14 Mayıs Seçimleri: Muhalefet Sandık Güvenliği İçin Nasıl Hazırlandı?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı, sandıkların başında “sandık sorumlusu” olarak belirlenen kişilerin bulunacağını belirterek, bu isimlerin ilçe seçim kurullarına bildirildiğini, bu sürecin tamamlandığını belirtiyor.

Salıcı, partilerin sandık kurulu üyeleri ve sorumlularının yanı sıra, bu seçim için sivil toplum kuruluşları, gönüllüler ve ittifakta olunan partilerle de işbirliği içinde olunduğunu belirterek, bunun yanı sıra seçim günü müşahit gönderme imkânı bulunduğunu aktarıyor.

Müşahitler için “özellikle daha riskli gördüğümüz yerlere öncelik vermeye çalışıyoruz” diyen Salıcı, müşahitler için YSK’ya bildirim yapma zorunluluğu olmadığına ve bu kişilerin müşahit kartıyla girebildiğine dikkat çekiyor.

Türkiye’de 14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerine yüksek oranda katılım beklenirken, diğer yandan seçmenin bir bölümündeki bazı endişelere karşılık muhalefet seçim güvenliği konusunda gerekli tedbirleri aldıklarını ve ıslak imzalı tutanakların bu kaygıların giderilmesinde önemli rol oynayacağını belirtiyor.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) verilerine göre 14 Mayıs’taki cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinde yurt içinde toplam 190 bin 736 sandık kurulacak, seçmen sayısı ise 60 milyon 904 bin 499 olarak belirlendi.

Yurt dışında oy verme işlemleri 9 Mayıs akşamı sona erdi. Geçmiş seçimlere kıyasla katılımın arttığı yurt dışında 1 milyon 800 binden fazla oy kullanıldı. Gümrük kapılarında 14 Mayıs saat 17.00’ye kadar oy kullanmak mümkün olacak.

Türkiye’de seçimler Yüksek Seçim Kurulu’nun denetiminde ve güvencesinde yapılıyor. YSK, seçimlerin başlamasından bitimine kadar başta anayasa olmak üzere ilgili kanunlar çerçevesinde seçimlerin yönetim ve denetim işlemlerinin adil ve şeffaf bir şekilde yürütülmesini sağlamakla yükümlü. Kurul, seçim süresince ve seçimden sonra bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları da inceleyerek kesin olarak karara bağlıyor.

YSK aynı zamanda seçim sonuçlarını güvenli ve hızlı bir şekilde kamuoyuna duyurmakla da görevli.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde ilk turda sonuç alınabilmesi için adaylardan birinin yüzde 50 artı bir oya ulaşabilmesi gerekiyor. Adaylar arasında olabilecek az fark ise her bir oyun ve dolayısıyla sandık güvenliğinin önemine işaret ediyor.

Sandık güvenliği için neler yapılacak?

Seçim güvenliği genel olarak sadece oy verme günü ve sandık güvenliği ile sınırlı tutulmayarak, seçim takviminin açıklanmasıyla başlayan ve itirazlar sona erip kesin sonuçlar açıklanıncaya kadar olan süreç olarak tanımlanıyor. Oy verme günü sandık güvenliğinin sağlanması da bu sürecin bir parçası.

Seçim öncesi tansiyonun zaman zaman yükselmesinin de etkisiyle seçmenlerin bir bölümünde seçim ve sandık güvenliği ile ilgili kaygılar halen var.

Millet İttifakı üyeleri bu kaygılar nedeniyle kurdukları ortak komisyon ile seçim güvenliğini sağlamak için hem ayrı ayrı hem de ittifak halinde hazırlanırken, seçim gecesi için de gerekli tedbirlerin alındığını belirtiyor.

Muhalefet sandık güvenliği için nasıl hazırlandı?

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in aktardığına göre; CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı, sandıkların başında “sandık sorumlusu” olarak belirlenen kişilerin bulunacağını belirterek, bu isimlerin ilçe seçim kurullarına bildirildiğini, bu sürecin tamamlandığını belirtiyor.

Salıcı, partilerin sandık kurulu üyeleri ve sorumlularının yanı sıra, bu seçim için sivil toplum kuruluşları, gönüllüler ve ittifakta olunan partilerle de işbirliği içinde olunduğunu belirterek, bunun yanı sıra seçim günü müşahit gönderme imkânı bulunduğunu aktarıyor.

Müşahitler için “özellikle daha riskli gördüğümüz yerlere öncelik vermeye çalışıyoruz” diyen Salıcı, müşahitler için YSK’ya bildirim yapma zorunluluğu olmadığına ve bu kişilerin müşahit kartıyla girebildiğine dikkat çekiyor.

Seçim günü saat 17.00’de oy verme işlemleri bittiğinde her seçimde olduğu gibi önce oylar tasnif edilecek. Ardından ise ıslak imzalı tutanak tutulacak. Sandık kurulu başkanının bu ıslak imzalı tutanağı her partinin sorumlusuna verme yükümlülüğü bulunuyor. Partilerin sandık görevlileri bu tutanağı alarak kendi partilerine iletecek. Bu kapsamda ıslak imzalı tutanakların önemi büyük.

Islak imzalı tutanakların önemi ne?

2019 İstanbul seçimlerinde önemi bir kez daha iyi anlaşılan ıslak imzalı tutanaklar bu seçimde de kritik ve sonuç belirleyici olacak.

Salıcı, büyükşehirlerde ya da ilçe merkezlerindeki okullarda çok fazla sandık bulunduğu durumlarda; bu okulların tamamına ayrı ayrı kat sorumlusu, okul sorumlusu ve ayrıca veri bilişim sorumlusu tanımladıklarını belirterek, sonuncusunun görevini şöyle aktarıyor:

“Bu arkadaşımız seçim günü sayım bitti, ıslak imzalı tutanaklar tutuldu, bu tutanakları ilçeye götürerek CHP’nin sistemine girecekler. Ama ilçeye gitmeden önce okuldan çıkarken bilişim sorumlusu olan arkadaşımız bu verileri bizim sisteme girecek. Yolda geçecek olan süreyi kısaltmak açısından bu arkadaşlarımızı belirledik.”

Bu arada CHP’li yetkililer her ne kadar hız önemli olsa da bu seçimde güvenilir sonuçların duyurulmasının daha önemli olduğunu belirtiyor.

Seçim gecesi sayım işlemlerinin sadece dört adayın yarıştığı Cumhurbaşkanlığı seçimi için daha çabuk sonuçlanabileceği, milletvekili seçiminde ise ittifaklar da işin içine girdiği için sürecin daha karmaşık olacağı ve sonuçların belli olmasının biraz daha uzayabileceği tahmin ediliyor.

AA’nın sonuçları mı beklenecek?

Bu seçimlerde 2019 yerel seçimlerinde gece yarısı veri akışını kesen ve çok tepki çeken Anadolu Ajansı’nın (AA) sonuçları muhalefet için önemli olacak mı?

Salıcı, her seçimde iktidarın önde gösterilerek başlandığını ve buna alıştıklarını söyleyerek, “Biz Anadolu Ajansı’nın ne söylediği ya da ne açıkladığıyla meşgul değiliz. Eğer AA’nın açıkladığı verilere güveniyor olsaydık İstanbul seçimi gitmişti” yorumu yapıyor.

Bu arada AA yetkilileri 5 Mayıs’ta Sözcü’ye yaptıkları açıklamada “Eğer verdiğimiz hizmette en küçük bir aksaklık görülürse, hizmet alanlar bizi savcılığa şikâyet etsin” dedi.

Salıcı, kendi sistemlerine ve sandık görevlilerine güvendiklerini belirterek, şöyle konuşuyor:

“Islak imzalı tutanaklar bize gelecek. Biz o ıslak imzalı tutanakları sisteme gireceğiz. Birleştireceğiz. Ortaya çıkan rakam eğer YSK’nın bize göndermiş olduğu rakamla, yani YSK’nın partilerle paylaştığı ıslak imzalı tutanakların görüntüsü ile örtüşüyorsa sorun yok. Örtüşmüyorsa, itirazlarımızı yapacağız.”

Tahmin ötesi bir durum ortaya çıkarsa ne yapılacak?

Peki alınan tüm tedbirlere ve yapılan hazırlıklara rağmen olumsuzlukla karşılanması durumunda ne yapılacak?

Hollanda’ya gönderilen 225 oy pusulası hatalı çıkmış ve bunun üzerine YSK’ya başvuru yapılmıştı.

“Normal şartlar altında yürüyen bir seçimde alınabilecek tedbirlerin tamamını almış durumdayız” diyen Salıcı, yurt dışı bazı sandıklarda görülen pusula aksaklıkları gibi olumsuzluklarla karşılaşılması durumunda ise yapılacakları şöyle anlatıyor:

“Hollanda örneğindeki gibi biz tedbir aldığımız ve arkadaşlarımız dikkatli olduğu için ortaya çıkan şeyler var. Seçim günü de herhangi bir şekilde bir olumsuzlukla karşılaşılırsa arkadaşlarımız itirazlarını yapacaklar. Avukat arkadaşlarımız da bu itirazları yönlendirecekler.”

Tahmin edilenden farklı bir durum ortaya çıkması durumunda ne yapılacak?

“Diyelim ki trafoya kedi girdi, elektrik kesildi, bir şey oldu. Arkadaşlarımız sayımı durduracaklar. Sayım tekrar güvenli hale gelene kadar da uygulama devam edecek. Bu bütün CHP’li arkadaşlarımıza söylendi, anlatıldı.”

Bu arada Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez 8 Mayıs’ta yaptığı açıklamada il ve ilçe oy toplama merkezleri, seçim kurulları, adliye binaları, seçimde kullanılacak havaalanları, parti binaları ve YSK gibi kritik noktaları besleyen şebeke unsurlarında bakım çalışmaları yapıldığını söyleyerek, operasyon merkezlerine jeneratörler dağıtıldığını, siber saldırılara karşı da önlem alındığını açıkladı.

Barolar Birliği de hazırlıklarını tamamladı

Bu arada seçimler için ayrıca pek çok avukat da görev yapacak.

Türkiye Barolar Birliği de seçim günü ülke genelinde sandık güvenliğinin sağlanmasına katkı sunmak için Ankara’daki TBB yerleşkesinde bir “Seçim Güvenliği Merkezi” oluşturulduğunu bildirdi.

Seçim hukukunda uzman avukatların, yurttaşlara ve sandık müşahitlerine gün boyu hukuki destek vereceği Seçim Güvenlik Merkezi’nde seçim güvenliğinin ihlal edildiğine yönelik tüm ihbarlar değerlendirilecek.

Seçim güvenliğinin ihlal edildiğine ilişkin ihbarlar sorunun yaşandığı ildeki gönüllü avukatlarla ve seçim güvenliği merkezi kurmuş bulunan barolarla paylaşılacak.

TBB Seçim Güvenliği Merkezi’ne Türkiye’nin her yerinden 0312 988 16 70 (10 hat) numaralı telefondan ulaşılabilecek.

Paylaşın

Kobani Davası; Demirtaş: Bu Dava 14 Mayıs’ta Bitiyor

Kobani davasında konuşan Selahattin Demirtaş, “Düşmanın merti makbuldur. Onu görmedik sizde.  Belki de bugün son savunmamız. Sonuç ne olursa olsun siz beni göremeyeceksiniz ben de sizi göremeyeceğim. Yargılanmanız için hukukçu olarak elimden geleni yapacağım. Ne suç işlediğinizi delilleri ile anlatacağım” dedi ve ekledi:

“Diktatörlük yıkılırsa, kendimiz için de sizin için de adil yargılama talep edeceğim. Siz cezaevinde insan muamelesi görün diye çabalayacağız. Yedi yıldır bizi burada tuttunuz ama biz burayı direniş kalesine çevirdik. Seyit rıza ile bitireyim. ‘Biz sizin oyunlarınızı çözemedik, bu bize dert oldu ama siz de bize diz çöktüremediniz bu da size dert olsun’.”

Demirtaş, konuşmasının devamında, “Dört gün sonra seçimler var. Bu dava bitmiştir. Bize, ailelerimize zulüm etmeye kalktınız. Hepimizin ailesi bu süreçte çok yıprandı. Yine de direniyorlar. Eşim Başak Demirtaş yola çıktı Adana, Mersin mitingine gidiyor. Boyun eğmiyor, Kürt kadınları direniyor. Binlerce genç siyasetçi alanlarda direniyor. Aralarında Figen’ler, Gülten’ler var. Seçimler hayırlı olsun. Benim için savunma da yargılama da bitmiştir. Bu siyasi bir süreçtir ve bu süreç 14 Mayıs’ta bitiyor.” ifadelerini kullandı.

Kobanî davasının 25. duruşma periyodunun 1. oturumu Sincan Cezaevi Kampüsündeki Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü.

Davada, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ile Selahattin Demirtaş, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü ve HDP MYK üyelerinin de aralarında bulunduğu 108 kişi yargılanıyor.

3 bin 530 sayfa ve 324 klasörden oluşan iddianamede 108 siyasetçi için “Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma” ile 37 kez “insan öldürme” başta olmak üzere pek çok suçtan ceza isteniyor.

“Erdoğan Kürtler sayesinde gidecek”

MA’nın haberine göre, duruşmada ilk olarak söz alan Sebahat Tuncel, mütalaanın Yargıtay Başsavcılığı ve saray avukatları ile birlikte hazırlandığını belirtti:

“Bu dosyada Kürtler bir taraf devlet bir taraf. Devletin bütün kurumları burada müştekidir. Bunları topladığımızda ortaya bu çıkıyor. Türkiye’nin en temel meselesi Kürt meselesidir, turnusol kağıdıdır. Nasıl yaklaşırsanız öyle. AKP 20 yıldır iktidarda ise bunun sebebi Kürtlerdir. Çünkü çözüm sürecidir derken Kürtler çok şans verdi ama bugün de Erdoğan Kürtler sayesinde gidecektir.

Masumiyet karinesi diye bir şey var. Bunu ihlal eden bir noktada Kürt düşmanlığı yapılıyor. Reklamlarını bile Kürtleri nasıl öldürürüz diye yapıyor. İHA’larla SİHA’larla bunu yapıyorlar. Bunu kimler üzerine kullanacak, Kürtler üzerine kullanacak. O yüzden kaybediyor.

Bugün ekonomik krizin nedeni de bu. Neden Rojava ile barış sürecini yürütmüyor. 2015’teki çözüm sürecinde tahtını kaybettiğini gördü. Meclis konuşmalarınız önümüzde var. Türkiye’de 30 milyona yakın Kürt yurttaş var. Bu yurttaşların anadilde eğitim, örgütlenme talebi görülmüyor.

Kürtler bağımsızlık da isteyebilir. Hiçbir talep terörizm ile bağdaştırılamaz. Savcı bey bunları yazmış mütalaada. Peki savcı bey bunu yazdı diye Kürtler bu taleplerden vaz mı geçecek? Akıl yoksunu bir yaklaşım ile karşı karşıyayız. Tayyip Erdoğan’ın geldiği noktada kendisine karşı olan bütün Kürtler terörist.

Bu ülkede her şey olabilirsin ama Kürt olamazsın. Kürt olduğun an terörist oluyorsun. Irkçılığı bizzat geliştiren AKP iktidarının kendisidir. Suç işliyorlar. Bu topluma karşı suç işliyor, toplumu birbirine karşı kışkırtıyorlar. Bu tehlikeli bir durum. birilerinin buna dur demesi lazım. 14 Mayıs bu açıdan çok önemli bir tarih.”

“Halkımız Kılıçdaroğlu’na oy vermeli”

Değişimin sadece sandıkla olmayacağına dikkat çeken Tuncel, sözlerine şöyle devam etti:

“14 Mayıs seçimleri önemli çünkü Tayyip Erdoğan tek adam rejimini kurumsallaştırmak istiyor. Buna dur demek için önemli bir tarihtir. O yüzden halkımızın gidip demokrasi ve özgürlükler için yol açacağına inanıyorum.

Kürt düşmanlığına, kadın düşmanlığına karşı gidip Kılıçdaroğlu’na oy vermeliler. Bu sorunların çözümü için de gidip Yeşil Sol Parti’ye oy vermeliler. Yasama, yürütme ve yargı erkinin tek elde birikmesi çürümenin esas nedeni.

Ben size de davette bulunuyorum. Kılıçdaroğlu’na oy verin. Bu halk Türkiye’de demokrasi ve özgürlükler açısından yeni bir süreç getirebilir. 14 Mayıs seçimleri Kürt sorunun çözümü, barışçıl bir dış politika, ekonomik sorunlar için çözüm olabilir. Ekonomik sorunların nedeni de Kürt sorunudur. Bu 14 Mayıs seçimlerinin bir son değil, bir başlangıç olduğunu ifade ediyorum. Belki o zaman cübbenize yaraşır kararlar verirsiniz.

Çünkü şimdi siyasi iktidarın isteklerine göre karar veriyorsunuz. Tutuk incelemelerini formalite olarak yapıyorsunuz. Bunu yapacaksanız bu formalite işleri yapmayın. Hukuk bir bütündür. Beğenmediğimiz darbe anayasasına uyun diyoruz ama biz Yeşil Sol’un bunu değiştireceğine de inanıyoruz.

Türkiye’nin krizi, yapısaldır. Cumhuriyet Kuruluşunda bir İslamcılar yer almadı bir de Kürtler yer almadı. İslamcılar başa gelince daha beterini yaptı. Kürtler gelince herkese yaşam alanı tanıyacak. Yeşil Sol eminim Türkiye’de kurucu bir meclis olacak. Demokratik bir Anayasa bu çoğulculukla yapılacak. AKP Kürt meselesine adım atarak iktidarını aldı şimdi düşman politikasını yürüterek iktidarını kaybedecek.”

“Biz tahliyemizi halktan talep ettik”

Ardından söz alan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, şunları söyledi:

“Tutuk inceleme duruşması yapıyorsunuz. Davanın hakimi savcısı Recep Tayyip Erdoğan Batman’da konuşuyormuş. Dolayısıyla siz neyi inceleyecek, neyi kararlaştıracaksınız bilmiyoruz ama Erdoğan, bizim tahliyemizin nasıl olacağını söylüyor. ‘Ben görevde olduğum müddetçe çıkamazlar’ diyor. Dolayısıyla seni görevden alacağız.

Sizden bizi tahliye etmenizi istemiyorum. Siz şehvetle, heyecanla, zevkle bu işi yaptınız. Ben baskı altında olan hakimleri gördüm. Karar vermeye çalışıyorlar, adaleti uygulamak için direniyorlardı. dosyada hukuk işlesin diye ellerinden gelenleri yapıyorlardı. Biz Erdoğan görevde olduğu sürece çıkamayacaksınız.

Biz tahliyemizi halktan talep ettik. Halk isterse çıkarız. Cezaevinde de mücadelemizi sürdürüyoruz ama durdurulması imkansız bir değişimin başladığını herkes kabul edecektir. Değişim tabandadır. Z kuşağı kitlesi açısından insanların kimliği, inancı, cinsel yönelimi bir ayrımcılık meselesi değil.

İnsanların kimliklerinden dolayı ayrımcılığa uğramalarını Kürt genci de Türk genci de yadırgıyor. Artık toplum, tabandan bir değişim rüzgarı ile sarsılıyor. Bahçeli ve Erdoğan’ın göremedikleri buydu.

Biz Kılıçdaroğlu’ndan da tahliyemizi talep etmedik, söz de almadık. Gerçekten yargılayacaksak adil, tarafsız bir yargı tarafından yargılanmak istiyoruz. Toplumdaki değişim rüzgarını kimse yönetemez. Yönetecekler olanlar Türkiye’nin demokratlarıdır. Bu değişimi görenler, inananlar ve bu değişime kendinden başlayacak olanlardır. Yeşil Sol Parti buna en açık partidir.

O yüzden partimize güveniyoruz. İlkelere, ahlaka, etik değerlere güveniyoruz. Seçim sonuçları ne olur Pazar günü göreceğiz. Ne olursa olsun bu değişim isteği bitmeyecek. Yeni iktidar bu değişim talebini karşılamaya aday olsa da bunu değiştirebilecek düzeyde değil. Hala muhafazakar, değişime kapalıdırlar. Şu anda Türkiye’de siyaset geriyi, arkaik olanı temsil ediyor. Buna göre  herkes bu seçime yüklenmiş durumda. Sizin mahkemenize verilen rol her ne idiyse başaramadınız. Bu değişime engel olamadınız.

Türkiye Cumhuriyeti değişiyor, değişmek zorundadır. Kemalistler, Kürtler, milliyetçiler değişiyor. 100’üncü yılına giren bir Cumhuriyet yoluna değişmeden devam edemez.

Duruşmalar benim umurumda olmadı. Biz siyasetçiyiz. Buradan halka ulaşmaya çalıştık. Ayın 15’ine ilişkin hesabın kitabım yok. Buradan halkımız, arkadaşlarımız için bir şeyler yapmaya çalıştım. Biz eş Başkanız ama hepimiz yoldaşız. Sizin kararınızın ne olduğu umurumda değil. Zevkle yaptınız her şeyi.

Düşmanın merti makbuldur. Onu görmedik sizde.  Belki de bugün son savunmamız. Sonuç ne olursa olsun siz beni göremeyeceksiniz ben de sizi göremeyeceğim. Yargılanmanız için hukukçu olarak elimden geleni yapacağım. Ne suç işlediğinizi delilleri ile anlatacağım.

Diktatörlük yıkılırsa, kendimiz için de sizin için de adil yargılama talep edeceğim. Siz cezaevinde insan muamelesi görün diye çabalayacağız. Yedi yıldır bizi burada tuttunuz ama biz burayı direniş kalesine çevirdik. Seyit rıza ile bitireyim. ‘Biz sizin oyunlarınızı çözemedik, bu bize dert oldu ama siz de bize diz çöktüremediniz bu da size dert olsun’.

Dört gün sonra seçimler var. Bu dava bitmiştir. Bize, ailelerimize zulüm etmeye kalktınız. Hepimizin ailesi bu süreçte çok yıprandı. Yine de direniyorlar. Eşim Başak Demirtaş yola çıktı Adana, Mersin mitingine gidiyor. Boyun eğmiyor, Kürt kadınları direniyor. Binlerce genç siyasetçi alanlarda direniyor. Aralarında Figen’ler, Gülten’ler var. Seçimler hayırlı olsun. Benim için savunma da yargılama da bitmiştir. Bu siyasi bir süreçtir ve bu süreç 14 Mayıs’ta bitiyor.”

Paylaşın

Soylu’dan “Kayyum” Açıklaması: Erdoğan’ın Emriyle

Partisinin Gaziosmanpaşa Yıldıztabya Mahallesi’nde düzenlediği etkinlikte konuşan Bakan Soylu, Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) belediyelere kayyum atanmasının, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emriyle gerçekleştiğini açıkladı:

“Ben İçişleri Bakanı oldum. Cumhurbaşkanımız beni çağırdı. ‘Süleyman, ben bu Güneydoğu’daki HDP’nin, PKK’nın belediyelerinden rahatsızım. Çünkü bunlar çocukları alıp dağa götürüyorlar. Devletin vergilerini PKK’ya gönderiyorlar. Onlar da kurşun olarak bizim Mehmetçiğimize dönüyor. Bunları derhal görevden alacaksın’ dedi. Ya benim istediğim bir göz, Tayyip Erdoğan bana verdi iki göz. İki gün geçti, sabah 8’de hepsine bir operasyon, hepsini görevden aldık.”

İçişleri Bakanı Süleman Soylu, doğu ve güneydoğudaki HDP’li belediyelere kayyum atanması sürecini anlatırken “Ben İçişleri Bakanı oldum. Cumhurbaşkanımız beni çağırdı. ‘Süleyman, ben bu Güneydoğu’daki HDP’nin, PKK’nın belediyelerinden rahatsızım. Çünkü bunlar çocukları alıp dağa götürüyorlar.” dedi ifadelerini kullandı.

Soylu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ayrıca “Devletin vergilerini PKK’ya gönderiyorlar. Onlar da kurşun olarak bizim Mehmetçiğimize dönüyor. Bunları derhal görevden alacaksın’ dediğini anlattı” ve “Ya benim istediğim 1 göz, Tayyip Erdoğan bana verdi 2 göz. İki gün geçti, sabah 8’de hepsine bir operasyon, hepsini görevden aldık” şeklinde konutu.

Soylu şu ifadeleri de kullandı;

“Bu Selo’yu, o gece evinden kuzu kuzu alıp götüren biziz. Biliyorsunuz değil mi? Kuzu kuzu. O ve onun gibileri. Aynı zamanda da o belediyeler var ya belediyeler, hepsi teröre para sağlıyorlardı. Devletin verdiği vergileri, Mehmetçiğimize kurşun olarak gönderiyorlardı.

“Şimdi diyorlar ki 15 Mayıs olacak, biz onları yine PKK’ya HDP’ye vereceğiz. Kıymetli arkadaşlarım, şu anda bana diyorlar ki çok çalışıyorsun. Herhalde Murat Karayılan’dan az çalışacak halim yok. Herhalde, Cemil Bayık’tan daha az çalışacak halim yok. Veya oradaki Duran Kalkan’dan daha az çalışacak halim yok. Çıkmışlar masanın üzerine tepiniyorlar, Tayyip Erdoğan gitsin de gitsin diye. Bak Tayyip Erdoğan 14 Mayıs’tan sonra gelecek, biz de sizin üzerinizde tepineceğiz, hiç merak etmeyin”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Bizim Sorunumuz Devleti Soyanlarla

Katıldığı bir televizyon programında açıklamalarda bulunan Kılıçdaroğlu, “Yapılan ihaleler, alınan rüşveteler, vatandaşın soyulması, dolar endeksli ihale yapılması, 85 milyonun bir avuç kişiye çalışır hale getirmesi. Tüm bunları üst üste koyduğunuz zaman bizim uzman arkadaşlar 418 milyar dolarlık bir kaybı ortaya çıkardı. Her birisini dosyaladık, bir tarafta tutuyoruz. Devleti soyanlarla bizim sorunumuz var” dedi ve ekledi:

“Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilktir. TBMM, TMSF’de soruşturma açılmayacaktır diye kanun çıkardı. Belki de hiçbir ülkenin tarihinde böyle bir rezalet yaşanmamıştır. TMSF’yi soyacaksın, soyanlara soruşturma açamayacaksın, kanun çıkardılar. Bu parlamentoyu itibarsız kılmak demektir. Yargı felaket durumda. Bir tek Yargıtay kararı altında imzası olmadan kişi alındı AYM’ye üye yapıldı. Bu yargıç mı şimdi? Buna yargıç denmez ki, paraşütle geleceksin oraya, dayın olacak orada.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, gazeteci Zeynel Lüle ve TELE1 Ana Haber Sunucusu Evren Özalkuş’un sorularını yanıtladı.

Kılıçdaroğlu’nun söyleşisinden öne çıkanlar şöyle:

“Gençler umduğumuzdan fazla siyasetin içinde ve onlar özgürlük istiyorlar. Seçimin kaderini belirleyecek olan gençler. Oylarının ne kadar değerli olduğunun da farkındalar. Türkiye’de değişimi siz getireceksiniz, dünya siyaset tarihine miras bırakacaksınız diyorum. Daha ilginç olanı, kadınlar. Mutfaktaki yangını en çok hisseden kadın. Evin, pazarın sıkıntılarını yaşayan kadın. Gençler ve kadınlar iktidarı yolcu edecekler. İki kesim siyasete ağırlığını koymuşlar.

Türkiye ikiye bölünmüş vaziyette. Kadını değersiz olarak görenler ve kadın erkek eşitliğini savunanlar… Değersiz görenler de her fırsatta dillendiriyor. Bir tarafta demokrasi isteyenler öbür tarafta otokrasi isteyenler. Bir tarafta üniversitelerde bilimsel çalışmaların yapıldığı tabloyu savunanlar, diğer tarafta üniversiteleri tamamen bilimsel çalışmaların dışına itenler. Türkiye’nin demokrasiden hızla uzaklaştığını gösteriyor. Bir kişinin dudaklarından çıkacak sözlere göre yönetildiği bir tablo. Her ne kadar yasama yargı organlarımız olsa da saraydan aldıkları talimata göre görev yapıyorlar. Devleti ayakta tutan kolonları yeniden inşa etmemiz lazım. Tüm bunlardan çıkışın yolu sandıkla olacak. Her vatandaşımın pazar günü sandığa gitmesini, sayımını izlemesini, orada elde edilen bilgileri duyurmasını isteriz.

Bazen sizin ne söylediğiniz değil kendi iç dünyasını yansıtıyor. Ondan söz edilmesini istiyor. Pankart ve görsellerle. Canlarını yakan o. Zaman zaman söylemlerinizin dışınıza çıkmak durumunda kalıyorsunuz. Biz de gittiğimiz yerlere göre o pankartlara da bakarak söylemlerde bulunuyoruz. Sakın ola ki umutsuzluğa kapılmayın, hepimizin iradesiyle gerçekleşecek. Gidip oy kullanacağız. Değişim için oy kullanın diye çağrıda bulunuyoruz.

Kararlılık iradesi çok önemli. Onların ne yaptıklarını çok iyi biliyoruz. Çatışma yaratmak istiyorlar. Seçmen bilinçli, tahriklere kapılmıyor. Öbür türlü, pankartlar, broşürleri biz dağıtıyormuşuz gibi yapılıyor. Sormak lazım, bunlarda Allah inancı var mı, ahlak var mı? Devleti yönetenler partiyi devletleştirdiler. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti yok AK Parti devleti var. İletişim Başkanlığı, AK Parti’nin yayın organı, kara kutusu gibi.

Kimse montajcılara inanmasın, bu ahlaksızlıktır. Çıkar iftiralar atarlar, Türkiye’nin buradan çıkması lazım. Kesinlikle çıkaracağız, ahlaksız yapıları açığa çıkaracağız. YSK açıklamasın, sonuçları biz açıklayacağız. 1 buçuk yıldır sandık güvenliğine çalışıyoruz. Tüm altyapı oluşturuldu, denemeler yapıldı. Bayram havası içinde sandığa gideceksiniz. YSK, AA yayınlamayabilir. Biz tutanak örneğini göstererek tek tek yayınlayacağız. Hepsi bizim elimizde olacak.

AK Partili bazı unsurlar sokaklara çıkıp ateş edebilirler, kaybettiklerini görünce taşkınlık yapabilirler. O konuda bütün vatandaşlarımın dikkatli olmasını istedim. Bir çatışma ortamı yaratmak isteyebilirler. Nasıl Erzurum’da yapıldığında çatışmaya girmediler özellikle. Çünkü saray bunu istiyor, özellikle kaçınması gerekiyor.

En sonunda bunlar halkı darbeci yaptılar. Soğan üreticisini, emekliyi terörist yaptılar. Neredeyse 85 milyonu terörist yaptılar. Şimdi darbeci yaptılar. Seçim tarihini, YSK’yı, kuraları yapanlar bunlar. Beğenmedikleri zaman vatandaş darbe yaptı olacak. Allah bunlara akıl fikir versin, bunlar devleti yönetmiyorlar. Bunların devletle falan ilgisi yok. Bunlar beşli çetelerin, ailelerin, kendi çıkarlarını savunuyorlar. Bunların dünyalıkları da yurt dışında.

Halkın iradesi her şeyin üzerindedir. Bir kişi halkın iradesini yok sayıyorum deme lüksü yok. İstanbul seçimlerinde denemek istediler. YSK’daki çetelerle bunu halletmeye çalıştılar. Hukuka bakın, zekaya bakın. Tam bir rezalet. Hukuk tarihimizin en büyük rezaletlerinden. İkinci kez seçimi yaptıran yargıçların hiç birisi gerçek anlamda yargıç değildir. O yüzden onlara çete dedim. Dava açtılar, kazanacağım. Bir yargıç hukuku katledemez. İstanbul seçimlerinde görüldü. İstiyorlarsa bir daha seçim yaparız. Halkın iradesine herkes saygı göstermek zorundadır. Yönetimi vermemezlik edemez, tıpış tıpış verecek. Türkiye onun malı mı? Birinci turda bitecek. Çok iyi durumdayız, rahatlıkla…

“Devleti soyanlarla bizim sorunumuz var”

Sadece bir havalimanı. 1 milyar dolar. Bunlar bilinen olaylar, paraların nasıl gittiği belli. Yapılan ihaleler, alınan rüşveteler, vatandaşın soyulması, dolar endeksli ihale yapılması, 85 milyonun bir avuç kişiye çalışır hale getirmesi. Tüm bunları üst üste koyduğunuz zaman bizim uzman arkadaşlar 418 milyar dolarlık bir kaybı ortaya çıkardı. Her birisini dosyaladık, bir tarafta tutuyoruz. Devleti soyanlarla bizim sorunumuz var.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilktir. TBMM, TMSF’de soruşturma açılmayacaktır diye kanun çıkardı. Belki de hiçbir ülkenin tarihinde böyle bir rezalet yaşanmamıştır. TMSF’yi soyacaksın, soyanlara soruşturma açamayacaksın, kanun çıkardılar. Bu parlamentoyu itibarsız kılmak demektir. Yargı felaket durumda. Bir tek Yargıtay kararı altında imzası olmadan kişi alındı AYM’ye üye yapıldı. Bu yargıç mı şimdi? Buna yargıç denmez ki, paraşütle geleceksin oraya, dayın olacak orada.

Özel sektör de bu alana girecekse bir rekabet içinde girilmeli. Dolayısıyla kim daha iyi nitelikli ürün üretiyorsa başımızın üzerinde yeri var. Ama diğerlerini tasfiye edip bir kişinin önünü açarsanız bu doğru değil, ahlaki de değil.

Terör bir insanlık suçudur. Kim destek verirse Allah belasını versin. Hangi çağda yaşıyoruz biz. Teröre karşı durmak insani bir görevdir, mücadele etmek hepimizin görevidir. İktidar muhalefet ayrım olmaz, hepimizin görevidir.

Türkiye artık yoksulluğu yaşayan bir ülke olmaktan çıkacak. Hayat standardı yükselecek. Sosyal devlet kadının temel güvencesi olacak.

6 lider 2 bin 400 maddelik Ortak Mutabakat Metni hazırladık, kamuoyu ile paylaştık. Bunun içinde her şey var. Neyi nasıl yapacağımızı biliyoruz. İlk yapacağımız şeylerden birisi Durum ve Hasar Tespit komisyonu kuracağız. MB’nin durumu nedir, bilmiyoruz. Varlık Fonu nedir ne değildir, bilmiyoruz. TÜİK’de ne oluyor, gerçek rakamlar nedir? En geç önümüze 15-20 gün içerisinde rapor koyacak.

“Yönetimde yeni bir anlayışı egemen kılacağız”

Stratejik Planlama Teşkilatı kuracağız. Türkiye’nin kaynaklarının nereye harcandığı ile ilgili. Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplayacağız. Tüm taraflar yer alacak, işçisinden sanayicisine. Toplumsal destek alacağız. Yönetimde yeni bir anlayışı egemen kılacağız. Bir kişiye teslim edilen devletin nereye geldiği görüldü.

Türkiye 6 ay içinde nefes alacak. Hızla büyümesini sağlayacağız. Anayasa değişikliği ön görüyoruz. Parlamenter sisteme dönelim derken, eskiye dönmeyeceğiz. Eskiden memnun değiliz. Antidemokratik maddelerin ayıklanması lazım. Oturuldu çalışıldı hazırlandı, paylaşıldı. Millet İttifakı bunun hepsini yaptı, Cumhur İttifakı ne yaptı? Böyle devlet olmaz, devlet yara alır buradan.

Kadro çalışmalarımız devam ediyor. CHP olarak değil, diğer partilerle de. Şu anda kamuda görevini hakkıyla, sorumlulukla, çalışan insanlar yerlerinde kalacaklar. Hepsini atalım yenisini getirelim düşüncemiz yok. Saray’ın talimatlarını yapan, politize olmuş insanlar ayrılacak. Onların yerine daha birikimli insanlar gelecek. Merkez Bankası’nın başkanı çok önemli. İçerideki ve dışarıdaki kişilere güven vermesi lazım. Birisi var. Türkiye’de bu işi bilen insanlar artık ekonomiye yön verecek.

Devlet adaletle yönetilir, kinle öfkeyle yönetilmez. Birisi yolsuzluk yapmışsa bağımsız mahkemelerde hesabını verir. Serbest de kalır mahkum da edilebilir. Mahkemeye bunu demeyiz. Vicdani kanaati ve hukukun üstünlüğüyle karar veriyorsa bir sorun yok. Yolsuzluk varsa belgesi dokümanları hukuk sürecinde alınır, varsa yolsuzluk yargıya teslim edersiniz, gider yargılanır. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yedi, bunu görmezden geleyim diyemezsiniz.

Vali gerçekten valiliğini yapıyorsa, gel hemen değiştirelim değil, onun kuralları vardır, atama kuralları vardır, atamalar yapılır. Fincancı dükkanına giren fil gibi yakıp yıkma gibi davranılmaz. Adalete uygun davranılması gereğine inanan bir insanım.

Dış politikayı 180 derece değiştireceğiz. Yapılan yanlışı doğru zemine oturtmamız lazım. Kavgacı bir dış politikası olmaz. Hele Arap dünyasının iç işlerine karışmak asla doğru değil. Türkiye hakemlik rolü üstlenir. Türkiye o alana girmemekle her zaman kazançlı çıkmıştır. Suriye Devlet Başkanı’na her türlü hakaret yapıldı şimdi adam gönderiyorlar barışalım diye. Neden kavga ettin? Kaybeden kim, Türkiye. Sorumlusu kim? Sınırlar yol geçen hanına döndü. Biz uygar dünyadan koptuk. İstedikleri kişinin mal varlığına çökebilirler.

İlla bu devletin demokratikleşmesi için illa birinin dayatması mı lazım? Bizim aklımız yok mu? Avrupa Birliği’nin ön gördüğü bütün demokratik kuralları yaparız. Bir Alman demokrasiyi yaşayacak da bir Türk neden yaşamasın? Tüm demokratik kuralları getireceğiz. 3 ay içinde onların vize için ön gördükleri kuralları, yasal düzenlemeleri yapacağız, vizeler kalkacak, vatandaşımız seyahat edebilecek.

“Rusya’nın Türkiye’deki yatırımları devam edecek”

Biz, bir devletin başka bir devletin iç işlerine karışmasını istemeyiz. Elbette dostluk komşuluk ilişkilerimiz olacak. Binlerce turist gelecek. Rusya-Ukrayna arasındaki çatışmanın bir an önce bitmesini, barışın olmasını isteriz. Beklentilerimizden birisidir. Rusya’nın işgalini doğru bulmayız. Rusya’nın Türkiye’deki yatırımları da devam edecek. Nükleer Santral yatırımları… Bazı büyük teknolojik yatırımları, cam sanayiyi Rusya’dan aldık.

Hayatını savaş meydanlarında geçirmiş olan Mustafa Kemal’in temel bir kuralı vardır: Yurtta sulh, cihanda sulh… Ben dünyayla neden kavga edeyim. Rekabet edebilirsiniz ama kavgaya gerek yok. İki taraf da kavga eder. Dış politikayı var olan eksenden değiştireceğiz. Suriyeli kardeşlerimizi de en geç 2 yıl içinde kendi ülkelerine uğurlayacağız.”

Paylaşın

HDP’li Sancar: Hırsızlığa, Yüzsüzlüğe, Talana, Ranta Ve Savaşa Hayır Diyoruz

Ankara’da halka seslenen HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Bu düzeni değiştirmeye geliyor. Bu yoksulluk, arsızlık, hırsızlık, soygun ve savaş düzenini değiştirmeye geliyoruz. Tek adam rejimini göndermeye kararlı Ankara. İşte kararlılık işte irade işte güç. Sizdedir o güç. Bugün Maliye Bakanı’nın bir sözü vardı, “Ekonomide işler iyi gidiyor biz de aldık başımızı gidiyoruz” diyordu. Ekonomide işler bir avuç sermayedar için iyi gidiyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Saray için iyi gidiyor, rant düzeni için iyi gidiyor. Milyonlar ise yoksulluk ve açlıkla baş başa bırakıldı. Bu mu iyilik? Bu sizin kötülüğünüz, bu düzenin, bu iktidarın kötülüğüdür. İşte biz bu kötülüğü bitirmeye geliyoruz. Aldık başımızı gidiyoruz diyor ya, evet öyle emin olun gidiyorsunuz. Yoksulluğu, yolsuzluğu bu ülkeye bir kader haline getirmek istediniz ama başaramayacaksınız. Yeter diyoruz. Yeter! Hırsızlığa, yüzsüzlüğe, talana, ranta savaşa hayır diyoruz. Yeter diyoruz êdî bes e diyoruz.”

Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, ESP Eş Genel Başkanı Özlem Gümüştaş, Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun Öneren ve Yeşil Sol Parti milletvekili adayları Ankara Tuzluçayır’da seçim mitingi gerçekleştirdi. İbrahim Akın ve Mithat Sancar, mitingde birer konuşma yaptı.

Mithat Sancar: Tuzluçayır devrimci mirasın taşıyanıdır

Merhaba Ankara, merhaba gençler, kadınlar, emekçiler, emekliler. Merhaba devrimciler, sosyalistler, yurtseverler. Merhaba hevalino, hûn bi xêr hatin, ser seran ser çavan hatin. Ankara mitinginde, Tuzluçayır’da konuşmak benim için özel bir anlam taşıyor. 80’lerin başında üniversiteye başladığımız yer burası, bu meydan, bu semt, bu mahalle devrimcilerin merkeziydi.

Mücadelenin, direnişin, dayanışmanın mekanıydı Tuzluçayır. Merhaba Tuzluçayır. ODTÜ’den Cebeci’ye, üniversitelerde devrim öğreniliyor, öğretiliyordu burada. Demokrasi, özgürlük ve eşitlik buralarda yaşanıyordu. İşte sizler o mirası bugün taşıyanlarsınız. Merhaba sizlere. Kürtlerin özgürlük mücadelesiyle Türkiye devrimci, sosyalist ve demokratlarını mücadelesinin birleştiği ağacın altındayız.

Yeşil Sol Parti, merhaba sana. Halkların ortak gücü değişim için geliyor. Bu düzeni değiştirmeye geliyor. Bu yoksulluk, arsızlık, hırsızlık, soygun ve savaş düzenini değiştirmeye geliyoruz. Tek adam rejimini göndermeye kararlı Ankara. İşte kararlılık işte irade işte güç. Sizdedir o güç.

Bugün Maliye Bakanı’nın bir sözü vardı, “Ekonomide işler iyi gidiyor biz de aldık başımızı gidiyoruz” diyordu. Ekonomide işler bir avuç sermayedar için iyi gidiyor, Saray için iyi gidiyor, rant düzeni için iyi gidiyor. Milyonlar ise yoksulluk ve açlıkla baş başa bırakıldı. Bu mu iyilik? Bu sizin kötülüğünüz, bu düzenin, bu iktidarın kötülüğüdür. İşte biz bu kötülüğü bitirmeye geliyoruz.

Aldık başımızı gidiyoruz diyor ya, evet öyle emin olun gidiyorsunuz. Yoksulluğu, yolsuzluğu bu ülkeye bir kader haline getirmek istediniz ama başaramayacaksınız. Yeter diyoruz. Yeter! Hırsızlığa, yüzsüzlüğe, talana, ranta savaşa hayır diyoruz.

Yeter diyoruz êdî bes e diyoruz. Ne diyor Erdoğan? “Beni patates soğan yüzünden mi göndereceksiniz” diyor. Evet seni patates, soğan yüzünden göndereceğiz. Patates, soğan güle güle Erdoğan. Ekmeğimizin, emeğimizin hakkını almak için seni göndereceğiz elbette. Göndereceğiz ve öyle bir gideceksiniz ki, ne oldu, nasıl oldu sizler bile şaşacaksınız. Bunu 14 Mayıs akşamı hep birlikte göreceğiz.

Ahmet Arif Ankara sokaklarını iyi bilen, Ankara sokaklarını iyi tanıyan yürekli şairimize selam gönderelim. Diyarbakır’dan Ankara’ya selam gelsin. Ahmet Arif ile gelsin. Ne diyor Ahmet Arif? “Hasretin nazlıdır Ankara, puslu havayı kurtlar seviyor”. Sizler puslu hava yaratmaya çalışıyorsunuz ama Ankara emekçilerinin, devrimcilerinin, sosyalistlerin yurtseverlerin hasretini yaşıyor.

İşte biz Yeşil Sol ile bu hasreti Ankara’da gidermeye geliyoruz. Puslu hava yaratmaya çalışıyorlar, korku yaratmaya çalışıyorlar. Kaybetse de gitmezler dedikokuları yaratmaya çalışıyorlar. Bu puslu havayı bu güçlü mücadele dağıtacak. Aydınlık bizim ellerimizle gelecek.

Evet Ankara’yı Ankara’da değiştireceğiz. Diyarbakır’dan, Batman’dan, Cizre’den, Siirt’ten, Urfa’dan size dönüşüm sözlerini getirdim. Halkımız dönüşüme, demokratik değişim yapmaya hazır. Ankara da hazır. Hazır değil mi? Bu iktidar gönderiyoruz değil mi? Bu düzeni değiştiriyoruz değil mi?

O zaman yolumuz açık olsun, rêya me vekirî be, serkeftin. Dîsa em, dîsa azadî, dîsa serkeftin. Yolumuz açık olsun. Geliyoruz, demokrasi, barış ve adalet için Yeşil Sol ağacının altında buluşuyoruz. Zafer yakındır, mutlaka kazanacağız.

İbrahim Akın: 14 Mayıs dünyada tarihi bir seçim olacak

Sevgili dostlarım, kardeşlerim sizleri sevgiyle selamlıyorum. Türkiye’nin her yerinden bekle bizi Ankara diyoruz. İzmir’den, Amed’den, Mersin’den gelecek arkadaşlarımızı karşılamaya hazır mıyız? 15 Mayıs’ta güçlü bir şekilde geliyoruz.

Yeşil Sol Parti’ye her türlü kötülüğü yapanlar karşısında barikatları aşa aşa, direne direne geliyoruz. Herkes söylüyor ama herkesin başka gerekçesi var. 14 Mayıs seçimleri tarihi bir seçim olacak ama sadece Türkiye’de değil Ortadoğu’da ve dünyada tarihi bir seçim olacak. 14 Mayıs’ta yeni bir bahar açacak.

Bizler karşısında her türlü kötülüğü yaptılar ama az kaldı. 14 Mayıs’a 4 gün kaldı. Çok çalışacağız, Amed’den İstanbul’dan esen rüzgar bize bu iktidar göndermeye herkes hazır diyor. Büyük bir değişim isteği var. Emekçiler, ezilenler yoksullar, kadınlar.

Bahçesinde çalışan çiftçiler, üretim yapamayan köylüler, herkes bunun farkında. 14 Mayıs bu iktidarı gönderelim diyorlar. Kendini ifade edemeyenler bütün yurttaşlarımız artık bu Saray rejimi bitmeli, yeni bir Demokratik Cumhuriyet kurulmalıdır. Yüz yıllık çektiklerimiz yeter êdî bes e diyorlar. Az kaldı.

Ankara’dan çok değerli arkadaşlarımız aday oldu. Bütün adaylarımızı buradan Meclis’e göndermeye var mıyız? Bizler de, bütün Türkiye’den, 87 seçim bölgesinden böyle bir çalışmayı Türkiye tarihinde görmeyen bir yerden geliyoruz. Yeşil Sol Parti nasıl bir Türkiye istiyorsak öyle bir kompozisyon kurmuş.

Bütün herkesi, mağdur olanları, farklı düşüncede olanları bir araya getirmiş bir parti. Meclis’te gerçek demokrasiyi gerçekleştirmek için aynı zamanda solu ve devrimciliği Meclis’e taşımak için geliyoruz. Bu mücadele hepimizin ortak mücadelesi. Sizlerden bir ricam var. 4 gün kaldı. 4 gün sonra bu sandıklar açılacak.

O zaman pişman olmamak için bütün halkımızın çalışması gerekiyor. Sandığa gitmeyenlerin, bu iktidarın gitmemesinde payı olacak. Gidersek göndereceğiz, gitmezsek gönderemeyeceğiz. Herkes nerede olursa olsun partimize başvursun. Onları göndereceğiz. Mutlaka oylarınızı kullanın.

Bu tarihi seçimde tarihsel sorumluluğu yerine getirmek olur. Sandığa sahip çıkmamak da aynı şekilde tarihsel sorumluluk. Bütün arkadaşlarımızı 14 Mayıs’ta sağduyulu, sorumlu bir şekilde sandığa sahip çıkmaya çağırıyoruz. Bütün yoldaşlara kolay gelsin. An serkeftin an serketin. Buradayız, birlikteyiz kazanacağız.

Paylaşın

Moskova’da Dörtlü Zirve: Şam, Normalleşme Şartlarını Yineledi

Rusya’nın başkenti Moskova’da Türkiye, Suriye, Rusya ve İran dışişleri bakanlarını bir araya getiren Dörtlü Dışişleri Bakanları Toplantısı sona erdi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez görüştü.

Haber Merkezi / Dörtlü zirve sonrası yapılan açıklamada ise görüşmelerin devam edeceği belirtildi.

Çavuşoğlu, toplantı sonrası yaptığı açıklamada “Terörle mücadelede iş birliği, geri dönüşlerin altyapısının iş birliği içinde sağlanması, siyasi sürecin ilerletilmesi ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini vurguladık” ifadesini kullandı.

Suriye devlet ajansı SANA’nın aktardığına göre ise Mikdad, ‘Suriye’nin ana hedefinin topraklarındaki Türk kuvvetleri de dahil olmak üzere her türlü yasa dışı askeri varlığı sona erdirmek olduğunu’ yineledi. Mikdad, “Bu konuda ilerleme olmadan gerçek bir sonuca varmayacağız ve her durumda geri çekilme konusunda çalışmaya, talep etmeye ve ısrar etmeye devam edeceğiz” dedi.

Mikdad, şöyle devam etti: “Türk Dışişleri Bakanı’nın, Türk kuvvetlerinin çekilmesi durumunda oluşan boşluğu terör örgütlerinin dolduracağına ve bunun Türkiye’nin güvenliğini tehdit edeceğine dair açıklamalarını okudum. Bununla ilgili yorum yaparak, açıklığa kavuşturmak isterim ki, Türkiye’den Suriye’den güçlerini çekeceğine dair açık bir kamuoyu onayının alınmasını istiyoruz. Buna göre, bunu organize, koordineli ve üzerinde anlaşmaya varılmış bir şekilde uygulamak için pratik adımlar üzerinde anlaşmaya varılacaktır.’’

Dışişleri’nden açıklama

Toplantının ardından Dışişleri Bakanlığı’nın yayınladığı açıklamada ise, şu ifadelere yer verildi:

“Katılımcılar, 2254 sayılı BMGK Kararı ve ‘Astana Formatı’ çerçevesinde yayınlanan resmi bildiriler uyarınca, Suriye’nin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve terörizmin tüm biçim ve tezahürleriyle mücadeleye olan bağlılıklarını teyit ettiler. Suriyelilerin anavatanlarına gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşlerinin sağlanması ve ihtilaf sonrası yeniden inşanın kolaylaştırılması bakımından, Suriye’ye yönelik uluslararası yardımın artırılmasının taşıdığı önemin altı çizildi.

Katılımcılar ayrıca, Türkiye ve Suriye arasındaki ilişkilerin ilerletilmesine yönelik olarak Dışişleri Bakan Yardımcılarını, dört ülkenin Savunma Bakanlıkları ve İstihbarat birimleri ile koordinasyon halinde bir yol haritası hazırlamaları hususunda talimatlandırmayı kararlaştırdılar.”

Normalleşme sürecinin ilk adımı 28 Aralık’ta atıldı

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atıldı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alındı.

Şam yönetimi, Türk birliklerinin çekilmesini istiyor

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirildi.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım oldu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtildi.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yineledi.

Erdoğan sinyalini vermişti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz. Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin.

Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Yeni Anayasa” Mesajı

Danıştay Başkanlığı 155. kuruluş yıl dönümü töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 14 Mayıs seçimlerinin ardından yeni Anayasa ile ilgili çalışmalara devam edeceklerini söyledi.

Haber Merkezi / Erdoğan, “Türkiye Yüzyılı vizyonumuzun en önemli hedeflerinden biri bu olacaktır. Seçimden sonra bu konuyu hem milletimizin hem Meclisimizin gündemine tekrar taşıyacağız. Türkiye’yi milli irade eliyle hazırlanmış, sivil bir anayasaya kavuşturmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Danıştay Başkanlığı 155. kuruluş yıl dönümü töreninde konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni kurarken, güçler ayrılığı ilkesini de tahkim ettik. Yasama, yürütme ve yargı arasındaki ilişkileri daha keskin hatlarla belirleyerek, demokrasimizin standardını yükselttik. Yine bu Anayasa değişikliğiyle yargının bağımsızlığı umdesine tarafsızlığı ibaresini de ekledik. Böylece yargıyı, geçmişte içine düştüğü tartışmalardan kurtaracak önemli bir adım attık.

Ancak ülkemizde, vesayet ve darbe süreçlerinde bu tartışmalar, gerçekten can acıtıcı, kurumları yıpratıcı bir şekil almıştır. Mesela, bir dönem yargımızın üzerine çöken FETÖ gölgesi hepimizi çok üzmüştür. Hamdolsun, devletimizin diğer kurumlarıyla birlikte yargımızı da bu ihanet çetesi mensuplarından temizleyerek, yeni bir dönem başlattık.

Ülkemizin, her türlü hukuk dışı oluşum gibi, hangi isim ve görünüm altında olursa olsun, terör örgütleriyle yürüttüğü mücadelede yargımızın gösterdiği sağlam duruşun şahidiyiz. Her ne kadar, vesayet dönemi hayali ve hevesiyle yargı kurumlarımıza saldıranlar hala varsa da artık bu taktik söylemlere kimse itibar etmiyor. Milletimiz, kendi adına karar veren yargı kurumlarına, giderek daha güçlü bir şekilde güvenmekte, sarıp sarmalamaktadır.

Türkiye’yi, milli irade eliyle hazırlanmış sivil ve özgürlükçü bir Anayasa’ya kavuşturmak istiyoruz. Bunu başarmamız, demokrasimizin üzerindeki son bulutların da dağılması anlamına gelecektir. Türkiye Yüzyılı vizyonumuzun en önemli hedeflerinden biri bu olacaktır. Seçimlerin ardından bu konuyu, hem milletimizin hem Meclisimizin gündemine tekrar taşıyacağız. Yargı temsilcilerimizden de bu hususta katkı bekliyoruz.

Aklımızın ermeye başladığı yıllara dair ilk hatıramız 1960 darbesi ve sonrasında yaşanan acı görüntülerdir. İlk gençlik yıllarımızı muhtıra tartışmalarıyla geçirdik. Ardından ülkenin ideolojik çekişmelerinden sokak kavgalarına, terör eylemlerine evrildiği süreci yaşadık.

Bu sürecin aslında 12 Eylül darbesinin zeminini hazırlama oyunu olduğunu, ilerleyen dönemlerde bizzat projenin sahiplerinin ikrarıyla öğrendik. Siyasetin yeniden toparlanmaya çalıştığı 1980’li yılları, 1990’ların siyasi istikrarsızlık ve sosyal gerilim dönemi izledi.

Türkiye’ye o kadar çok vakit kaybettirdiler, milletimizin enerjisini o kadar boş yere harcattılar ki kaybedecek tek bir anımız, tek bir günümüz yoktu. Önceki süreçlerden farklı olarak biz, dirayetli ve kararlı duruşumuzla milletimizin desteğini hep yanımızda tutmayı başardık. Hatırlarsanız, 15 Temmuz gecesi televizyonlara bağlandığımda bir şey söylemiştim.

Demiştim ki, biz milletin gücünün üstünde güç tanımıyoruz. Evet, bu güç bizi vesayetin cenderesinden, terör örgütlerinin saldırılarından kurtardığı gibi, darbecilerin silahlarının namlularına da göğsünü siper etti. Biz de milletimize şükranımızı eserlerimizle, hizmetlerimizle, reformlarımızla gösterdik, gösteriyoruz.

Eski Türkiye’de bizlerin yaşadığı sıkıntıların hiçbirini yaşamamış bir nesil var. Diğer pek çok mesele gibi bu yeni nesle, demokraside, özgürlüklerde, hukuk devletinde bugün bulunulan yerin kıymetini anlatmakta zorlanıyoruz. Gençler mukayesesini, eski Türkiye ile değil, kendilerine göre çok daha iyi uygulamalara sahip ülkelerle yapıyor. Halbuki biz her ülkenin kendi hikayesi olduğunu, ülkemizin hikayesinin de hiç de öyle kolay yazılmadığını çok iyi biliyoruz.

Bunun için gençlerimize, hem sahip olduğumuz imkanları hem Türkiye Yüzyılı ile ulaşmak istediğimiz hedefleri bıkmadan, usanmadan anlatmayı sürdüreceğiz. Gençlere bırakacağımız en büyük miras, onlara hayallerini hayata geçirebilecekleri, altyapısı tamamlanmış bir Türkiye olacak. Yargı teşkilatımıza duyulan güvenin artması, yargının itibarının yükselmesi, bu sürecin önemli kazanımlarından biri olarak ortak hanemize yazılacaktır.”

Paylaşın

Erzurum Olayları; Bahçeli: Tuzağı Dadaşlar Bozdu

Erzurum’da İBB Başkanı İmamoğlu’na yönelik saldırıya ilişkin açıklama yapan MHP Lideri Bahçeli, Erzurum’da kurulan tuzak Dadaşların tavrıyla bozulmuştur. İstanbul’da 1.7 milyon kişi toplanıp miting düzenlenirken bu olay yaşanmıştır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “İmralı canisinin ev hapsine alınması konuşulmaktadır. Bir terörist için hak arayanlar, Eren Bülbül yavrumuzun hesabını verecekler. 22 yaşında şehit edilen Aybüke öğretmenimizin, 11 aylık Bedirhan bebekle annesinin sorulacak hesabını söylesinler.”

Bahçeli, konuşmasının devamında, “İBB Başkanı gelsin de Eren Bülbül için adalet istesin. Kılıçdaroğlu mertse yiğitse, şehitlerimizin hakkını gazilerimizin hakkını versin. Al bayrağı, aziz vatanı, Cumhur ittifakının şerefini koruyacak mısınız? Trabzonlu kardeşlerim 14 Mayıs’ta yaşanacak Cumhur ittifakı zaferinin habercisidir. Türkiye üzerinde hesap yapanların, zalimlerin defterini dürecek misiniz. Evet dediğinize göre o zaman sıra sizde.

Trabzon’un vatan ve millet sevdasının ne kadar yüksek olduğunu göstermek için sıra hepinizde. Kılıçdaroğlu’nun uzun bir istirahat için evine gitmesinde fayda vardır. Mutfaktan da çıkmasın. Kılıçdaroğlu Türkiye’yi yönetemez, bu aziz milletin geleceği Millet ittifakına verilemez. Ayaklarımızın üzerinde onurlu bir şekilde durduğumuzu tüm aleme göstereceğiz. Sürmeli’de gemi imalatının arzulanan seviyeye çıkması için elimizden geleni yapacağız” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, seçim çalışmaları kapsamında Trabzon’da halka seslendi. Bahçeli’nin konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Trabzon kemençenin coşkusu, horonun ruhudur. Trabzon demek pes etmeyen vicdan demektir. Trabzon’a bakınca ‘Bize her yer Trabzon’ diyen vatan evlatlarının sesi duyulur. Trabzon denilince 15 yaşındaki kahraman yavrumuz Eren Bülbül’ün yüzü görünür. Birlikte her türlü zorluğu aşacağız. Bizi birbirimizden ayırmak için provokasyon yapanlara sonuna kadar kapalıyız. Etnik ve mezhep ayrılıkçılığı yapanlara hep karşı çıkacağız. Biz horon kadar Karadeniz, zeybek kadar Ege’yiz. Hep beraber ülkemin tüm güzelliklerini kucaklayan büyük bir aileyiz.

Devlet ve milletiyle hep birlikte Türkiye’yiz. Diyorum ki 14 Mayıs 2013 tarihinde aziz milletim sıra sende. Milli irade, kutuplaşmayı reddedecektir. Muhalefet partilerine demokratik hesap mutlaka sorulacaktır. Kavga, kriz arayanlara acıklı derslerini vermek için aziz milletim sıra sende. Tam 4 gün sonra sıra da söz de, yetki de alayınızda.

Türkiye’nin zillete mahkum olmasını hayal edenlerin, Türkiye’nin önünün kesilmesini hayal edenlerin gözü Türkiye üzerinde olacaktır. Peki siz de 14 Mayıs’a hazır mısınız? 14 Mayıs’ta sandığa koşa koşa gidecek misiniz? Bir oyunuzu Milliyetçi Hareket Partisi’ne bir oyunuzu da Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a verecek misiniz? Milletvekili adaylarımızı Meclis’e gönderecek miyiz?

1461’den beri Türk yurdu olan Trabzon’un her taşı yakuttur. Özü de sözü de bir olan Trabzonlu kardeşim gelecek sizin elinizde. 14 Mayıs’ta Türkiye’nin 100’üncü yılına ilk adımı atmak sizlerin iradesinde. Anayasa’nın 2. Maddesinde ifade edildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik bir hukuk devletidir. Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.

Türk demokrasisi rüştünü defalarca ispat etmiştir. Bu anlamda birçok batı ülkesinin ilerisinde de olduğumuz bir gerçektir. Türkiye’nin demokrasi hayatına ilkesiz dayatmalarda bulunmaktadırlar. Avrupa ve ABD’de çıkan dergi ve gazeteler algı operasyonu yapıyor. Bu dergi ve gazetelerde 14 Mayıs seçimlerine dış müdahale çağrısında bulunuyor.

Batı zillet ittifakından yana tavrını koymuştur. Bu bir defa gayri ahlakidir, hiç kimse milletimizin iradesine zincir vuramaz. İktidarın ruhsatı ne ABD’den ne İngiltere’den ne Fransa’dan alınacaktır. Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanını ‘Gitmeli’ diye hedef alan bir dergi yırtılıp çöpe atılmalıdır. Türkiye, sömürge artığı bir ülke değildir.

“Ekrem İmamoğlu Trabzon’un yüz karasıdır”

14 Mayıs’ta devrilmeleri kaçınılmaz bir siyaset olacaktır. İç barış ve huzur ortamımızı bozmak için maşalar devrede, alçaklar sahnededir. Erzurum’da yaşanan olaylar bayağı bir provokasyondur. İBB Başkanının meydan meydan dolaşıp fitne saçması, görevini ihmal etmesi sakıncalıdır, yanlış üzerine yanlıştır. Esnaf ziyareti bahanesiyle korsan gösteri yapıp taşıdığı provokatörlerle ortalığı karıştıran Ekrem İmamoğlu Trabzon’un yüz karasıdır.

Erzurum’da kurulan tuzak Dadaşların tavrıyla bozulmuştur. İstanbul’da 1.7 milyon kişi toplanıp miting düzenlenirken bu olay yaşanmıştır. İmralı canisinin ev hapsine alınması konuşulmaktadır. Bir terörist için hak arayanlar, Eren Bülbül yavrumuzun hesabını verecekler. 22 yaşında şehit edilen Aybüke öğretmenimizin, 11 aylık Bedirhan bebekle annesinin sorulacak hesabını söylesinler.

İBB Başkanı gelsin de Eren Bülbül için adalet istesin. Kılıçdaroğlu mertse yiğitse, şehitlerimizin hakkını gazilerimizin hakkını versin. Al bayrağı, aziz vatanı, Cumhur ittifakının şerefini koruyacak mısınız? Trabzonlu kardeşlerim 14 Mayıs’ta yaşanacak Cumhur ittifakı zaferinin habercisidir. Türkiye üzerinde hesap yapanların, zalimlerin defterini dürecek misiniz. Evet dediğinize göre o zaman sıra sizde.

Trabzon’un vatan ve millet sevdasının ne kadar yüksek olduğunu göstermek için sıra hepinizde. Kılıçdaroğlu’nun uzun bir istirahat için evine gitmesinde fayda vardır. Mutfaktan da çıkmasın. Kılıçdaroğlu Türkiye’yi yönetemez, bu aziz milletin geleceği Millet ittifakına verilemez. Ayaklarımızın üzerinde onurlu bir şekilde durduğumuzu tüm aleme göstereceğiz. Sürmeli’de gemi imalatının arzulanan seviyeye çıkması için elimizden geleni yapacağız.

Yüksek potansiyeli olan hazır giyim, mobilya gibi sektörlerin gelişmesi için çalışmalarımızı yoğunlaştıracağız. Türkiye’nin başarılarına yenilerini ekleyeceğiz. Mandacılara, rantçılara, komünistlere, makam ve mevki paylaşanlardan başka bir şey bilmeyenlere fırsat vermek felakete davetiye çıkarmaktır. Güçlendirilmiş parlamenter sistemi de tarih çöplüğüne atmak için 14 Mayıs bir fırsat olacaktır. Cumhur ittifakı Türkiye’nin umududur. Millet ittifakı münasebetsizlerin ittifakıdır. Bu ittifakın yolu, Türkiye düşmanlarının yoludur.

Cumhur ittifakı, Türkiye’nin yükseliş ittifakıdır. İnanıyorum ki Trabzon zillete yenilmeyecektir. TBMM’de sizlerin yüzlerini kara çıkarmadık, hiçbir vaadimizi unutmadık. MHP’ye öyle bir destek verin ki, öyle bir sahip çıkın ki, gelecek nesillerimize huzur ve kardeşlik içinde yaşanacak bir ülkeyi miras bırakalım. Milliyetçi Hareket Partisi’ne oy veriyor musunuz? Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı açık farkla seçiyor muyuz?”

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Rusya’dan Yol Haritası Önerisi

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türkiye, Suriye, Rusya ve İran dışişleri bakanlarını bir araya getiren Dörtlü Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın basına açık kısmında yaptığı konuşmada, Türkiye-Suriye ilişkilerinin normalleşmesi için bir yol haritası hazırlanması gerektiğini söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov “Görevimiz daha ileri gelişmeler için ana hatları belirlemek” dedi. Lavrov “Bugün yapacağımız müzakerelerden çıkabilecek en iyi sonuç, bir dahaki Dörtlü Dışişleri Bakanları Toplantısı’na kadar Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşmesi için bir yol haritası taslak metnini hazırlayacak uzmanların görevlendirilmesi olacaktır” diye konuştu.

Sergey Lavrov,  hazırlanacak teklifin ardından Rusya, İran, Suriye ve Türkiye hükümet ve devlet başkanlarına sunulabileceğini belirtti. Lavrov, kesilen nakliye ve lojistik hatlarının onarılması konusunda Suriye ile Türkiye’nin müzakerelere başlaması ve “engel olmaksızın ticari ve ekonomik işbirliğini yeniden hayata geçirmesi” gerektiğini söyledi.

Lavrov’dan seçim mesajı

Türkiye’de 14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine de değinen Lavrov seçimlerin adil ve şeffaf bir biçimde yapılacağından emin olduğunu söyledi. “Türk mevkidaşlarıma başarılı bir genel seçim diliyorum” diyen Lavrov “Seçimlerin adil ve şeffaf olacağından, Türk milletinin iradesini herhangi bir dış müdahale olmadan ifade etmesine imkan sağlayacağından eminim” dedi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için bugün Moskova’da bir araya geldi.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedildi.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denildi.

Normalleşme sürecinin ilk adımı 28 Aralık’ta atıldı

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atıldı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alındı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirildi.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım oldu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtildi.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yineledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İmamoğlu, Erdoğan’a Yüklendi: Bir Kişinin Devri Bitecek

Rize’de halka seslenen İBB Başkanı İmamoğlu, “Allah bunların gazabından memleketi korusun. Kim giderse gitsin burası Türkiye Cumhuriyeti devleti.  Siz derede kum tanesi olmazsınız bu memlekette kum tanesi… O siyasetçi gitti bu siyasetçi geldi diye bu devlet zaafa uğrar mı? Kimler geldi kimler geçti. Herkes haddini bilecek” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Hepimiz gelip geçici değil miyiz arkadaşlar. Baki olan vatanımız, devletimiz. Ben gidersem her şey çok kötü olur diyorsan sana güle güle. Hadi evine git evine. Hanımına, çoluğuna çocuğuna hizmet et.”

İmamoğlu “21 yıl sonra memleketin geleceğinden korkma diyemiyorsan, ben gidersem her şey kötü olur diyorsan senin karnen sıfır. Başarısızsın. Kendin itiraf ediyorsun. O yüzde 14 Mayıs’ta millet kazanacak, bir kişinin devri bitecek” diye konuştu.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Millet İttifakı’nın seçim kampanyası çerçevesinde Rize’de seçmen ile buluştu. Rize’de yapılacak miting öncesi İmamoğlu Erzurum mitingi sırasında saldırıya uğrayan seçmenlerin bazıları ile buluştu.

Ekrem İmamoğlu ve eşi Dilek İmamoğlu Rize’de ilk olarak Erzurum’da saldırıda yaralananlarla kahvaltıda buluştu. Kahvaltıya saldırıda yaralanan Tülay Gıcırkan, Burak Değer ve Talip Bingöl aile fertleriyle birlikte katıldı.

Yaralılara bir kez daha geçmiş olsun dileklerini ileten İmamoğlu, “Geçmiş olsun. Hiç yakışmayan bir işti” dedi. Bu sırada araya giren yaralı Bingöl, duygularını, “Otobüsün üzerinde o taşlar size geldi ya, öyle benim zoruma gitti. İçimden kan gitti Başkanım” sözleriyle dile getirdi. İmamoğlu’nun Bingöl’e yanıt, “Güzel kalbinle var ol. Bu olan işin ne Erzurum’la bir ilişkisi var ne bizim insanımızla. Böyle kışkırtılan, tabiri caizse azmettirilen bir insan grubunun yaptığı bir ayıptır. Acı bir şey, ama yapacak bir şey yok. Allah beterinden korudu o gün” oldu.

İmamoğlu öğle saatlerinde miting için Rize meydanına geçti. Millet itifakı bileşenlerinin doldurduğu alana hitap eden İmamoğlu, seçime giren taraflardan birisinin “Biz gelince her şey çok güzel olacak” dediğini, öteki tarafınsa “Biz gidince her şey kötü olacak” dediğini belirterek “Birisi umut veriyor, birisi korku salıyor. Umut mu kazanır korku mu?” diye sordu.

“Evine git evine”

İmamoğlu “Allah bunların gazabından memleketi korusun. Kim giderse gitsin burası Türkiye Cumhuriyeti devleti.  Siz derede kum tanesi olmazsınız bu memlekette kum tanesi… O siyasetçi gitti bu siyasetçi geldi diye bu devlet zaafa uğrar mı? Kimler geldi kimler geçti.

Herkes haddini bilecek. Hepimiz gelip geçici değil miyiz arkadaşlar. Baki olan vatanımız, devletimiz. Ben gidersem her şey çok kötü olur diyorsan sana güle güle. Hadi evine git evine. Hanımına, çoluğuna çocuğuna hizmet et.”

İmamoğlu “21 yıl sonra memleketin geleceğinden korkma diyemiyorsan, ben gidersem her şey kötü olur diyorsan senin karnen sıfır. Başarısızsın. Kendin itiraf ediyorsun. O yüzde 14 Mayıs’ta millet kazanacak, bir kişinin devri bitecek” diye konuştu.

Paylaşın