Kılıçdaroğlu’ndan Dikkat Çeken “Demirtaş Ve Kavala” Açıklaması

“Kazanmanız halinde Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş gibi siyasi nedenlerde mahkum olanların durumu ne olacak? Serbest kalacaklar mı?” sorusuna yanıt veren Kılıçdaroğlu, “Yargı kararları var zaten serbest kalmalarına yönelik olarak” dedi ve ekledi:

“Bu kararların uygulanması lazım. Hiç kimse düşüncelerinden ötürü hapse girmemeli. Temel hedefimiz bu zaten.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Bolu’da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile birlikte düzenlediği miting öncesinde DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in sorularını yanıtladı.

Kılıçdaroğlu, farklı alanlardaki sorulara şu yanıtları verdi:

Seçime çok az bir süre kaldı. İlk turda biteceğini düşünüyor musunuz? Anketler ve alanlar ne diyor?

Seçim ilk turda bitecek ve ilk turda kazanacağız. Alanlar zaten bunu gösteriyor.

Bu seçimler Türkiye için kader seçimi olarak da görülüyor. Sizin bu seçime sembolik açıdan bakışınız nasıl? Bir çeşit referandum da denilebilir mi?

Demokrasi talebi var toplumun. O nedenle demokrasiyi getirmek için kitleler birleşmiş vaziyette. Herkes farklılıklarını bir tarafa bıraktı ülkeye demokrasi ve özgürlükleri getireceğiz diye. Özellikle gençler bunu talep ediyorlar.

Gençler dediniz… Son yıllarda ciddi bir beyin göçü var. Siz gençlere ne vaat ediyorsunuz?

Gençlere Türkiye’de istihdam olanağı sağlamanız lazım. Eğer bunu sağlamazsanız doğal olarak yurtdışına gidiyorlar. Çalıştıkları zaman da iyi bir gelir düzeyi yakalamaları gerekiyor. Yani kısa bir süre içinde araba alma olanağı olmalı, bir süre sonra da bir ev sahibi olabilmeliler. Dolayısıyla bu gelir dağılımındaki bozukluğu özellikle gençler için gidermemiz gerekiyor.

Yurtdışındaki seçmenlerden de seçime büyük bir katılım var. Diğer taraftan bu kişilerin oy kullanmaları ile ilgili bazı kesimlerin itirazları da var. Siz bu konuya nasıl bakıyorsunuz? 

Yurtdışındaki seçmenlerin oy kullanmaları gayet doğal. Gitmeliler, oylarını kullanmalılar. Ama bizim düşüncemiz bir yurtdışı seçim çevresi yasası çıkarmak. Yurtdışında çalışan Türk kardeşlerimiz orada kendi adaylarını seçmeli, adayları TBMM’de yurtdışındaki seçmenleri temsil etmeli. Doğru olan budur. Bu bir geçiş süreci, biz iktidar olduğumuzda görecekseniz. Yurtdışı seçim bölgesi getireceğiz ve o seçmenler kendi milletvekili adaylarını kendileri seçecekler.

Millet İttifakı’nın ekonomi kadroları açıklanacak mı?

Geçen Cumartesi günü ittifakınızın ekonomi kadroları bir araya geldi. 14 Mayıs öncesi belki bazı isimlerin açıklanması söz konusu olabilir mi?

Bu aşamada hayır. Ama aşağı yukarı kimin hangi göreve geleceği belli, yetkin kişiler alanında uzman kişiler gelecek. Türkiye ekonomisi zaten zor koşullarla karşı karşıya, ülkenin bu içinde bulunduğu cendereden çıkması lazım. Siyasal açıdan özgürlük ortamı yaratmak gerekiyor, ikinci olarak da ekonomik bir sıkışmışlık var bunun giderilmesi gerekiyor. Bunun için de uzman kişilerin liyakatli bürokratların atanması gerekiyor.

İlk tur ile ikinci tur arasındaki döneme dair endişeleriniz var mı? 

Hiçbir endişem yok, çünkü birinci turda kazanacağız.

Rusya ile ilişkiler ne olacak?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 20 yıldan uzun bir süredir iktidarda. Otoriter rejimini sona erdirmek istediğinizi söylüyorsunuz. Kazanmanız durumunda göreceğimiz en büyük değişiklik ne olacak?

Kılıçdaroğlu: Sadece Türkiye halkının değil bütün dünyanın göreceği en büyük değişiklik demokrasi özlemini gidermemiz olacak. Bu ülkeye gerçek anlamda demokrasiyi getireceğiz.

Türkiye’nin Batı ülkeleri ile ilişkileri son yıllarda zor zamanlardan geçti. Batılı müttefiklerinize mesajınız nedir?

Kılıçdaroğlu: Türkiye’nin dış politikasını 180 derece değiştireceğiz. AB’nin öngördüğü bütün demokratik kuralları kendi ülkemizde uygulayacağız. Dolayısıyla bu çerçevede yapılması gereken bütün düzenlemeleri altı liderin uzlaşması ile kendi ülkemizde sağlayacağız. En büyük değişiklik toplumun beklediği demokrasi talebinin hayata geçirilmesi olacak.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e karşı tutumunuz nasıl olacak?

Kılıçdaroğlu: Biz NATO İttifakı’nın bir üyesiyiz ve aynı zamanda AB’ye de tam üyelik için başvuran bir ülkeyiz. Dolayısıyla bizim yönümüz Batı uygarlığı olacaktır. Ama Rusya ile ilişkilerimizi de iyi zeminde götürmek isteriz. Yani orada çok sayıda iş insanımız var çalışıyorlar. Ama Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini da asla doğru bulmuyoruz ve kabul etmiyoruz.

Kavala ve Demirtaş

Seçimde kaybetmesi durumunda sizce şimdiki iktidar yetkilerini barışçıl bir şekilde devreder mi? Yoksa bazı sorunlar ya da gecikmeler çıkabilir mi?

Kılıçdaroğlu: Halka sandığa gidin ve oy kullanın dedik. Bu seçimde çok fazla kişi sandığa gidecek ve oy kullanacak. Ve biz kazanacağız. Ve Erdoğan’ı da göndereceğiz.

Kazanmanız halinde iş insanı Osman Kavala ve HDP eski Eş Başkanı Selahattin Demirtaş gibi siyasi nedenlerde mahkum olanların durumu ne olacak? Serbest kalacaklar mı?

Kılıçdaroğlu: Yargı kararları var zaten serbest kalmalarına yönelik olarak. Bu kararların uygulanması lazım. Hiç kimse düşüncelerinden ötürü hapse girmemeli. Temel hedefimiz bu zaten.

Seçim öncesinde zaman zaman tansiyon yükselebiliyor. Güvenliğinizden endişeli misiniz?

Kılıçdaroğlu: Şöyle ifade edeyim; güvenlik konusu Türkiye’nin temel sorunlarından birisi. Ama hiçbir endişe duymuyorum. Ben tümüyle seçime kilitlendim. Bu seçimi alacağız ve Türkiye’yi demokratikleştireceğiz.

Paylaşın

HDP Eş Genel Başkanı Sancar: Bu Zorba Düzeni Değiştireceğiz

Cizre’de halka seslenen HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Bizler Kürt halkının özgürlük mücadelesiyle, Türkiye halklarının demokrasi mücadelesini buluşturuyoruz. Sırf iktidarını devam ettirmek, saltanatını devam ettirmek için, bu sömürü, talan, rant, yalan ve savaş düzenin devam ettirmek için her yolu deniyorlar. Ama başaramayacaklar. Bütün bu oyunları halkın iradesi boşa çıkaracaktır. Bu zorba düzeni değiştireceğiz.” dedi.

Haber Merkezi / Konuşmasında, gençlere de çağrı yapan Sancar, “Hepimiz, oy kullanan her birimiz seçim görevlisi gibi davranın. Seçimi kazanmak için oyu sandığa, irademizi atmak yetmiyor, sandıktan çıkan iradeyi de korumamız gerekiyor. Hepiniz seçim görevlisi olmak, çalışmak için hazırlanın. En çok siz gençler, sandıkları, oy torbalarını bırakmayın” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkan Mithat Sancar, Yeşil Sol Parti’nin Cizre’de gerçekleştirdiği mitingde konuştu. Sancar, şunları ifade etti:

“Merheba warê helbestê, warê Ehmedê Xanê û Melayê Cizirî, merhaba ware Orhan Doganê dilovan, merhaba keleha berxwedanê, merhaba dayikên eziz, merhaba ciwanên têkoşer. merheba gelê Cizîra botan, ez we hemuyan ji dil û can slav dikim. Cizre’nin onurlu direngen halkı. Hepinizi yürekten selamlıyorum. Hoş geldiniz.

Bu coşkunuz bütün ülkeye yayılıyor. Bütün ülke Cizira Botan’ın coşkulu sesini dinliyor. 14 Mayıs’a doğru büyüyerek yürüyen halkın kararlılığını gösteriyor. Hun her hebin hevalno.

“AKP-MHP bloku Kürt düşmanlığı üzerine kurulmuştur”

Evet, 14 Mayıs’a günler kaldı. AKP-MHP bloku bu ülkeye savaş, yoksulluk, sömürü ve baskıdan başka hiçbir şey getirmedi. Kürtlere de savaş, imha ve yoksulluğu reva gördü. Bakın geçen gün Süleyman Soylu ne diyor? “Yerli malı haftasını artık elmayla, armutla kutlamıyoruz. Yerli malı haftasını İHA’larla, SİHA’larla, Ataklarla, Kızıl Elma’larla kutluyoruz”.

Ne demek bu, savaşı ve ölümü kutsamak demek. AKP-MHP bloku, savaşı ve ölümü yüceltip kutsuyor. Biz ise barışı ve yaşamı savunuyoruz. Sizlere anlatmama gerek yok her gün yaşıyorsunuz örnekleriyle. AKP-MHP bloku Kürt düşmanlığı üzerine kurulmuştur. Kürt düşmanı bir ittifaktır bu ittifak. Kayyım uygulamalarıyla, Kürt halkının iradesini gasp etti. Burada da gasp etti, birçok şehrimizde de kayyımlarla iradeyi gasp etti.

Peki, kayyımlar ne yaptı? İlk önce kurumların isimlerini değiştirdiler. Kürtçeyi kaldırdılar, Kürtçe isimleri sildiler. Sağlık, eğitim, kadın için kurulmuş kuruluşları kapattılar. Hepsi Kürtçeye düşmanlık, Kürt halkına düşmanlıktır. Başka ne yaptılar? Sevgili Orhan Doğan adına yapılan anıtı da yıktılar. Şimdi onlar Kürtçe isimleri sildiler diye Kürtçe yok olur mu? Kurumları kapattılar diye Kürt halkı kültüründen ve kimliğinden vazgeçer mi?

Orhan Doğan Anıtı’nı yıktılar diye Orhan Doğan’ı bu halkın yüreğinden çıkarabilirler mi? Orhan Doğan gibi halk için, barış için, adalet için mücadele eden, bedel ödeyen bütün insanlara selam olsun! Onların büyük bedellerle bugüne getirdiği mücadele şimdi hepimize emanet. Bu mirası, bu değerli mirası büyüterek gelecek kuşaklara aktarmak boynumuzun borcudur. Bunu en çok siz gençler yapacaksınız. Gençler sizler en önde yürüyeceksiniz.

Bu iktidar savaştan besleniyor. Savaşa ülkenin kaynaklarını aktarıyor. Savaştan bir avuç zengin savaş baron yaratıyor. Bunun sonucu canlarımız gidiyor, yoksulluk artıyor. Şuraya bakın, Şırnak ülkenin 81 ili içinde gelişmişlik bakımından son sırada. 81 ilin sonuncusu Şırnak. Yani ne demek bu? Yoksulluk, işsizlik, sefalet demek bu. Bu iktidarın halka reva gördüğü yaşam bu. Biz bunu değiştirmeye geliyoruz.

Sevgili gençler, değerli kadın yoldaşlarım; bu mücadelenin öncüleri sizlersiniz. “Direne direne kazanacağız” diyorsunuz ya direne direne kazandık zaten. Ne yapmak istiyorlardı? Bizleri yok etmek, diz çöktürmek, boyun eğdirmek istiyorlardı ama halkımızla direndik, diz çökmedik, boyun eğmedik.

“Kumpasları ile başa çıkmayı öğrendik, bu da onlara dert oldu”

Biliyorsunuz, Seyit Rıza idam sehpasına giderken “Ben sizin hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu ama ben de size boyun eğmedim bu da size dert olsun” dedi. Şimdi biz hem onların önünde diz dökmedik, boyun eğmedik bu onlara dert oldu.

Ayrıca oyunlarıyla, hileleriyle, kumpaslarıyla başa çıkmayı öğrendik, bu da onlara ders olsun. Partimiz HDP’yi kapatmak için dava açtılar. Yoldaşlarımızı kumpas davalarıyla cezaevlerine tıktılar. Hepsi siyasi rehindir. Kendi hukuklarını çiğnediler, uluslararası hukuku yok saydılar, kardeşlerimizi içeri tıktılar ama yine vazgeçmedik, yolumuzda kararlılıkla yürüdük.

Halkımıza söz vermiştik. Ne yaparlarsa yapsınlar, halkımızı seçeneksiz bırakmayacağız demiştik. Halkımızın iradesini seçimlerde en etkili şekilde ortaya çıkaracak yolu yaratacağız demiştik. Şimdi o yol Yeşil Sol.

Diyoruz ki tek yol Yeşil Sol. Şimdi Yeşil Sol’u Meclis’e en güçlü şekilde göndermenin zamanıdır. Bizler Türkiye’nin bütün sorunlarını çözecek güce ve birikime sahibiz. İttifaklarımızla daha da güçleniyoruz. Burada Kürt Özgürlük ve Demokrasi İttifakı’nı kurduk. Kürt ulusal birliğine giden yolda önemli bir adım attık.

Birliğimiz özgürlük için önemlidir. Kürt halkının birliği, özgürlüğü, hukuku ve hakları için çok önemlidir. O nedenle birliğimizi güçlendirmeliyiz. Mamoste Cegerxwîn çi digot? Digot, eger em nebin yek, em ê herin yek bi yek. Niha em bûn yek u em naçin yek bi yek.

Burada kurduğumuz ittifakı Türkiye’nin bütün demokrasi güçlerini kapsayacak genişliğe getirmek istiyoruz. Kürt halkının bu özgürlük mücadelesi ile Türkiye halklarının demokrasi mücadelesini buluşturuyoruz. Kürt sorununun demokratik çözümü Türkiye’nin demokrasiye giden yolunu açar.

Türkiye’de demokrasiyi birlikte inşa ettiğimizde barışın güvencesini de yaratmış olacağız. Hem Kürtlerin özgürlüğü, hukuku ve hakları için hem de bütün Türkiye’de demokrasi ve adalet için güçlerimizi birleştiriyoruz. Gümbür gümbür geliyoruz. Geçen gün Erdoğan diyor ki; “Benim dünyevi hiçbir hırsım olamaz”.

Daha ne olsun, daha nasıl bir hırsı olsun! Her gün sosyal medyada yayınlanan itirafları bir kenara bıraktım. Erdoğan bu koltuğa yapışmıştır ve kaybetmemek için denemediği yol kalmadı. Sırf iktidarlarını devam ettirmek için; bu sömürü, talan, rant, yalan ve savaş düzenini devam ettirmek için her yolu deniyorlar. Ama başaramayacaklar. Bütün bu oyunları halkın iradesi boşa çıkaracaktır.

Bakın, 2019 yerel seçimlerinde Şırnak’ı nasıl gasp ettiler. Şimdi itirafçılar anlatıyor. Bu seçimlerde de devletin bütün imkanlarını kullanıyorlar. O yetmedi valileri, kaymakamları, emniyet görevlilerini devreye sokuyorlar. Halkın oylarını baskı ve hileyle ve başka vaatlerle çalmak istiyorlar ama Cizira Botan halkı, Şırnak halkı bu ahlaksızlığa geçit vermeyecek. Bu zorba düzeni değiştireceğiz. Ahlaksızlığı yıkacağız, çiğneyip geçeceğiz ördükleri ahlaksızlık duvarlarını.

Sevgili kardeşlerim, seçim geliyor. Kaç gün kaldı şurada? Bu seçim, ölümü ve savaşı kutsayanlar ile barışı ve yaşamı savunanlar arasında bir seçimdir. Bu seçim sömürü düzenini devam ettirmek isteyenler ile emeğin hakkını savunanlar arasında bir seçimdir. Bu seçim özgürlüğü savunanlar ile baskıyı, zulmü sürdürmek isteyenler arasında bir seçimdir.

Türkiye yeni bir yüzyıla hangi yolla girecek? İşte bunu biz belirleyeceğiz. Meclis’e Yeşil Sol’u en güçlü şekilde gönderdiğimizde özgürlüğün, demokrasinin, barışın da kurucu gücünü yaratmış olacaksınız. Bütün suçların, soygunların, bütün bu talanın, yalanın hesabını sormaya gideceğiz. Yeni bir yaşamı, bu ülkedeki bütün halkların ve inançların eşit ve özgür olduğu bir düzeni kurmaya gideceğiz.

Cudi’de kesilen her ağacın hesabını sormaya gideceğiz. Bunu yapmak için de Yeşil Sol’un ağacı altında buluşuyoruz. Buluşuyoruz, güçlerimizi birleştiriyoruz. Barışa, demokrasiye, adalete en güçlü şekilde yürümek için bir araya geliyoruz. Biliyoruz başarı yakındır. Bu tek adam rejimini, bu saltanatı bitireceğiz.

Erdoğan gidecek, bu seçimlerde sizlerin iradesiyle gidecek. Saltanat düzeni bitecek. Yeşil Sol’la yeni, özgür ve eşit yaşamın yolları açılacak. Biraz önce videoda izlediniz, oylarınızı nasıl kullanacağınızı iyi öğrenmeniz gerekiyor. Pusulada tek ağaç var, Yeşil Sol’un ağacı. Mührü onun altına basıyoruz. Mühür Yeşil Sol ağacının altına. Sandıkları da koruyoruz, irademizi de.

“İktidar irademizi çalmak isteyecek ama izin vermeyeceğiz”

Hepimiz, oy kullanan her birimiz seçim görevlisi gibi davranalım. Seçimi kazanmak için oyu sandığa atmak yetmiyor, sandıktan çıkan iradeyi de korumamız gerekiyor. Hepiniz seçim görevlisi olmak, çalışmak için hazırlanın. En çok siz gençler sandıkları, oy torbalarını bırakmayın. Bunlar her şeyi çalmak isterler, irademizi çalmak isterler ama izin vermeyeceğiz. Mutlaka bu tek adam yönetimini bitireceğiz. Bu düzeni değiştireceğiz.

Rêya me vekiriye em dizanin. Eger em yek bibin wê herin. Em bimeşin meşa me meşa azadiye ye. Ev meş ewê wan bişîne. Serkeftin ya me ye. Em çi dibijin; dîsa em, dîsa serkeftin. Dîsa em dîsa azadî, dîsa em dîsa aştî. 15 Mayıs sabahı baharın geldiğini, çiçeklerin açtığını, yüzlerin güldüğünü hep birlikte göreceğiz. Bütün ülkeye baharı bizler getireceğiz. Serkeftin, serkeftin ji bo me.”

Paylaşın

HDP’li Buldan: 14 Mayıs’ta Gaz Olup Uçacaklar

Iğdır’da halka seslenen HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “Ekonomik kriz herkesi perişan etti. Bugün Iğdır halkının yaşadığı sefaleti, yoksulluğu onlar saraylarının penceresinden göremezler. Kaynamayan boş tencerelerinizi, okullara aç gönderdiğiniz çocuklarınızı Saray’ın pencerelerinden göremezler. Çünkü onlar kasalarını doldurmakla meşguller” dedi.

Haber Merkezi / Buldan, konuşmasına, “Onlar yandaşlarını zengin etmekle meşguller. Onlar çetelerine ihale dağıtmakla meşguller. Bugün seçim meydanlarında yalanları, hakaretleri, parmak sallamaları ardı ardına geliyor” sözleriyle devam etti.

HDP Eş Genel Başkanı Buldan, konuşmasının devamında, “Bir gün gaz diyorlar, ertesi gün benzin diyorlar, en son da petrol dediler. Bütün bunların gaz olup uçtuğunu görmüyorlar. Onlar da 14 Mayıs’ta gaz olup uçacaklar” dedi ve ekledi:

“Ülkenin kaynaklarının doğru yere aktarılmasıyla bu ülke kalkınabilir. Ancak onlar kendi saraylarında zenginliklerini korumaya devam ediyorlar.”

Yeşil Sol Parti, seçim çalışmaları kapsamında Iğdır’da miting düzenledi. Mitingde konuşan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, şunları söyledi:

“Merhaba gelê me yê Îdirê, merhaba jinên îdirê, ciwanên îdirê gelê me yê hêja, ezîz hûn bi xêr hatine serserê min serçavê me hatine. Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Bugün burada olmaktan, Iğdır halkıyla olmaktan, sizlere hitap etmekten büyük bir onur ve gurur duyuyorum.

Burası benim ilk göz ağrımdır. Iğdır halkı benim için vazgeçilmezdir. Iğdır halkına vefa borcum var. Vekil olsam da olmasam da, başkan olsam da olmasam da sizleri asla yalnız bırakmayacağıma dair sözüm var. Bu sözümü her daim tutacağıma bir kez daha söz veriyorum.

Sevgili Iğdırlılar; bu hikaye Yeşil Sol Parti’nin ortak hikayesidir, Iğdır’ın hikayesidir. Bu hikaye Ege’nin, Marmara’nın, Karadeniz’in, Serhad’ın, Botan’ın, Amed’in hikayesidir. Bu hikaye Yeşil Sol ile başlamadı. Bu hikaye yıllardır devam eden onurlu bir direnişin hikayesidir.

Bu hikaye Türklerin, Kürtlerin, Azerilerin, Terekemelerin, Ermenilerin, Süryanilerin, bu coğrafyada yaşayan inkar edilen ve ezilen herkesin hikayesidir. Hepimiz biriz, kardeşiz, birlik ve beraberlik içerisinde yaşamaya devam edeceğiz. Bunun en güzel örneği Iğdır’dır, Kars’tır. Buna benzer kentlerdir. Bir arada yaşadık, yaşamaya devam edeceğiz. Kardeşçe, huzur içerisinde, refah içerisinde. Türk’üyle, Kürt’üyle, Terekeme’siyle Azeri’siyle.

Hiçbir güç bizlerin arasına nifak tohumları ekmeye kalkmasın. Bu barış ve kardeşlik duygusu asla bozulmayacak, hiç kimse de bunu bozamayacak. Bu hikayenin içerisinde ortak yaşam var, barış var, özgürlük var. Bu hikayenin içerisinde gençlerin gelecek umudu var, hayalleri var. Bu hikayenin içerisinde kadınların baskısız, sömürüsüz, şiddetsiz, katliamsız yaşam umudu ve saçlarının teliyle dünyayı titrettikleri kadın mücadelesi var. İşte bizim hikayemiz bu.

Peki, onların hikayesi ne? AKP ve MHP’nin hikayesinde ne var? Onların hikayesinde açlık var, yoksulluk var, hırsızlık var. Onların hikayesinde sefalet var, onların hikayesinde nefret var, kin var, öfke var. Onların hikayesinde cezaevleri var, siyasetçilerin cezaevlerine tıkılması var.

Onların hikayesinde belediyelerimize kayyım atamak var. Onların hikayesinde kendi yandaşları, 5’li Çeteleri var. Onlar gibi düşünmüyorsan, onlardan yana tavır almıyorsan, onlara oy vermiyorsan o zaman sana nefes alma hakkını bile tanımıyorlar, yaşam hakkını tanımıyorlar. Her türlü zulmü, hukuksuzluğu, haksızlığı, şiddeti sana reva görüyorlar. Ama 14 Mayıs’ta artık onları göndereceğiz ve siyasi tarihten sileceğiz.

Biliyorsunuz ekonomik kriz herkesi perişan etti. Bugün Iğdır halkının yaşadığı sefaleti, yoksulluğu onlar saraylarının penceresinden göremezler. Kaynamayan boş tencerelerinizi, okullara aç gönderdiğiniz çocuklarınızı Saray’ın pencerelerinden göremezler. Çünkü onlar kasalarını doldurmakla meşguller.

Onlar yandaşlarını zengin etmekle meşguller. Onlar çetelerine ihale dağıtmakla meşguller. Bugün seçim meydanlarında yalanları, hakaretleri, parmak sallamaları ardı ardına geliyor. Bir gün gaz diyorlar, ertesi gün benzin diyorlar, en son da petrol dediler. Bütün bunların gaz olup uçtuğunu görmüyorlar. Onlar da 14 Mayıs’ta gaz olup uçacaklar.

“Dini istismar eden iktidarın hikayesi bitti, filmin sonuna geldiler”

Ülkenin kaynaklarının doğru yere aktarılmasıyla bu ülke kalkınabilir. Ancak onlar kendi saraylarında zenginliklerini korumaya devam ediyorlar. Bu ülkenin esas kaynağı Ankara’daki, Beştepe’deki Erdoğan’ın Saray’ıdır. Bunu herkes böyle bilsin. Bu kaynaklar sadece Erdoğan’a ve yandaşlarına aktarılıyor. Iğdır halkına, esnafına, çiftçisine, üreticisine, gencine, işsizlerine aktarılmıyor.

Onlar için varsa yoksa kendileri, kendi koltukları ve iktidarlarıdır. Ama Iğdır halkı kararını vermiş belli. 14 Mayıs’ta AKP’yi Iğdır’da tabela partisi haline getirecekler. Onların hikayesi bitti. Onların artık filmi bitti, filmin sonuna geldik. Sadece çalışacağımız 4 günümüz var. 4 günün sonunda yani 5’inci gün, Pazar günü oylarımızı kullanacağız.

Meydanlarda en fazla AKP yine yalanlara ve iftiralara başladı. Her gün bizi karalayarak, parmak sallayarak, hakaret ederek seçim çalışması yürütüyorlar. Talimatı Allah’tan aldığını söyleyen bir Erdoğan var. Artık dini bile siyasete alet etmekten çekinmeyen bir AKP var.

Kendisini peygamber zanneden bir Erdoğan var. Sadece bu değil elbette. Halkımızın inancını sömüren, istismar eden bir AKP var. Bütün bunlara dur demenin zamanı elbette ki 14 Mayıs’tır. 14 Mayıs’ta onları geldikleri yere göndereceğiz.

Gelirken Erdoğan parmağındaki yüzüğü göstererek şunu söylemişti: “Tek servetim parmağımdaki yüzük demişti”. Ancak şimdi yüzüklerin, zenginliklerin efendisi oldular. Tek yüzükle geldiği yere onları göndermenin zamanı geldi. Şimdi Iğdır’da, Kars’ta, Ağrı’da, Muş’ta, İstanbul’da, İzmir’de, bütün şehirlerde Yeşil Sol rüzgarı, bayrağı ve havası her yeri sardı. Artık kimse bizi durduramaz. Gümbür gümbür geliyoruz.

Sevgili arkadaşlarım, sizler beni iki dönem yüksek oranlarla seçip parlamentoya gönderdiniz. Şimdi sıra buradaki iki aday arkadaşımda. Yılmaz Hun kardeşimizi ve Aysel Aras ablamızı önce Allah’a, sonra sizlere emanet ediyorum. Ben inanıyorum ki Iğdır halkı bir kez daha kendi iradesine sahip çıkacak, adaylarımızı parlamentoya gönderecek.

Şimdi geçmiş dönemlerde makarna verenler, çay dağıtanlar, şeker verenler, kömür dağıtanlar bu dönem para dağıtmaya başlamış. Ama onlar bilsinler ki, Iğdır halkı iradesini kömüre de makarnaya da satmadı, paraya da satmayacak. Asla satmayacak.

Bir sözüm de küsenlere, darılanlara ve evinde oturanlara. Bu parti geçmişten beri herkese görev verdi. Bir dönem görev alanlar başka bir dönem görev almayınca eğer küsüyorsa, evinde oturuyorsa, o zaman bu mücadeleyi anlamamış demektir. Bu onurlu mücadelede olmak herkesi yüceltir. Çünkü bu parti herkese kıymet vermiş, herkesi onurlandırmış, herkese görev vermiştir.

Bu dönem başka arkadaşımız görevlendirilmişse eğer, o zaman hepimizin görevi bu iki arkadaşımızın yanında durmaktır. Gün küsme, darılma ve evde oturma zamanı değildir. Zaman faşizme kaybettirme zamanıdır. Zaman birlik ve beraberlik içerisinde olma günüdür. Bunu başarırsak biz Iğdır’da 2-0 yaparız. Bir kez daha söylüyorum. Iğdır’da da demokrasi 2 – faşizm 0 olacak.

“50 artı 1’i Erdoğan rüyasında görecek”

Sizlere güveniyorum. Sonsuz güveniyorum. Oy kullanacağınız, sandığa gideceğiniz gün elinize pusulayı alın ve başka hiçbir partiyi görmeyin. Sadece Yeşil Sol’u görün. Yeşil Sol’un altına mührünüzü öyle bir vurun ki, 50 artı 1’i Recep Tayyip Erdoğan rüyasında görsün. Bir oy Yeşil Sol’a bir oy Kılıçdaroğlu’na diyoruz. Niye? Çünkü artık faşizmin gitmesini, baskıların durmasını istiyoruz. Bu ülkeye barışın, huzurun, refahın, sevginin, adaletin gelmesini istiyoruz. Bu ülkede artık sevgiden, huzurdan bahsedilmiyor.

İnsanlar evlerinde huzurla oturmuyor. Karanlık günlerin hayalini kuranlar şunu bilsinler ki; Yeşil Sol bu ülkenin teminatıdır, Yeşil Sol adaletin, barışın ve huzurun teminatıdır. Yaptıkları bütün hukuksuzlukları kendileriyle birlikte göndereceğiz. Kayyımlarını da göndereceğiz, hukuksuzluklarını da göndereceğiz. Onların bize uygulamış oldukları bütün zulümleri onlarla birlikte sandığın dibine göndereceğiz.

Sevgili halkımız, hepinize başarılar diliyorum. Yolunuz ve yolumuz açık olsun. Kazanacağımıza yürekten inanıyorum. Sizler 2007’de 2011’de bana nasıl sahip çıktıysanız şimdi de aynı iradeyle 2 vekil adayımıza sahip çıkın. Elinizi vicdanınıza koyun ve oyunuzu öyle kullanın. An serkeftin an serkeftin. An azadi an azadî. Hun her hebîn hevalno.”

Paylaşın

BBC’den Dikkat Çeken Yazı: Erdoğan Hiç Olmadığı Kadar ‘Savunmasız’

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, uluslararası basın da, seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor.

Birleşik Krallık merkezli yayın kuruluşu BBC, “Türkiye seçimleri: Depremin vurduğu ülkede öfke ve kederin artçı şokları” başlıklı bir haberle seçimleri yazdı.

Erdoğan’ın daha önce hiç olmadığı kadar “savunmasız” göründüğünü belirten BBC’ın değerlendirmesi şöyle:

“Otoriter Erdoğan döneminin sonu -eğer gelirse- daha özgür, daha demokratik bir Türkiye anlamına gelmelidir. Hapishaneler daha az kalabalık olabilir ve Batı ile ilişkiler daha az gergin olabilir.

Seçimler yaklaşırken, Türklerin, devletin Şubat ayındaki depremlere yavaş tepki vermesinden harabeye dönmüş bir ekonomiye kadar şikayet edecek ve üzülecek çok şeyi oldu. Resmi enflasyon oranı %50’dir. Gerçek rakam bunun iki katı olabilir.”

Dış politikada u dönüşü kesin değil

CNN ise “Türk liderliğindeki bir değişiklik, Rusya ile bağların sonu anlamına gelmeyebilir” başlıklı bir analiz yayınladı. Seçimlerin baş başa geçmesinin beklendiğini yazan CNN, “Ancak analistler, Erdoğan anketlerde devrilse bile, Türkiye’nin dış politikada u dönüşünün kesin olmadığını söylüyor.

Muhalefete yakın figürler, galip gelmesi halinde Türkiye’nin yönünü yeniden Batı’ya çevireceğini belirtirken, diğerleri temel dış politika konularının muhtemelen değişmeyeceğini söylüyor” diye yazdı.

Erdoğan’ın rakibi demokrasi için mücadeleyi hızlandırdı

İngiltere merkezli The Guardian gazetesi, Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında bir makale yayınladı. Kılıçdaroğlu’nun Kürtler tarafından “kahraman gibi” karşılandığını yazan gazete, CHP lideri için “Türk demokrasisinin geleceği olarak lanse edilen siyasetçi” yorumunu yaptı.

Gazeteye konuşan Kılıçdaroğlu, “Seçimler uygun koşullarda gerçekleşmiyor ama her şeye rağmen kazanacağız” dedi.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Muharrem İnce’ye Gönderme: Bu İş Dansla Müzikle Olmaz

Seçim çalışmaları kapsamında Bolu’da halka seslenen İBB Başkanı İmamoğlu, konuşmasında Memleket Partisi Lideri Muharrem İnce’ye göndermede bulunarak, “Gençler, oylarınızı bölmeyin, bu iş dansla müzikle olmaz” dedi.

Haber Merkezi / İBB Başkanı İmamoğlu, seçmenlere Köroğlu’nu hatırlatarak, “Şimdi bu meydanda Bolu Beyi değil, zalimliği değil direnişin yani Köroğlu’nun torunlarını görüyorum. Köroğlu iyiliği, özgürlüğü talep etmektir” diye seslendi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, seçim çalışmaları kapsamında Bolu’da seçmenlerle seslendi.

Ekrem İmamoğlu’nun konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Dün Konya’daydım söz verdim. ‘Mevlana’nın şehrinden gittiğim her yere selam götüreceğim’ dedim; size de Konya’dan selam getirdim.

Sevgili dostlar haksızlıklar, hukuksuzluklar yapılabilir, eksiklikler, yanlışlar olabilir. Ama bir devletin yönetici kadrosu başındaki insan ya da bu işin yetkilileri yanışı övüyor ise yanlışı o kötülüğü güçlendiriyor ise Allah bu memleketin her insanını korusun.

Bunlar kötülüğe razı. Yeter ki bir oy alsınlar. Bir oy için her şeyi yaparlar. Bu akıl bizi partizan devlet şekline büründürdü. Parti her şey partinin başındaki her şey. Biz de ne diyoruz? Millet her şey; her şey çok güzel olacak diyoruz.

Pandoranın kutusunu her gün birisi açıyor. Her akşam başka birisinin yaşadıklarını dinliyoruz. Hani bir bakan istifa etmişti ve Maliye Bakanı bir tweet atmıştı; ‘At izi it izine karıştı. Sonumuz hayır olsun’ diye… Ne demek istediğini o zaman belki çoğumuz kavrayamamıştık. Ama bugün ayan beyan ortaya çıkıyor.

Bir an önce onlardan kurtulmamız lazım. Adıyamanlı bir kardeşimin yazdığı gibi biz hala enkazdayız. Devleti o hale getirdiniz ki bir kişinin talimatını bekleyip 48 saat müdahale yapılmasını engellediniz.

Gençler, oylarınızı bölmeyin, bu iş dansla müzikle olmaz.

Bunlar belki ilk dönemde güzel işler yaptılar ama sonrasında etrafındaki insanlar dağıldı gitti. Etrafındaki aklı başındaki güzel insanlar, kendi bakanları bile olanlarla çalışmayı reddediyor. Takip ediyorsunuz, bu kadar kötüler. Biz yeni bir dönem başlatacağız.

Öyle güzel bir dönem yaşatacağız ki size, ‘Allah’ım, Kemal Kılıçdaroğlu bizi nasıl bir kabustan uyandırmış, Allah razı olsun’ diyeceksiniz. Edison’un bile ampulü icat etmesinden pişman olduğunu biliyorum.”

Paylaşın

Ekonomik Kriz, Erdoğan İçin Zafere Mal Olabilir Mi?

Uluslararası basın, 14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor.

Son olarak, Şebnem Arsu ve Maximillian Popp, Der Spiegel için kaleme aldıkları makalenin başlığında, “Ekonomik kriz, Erdoğan için neden zafere mâl olabilir?” diye sorarak bu sorunun yanıtını aradı.

Arsu ve Popp, haberlerini okurlara, “Enflasyon, sermayenin kaçışı, iş insanlarına baskılar… Türkiye, zorlu bir ekonomik kriz ile karşı karşıya. Peki, halk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı 14 Mayıs seçimlerinde bunun için cezalandıracak mı?” sözleriyle tanıttı.

Makalelerine bundan beş yıl önce babasının Kayseri’deki marangoz dükkanını devralan Muhammed Yılmaz’ın aktarımlarıyla başlayan Arsu ve Popp, Yılmaz’ın o dönemde marangoz dükkanını modernize etmeyi ve ürettiklerini Avrupa’ya satmayı amaçladığını, fakat şimdi tasarruf etmek durumunda oldukları için marangozdaki makinelerin çalışmadığını yazdı. Yılmaz, “İşletmeyi daha ne kadar devam ettirebilirim bilmiyorum” dedi.

Yılmaz’ın durumunun Türkiye’deki pek çok kişi ile benzer olduğunu belirten Der Spiegel, Türk Lirası’nın 2021’den bu yana euro karşısında yarı yarıya değer kaybettiğini ve enflasyonun hiçbir G20 ülkesinde olmadığı kadar yükseldiğini hatırlatarak, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi yapılan anketlerde rakibi Kemal Kılıçdaroğlu’nun gerisinde olmasının her şeyden önce ekonomik durumdan kaynaklandığını yazdı.

“Türkiye’nin en önemli sorunu ekonomi…”

Nisanda yapılan bir ankette halkın yüzde 56’sının Türkiye’nin en önemli sorunu olarak ekonomiye işaret ettiğini aktaran Der Spiegel, Erdoğan’ın iktidara geldiğinde ekonomi alanında reformlar yaptığını, altyapı ve sağlık sistemine yatırımda bulunduğunu, Kayseri’nin de bu süreçte ‘Anadolu Kaplanları’nın doğduğu yer olduğunu’ hatırlattı.

Söz konusu ekonomik kalkınma döneminde Kayseri’nin de bundan payını aldığını aktaran Der Spiegel, 2016’daki darbe girişiminden bu yana kalkınma ve büyümenin durma noktasına geldiğini, bu süreçte darbe girişimi ile bağlantılı olduğu ifade edilen on binlerce kişinin tutuklandığını, 140’tan fazla ülke ile iş yapan, 12 bin çalışanı olan Kayserili iş insanı Hacı Boydak’ın da bu kişilerden olduğunu yazdı.

“İş sahipleri için bu pahalanma bir felaket”

Türkiye’den kaçan sermayenin ülkenin büyüme modelini de sınırlarına getirdiğini kaydeden Der Spiegel, inşaat sektörüne işaret ederek yurtdışından gelen para durduğunda bunun resesyon riskini beraberinde getirdiğini kaydetti. Erdoğan’ın düşüş eğilimini durdurmak için sürekli yeni borçlar biriktirdiğini belirten dergi, Merkez Bankası’nın faiz indirmesinin enflasyonu arttırdığı değerlendirmesinde bulunarak, “Yılmaz gibi yurtdışından ham madde alan iş sahipleri için bu pahalanma bir felaket” diye yazdı.

Demokrasi alanındaki gerilemeye de dikkat çeken Der Spiegel, “Erdoğan ve vatandaşlar arasında ‘Sen hükümet işlerine karışma, ben de seni zengin edeyim’ şeklindeki anlaşma işliyor gibi görünüyordu. Erdoğan’ın yönetim tarzı ekonomi, dolayısıyla da halkın günlük hayatı üzerinde de olumsuz bir etki yaratınca bu hesap değişti” dedi.

Erdoğan’ın seçim öncesi açıkladığı enerji yardımları ve asgari ücret artışı gibi sözleri de hatırlatan dergi, tüm bunların ülke ekonomisini en iyi ihtimalle geçici bir süreyle istikrara kavuşturacağını yazdı. Der Spiegel, “Türkiye’nin yatırımcıyı yeniden ülkeye çekmek için gerçekte ihtiyacı olan şey, düşük faiz politikasının düzeltilmesi ve hukuk devletinin güçlendirilmesi” dedi.

Paylaşın

Erzurum Olayları: Uzman Çavuş Akif Keleş Gözaltına Alındı; Sözleşmesi Feshedildi

Erzurum’da İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik taşlı saldırı soruşturması kapsamında Erzurum Merkez Komutanlığı’nda görevli Piyade Uzman Çavuş Akif Keleş gözaltına alındı.

Haber Merkezi / Milli Savunma Bakanlığı’ndan (MSB) konuya ilişkin açıklama geldi.

MSB’den yapılan açıklamada, “7 Mayıs 2023’te Erzurum’da yaşanan olaylara karıştığı gerekçesiyle Erzurum Merkez Komutanlığı’nda görevli Piyade Uzman Çavuş Akif Keleş gözaltına alınmıştır” ifadelerine yer verildi.

MSB’nin açıklamasında, “Uzman Çavuş hakkında derhal idari tahkikat başlatılmış, yapılan tahkikat sonucunda sözleşmesi feshedilmiştir” denildi.

Öte yandan taşlı saldırıyla ilgili gözaltına alınan 15 kişi serbest bırakıldı.

İmamoğlu’nun 7 Mayıs akşamı Erzurum Kent Meydanı’nda otobüs üzerinden halka hitabı sırasında yaklaşık 100-200 kişilik bir grup otobüsün arka kısmında toplanmış ve buradan otobüsün üzerindekilere ve toplananlara taşlı saldırıda bulunmuştu. Otobüsün camları kırılırken, 17 kişi de atılan taş ve pet şişeler sonucunda yaralandı.

Erzurum İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri, kamera kayıtlarında yaptıkları inceleme sonucunda 16 kişiyi tespit etti. Dün sabah saatlerinde 15 şüpheli gözaltına alındı. Emniyette ifadeleri alınan şüpheliler daha sonra adliyeye sevk edildi. Bir kişi savcılık ifadesinin ardından serbest bırakılırken 14 şüpheli mahkemeye sevk edildi. Mahkeme 14 şüpheliyi adli kontrol şartıyla serbest bıraktı. Bir kişinin aranması devam ederken, olaya karışanların tespitinin sürdüğü öğrenildi.

“Sorumlu, Saray’da oturan kişidir”

Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir televizyon kanalında katıldığı programda Erzurum’daki saldırıyla ilgili de açıklamalarda bulundu.

“Elinde Türk bayrağı olan 7-8 yaşındaki bir çocuğa kim hangi gerekçeyle taş atar? Hangi vicdan sahibi buna ‘evet’ der” diyen Kılıçdaroğlu “O meydanda sadece Türk bayrakları vardı. Elinde Türk bayrağı dalgalandıran insanlara terörist diye saldırıyorsunuz. Aklın alacağı şey mi bu? Provokasyon. Kimlerin yaptığını da kimlerin teşvik ettiğini de biliyoruz” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu “Elinde taş olan kişiler, bir anlamda bunu güvenlik güçlerinin gözetiminde yapıyorlar. Fotoğraflar var. Ellerinde taş, atıyorlar. Niye atıyorsun kardeşim, hangi gerekçe ile atıyorsun? Temel sorumlusu kimdir? Bütün bu olayların temel sorumlusu, Saray’da oturan kişidir” dedi.

“Taş atanları değil, onlara taşı attıranları ben istiyorum. Taş atanlar; cebine para koymuşlardır, ‘taş at, sana para vereceğiz’ demişlerdir. Kim onlara ‘taş atın’ diye talimat verdi? Bana asıl onlar lazım. Perdenin arkasında kimler var?” diyen Kılıçdaroğlu “Polise ‘dokunma’ talimatını kim verdi? Bize bunlar lazım” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Guardian: Erdoğan’ın Rakibi Demokrasi İçin Mücadeleyi Hızlandırdı

Uluslararası basın, 14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor.

Birleşik Krallık merkezli The Guardian gazetesi, Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında bir makale yayınladı.

Kılıçdaroğlu’nun Kürtler tarafından “kahraman gibi” karşılandığını yazan gazete, CHP lideri için “Türk demokrasisinin geleceği olarak lanse edilen siyasetçi” yorumunu yaptı.

Gazeteye konuşan Kılıçdaroğlu, “Seçimler uygun koşullarda gerçekleşmiyor ama her şeye rağmen kazanacağız” dedi.

“Dış politikada u dönüşü kesin değil”

CNN ise “Türk liderliğindeki bir değişiklik, Rusya ile bağların sonu anlamına gelmeyebilir” başlıklı bir analiz yayınladı. Seçimlerin baş başa geçmesinin beklendiğini yazan CNN, “Ancak analistler, Erdoğan anketlerde devrilse bile, Türkiye’nin dış politikada u dönüşünün kesin olmadığını söylüyor.

Muhalefete yakın figürler, galip gelmesi halinde Türkiye’nin yönünü yeniden Batı’ya çevireceğini belirtirken, diğerleri temel dış politika konularının muhtemelen değişmeyeceğini söylüyor” diye yazdı.

“Erdoğan’ın daha önce hiç olmadığı kadar ‘savunmasız'”

BBC, “Türkiye seçimleri: Depremin vurduğu ülkede öfke ve kederin artçı şokları” başlıklı bir haberle seçimleri yazdı.

Erdoğan’ın daha önce hiç olmadığı kadar “savunmasız” göründüğünü belirten BBC’ın değerlendirmesi şöyle:

“Otoriter Erdoğan döneminin sonu -eğer gelirse- daha özgür, daha demokratik bir Türkiye anlamına gelmelidir. Hapishaneler daha az kalabalık olabilir ve Batı ile ilişkiler daha az gergin olabilir.

Seçimler yaklaşırken, Türklerin, devletin Şubat ayındaki depremlere yavaş tepki vermesinden harabeye dönmüş bir ekonomiye kadar şikayet edecek ve üzülecek çok şeyi oldu. Resmi enflasyon oranı %50’dir. Gerçek rakam bunun iki katı olabilir.”

“Az bir farkla kaybetmesi yargı ve orduyla bağlılığını sınayacak”

Financial Times (FT) gazetesi “Erdoğan şimdiye kadarki en büyük sınavıyla karşı karşıya” başlıklı bir analiz yayınladı.

Analizde, “21 yıllık iktidarından sonra Cumhurbaşkanı, ülkenin rotasını değiştirmeye kararlı olan birleşik bir muhalefetle başa baş bir yarışta” denildi. Analizin devamında şöyle denildi:

“Muhalefetin, özellikle az farkla kazanacağı bir zafer, Erdoğan’ın demokrasiye olan bağlılığının yanı sıra, kontrolü altına almak için yirmi yıldır çabaladığı yargı, polis ve ordunun bağlılıklarını da sınayacaktır. Muhalefete karşı artan bir hoşgörüsüzlük sergileyen Erdoğan, bir dönemi daha garantiye alınırsa, onu eleştirenler, Türkiye’yi daha da otoriterleşmeye sürükleyeceğinden korkuyor.”

Gazete, “Erdoğan’ın seçim kampanyası hakkında bilgi sahibi olan bir kişi ‘Panik yok ama rahat değiller’ dedi” diye yazdı

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Şam, Seçimin Sonuçlanmasını Bekliyor

Suriyeli gazeteci Sarkis Kassargian, “Suriye yönetimi, Türkiye’deki seçimlerin sonuçlarını görüp ona göre karar vermek istiyor. Dolayısıyla bu dönemde Erdoğan’la bir normalleşme adımı atmak siyaseten bir risk olarak görülüyor dedi ve ekledi:

“Ayrıca ilkesel olarak da seçim sürecinde bir tavır alma hali oluyor Suriye’de. Çünkü malum, bu görüşmeler olduğunda içeride seçimlerde bir kart olarak Erdoğan’ın bunu kullanacağını artık herkes biliyor.”

Türkiye siyasetini yakından takip eden Suriyeli gazeteci Sarkis Kassargian, Türkiye’deki seçimlerin Şam’dan nasıl göründüğü, Şam yönetiminin diğer Arap başkentleri ve Ankara’yla “normalleşme” sürecini ve Şam ile Kürtler arasındaki ilişkilerin seyrini bianet’ten Vecih Cuzdan’a değerlendirdi.

“Şam, Arap ülkeleriyle normalleşmeye odaklandı”

Geçtiğimiz haftalarda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, Suriye’deki savaşın başından bu yana ilk defa Şam’a geldi. Nitekim bundan önce de başta Körfez’dekiler olmak üzere Arap ülkeleri Şam’la ilişkilerini “normalleştirmeye” başlamıştı. Yine bu “normalleşme” bağlamında, Erdoğan yönetiminin çağrıları ve bu kapsamda Ankara’nın attığı adımlar Şam’dan nasıl görünüyor?

Şam’dan bakıldığında durum şöyle: Suriye yönetimi, Türkiye’deki seçimlerin sonuçlarını görüp ona göre karar vermek istiyor. Dolayısıyla bu dönemde Erdoğan’la bir normalleşme adımı atmak siyaseten bir risk olarak görülüyor. Ayrıca ilkesel olarak da seçim sürecinde bir tavır alma hali oluyor Suriye’de. Çünkü malum, bu görüşmeler olduğunda içeride seçimlerde bir kart olarak Erdoğan’ın bunu kullanacağını artık herkes biliyor.

Bu yüzden Şam yönetimi şimdilerde Arap ülkeleriyle normalleşmeye odaklanmış durumda. Burada Arap Birliği’ne dönmekten daha çok Arap ülkeleriyle ikili ilişkiler önemseniyor. Çünkü Suriye, Arap Birliği’ne dönse bile bu defa içeride bir çatlak yaşanacaktır. Katar ve Fas gibi ülkelerin Suriye’nin dönmesine sıcak bakmıyor. Yani tabiri caizse Arap Birliği Suriye’yi kazanıp Katar’ı ve Fas’ı kaybedebilir.

Dolayısıyla Şam açısından öncelik, gerek Suudi Arabistan’la gerek Mısır’la olsun ikili ilişkilerin gelişmesi. Bence Şam’ın en çok önemsediği de bu iki devletle olan ilişkiler. Üstelik bu iki ülkeyle olan ilişkilerin normale dönmesi Şam’ın Ankara’ya karşı elini daha da güçlendirecek. Zaten Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün, Irak gibi ülkeler Şam’la normalleşme sürecine girmeden önce de Suriye’de bulunan yabancı askerlerin çekilmesini talep ediyorlardı. Burada Türkiye ve Amerika işaret ediliyor. Çünkü Suriye’deki Rusya ve İran güçleri Şam yönetimiyle yaptıkları protokollere dayanarak ülkede bulunuyor.

Dolayısıyla Şam, diğer Arap ülkeleriyle olan ilişkilerin daha da güçlenmesini ve akabinde Ankara’yı baskı altında tutabilmeyi umuyor. Ancak bu noktada Şam’ın bir sorunu daha var aslında. En yakın müttefikleri olan Moskova ve Tahran, Türkiye’deki seçimlerde Erdoğan’dan yana bir pozisyonda. Diğer taraftan Körfez ülkeleri Erdoğan’ı önceki dönemlerde olduğu gibi desteklemiyor ama Şam’la normalleşme süreçleri de Batı etkisiyle yavaş adımlarla sürüyor. Yani bugünlerde tabiri caizse siyasi bir çıkmaz içinde Şam yönetimi.

Müslüman Kardeşler’in “Erdoğan’a oy verin” çağrısı

Türkiye, gergin bir atmosferde 14 Mayıs seçimlerine gidiyor. AKP iktidarının müttefiki Müslüman Kardeşler’in Suriye müftüsünün, Türki Cumhuriyeti vatandaşlığı olan Suriyelilere Erdoğan’a ve AKP’ye oy verme çağrısında bulunmasını nasıl değerlendiriyorsun?

Recep Tayyip Erdoğan, 22 yıl önce iktidara geldiğinde “muhafazakâr demokrat” sloganıyla Batı’nın desteğini aldı. Kutuplaştırıcı dini söylemlerden uzak, ılımlı İslamcı bir parti kurdu ve aldığı destekle iktidara geldi. Şimdi son dönemde baktığımızda artık tam tersine İslamcılık üzerinden ve İslamcılık söylemleriyle iktidarda kalmaya çalışıyor. Çünkü bence artık eskisi gibi o ılımlılık ya da Avrupa Birliği, Batı ilkeleriyle örtüşen siyasetlerin kendisini desteklemediği kanaatine ulaşmış gibi görünüyor. Müslüman Kardeşler’in müftüsü olarak da bilinen Şeyh Muhammed Kerim Racih’in Erdoğan’ı desteklemesi sürpriz değil. Erdoğan zaten her zaman, özellikle Arap Baharı başladıktan sonra Müslüman Kardeşler’le birlikte yürüdü. Bu yüzden Türkiye’nin Suudi Arabistan’la, Birleşik Arap Emirlikleri’yle ve en önemlisi Mısır’la Müslüman Kardeşler konusundan başka bir sorunu yok.

Müslüman Kardeşler’in tanıdık figürleri bugüne kadar Erdoğan’ı içeride yıpratmamak bu tip çıkışlarda bulunmamışlardı. Ama bugün gelinen noktada seçimlerin riske girdiğini ve her bir oyun fark yaratacağını bildikleri için -artık o yıpranma hesaplarını da bir kenara bırakıp- kendilerini göstermeye başladılar ve buna devam edecekler. Yani Şeyh Muhammed Kerim Racih’ten sonra da Müslüman Kardeşler’in diğer figürlerinden benzer açıklamaların gelebileceğini düşünüyorum. Katar’daki Müslüman Kardeşler müftüleri, şeyhleri, işte Dünya Müslüman Âlimler Birliği Başkanı vs. onlar da önümüzdeki günlerde benzer bir tavır gösterebilir.

“Erdoğan seçim propagandası olarak kullanıyor”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 30 Nisan’da IŞİD lideri Ebu Hüseyin el-Kureyşi’nin Suriye’de öldürüldüğünü açıkladı. Daha sonra operasyonun Afrin’de, yani Türkiye’nin kontrolündeki bir bölgede gerçekleştiği ortaya çıktı. Bu operasyon ve devamındaki gelişmeler Şam’da da gündeme geldi mi?

Şam’da bu konuya çok ilgi yok. Suriye’de haber bile olmadı bu olay. Çünkü Şam yönetimi doğrudan Türkiye’yi IŞİD ve El-Kaide’yle işbirliği yapmakla suçluyor. Gerek bu son operasyon gerekse bundan önce Amerika’nın öldürdüğü radikal İslamcı örgütlerin liderleri olsun tümüyle Türkiye’nin kontrolündeki bölgelerde öldürüldü. Öyle görünüyor ki bu kişiler söz konusu bölgelerde kendilerini rahat hissediyor. Ayrıca bu tip konuların Erdoğan tarafından bir seçim propagandası olarak kullanıldığı düşünülüyor. Diğer yandan bu konunun dünya çapında da çok ciddiye alınmadığını gördüm. Çünkü bu konularda daha çok ABD’nin öncülüğünde yapılanlar dikkate alınıyor. Ama günün sonunda Türkiye, bu konuda çok şeffaf ve ciddi bulunmadığı için olsa gerek hani gerçekten operasyon yapılıp öldürülmüş olsa bile arkasında bahsettiğim diğer motivasyonlar [seçim propagandası vs.] aranıyor.

Şam ve Kürtler arasındaki ilişkiler

Geçtiğimiz günlerde Demokratik Suriye Güçleri Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin Birleşik Arap Emirlikleri’ne gittiği ve Şam’la müzakerelerde rol oynamaları için buradaki yetkililerle görüştüğü öne sürüldü. Daha önce de Mısır basınına konuşan Abdi, Şam yönetimine çağrıda bulunmuştu. Bu noktada Şam ve Suriyeli Kürtler arasındaki ilişkileri nasıl değerlendiriyorsun?

Geçtiğimiz haftalarda özerk yönetimin bir çağrısı olmuştu, ardından Birleşik Arap Emirlikleri ziyareti haberi geldi. Aslında bu konuda yeni bir gelişmeden bahsetmiyoruz. Her zaman Şam’la anlaşarak sorunları çözmek isteyen bir Kürt tarafından söz ediyoruz. Ama bence taraflar arasındaki ilişkiler, Şam-Ankara ve dolayısıyla Şam-Moskova ve Şam-Tahran ilişkilerinin gölgesinde kalıyor. Bu birincisi. İkincisi de Kürtlerin en yakın müttefiki Amerika olduğu için Şam her zaman bu konunun çözümünün aslında Amerika’yla uzlaşmayla çözülebileceğini düşünüyor. Çünkü oradaki özerk yönetimin varlığını Amerika’nın oradaki varlığına bağlıyor. Dolayısıyla hem Amerika’yla hem de Şam’la iyi ilişkilere sahip bir Arap ülkesi olan Birleşik Arap Emirlikleri’nin arabuluculuğu onlar için bu konuda biraz motivasyon sağlayabilir. Yani Kürtler açısından iyi neticelere ulaşılması yönünde bir katkısı olabilir. Her ne kadar bu konu Suriye’nin iç sorunu olarak görülse de diğer ülkelerle olan ilişkiler ve dış faktörlerden çok etkilenen bir konu olduğu için de yakın süreçte ciddi bir gelişme olacağını düşünmüyorum.

“Yakın zamanda İdlip’e operasyon zor”

Peki, yakın zamanda Heyet-i Tahrir’uş Şam kontrolündeki İdlip’e yönelik bir askeri operasyon öngörüyor musun?

Hayır. İdlip, Türkiye’nin doğrudan etkisi altında olan bir bölge ve dolayısıyla Ankara’nın operasyona yeşil ışık yakması gerekiyor. Diğer yandan olası operasyona Batı’nın da göz yumması gerekiyor -ki yeniden mülteci sorunu gündeme geleceği için buna karşı çıkarlar. Dolayısıyla Suriye çok zor bir durumda kalabilir. Belki de Türkiye’deki seçimlerden sonra, hatta seçim sonuçları doğrultusunda artık İdlip’i yeniden konuşmaya başlayabiliriz.

Paylaşın

Memleket Partisi’nde İstifa Depremi: Bir Milletvekili Adayı Daha…

Memleket Partisi Antalya milletvekili adayı Av. Şefika Aygüneş, Erzurum mitinginde yaşananlar göstermektedir ki bu iktidar ilk turda değişmelidir. Elinde Türk bayrağı olan kadınımızın ve çocuğumuzun yüzünden kanlar akan fotoğrafı, siyasete girme nedenim ile içinde bulunduğum noktayı sorgulatmış bulunmaktadır.

17 Mayıs 2021 tarihinden itibaren kurucusu olduğum, Genel Disiplin Kurulu üyeliği ve il başkan yardımcılığı yaptığım Memleket Partisi’nden istifa etme gereği duyuyor, Antalya Milletvekili adaylığımdan çekiliyorum. Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi: Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır!” sözleriyle hem adaylıktan çekildi hem de partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Memleket Partisi Ankara Milletvekili adayı Çağrı Ünsal’ın ardından partiden bir milletvekili adayı daha istifa etti. Antalya milletvekili adayı Av. Şefika Aygüneş hem adaylıktan çekildi hem de partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Aygüneş istifa açıklamasında şu ifadelerine yer verdi: İdealist duygular içerisinde siyasete atıldığım gün henüz 26 yaşındaydım. Gerek aile içi şiddetin önlenmesi gerekse de çocuklarımızı ilgilendiren hukuki sorunlar üzerinde daha fazla söz sahibi olabilmek ve sesimi duyurabilmek amacıyla girmiş olduğum siyasette yılmadan parti içi mücadeleme devam ettim.

Fakat gelinen noktada ülkemizin geleceği, vatandaşlarımızın huzuru hususunda ciddi endişeler içerisine düşmüş bulunmaktayım. Erzurum mitinginde yaşananlar göstermektedir ki bu iktidar ilk turda değişmelidir. Elinde Türk bayrağı olan kadınımızın ve çocuğumuzun yüzünden kanlar akan fotoğrafı, siyasete girme nedenim ile içinde bulunduğum noktayı sorgulatmış bulunmaktadır.

17 Mayıs 2021 tarihinden itibaren kurucusu olduğum, Genel Disiplin Kurulu üyeliği ve il başkan yardımcılığı yaptığım Memleket Partisi’nden istifa etme gereği duyuyor, Antalya Milletvekili adaylığımdan çekiliyorum. Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi: “Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır!

Paylaşın