Erdoğan’dan “İmralı” Açıklaması: Komisyon, En Doğru Kararı Verecek

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan Erdoğan, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “İmralı’ya giderim” açıklamasına ilişkin “Komisyon en doğru kararı verecek” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle; “İstanbul’da 2’si çocuk 4 gurbetçimizin vefatıyla ilgili yürütülen soruşturma büyük bir hassasiyetle yürütülüyor. Olayda ihmali olan kim varsa bunlar tek tek tespit edilecek, kimsenin gözünün yaşına bakılmayacak.

Değerli arkadaşlar, son toplantımızdan bu yana Türkiye İstatistik Kurumu, ekonomimize dair bazı önemli veriler açıklamıştır. Bazılarını sizlerle kısaca paylaşmak istiyorum. 2025 yılı üçüncü çeyrek istatistiklerine göre, mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranımız yüzde 8,5 seviyesinde gerçekleşti. Aynı çeyrekte iş gücümüz 35 milyon 568 bine, istihdamımız ise 32 milyon 558 bine yükseldi. 29 aydır işsizlik oranımız tek hanede seyrediyor.

Yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve sürdürülebilir büyüme üzerine bina ettiğimiz ekonomi programımızın neticelerini alıyoruz. Turizmde bu sene hem ziyaretçi sayısı hem de gelirde rekor kıracağımız anlaşılıyor. İhracat tarafında da, hamdolsun, oldukça güçlü gidiyoruz.

Geride bıraktığımız son 30 ayın 22’sinde mal ihracatımızı artırdık. Temmuz ayında 24 milyar 911 milyon dolarla Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdık. 2025 yılı Ekim ayında ihracatımız yüzde 2,3 artışla 24 milyar dolar olarak gerçekleşti. Ekim 2025 itibariyle yıllıklandırılmış ihracatımız 270,2 milyar dolarla tarihin en yüksek seviyesine ulaştı.

Yılın ilk 9 ayında hizmet ihracatımız 91,9 milyar doları, hizmet ticareti fazlamız ise 48,8 milyar doları buldu. 379 milyar dolar olan mal ve hizmetler ihracatımızı 2025 yılı sonunda 390 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. İhracatçılarımızı her alanda desteklemeye devam edeceğiz.

Milletimize hep şunu söylüyoruz; Biz laf üretmeyeceğiz, iş ve eser üreteceğiz. Şu devasa farka özellikle dikkatlerinizi çekmek durumundayım. CHP Genel Başkanı ve yol arkadaşları, siyaset adına sadece yalan ve polemik üretirken, biz 2 saatte 23, günde 550 yeni konut üretiyoruz.

Bizler, iktidar ve ittifak olarak ülkeye, millete hizmet için, sorunları çözmek için koştururken; ana muhalefet cenahı, kendi ikballerinin, kendi hırslarının ve kendi şahsi hesaplarının peşinde koşuyor. Bizimle yarışacak hizmet desen yok. Bizimle aşık atacak eser desen yok. Bizim ufkumuzu açacak öneri desen yok. Milletin sorunlarına çözüm üretecek vizyon desen o da yok. Peki, bunların yerine ne var? Bolca hakaret var, küfür var, siyasi nezaketsizlik var. Tehdit ve zorbalıkla, aykırı her sesi susturma çabası var.

Dün baktım, yine bizi taklit etmişler; grup toplantısında bir video izletmişler. Tabi ortada millete gösterilecek tek bir eser ve hizmetleri olmayınca, ellerinde sadece yolsuzluk dosyaları kalıyor. Allah var, CHP’lilerin yolsuzluk, rüşvet, irtikap dosyaları üzerinden giderlerse, videosunu yapacak malzeme bulmada hiç sıkıntı çekmezler.

Baklava kutularından para kulelerine, villalardan valizlere kadar onlara en az birkaç sene yetecek malzeme var. Allah akıl fikir versin diyorum. Türkiye’nin ana muhalefet partisinin bu tükenmişlik sendromundan süratle kurtulmasını temenni ediyorum.

CHP imtiyazlarını kaybetmek istemedi. Tarafsız ve bağımsız yargıyı kabul etmek istemedi. Yargıyı yedek kuvvet gibi kullananlar bugün bir suç şebekesinin hukuki akıbetini siyasi kumpas olarak yaftalıyorlar. Kabahat samurdan kürk olsa kimse üstüne almaz. CHP Genel Başkanı niçin bizi ısrarla taraf yapmak istediğini anlamıyoruz. Bu davanın avukatlığı sayın Özel’e hayırlı olsun.

Şebekenin başıyla aralarındaki ilişki zaten biliniyordu. Biz ne partilerin içindeki mikro iktidar savaşlarının ne de yüz kızartıcı suçlarının tarafındayız. Adil ve tarafsız bir yargılama ile gerçekler ortaya çıkarılmalıdır. Bu davanın ihbarcıları da itirafçıları da sizin adamlarınız. Ana muhalefet partisi bu davayı en başından beri itibarsızlaştırıyor. Görevini yapan yargı mensuplarına bu kadar acımazsızca saldırmanın kimseye faydası olmaz.

Bize on yıllar boyunca aynı masalı anlattılar. Bugün de aynı masalı ısıtıp ısıtıp önümüze getiriyorlar. Neymiş Araplar bizi sırtımızdan vurdu, hadi oradan. O yıllarca kardeşlerimize sırtlarını döndüler, sermayeyi bile renklerine ayırdılar.

Terörsüz Türkiye sürecinde olumlu bir süreci kat ettik. Süreç hem toplumsal hem de çok farklı bir boyut kazandı. İş dünyasından insan hakları kuruluşuna, emekli askerlerimizden şehit ve gazi derneklerimize tüm katılımcılarımız komisyon tarafından dinlendi. Meclis Başkanımız maruz kaldığı edepsizliklere rağmen komisyonun çalışmalarına katıldı. DEM Parti heyeti de sağ duyulu bir tavır kurdu. Sayın Bahçeli de ilk günden itibaren yaptığı cesur, ufuk açıcı, yol gösterici açıklamalarıyla sürecin bugüne gelmesine katkı sağladı.

Sorumluluğumuz çerçevesinde ne gerekiyorsa yaptık. Bu dönemde bilinen bilinmeyen birçok badireyi atlattık. Dün komisyonumuz 17. toplantısını gerçekleştirdi. Sürecin selameti açısından yapılmasında fayda görünün hususlar paylaşıldı. Komisyonun fikir ve hedef birliği içerisinde çalışmasını kıymetli buluyorum. Komisyonun çalışmalarını takdirle karşılıyorum.

Dünkü değerlendirmeler ışığında bir sonraki toplantı cuma günü yapılacak. Türkiye’nin sırtında adeta büyük bir belaya dönüşen terörden kurtulmanın vakti çoktan geldi. Ödenen bedelleri, çekilen çileleri terörsüz Türkiye ile taçlandırmamız gerekiyor. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak bu süreci suhuletle menziline ulaştırmak istiyoruz. Komisyonun en doğru kararı vereceğine inanıyorum. Terörsüz bölge hedeflerimize er ya da geç ulaşacağız”

Paylaşın

CHP Ve İYİ Parti Seçmeni Sürece Mesafeli

Asal Araştırma’nın anketine göre; CHP seçmeninin yüzde 27.4’ü, İYİ Parti seçmenin yüzde 19.4’ü, iktidarın “Terörsüz Türkiye” DEM Parti’nin ise “Demokrasi ve Barış” adını verdiği süreci destekliyor.

Asal Araştırma’nın Kasım 2025’te gerçekleştirdiği kamuoyu araştırması, “Terörsüz Türkiye” sürecine toplumun nasıl baktığını ortaya koydu. Araştırma sonuçlarına göre halkın yüzde 55,8’i süreci “olumlu” değerlendiriyor. Sürece olumsuz bakanların oranı ise yüzde 34,3 olurken, yüzde 9,9’luk bir kesim görüş belirtmedi.

Asal Araştırma’nın Eylül 2025’te yaptığı ölçümde ise kamuoyuna “Terörsüz Türkiye sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu yöneltilmiş, katılımcıların yüzde 54,6’sı olumlu, yüzde 33’ü olumsuz, yüzde 12,4’ü ise fikrim yok/cevap yok demişti. Bu sonuçlar, Kasım ayına gelindiğinde olumluluk oranında hafif bir artış olduğuna işaret ediyor.

Araştırma kapsamında, siyasi tercihlere göre sürece dair kanaatler de ölçüldü. AK Parti seçmeninin yüzde 82,3’ü süreci olumlu değerlendirirken, DEM Parti seçmeninde bu oran yüzde 75 olarak gerçekleşti. MHP seçmeninde sürece destek yüzde 61,5 olurken, CHP seçmeninde olumlu kanaat yüzde 27,4, İYİ Parti seçmeninde ise sadece yüzde 19,4 oldu.

Süreci olumsuz değerlendirenlerin oranı en yüksek iki grup ise yüzde 70,8 ile İYİ Parti ve yüzde 58,7 ile CHP seçmeni oldu. DEM Parti seçmeninde olumsuz kanaat oranı yüzde 20,2, MHP’de yüzde 26,8, AK Parti’de ise sadece yüzde 10,6 olarak ölçüldü.

Araştırmada ayrıca “fikri olmayan” veya “cevap vermeyen” seçmenlerin oranı AK Parti’de yüzde 7,1, CHP’de yüzde 13,9, MHP’de yüzde 11,7, İYİ Parti’de yüzde 9,8 ve DEM Parti’de yüzde 4,8 olarak kaydedildi.

26 ilde 2.015 kişiyle yapılan saha araştırması, sürece yönelik genel kamuoyu eğiliminin olumlu olduğunu, ancak siyasi kimliklere göre belirgin ayrışmalar bulunduğunu gösteriyor.

Paylaşın

Bakırhan’’dan “Bahçeli” Yorumu: Tarihi Bir Sorumluluk Aldı

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Gerekirse alırım yanıma üç arkadaşımı, kendi imkanlarımla İmralı’ya gitmekten imtina etmem” sözlerine ilişkin, “Tarihi bir sorumluluk alma cesaretini göstermektir” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Sözlerine Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere değinerek başlayan Bakırhan, “Ortadoğu, tarihi ve hayati dönemden geçiyor. Suriye’deki süreç kapsayıcı olmalı. Kürtleri, Dürzileri, Alevileri, Çerkezleri, Türkmenleri, Süryanileri kapsayan ve onların haklarını garanti altına alan bir süreç olmalı. Türkiye yardımcı olabilir. Türkiye’nin Suriye’deki rolünü önemsiyoruz ve doğru bir şekilde kullanılması gerektiğini bir kez daha söylüyoruz” dedi.

Bakırhan, daha sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkında hazırlanan iddianameyle ilgili şunları söyledi: “Siyasi davalar sadece insanları değil bir ülkenin adalet duygusunu da tutsak ediyor. Türkiye yine siyasi saiklerle yazılmış bir iddianame ve davayla karşı karşıya. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında hazırlanan bir iddianame çıktı. Biz de inceledik. Adeta bir labirent. İçine girdikçe kayboluyorsunuz. Ne kadar okursan oku “tamam iddianame buymuş” diyemiyorsun. Çünkü iddianame parçalı, maskeli. Kaygan ve sürekli yüzeyde kalan bir yorumlama çabası içeriyor.

En önemli suçlardan biri ‘CHP’de güçlenmek istediler’ diyor. Bir siyasetçinin kendi partisinin içinde güçlenmek istemesinin nesi suç? Biz de onu yapıyoruz. İnşallah hakkımızda dava açmazlar. Demokrasi yalnızca sandığa gitmek değil, önemli olan sandık sonuca saygı göstermektir. Türkiye’de siyaseti iddianame esaretinden kurtarma zamanı geldi. Birini diğerine feda edene her yaklaşımı reddediyoruz.”

Bakırhan, daha sonra süreçle ilgili şu ifadeleri kullandı: “Barışın ilk elden hızlanması için atılması gereken adımları paylaşacağım. Birincisi geçiş dönemi yasası çıkarılmalı. İkincisi kayyumların tamamen kaldırılması ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi”. Üçüncüsü İdari Gözlem Kurulu’nun kapatılması ve aslında tutsakların bırakılmasıdır. Dördüncüsü Barış Akademisyenleri’nin ve hukuksuzca ihraç edilen KHK’lilerin iade edilmesidir. Meslekleri ellerinden alındı. Hatta intihar edenler oldu. Barış çağrısı yapmak suç değil. Asıl suç barış diyenleri yargılamaktır. Bunun için yasaya gerek yok. Sadece idari yargının verdiği kararları uygulamak yeterlidir.

Beşincisi adalet reformudur. TCK, CMK, İnfaz Kanunu değişmeli. Terörle Mücadele Kanunu komple ortadan kaldırılmalıdır. Düşünce suç olmamalı, basın özgür olmalı, ifade özgürlüğü güvence altına alınmalıdır. Bu bir iktidarın ayıbıdır. Adelet zengin, fakir, güçlü, güçsüz ayrımı yapmamalıdır. Herkes için adalet tesis edilmeli. Barışın tüm gerekliliklerini tabi ki yapamaz. Görev alanları belli. Ama barışa giden yolu adalet, hukuk ve demokrasiyle döşeyebilir. Kimi eleştiriler kaldırmalıyız. Komisyon artık uzatmadan İmralı’ya gitme konusunda cesurca bir karar almalıdır. Geçiş yasası netleştirilmeli. Artık bir gün bile kaybetmeden İmralı’ya gitmesi gerekir.”

“Son derece önemli ve takdire şayan”

Bakırhan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin partisinin bugünkü grup toplantısında sarf ettiği “İmralı’ya gitmekten imtina etmem” sözlerini değerlendirdi: “Sayın Bahçeli çok önemli şeyler söyledi. Son derece önemli ve takdire şayandır. ‘Komisyon gitmiyorsa ben giderim’ demesi tarihi bir sorumluluk alma cesaretini göstermektir. Biz her zaman diyaloğun, yüz yüze görüşmenin ve sorunların masada konuşulmasının yanında olduk ve bunu savunduk. ‘Üç maymunu oynamaktan vazgeçelim’ çağrısı son derece isabetlidir. Sayın Bahçeli’nin ‘süreci zamana yayan ve erteleyen tutumlara karşı’ süreci korumak ve enfekte olmasını engellemek için yaptığı çıkışın gereği bir an önce yapılmalıdır. Meclis Komisyonu’nun artık bir gün bile kaybetmeden İmralı’ya gitmelidir. İmralı’ya gitmeyi bir siyasi uyuşmazlık haline getirmemek doğru bir tutum olacaktır.”

Bakırhan, grup toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bahçeli’nin sözleriyle ilgili sorulan soruyu yanıtlayan Bakırhan, “Sayın Bahçeli’nin biraz önce bu salonda, Komisyonun bir an önce çözümün asıl muhatabı Sayın Öcalan’la görüşmesine dair ifade ettikleri son derece önemli ve takdire şayandır. ‘Komisyon gitmiyorsa ben giderim’ demesi, tarihi bir sorumluluk alma cesaretini göstermektir. Biz her zaman diyaloğun, yüz yüze görüşmenin ve sorunların masada konuşulmasının yanında olduk bunu savunduk Sayın Bahçeli’nin ‘üç maymunu oynamaktan vazgeçelim’ çağrısı son derece isabetlidir. Sayın Bahçeli’nin süreci zamana yayan ve erteleyen tutumlara karşı, süreci korumak ve enfekte olmasını engellemek için yaptığı bu çıkışın gereği bir an önce yapılmalıdır” dedi.

Paylaşın

Bahçeli’den “İmralı Tartışmalarına” Tepki: Ben Giderim

MHP Lideri Devlet Bahçeli, “İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüşülsün mü?” tartışmalarına tepki göstererek, “Alırım yanıma üç arkadaşımı, kendi imkânlarımızla İmralı’ya gitmekten, yüz yüze gelmekten imtina etmem” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Devlet Bahçeli, Cumhur İttifakı’nın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği sürece ilişkin dikkat çeken ifadeler kullandı.

“İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüşülsün mü?” tartışmalarına tepki gösteren Bahçeli, şunları söyledi:

“Günlerdir süregelen İmralı’ya gidilsin mi gidilmesin mi tartışmalarına bir nokta koyulmalıdır. Terörsüz Türkiye hedefinin zemin bulması isteniyorsa İmralı’ya gidilmesine ayak sürmenin hiçbir manası da olmayacaktır.

Sürecin asıl muhattaplarından birisiyle doğrudan temas kurulamayacaksa ilerleme nasıl kaydedilecek. Hiç kimse bu ziyarete yanaşmazsa herkes üç maymunu oynamanın merakında ısrar ederse açık açık söylüyorum alırım yanıma üç arkadaşımı kendi imkanlarımızla İmralı’ya gitmekten bir masa etrafında yüz yüze gelmekten imtina etmem.

Terörsüz Türkiye terörsüz bölge hedeflerinin neresi kötüdür. Takılmış plak gibi aynı ezberleri seslendirip duranları terörün bitişi niye deliye çevirmektedir. Milliyetsiz milliyetçiler terörün sonlanmasıyla şahlanmış Türkiye’ye tomurcuk tomurcuk açmış barış ve huzur neden uykularınızı bu kadar kaçırıyor.

Taviz yokken, teslimiyet yokken, gizli pazarlık yokken var demek ahlaken utanç duyulacak bir yüzsüzlük değil midir. Terörsüz Türkiye mahsurlu olduğunu ileri sürenlere sizin alternatifiniz nedir diye sormak en tabii hakkımızdır. Boşa sallayıp dolu tutmanın kurnazlığında olan marjinalleşmiş siyasilerle işimiz olmaz.”

Paylaşın

Türkiye, “İnternetin Özgür Olmadığı Ülkeler” Kategorisinde

Türkiye, bu yıl da “internetin özgür olmadığı ülkeler” kategorisinde yer aldı. İnternet özgürlüğünün en yüksek olduğu üç ülke İzlanda, Estonya ve Şili olurken, en düşük olduğu ülkeler ise İran, Çin ve Myanmar oldu.

ABD merkezli sivil toplum kuruluşu Freedom House, bu yılki “İnternet Özgürlüğü” raporunu yayımladı. Rapora göre küresel ölçekte internet özgürlüğü 15 yıldır geriliyor. Raporda incelenen 72 ülkeden 27’sinde çevrimiçi güven koşulları kötüleşirken 17 ülkede pozitif bir ilerleme kaydedildiği belirtildi.

100 üzerinden 31 puanla “internetin özgür olmadığı ülkeler” kategorisinde yer alan Türkiye, geçen sene olduğu gibi bu yıl da 72 ülke arasında 56’ncı sırada yer aldı. Türkiye bu skorla Avrupa’da incelenen ülkeler arasında ise sonuncu oldu.

Türkiye’de internet özgürlüğünün tehdit altında olduğunu belirten Freedom House’a göre, geçen seneye kıyasla paylaşımları nedeniyle uzun süreli hapis cezasına çarptırılan internet kullanıcılarının sayısı azalsa da, Türkiye’de internet özgürlüğüne yönelik sayısız kısıtlama devam etti.

Raporun açıklandığı gün, tutuklu Ekrem İmamoğlu’nun “Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi” adlı X hesabına “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması gerekçesiyle” erişim engeli getirilmesi için girişimde bulunulduğu bildirildi. Daha önce İmamoğlu’nun kişisel X hesabına da Türkiye’den erişim engellenmişti.

Freedom House, özellikle 19 Mart’ta İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından başlayan protestolar sırasında sosyal medya platformlarına erişimin kısıtlandığına ve yetkililerin, internet sitelerini engellemek ve içerikleri kaldırmak için mahkemelere başvurduğuna dikkat çekti.

İktidar yanlısı hesapların dezenformasyona devam ettiğini vurgulayan Freedom House; gazetecilerin, aktivistlerin ve sosyal medya kullanıcılarının paylaştıkları içerikler nedeniyle soruşturmalara ve zaman zaman davalara maruz kaldığını hatırlattı. Raporda, Ağustos 2024’te Türkiye Bilgi ve İletişim Teknolojileri Kurumu’nun (BTK) sosyal medya platformu Instagram’ı dokuz gün boyunca engellediğine de yer verildi.

Rapora göre, internet özgürlüğünün en yüksek olduğu üç ülke İzlanda, Estonya ve Şili oldu. İnternet özgürlüğünün en düşük olduğu ülkeler ise İran, Çin ve Myanmar olarak sıralandı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

“9 Bin PKK’lı Türkiye’ye Dönecek” İddiası

İlk etapta silahlı suçlara karışmamış bin PKK’lının, daha sonra ise yapılacak bireysel incelemelerin sonucuna bağlı olarak 8 bin PKK’lının Türkiye’ye dönüşüne izin verileceği öne sürüldü.

Çözüm süreci kapsamında gözler hükümetin önereceği yasal düzenlemelere çevrilmişken Reuters haber ajansı, ismi verilmeyen “üst düzey bir Ortadoğu yetkilisine” dayandırdığı haberinde, genel bir af anlamına gelmeyecek fakat PKK’dan ayrılarak evlerine dönenleri koruyacak bir düzenleme üzerinde çalışıldığını aktardı.

Ajansa konuşan yetkili, söz konusu düzenlemenin bu ay içinde parlamentoya sunulmasının beklendiğini dile getirdi.

Buna göre, ilk etapta silahlı suçlara karışmamış bin kişinin, daha sonra ise yapılacak bireysel incelemelerin sonucuna bağlı olarak 8 bin militanın Türkiye’ye dönüşüne izin verilecek.

Yetkili, Ankara’nın bin kadar orta ve üst düzey PKK yetkilisinin ise Türkiye’ye dönmesine izin vermeyeceğini, bu isimlerin Avrupa dahil üçüncü ülkelere yerleştirilmesinin gündeme gelebileceğini söyledi.

Ajansa konuşan DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel de, PKK üyelerinin demokratik ve sosyal entegrasyonunu mümkün kılacak özel bir yasa üzerinde çalışıldığını” ve bunun “İster sivil ister militan olsun, PKK’dan dönen herkes için geçerli olacağını” vurguladı. Temel diğer yandan, kademeli bir geri dönüşün değil, herkesi kapsayan bir yöntemin benimseneceğini belirtti.

Bazı PKK üyelerinin üçüncü ülkelere gönderilmesi fikrinin gündeme getirildiğini de doğrulayan Tayip Temel, bunun potansiyel ev sahibi ülkelerle de müzakere edilmesi gerektiğini belirtti.

DEM Parti’den ismi gizli tutulan bir diğer kaynak ise, genel af dili kullanılmadan sadece PKK’ya özgü tek bir yasa üzerinde çalışıldığını belirtti.

Temel’in açıklamasının aksine, “Farklı gruplar için farklı prosedürler olacak” diyen kaynak, bazı PKK üyelerinin Türkiye’ye döndüklerinde muhtemelen soruşturma ve yargılamalarla karşı karşıya kalacağını belirtti.

PKK, kurucusu Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine Mayıs ayında örgütsel varlığına son verdiğini duyurmuş, militanlar Temmuz ayında sembolik bir ateş yakma töreni gerçekleştirmişti. Geçen ay da Türkiye’deki militanların Irak’a döneceği duyurulmuş ancak Türkiye’de halihazırda kaç silahlı savaşçı bulunduğu konusunda bir bilgi verilmemişti.

Halihazırda önemli bir kısmı Türkiye vatandaşı olan PKK militanlarının büyük çoğunluğunun Irak’ta olduğu biliniyor. Ayrıca Suriye’nin kuzeyinde de az sayıda PKK’lının varlıklarını sürdürdüğü değerlendiriliyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

“Süreç Komisyonu” Öcalan’ı Dinleyecek Mi? Kurtulmuş Açıkladı

“Komisyon Abdullah Öcalan ile görüşecek mi?” sorusunu yanıtlayan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Eğer meclis ve siyasi partiler bu konuda mutabakata varırsa yasal çerçevede böyle bir görüşme yapılabilir” dedi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, İstanbul’da bazı medya kuruluşlarının genel yayın yönetmenleriyle bir araya geldi.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre; Kurtulmuş, bu toplantıda İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı’nı dinleyeceklerini ifade etti.

Kurtulmuş, komisyonun İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan’ı ziyaret etmesi ile ilgili tartışmalara da değindi. “Eğer meclis ve siyasi partiler bu konuda mutabakata varırsa yasal çerçevede böyle bir görüşme yapılabilir” diyen Kurtulmuş, kararı meclis komisyonunun vereceğini vurguladı.

Kurtulmuş, süreçle ilgili yasal düzenlemelerin PKK’nın silah bıraktığının teyit edilmesinden sonra yapılabileceğini söyledi:

“MİT ve Milli Savunma Bakanlığı unsurlarının, ‘Evet, örgüt kendisini feshetmiştir, sahada ciddi bir silahsızlanma sağlanmıştır’ diyerek bu tespiti yapmasından sonra TBMM’nin konunun gerektirdiği birtakım yasal düzenlemeleri gerçekleştirmesi mümkün olabilecektir.”

Kurtulmuş Öcalan’ın serbest kalması için gündeme gelen umut hakkı konusundaki bir soruya ise “Henüz öyle bir konu gündemde yok, yani komisyonun gündeminde yok” diye yanıt verdi.

Kurtulmuş toplantıda ayrıca 2013-15 arasında yürütülen çözüm süreciyle ilgili de değerlendirmelerde bulundu.

İki sürecin çok farklı olduğunu söyleyen TBMM Başkanı şöyle konuştu: “Her şeyden evvel üzülerek ifade ediyorum, o dönem içerisinde devlet adına bu süreci yürüten kurumların neredeyse tamamı FETÖ’cülerin yönetimindeydi, onların etkisi altındaydı.

Yani bir siyasi irade bunun olmasını istiyordu ama devletin içinde de yuvalanmış başkalarına ait bir siyasi irade bu işin olmamasını istiyordu.”

Kurtulmuş bugün devam eden görüşmelerle ilgili “şu anda süreci başından beri yürüten devlet kurumlarının tamamı siyasi iradenin emri altındadır” dedi.

Kurtulmuş ayrıca yürütülen sürecin “Türkler ile Kürtler arasında bir barış süreci olmadığını” vurguladı.

TBMM Başkanı bunun “devlete karşı mücadele eden terör örgütünün silahlarını bırakmasını ilan etmesiyle birlikte başlayan bir sürecin parlamento tarafından dikkatle izlenmesi süreci” olduğunu söyledi.

Kurtulmuş, PKK’nın bu süreçte “maksimalist talepleri” olmadığını da ekledi: “Federasyon gibi, birtakım ayrıcalıkların tesis edilmesi gibi, başka bir dilin Türkçenin yanında resmi dil olmasının talep edilmesi gibi bazı taleplerin gündeme gelmediğini biliyoruz.”

Paylaşın

Türkiye’nin Yeni Normu “Sıfır Gün Harcaması”

KONDA Araştırma tarafından yapılan araştırmaya göre çalışanların büyük kısmı maaşlarını aldıkları gün ya da hemen sonrasında tüketiyor. Bu durumu tanımlayan “sıfır gün harcaması” davranışı toplumda en yaygın eğilim olarak öne çıkıyor.

KONDA Araştırma’nın Eylül 2025 tarihli Barometre raporu, ekonomik baskılar altında şekillenen tüketici davranışlarının çarpıcı bir resmini ortaya koydu. Araştırmaya göre çalışanların büyük kısmı maaşlarını aldıkları gün ya da hemen sonrasında tüketiyor. Bu durumu tanımlayan “sıfır gün harcaması” davranışı toplumda en yaygın eğilim olarak öne çıkıyor. Katılımcıların yüzde 78’i bu tüketim alışkanlığını bir şekilde sergilediklerini ifade ederken, yüzde 38’i ise “her zaman maaşımı alır almaz bitiriyorum” diyor.

Raporda “sıfır gün harcaması” kavramı; maaş alındığı gün yapılan yüksek düzeyli harcamalar, yani paranın hiç bekletilmeden harcanması eğilimi olarak tanımlanıyor. Özellikle sabit ve düşük gelir gruplarında bu durum zorunlu harcamalara yetişebilme çabasının bir sonucu olarak öne çıkıyor. Araştırma, hane halkı bütçelerinin maaşla birlikte anında dağıldığını, tasarrufun ise neredeyse mümkün olmadığını gösteriyor.

KONDA verilerine göre tüketicilerin en sık başvurduğu davranış biçimi sıfır gün harcaması olurken, “küçük ödül anlayışı” yüzde 14’lük düzenli tekrar oranıyla ikinci sırada yer aldı. Tüketicilerin sadece yüzde 5’i her zaman “kendimi ödüllendirmek için alışveriş yaparım” diyor. “Alışveriş terapisi”, “intikam harcaması”, “felaket harcaması” ve “gösterişçi yönetim” gibi diğer kavramlar ise büyük oranda katılımcıların “hiçbir zaman” tercih etmediği davranışlar olarak öne çıktı.

Küçük Ödül Anlayışı: Katılımcıların %46’sı hiç yapmadığını, %5’i ise her zaman yaptığını belirtti.

Alışveriş Terapisi: Yüzde 69 bu davranışı hiç sergilemediğini söyledi.

Gösterişçi Harcama: Yüzde 74’lük büyük bir kesim bu eğilime tamamen uzak.

Veriler, özellikle düşük ve orta gelir grubundaki bireylerin her geçen ay daha fazla ekonomik baskı altında kaldığını ve harcama davranışlarının zorunluluklar doğrultusunda şekillendiğini gösteriyor.

KONDA Araştırma’nın sosyal medya açıklamasında da şu değerlendirme yer aldı: “Ekonomik koşulların baskısıyla en yaygın tüketici davranışı yüzde 78 ile sıfır gün harcaması oluyor. Çalışan kesimin büyük bir bölümü maaşını alır almaz bitiriyor. Bu tüketim davranışına sahip bireylerin yüzde 38’i ‘her zaman maaşım alır almaz bitiyor’ diyor.”

Paylaşın

AİHM’in Selahattin Demirtaş Hakkındaki Hak İhlali Kararı Kesinleşti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Adalet Bakanlığı’nın mahkemenin eski HDP Lideri Selahattin Demirtaş hakkında verdiği ihlal ve tahliye kararına itirazı reddetti. 

Adalet Bakanlığının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutukluğu hakkında verdiği ikinci ihlal ve tahliye kararına yaptığı itiraz reddedildi.

Bakanlığın itirazında, Demirtaş hakkındaki AİHM kararının AİHM Büyük Daire’de yeniden ele alınması talep edilmişti. AİHM Büyük Dairesi, Adalet Bakanlığı’nın geçen ay yaptığı itirazı reddetti.

Bu ret kararıyla birlikte AİHM’in Demirtaş hakkında verdiği ihlal ve tahliye kararı kesinleşmiş oldu.

AİHM kararı uygulanmazsa ne olur?

Yedi yargıçlı bir daire tarafından 1’e karşı 6 oyla verilen karar, üç ay içinde itiraz edilmemesi halinde kesinleşmiş olacaktı. Kararın kesinleşmesi halinde Ankara Selahattin Demirtaş’a 3 bin 245 euro maddi tazminat, 32 bin 500 euro manevi tazminat ve 20 bin euro mahkeme masrafı ödeyecekti. Kesinleşen kararın uygulanma süreci Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından denetleniyor.

AİHM tarafından 22 Aralık 2020 tarihinde açıklanan ve Kobani olayları ve milletvekilliği dokunulmazlığını da konu alan Selahattin Demirtaş (2) kararının uygulanışına ilişkin denetim süreci hâlihazırda Bakanlar Komitesi önünde devam ediyor.

Türkiye, son AİHM kararına rağmen Demirtaş’ı tahliye etmeyebilir ve Osman Kavala dosyasında olduğu gibi süreci uzatabilir. Türkiye, yaklaşık 7 yıldır cezaevindeki iş insan ve aktivist Osman Kavala’yı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin denetim sürecine girme pahasına tahliye etmemişti.

AİHM kararlarını uygulamayan Konsey üyelerine yaptırım kararları alabilen Bakanlar Komitesi’nin çağrılarına Ankara şimdiye dek olumlu yanıt vermiş değil.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Süreç” Açıklaması: Kayda Değer Mesafe Aldık

Erdoğan, Cumhur İttifakı’nın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği sürece ilişkin yaptığı açıklamada, “Kısa sürede kayda değer mesafe aldık. Tahrikler karşısında galeyana gelmedik” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’da Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi’nin açılış töreninde yaptığı konuşmada, Cumhur İttifakı’nın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği sürece ilişkin konuştu. Erdoğan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Ülkemize hizmetlerimiz sadece yollarla, binalarla, bugün burada olduğu gibi çevre projeleriyle sınırlı değil. İktidar ve ittifak olarak en büyük yatırımı milletimizin kardeşliğine yapıyoruz, Türkiye’nin güvenliğine yapıyoruz. Cumhur İttifakı olarak bundan bir sene önce başlattığımız terörsüz Türkiye sürecinde kısa sürede kayda değer mesafe aldık. Tahrikler karşısında galeyana gelmedik. Şehit yakını ve gazilerimiz başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin hassasiyetlerini gözettik. Özellikle bir tarafı yaparken diğer tarafı yıkmamaya itina gösterdik.

Süreci herhangi bir yol kazası yaşanmadan bugünlere başarıyla getirdik. Münfesih terör örgütü, geçtiğimiz günlerde silahlı unsurlarını ülkemizden çekmekte ve sınır hattından uzaklaştırmakta olduğunu açıkladı. İlgili birimlerimiz sahadaki gelişmeleri anbean titizlikle takip ediyor. Hedefe giden yolda atılan her olumlu adımı önemsiyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisimizde kurulan komisyon, çalışmalarına yoğun bir şekilde devam ediyor.

Son olarak perşembe günü Adalet ve Dışişleri Bakanlarımız komisyonu bilgilendirdi. Biz de külliyemizde DEM Parti heyetini kabul ettik. Kendileriyle son derece yapıcı, verimli ve geleceğe dair umut verici bir görüşme gerçekleştirdik. İnşallah bu görüşmenin yansımalarını önümüzdeki günlerde göreceğiz. Cumhur İttifakı olarak ülkemizin ve milletimizin hayrına olan işlerde çabuk davranılması gerektiğine inanıyoruz.

Hassas, yapıcı, kucaklayıcı bir yaklaşımla çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Milletimizin ödediği bedellerin boşa gitmediği, sadece sınırlarımız içinde değil, sınırlarımızın ötesinde de barışın, güvenliğin, huzurun ve kardeşliğin egemen olduğu yeni bir dönemi mutlaka başlatacağız. Bunda sonuna kadar kararlıyız. Önce terörsüz Türkiye, sonra terörsüz bölge menziline inşallah varacağız. Tüm bu stratejik adımları atarken elbette şu gerçeğin de bilincindeyiz: Hedefe yaklaştıkça hem yükümüz ağırlaşıyor hem de süreci kundaklamaya dönük çabalar yoğunlaşıyor.

Türkiye’nin yarım asırlık meselesini çözmesini istemeyen odaklar, bilhassa da FETÖ’cü alçaklar operasyonlarına hız vermiş durumdalar. Milletimizi tedirgin etmek, şehit yakınlarımızı huzursuz etmek, kamuoyunu manipüle etmek amacıyla ellerinden geleni yapıyorlar. En büyük hedefleri ise 15 Temmuz gecesi şehitlerimizin mübarek kanlarıyla harcı karılan Cumhur İttifakı’nın birliğini, beraberliğini ve insicamını bozmak. Fakat muvaffak olamayacaklar. Bir olacağız, beraber olacağız, iri olacağız, diri olacağız, hep beraber Türkiye olacağız”

Paylaşın