Moskova’da Dörtlü Zirve: Şam, Normalleşme Şartlarını Yineledi

Rusya’nın başkenti Moskova’da Türkiye, Suriye, Rusya ve İran dışişleri bakanlarını bir araya getiren Dörtlü Dışişleri Bakanları Toplantısı sona erdi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez görüştü.

Haber Merkezi / Dörtlü zirve sonrası yapılan açıklamada ise görüşmelerin devam edeceği belirtildi.

Çavuşoğlu, toplantı sonrası yaptığı açıklamada “Terörle mücadelede iş birliği, geri dönüşlerin altyapısının iş birliği içinde sağlanması, siyasi sürecin ilerletilmesi ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini vurguladık” ifadesini kullandı.

Suriye devlet ajansı SANA’nın aktardığına göre ise Mikdad, ‘Suriye’nin ana hedefinin topraklarındaki Türk kuvvetleri de dahil olmak üzere her türlü yasa dışı askeri varlığı sona erdirmek olduğunu’ yineledi. Mikdad, “Bu konuda ilerleme olmadan gerçek bir sonuca varmayacağız ve her durumda geri çekilme konusunda çalışmaya, talep etmeye ve ısrar etmeye devam edeceğiz” dedi.

Mikdad, şöyle devam etti: “Türk Dışişleri Bakanı’nın, Türk kuvvetlerinin çekilmesi durumunda oluşan boşluğu terör örgütlerinin dolduracağına ve bunun Türkiye’nin güvenliğini tehdit edeceğine dair açıklamalarını okudum. Bununla ilgili yorum yaparak, açıklığa kavuşturmak isterim ki, Türkiye’den Suriye’den güçlerini çekeceğine dair açık bir kamuoyu onayının alınmasını istiyoruz. Buna göre, bunu organize, koordineli ve üzerinde anlaşmaya varılmış bir şekilde uygulamak için pratik adımlar üzerinde anlaşmaya varılacaktır.’’

Dışişleri’nden açıklama

Toplantının ardından Dışişleri Bakanlığı’nın yayınladığı açıklamada ise, şu ifadelere yer verildi:

“Katılımcılar, 2254 sayılı BMGK Kararı ve ‘Astana Formatı’ çerçevesinde yayınlanan resmi bildiriler uyarınca, Suriye’nin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve terörizmin tüm biçim ve tezahürleriyle mücadeleye olan bağlılıklarını teyit ettiler. Suriyelilerin anavatanlarına gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşlerinin sağlanması ve ihtilaf sonrası yeniden inşanın kolaylaştırılması bakımından, Suriye’ye yönelik uluslararası yardımın artırılmasının taşıdığı önemin altı çizildi.

Katılımcılar ayrıca, Türkiye ve Suriye arasındaki ilişkilerin ilerletilmesine yönelik olarak Dışişleri Bakan Yardımcılarını, dört ülkenin Savunma Bakanlıkları ve İstihbarat birimleri ile koordinasyon halinde bir yol haritası hazırlamaları hususunda talimatlandırmayı kararlaştırdılar.”

Normalleşme sürecinin ilk adımı 28 Aralık’ta atıldı

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atıldı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alındı.

Şam yönetimi, Türk birliklerinin çekilmesini istiyor

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirildi.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım oldu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtildi.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yineledi.

Erdoğan sinyalini vermişti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz. Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin.

Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Yeni Anayasa” Mesajı

Danıştay Başkanlığı 155. kuruluş yıl dönümü töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 14 Mayıs seçimlerinin ardından yeni Anayasa ile ilgili çalışmalara devam edeceklerini söyledi.

Haber Merkezi / Erdoğan, “Türkiye Yüzyılı vizyonumuzun en önemli hedeflerinden biri bu olacaktır. Seçimden sonra bu konuyu hem milletimizin hem Meclisimizin gündemine tekrar taşıyacağız. Türkiye’yi milli irade eliyle hazırlanmış, sivil bir anayasaya kavuşturmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Danıştay Başkanlığı 155. kuruluş yıl dönümü töreninde konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni kurarken, güçler ayrılığı ilkesini de tahkim ettik. Yasama, yürütme ve yargı arasındaki ilişkileri daha keskin hatlarla belirleyerek, demokrasimizin standardını yükselttik. Yine bu Anayasa değişikliğiyle yargının bağımsızlığı umdesine tarafsızlığı ibaresini de ekledik. Böylece yargıyı, geçmişte içine düştüğü tartışmalardan kurtaracak önemli bir adım attık.

Ancak ülkemizde, vesayet ve darbe süreçlerinde bu tartışmalar, gerçekten can acıtıcı, kurumları yıpratıcı bir şekil almıştır. Mesela, bir dönem yargımızın üzerine çöken FETÖ gölgesi hepimizi çok üzmüştür. Hamdolsun, devletimizin diğer kurumlarıyla birlikte yargımızı da bu ihanet çetesi mensuplarından temizleyerek, yeni bir dönem başlattık.

Ülkemizin, her türlü hukuk dışı oluşum gibi, hangi isim ve görünüm altında olursa olsun, terör örgütleriyle yürüttüğü mücadelede yargımızın gösterdiği sağlam duruşun şahidiyiz. Her ne kadar, vesayet dönemi hayali ve hevesiyle yargı kurumlarımıza saldıranlar hala varsa da artık bu taktik söylemlere kimse itibar etmiyor. Milletimiz, kendi adına karar veren yargı kurumlarına, giderek daha güçlü bir şekilde güvenmekte, sarıp sarmalamaktadır.

Türkiye’yi, milli irade eliyle hazırlanmış sivil ve özgürlükçü bir Anayasa’ya kavuşturmak istiyoruz. Bunu başarmamız, demokrasimizin üzerindeki son bulutların da dağılması anlamına gelecektir. Türkiye Yüzyılı vizyonumuzun en önemli hedeflerinden biri bu olacaktır. Seçimlerin ardından bu konuyu, hem milletimizin hem Meclisimizin gündemine tekrar taşıyacağız. Yargı temsilcilerimizden de bu hususta katkı bekliyoruz.

Aklımızın ermeye başladığı yıllara dair ilk hatıramız 1960 darbesi ve sonrasında yaşanan acı görüntülerdir. İlk gençlik yıllarımızı muhtıra tartışmalarıyla geçirdik. Ardından ülkenin ideolojik çekişmelerinden sokak kavgalarına, terör eylemlerine evrildiği süreci yaşadık.

Bu sürecin aslında 12 Eylül darbesinin zeminini hazırlama oyunu olduğunu, ilerleyen dönemlerde bizzat projenin sahiplerinin ikrarıyla öğrendik. Siyasetin yeniden toparlanmaya çalıştığı 1980’li yılları, 1990’ların siyasi istikrarsızlık ve sosyal gerilim dönemi izledi.

Türkiye’ye o kadar çok vakit kaybettirdiler, milletimizin enerjisini o kadar boş yere harcattılar ki kaybedecek tek bir anımız, tek bir günümüz yoktu. Önceki süreçlerden farklı olarak biz, dirayetli ve kararlı duruşumuzla milletimizin desteğini hep yanımızda tutmayı başardık. Hatırlarsanız, 15 Temmuz gecesi televizyonlara bağlandığımda bir şey söylemiştim.

Demiştim ki, biz milletin gücünün üstünde güç tanımıyoruz. Evet, bu güç bizi vesayetin cenderesinden, terör örgütlerinin saldırılarından kurtardığı gibi, darbecilerin silahlarının namlularına da göğsünü siper etti. Biz de milletimize şükranımızı eserlerimizle, hizmetlerimizle, reformlarımızla gösterdik, gösteriyoruz.

Eski Türkiye’de bizlerin yaşadığı sıkıntıların hiçbirini yaşamamış bir nesil var. Diğer pek çok mesele gibi bu yeni nesle, demokraside, özgürlüklerde, hukuk devletinde bugün bulunulan yerin kıymetini anlatmakta zorlanıyoruz. Gençler mukayesesini, eski Türkiye ile değil, kendilerine göre çok daha iyi uygulamalara sahip ülkelerle yapıyor. Halbuki biz her ülkenin kendi hikayesi olduğunu, ülkemizin hikayesinin de hiç de öyle kolay yazılmadığını çok iyi biliyoruz.

Bunun için gençlerimize, hem sahip olduğumuz imkanları hem Türkiye Yüzyılı ile ulaşmak istediğimiz hedefleri bıkmadan, usanmadan anlatmayı sürdüreceğiz. Gençlere bırakacağımız en büyük miras, onlara hayallerini hayata geçirebilecekleri, altyapısı tamamlanmış bir Türkiye olacak. Yargı teşkilatımıza duyulan güvenin artması, yargının itibarının yükselmesi, bu sürecin önemli kazanımlarından biri olarak ortak hanemize yazılacaktır.”

Paylaşın

Erzurum Olayları; Bahçeli: Tuzağı Dadaşlar Bozdu

Erzurum’da İBB Başkanı İmamoğlu’na yönelik saldırıya ilişkin açıklama yapan MHP Lideri Bahçeli, Erzurum’da kurulan tuzak Dadaşların tavrıyla bozulmuştur. İstanbul’da 1.7 milyon kişi toplanıp miting düzenlenirken bu olay yaşanmıştır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “İmralı canisinin ev hapsine alınması konuşulmaktadır. Bir terörist için hak arayanlar, Eren Bülbül yavrumuzun hesabını verecekler. 22 yaşında şehit edilen Aybüke öğretmenimizin, 11 aylık Bedirhan bebekle annesinin sorulacak hesabını söylesinler.”

Bahçeli, konuşmasının devamında, “İBB Başkanı gelsin de Eren Bülbül için adalet istesin. Kılıçdaroğlu mertse yiğitse, şehitlerimizin hakkını gazilerimizin hakkını versin. Al bayrağı, aziz vatanı, Cumhur ittifakının şerefini koruyacak mısınız? Trabzonlu kardeşlerim 14 Mayıs’ta yaşanacak Cumhur ittifakı zaferinin habercisidir. Türkiye üzerinde hesap yapanların, zalimlerin defterini dürecek misiniz. Evet dediğinize göre o zaman sıra sizde.

Trabzon’un vatan ve millet sevdasının ne kadar yüksek olduğunu göstermek için sıra hepinizde. Kılıçdaroğlu’nun uzun bir istirahat için evine gitmesinde fayda vardır. Mutfaktan da çıkmasın. Kılıçdaroğlu Türkiye’yi yönetemez, bu aziz milletin geleceği Millet ittifakına verilemez. Ayaklarımızın üzerinde onurlu bir şekilde durduğumuzu tüm aleme göstereceğiz. Sürmeli’de gemi imalatının arzulanan seviyeye çıkması için elimizden geleni yapacağız” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, seçim çalışmaları kapsamında Trabzon’da halka seslendi. Bahçeli’nin konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Trabzon kemençenin coşkusu, horonun ruhudur. Trabzon demek pes etmeyen vicdan demektir. Trabzon’a bakınca ‘Bize her yer Trabzon’ diyen vatan evlatlarının sesi duyulur. Trabzon denilince 15 yaşındaki kahraman yavrumuz Eren Bülbül’ün yüzü görünür. Birlikte her türlü zorluğu aşacağız. Bizi birbirimizden ayırmak için provokasyon yapanlara sonuna kadar kapalıyız. Etnik ve mezhep ayrılıkçılığı yapanlara hep karşı çıkacağız. Biz horon kadar Karadeniz, zeybek kadar Ege’yiz. Hep beraber ülkemin tüm güzelliklerini kucaklayan büyük bir aileyiz.

Devlet ve milletiyle hep birlikte Türkiye’yiz. Diyorum ki 14 Mayıs 2013 tarihinde aziz milletim sıra sende. Milli irade, kutuplaşmayı reddedecektir. Muhalefet partilerine demokratik hesap mutlaka sorulacaktır. Kavga, kriz arayanlara acıklı derslerini vermek için aziz milletim sıra sende. Tam 4 gün sonra sıra da söz de, yetki de alayınızda.

Türkiye’nin zillete mahkum olmasını hayal edenlerin, Türkiye’nin önünün kesilmesini hayal edenlerin gözü Türkiye üzerinde olacaktır. Peki siz de 14 Mayıs’a hazır mısınız? 14 Mayıs’ta sandığa koşa koşa gidecek misiniz? Bir oyunuzu Milliyetçi Hareket Partisi’ne bir oyunuzu da Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a verecek misiniz? Milletvekili adaylarımızı Meclis’e gönderecek miyiz?

1461’den beri Türk yurdu olan Trabzon’un her taşı yakuttur. Özü de sözü de bir olan Trabzonlu kardeşim gelecek sizin elinizde. 14 Mayıs’ta Türkiye’nin 100’üncü yılına ilk adımı atmak sizlerin iradesinde. Anayasa’nın 2. Maddesinde ifade edildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik bir hukuk devletidir. Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.

Türk demokrasisi rüştünü defalarca ispat etmiştir. Bu anlamda birçok batı ülkesinin ilerisinde de olduğumuz bir gerçektir. Türkiye’nin demokrasi hayatına ilkesiz dayatmalarda bulunmaktadırlar. Avrupa ve ABD’de çıkan dergi ve gazeteler algı operasyonu yapıyor. Bu dergi ve gazetelerde 14 Mayıs seçimlerine dış müdahale çağrısında bulunuyor.

Batı zillet ittifakından yana tavrını koymuştur. Bu bir defa gayri ahlakidir, hiç kimse milletimizin iradesine zincir vuramaz. İktidarın ruhsatı ne ABD’den ne İngiltere’den ne Fransa’dan alınacaktır. Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanını ‘Gitmeli’ diye hedef alan bir dergi yırtılıp çöpe atılmalıdır. Türkiye, sömürge artığı bir ülke değildir.

“Ekrem İmamoğlu Trabzon’un yüz karasıdır”

14 Mayıs’ta devrilmeleri kaçınılmaz bir siyaset olacaktır. İç barış ve huzur ortamımızı bozmak için maşalar devrede, alçaklar sahnededir. Erzurum’da yaşanan olaylar bayağı bir provokasyondur. İBB Başkanının meydan meydan dolaşıp fitne saçması, görevini ihmal etmesi sakıncalıdır, yanlış üzerine yanlıştır. Esnaf ziyareti bahanesiyle korsan gösteri yapıp taşıdığı provokatörlerle ortalığı karıştıran Ekrem İmamoğlu Trabzon’un yüz karasıdır.

Erzurum’da kurulan tuzak Dadaşların tavrıyla bozulmuştur. İstanbul’da 1.7 milyon kişi toplanıp miting düzenlenirken bu olay yaşanmıştır. İmralı canisinin ev hapsine alınması konuşulmaktadır. Bir terörist için hak arayanlar, Eren Bülbül yavrumuzun hesabını verecekler. 22 yaşında şehit edilen Aybüke öğretmenimizin, 11 aylık Bedirhan bebekle annesinin sorulacak hesabını söylesinler.

İBB Başkanı gelsin de Eren Bülbül için adalet istesin. Kılıçdaroğlu mertse yiğitse, şehitlerimizin hakkını gazilerimizin hakkını versin. Al bayrağı, aziz vatanı, Cumhur ittifakının şerefini koruyacak mısınız? Trabzonlu kardeşlerim 14 Mayıs’ta yaşanacak Cumhur ittifakı zaferinin habercisidir. Türkiye üzerinde hesap yapanların, zalimlerin defterini dürecek misiniz. Evet dediğinize göre o zaman sıra sizde.

Trabzon’un vatan ve millet sevdasının ne kadar yüksek olduğunu göstermek için sıra hepinizde. Kılıçdaroğlu’nun uzun bir istirahat için evine gitmesinde fayda vardır. Mutfaktan da çıkmasın. Kılıçdaroğlu Türkiye’yi yönetemez, bu aziz milletin geleceği Millet ittifakına verilemez. Ayaklarımızın üzerinde onurlu bir şekilde durduğumuzu tüm aleme göstereceğiz. Sürmeli’de gemi imalatının arzulanan seviyeye çıkması için elimizden geleni yapacağız.

Yüksek potansiyeli olan hazır giyim, mobilya gibi sektörlerin gelişmesi için çalışmalarımızı yoğunlaştıracağız. Türkiye’nin başarılarına yenilerini ekleyeceğiz. Mandacılara, rantçılara, komünistlere, makam ve mevki paylaşanlardan başka bir şey bilmeyenlere fırsat vermek felakete davetiye çıkarmaktır. Güçlendirilmiş parlamenter sistemi de tarih çöplüğüne atmak için 14 Mayıs bir fırsat olacaktır. Cumhur ittifakı Türkiye’nin umududur. Millet ittifakı münasebetsizlerin ittifakıdır. Bu ittifakın yolu, Türkiye düşmanlarının yoludur.

Cumhur ittifakı, Türkiye’nin yükseliş ittifakıdır. İnanıyorum ki Trabzon zillete yenilmeyecektir. TBMM’de sizlerin yüzlerini kara çıkarmadık, hiçbir vaadimizi unutmadık. MHP’ye öyle bir destek verin ki, öyle bir sahip çıkın ki, gelecek nesillerimize huzur ve kardeşlik içinde yaşanacak bir ülkeyi miras bırakalım. Milliyetçi Hareket Partisi’ne oy veriyor musunuz? Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı açık farkla seçiyor muyuz?”

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Rusya’dan Yol Haritası Önerisi

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türkiye, Suriye, Rusya ve İran dışişleri bakanlarını bir araya getiren Dörtlü Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın basına açık kısmında yaptığı konuşmada, Türkiye-Suriye ilişkilerinin normalleşmesi için bir yol haritası hazırlanması gerektiğini söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov “Görevimiz daha ileri gelişmeler için ana hatları belirlemek” dedi. Lavrov “Bugün yapacağımız müzakerelerden çıkabilecek en iyi sonuç, bir dahaki Dörtlü Dışişleri Bakanları Toplantısı’na kadar Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşmesi için bir yol haritası taslak metnini hazırlayacak uzmanların görevlendirilmesi olacaktır” diye konuştu.

Sergey Lavrov,  hazırlanacak teklifin ardından Rusya, İran, Suriye ve Türkiye hükümet ve devlet başkanlarına sunulabileceğini belirtti. Lavrov, kesilen nakliye ve lojistik hatlarının onarılması konusunda Suriye ile Türkiye’nin müzakerelere başlaması ve “engel olmaksızın ticari ve ekonomik işbirliğini yeniden hayata geçirmesi” gerektiğini söyledi.

Lavrov’dan seçim mesajı

Türkiye’de 14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine de değinen Lavrov seçimlerin adil ve şeffaf bir biçimde yapılacağından emin olduğunu söyledi. “Türk mevkidaşlarıma başarılı bir genel seçim diliyorum” diyen Lavrov “Seçimlerin adil ve şeffaf olacağından, Türk milletinin iradesini herhangi bir dış müdahale olmadan ifade etmesine imkan sağlayacağından eminim” dedi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için bugün Moskova’da bir araya geldi.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedildi.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denildi.

Normalleşme sürecinin ilk adımı 28 Aralık’ta atıldı

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atıldı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alındı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirildi.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım oldu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtildi.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yineledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İmamoğlu, Erdoğan’a Yüklendi: Bir Kişinin Devri Bitecek

Rize’de halka seslenen İBB Başkanı İmamoğlu, “Allah bunların gazabından memleketi korusun. Kim giderse gitsin burası Türkiye Cumhuriyeti devleti.  Siz derede kum tanesi olmazsınız bu memlekette kum tanesi… O siyasetçi gitti bu siyasetçi geldi diye bu devlet zaafa uğrar mı? Kimler geldi kimler geçti. Herkes haddini bilecek” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Hepimiz gelip geçici değil miyiz arkadaşlar. Baki olan vatanımız, devletimiz. Ben gidersem her şey çok kötü olur diyorsan sana güle güle. Hadi evine git evine. Hanımına, çoluğuna çocuğuna hizmet et.”

İmamoğlu “21 yıl sonra memleketin geleceğinden korkma diyemiyorsan, ben gidersem her şey kötü olur diyorsan senin karnen sıfır. Başarısızsın. Kendin itiraf ediyorsun. O yüzde 14 Mayıs’ta millet kazanacak, bir kişinin devri bitecek” diye konuştu.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Millet İttifakı’nın seçim kampanyası çerçevesinde Rize’de seçmen ile buluştu. Rize’de yapılacak miting öncesi İmamoğlu Erzurum mitingi sırasında saldırıya uğrayan seçmenlerin bazıları ile buluştu.

Ekrem İmamoğlu ve eşi Dilek İmamoğlu Rize’de ilk olarak Erzurum’da saldırıda yaralananlarla kahvaltıda buluştu. Kahvaltıya saldırıda yaralanan Tülay Gıcırkan, Burak Değer ve Talip Bingöl aile fertleriyle birlikte katıldı.

Yaralılara bir kez daha geçmiş olsun dileklerini ileten İmamoğlu, “Geçmiş olsun. Hiç yakışmayan bir işti” dedi. Bu sırada araya giren yaralı Bingöl, duygularını, “Otobüsün üzerinde o taşlar size geldi ya, öyle benim zoruma gitti. İçimden kan gitti Başkanım” sözleriyle dile getirdi. İmamoğlu’nun Bingöl’e yanıt, “Güzel kalbinle var ol. Bu olan işin ne Erzurum’la bir ilişkisi var ne bizim insanımızla. Böyle kışkırtılan, tabiri caizse azmettirilen bir insan grubunun yaptığı bir ayıptır. Acı bir şey, ama yapacak bir şey yok. Allah beterinden korudu o gün” oldu.

İmamoğlu öğle saatlerinde miting için Rize meydanına geçti. Millet itifakı bileşenlerinin doldurduğu alana hitap eden İmamoğlu, seçime giren taraflardan birisinin “Biz gelince her şey çok güzel olacak” dediğini, öteki tarafınsa “Biz gidince her şey kötü olacak” dediğini belirterek “Birisi umut veriyor, birisi korku salıyor. Umut mu kazanır korku mu?” diye sordu.

“Evine git evine”

İmamoğlu “Allah bunların gazabından memleketi korusun. Kim giderse gitsin burası Türkiye Cumhuriyeti devleti.  Siz derede kum tanesi olmazsınız bu memlekette kum tanesi… O siyasetçi gitti bu siyasetçi geldi diye bu devlet zaafa uğrar mı? Kimler geldi kimler geçti.

Herkes haddini bilecek. Hepimiz gelip geçici değil miyiz arkadaşlar. Baki olan vatanımız, devletimiz. Ben gidersem her şey çok kötü olur diyorsan sana güle güle. Hadi evine git evine. Hanımına, çoluğuna çocuğuna hizmet et.”

İmamoğlu “21 yıl sonra memleketin geleceğinden korkma diyemiyorsan, ben gidersem her şey kötü olur diyorsan senin karnen sıfır. Başarısızsın. Kendin itiraf ediyorsun. O yüzde 14 Mayıs’ta millet kazanacak, bir kişinin devri bitecek” diye konuştu.

Paylaşın

Memleket Partisi Milletvekili Adayı Canlı Yayında İstifa Etti

Memleket Partisi Hatay İl Başkanı ve 2. sıra milletvekili adayı Hüseyin Ata Kaşgöz, canlı yayınında istifa ettiğini açıkladı. Kaşgöz, “Muharrem İnce’nin tek derdi Kılıçdaroğlu’na kaybettirmek” dedi.

Memleket Partisi’nden 850’nin üzerinde istifa olduğunu söyleyen Kaşgöz, “Ne yazık ki bu istifa eden arkadaşların kimlik bilgileri genel merkezde olduğu için ikinci gün tekrardan kayıtları yapılıyor.

Bir daha e-Devlet’ten istifa ediyorlar, iki gün sonra bir daha üye yapılıyorlar. Sayıştay’daki rakam düşmesin diye bu yola da başvuruluyor.” ifadelerini kullandı.

Muharrem İnce’nin Cumhurbaşkanı Adayı ve Genel Başkanı olduğu Memleket Partisi’nde istifalar sürüyor. Son olarak partinin Hatay İl Başkanı ve 2. sıra milletvekili adayı Hüseyin Ata Kaşgöz, Halk TV canlı yayınında istifa ettiğini açıkladı.

“Muharrem İnce’nin tek derdi Kılıçdaroğlu’na kaybettirmek” diyen Memleket Partisi kurucusu Kaşgöz, şöyle konuştu: Muharrem İnce ile birebir görüşmelerimizde kendisinin cumhurbaşkanı adayı olmaması gerektiğini, bir ‘bölen’ olacağımızı halkın karşısına çıkamayacağımızı söyledim. Bana verdiği cevap, ‘olmaz, kazanırım.’ Ama altında yatan sebep, Kemal Kılıçdaroğlu’na duyduğu kin ve nefret. Bunu bir türlü önleyemedik.

“850’nin üzerinde istifa oldu”

Memleket Partisi’nden 850’nin üzerinde istifa olduğunu öne süren Kaşgöz, şu ifadeleri kullandı: Ne yazık ki bu istifa eden arkadaşların kimlik bilgileri genel merkezde olduğu için ikinci gün tekrardan kayıtları yapılıyor. Bir daha e-Devlet’ten istifa ediyorlar, iki gün sonra bir daha üye yapılıyorlar. Sayıştay’daki rakam düşmesin diye bu yola da başvuruluyor.

Memleket Partisi Antalya milletvekili adayı Av. Şefika Aygüneş, “Erzurum mitinginde yaşananlar göstermektedir ki bu iktidar ilk turda değişmelidir. Elinde Türk bayrağı olan kadınımızın ve çocuğumuzun yüzünden kanlar akan fotoğrafı, siyasete girme nedenim ile içinde bulunduğum noktayı sorgulatmış bulunmaktadır.

17 Mayıs 2021 tarihinden itibaren kurucusu olduğum, Genel Disiplin Kurulu üyeliği ve il başkan yardımcılığı yaptığım Memleket Partisi’nden istifa etme gereği duyuyor, Antalya Milletvekili adaylığımdan çekiliyorum. Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi: Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır!” sözleriyle hem adaylıktan çekildi hem de partisinden istifa ettiğini duyurmuştu.

Memleket Partisi kurucu üyelerinden Ahmet Meşe partisinden istifa ettiğini duyurmuştu. İstifa duyurusunu sosyal medya hesabı üzerinden yapan Ahmet Meşe, “Sayın Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde bu gerçekten hareketle, farklı görüşlerdeki siyasi partilerin ve kişilerin bir araya geldiği Millet İttifakının desteklenmesi gerektiği inancındayım” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

HRW Ve ARTICLE 19 Raporu: Hükümetin İnternet Kontrolü Seçimleri Tehdit Ediyor

14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve ARTICLE 19,  hükümetin internet üzerindeki kontrolünün seçimleri tehdit ettiğini ifade eden bir rapor yayınladı.

Popüler sosyal medya şirketlerinin politikalarının da mercek altına alınan raporda, Türkiye’de geçmiş seçimlerde sosyal medyanın, geleneksel medyanın ve ulusal seçim makamlarının bağımsız olmadığı bir ortamda oy kullanımına ilişkin usulsüzlük iddialarının dile getirilmesinde önemli bir rol oynadığına dikkat çekildi.

Buna karşılık hükümetin, Ekim 2022’de kabul edilen bir dizi yasal değişiklikle internet sansürüne yönelik araçlarını seçim öncesinde önemli ölçüde artırdığı belirtildi.

“Hükümet, seçim sırasında muhalif görüşlerin yayılmasını engellemek için sosyal medya platformlarını tehdit etmekten veya kısıtlamaktan kaçınmalıdır” denilen raporda “Sosyal medya platformları ve mesajlaşma servisleri, Türkiye’deki seçmenlerin demokratik bir seçime katılım hakkına saygı göstererek hükümet baskısına direnmeli ve kısıtlamalara karşı acil durum planlarını uygulamaya koyarak kâr etmek yerine insan haklarına öncelik vermelidirler” ifadelerine yer verildi.

Sosyal medya şirketlerinin tutumu

Raporda sosyal medya şirketlerinin “Birleşmiş Milletler İş Dünyası ve İnsan Hakları Rehber İlkeleri uyarınca faaliyetlerini demokratik seçimlere katılma hakkını zedelemeye katkıda bulunan yönlerini ele almak da dahil olmak üzere, insan haklarına saygı gösterme ve ihlalleri giderme yükümlülüklerine” sahip olduğuna dikkat çekildi.

Sosyal medya şirketlerinden sadee Meta ve TikTok Türkiye’deki seçimlerle ilgili yaklaşımlarını açıkladığı, Twitter ve YouTube’un seçimlerle ilgili genel politikalarının bulunmadığı, Telegram’ın dezenformasyon veya seçimle ilgili erişime açık bir politikası olmadığı kaydedildi.

ARTICLE 19 ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, 1 Mayıs’ta Meta, Telegram, TikTok, Twitter ve YouTube’a mektup yazarak Türkiye’deki seçimler bağlamında insan haklarını korumak için ayırdıkları kaynakları sordu.  Meta ve TikTok, Türkiye’nin seçimlerine yönelik özel çabalarıyla ilgili haber duyurularına ilişkin bağlantıları iletti.

TikTok, haber duyurusuna ilişkin daha ayrıntılı açıklama yaparak Türkiye’deki seçimlerle ilgili hazırlıklarının Ağustos 2022’de başladığını, içerikleri denetlemek ve politikalarını ihlal eden yerel söylemleri tespit etmek için anadili Türkçe, Kürtçe ve Arapça olan kişilerle çalıştığını belirtti. İnsan Hakları İzleme Örgütü ve ARTICLE 19, diğer şirketlerin hiçbirinden ayrıntılı sorularına dair yanıt alamadı.

Şirketlerin hiçbirinin Türkiye’deki seçimler için ayırdıkları kaynaklar konusunda tam anlamıyla şeffaf olamadığını ifade eden İnsan Hakları İzleme Örgütü “Şirketlerin çoğu, platformlarının ve hizmetlerinin seçim sonuçlarıyla ilgili hatalı bilgilerin yayılmasına katkıda bulunmamalarını ve sürecin bütünlüğüne zarar vermemelerini sağlamak için birbiriyle çelişecek seçim zaferi ve seçim hilesi iddialarıyla nasıl başa çıkmayı planladıklarını açıklayamadı” dedi.

Twitter’ın devlete bağlı olduğunu değerlendirdiği hesapları etiketleme politikası olmasına rağmen Anadolu Ajansı’nı “devlete bağlı” olarak etiketlememesinin endişe verici olduğu kaydedildi.

ARTICLE 19 Avrupa Direktörü Sarah Clarke, “Sosyal medya şirketleri, bağımsız gözlemcilerin değerlendirmeleri de dahil olmak üzere, hükümetin olumsuz gördüğü içerikleri çıkarmaları konusunda yoğun bir baskıyla karşılaşabilir. Şirketlerin bu baskılara direnmeleri ve bu kritik seçim döneminde kendilerini hak ihlallerinin ortağı haline getirecek tedbirlere karşı koymak için ellerinden geleni yapmaları çok önemlidir” dedi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Ahmet Türk’ten Dikkat Çeken Açıklama: İktidar, İmralı’ya Heyet Gönderdi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), 14 Mayıs seçim çalışmaları kapsamında Mardin’in Nusaybin ilçesinde miting düzenledi. Mitingde konuşan HDP Danışma Kurulu üyesi Ahmet Türk, AKP’nin İmralı’ya heyet gönderdiğini öne sürdü.

Ahmet Türk, “İktidar partisi gideceğini görüyor. Peki, ne yapıyor? İmralı’ya heyet gönderiyor. Peki, yıllarca aile görüşünü yasakladınız, avukatları ile görüşmesini engellediniz, şimdi bir oy için Sayın Öcalan’ın kapısına giderek farklı bir anlayış gösteriyorsunuz” ifadelerini kullandı.

Kim ne demişti?

İddialar hakkında açıklama yapan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Yani gidecek, bir yargı mensubu böyle bir görüşme yapacak. Bundan Adalet Bakanı’nın, devletin, ilgililerin bilgisi olmayacak. Böyle bir görüşme yok” demişti.

AK Partinin Diyarbakır milletvekili adayı Galip Ensarioğlu da iktidarın Öcalan’la sürekli görüştüğünü belirterek, şunları söylemişti:

“Devlet sürekli Öcalan’la görüşüyor. Öcalan çözüme katkı sunmak istediği zaman, Türkiye’nin birliğine, bütünlüğüne, bu silahlı şiddetin son bulması için eğer bir katkı sunmak istiyorsa ve buna devlet de inanıyorsa bu tür görüşmeleri sürdürür.

Ancak bugün itibariyle bunun koşullarını ortadan kaldıran bizatihi HDP’nin kendisidir, Kandil’in kendisidir. Yani Öcalan’ı tecrite mahkum eden devlet değil, Öcalan’ı tecride mahkum eden bizatihi Kandil’dir, bizatihi HDP’nin kendisidir. Çözüm sürecini boşa çıkaran, sabote eden, Öcalan’ı rolünü boşa çıkaran yine kendileridir.”

“İmralı’ya heyet” iddiasını ilk olarak gazeteci Amed Dicle tarafından dile getirilmişti.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, hükümetin seçim öncesi “İmralı’ya adam gönderip yardım istediğini” öne sürmüştü. Akşener, 28 Mart’ta gerçekleştiğini öne sürülen görüşmeyle ilgili ‘yargıdan biri’nin gittiğini iddia etmişti.

Akşener, “Daha yeni İmralı’ya adam gönderdiler, yardım istediler. Kimin gönderildiğini biliyorum. Siyasetçi olsa adını hemen söylerim. Yargıdan birini gönderdiler” ifadelerini kullanmıştı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba da 2 Mayıs’ta, Malatya’da İl Koordinasyon Merkezi’nde yaptığı açıklamada, “Öcalan’ı serbest mi bırakacaklar’ gibi saçma sapan, akla hayale gelmeyecek yalanlar söylüyorlar. Bugün Öcalan ile İmralı’da görüşen AKP’nin görevlendirdiği insanlar var.

Sayın Akşener, ‘Üst düzey yargı mensupları’ diyor. Biz biliyoruz ki her gün Öcalan ile görüşerek kendilerine oy devşirmeye çalışan bir siyasi iktidar var. Bunlar Öcalan ile hala bugün görüşüyorlar. Öcalan’dan destek almaya çalışıyorlar. Biz, hukuk ne diyorsa onu yapacağız” demişti.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da Nisan sonunda Cumhuriyet’e yaptığı açıklamada, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın PKK lideri Abdullah Öcalan’ın tutuklu bulunduğu İmralı’ya heyet gönderdiği iddialarının kaynakları tarafından doğrulandığını söylemişti.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da, “Böyle bir görüşme söz konusu olmamıştır” demiş ve eklemişti:

“Bu tamamen bunu dile getiren tarafların, partinin kendi siyasi gündemini empoze etmek ve Cumhurbaşkanımızın yürüttüğü son derece başarılı, etkili kampanya çalışmalarına gölge düşürmek için ortaya attığı bir iddiadır, yalandır, aslı astarı yoktur, gerçekle bir ilgisi yoktur.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan 14 Mayıs Yorumu: Tarihi Bir Dönemeç

14 Mayıs seçimlerinin “tarihi bir dönemeç” olabileceğini kaydeden Kılıçdaroğlu, “İlk kez sandık başına gidecek 5 milyon 300 bin genç seçmen özgürlük ve demokrasi istiyor. Bu bizim için, Türkiye için, üyesi olmaya çalıştığımız AB için ve ayrıca Batı medeniyeti için çok önemli” dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu, Erdoğan karşısında az farkla önde olduğunu; darboğazdaki ekonomi, yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma suçlamalarıyla Şubat’daki deprem felaketinden sonra hükümetin verdiği yanıtın seçmen memnuniyetsizliğini arttırdığını kaydetti.

Kılıçdaroğlu, seçmen memnuniyetsizliğini seçim zaferine dönüştürme yolunun zorluklarla dolu olduğunu da belirtti.

Wall Street Journal (WSJ, CHP Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’yla yaptığı özel röportajı yayınladı.

Jared Malsin ve Elvan Kıvılcım imzasını taşıyan haber, “Türkiye’nin Seçimlerde Önde Gelen Rakip İsminden NATO ve AB’yle Daha Yakın Bağ Sözü” başlığıyla yayımlandı.

WSJ’ye verdiği söyleşide Kılıçdaroğlu, seçimin galibi olması durumunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “siyasi muhalifleri hapsettiği ve yüz yılın en güçlü Türk lideri olmak için devleti yeniden şekillendirdiği Türkiye’de demokratik kontrol ve denge mekanizmalarına yeniden hayat vereceğini” kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’le daha yakın ilişki kurma arayışına girmesi sonrasında, Türkiye’nin NATO’nun temel yapı taşlarından biri olarak rolünü güçlendireceğini söyleyen Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin AB’ye katılma sürecini de yeniden canlandırma taahhüdünde bulundu.

“Seçmen özgürlük ve demokrasi istiyor”

14 Mayıs seçimlerinin “tarihi bir dönemeç” olabileceğini kaydeden Kılıçdaroğlu WSJ’ye Cumartesi günü düzenlenen Millet İttifakı mitinginden bir saat sonra verdiği söyleşide, “İlk kez sandık başına gidecek 5 milyon 300 bin genç seçmen özgürlük ve demokrasi istiyor. Bu bizim için, Türkiye için, üyesi olmaya çalıştığımız AB için ve ayrıca Batı medeniyeti için çok önemli” şeklinde konuştu.

WSJ, Türkiye’yi 2003’ten beri yöneten Erdoğan’ın Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında tüm taraflara oynadığını, Putin’le yakın ilişkileri korumaya çalışırken Türkiye’yi “bölgesel bir güç odağına dönüştürme amacına hizmet etmek” için Ukrayna’ya silah sattığını da hatırlatıyor.

“Putin de bunu çok iyi bilir”

Gazete, Amerika’nın itirazlarına rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rus S-400 savunma sistemini satın aldığını, Washington’un da Batı yaptırımlarını ihlal etmeye çalışan Rusya’ya yardım eden Türk şirket ve kurumlarına yaptırım uygulama tehdidinde bulunduğunu vurguluyor.

Kılıçdaroğlu ise WSJ röportajında Türkiye’nin Rusya’daki yatırımlarını koruyacağını; ancak Rusya’ya yaptırım uygulama konusunda Batılı ülkelerin aldıkları kararlara uyacağını kaydederek, “Türkiye, Batı ittifakının ve NATO’nun bir üyesidir ve Putin de bunu çok iyi bilir. Türkiye, NATO tarafından alınan kararlara uymak zorundadır” dedi.

WSJ, son kamuoyu yoklamalarına göre Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan karşısında az farkla önde olduğunu; darboğazdaki ekonomi, yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma suçlamalarıyla Şubat’daki deprem felaketinden sonra hükümetin verdiği yanıtın seçmen memnuniyetsizliğini arttırdığını kaydetti.

Gazete, Kılıçdaroğlu’nun seçmen memnuniyetsizliğini seçim zaferine dönüştürme yolunun zorluklarla dolu olduğunu da savundu. WSJ’ye göre bunun bir nedeni, Erdoğan’ın zorlu Türk siyasetinde “Rasputin tarzı ayakta kalma becerileri” sergileyebilmesi.

Gazete Kılıçdaroğlu’nun adaylığının en zayıf noktalarından biri olarak görülen “karizma ve siyasi kurnazlık yoksunluğu” algısının üstesinden gelmek için çabaladığını, mitinglere çok sayıda seçmenin katılmasını sağladığını ve coşkulu kampanyasıyla kimilerini şaşırttığını yazdı.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun hayat pahalılığını azaltma, Türkiye’yi parlamenter sisteme döndürme, Merkez Bankası gibi kurumların bağımsızlığını yeniden inşa etme ve siyasi tutukluları özgürlüklerine kavuşturma vaatleriyle kampanya yaptığını kaydeden WSJ, CHP liderinin Suriyeli ve Afgan mültecileri ülkelerine gönderme sözününse insan hakları savunucularını kaygılandırdığını belirtiyor.

“Erdoğan kazanırsa Türkiye bir tür diktatörlüğe geçmiş olur”

Kılıçdaroğlu bu konuda, “Biz ırkçı değiliz. Ancak bu insanların kendi ülkelerinde daha iyi şartlar altında yaşamlarına devam etmelerini istiyoruz” ifadelerini kullandı.

WSJ haberin sonunda, HDP’nin Millet İttifakı’nın bir parçası olmamasına rağmen, “Türkiye’nin en önemli Kürt lideri” olarak tanımladığı Selahattin Demirtaş’ın Kılıçdaroğlu’na destek açıklamasında bulunmasının seçimlerin yönünü değiştirebilecek bir hamle olduğunu yazdı.

Demirtaş WSJ’ye verdiği yazılı söyleşide, Kılıçdaroğlu’nun zafer kazanmasının kendisi ve diğer siyasi tutukluların serbest bırakılmasının önünü açacağını kaydetti; “Eğer Erdoğan kazanırsa Türkiye bir tür diktatörlüğe geçmiş olur” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Yurt Dışındaki Seçmenlerin Yüzde 53,18’i Oy Kullandı

Dış temsilciliklerde ve gümrük kapılarında kullanılan toplam oy sayısı 1 milyon 817 bin 10 oldu. Bu sayı, yurt dışında bulunan tüm seçmen sayısının (3 milyon 416 bin 150) yüzde 53,18’ine tekabül ediyor.

Yurt dışında yaşayan seçmenler ilk kez 2014 yılındaki Cumhurbaşkanı Seçiminde, ardından 2015’teki 25. ve 26. Dönem Milletvekilli Genel Seçimlerinde, 2017’deki Anayasa Değişikliği Halkoylamasında ve 2018’deki Cumhurbaşkanı Seçimi ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçiminde oy kullandı.

Cumhurbaşkanı Seçimi ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçiminde, yurt dışı kütüğüne kayıtlı seçmenler, 27 Nisan’da başlayan oy verme işlemi kapsamında, 73 ülkedeki 151 temsilcilikte ve 16 merkezde oy kullandı.

Dış temsilciliklerde kullanılan oy sayısı 9 Mayıs saat 23.00 itibarıyla 1 milyon 691 bin 531, gümrük kapılarında kullanılan oy sayısı 125 bin 479.

Dış temsilciliklerde ve gümrük kapılarında kullanılan toplam oy sayısı 1 milyon 817 bin 10 oldu. Bu sayı, yurt dışında bulunan tüm seçmen sayısının (3 milyon 416 bin 150) yüzde 53,18’ine tekabül ediyor.

Yurt dışında yaşayan seçmenler ilk kez 2014 yılındaki Cumhurbaşkanı Seçiminde, ardından 2015’teki 25. ve 26. Dönem Milletvekilli Genel Seçimlerinde, 2017’deki Anayasa Değişikliği Halkoylamasında ve 2018’deki Cumhurbaşkanı Seçimi ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçiminde oy kullandı.

2014 seçimlerinde yüzde 18,94 olan seçimlere katılım oranı, 2018 seçimlerinde yüzde 50,9’a yükseldi.

2018 seçimlerinde 3 milyon 44 bin 837 olan Yurt Dışı Seçmen Kütüğü’ne kayıtlı seçmen sayısı, 2023 seçimlerinde 3 milyon 416 bin 150’ye yükseldi.

AA’nın haberine göre, 2014 seçimlerinde 55 ülkedeki 105 temsilcilikte toplam 1186 sandık kurulmuşken, 2018 yılındaki Cumhurbaşkanı Seçimi ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçiminde bu sayılar 60 ülkede 123 temsilcilikte 3 bin 386 sandığa çıktı. 2023 seçimlerinde ise 73 ülkedeki 151 temsilcilikte 16 merkezde 5 bin 114 sandık kuruldu.

Yurt dışı sandıklarında 2023 seçimlerinde görev almak üzere yaklaşık 4 bin 500 kamu personeline ihtiyaç duyulurken, 302 Dışişleri Bakanlığı personeli de Sandık Saklama ve Ulaştırma Komisyonlarında görev aldı.

Oy pusulalarının dış temsilciliklere gönderilmesi ve kullanılan oyların ülkemize getirilmesi için 286 kişi diplomatik kurye olarak görev aldı.

Dışişlerinden açıklama

Dışişleri Bakan Yardımcısı Yasin Ekrem Serim, sosyal medya hesabından “Teşekkürler…” mesajıyla yaptığı paylaşımda, Türkiye’nin dış temsilciliklerinde açılan sandıklarda oy verme işleminin tamamlandığını duyurdu.

Serim, “Geçmiş seçimlere göre yurt dışında rekor bir katılım sayısına ulaştık. Demokrasi şöleni havasında cereyan eden oy verme işlemine aktif katılımınız ve en temel demokratik hakkınızı sandığa yansıttığınız için şükranlarımızı sunuyoruz” diye yazdı.

Serim, gümrük kapılarındaki oy verme işlemlerinin 14 Mayıs saat 17.00’ye kadar devam edeceğini ekledi.

Paylaşın