DEVA Lideri Babacan: Yoksulluk Mu Zenginlik Mi?

Millet İttifakı’nın İstanbul mitinginde konuşan DEVA Partisi Lideri Babacan’ın konuşmasının ana hatları ekonomi üzerineydi. Enflasyonu iki yıl içerisinde tek hanelere düşüreceklerini söyleyen Babacan, cebinden çıkardığı 200 TL’nin dolar karşısındaki değerinin yıllar içerisinde büyük bir düşüş yaşadığını hatırlattı.

Haber Merkezi / Babacan, ülkede sağlanacak adalet, hak ve özgürlüklerin, demokrasinin ekonomiyi de iyileştireceğini belirtti ve “İşte siz ülkemizdeki demokrasi güçlendirmezseniz üstüne sağlam bir ekonomiyi asla inşa edemezsiniz. Olmaz. Olmuyor” dedi.

Millet İttifakı, 14 Mayıs seçimlerine sekiz gün kala İstanbul Maltepe sahilinde, tüm siyasi liderlerinin katılımıyla büyük bir miting düzenledi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu sırasıyla birer konuşma yaptı.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, mitingde yaptığı konuşmada, şunları söyledi:

 “Bugün sizlere Türkiye’nin dört bir köşesinin, Anadolu’nun, Trakya’nın sevgisini getirdik. Ülkemizin her yerinden yükselen demokrasi çığlını bugün buraya İstanbul’a getirdik. İstanbul, bu demokrasi çığlını duyuyor musun? Tüm dünya duyuyor, herkes Türkiye’yi izliyor.

Türkiye’de demokrasi kazanacak, bütün dünyadaki demokratlar umutlanacak. Sağcı solcu demeden, Sünni Alevi demeden Kürt Türk Arap Laz Çerkez demeden her beraber daha fazla demokrasi diyecek miyiz? Hep beraber Sayın Kılıçdaroğlu’nu 13’üncü Cumhurbaşkanımız yapacak mıyız? Hep beraber Millet İttifakı olarak TBMM’de çoğunluğu sağlayacak mıyız?

Sevgili İstanbullular, siz bu ülkenin ekonomisini en iyi bilenlersiniz. Bu pahalılığı da yoksulluğu da en iyi hissedenlerdensiniz, bilenlerdensiniz. 2010’da İstanbul Avrupa Kültür Başkenti olmuş muydu? Tek haneli enflasyonla ve Avrupa Birliği standartlarına ulaşmak için yaptığımız reformlarla başarmıştık bunu. Şimdi, ülkeyi getirdikleri şu hale bakın.

Bakın, size bu 200 liralık banknotun, bir hikayesini anlatmak istiyorum; bu banknot 2009 yılında tedavüle çıktı. Yıl 2009… Kaç dolar ediyordu biliyor musunuz? 134 dolar ediyordu. Bugün ne kadar ediyor? 10 dolar bile etmiyor. Döviz bürosuna gidin bakın, kur 20,5 oldu mu? 9 lira küsur ediyor. Ben şimdi soruyorum, herkesin cebindeki bu 200 liradan 134 dolar ederken; 9 dolara düşüren yani tam 124 doları kim çaldı ya? Bu enflasyon, tam baş belasıdır. Ekonomiyi kötü yönetirseniz yüksek enflasyona mahkûm edersiniz bu ülkeyi.

“Devlet kadroları tek bir kişinin oyuncağı oldu”

Şu an, Türkiye’de kurum murum kalmadı. Şu anda ülkede devlet kurumu neredeyse kalmadı. Her şey tek bir kişinin keyfine bağlı, şu anda bu ülkenin bir ekonomi politikası yok. Ne var? Zır cahillik var. Merkez Bankası’ymış, BDDK’ymış, bu kurumlar neredeyse yok hükmüne geldi. Devlet kadroları tek bir kişinin oyuncağı oldu. Ama arkadaşlar, endişeye mahal yok.

Ne yapacağız, Türkiye’yi bu güzel ve güçlü ülkeyi hızla düzlüğe kavuşturacağız. 2002’de ülke çok kötü bir durumdayken, başarmıştık. Şimdi çok daha iyisini yapacağız. İlk bir ayda, kurumları ayağa kaldıracağız. Altı ayda mevcut kriz iklimini sona erdireceğiz. En geç 2 yılda da enflasyonu tek haneye indireceğiz. Bunu hep beraber başaracağız. Millet olarak bunu başaracağız.

Değerli dostlarım, hep söylüyorum. Ne kadar adalet, o kadar ekonomi. Ne kadar hak ve özgürlük, o kadar ekonomi. Ne kadar demokrasi o kadar ekonomi. İşte siz, ülkemizdeki demokrasi zeminini güçlendirmezseniz, üstüne sağlam bir ekonomiyi asla inşa edemezsiniz. Olmaz. Siz her gün hukuku ayaklar altına alıp bu ülkenin ekonomisini büyütemezsiniz.

Onun için olmuyor. Bunu anlamıyorlar ve ülkemizi bir krizden diğerine savuruyorlar. İşte bunun için biz ne diyoruz, ‘hak hukuk adalet’ diyoruz… İşte biz, hakkın düştüğü yerden kaldıracağız. Hukukun üstünlüğünü sağlayacağız ve adalet ile yöneteceğiz. Ancak o sağlam zemin üzerine sağlam bir ekonomiyi inşa edeceğiz. Çürük zemine sağlam ekonomi inşa edemezsiniz.

İktidara geldiğimiz gün hemen durum ve hasar tespit çalışması yapacağız. Halının altına süpürülen her şeyi ortaya çıkaracağız. Enflasyon ile mücadele önceliğimiz olacak. Çünkü çağımızın bu en büyük hırsızlık yöntemine dur demek zorundayız. Merkez Bankası’nın bağımsız ve itibarlı bir kurum olmasını sağlayacağız. Tüm kadroları bilgili, deneyimli, dürüst isimlerle donatacağız.

Reel sektörle ve bankacılık sektörü arasındaki sorunları hepsini tek tek çözmeye başlayacağız. Hızla toparlanacağız. Endişeye mahal yok, bu ülke şu anda içinde bulunduğu duruma bu kötü yönetim sebebi ile düştü. Dürüst ve ehli insanlar yönetmeye başlayınca derhal ayağa kalkacak bu ülke. Başaracağız, hep beraber başaracağız. Biz buradayız… Yüz binler burada… 86 milyon birden büyüktür. Türkiye birden büyüktür. İnanın böyle.

“Güven sağlamadan toplumdaki refahı artıramazsınız”

Bakın, güven olmayınca olmuyor. Güven olmayınca asla mümkün değil. Güveni sağlamadan bir ülkenin ekonomisini ayağa kaldıramazsınız. Güven sağlamadan toplumdaki refahı artıramazsınız. Güven olmadan olmaz. Ben böyle söyleyince bazen, gençler bana soruyor. Diyorlar ki; ‘Başkanım, şu güveni nasıl kazanacağız? Anlatsana’ diyorlar. Ben de bir dakikada, 8 maddede özetliyorum. Güveni nasıl kazanacağız? Bir, konuşunca doğruyu söyleyeceğiz. Merkez Bankası’na yalan yanlış işler yaptırmayacaksın. TÜİK’e yalan yanlış enflasyon açıklattırmayacaksın. İki, söz verince tutacaksın.

Üç, emanete hıyanet etmeyeceksin. Dört, adaletle yöneteceksin. Beş, ehliyetli, liyakatli kadroları getireceksin. Altı, istişareyi asla elden bırakmayacaksın. Yedi, şeffaf olacaksın. Merkez Bankası’nın arka kapısından 250 milyar doları gizli saklı satmayacaksın. Son madde 8, her zaman hesap vermeye hazır olacaksın. Bu sekiz maddeyi yerine getirin, korkmayın. Güveni kazanırsınız, güveni kazandıktan sonra da sırtınız yere gelmez. İşte o zaman bu ülke çok hızlı bir şekilde Avrupa Birliği standartlarına ulaşan yüksek gelir grubuna ulaşan bir ülke olur.

Değerli arkadaşlarım, seçime gidiyoruz. Ama aslında bu seçim, özünde bir referandum. İki seçenekli bir referanduma gidiyoruz. Önümüzde iki tane tercih olacak. Şimdi bu iki tercihi ben İstanbul’a soracağım; otoriterlik mi, demokrasi mi? Keyfilik mi, hukuk mu? Baskı mı özgürlük mü? Tek akıl mı ortak akıl mı? Korku mu umut mu? Öfke mi sevgi mi? Kavga mı barış mı? Kriz mi huzur mu? Yoksulluk mu zenginlik mi? Arkadaşlar, kara kış mı bahar mı? İşte biz demokrasi, özgürlük, zenginlik diyoruz.

İstanbul cevabını veriyor. Bahar diyoruz. Seçimlerin olacağı son gün 14 Mayıs Anneler Günü. Gelin bu 14 Mayıs’ta annelerimize baharı hediye edelim arkadaşlar. ‘Oyumu sana hediye ediyorum anneciğim’ diyelim ve adaleti, barışı, huzuru annelerimize hediye edelim.”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Seçimi “İlk Turda Bitirelim” Çağrısı

Millet İttifakı’nın İstanbul mitinginde konuşan İBB Başkanı İmamoğlu, Cumhurbaşkanlığı seçimi için “ilk turda bitirelim” çağrısı yaptı. Hükümeti işaret ederek, “Bakın bu alevereciler dalavereciler var ya, hani ‘bir iş oldu ama ne iş oldu’ diye işi karıştıran insanlar, ikinci tura gittiğinde ellerinden geleni yapacaklar” diyen İmamoğlu şöyle devam etti

Haber Merkezi / “Her şeye rağmen karşılığını veririz. Ama ikinci tura bu işi bırakmayın. Her türlü numarayı çeker bunlar. Bunların fıtratında var. Bunun cevabı 31 Mart seçimidir. Bunlar dövize de, ekonomiye de her türlü zevali getirirler. İnanın emekliye de, işçiye de, memura da her türlü zararı verirler.”

İmamoğlu, Gezi davasında tutuklu bulunan Tayfun Kahraman’ın isminin yer aldığı bir pankarta da atıfta bulunarak, “Suçsuz yere hapiste olan herkes için” adaletin sağlanacağını söyledi:

“Hiçbir suçu yokken, Gezi davası dahil haksız yere, hukuksuz yere hapiste tutulan herkese adalet istiyoruz. Adalet kişiye göre olmaz. Adalet iktidara yakınlığına göre olmaz. Adalet millete göre olur, millete adalet olur. Devlet insanı, vatandaşına iyi davranır, düzgün davranır. Devlet güçlü olur. Devletimiz güçlü olacak. Ama devletimiz, insanına gücünü değil, şefkatini, vicdanını, adaletini, erdemini gösterecek.”

Millet İttifakı, 14 Mayıs seçimlerine sekiz gün kala İstanbul Maltepe sahilinde, tüm siyasi liderlerinin katılımıyla büyük bir miting düzenledi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu sırasıyla birer konuşma yaptı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, mitingde yaptığı konuşmada, şunları söyledi:

İstanbul, tarihi mitingler yaşamış bir şehirdir. Kurtuluş Savaşı döneminin Sultanahmet mitinglerinden bugüne, bu milletin en güçlü, en gür sesi İstanbul’dan yükselir. İstanbul mitingleri, Türkiye’nin tarihini şekillendirir. Bugün de tarihi bir buluşma yaşıyoruz. Bu muhteşem tablo gösteriyor ki…Türkiye değişiyor dostlar, Türkiye değişiyor. Kazanıyoruz, kazanıyoruz, kazanıyoruz… Birliğimizi kazanıyoruz, kardeşliğimizi kazanıyoruz, geleceğimizi kazanıyoruz, barışı-sevgiyi kazanıyoruz. Bugün, Türkiye tarihinin unutulmaz 6 Mayıslarından birini yaşıyoruz.

Bundan 4 yıl önce, 6 Mayıs 2019 günü, bir yargı darbesiyle karşı karşıya kalmıştık. (Yuh sesleri yükselince) Genelde yuhalamayın derim ama bu kararı alanları yuhalayın ki bir daha cesaret edemesinler. İstanbulluların iradesini beğenmeyenler seçimi iptal ettirmişlerdi. O gün utanmadan ‘Sandıktan biz çıkmazsak, o seçim geçerli sayılmaz’ dediler. Sonra millet onlara öyle bir demokrasi tokadı attı ki saymayı öğrendiler. Hem milletin kararına saygı duymayı hem de oyları saymayı öğrendiler. 23 Haziran’da, 806 bin oy farkını tek tek saydırdı bu millet onlara. 14 Mayıs’ta da milyonlarca oy farkını tek tek sayacaklar. Milletin iradesine saygı duyacak, iktidarı millete teslim edecekler. Milletin iradesine saygı duyacak, iktidarı millete teslim edecekler, millete.

“Patates- soğan güle güle Erdoğan güle güle kardeşim, güle güle…”

Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir sözü altı dolu bir sözdür. Bugün hep beraber ekonomiyi konuşuyoruz, konuşacağız. Ama onlar, ekonominin e’sini ağızlarına almaya cesaret edemiyorlar tarihin en büyük ekonomik krizini unutturmak için, kötü dillerini, milletimizi bölmek için kullanıyor. Sanıyorlar ki, bu milleti kandıracaklar. Yemez… Artık yemiyor bu numaralar, yemiyor… Millet güzel bir slogan buldu: Patates- soğan güle güle Erdoğan güle güle kardeşim, güle güle…

Bunlar, kötülüğü o kadar büyüttüler ki artık miting alanlarında eşlerimizin görüntülerini yayınlayarak oy kapma ucuzluğuna başladılar. Biz sana benzemeyiz, eyy benzersiz kötülüklerin sahibi, biz kutsal saydığımız aileleri, oy uğruna seçim meydanlarına katmayız. Eşleri, çocukları siyaset mücadelesinden muaf tutarız. O yüzden, bugün buradaki yüzbinlerce insana görüntüler izletip, aileleri hedef yapmayız. Oysa ne kadar kolay, o kadar çok malzeme verdiniz ki ama biz aileye kutsal olarak yaklaşırız.

Siyasi rakiplerimizin eşlerini, çocuklarını hiçbir zaman hedef haline getirmeyiz. Miting meydanlarında görüntülerini sergilemeyiz. Bizim aile terbiyemizde, ahlakımızda, vicdanımızda bunu yapmaz. Biz de mertlik vardır. Serde mertlik vardır, kadına çocuğa dokunmayız biz. Çünkü biz anne-babamızdan bu ahlakı aldık, sevgiyle büyütüldük. Allah kalbinde sevgi olmayana da iyilik versin. Allah, ona da doğru yolu göstersin inşallah. Ahlakı ve erdemi bulmasına vesile olsun inşallah. İşin özü; Allah senin iyiliğini versin be kardeşim.

Milyonlarca vatandaş hakkıyla işe girecek hak, hukuk, adalet mücadelesinin simgesi, 13’üncü Cumhurbaşkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin birleştirici gücüdür. Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderliğinde, bir devir kapanacak. Bir avuç insanın torpilli yaşamı bitecek, millet huzura erecek. 15 Mayıs’tan itibaren, Türkiye güçlü ülke olma yolunda büyük adımlar atacak. Güçlü ülke, herkesin ‘çalışır kazanırım, ne ihtiyacım varsa kendim alırım’ diyebildiği ülkedir. Türkiye öyle bir ülke olacak. Eli ekmek tutanların, işiyle gurur duyanların ülkesi olacak. Bu yolda atılması gereken ilk adım, yöneticilerin, vatandaşa iş bulma sorumluluğunu hissetmeleridir. Biz, İstanbul’da bu sorumlulukla hareket ediyoruz.

Bizden önceki 25 yıl İstanbul’u yönetenlerin, insanlara iş bulmak gibi bir derdi hiç olmadı. Biz göreve gelir gelmez, Bölgesel İstihdam Ofisleri açmaya başladık. 100 binden çok yurttaşımızın özel sektörde işe yerleşmesini sağladık. 100 bin hanenin geliri arttı. 100 bin hanenin huzuru ve mutluluğu arttı. Bu yönetimin, uyguladığı model istihdam yaratmıyor hükümetin böyle bir derdi yok. Türkiye OECD ülkeleri arasında yüzde 54’e yakın bir oranla en düşük istihdam oranına sahip ülke.

Ekonomide güven ve istikrar ortamını tesis edeceğiz. Böylece, yatırım ortamını iyileştirerek sürdürülebilir büyümeyi sağlayacağız. Çok yönlü ve kapsayıcı işgücü ve mesleki eğitim politikaları uygulayarak işsizlikle ilgili yapısal sorunları çözüme kavuşturacağız. İstihdamda ve eğitimde yer almayan gençlere öncelik vereceğiz. Gençlerin doğru istihdamı için ‘Garantili Yetenek Programları’ başlatacağız.

Kadınların iş gücüne daha aktif katılımını sağlamak amacıyla İstanbul’da başlattığımız kreş seferberliğini tüm Türkiye’ye yayacağız. İstanbul’da nasıl yaptıysak, Türkiye’de de yapacağız. Maalesef iş bulma ümidini kaybetmiş veya uzun süredir işsiz olan insanlarımız/gençlerimiz var. Bu bireylere yeni beceriler ve yetenekler kazandırarak istihdama geçmelerini sağlamayı amaçlayan yapılar oluşturacağız. Bizden önce İstanbul’u yönetenlerin, kadınların çalışmasını sağlamak gibi bir derdi hiç olmadı.

Biz, ilk kez üst düzey yönetim kadrolarına kadın yöneticiler atadık. Bizden önce, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde 12 meslek dalında kadınlara fırsat verilmemişti. Mesela hiç kadın otobüs şoförü, vatman, zabıta, cankurtaran, Şehir Hatları’nda denizci yoktu. Bugün 90 bin çalışanımız arasında o meslekleri yapan yüzlerce kadın çalışanımız var. Kadınlar, torpilleri veya tanıdıkları olduğu için değil liyakat sahibi oldukları için çalışıyorlar. Bu memlekette liyakat zincirini yok ettiler. Mülakat çöpe liyakat memleketin gündemine.

Milletin iktidarında böyle olacak. Erkekler, kadınlar, gençler, engelliler Milyonlarca vatandaş hakkıyla işe girecek. Bizden önce İstanbul’u yönetenlerin, çiftçileri desteklemek gibi bir dertleri hiç olmadı. Biz göreve geldik ve İstanbul’un çiftçilerini, hayvan yetiştiricilerini, arıcılarını ve balıkçılarını desteklemeye başladık. İstanbul’da 700’ün altına inmiş olan çiftçi sayısı bugün tam 8 bin 200’ün üzerine çıktı.

Halk Ekmek buğdayımızı ve ücretsiz dağıttığımız HalkSüt’ü artık tamamen İstanbullu çiftçilerden alıyoruz. İstanbul’da tarım da var. Bin mahalle bakkalını İstanbulkart ile alışveriş yapılabilir hale getirdik. Sosyal destek sunduğumuz binlerce yurttaşımız doğrudan Halk Bakkallardan alışveriş yapıyor. Milletin iktidarında da böyle olacak. Aracı olmayacak yancılar, komisyoncular olmayacak, Halk kazanacak. Gıda fiyatları düşecek.

Bunların hepsi nasıl olacak? diye düşünebilirsiniz. Diyebilirsiniz ki bunlar 20 yıldır iktidarda, siz daha yenisiniz. Kaygı duyanlar olabilir. Bu kaygıların çok güzel bir yanıtı var. Bakın, az önce yanıtında biri buradaydı Mansur Başkanım, o Ankara’da başardı. Değil 20 yıl bunlar 25 yıldır iktidardaydı. Ankara’ya Mansur Başkanım geldi. 25 yıllık kadrolaşmanın üstüne.

Adana’da başardık, Mersin’de başardık, Antalya’da İstanbul’da başardık. Üstelik her işimize köstek olan hükümete rağmen. Ankara’da İstanbul da bugün en güzel günlerini yaşıyor. Ankara’da da İstanbul’da da bugün 4 yıl önce bize duyulan halk desteğinin 10 puan daha önünde destek alıyoruz. Her işimize köstek olan hükümete rağmen, bu kadar iş yapıyorsak, şu iktidarı bize verin de cümle aleme iş nasıl yapılır bir gösterelim.

“Her şey çok güzel olacak”

Bu memleketi uçuracağız. Bir gösterelim… Bu fırsatı verecek misiniz? O zaman bu iş ilk turda bitsin. Bak bu alavereci dalavereci iktidar, 2. tura kalırsa ellerinden geleni yapacaklar. Ama 2. tura bu işi bırakmayın, her türlü numarayı çeker. Bunların fıtratında var, 31 Mart seçimi örnektir. Dövizi de patlatır, borsayı da çökertir, emekliye maaş bile vermez daha beter işler de yaparlar sonra da suçu bize atmaya kalkarlar.

Bu işi ilk turda bitirmek farzdır farz. Artık bu ülkede ‘ben devri’ bitecek, ‘biz dönemi’ başlayacak. 15 Mayıs sabahı, 13. Cumhurbaşkanımız Kemal Kılıçdaroğlu ile güneş bir başka doğacak. Milletin ittifakıyla bu memlekete güneş bir başka doğacak. 15 Mayıs sabahı kalktığınızda içinize derin bir nefes aldığınızda diyeceksiniz ki ‘Mis gibi demokrasi kokuyor, mis gibi cumhuriyet kokuyor, mis gibi eşitlik kokuyor.’ Haksızlığa uğrayan herkese adalet istiyorum.

Tayfun kardeşim bir yıldır Gezi davasında haksız yere hapiste tutuluyor. Hiçbir suçu yokken, Gezi davası dahil haksız yere, hukuksuz yere hapiste tutulan herkese adalet istiyoruz. Adalet kişiye göre olmaz. Adalet iktidara yakınlığına göre olmaz. Adalet millete göre olur, millete adalet olur. Devlet insanı, vatandaşına iyi davranır, düzgün davranır. Devlet güçlü olur. Devletimiz güçlü olacak. Ama devletimiz, insanına gücünü değil, şefkatini, vicdanını, adaletini, erdemini gösterecek. Her şey çok güzel olacak.”

Paylaşın

ABB Başkanı Yavaş: Hukuk Herkese Adil İşleyecek

Millet İttifakı’nın İstanbul mitinginde konuşan ABB Başkanı Mansur Yavaş’ın ana gündemi hukuktu. 14 Mayıs’tan sonra hukukun üstünlüğünün mutlaka yerini bulacağını belirten Mansur Yavaş, “Hukuk herkese adil işleyecek” dedi.

Haber Merkezi / ABB Başkanı Yavaş, ayrıca, AK Parti’nin seçim propagandasında askeri girişimleri dahil etmesini eleştirdi ve “Seçime gidiyoruz fakat nasıl bir seçim anlamadık. 21 yıllık iktidar, yaptıklarını anlatıp, yeni vaatler ileri sürmesi gerekirken tankları, tüfekleri gösteriyor, gemileri gösteriyor. Seçim mi yapıyoruz, savaşa mı hazırlanıyoruz belli değil” ifadelerini kullandı.

Millet İttifakı, 14 Mayıs seçimlerine sekiz gün kala İstanbul Maltepe sahilinde, tüm siyasi liderlerinin katılımıyla büyük bir miting düzenledi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu sırasıyla birer konuşma yaptı.

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, mitingde yaptığı konuşmada, şunları söyledi:

“Bu kalabalıklar bir şey söylüyor, 14 Mayıs’ta değişimin müjdesini veriyor. Seçime gidiyoruz fakat nasıl bir seçim anlamadık. 21 yıllık iktidar yaptıklarını anlatıp yeni vaatler ileri sürmesi gerekirken tankları tüfekleri, gemileri gösteriyor. Seçim mi yapıyoruz, savaşa mı hazırlanıyoruz belli değil.

Bu eserlerin hepsi bizim eserlerimiz gurur kaynağımız ama 14’ünden sonra insanlarımız şununla karşı karşıya kalacak; kiracı-ev sahibi, kredi kartları, pahalılık, enflasyon, uyuşturucu, mülteci. Bu sorunlarla karşı karşıya kalacak ama bunların konuşulmasını istemiyor. Seçim zamanı mevsimlik birazcık milliyetçilik sosu birazcık muhafazakarlık sosu. İnsanlar bununla tartışsın başka bir şey konuşulmasın istiyorlar.

İstanbul düştü ama her şey çok güzel oldu. Gerçeklerin yine bu seçimde konuşulmasını istemiyorlar bir sürü iftira atıyorlar. Kulak asmıyoruz. Korkuyorlar mı? Neden korkuyorlar, hesap vermekten değil mi? Biz 15 Mayıs’ı bekliyoruz. 14 Mayıs’tan sonra hukukun üstünlüğü de mutlaka yerini bulacak ve hukuk herkese adil işleyecek. Millet İttifakı’ndaki 6 parti hakikaten uzlaşmış bir araya gelmiş.

Öbür taraftakiler bir acayip, HÜDA PAR var. Bir kısmı ittifakta bir kısmı değil diyor, ee berabersiniz. Seçime giderken milli, gayri milli laflarının hepsini reddediyoruz. Mevsimlik milliyetçiliklerinizi, muhafazakarlıklarınızın hepsini reddediyoruz. Bizim yaklaşımımız şu; 31 Mart’ta 25 yıldır hiçbir yönetim görmeyen, eskilerin de belediyecilik yaptığını sana halk 11 Millet İttifakı büyükşehir belediye başkanını göreve getirdi ve aradaki farkı anladı.

Ülkemizin de buna ihtiyacı var. 21 yıldır o gün 10 yaşında olan gençler 30 yaşına geldi bir başkasını görmedi. İnşallah Türkiye’de de bu fırsat verilirse Türkiye nasıl yönetilir, şeffaf olunur hepsini göstereceğiz.

Cumhurbaşkanı başından beri Millet İttifakı’nın bütün mensuplarını fertlerine kadar sürekli suçluyor. Ağza alınmaması gereken laflarla suçluyor. Dün akşam birdenbire bir tweet, biz 31 Mart’ta bekledik o tweeti. Bin 400 belediye başkanını bugün seçtin, 2019’da.

Yarından itibaren bize düşen hep beraber ülkemiz için çalışmak sözünü cumhurbaşkanından beklerken topal ördek ithamları ile karşı karşıya kalmıştık. Bugün seçime giderken ilk defa hepimizi kucaklayan bir mesajı attı. Çok şaşırdık, uzun zamandır cumhurbaşkanının ağzından böyle güzel şefkatli bir cümle duymamıştık. Uçağa gelirken gördük ki hepimizi sandıkta mezara gömecekmiş, ne diyeyim ben.

Artık biz tatlı dilli, azarlamayan, herkesi kucaklayan, herkesin cumhurbaşkanı olacak bir cumhurbaşkanına ihtiyacımız var, o da geldi. Az kaldı, gençlerine iyi telefonu layık gören, gençlerini azarlamayan, onları dinleyen, gençlerden akıl alan ve onların en iyisini talep etmelerini onlarda bir hak gören bir anlayışla 14 Mayıs’ta sandığa gidiyoruz ve birleşe birleşe kazanıyoruz.

14 Mayıs’tan sonra nasıl 11 Millet İttifakı büyükşehir ve diğer Milet İttifakı belediyelerinde yaşayan halk için huzur, bereket geldiyse, mutlu oluyorlarsa, şimdi ülkemizin bu mutluluğu, huzuru ve bereketi tatma zamanı geliyor. 14 Mayıs’ta güzel ülkemizde kin, nefret tohumları ortadan kalksın, artık mutluluk, refah ve bahar gelsin memleketimize diyor, başarılar diliyorum. Güzel günlerde görüşmek üzere.”

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu: Değişiklik Yapmaya Mecburuz

Millet İttifakı’nın İstanbul mitinginde konuşan SP Lideri Karamollaoğlu’nun eleştirileri arasında Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi vardı. Karamollaoğlu, 6 Şubat’taki depremlere geç müdahale edilmesinin “başkanlık sistemi” nedeniyle yaşandığını söyledi.

Haber Merkezi / Bu sistemin mutlaka değişmesi gerektiğinin altını çizen Karamollaoğlu, “Mecburuz. Sizin dertlerinizle dertlenebilmek için bu değişiklikleri yapmaya mecburuz. Şunu bilin bütün dertler sıralandı. Adalet başta olmak üzere her konuya el atacağız” dedi.

Millet İttifakı, 14 Mayıs seçimlerine sekiz gün kala İstanbul Maltepe sahilinde, tüm siyasi liderlerinin katılımıyla büyük bir miting düzenledi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu sırasıyla birer konuşma yaptı.

Saadet Partisi Genel Başkanı Karamollaoğlu, mitingde yaptığı konuşmada, şunları söyledi:

“Sizin şu ortaya koyduğunuz tablodan da inşallah 14 Mayıs’ta mührü Millet İttifakı’na vereceğinizin işaretini görüyorum. İnşallah 15 Mayıs yeni bir dönemin başlangıcı, Sayın Kılıçdaroğlu’nun da Cumhurbaşkanlığı’nın tescili olacak.

Muhterem kardeşlerim, hava biraz serin. İlk konuşmayı da bana verdiler Canan hanımdan sonra sizi çok uzun zaman burada tutmayı arzu etmiyorum. Sadece birkaç kelimeyle düşüncelerimi, fikirlerimi, hissiyatımı size arz etmek istiyorum. Biz altı siyasi parti olarak bir araya geldik. Ülkemizin son 21 yıldır içine sürüklenmiş olduğu sıkıntılardan kurtulabilmek için.

Sizin sıkıntılarınızı biliyoruz. Onlara derman olacak projeleri, ilkeleri de son 1,5 yıldır hazırladık ve inşallah 15 Mayıs’tan sonra da bunları tatbikata başlayacağız. Bizim derdimiz belli bir makama, mevkiye gelmek değil. Bizim derdimiz, sizin derdinizle dertlenebilmek, sizin içine sürüklenmiş olduğunuz problemlerden bir an önce kurtulmanızı sağlayabilmek.

“Herkesin dert babası olacağız”

Muhterem kardeşlerim, en önemli meselelere yaklaşırken düşüncemiz, hissiyattan kurtulmak. Hislerimiz değil, aklımız, vicdanımız, tecrübelerimiz bu ülkenin içine sürüklenmiş olduğu problemlerden nasıl kurtulacağımızı bize gösterecek. Bizim her konuda; kanun hükmünde kararname mağdurları, atanamayan öğretmenler, bunun dışında farklı sebeplerle mahkemelere gidip haklarını almalarına haklarını mahkemede alıp, devlet nezdinde alamayanların derdi de bizim derdimiz.

Her mağdur insanın derdiyle dertlenmeyi kendimize ilke kabul ettik. Elbette toplum kesimleri, her birinin birbirinden farklı sıkıntıları var. Sözgelimi esnaf, bizim memleketimizin bel kemiğini oluşturur. Türkiye’mizin tamamını düşündüğümüzde milyonun üzerinde esnaf kardeşlerimiz var. İstanbul’da 300 binden fazla esnafımız var.

Esnafımız aslında toplumun temel direklerinden bir tanesi ama derdiyle dertlenenler maalesef şu anda yok. İktidarda bulunanlar onların derdini kendilerine sadece hatırlatmak için bir vazife olarak görüyorlar. Ama 21 yıllık iktidarları esnasında esnafın problemini çözmediler, çözemediler. Tam tersi arttırdılar.

Bundan dolayıdır ki, sözgelimi esnafın derdiyle dertlenmek, onun kredi problemlerini, ödeyemedikleri vergi problemlerini halletmek bizim en önemli görevimiz olacak. Şundan emin olun, biz sadece vaatte bulunmuyoruz. Biraz önce de ifade ettim, çok farklı programları olan altı siyasi parti Genel Başkanları olarak bir araya geldik.

Meselelerimizi birlikte mütalaa ettik, komisyonlar kurduk. Arkasından da bu problemlerin üstesinden nasıl geleceğimizi kamuoyuna deklare ettik. Açıkladık. Gizli kapaklı bir şeyimiz yok. Onun için mağdur olan kim olursa olsun, siyaseten bizim aynı duygu ve düşünceleri paylaşmasa bile onun derdini biz kendi derdimiz bileceğiz, bundan emin olun.

Herkesin dert babası olacağız. Mutlaka dertli olan insanlarla dertleşeceğiz. Mutlaka her kesimin problemlerini çözeceğiz. Türkiye’yi biz bir bütün olarak görüyoruz. Diyarbakır’dan Edirne’ye kadar, Kars’tan ta Muğla’ya kadar her bölge bizim derdimiz.

Bir deprem yaşadık. 11 ilimiz yerle bir oldu. Sırf bugünkü başkanlık sisteminden dolayı müdahaleye bu iktidar iki gün geç teşebbüs edebildi. Düşünebiliyor musunuz, bir depreme bile bugünkü sistemden dolayı iki gün geç müdahale eden bu iktidar, mutlaka değişmesi icap eden bir yapı hâline geldi. Mecburuz. Sizin dertlerinizle dertlenebilmek için bu değişiklikleri yapmaya mecburuz. Şunu bilin, bütün dertler sıralandı. Adalet başta olmak üzere, her konuya el atacağız.

Mutlaka sanayide bir devrim yapacağız. Neye ihtiyacınız varsa, ihtiyacımız varsa, mutlaka onu gidereceğiz. Ülkemizin her bölgesinde her ilinde yatırımlar gerçekleştireceğiz. Herkes iş bulmak, karnını doyurmak için İstanbul’a gelmek mecburiyetini hissetmeyecek. Biz herkes iline dönsün demiyoruz. Ama her ilinde yaşayan insan, kendi karnını kendi ilinde mutlaka doyursun istiyoruz. Onun için planlı çalışmaya ihtiyacımız var. Gündelik taleplere uyarak problemler çözülemez.

Hasbelkader, ben hayata devlet dairelerinde başlarken, Devlet Planlama Teşkilatı’nda başladım. Şunu gördüm, plansız ne yaparsanız yapın, boşa gider, emeğinizin büyük bir kısmı. Planı doğru yaparsanız o da. Doğru yapmazsanız zaten bu memleketin kurtulmasını sağlamak mümkün değildir.

“Var mısınız?”

14 Mayıs için bir taahhüt istiyoruz. Eğer bu taahhütte bulunur, yetkiyi Millet İttifakı’na verirseniz, gelecek sene bu mevsimde bir araya gelirsek, Allah nasip ederse problemlerinizin büyük bir kısmının çözülmüş olduğunu hep birlikte göreceğiz. Bu desteği görmekte sizden taahhüt istiyorum. Var mısınız? Var mısınız? Var mısınız? İnşallah ülkemizin bugünkü sıkıntılardan kurtulacağı günleri çok kalmadı, kısa bir zaman sonra birlikte idrak edeceğiz. Başarıya da ulaşacağız.”

Paylaşın

Erdoğan’dan “14 Mayıs” Paylaşımı: Yine Zaferle Çıkacağız

Sosyal medya hesabından bir paylaşım yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, , “Tarihimizin en önemli seçimleri olan 14 Mayıs’tan Allah’ın izniyle yine zaferle çıkacağız. Peki, bu seçimlerde kimler kazanacak? Genciyle, yaşlısıyla, kadını ve erkeğiyle 85 milyonun her bir ferdi kazanacak” dedi.

Doğusu, batısı, kuzeyi ve güneyiyle 81 vilayetin tamamının kazanacağını belirten Erdoğan, “Türkler, Kürtler, Araplar, Sünniler, Alevilerle birlikte toplumumuzun tüm kesimleri, Türkiye’nin bütün renkleri kazanacak. Hristiyan’ıyla, Musevi’siyle, Süryani’siyle farklı inançlara mensup tüm vatandaşlarımız kazanacak.” değerlendirmesinde bulundu.

AK Parti ve Cumhur İttifakı kadar CHP’ye, İYİ Partiye, Saadet Partisine ve diğer partilere gönül veren vatandaşların da kazanacağını kaydeden Erdoğan, Türk milleti ile birlikte “Daha Adil Bir Dünya Mümkün” çağrısına kulak veren Asya ve Afrika’daki yüz milyonların kazanacağını belirtti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sosyal medya hesabından 14 Mayıs’ta yapılacak olan seçimlere ilişkin paylaşımda bulundu. Erdoğan, paylaşımında şu ifadelere yer verdi:

“Ay yıldızlı al bayrağımızı görünce huzur bulan, kendini güvende hisseden soydaşlarımız kazanacak. Ülkemizin ve dünyanın dört bir yanında Türkiye’nin başarısı için dua edenler kazanacak. Yani hangi etnik kökene, mezhebe, dünya görüşüne sahip olursa olsun tüm Türkiye kazanacak; gönül coğrafyamızdaki kardeşlerimiz kazanacak, mazlum ve mağdurlar kazanacak.

14 Mayıs inşallah hepimizin bayramı, gurur günü, Türk demokrasisinin şöleni olacak. Bunun için kimse karamsarlığa kapılmasın, kimse kendini dışlanmış hissetmesin. Hiç ama hiç kimse ülkemizin aydınlık ve müreffeh yarınlarına dair inancını yitirmesin.

Siyasetin özünde var olan tatlı rekabetin siyasi husumete dönüştürülmesine lütfen fırsat vermeyelim. Birliğimize, beraberliğimize, bu topraklardaki bin yıllık kardeşliğimize sıkı sıkıya sahip çıkalım. Muhabbetimizi güçlendirelim, kırgınlıkları giderelim, bir gönüle daha girelim. Allah’ın izniyle gerisi gelecektir. Rabbim kardeşliğimizi daim eylesin.”

Paylaşın

HDP’li Sancar: Halkımız Bu İktidarı Göndermeye Hazır

Ankara Mamak Türközü’nde açıklamalarda bulunan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Görüyorum ki halkımız Türkiye’nin dört bir yanında bu seçimlere hazır. Gittiğim her yerde, her şehirde gördüğüm manzara budur. Bitlis’ten Van’a, Mardin’e, İzmir’e, Ankara’ya, Artvin’e, Diyarbakır’a kadar bütün illerde, bu ülkenin bütün şehirlerinde halkımız bu iktidarı göndermeye hazır, bu düzeni değiştirmeye hazır” dedi ve ekledi:

“Evet, bu güç bizleri daha da kararlı kılıyor. Bu güç omuzlarımızdaki sorumluluğu daha da artırıyor. Bizler değişim için geliyoruz. Bu ülkede baskıyı, sömürüyü, rantı, talanı ve savaşı bitirmeye geliyoruz. İktidar operasyonlarla ve kirli propagandayla bir kampanya yürütüyor. En çok da bize saldırıyor. Her yerde engellemeler var. Her gün yeni arkadaşlarımızı gözaltına alıyorlar, tutukluyorlar. Özgür basının emekçilerini her gün gözaltına alarak halkın haber alma hakkını engellemeye çalışıyorlar. Avukatları, seçim görevlilerimizi alıyorlar. Çünkü kampanyamızın etkisini görüyorlar”

Sanca, konuşmasının devamında, “Bunun yaratabileceği değişim dalgasının çok farkındalar. Bizi en iyi tanıyan AKP-MHP koalisyonudur. Değişimin gücünün ve iradesinin burada Yeşil Sol’da, Yeşil Sol’la birlikte yürüyen halklarda olduğunu iyi görüyorlar. O nedenle korkuyorlar. Korktukça daha fazla saldırıyorlar ama onlar saldırdıkça biz daha da güçleniyoruz, kararlılığımız daha da artıyor” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Ankara Mamak Türközü’nde Yeşil Sol Parti milletvekili adaylarıyla birlikte seçim bürosu açılışına katıldı. Sancar, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Hevalên hêja hûn hemû bi xêr hatin, ez we hemûyan bi dil û can slav dikim. Ser seran serçavan hatin. Sevgili kardeşlerim hepiniz hoş geldiniz. Görüyorum ki halkımız Türkiye’nin dört bir yanında bu seçimlere hazır. Gittiğim her yerde, her şehirde gördüğüm manzara budur. Bitlis’ten Van’a, Mardin’e, İzmir’e, Ankara’ya, Artvin’e, Diyarbakır’a kadar bütün illerde, bu ülkenin bütün şehirlerinde halkımız bu iktidarı göndermeye hazır, bu düzeni değiştirmeye hazır.

Değişimin iradesinin Yeşil Sol’da olduğunu görüyorlar, o yüzden saldırıyorlar

Evet, bu güç bizleri daha da kararlı kılıyor. Bu güç omuzlarımızdaki sorumluluğu daha da artırıyor. Bizler değişim için geliyoruz. Bu ülkede baskıyı, sömürüyü, rantı, talanı ve savaşı bitirmeye geliyoruz. İktidar operasyonlarla ve kirli propagandayla bir kampanya yürütüyor. En çok da bize saldırıyor. Her yerde engellemeler var. Her gün yeni arkadaşlarımızı gözaltına alıyorlar, tutukluyorlar.

Özgür basının emekçilerini her gün gözaltına alarak halkın haber alma hakkını engellemeye çalışıyorlar. Avukatları, seçim görevlilerimizi alıyorlar. Çünkü kampanyamızın etkisini görüyorlar. Bunun yaratabileceği değişim dalgasının çok farkındalar. Bizi en iyi tanıyan AKP-MHP koalisyonudur. Değişimin gücünün ve iradesinin burada Yeşil Sol’da, Yeşil Sol’la birlikte yürüyen halklarda olduğunu iyi görüyorlar. O nedenle korkuyorlar. Korktukça daha fazla saldırıyorlar ama onlar saldırdıkça biz daha da güçleniyoruz, kararlılığımız daha da artıyor.

Bu yürüyüş bu ülkeye özgürlüğü, demokrasiyi, barışı ve adaleti getirme yürüyüşüdür. Bu yürüyüş büyüyerek, büyük bedel karşılığında gerçekleşen mirası daha da ileriye taşıyarak devam ediyor, edecek. Hem seçimlerde hem de seçim sonrasında esas belirleyici aktörün bizler olduğunu; Yeşil Sol ağacı altında toplanan halklar, emekçiler, gençler, kadınlar, bizler olduğunu herkes görüyor.

Bunu daha etkili hale getirmenin sorumluluğunu bizler de görüyoruz, bizler de taşıyoruz. Burada, Türközü’nde daha önce defalarca düğünlerde ve taziyelerde buluştuk. Burada geri dönüşüm işçilerinin emeklerine sahip çıkmak için bir araya geldik. Uğradıkları haksızlıkları ve sömürüyü biliyoruz.

Bütün Kürt şehirlerinde yoksulluğun ne kadar derinleştiğini gittiğimiz her anda görüyoruz. Burada da aynı şekilde. En alttakiler, en yoksullar yine Kürtler. Ama Kürtler emek mücadelesini de özgürlük mücadelesiyle, demokrasi mücadelesiyle en iyi buluşturmayı bilen halktır. O nedenle kendi hakları ve özgürlüğü için mücadeleyi demokrasi, özgürlük ve emek mücadelesiyle birleştirmiştir, buluşturmuştur.

Kurtuluş da bütün güçlerin bir araya gelmesindedir. O günler de yakındır. Bakın her bir oy çok değerlidir. Sevgili gençler mutlaka ama mutlaka sandığa gidin. Hiçbir şey sizi sandığa gitmekten alıkoymasın. Bu iktidarın propagandalarına, bu iktidarın yaymaya çalıştığı kaos kaygısına ve korku atmosferine hiç kimse prim vermesin.

“Seçim günü hepimiz oyumuza ve irademize sahip çıkacağız”

Seçimlerde hile yapılacağı şeklinde sürekli konuşulan meselelere kulaklarınızı tıkayın. Çünkü sandığın gerçek koruyucusu sandık görevlileri ve müşahitleri değil halkın kendisidir. Her bir oy veren seçmen aynı zamanda o oyu korumakla görevlidir. Seçim günü hepimiz oyumuza ve irademize sahip çıkmak için sandıklarda oy çuvallarının başında nöbet tutacağız. Hiç kimse sandığı da oy çuvallarını da boş bırakmayacak.

Hazırlıklarımız var, elbette teknik bütün çalışmalar yapılıyor ama bunların ötesinde en önemli şey bizzat kendimizin oylarımıza sahip çıkmasıdır. Hile, hurda, yalan, dolan halkın gücü karşısında çöker, çözülür. En büyük güç halkın gücüdür. Halkın iradesinin üstünde hiçbir güç yoktur.

14 Mayıs gecesi sonuçlar belli olduğunda göreceğiz ki halk kararını özgürlükten, demokrasiden, emekten ve barıştan yana ortaya koymuş olacak. Bizler de o iradeyi sahipleneceğiz. O iradenin sorumluluğunun gereklerini 15 Mayıs’tan itibaren yerine getirmek için elimizden gelen her türlü çabayı harcayacağız. Sizlerle yapacağız bunu. Meclis’te oturarak, parti binalarında masa etrafında toplanarak değil; halkın içinde, halkla birlikte yeni dönemin kurucu gücü, öznesi ve aktörü bizler olacağız, Yeşil Sol olacak.

Oylarımıza sahip çıkalım ama oylarımızı kullanırken de hepimiz çok dikkatli olalım. Arkadaşlarım da uyardılar. Oy kullanırken yapılan her yanlış oylarımızın heba olmasına yol açar ve bunun bize faturası ağır olur. Onun için oy pusulasını elinize aldığınızda ağacı arayacaksınız. Yeşil Ağaç.

Milletvekili seçiminde elinize pusulayı aldığınızda ağacımızın altına mührünüzü basıyorsunuz ve katlayıp sandığa koyuyorsunuz. Tek mühür Yeşil Sol’un ağacının altına vurulacak mühürdür. Bunu aklınızdan çıkarmayın. O oy doğru kullanıldığında gücümüzü artıracak, yanlış kullanıldığında emeklerimize yazık edecek.

Oylarımızı da irademizi de en güçlü şekilde o sandığa yansıtacağız ve sandıktan değişimin ve demokratik dönüşümün gücünü çıkaracağız. Geleceği biz kuracağız, AKP-MHP iktidarının bu zalim düzenini bizler değiştireceğiz. Değişim bizlerle gelecek; demokrasi, özgürlük, barış, adalet ve emekten yana bir düzen bizlerle kurulacak.

“Ankara’da da tarihimizin en yüksek oy oranına ulaşacağız”

O nedenle ne kadar çok temsilci gönderirsek Meclis’e gücümüz de değişim etkimiz de o kadar büyük olacak. Gelecek bizim mücadelemizle aydınlanacak, karanlık bizlerin mücadelesiyle dağılacak. Ülkeye aydınlığı getirmeye geliyoruz. O nedenle her yerde oylarımızı Yeşil Sol ağacının altına basıyoruz. Ankara’da da tarihimizin en yüksek oy oranına ulaşacağız. Bundan önce siz sevgili yoldaşlarımın Meclis’e açtığı yolu şimdi daha fazla vekille daha da ileri taşıyacağız.

Ankara’dan sayı vermiyorum ama bütün Türkiye’yi şaşırtacak, dostu sevindirecek, düşmanı çatlatacak kadar yüksek oy bekliyoruz. O kadar çok temsilci bekliyoruz. Birliğimiz ve birlikteliğimiz bizim en değerli hazinemizdir; can suyumuzdur, Yeşil Sol ağacını besleyen dereler ve ırmaklardır.

O suyu o ırmakları bir deniz olarak Yeşil Sol’da birleştirelim ki Yeşil Sol bütün özgürlük, adalet, demokrasi, barış özlemlerinin aktığı koca bir deniz olsun. Bu ülke ferah, aydınlık ve özgür yarınlara kavuşsun. Bu da birlikteliğimizle, bizlerin mücadelesiyle olacak. Buna yürekten inanıyorum. Hepimizin yolu açık olsun. Serkeftin riya me vekirî be. “

Paylaşın

Washington Post: Seçmenler Erdoğan’da Uzaklaşmaya Hazır Mı?

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, dünya basını da seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor.

Son olarak Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli Washington Post gazetesi, Türkiye’de 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerin tüm dünyada yakından izlendiğini, sonuçların Türkiye’nin Avrupa’yla, Ortadoğu’yla ve Amerika’yla bağlarıyla Suriye ve Ukrayna’daki çatışmalar üzerinde etkili olacağını yazıyor.

Washington Post seçmenlerle yapılan söyleşileri aktarıyor. Özgürlüklerin ve demokrasinin kısıtlanmasından, mülteci akınından, yüksek enflasyondan ve kadına yönelik şiddet eylemlerinin artmasından şikayet eden seçmenler Erdoğan’ın mağlup olması gerektiğini söylüyor.

Daha önceki seçimlerde Erdoğan’ı destekleyen ancak bu seçimlerde Muharrem İnce’yi tercih edeceğini söyleyen 44 yaşındaki Duygu Çelik, sekiz ay öncesine kadar ev kadını olduğunu, ancak yüksek enflasyon nedeniyle ek gelir elde etmek için temizlikçi olarak çalışmaya başladığını söylüyor.

Oğlunun yurtdışında bir değişim programına katılmaya hak kazandığını, ancak ekonomik güçlerinin yetersizliği nedeniyle yurtdışına gidemeyeceğini söyleyen Çelik, en büyük pişmanlığının, 2017 referandumunda parlamenter sistemin değiştirilmesi yönünde oy kullanması olduğunu kaydediyor ve “Tek kişi koca ülkeyi yönetmemeli” diyor.

68 yaşındaki Hatice Özaydın ise pahalılıktan şikayet ediyor; ancak ekonomik darboğazın ve yüksek enflasyonun nedenini bilmediğini söylüyor.

Muhalefetin PKK’yla bağlantılı olduğunu iddia eden Özaydın, “Ekonomi kötü olsa da bir kez daha Erdoğan’a oy vereceğim” diyor.

28 yaşındaki Nuri Bora Demir ise sadece son birkaç yılda yaşam standartlarındaki olumsuz değişimi düşündüğünü, kendisi gibilerinin tatil planları yaparken şimdi hiçbir şey alacak ekonomik gücü kalmadığını söylüyor.

Kendi yaş grubundakilerin fırsatlardan yoksun olduğunu aktaran Demir, seçimlerinse ekonomiyi düzeltmeye yetmeyebileceği görüşünde. Genç seçmen, “Kendi yaş grubuma baktığımda bizim için bir aday görmüyorum. Hepsi yaşlı” diyor.

39 yaşında dört kız çocuğu babası bir seçmense ekonomik durumdan doları Erdoğan’ı eleştirse de krizin en kötü günlerinin geçtiği konusunda umutlu ve “Son kez de olsa Erdoğan’ın bir kere daha kazanmasını istiyorum, en azından ülkenin istikrarını geri getirmek için” şeklinde konuşuyor.

Paylaşın

Wall Street Journal: Seçimlerin Sonucunu Depremzedeler Belirleyebilir

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli The Wall Street Journal, 14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine ilişkin dikkat çeken bir yazı yayınladı.

6 Şubat’ta meydana gelen depremlerin Türkiye’nin son yüzyılda karşılaştığı en ağır felaket olduğunu kaydeden Wall Street Journal gazetesi, son yılların en olağandışı seçimleri olarak nitelediği 14 Mayıs seçiminde depremlerin etkisinin önemli rol oynayacağını belirtti.

Habere göre bazı kentlerin tamamen boşalmasına neden olan ,milyonlarca insanın deprem bölgesinden kaçıp konteynerlere, çadırlara, otellere ve akrabalarının yanına sığınmasına yol açan depremler sonrasında yüzbinlerce seçmen, oy kullanmak için memleketlerine geri dönecek.

Gazete, sonucun çok az farkla belirleneceğini öngördüğü seçimlerde kitlesel travma yaşayan seçmenlerin kullanacağı oyların belirleyici rol oynayabileceğini kaydediyor.

Hükümetin muhalefet partilerinin depremzedeler için uzak noktalarda seçim sandıkları kurulması çağrılarını geri çevirdiğini yazan Wall Street Journal, Yüksek Seçim Kurulu’na göre deprem bölgesinde yaşayan 9 milyon seçmenin sadece 133 bininin seçmen kayıtlarını başka bölgelere aldırdığını hatırlatıyor.

Habere göre Türkiye’deki kayıtlı seçmenlerin yaklaşık yüzde 14’ü deprem bölgesinde yaşıyordu. Çok sayıda insanın başka illere taşındığı Hatay’da 1 milyondan fazla seçmen yaşıyor ve bu seçmenlerin ağırlıklı çoğunluğu, Erdoğan’ın rakiplerini destekliyordu.

Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’in görüşlerine yer veren gazete, Seçer’in “Çok sayıda depremzede oy kullanamayacak çünkü ya yaşadıkları bölgelere geri dönme imkanına sahip değiller ya da yıkılmış memleketlerine geri dönmek için psikolojik olarak buna hazır değiller” şeklindeki sözlerini aktarıyor.

Depremlerin hükümetin kilit sistemlerinde çöküşe neden olduğunu, sivillerin elleriyle ve küreklerle enkaz altında arama yaptığını, yardım ve kurtarma ekiplerinin bölgeye geç müdahale etmesinin depremzedelerde derin bir terk edilmişlik hissi uyandırdığını yazan gazete, Yeşil Sol Parti’den Mersin Milletvekili adayı Perihan Koca’yla konuşmuş.

Koca, “Depremlerden sonra Türk toplumunda yeni bir doku ortaya çıktı. Karanlık bir taraf var. Siyasi ve sosyal enkaz var. Egemen hissiyat, öfke ve insanların devlete olan güveninin kaybolması” dedi.

Deprem felaketlerinden sonra kamuoyu yoklamalarında Erdoğan’a verilen destekte bir miktar düşüş gözlense de Millet İttifakı Kemal Kılıçdaroğlu’yla Erdoğan arasındaki yarışın son haftalarda başa baş gittiğini kaydeden Wall Street Journal, Antakyalı yüzme öğretmeni 38 yaşındaki CHP seçmeni Gökben Çevikol’un görüşlerini aktarıyor.

Şu anda Mersin’de bir yurtta başka depremzedelerle beraber yaşayan Çevikol, seçim günü Kemal Kılıçdaroğlu’na oy atmak için memleketi Antakya’ya gideceğini söylüyor.

Aynı yurtta yaşayan bir başka CHP seçmeni de Samandağlı bir kadın da memleketinde oy kullanacağını aktarıyor.

Mersin’de bir depoda yaşayan Elbistanlı 43 yaşındaki Fadime Maden de muhalefeti destekliyor, ancak Maden, oy kullanmak için Elbistan’a gitmek istemesine rağmen otobüs ya da tren biletini karşılamaya yetecek ekonomik gücü olmadığını söylüyor.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Associated Press: Erdoğan’ın Liderliği Risk Altında

Dünya basını, 14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor.

Son olarak Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli haber ajansı Associated Press, seçimlere ilişkin dikkat çeken bir analize yer verdi.

VOA Türkçe’nin aktardığı haber göre, siyasi kariyerinin başında yıkıcı 1999 depremi ve ekonomik darboğazın iktidara yükselttiği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği, 20 yıl sonra benzer şartlar nedeniyle risk altında.

Daha önce üç kez başbakanlık yapan kutuplaştırıcı ve popülist Erdoğan, 14 Mayıs seçimlerinde üçüncü kez cumhurbaşkanı seçilirse iktidarını üçüncü on yıla taşımış olacak. Erdoğan, şu anda Türkiye’nin en uzun süre görev başında kalmış lideri.

Erdoğan’ın 2001’de kurduğu AK Parti, ekonomik kriz sırasında ve İzmit depreminin sonrasında iktidara gelmişti. O dönemde AK Parti hükümetin 1999 depremlerinin yol açtığı felaket sonrasında iyi yönetim sergileyememesinin yarattığı kamuoyu öfkesini kendi lehine kullandı.

2003’te başbakan olan Erdoğan da o tarihten bu yana ülkenin iktidarını elinden bırakmadı.

“Erdoğan’ın orta sınıf muhafazakar seçmenler arasında cazibesi uzun soluklu”

Uzmanlar, Şubat’taki depremlere verilen yetersiz yanıt nedeniyle Erdoğan’a duyulan öfkeye rağmen Erdoğan’ın azımsanmaması gerektiği uyarısı yapıyor; Türkiye’deki eski laik ve Batı eğilimli elitler tarafından uzun yıllardır dışlandıklarını hisseden orta sınıf muhafazakar seçmenler arasındaki cazibesinin uzun soluklu olduğuna dikkat çekiyor.

Erdoğan’ın Batı’yla zıtlaşan tutumu, milliyetçi politikaları ve ülke içinde İslamcı profili öne çıkarması, birçok muhafazakar seçmenin desteğini kazandı.

İktidarının ilk on yılında çok sayıda insanı yoksulluktan kurtardığını, ekonomik büyüme patlaması yaptığını söyleyen bu seçmenler, geçmiş başarılarının Erdoğan’ın gelecekte de durumu iyileştirebilme becerisinin kanıtı olduğunu savunuyor.

Associated Press’e konuşan 38 yaşındaki İstanbullu esnaf Sabit Çelik, “Türkiye’de ekonomik kriz var, bunu inkar edemeyiz. Evet, bu ekonomik krizin bize etkisi büyük oldu. Ama yine de Erdoğan’dan başkasının bunu düzelteceğini düşünmüyorum. Kurtuluşumuz yine iktidar partisi sayesinde olacak” dedi.

Erdoğan’ı destekleyen bir başka İstanbullu seçmen, Mustafa Ağaoğlu da, “İğne bile üretemez halde bir ülkeyken geçen gün gökyüzünde insansız hava aracı uçtu. Şimdi savaş uçaklarımız, uçak gemilerimiz, yollarımız, köprülerimiz, şehir hastanelerimiz var” dedi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan 418 Milyar Dolar Açıklaması: Son Kuruşuna Kadar Getireceğim

Muğla’da halka seslenen Kılıçdaroğlu, “22 yıldır yiye yiye doyamadılar. Beş yerden maaş, altı yerden maaş alanlar var. Bütün hepsini uzmanlara çıkarttım. 22 yılda yurt dışına götürdükleri para 418 milyar dolar. Son kuruşuna kadar getireceğim ve bu millete vereceğim” dedi ve ekledi:

“Sanıyorlar ki bay Kemal bunu seyredecek. Yemezler. Sizin o paraları dışarıda hangi bankaya yatırdığınızı biliyorum. Ben değil bütün dünya biliyor ama o istenmiyor, biz isteyeceğiz. Hiçbir uluslararası mahkeme, bir devletin soyulmasına evet dememiştir. Bütün kararlara baktık, bütün kararları inceledik.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Muğla’da miting düzenledi. Mitinge; Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da katıldı.

ANKA’nın aktardığına göre Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

“Sandıklara giderken; geçen dönem AK Parti’ye veya MHP’ye oy veren bir arkadaşımızı da ikna edip götürecek miyiz? Bu en zoru biliyorum, ama önemli olan zoru başarmaktır. Çünkü, Türkiye’nin değişime ihtiyacı var; Türkiye’nin huzura ihtiyacı var. Türkiye’nin kucaklaşmaya ihtiyacı var. Türkiye’nin ayrışmaya değil beraber olmaya ihtiyacı var.

Kadınıyla, erkeğiyle, yaşlısıyla, genciyle, engellisiyle; hep beraber bu güzel ülkede huzur içinde yaşamak istiyoruz. Benim 85 milyona söz var: 85 milyonun cumhurbaşkanı olacağım. Hiçbir ayrım yapmayacağım. Herkesi kucaklayacağım. Bunlar gibi olmayacağız. Toplumu ayrıştırmayacağız. Toplumu kutuplaştırmayacağız. Ahlakı egemen kılacağız, devlette adaleti egemen kılacağız. Kadın erkek eşitliğini sağlayacağız. Kadına yönelik şiddeti en sert şekilde, koşullar ne olursa olsun engelleyeceğiz.

Şunu da bilmenizi isterim: İlk sözüm kadınlardan olsun. Hayat pahalılığını en acı ve derinden yaşayan kadındır. Pazara gittiği zaman, pazardaki yangını görür ve yangını mutfağına taşır. Dolayısıyla kadın evladını okula götürürken beslenme çantasına ne koyacağım diye düşünür. Çünkü, beslenme çantasına diğer arkadaşlarının da rahatlıkla tükettikleri ürünü bir şekliyle veremez. İnanın ben somun ekmeğinin arasına salça sürüp, beslenme çantasının içine koyduğunu da biliyorum.

Dolayısıyla kadın ne kadar güçlüyse toplum da o kadar güçlüdür. Kadın ne kadar eğitimliyse, toplum da o kadar eğitimlidir. O nedenle kadına gerekli önemi vereceğiz. Şimdi yapmamız gereken şu: Eğer değişim istiyorsak sandığa gideceğiz. Hiçbir evde, hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği bir Türkiye’yi inşa etmek istiyoruz. Eğer bir çocuk açsa, unutmayın; 85 milyon açız demektir.

Bir çocuk kışın karanlıkta veya soğukta kalıyorsa unutmayın hepimiz karanlıkta ve soğukta kalıyoruz demektir. O nedenle biz, Aile Destekleri Sigortasını getireceğiz. Bütün kadınların sosyal güvencesi, devlet olacak. Bütün kadın tıpkı memur, işçi, emekli gibi düzenli olarak bankadan aylığını alacak ve çoluğunun çocuğunun rızkını sağlayacak. Hiçbir yoksul aile ben yoksulum diye bana yardım edin diye bir cümle kullanmayacak. Çünkü, onun yardımını sosyal devlet zaten sağlayacak. Şunu unutmayın: Sosyal devlet, güvenceniz olacak.

Tarlada, bağda, bahçede çalışan kadınlar ve gençler… Onların da bütün sosyal güvenlik primlerini devlet ödeyecek ve zamanı geldiğinde de kadınların tamamı emeklilik haklarının tamamına kavuşmuş olacak. Böylece kırsal boşalmayacak. Köyler boşalmamış olacak.

İşsizlik var biliyorum. Öğretmeneler atama bekliyorlar. Bütün köy okullarını açacağız. Cumhuriyetin 100. yılında 100 bin öğretmen ataması yapacağız. Böylece kırsalda; ‘çocuğumu okula götüreceğim’ diye kentin merkezine gelmeyecek, öğretmen orada olacak. Beslenme çantası derdi olmayacak.

Gençler… Hazır mısınız? Gençler… Benim umudum da sizsiniz. 5 milyon 300 bin genç ilk kez sandıkta oy kullanacak, demokrasiyi bu ülkeye getirecek. O yüzden oyunuzun, Millet İttifakı’na oyunuzun ne kadar değerli olduğunu asla ve asla unutmayın. Demokrasiyi sizler getireceksiniz, bu ülkeye. Milli Kurtuluş Savaşı sonrası verdiğimiz demokrasi mücadelesini inşallah sizler mayıs ayında pekiştireceksiniz. Sizlere güveniyorum.

Kırsalda sadece öğretmen mi olacak? Hayır. Öğretmen olacak, veteriner olacak, ziraat teknisyeni olacak. Köyler gerçek anlamda üretim merkezi olacak. Hiçbir üreticiyi toprağa küstürmeyeceğiz. Hiçbir üretici zarar etmeyecek. Buğday, et, canlı hayvan, mısır dışarıdan geliyor. Sudan’da arazi kiraladılar. Orada ekecekler Türkiye’ye getireceklermiş. Yahu Türkiye cennet gibi bir ülke. Çalışkan insanlarımız var. Her şeyimiz var ama çiftçiyi toprağa küstürdükleri için ekip biçemiyorlar. Zarar ediyorlar. Zarar ettirmeyeceğiz. Buna emin olun. Yine baharlar gelecek. Köydeki de kentteki de mutlu olacak.

Biliyorsunuz 3 milyon 600 bin göçmenimiz, sığınmacımız var. Sizler yetki verdiğiniz zaman en geç 2 yıl içinde bütün Suriyeli kardeşlerimizi Suriye’ye göndereceğiz. Yani uğurlayacağız Suriye’ye. Şundan emin olun: Kaç yıldır ev sahipliği yapıyoruz eyvallah, ama artık yeter. Kendi ülkelerinde daha mutlu olurlar. Irkçılık yapmadan, onların köylerini, okullarını, evlerini Avrupa Birliği fonlarıyla yapacağız, bizim müteahhitlerimiz yapacak ve götüreceğiz, yerleştireceğiz oraya. Dolayısıyla bizim gençlerimiz iş güç sahibi olacak. Bundan da emin olmanızı isterim.

22 yıldır yiye yiye doyamadılar. Beş yerden maaş, altı yerden maaş alanlar var. Bütün hepsini uzmanlara çıkarttım. 22 yılda yurt dışına götürdükleri para 418 milyar dolar. Son kuruşuna kadar getireceğim ve bu millete vereceğim. Sanıyorlar ki bay Kemal bunu seyredecek. Yemezler. Sizin o paraları dışarıda hangi bankaya yatırdığınızı biliyorum. Ben değil bütün dünya biliyor ama o istenmiyor, biz isteyeceğiz. Hiçbir uluslararası mahkeme, bir devletin soyulmasına evet dememiştir. Bütün kararlara baktık, bütün kararları inceledik.

Var ya Amerika… Amerika’da en pahalı yer Manhattan Adası. 35 katlı gökdelen yapmışlar. Muhammed Ali Clay’in çiftliğini satın almışlar. Londra’da Chelsea’de villaları var. Bunları benim bilmediğimi sanıyorlar. Ya attığınız her adımı biliyorum. O binaları da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin mülkiyeti olarak Türkiye’ye kazandıracağım. Sen malı götüreceksin, bay Kemal seyredecek. Açık ve net söylüyorum, kul hakkı yemem ve kul hakkı yedirmem. Ben bunu söylüyorum, kul hakkı yemem ve kul hakkı yedirmem. Ama onlar böyle bir cümle kullanamıyorlar.

“Siyasetçi topluma örnek olmak zorundadır”

Benim saraylarda oturma gibi bir merakım yok. Ne sarayı Allah aşkına ya. Ben sizler gibi mütevazi yaşıyorum. Bir evim var, ee mutfağımı da hepimiz biliyorsunuz zaten. Ne kadar görkemli bir mutfağımın olduğunu. Bizim mutlu bir evimiz var. Huzur içinde yaşıyoruz. Ne sarayı Allah aşkına ya. Millet açlıktan kıvrılırken, mutfaklarda yangınlar olurken saraylarda mı oturulur Allah aşkına. Sizler nasıl yaşıyorsanız inanın Bay Kemal de öyle yaşayacak. Mütevazi yaşayacak. Siyasetçi topluma örnek olmak zorundadır.

Allah nasip eder sizlerin oylarıyla Cumhurbaşkanı seçildiğimde saraya değil, Gazi Mustafa Kemal’in Çankaya’sına gideceğim. Beraber gideceğiz. O Çankaya, halkın, sizlerin Çankaya’sıdır orası. Efendim diyor ki ‘ampul ışık vermiyor, söndürelim.’ Gayet güzel. Söndürmenin yolu sandığa gideceğiz. Oyumuzu kullanacağız, ampulü söndüreceğiz beraber.

Kendi tarihimize uygun olarak, bu ülkenin şanını, şerefini koruyarak… Cumhurbaşkanı koltuğunda oturduğunuzda bu ülkenin itibarını korumak zorundasınız. Bakınız, beka sorunu diyorlar, zaman zaman dillendiriyorlar ve bunun üzerinden CHP’yi suçluyorlar. Beka nedir biliyor musunuz? Asıl beka sorunu? Eğer devleti yöneten bir numara, mal varlığı nedeniyle tehdit ediliyorsa ve Trump, ‘Bak beni kızdırma, senin mal varlığını açıklarım, dünyaya söylerim’ diye söylediğinde tek bir cümle kullanılmıyor ise o irade teslim alınmış demektir.

Ben eğer öyle bir pozisyonda olsaydım ve bana deselerdi ki ‘Bak Bay Kemal, beni kızdırma, senin mal varlığını açıklarız, inceleriz.’ Şunu söylerdim, ‘Benim mal varlığımı incelemezseniz, açıklamazsanız namertsiniz’ derdim. Bunu söylerdim. Ne mal varlığı ya, alın teriyle kazandık, mesele bitti. Ama malı götürürsen ve o parayı da dışarıya götürürsen dışarıdakiler seni teslim alırlar.

Terör dolayısıyla da bizi suçluyorlar. Ne zaman bir şey olsa, sıkışsalar doğru Kılıçdaroğlu. Her şeyde Kılıçdaroğlu. Ya arkadaş, terör örgütünün saldırdığı kişi benim ve bir askerimiz şehit oldu. Sen oğlunu, çocuklarını paralı askerliğe gönderirken garibanın oğlu gibi oğlunu askere gönderen de benim. Vatanseverlikse sen benim yanımda vatanseverlik edebiyatı yapamazsınız. Hele hele milliyetçilikse benim yanımda milliyetçilik hiç yapamazsın. Kuzey Irak’ta askerin kafasına çuval geçirilirken niye sesin çıkmadı? Niye konuşmadın? Yuh çekmeye gerek yok, sandığa gideceğiz, oy kullanacağız. Sandık sandık.

Suriye’de 34 askerimiz şehit edildi. Nerede nefes aldılar? Putin’in sarayında, kapısında. Putin ne yaptı? Kronometreyi çalıştırdı. Koridorda oturttu. Sonra içeriye gel dedi, aldı koltuğa oturtturdu. Ne konuştular bilmiyorum. Ya arkadaş, şehit olan bizim askerimiz. Özür dilenecekse bizden özür dilemeleri lazım. Sen oraya niye gittin, o kapıra niye bekledin? O kapıda niye bekledin? Niye seni beklettiler? Bunun hesabı verildi mi, verilmedi. İşte Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarı böyle yerlerde sürünür.

Türk lirası şu anda değerini kaybetmiş durumda. Gelecek endişesi taşıyan herkes ya avro ya dolar veya altın tutmaya çalışıyor. O nedenle bize milliyetçilik dersi vermesinler. Milliyetçi olan kendi ülkesi için çalışır. Milliyetçi olan kendi ülkesinde hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği bir Türkiye’yi inşa eder. Milliyetçi olan Süleyman Şah Türbesi’ni kaçırmaz. Milliyetçi olan bayrağına saygılı olur.

Bizim iki kırmızı çizgimiz var: Vatanımız ve bayrağımız. Bu kadar. Nokta. Bunu yaptığınız, söylediğiniz andan itibaren her şey bitmiştir. Dolayısıyla bizler çalışırken, üretirken ne kadar güçlü olursak dünyaya karşı da o kadar güçlü oluruz. Göreceksiniz, beş yıl içinde Akdeniz Havzası’nın en güçlü devleti olacağız. Beş yıl içinde İstanbul’un nüfusu 2 buçuk milyon azalacak.

Beş yıl içinde Samandağ’dan başlayıp Mersin’e kadar olan havza Akdeniz’in en büyük üretim merkezi haline dönüşecek. Beş yıl içerisinde göreceksiniz Kayseri’yi, Çankırı’yı, Yozgat’ı demir ağlarla İskenderun, Mersin limanlarına bağlayacağız. Oradaki fabrikalar demiryoluyla malı taşıdıkları zaman ihracat için lojistik masrafların tümünü devlet olarak biz ödeyeceğiz.

Boşalan Anadolu’nun içinde, fabrikalar olacak. İnsanlar çalışacak, üretecek. En önemlisi katma değeri yüksek ürünler üreteceğiz. Bütün üniversiteler bilgi üretecek. Herkesin düşüncesine saygı duyacağız, aykırı düşüncelerin tamamına saygı duyacağız. Düşünmek, sorgulamak kadar önemli bir şey yoktur. Eğitimin özü nedir biliyor musunuz? Çocuğun merak duygusunu ne kadar büyütürseniz eğitim o kadar başarılı olur. Çocuğun merak duygusu büyüyecek. Eğitim de büyüyecek. Bizim öğretmenlerimiz bunu yapacaklar. Ve bizim üniversitelerimiz bilgi üretecek. Biz bunların tamamını yapacağız. Hiçbir endişe duymayın.

Benim böyle ünlü olmak gibi bir düşüncem yok. Siyasette kalıcı olmak gibi bir düşüncem de yok. Bu ülkeyi ayağa kaldıracağız, bu ülke büyüyecek, huzur içinde olacak, bu ülkede göreceksiniz kardeşlik, barış, huzur her şey gelecek, devletin bozulan kolonlarını yeniden inşa edeceğiz ve ben de torunlarımla beraber gideceğim, bir yerde hayatımı onlarla beraber sürdüreceğim. En büyük arzum bu. Herkes için de böyle olmasını isterim.

Bizim böyle bir ortamda güzel bir miting yapmamızı sağlayan polis arkadaşlarımız… Onlara da minnet duyuyoruz. Bizler akşam evimizde huzur içinde yatarken onlar sabaha kadar çalışıyorlar. Ben polislerin ne kadar zor koşullarda görev yaptıklarını biliyorum… Polis arkadaşlar belli yerlerde, belli kişiler geçtikleri zaman her 100 metreye bir polis koyuyorlar. Demiyorlar ya bu polis de insan kardeşim. Bunun da yemeğe, tuvalete ihtiyacı var. Bunun da çaya ihtiyacı var. Onu robot gibi görüyorlar. Biz öyle görmeyeceğiz. Devletine hizmet eden insan olarak göreceğiz. Çünkü, sokakta polisle karşılaştığımızda devletimizle karşılaşmış oluyoruz. O nedenle onların da sorunlarını biliyorum.

“Devlet, saygın bir devlet olacak ve halkına hizmet edecek”

Öğretmenlerin de sorunlarını biliyorum. Sözleşmeli öğretmen, ücretli öğretmen, kadrolu öğretmen… Böyle bir garabet olur mu? Birisi 50, birisi 100, birisi 2000 alıyor. Ya devlet böyle çalışır mı? Öğretmen öğretmendir. Taşeron işçileri de biliyorum. Onların da sorununu çözeceğiz. Devlet, saygın bir devlet olacak ve halkına hizmet edecek.

Benim cumhurbaşkanlığıma engel olmak isteyen iki grup var. Bunlardan biri beşli çeteler. Beşli çetelerin yapmadıkları rezalet kalmadı. Geleceğim, geleceğim. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını burnunuzdan fitil fitil getireceğim. Kimsenin endişesi olmasın. İkincisi uyuşturucu baronları. Dünyanın parasını kazanıyorlar. Onlara vatandaşlık veriyorlar.

Sonra milyar dolarlar kazanıyorsun ve Türkiye’de bu kara para aklanıyor. Uyuşturucu çetelerinin ne iş yaptığını en iyi bizim polislerimiz bilir. Siyasi otorite polisin elini kolunu bağladığı için bunlarla yeteri kadar mücadele edemiyor. Allah nasip eder cumhurbaşkanı olduğumda şunu söyleyeceğim: Uyuşturucu çetelerinin kökünü kazıyacaksınız. Kim size müdahale ederse bana söyleyeceksiniz. Sorun var ama çözüm de var.”

Paylaşın