’in, Gaffar Okkan’ın katillerini bulup, kulaklarından tutup, yargıya teslim edeceğim.”

“Türkiye’yi şaha kaldırmak zorundayız”

Kılıçdaroğlu, mitinge giderken merkeze bağlı Lala köyünde vatandaşları selamladı. Kılıçdaroğlu, parti otobüsünden vatandaşlara hitap etti:

“Demokrasiyi güçlendirmek zorundayız. Çok ayrıştık. Kamplara bölündük. Türkiye bunu çekemiyor. Beraber olmak zorundayız. Birlikte olmak zorundayız. Bizim babalarımız, dedelerimiz, Milli Kurtuluş Savaşı’nı beraber vermişse, bu ülkeye de demokrasiyi beraber getirmek bizim boynumuzun borcudur.

Kamplaşmadan, kutuplaşmadan, kavga etmeden Türkiye’yi şaha kaldırmak zorundayız. Sizden bir isteğim var. Allah rızası için kul hakkı yiyene oy vermeyin artık. Yeter artık. Türkiye artık büyüsün. Türkiye artık gelişsin. Türkiye artık şaha kalksın. Bunların hepsi mümkündür.”

Paylaşın

Bahçeli: Küresel Angajmanlara Göre Politika Belirleyenlere…

“3 Mayıs Milliyetçiler Günü” nedeniyle açıklama yapan MHP Lideri Bahçeli, “Küresel angajmanlara göre politika belirleyenlere, yabancıların destek ve dönemsel ilgilerini çekebilmek maksadıyla marazi ve mahsurlu işbirliği içine giren siyasi devşirmelere Türk milliyetçileri dün alet olmamış, bugün de ortak olmayacak, nitekim zillete mesafeli tavrını mutlaka koruyacaklardır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Geldiğimiz bu aşamada 3 Mayıs ruhuna her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır. Türk milliyetçiliğini istismar etmeye, alenen şirret planlarına malzeme yapmaya heves eden kozmopolit, köksüz, kimliksiz ve kötürüm çevrelere inanıyorum ki fırsat verilmeyecektir.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ‘3 Mayıs Milliyetçiler Günü’ nedeniyle sosyal medya hesabından paylaşım yaptı. Bahçeli’nin paylaşımı şöyle:

“Türk milliyetçiliği devleti kuran, vatanı kurtaran, milletin tarihsel ve kültürel varlığını şuurla savunan, aynı şekilde milli birlik ve dayanışma hissiyatını felsefi bir derinlikle sahiplenen fikir zenginliğidir. Türk milliyetçiliği, Türk milletinin özü, istiklal ve istikbal iradesinin özgüvenidir.

3 Mayıs 1944 olayları Türk milliyetçilerinin sivil ve demokratik tepkisine sahne olmakla birlikte; haksızlığa, hukuksuzluğa ve husumetle beslenen önyargılara direnişi simgelemektedir. Aynı zamanda 3 Mayıs 1944 Türk milliyetçiliğinin toplum ve siyaset alanına cemre gibi düşüşünün de miladıdır.

Davasının onuruyla bezenmiş merhum ve muhterem büyüklerimiz hiçbir çileye, hiçbir işkence ve zulme boyun eğmemişler, inançlarından, irfanla pekişen milliyetçi iradelerinden asla taviz vermemişlerdir. Devletimizin kurucu fikrini tabutluklara hapsetme niyet ve hedefi çok şükür başarılı olamamıştır.

Küresel angajmanlara göre politika belirleyenlere, yabancıların destek ve dönemsel ilgilerini çekebilmek maksadıyla marazi ve mahsurlu işbirliği içine giren siyasi devşirmelere Türk milliyetçileri dün alet olmamış, bugün de ortak olmayacak, nitekim zillete mesafeli tavrını mutlaka koruyacaklardır.

Geldiğimiz bu aşamada 3 Mayıs ruhuna her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır. Türk milliyetçiliğini istismar etmeye, alenen şirret planlarına malzeme yapmaya heves eden kozmopolit, köksüz, kimliksiz ve kötürüm çevrelere inanıyorum ki fırsat verilmeyecektir.”

Paylaşın

Akşener’in “İmralı” İddiasına Bakan Bozdağ’dan Yalanlama

İYİ Parti Lideri Akşener’in “hükümet seçim öncesi ‘İmralı’ya adam gönderip yardım istedi'” açıklamasını yalanlayan Bakan Bozdağ, “Olmayan bir görüşmeyi varmış gibi gösterip algı oluşturmak ahlaki bir yaklaşım değildir” dedi.

Bakan Bozdağ, açıklamasının devamında, “Söylediğimiz çok açık; siz HDP’nin desteklediği, Kandil’in oy verin çağrısı yaptığı adaya destek veriyorsunuz. Yalansa söylesin; ‘İyi Parti’nin desteği yok’ desin.” ifadelerini kullandı.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “Daha yeni İmralı’ya adam gönderdiler, yardım istediler. Kimin gönderildiğini biliyorum. Siyasetçi olsa adını hemen söylerim. Yargıdan birini gönderdiler” açıklamasına yanıt verdi.

Milliyet yazarı Didem Özel Tümer’e konuşan Bozdağ, şunları kaydetti: “Tamamen yalan söylüyorlar. Yani gidecek bir yargı mensubu böyle bir görüşme yapacak. Bundan Adalet Bakanlığı’nın, devletin, ilgililerin bilgisi olmayacak. Böyle bir görüşme yok. Akşener onu diyeceğine bak Kandil açıklama yapıyor; ‘biz Kılıçdaroğlu’nu destekliyoruz’. İşte Bese Hozat, ‘Kılıçdaroğlu kazanmazsa iç savaş çıkar’ diyor.

HDP Eş Genel başkanları, ‘bir oy bize, bir oy Kılıçdaroğlu’na’ diyor. ‘Terörün, HDP’nin olduğu yerde olmayız, onların desteklediğini desteklemeyiz’ dedi. Şimdi Mithat Sancar, ‘bizim Kılıçdaroğlu’yla hedef birliğimiz var’ diyor. Demek ki Kılıçdaroğlu’yla hedef birliği olanlar sadece altılı masada oturanlar değil. Kandil’in de HDP’nin de var. Buna çıkıp niye bir kelam etmiyor?

Olmayan bir görüşmeyi varmış gibi gösterip algı oluşturmak ahlaki bir yaklaşım değildir. Söylediğimiz çok açık; siz HDP’nin desteklediği, Kandil’in oy verin çağrısı yaptığı adaya destek veriyorsunuz. Yalansa söylesin; ‘İyi Parti’nin desteği yok’ desin.”

Akşener ne demişti?

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener iki gün önce yaptığı açıklamada, hükümetin seçim öncesi “İmralı’ya adam gönderip yardım istediğini” öne sürmüştü. Akşener, 28 Mart’ta gerçekleştiğini öne sürülen görüşmeyle ilgili ‘yargıdan biri’nin gittiğini iddia etmişti.

İYİ Parti Lideri Akşener, “Daha yeni İmralı’ya adam gönderdiler, yardım istediler. Kimin gönderildiğini biliyorum. Siyasetçi olsa adını hemen söylerim. Yargıdan birini gönderdiler” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın