Kılıçdaroğlu’ndan MYK Açıklaması: Toplum Yenilenme İstiyordu, Bunu Yaptık

“Yeni MYK’yı belirlerken neleri dikkate aldınız?” sorusuna CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Toplumun beklentilerini dikkate aldım. Yenilenme istiyordu toplum, biz de bunu yaptık” şeklinde cevap verdi.

Kılıçdaroğlu, “İmamoğlu’yla son görüşmenizde bir sıkıntı olduğu yazılıp çiziliyor, doğru mu?” sorusunu ise, “Hayır niye sıkıntı olsun ki? Ekrem bey bizim bir metropolümüzün başarılı bir belediye başkanı. Diğer belediye başkanlarıyla nasıl görüşüyorsam kendisiyle de öyle görüştüm. Bir sıkıntımız yok” şeklinde yanıtladı.

Yeni kabineyi de değerlendiren CHP Lideri, “Mehmet Uçum demişti ya ‘tek kişilik hükümet’ diye. Yine öyle. Bir tek şimdi Mehmet Şimşek pazarlıkla gelmiş gibi görünüyor. Onun dışında Erdoğan ne derse onu yapacak kişiler olarak görüyorum” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan karşısında seçimi kaybetmesi sonrası parti içinde değişim sesleri yükselmeye başladı. Kamuoyu ve parti tabanında da Kılıçdaroğlu’na eleştiriler ve istifa talepleri gündeme geldi.

Adı genel başkan adayları arasında geçen İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu da ‘değişim’ mesajı vermişti. CHP’de ise Merkez Yönetim Kurulu(MYK) toplu şekilde istifa etmesi sonrası yeni MYK oluşturuldu.

Sözcü TV’den gazeteci İpek Özbey’e konuşan Kılıçdaroğlu yeni MYK’ya dair soruları yanıtladı. Kılıçdaroğlu, Özbey’in sorularına verdiği yanıt şu şekilde:

Yeni MYK’yı belirlerken neleri dikkate aldınız?

Toplumun beklentilerini dikkate aldım. Yenilenme istiyordu toplum, biz de bunu yaptık.

Neden tüm teşkilatları kendinize bağladınız?

Bu da bir beklentiydi. Tabii ki kendime bağladım diye her şeyi ben yapmayacağım. Tek başına çalışmayacağım. Bölge bölge çalışacak yetkililerimiz olacak. Örgütün önümüzdeki dönemdeki durumunu bölge bölge ele alacağız.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’yla son görüşmenizde bir sıkıntı olduğu yazılıp çiziliyor, doğru mu?

Hayır niye sıkıntı olsun ki? Ekrem bey bizim bir metropolümüzün başarılı bir belediye başkanı. Diğer belediye başkanlarıyla nasıl görüşüyorsam kendisiyle de öyle görüştüm. Bir sıkıntımız yok.

Yeni kabineyi nasıl buldunuz?

Mehmet Uçum demişti ya ‘tek kişilik hükümet’ diye. Yine öyle. Bir tek şimdi Mehmet Şimşek pazarlıkla gelmiş gibi görünüyor. Onun dışında Erdoğan ne derse onu yapacak kişiler olarak görüyorum.

Erdoğan, yemin törenine geldiğinde neden ayağa kalkmadınız?

Bir parti genel başkanı geldiğinde neden ayağa kalkayım ki…

Kendisini bir tek parti genel başkanı olarak mı görüyorsunuz?

Evet öyle.

Erdoğan’ın bu dönem kutuplaşmayı gidereceği, yumuşayacağı, kabineyi de ona göre dizayn ettiği görüşü var

Erdoğan yumuşamaz. İki konuşmasından da o sinyali almadım.

Paylaşın

Zafer Partisi Lideri Özdağ’dan Çarpıcı “Yerel Seçim” İddiası

İktidarın bazı belediyeleri almak için dosya hazırladığını öne süren Zafer Partisi Lideri Özdağ, “Yaşlanmış ve yorulmuş bir iktidar var. Bu yerel seçimi kazanıp ondan sonra yüzde 30’larla tekrar iktidarını muhafaza edecek bir sürece dönebilmek için baskı sistematiğini devam ettirmek zorunda” dedi ve ekledi:

“Ankara ve İstanbul’u almayı hedefleyecekler. Bunun için Ankara ve İstanbul’da seçim öncesinde başka baskı yöntemlerini görebiliriz.”

Özdağ, açıklamasının devamında, “Belirli belediyelere karşı dosyaların hazırlandığını biliyorum. Belediye isimlerini biliyorum ama vermiyorum. Çok kısa süre kaldığı için operasyonun yapılması durumunda ortaya olumsuz sonuçlar, tepki çıkartacağı için yapılmadı operasyonlar. Onların önümüzdeki süreçte devreye sokulacağından eminim. Çünkü çok kapsamlı dosyalar. Göreceğiz, tüm bunları yaşayacak Türkiye.” ifadelerini kullandı.

Sözcü Televizyonu’nda yayınlanan Nokta Atışı programında İpek Özbey’in sorularını yanıtlayan Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

İktidarın bazı belediyeleri almak için dosya hazırladığını öne süren Özdağ, şöyle konuştu: “Yaşlanmış ve yorulmuş bir iktidar var. Bu yerel seçimi kazanıp ondan sonra yüzde 30’larla tekrar iktidarını muhafaza edecek bir sürece dönebilmek için baskı sistematiğini devam ettirmek zorunda. Ankara ve İstanbul’u almayı hedefleyecekler. Bunun için Ankara ve İstanbul’da seçim öncesinde başka baskı yöntemlerini görebiliriz.

“Belirli belediyelere karşı dosyaların hazırlandığını biliyorum”

Belirli belediyelere karşı dosyaların hazırlandığını biliyorum. Belediye isimlerini biliyorum ama vermiyorum. Çok kısa süre kaldığı için operasyonun yapılması durumunda ortaya olumsuz sonuçlar, tepki çıkartacağı için yapılmadı operasyonlar. Onların önümüzdeki süreçte devreye sokulacağından eminim. Çünkü çok kapsamlı dosyalar. Göreceğiz, tüm bunları yaşayacak Türkiye.”

Paylaşın

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan 13 Üniversiteye Rektör Ataması

Cumhurbaşkanı Erdoğan 13 üniversiteye rektör atadı. Atamalar arasında Van Yüzüncüyıl Üniversitesi, Galatasaray Üniversitesi, Uludağ Üniversitesi, Onsekiz Mart Üniversitesi gibi köklü üniversitelerde bulunuyor.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 13 üniversiteye yaptığı rektör atamaları Resmi Gazete’de yayımlandı. Karara göre yapılan atamalar şöyle:

Afyon Kocatepe Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Mehmet Karataş,
Biruni Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Adnan Yüksel,
Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Hüseyin Dalgar,
Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Feridun Yılmaz,
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Ramazan Cüneyt Erenoğlu,

Çankaya Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Hadi Hakan Maraş,
Galatasaray Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Abdurrahman Muhammed Uludağ,
İstanbul Beykent Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Volkan Öngel,
İstanbul Ticaret Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Ömer Torlak,

İzmir Ekonomi Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Yusuf Hakan Abacıoğlu,
Munzur Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Kenan Peker,
Muş Alparslan Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Mustafa Alican,
Van Yüzüncüyıl Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Hamdullah Şevli.

Öte yandan Cumhurbaşkanı rdoğan tarafından yapılan yeni atamalar da Resmi Gazete’de yayımlandı.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanlığı’na Akif Çağatay Kılıç atanırken kendisine Büyükelçilik unvanı verildi. Almanya doğumlu olan Kılıç, 2011 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi’nden Samsun milletvekili olara seçilmişti. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Türkiye-Almanya Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanlığı görevinde bulunan Kılıç, 2013-2017 yılları arasında Gençlik ve Spor Bakanlığı yapmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ayrıca Savunma Sanayii Başkanlığı’na Aselsan Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Görgün’ü atadı. Ali Yerlikaya’nın İçişleri Bakanı olarak atanması sebebiyle boşalan İstanbul Valiliği’ne ise Gaziantep Valisi Davut Gül atandı.

Genelkurmay Başkanlığı’na Musa Avsever atandı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanlığı’na Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Musa Avsever’i atadı. İletişim Başkanlığı tarafından sosyal medya üzerinden yapılan açıklamaya göre, Avsever, “mevcut görevi uhdesinde kalmak suretiyle yerine bir isim atanıncaya kadar Genelkurmay Başkanı” olarak görev yapacak. Yaşar Güler, Milli Savunma Bakanı olarak atandığı için Genelkurmay Başkanlığı boşalmıştı.

Paylaşın

Meclis Başkanlığı Yarışı: Muhalefetin Adayları Belli Olmaya Başladı

İYİ Parti Cihan Paçacı’yı, Yeşil ve Sol Parti Tülay Hatimoğulları’nı, TİP ise tutuklu milletvekili Can Atalay’ı TBMM) Başkanlığı aday gösterdi. Ana muhalefet partisi CHP’nin adayı henüz netleşmedi.

Haber Merkezi / Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) çarşamba günü yapılacak başkanlık seçim için başvurular başladı.

Yeşil ve Sol Parti, Adana Milletvekili Tülay Hatimoğullarını Meclis Başkan adayı olarak gösterirken İYİ Parti, parti yöneticisi ve İstanbul Milletvekili Cihan Paçacı’nın aday olduğunu Meclis Başkanlığı’na bildirdi.

Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) Meclis Başkanı adayı ise tutuklu milletvekili Can Atalay oldu. TİP’in önümüzdeki günlerde başvuru yapması bekleniyor. CHP’nin aday göstereceği ismin henüz netleşmediği ifade edildi.

TBMM Genel Kurulu, 7 Haziran’da geçici Meclis Başkanı Devlet Bahçeli Başkanlığı’nda toplanacak. Yeni atanan kabine üyeleri ile milletvekili seçilen eski bakanlar, Genel Kurul’da yemin edecek. Daha sonra Meclis Başkanlığı için siyasi partilerin gösterdikleri adayların seçimi yapılacak.

Gizli oylama ile yeni Meclis başkanı seçiminin ilk turu yapılacak. İlk 2 oylamada 400, sonuç alınamazsa 3. oylamada salt çoğunluk olan 301 kabul oyu ile başkan seçilebilecek. 3. oylamada da salt çoğunluk sağlanamazsa; bu oylamada en çok oy alan 2 aday için 4. oylama yapılacak ve en fazla oy alan üye başkan seçilmiş olacak.

Öte yandan AK Parti ve MHP Grubu TBMM Başkanlığı’na aday olarak, AK Parti İstanbul Milletvekili Numan Kurtuluş’u gösterme kararı aldı.

Numan Kurtulmuş’un ismi akşam saatlerinde AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler tarafından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunuldu. AK Parti’nin başkan adaylığı için başvuru dilekçesi TBMM’ye iletildi.

Paylaşın

Meclis Başkanlığı Yarışı: AK Parti Ve MHP’nin Adayı Numan Kurtulmuş

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Grubu Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na aday olarak, AK Parti İstanbul Milletvekili Numan Kurtuluş’u gösterme kararı aldı.

Haber Merkezi / Numan Kurtulmuş’un ismi akşam saatlerinde AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler tarafından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunuldu. AK Parti’nin başkan adaylığı için başvuru dilekçesi TBMM’ye iletildi.

TBMM Genel Kurulu, 7 Haziran’da geçici Meclis Başkanı Devlet Bahçeli Başkanlığı’nda toplanacak. Yeni atanan kabine üyeleri ile milletvekili seçilen eski bakanlar, Genel Kurul’da yemin edecek. Daha sonra Meclis Başkanlığı için siyasi partilerin gösterdikleri adayların seçimi yapılacak.

Gizli oylama ile yeni Meclis başkanı seçiminin ilk turu yapılacak. İlk 2 oylamada 400, sonuç alınamazsa 3. oylamada salt çoğunluk olan 301 kabul oyu ile başkan seçilebilecek. 3. oylamada da salt çoğunluk sağlanamazsa; bu oylamada en çok oy alan 2 aday için 4. oylama yapılacak ve en fazla oy alan üye başkan seçilmiş olacak.

Numan Kurtulmuş kimdir?

Numan Kurtulmuş, 1959 yılında Ordu’da dünyaya geldi. Baba adı İsmail Niyazi, anne adı Ayşe Güngör’dür.

Akademisyen olan Numan Kurtulmuş, İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesini bitirdi. Aynı üniversitede yüksek lisans yaptı. ABD’de Temple Üniversitesi School of Business & Management’ta lisansüstü çalışmalarına devam etti.

ABD’de Cornell Üniversitesi New York State School of Industrial & Labor Relations’ta misafir öğretim üyesi olarak bulundu ve doktorasını tamamladı. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde doçent oldu. 2004 yılında profesör unvanını aldı.

25 ve 26. Dönemde Ordu Milletvekili seçildi. 62, 63 ve 64. Hükûmetlerde Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı. 65. Hükûmette Başbakan Yardımcısı olarak görev yaptı. Kültür ve Turizm Bakanı olarak görev aldı. İngilizce bilen Kurtulmuş, evli ve 3 çocuk babasıdır.

Muhalefetin adayları belli oluyor

Yeşil ve Sol Parti, Adana Milletvekili Tülay Hatimoğullarını Meclis Başkan adayı olarak gösterirken İYİ Parti, parti yöneticisi ve İstanbul Milletvekili Cihan Paçacı’nın aday olduğunu Meclis Başkanlığı’na bildirdi.

Türkiye İşçi Partisi’nin Meclis Başkanı adayı ise tutuklu milletvekili Can Atalay oldu. TİP’in önümüzdeki günlerde başvuru yapması bekleniyor. CHP’nin aday göstereceği ismin henüz netleşmediği ifade edildi.

Paylaşın

CHP’nin Yeni MYK’sı Belli Oldu; Kişi Sayısı 17’den 15’e Düştü

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) merakla beklenen Merkez Yürütme Kurulu (MKY) belli oldu. Parti örgütü ve örgüt yönetimi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na bağlanırken MYK üye sayısı 17’den 15’e düştü.

Haber Merkezi / CHP MYK üyeleri, 14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimler sonrası Kılıçdaroğlu’nun elini rahatlatmak ve yeni yönetimini belirlemesi için istifalarını sunmuştu.

Merkez Yönetim Kurulu’nun yeni üyeleri ve görevleri şu şekilde:

Ahmet Akın: Yerel Yönetimler
Aylin Yaman: Sosyal Politikalar
Aysu Bankoğlu: Tanıtım ve Halkla İlişkiler
Bülent Kuşoğlu: İdari ve Mali İşler

Devrim Barış Çelik: Bilgi ve İletişim Teknolojileri
Eren Erdem: Sosyal Medya Yönetimi
Faik Öztrak: Ekonomi Politikaları – Parti Sözcüsü
Hasan Efe Uyar: İşçi sendikaları, STK ve Meslek Kuruluşları
Lale Karabıyık: İşveren Örgütleri

Neslihan Hancıoğlu: Genel Sekreter
Semra Dinçer: Doğa Hakları
Tahsin Tarhan: Yurtdışı Örgütlenme
Yunus Emre Bilim: Yönetim ve Kültür Platformu
Zeynel Emre: Hukuk ve Seçim İşleri

İstifa eden Merkez Yönetim Kurulu Üyeleri ise şöyleydi:

Ahmet Akın, Ali Öztunç, Bülent Kuşoğlu, Bülent Tezcan, Devrim Barış Çelik, Faik Öztrak, Fethi Açıkel, Gamze Akkuş İlgezdi, Gökçe Gökçen, Gülizar Biçer Karaca, Lale Karabıyık, Muharrem Erkek, Oğuz Kaan Salıcı, Selin Sayek Böke, Seyit Torun, Veli Ağbaba, Yüksel Taşkın.

CHP Meclis Grup Yönetimi

CHP Parti Meclisi toplantısının ardından CHP’nin yeni Meclis grup yönetimi de belli olmuştu.

CHP’de Meclis Grup Başkanı, Manisa Milletvekili Özgür Özel olurken, CHP Grup Başkanvekilleri Gökhan Günaydın, Burcu Köksal, Ali Mahir Başarır, TBMM Meclis Başkanvekili Gülizar Biçer Karaca olmuştu.

Burcu Köksal da Oya Araslı ve Emine Ülker Tarhan’dan sonra CHP’nin üçüncü kadın grup başkanvekili seçilmişti.

CHP’nin Meclis Katip Üyeleri Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez, Osmaniye Milletvekili Asu Kaya ve Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş olurken, İdari Amiri ise Balıkesir Milletvekili Ensar Aytekin olmuştu.

CHP PM üyesi olarak Gülizar Biçer Karaca, Gökhan Günaydın ve Ali Mahir Başarır’ın üyelikleri düştü. Bu isimlerin yerine Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan ve Akif Hamzaçebi gelmişti.

Paylaşın

Bloomberg: Şimşek’in Başarısı Erdoğan’ın Desteğine Bağlı

2015-2018 yıllarında Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcılığı, 2009-2015 yıllarında ise Maliye Bakanlığı yapan Mehmet Şimşek’in “tam yetkili Hazine ve Maliye Bakanı” olarak göreve gelmesi uluslararası basında yer almaya devam ediyor.

Son olarak ABD Merkezli Bloomberg’de yayımlanan Mohamed A. El-Erian imzalı yazıda, Şimşek’in Türkiye’nin mali istikrarı sağlaması adına “ümit verici” açıklamalarda bulunduğuna değinilerek, bunu gerçekleştirmesi için zamana ihtiyacı olduğu ifade edildi.

Şimşek’in bunun için yeterli zamanı sağlayabileceği, ancak bunun garanti olmadığı belirtilen yazıda, programının başarısının piyasaların sabrına, yerel güvene, dış yardıma ve en önemlisi Erdoğan’ın sürekli desteğine bağlı olduğuna işaret edildi.

Şimşek’in “ekonominin rasyonel temellere dönmesi” gerektiğine dair açıklamasının hatırlatıldığı yazıda, “Bu açıklamaların önemli bir ağırlığı var, çünkü kendisi daha önce de Maliye Bakanlığı yapmış biri olarak saygın bir teknokrat. Kendisi bir zamanlar başbakan yardımcısı olacak kadar da güvenilir biriydi” denildi.

Şimşek’in makro istikrara odaklanmasının doğru bir hamle olduğu değerlendirilen yazıda, Şimşek’in de bu alana dönük kapsamlı mali konsolidasyon, büyüme ve üretme odaklı yapısal reformları yürürlüğe sokmayı planladığı ve bunun gerçekleşmesinin yerel ve dış mali piyasaların tanıyacağa süreye bağlı olduğu kaydedildi.

Mehmet Şimşek’in planladığı hamlelerin, “özerk bir Merkez Bankası’nın yeniden inşasının” gerçekleşmesiyle daha etkili olacağı vurgulandı.

Öte yandan Şimşek’in Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Şahap Kavcıoğlu ile çalışmak istemediğini öne sürülmüştü.

Kavcıoğlu’nun yerine üç isim

Kavcıoğlu’nun yerine düşünülen isimlerin de Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan, Vakıfbank Genel Müdürü Abdi Serdar Üstünsalih ve Ziraat Bankası Genel Müdürü Alpaslan Çakar olduğunu ifade edilmişti.

Hazine ve Maliye Bakanlığı görevini Nurettin Nebati’den devralan Mehmet Şimşek, “Orta vadede enflasyonun tek haneye düşürülmesi, her alanda öngörülebilirliğin artırılması, cari açığı azaltacak yapısal dönüşümün hızlandırılması ülkemiz için hayati önem taşımaktadır” demişti.

Attıkları her adımın Türkiye’ye güveni ve istikrarı güçlendirmeye devam etmesinin öneminin altını çizen Şimşek, “Şahsıma zorluklar ve yüksek beklentilerle dolu ağır bir görev verildiğini biliyorum. İnşallah hep birlikte bu süreçten alnımızın akıyla çıkacağız” diye konuşmuştu.

Paylaşın

YSP Eş Sözcüsü Uçar: Saldırılar Karşısında Geri Adım Atmadık

Yeşil Sol Parti (YSP) Eş Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Çiğdem Kılıçgün Uçar, seçim sonuçları itibariyle 29 kadın milletvekiliyle eşit temsiliyeti ve en güçlü kadın temsiliyetini sağladıklarını belirtti.

Yeni dönemde hem parlamentoyu hem de sokakları ‘en güçlü biçimde’ koruyacaklarını vurgulayan Uçar, “AKP seçimlere giderken kadınların bütün kazanımlarını hedef almaktan vazgeçmedi. Kadın mücadelesinin çok uzun bir yolculuğu var.

Geldiğimiz aşamada varlığımızın bile tartışıldığı bir parlamento karşımıza çıkmış durumda. Bizler AKP-MHP iktidarının, erkek devlet şiddetinin bütün saldırıları karşısında geri adım atmadık, mücadelemiz devam edecek” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Yeşil Sol Parti’nin (YSP) kadın meclisleri, seçim sonuçlarını değerlendirmek ve önümüzdeki dönem politik mücadele hattını belirlemek üzere HDP Genel Merkezi’nde toplandı.

Toplantı, 5 Haziran 2015’teki Diyarbakır saldırısında hayatını kaybedenlerin anılmasıyla başladı. Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Çiğdem Kılıçgün Uçar toplantının açılış konuşmasını yaptı.

“Kadın mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz”

İki kritik seçimi geride bıraktıklarını belirten Uçar, Kürt ve Türkiye kadın hareketinin yürüttüğü mücadelenin seçim sürecinde kendilerine ‘rehber’ olduğunu kaydetti. Uçar sözlerini şöyle sürdürdü:

“Beyannamemizde, söylemlerimizde, mücadelemizde kadın mücadelesini büyütmeyi hedefledik ve bundan sonraki çalışmalarımızda da böyle devam edecek.

Seçimlere giderken AKP-MHP iktidarına, tek adam rejimine karşı mücadelemizi en çok da kadın politikaları açısından ele aldık.

Kadın düşmanı politikalar ve buna yeni dönemde eklenen kadın düşmanı ittifaklarla birlikte yeni bir hat çizmeye çalıştıklarının farkındayız. Ama biraz önce de ifade ettiğimiz üzere dün olduğu gibi bugün de kadın mücadelesinin kazanımlarını sahiplenmeye devam edeceğiz.”

YSP Eş Sözcüsü Uçar, seçim sonuçları itibariyle 29 kadın milletvekiliyle eşit temsiliyeti ve en güçlü kadın temsiliyetini sağladıklarını belirtti.

Yeni dönemde hem parlamentoyu hem de sokakları ‘en güçlü biçimde’ koruyacaklarını vurgulayan Uçar, “AKP seçimlere giderken kadınların bütün kazanımlarını hedef almaktan vazgeçmedi. Kadın mücadelesinin çok uzun bir yolculuğu var. Geldiğimiz aşamada varlığımızın bile tartışıldığı bir parlamento karşımıza çıkmış durumda. Bizler AKP-MHP iktidarının, erkek devlet şiddetinin bütün saldırıları karşısında geri adım atmadık, mücadelemiz devam edecek” dedi.

Ortaya çıkan parlamento bizlere çok güçlü bir mücadele yürütmemiz gerektiğini gösterdi” diyen Uçar, sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Biz bu güçle seçim sonuçlarını ele alırken bir başarısızlık demiyoruz, çünkü kadın mücadelesinin başarısı seçimlerle ölçülebilecek bir başarı değildir. Dün neredeysek bugün de oradayız ve bunun güçlenmesi büyütülmesi gerektiğinin farkındayız.

Ben yeniden bu mücadeleye emek veren bütün kadın arkadaşlarıma, her birimizin emeğimize sağlık olsun diyorum. Birlikte kazanacağız; sokaklar da bizim, mücadele de bizim.”

Paylaşın

Pervin Buldan Ve Mithat Sancar’dan Kongre Açıklaması: Aday Olmayacağız

14 Mayıs seçimlerine ilişkin değerlendirme yapan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Biz de çok büyük umutlarla seçim çalışması yaptık. Bunlar gerçekleşmeyince de kendi içimizde yaptığımız tartışmalar ve kurullarımızla yapacağımız toplantılardan sonra kongre sürecini başlatacağız. Ben kendi adıma söyleyeyim kongrede görev almayacağım” dedi ve ekledi:

“Eleştirileri göz önünde bulunduruyorum. Bu eleştirilerin bir kısmı kötü niyetli, ama yapıcı ve bana güç katan eleştiriler de var. Kongrede eş genel başkanlık görevini başka bir arkadaşa devretmekten mutluluk duyacağım. Karar alma sürecinde de yer almayacağımı söylemek isterim.”

HDP Eş Genel Başkanı Sancar’da, “Demokratik siyasetin tasfiye edilmesi için her şey yapıldı. Bizi seçime sokmamak üzerine bir senaryo vardı. Aldığımız oy oranı istediğimiz oranda değil ama bir yenilgi yok” dedi ve ekledi: Hemen seçimin ertesi günü çok açık söyledik. Biz kongre ve konferans sürecini başlatıyoruz; bu süreçteki bütün eksikliklerin masaya yatırılacağı bir süreci başlatıyoruz dedik. Ben de aynı karardayım.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Prof. Dr. Mithat Sancar, Medya Haber’in konuğu oldu.

Gazeteciler Kenan Kırkaya, Nezahat Doğan ve Eyyüp Demir’in sorularını yanıtlayan Buldan ve Sancar, seçim sürecine dair özeleştirel konuştu, önümüzdeki sürece dair önemli mesajlar verdi.

“Hedefimizi tutturamadık”

Buldan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle: “Önemli bir seçim süreci yaşadık. Türkiye açısından önemli bir seçim süreç. Hep tarihi bir seçim olarak değerlendirdik. Türkiye’nin kaderini değiştirecek bir seçim dönemiydi.

Bir buçuk ayda Yeşil Sol Partiyi seçmenimize tanıtmak önemli bir faktördü. Hedefimizi tutturamadık, bunu ifade etmek isteriz. Kampanya sürecini iyi yönetemedik. Bizim dışımızdaki çevrelere gidemedik. Genişleyemedik, büyümedik. HDP fikriyatını bütün kesimlere ulaştıramadık. Ermeni, Ezidi ve engelli temsiliyetinin olmaması bizim için büyük bir eksikliktir.

Bir de şunu yapamadık; il ve ilçe örgütlerimizin aday belirleme sürecine dahil olmasını engelledik. İl ve ilçe örgütlerimiz öneri sunmak zorundalar, ancak Aday Belirleme Komisyonumuz bunu çok dikkate almadı.

Seçimin hemen ertesi günü partiyi kongreye götüreceğimizi ilan ettik. Elbette her partide seçim sonuçları o partide yol haritasını belirler.

Biz de çok büyük umutlarla seçim çalışması yaptık. Bunlar gerçekleşmeyince de kendi içimizde yaptığımız tartışmalar ve kurullarımızla yapacağımız toplantılardan sonra kongre sürecini başlatacağız. Ben kendi adıma söyleyeyim kongrede görev almayacağım.

Eleştirileri göz önünde bulunduruyorum. Bu eleştirilerin bir kısmı kötü niyetli, ama yapıcı ve bana güç katan eleştiriler de var. Kongrede eş genel başkanlık görevini başka bir arkadaşa devretmekten mutluluk duyacağım. Karar alma sürecinde de yer almayacağımı söylemek isterim.”

Mithat Sancar da şöyle dedi:

“Toplumda bir değişim isteği var. Bütün bu şartlara rağmen toplumun yarısı değişim isteğini ortaya koymuştur. Hem manipülasyonlar, yalan propagandalar işledi hem de sandığa gitmeyen seçmen durumu söz konusu. Çaresizlik duygusu sandığa gitmelerini engellemiş olabilir. Ancak toplumun yarısından fazlası bu rejimin değişmesini istiyor.

İkincisi; bizler Yeşil Sol Parti çatısı altında seçime girdik. Hedeflediğimiz oy oranına ulaşamadık. Bunun sebepleri var ama bütün sorumluluğu bu sebeplere yüklemek doğru olmaz. Kendi sorumluluğumuz da var. Bir bütün olarak sorumluluğumuz var. Hedeflerimize ulaşmak açısından başarısız sayıyoruz kendimizi.

Demokratik siyasetin tasfiye edilmesi için her şey yapıldı. Bizi seçime sokmamak üzerine bir senaryo vardı. Aldığımız oy oranı istediğimiz oranda değil ama bir yenilgi yok.

“Görevi bırakacağım”

Hemen seçimin ertesi günü çok açık söyledik. Biz kongre ve konferans sürecini başlatıyoruz; bu süreçteki bütün eksikliklerin masaya yatırılacağı bir süreci başlatıyoruz dedik. Ben de aynı karardayım.

Demirtaş çok değerli bir arkadaşımız, yoldaşımızdır. Niyetini sorgulamak doğru bulduğumuz bir şey değil. Bütün arkadaşlarımızla uyum içinde partimizi nasıl güçlendirebiliriz kaygısı dışında herhangi bir faktörü esas almadık. Demirtaş’ı ziyaret ettik, hukuki engeli olduğunu söyledi, sonra basına da açıkladı.

Ardından Kandıra’ya gidip Figen Yüksekdağ ve Gültan Kışanak’ın da önerilerini aldık. Aday çıkarılacaksa kadın aday olmalıdır önerisinde bulundular. Bu önerileri kurullarımızda tartıştık. Son noktada eğilim kadın aday yönünde oluştu. Bu, Demirtaş’a da iletildi ve kendisi de bu fikri desteklediğini söyledi.

HDP başkanlar partisi değildir; kolektif irade ile yönetilen bir partidir. Yaptıklarım da yapamadıklarım da sorumluluğum. Partiyi daha güçlü bir noktaya getirmek için kongrede görevi bırakacağımı net olarak ifade ediyorum. Amaç partiyi daha ileri bir noktaya götürmektir.”

Paylaşın

Mehmet Şimşek’in Gelişi; Cevapsız Kalan Sorular

2015-2018 yıllarında Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcılığı, 2009-2015 yıllarında ise Maliye Bakanlığı yapan Mehmet Şimşek’in yeni kabinede “tam yetkili Hazine ve Maliye Bakanı” olarak göreve geldi.

Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, kurumsal bağımsızlığa, bütçe disiplinine, ekonomik reformlara ve ortodoks politikalara olan inancı ile bilinen Mehmet Şimşek’in göreve getirilmesini BBC Türkçe‘ye yorumladı.

“Mehmet Şimşek’in gelişini, ortodoks politikalardan “kopuş” iddiası ile sunulan Yeni Ekonomi Modeli (YEM)’nin terk edilişi olarak yorumluyorum. Böyle ise güzel haber. Ödenen derin zararlara rağmen, zararın neresinden dönülse kardır. Cevapsız kalan sorular ise şunlar:

YEM’in koyduğu hedefler ve varılan noktalar karşılaştırılıp bir performans değerlendirmesi yapılacak, bu hedeflere neden ulaşılamadığına dair bir açıklama gelecek mi? Yoksa YEM sessiz sedasız rafa mı kaldırılacak? Bu soruyu salt hesap verilebilirlik adına sormuyorum. YEM’e “cenaze töreni” yapılıp yapılmaması, öldüğünden ve geri gelmeyeceğinden emin olmamız açısından önemli. Aksi takdirde ikinci bir Naci Ağbal-Lütfi Elvan vakası yaşamayacağımızdan ve Şimşek’in 2018 de olduğu gibi yine apar topar görevden alınmayacağından nasıl emin olacağız?

Seçim döneminde ve balkon konuşmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan net bir şekilde düşük faiz politikasına devam mesajı verdi. Ortodoks politikalara geçilmesi durumda geçen hafta devam edeceği söylenen düşük faiz politikasından vaz mı geçilecek? Vaz geçilmeyecekse o zaman Mehmet Şimşek ve ekibinin fonksiyonu ne olacak?

Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bir süreliğine faiz artışlarına ikna edebilirse bile ortodoks bir zeminden çok uzaklara savrulmuş, kaynaklarını tüketmiş ve kredibilite kaybı yaşamış Türkiye ekonomisinin tekrar ortodoks bir çerçeveye oturtulmasının ağır maliyeti nasıl ödenecek? Yeni ekonomi ekibi kredibilite konusunda soru işaretlerini ortadan kaldırabilecek ve kaybolan kredibiliteyi yerine koyabilecek mi?

Birinci sorudan başlayalım. Yaklaşık 1.5 sene önce, enflasyon yüzde 20’ler seviyesindeyken devreye sokulan YEM’in koyduğu hedefler ve kullanılacak araçlar arasındaki içsel tutarsızlıklara dair 2022 başında bir yazı kaleme almıştım:

O yazımda Başkan Kavcıoğlu’nun KKM ile ilgili şu sözlerine dikkat çekmiştim: “Bir taşla beş kuş vuracağız: Kur dengelenecek, enflasyon düşecek, dolarizasyon engellenecek, Merkez Bankası rezervi artacak ve faiz düşecek.”

Bugün geldiğimiz noktada KKM ciddi kaynak aktarımları ile 120 milyar dolar seviyelerine erişen bir canavara dönüştü. Ne kuru dengeledi, ne enflasyonu düşürdü, ne de dolarizasyonu engelledi.

Peki ne oldu?

Ocak 2022’de 13.43 olan Dolar/TL döviz kuru bu satırlar yazılırken 20.88’e dayanmıştı.

YEM’de verilen hedefler doğrultusunda düşmesi beklenen enflasyon, 2022 sonunda yüzde 12.9, 2023 sonunda ise yüzde 8.8’e ulaşacaktı. Gerçek hayat hedeflerden çok farklı oldu. Geçen sene yüzde 83 ile zirve yapan enflasyon 2023 ortası itibarıyla yüzde 40 seviyesine düşebildi.

2022’de yüzde 2.2 ye düşmesi beklenen cari açık yüzde 5.34’e çıktı

Artması umulan merkez bankası net rezervleri 26 Mayıs itibarıyla -4.4 milyar seviyesine geriledi. Bu rakam, Merkez Bankası’nın kurdaki baskıyı tutabilmek adına elindeki döviz varlıkları satıp üzerine de bankaların kendisinde tuttuğu rezervleri ve borç aldığı parayı sattığını gösteriyor.

Düşmesi beklenen faiz sadece “önemsizleşen” politika faizi oldu. Mevduat faizleri yüzde 40’lara dayandı.

Gelelim ikinci ve üçüncü sorulara. Şimşek son 1.5 seneyi hafızalardan silip tamamen yeni bir sayfa açabilecek mi? Ortodoks politikalarla enflasyonu düşüreceğini söylese piyasalar inanır mı? İnandırması için gerekli olan faiz artışına Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ikna edebilecek mi? Çok değil bir hafta önceki balkon konuşmasında “faizleri düşük tutmak sureti ile enflasyonun da düşeceği” anlayışının tekrar altını çizen Cumhurbaşkanımız enflasyonu düşürmek için gereken faiz artışlarına yeşil ışık yakar mı?

Şimşek’in devraldığı ekonomi bıraktığı ekonomi ile aynı değil. Yıpranmış, yorulmuş ve kaynakları tükenmiş bir merkez bankasından faiz artırması, yapacağı faiz artışı ile güven kazanıp enflasyon beklentilerini aşağı çekmesi, ilk fırsatta faizleri tekrar indirmeyeceğine, enflasyonu düşürme konusunda gerekeni yapacağına piyasaları ikna etmesi lazım. Bunun için de liyakat sahibi, rüştünü ispatlamış ve samimiyeti sorgulanmayacak bir ekip gerekiyor. Böyle bir ekip var mı?

Merkez Bankasının ilk kadın başkanı Hafize Gaye Erkan mı oluyor?

Hafta sonuna doğru merkez bankası başkanı olacak ismin Hafize Gaye Erkan olacağı bilgisi basında yer aldı. Medyaya sızan bilgiler, akıllara durgunluk verecek kadar sıra dışı özgeçmiş bilgilerine işaret etti.

Neydi bu sıra dışı özgeçmiş? H. Gaye Erkan’ın ABD’nin en prestijli okullarından Princeton’dan bir sene içinde finansal mühendislik doktorası aldığı, ABD’nin en genç finans profesörü olduğu gibi göz kamaştırıcı ve çelişkili bazı bilgilerdi bunlar. Biraz araştırıldığında aslı olmadığı görülen ancak Türk kamuoyu için birileri tarafından uygun görülmüş bu yaldızlama yeni merkez bankası başkanı adayı hakkında iyi bir izlenim bırakmadığı gibi bazı soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.

Gaye Erkan’ın Princeton diploması şüphesiz göreve gelmesi durumunda yerine geçeceği Şahap Kavcıoğlu’nun özgeçmişinden çok daha parlak bir kariyerin belgesi. Bunun ötesinde bir yaldızlamaya ihtiyacı yoktu. O disiplinde yetişmiş, ABD’de bankacılık sisteminde bizzat çalışmış bir insanın KKM’yi “bir taşla beş kuş vurmak, faiz indirirken enflasyonu da düşürmek” şeklinde yorumlamayacağını ve yüzde 40’lardan devralacağı enflasyonu düşürmek için ortodoks politikaları savunacağını tahmin ediyorum.

Ancak kendisi gelmeden önce paketlenmiş ve yaldızlanmış sahte bilgilerin sunulması, bu çarpıtmaların CEO olarak çalıştığı First Republic Bank’in batış tecrübesini gizleme amaçlı olduğunu düşündürüyor. Bu durum ise çok ihtiyacı olan kredibilite ve samimiyetin önüne geçtiği gibi Şimşek’in devir teslim töreni sırasında altını çizdiği “şeffaflık” ve “tutarlılık” ilkelerine gölge düşürüyor.

Kredibilitesi yüksek, maliyeti düşük çözüm mümkün mü?

Bir tarafta 2018 yılında Mehmet Şimşek’in olaylı bir şekilde görevden uzaklaştırılması tecrübesi var. Diğer yanda Gaye Erkan ile ilgili daha kendisi gelmeden basına servis edilen sahte yaldızlamalar var. Tüm bunların üzerinde ise “faiz düşerse enflasyon düşer” inancı ve “önemsizleştirilmiş” bir merkez bankası var. Bu çerçevede ortodoks politikaların ön şartı olan kredibilite kazanılıp ekonominin yaraları sarılabilir ve asgari maliyetle düzlüğe çıkılabilir mi?

Kredibilitesi zayıf bir ekonomi yönetimi beklenti yönetimi yapamaz. Yani enflasyonu maliyetsiz yoldan düşüremez. Faizi sıkıp ekonomiyi daraltıp bu suretle “acı reçeteyi” yüksek dozda verip enflasyonu düşürmek mümkün. Marifet ise reçetenin dozunu minimumda tutup sahip olduğunuz kredibilite sayesinde beklentileri aşağıya çekebilmek. Bu düşük maliyetli çözümü elde edebilmek için Mehmet Şimşek ve ekibi yeterli kredibiliteyi elde edilebilir mi?

Bu soruların cevapları konusunda çok iyimser değilim.

İktidarın geçtiğimiz haftaya kadar savunduğu ve başarılı bulduğu politikaları sessizce terk edip bir U dönüşü yapması, yapsa da başarılı olması bana çok inandırıcı gelmiyor.

Mecbur kalınıp geçici bir süre için faizlerin yükselmesine izin verilebilir. Ancak uzun soluklu olmayacağı baştan bilinen bu tür bir faiz artışı ödemeler dengesi ile ilgili stresi azaltmak dışında ekonomide oluşan hasara ne kadar deva olur, enflasyon beklentilerini ne kadar düşürür, yatırım iştahını ne kadar yükseltir, merkez bankası rezervlerini ne kadar yerine koyar emin değilim.”

Paylaşın