AK Parti’den Milletvekili Transferi Girişimi: Hedef Anayasa Değişikliği

AK Parti’nin muhalefetten milletvekili transferi için girişimlerde bulunduğu iddiası gündemde. Söz konusu girişimlerinin karşılıksız kaldığını belirten Gelecek Partili bir yetkili, AK Parti’nin öncelikli amacının gündemlerinde olan Anayasa değişikliği için sayısal gücünü artırmak olduğunu söyledi.

Yetkili, “Gelecek Partisi, DEVA ve Saadet arasında devam eden grup kurma çalışmalarını sekteye uğratmak, aramızda çatlak yaratmak istiyorlar. Çünkü üç partinin kuracağı bir grup onları ürkütüyor. Bu ekonomik krizin ve kötü yönetimin sonunda seçmenin adresi biz olacağız, bunu görüyorlar. Biz de bunu görüyoruz. Dolayısıyla DEVA, Gelecek ve Saadet’in hiçbir milletvekili böylesi teklifleri kabul etmez” diye konuştu.

Saadet Partili bir yönetici ise, partileri için böylesi bir transferin asla söz konusu olmayacağını belirterek, “Bizden herhangi bir geçiş olmaz. AK Parti bize böyle bir teklif getirmedi bile, getirmez” diye konuştu.

AK Parti’nin Meclis’teki sandalye sayısını artırmak için, DEVA, Gelecek ve Saadet Partisi’nden bazı isimlerle dolaylı temas kurduğu ve bazı milletvekillerinin AK Parti’ye geçişi için çalışıldığı iddia ediliyor.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar, Meclis kulislerinde dile getirilen iddiaları muhataplarına sordu.

Saadet Partili bir yönetici, partileri için böylesi bir transferin asla söz konusu olmayacağını belirterek “Bizden herhangi bir geçiş olmaz. AK Parti bize böyle bir teklif getirmedi bile, getirmez” dedi.

Saadet Partisi’nde siyaset yapanların hiçbirinin AK Parti’nin kuruluşunda AK Parti’ye geçmediğini ve Saadet Partisi’nde kalmayı tercih ettiğini belirten yetkili, “Arkadaşlarımız Saadet Partisi’nde bulunmanın öneminin farkında olan kişiler. AK Parti’den kopup gelen, geçmişte AK Parti’ye gitmeyi tercih eden, eski AK Partili olan kimse yok. Saadet Partisi için böyle bir durum gündeme bile getirilemez” dedi.

Parti değiştirmeyi gerektirecek bir siyasi konjonktür olmadığının altını da çizen yetkili DEVA ve Gelecek Partisi’nden de geçiş olmasına ihtimal vermediğini ifade etti.

Gelecek Partili bir yetkiliyse AK Parti’nin muhalefet milletvekillerini transfer etmek için girişimlerde bulunduğuna dair birinci ağızdan duyumları olduğunu söyledi. DEVA ve Gelecek Partisi’nde AK Parti kökenli isimler olduğunu ve pek çok siyasetçi arasındaki insani ilişkilerin devam ettiğini hatırlatan yetkili, “Bu ilişkiler üzerinden bir iletişim geliştirildiğini, geçmişte yapılan hataları telafi etmek istedikleri yönünde söylemler geliştirdiklerini biliyorum” dedi.

“Gelecek Partisi, DEVA ve Saadet arasında devam eden grup kurma çalışmalarını sekteye uğratmak, aramızda çatlak yaratmak istiyorlar”

Söz konusu girişimlerinin karşılıksız kaldığını belirten yetkili, AK Parti’nin öncelikli amacının gündemlerinde olan Anayasa değişikliği için sayısal gücünü artırmak olduğunu söyledi. Bu girişimlerin üç partinin Meclis’te ortak bir grup kurma çalışmalarına yönelik olabileceğini de ifade eden yetkili, “Gelecek Partisi, DEVA ve Saadet arasında devam eden grup kurma çalışmalarını sekteye uğratmak, aramızda çatlak yaratmak istiyorlar. Çünkü üç partinin kuracağı bir grup onları ürkütüyor. Bu ekonomik krizin ve kötü yönetimin sonunda seçmenin adresi biz olacağız, bunu görüyorlar. Biz de bunu görüyoruz. Dolayısıyla DEVA, Gelecek ve Saadet’in hiçbir milletvekili böylesi teklifleri kabul etmez” diye konuştu.

Ne olmuştu?

Gazete Pencere’den Nuray Babacan, “Vekil transferi planları: Zayıf halkalar kimler?” başlıklı haberinde, “Parti içerisinde bir süredir, AKP’ye geçme potansiyeli olan isimlerden söz ediliyor. Bu üç partiden bazı milletvekillerinin eski arkadaşları olduğu, hatta diyaloglarının sürdüğü, bazılarının AKP’ye geçmesinin hiç sürpriz olmayacağı konuşuluyor. Hatta il il isim çıkaranlar bile var” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

NATO Üyeliği: ABD’den Türkiye’ye İsveç Çağrısı

Beyaz Saray sözcüsü Karine Jean Pierre, Türkiye’yi İsveç’in NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyeliği başvurusunu onaylamaya teşvik ettiklerini ve bunu geciktirmeden yapması gerektiği konusunda net olduklarını ifade etti.

İsveç’in güçlü, kabiliyetli bir savunma ortağı olduğunu ve NATO’nun değerlerini paylaşan bir ortak olarak İttifak’ı güçlendirerek Avrupa’nın da güvenliğine katkıda bulunacağını belirten Beyaz Saray sözcüsü, “İsveç’in en yakın zamanda ve gecikmeden NATO üyesi olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda kamuoyu önünde açıkça konuşmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Öte taraftan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “İsveç’in hala verdiği pek çok taahhütü yerine getirmesi gerekir” açıklamasının ardından, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, ” Ankara’daki görüşmelerde ilerleme kaydedildi. Vilnius zirvesinden önce İsveç’in üyeliği hala olanaklı. Toplantılar devam edecek” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün Azerbaycan ziyareti dönüşü gazetecilere yaptığı açıklamada, 11-12 Temmuz’da Litvanya’nın Vilnius kentinde yapılacak NATO Liderler Zirvesi’nde çok farklı bir şey beklenmemesi gerektiği mesajı vermiş; “Her şeyden önce İsveç’in üzerine düşen görevi yerine getirmesi lazım” demişti.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’i İstanbul’da ağırladığını hatırlatan Erdoğan, ”Kendisine söylediğimiz şey şu oldu; ‘Eğer bizim İsveç’in beklentilerine illa cevap vermemizi bekliyorsanız, her şeyden önce İsveç bu terör örgütünün yaptıklarını bir defa yok etmesi lazım’. Bunları Stoltenberg’e ifade ederken, tam o esnada maalesef yine İsveç’te teröristler caddelerde gösteri yapıyorlardı. Biz bu tablo içerisinde bu işe olumlu yaklaşamayız” ifadelerini kullanmıştı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsveç’in NATO üyeliğine karşı mesafeli son açıklamalarıyla ilgili Ankara ile teması sürdüreceklerini söyledi. Miller, İsveç’in NATO üyeliğine olan desteğin sadece ABD’den değil NATO’nun diğer üyelerinden de geldiğini belirtti.

Miller günlük basın toplantısında gelen bir soru üzerine, “Bu konuda Türk ortaklarımızla temas halinde olmaya devam edeceğimizi söyleyebilirim. Bir süredir zaten temas halindeyiz. İki hafta önce Oslo’daki NATO Dışişleri Bakanları toplantısına Bakan Blinken ile gittiğimizde doğrudan görüşmeler de yaptık. Orada duyduğumuz neredeyse herkesin ortak görüşü, İsveç’in NATO’ya katılımının onaylanmasının zamanının geldiği yönündeydi” dedi.

İsveç’in Türkiye’nin dile getirdiği endişeleri gidermek için bir dizi adım attığını söyleyen Miller, “Hatta son birkaç gün içinde Türkiye’nin iadesini talep ettiği yetkilileri iade etmek için adımlar attılar. Dolayısıyla, bir süredir söylediğimiz gibi, İsveç’in katılımının onaylanmasının zamanının geldiğine inanıyoruz. Bu görüşümüzü kamuoyu önünde ve doğrudan Türkiye’ye iletmeye devam edeceğiz. Şunu da belirtmekte fayda görüyorum; bu üyeliği sadece ABD ve İsveç değil NATO’nun diğer üyeleri de savunuyor” diye konuştu.

Beyaz Saray: “Ne kadar erken o kadar iyi”

İsveç’in NATO üyeliği süreci bağlamında Türkiye’nin tutumu ve Amerikalı Senatör Jim Risch’in İsveç’in katılım protokolünü henüz onaylamayan Macaristan’a yeni silah satışını bloke etme kararı, Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısında da gündeme geldi.

Beyaz Saray sözcüsü Karine Jean Pierre, Türkiye’yi İsveç’in NATO üyeliği başvurusunu onaylamaya teşvik ettiklerini ve bunu geciktirmeden yapması gerektiği konusunda net olduklarını ifade etti.

İsveç’in güçlü, kabiliyetli bir savunma ortağı olduğunu ve NATO’nun değerlerini paylaşan bir ortak olarak İttifak’ı güçlendirerek Avrupa’nın da güvenliğine katkıda bulunacağını belirten Beyaz Saray sözcüsü, “İsveç’in en yakın zamanda ve gecikmeden NATO üyesi olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda kamuoyu önünde açıkça konuşmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray sözcüsü, konunun Temmuz’daki NATO Zirvesi’ne kadar çözülmeme ihtimalinin olup olmadığının sorulması üzerine, “Çözüleceği konusunda hala umutluyuz. Bir takvim veremem. Ancak ne kadar erken o kadar iyi. Gecikme olmadan. Bu konuda açık konuşmaya devam edeceğiz. Türkiye’ye bunu iletmeyi sürdüreceğiz. Ancak paylaşacağım bir takvim yok” dedi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Eski HDP Eş Genel Başkanı Yüksekdağ Hakkındaki Hapis Cezası Onandı

Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’a 2016 yılında Mersin’de düzenlenen HDP Olağanüstü İl Kongresi’nde yaptığı konuşma gerekçe gösterilerek verilen 1 yıl 15 günlük hapis cezası Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2’nci Ceza Dairesi tarafından onandı.

Mezopotamya Ajansı’nda yer alan habere göre, “Terör örgütü propagandası”yla verilen cezaya ilişkin onama kararında Yüksekdağ’ın sözlerinin “Özellikle Güneydoğu illerinde terör örgütünün hendek kazarak yol kapatma, gerek sivil gerekse kamu görevlilerinin can ve mal varlığını tehlikeye sokacak şekilde patlayıcı düzeneklerle ve silahla saldırıda bulunma gibi faaliyetlerine son verilmesi amacıyla güvenlik kuvvetlerinin terörle mücadele kapsamında kararlılıkla yürüttüğü operasyonları protesto edici, maksadından farklı gösterici, çatışmalar sonucu öldürülen PKK/KCK terör örgütü mensuplarını sahiplenici ve övücü nitelikli” olduğu ifade edildi.

Figen Yüksekdağ kimdir?

Figen Yüksekdağ, çiftçilikle uğraşan bir ailenin 10 çocuğundan dokuzuncusu olarak 9 Kasım 1971 tarihinde Adana’nın Ceyhan ilçesinde doğdu. Lise çağlarında sosyalist hareketle ilgilenmeye başladı ve İşçinin Yolu dergi çevresine katıldı. 18 yaşında bir sokak gösterisinde tutuklandı ve gözaltında kaldı. Sonrasında öğrenci evlerinde kaldı. 8 ay sonra İstanbul’a gelerek Özgür Gençlik grubuna katıldı.

Atılım gazetesinde birlikte çalıştığı Sedat Şenoğlu ile, Şenoğlu cezaevindeyken evlendi. Uzun yıllar kadın haklarıyla ilgili konularla ilgilendi. Atılım gazetesinde yayın kurulu üyesi olarak çalıştı ve Sosyalist Kadın dergisinin editörlüğünü yaptı. Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nin (ESP) genel başkanlığını da yapan Yüksekdağ, Haziran 2014’te HDP II. Olağan Kongresi sonunda partinin eşbaşkanı olarak seçildi.

Haziran 2015’teki ve akabinde gerçekleştirilen Kasım 2015’teki milletvekili genel seçimlerinde Van milletvekili seçildi.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü terör soruşturması kapsamında, daha önce çağrılmasına rağmen ifadeye gitmediği gerekçesiyle 4 Kasım 2016’da Ankara’daki evinde gözaltına alınan ve Diyarbakır’a gönderilen Yüksekdağ, burada çıkarıldığı 2. Sulh Ceza Hakimliği’nce aynı gün tutuklandı ve Kocaeli F Tipi Cezaevi’ne götürüldü.

Hakkındaki kesinleşmiş hapis cezası gerekçesiyle 21 Şubat 2017 tarihinde milletvekilliği düşürüldü, 9 Mart 2017’de ise siyasî partiler kanununun “terör eyleminden mahkûm olanların siyasi partilere üye olamayacaklarına” dair hükmü gereği parti üyeliği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düşürüldü. HDP milletvekilleri, Yüksekdağ’ın parti üyeliği ve eş genel başkanlık görevinin düşürülmesi kararını tanımadıklarını açıkladılar.

Yüksekdağ, “terör örgütü yöneticiliği”, “terör örgütü propagandası”, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve “suç işlemeye tahrik” suçlamalarından dolayı Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesince tutuklu olarak yargılanmaya devam etmektedir.

Paylaşın

Saadet Partisi Lideri Karamollaoğlu’ndan “Asgari Ücret” Çıkışı

Asgari ücret görüşmelerine dair açıklamalarda bulunan Saadet Partisi Karamo9llaoğlu, “Konuşulan bu rakamlar ise hiç ama hiç adil değildir! Nimet ve külfet dengesi bir toplumda huzur, güven ve barış ortamının tesis edilmesinin ilk şartlarındandır. Saadet Partisi olarak, her bir insanımızın emeğinin ve alın terinin karşılığının eksiksiz verilmesine, külfeti çeken milyonların nimetlerden de istifade edebilmesine her zaman vurgu yapıyoruz. Adil devlet, adil paylaşım ve insanca yaşam bizim şiarımızdır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Devlet adil olmalı, paylaşımda adalet tesis edilmeli ki, 85 milyon vatandaşımızın her biri insanca yaşam standartlarına kavuşabilsin. Zira adalet, sadece mahkemelerde aranacak ve konuşulacak bir kavram değildir. İş hayatında, eğitimde, sağlıkta, kalkınmada ve hayatın her alanında adalet mutlaka sağlanmalıdır. Bunun için biz diyoruz ki önce adalet, herkese adalet ve her daim adalet! Ücretler belirlenirken; bu kez adil paylaşım tesis edilecek mi, yoksa bugüne kadar olduğu gibi yine edilmeyecek mi? Bunu yakından takip edecek, insanımızın hakkını her zaman ve her zeminde koruyacağız.”

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Karamollaoğlu’nun açıklamaları şöyle:

“Asgari ücret görüşmeleri, seçimlerin ardından peş peşe gelen zamlar, insanların canını her geçen gün daha çok yakan kiralar ve bir türlü önlenemeyen kurdaki yükseliş gibi problemlerin yaşandığına dikkati çeken Genel Başkanımız Karamollaoğlu, Buna benzer onlarca başlık ve her biri acil çözüm bekleyen problemler. Bu nedenle, artık bir an evvel gerçek gündemlere odaklanılmalı, koskoca bir yangına bir bardak su dökmekten ibaret kalan göstermelik tedbirler yerine, somut ve kalıcı adımlar atılmalıdır. Milyonlarca vatandaşı ilgilendiren asgari ücret görüşmelerinin bu hafta tekrar başladığı. Bu nedenle, bazı rakamları tekrar hatırlatmak isterim; şu an net asgari ücret; 8 bin 500 lira.

“Asgari ücret belirlenirken enflasyon dikkate alınır”

Türk-İş’in yıllardır düzenli olarak açıkladığı ve son olarak Mayıs ayı için paylaştıkları verilerde; açlık sınırı 10 bin 360 liraya, yoksulluk sınırı 33 bin 750 liraya, bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 13 bin 440 liraya yükselmiş durumda. Peki, TÜİK’in son açıkladığı aylık enflasyon kaçtı? % 0,04! Şimdi asgari ücrette yeni rakam neye göre, kime göre belirlenmeli veya belirlenecek? Genelde asgari ücret belirlenirken enflasyon dikkate alınır.

Şimdi iş tersine dönmüş gibi hükümetin açıklamak istediği asgari ücret kaç olacaksa, sanki TÜİK ona göre enflasyon rakamı açıklıyor. 2023’ün başında ‘tarihi rakam’ olarak duyurulan ve 455 dolara tekabül eden asgari ücret, şimdilerde 360 Dolar seviyelerine kadar indi. Milyonlarca insanımızın cebinden bu 100 Doları kimler aldı, sorumluları kimlerdir?

Bugünkü kurla, sadece yeniden yılbaşındaki 455 dolar seviyelerini bulabilmek için net asgari ücretin 11 bin lira civarında olması gerekir. 6 ay önceki rakamı, 6 ay sonra yeniden vadetmek; büyük bir müjde midir, büyük bir başarısızlık mı? Seçimlerin hemen ardından sadece 2 haftada Türk Liramız, dolar karşısında yaklaşık % 20 (%17,44) değer kaybetti. 1 kuruş, 5 kuruş, 25 kuruş artık piyasada yok, darphane de basmıyor zaten. Zira artık madeni 50 kuruş ve 1 liraların, kağıt 5 ve 10 liraların alım gücü karşılıkları kalmadı.

Seçim öncesi ertelenen 500 liralık banknotların önümüzdeki günlerde basılacağı konuşuluyor. Bu şartlarda değil 500, 1000’lik banknotlar dahi bir ihtiyaç haline gelir. Bir kilo kıyma bugün 400-500 lira oldu, 3-4 yıl öncesine kadar bir küçükbaş kurbana verilen parayla, bugün sadece 2 kilo et alınabiliyor. Ama TÜİK’e göre enflasyon yok denecek kadar az, iktidara göre ise 2000 liralık emekli ikramiyesi hâlâ büyük bir lütuf, asgari ücret 11-12 bin lira olursa da ‘tarihi bir rekor’ ilan edecekler!

“Yeni ücret, 6 ay bile gitmeyecek; 2-3 ay içerisinde eriyecektir”

Bir 5 yıl daha ‘aynı tas, aynı hamam’ gitmez, gidemez! Ücretleri yukarıda birbirine yakınlaştırmak gerek, aşağılarda değil. İşçi ve memur maaşlarını asgari ücretin ve açlık sınırının biraz üzerinde, asgari ücreti de sürekli olarak açlık sınırında, hatta altında tutmak insanımızın derdine derman olmaz! Her zaman söylediğimiz gibi, 5-10 yıllık bir hedef koyup, asgari ücreti kademe kademe açlık sınırından yoksulluk sınırına çıkarmak gerekir. Ayrıca alım gücünü arttıracak tedbirler alınmadığı takdirde, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da belirlenecek her yeni ücret, 6 ay bile gitmeyecek; 2-3 ay içerisinde eriyecektir.

Büyükşehirlerde ortalama bir evin kirası 10-20 bin lira arasında, diğer şehirlerimizde ise 5-10 bin lira arasında değişiyor. Hâl böyleyken, bugün asgari ücrette 10-12 bin liralar, işçi ve memur maaşlarında da 20-25 bin liralar konuşuluyorsa; bir şeyler epey ters gidiyor demektir. Yüz binlerce aile için artık ev almak değil kirayı ödeyebilmek hayal olmuşsa, çocuğunu özel okula göndermek değil kırtasiye ve kantin giderlerini karşılayabilmek zorlaşmışsa; burada durup, etraflıca düşünmek gerekir.

Adalet, taşın gediğine konulmasıdır. Konuşulan bu rakamlar ise hiç ama hiç adil değildir! Nimet ve külfet dengesi bir toplumda huzur, güven ve barış ortamının tesis edilmesinin ilk şartlarındandır. Saadet Partisi olarak, her bir insanımızın emeğinin ve alın terinin karşılığının eksiksiz verilmesine, külfeti çeken milyonların nimetlerden de istifade edebilmesine her zaman vurgu yapıyoruz. Adil devlet, adil paylaşım ve insanca yaşam bizim şiarımızdır. Devlet adil olmalı, paylaşımda adalet tesis edilmeli ki, 85 milyon vatandaşımızın her biri insanca yaşam standartlarına kavuşabilsin.

Zira adalet, sadece mahkemelerde aranacak ve konuşulacak bir kavram değildir. İş hayatında, eğitimde, sağlıkta, kalkınmada ve hayatın her alanında adalet mutlaka sağlanmalıdır. Bunun için biz diyoruz ki önce adalet, herkese adalet ve her daim adalet! Ücretler belirlenirken; bu kez adil paylaşım tesis edilecek mi, yoksa bugüne kadar olduğu gibi yine edilmeyecek mi? Bunu yakından takip edecek, insanımızın hakkını her zaman ve her zeminde koruyacağız.

Dün İsveç’te alınan bir karar bizi derinden yaraladı. Bu Avrupalılarda ahlaki ve manevi değer kavramı yok desek, zannederim haksızlık yapmış olmayız. Daha önce birileri Kur’ân-ı Kerîm’i yakmaya teşebbüs etmişti, İsveç polisi de buna engel oldu; bir inanca hakaret edildiğinden dolayı değil, toplumda kargaşa çıkar diye buna karşı bir tedbir aldılar. Kur’ân-ı Kerîm yakılmasını yasakladı ama Yüksek Mahkeme dün bu kararı iptal etti! Hakikaten aklıma gelenlerin hepsini burada söylesem, biraz fazla gelir belki. Ama bunlarda insanlık yok, insaf yok! Adalet mefhumu hiç yok! Şimdi İsveç’in NATO’ya dahil edilip edilmemesi gündemde.

Sözde birtakım adımlar attıkları için ülkemiz yumuşak bir temayül içine girdi gibi görünüyor. Aldıkları bu son karar değişmeden İsveç’in, NATO kapsamında bir görev almasına biz izin vermemeliyiz, kesinlikle buna rıza göstermemeliyiz. Kimse bundan bahsetmiyor, özellikle iktidar yanlısı medyaya bir bakın; böyle bir haber yok, sanki böyle bir şey olmamış gibi! Biz buna rıza gösteremeyiz. Biz bütün dünyada sadece kendi inancımıza değil, tüm inançlara ve özellikle semavi dinlere karşı saygısızlık yapılmasına rıza göstermeyiz! Osmanlı’da Gayrimüslimler asırlarca yaşadılar, ne inançlarına, ne kiliselerine ne de ibadetlerine kimse engel olmadı.

“İnancınız uğruna kararlı bir şekilde mücadele edeceksiniz”

Merhum Liderimiz Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın önderliğinde, 15 Haziran 1997 tarihinde Bangladeş, Mısır, İran, Malezya, Nijerya, Pakistan, Endonezya ve Türkiye’nin devlet/hükümet başkanları İstanbul’da bu tarihi anlaşmaya imza atmışlardı. Tüm zorluklara rağmen Erbakan Hocamızın gayretli çalışmaları, bu birlikteliği mümkün kılmıştır. Çünkü bu imkan meselesi değil, iman ve inanç meselesidir. Önce inanacaksınız, sonra inancınız uğruna kararlı bir şekilde mücadele edeceksiniz.

Ne yazık ki bugün, hem ülkemiz, hem İslam alemi hem de yeryüzünün tamamı bu vizyon ve kararlılıktan yoksundur ve bunun acısını çekmektedir. ‘Yeni bir Dünya’ ideali herkes tarafından sözde dile getirilmekte ancak bunun için somut adımlar atılmamaktadır. İşte D-8, bu arayışa bundan tam 26 yıl önce verilmiş samimi bir cevaptır. Aradan geçen 26 yıl, D-8 ufkuna olan ihtiyacı azaltmamış, bilakis daha da arttırmıştır.

Zira aradan geçen çeyrek asırda; bölgemizde ve yeryüzü üzerinde akan kan ve gözyaşı hiç dinmemiş aksine her geçen gün daha da artmaktadır. Çatışmalar, zulüm ve haksızlıklar son bulmamış, bilakis gittikçe derinleşmektedir. Ülkemizin şahsiyetli bir dış politika sergilemesine olan ihtiyaç, coğrafyamızın huzur, yeryüzünün de barış arayışı hâlen devam etmektedir. D-8 organizasyonu, sahip olduğu nüfusu, doğal kaynakları, potansiyel ticaret hacmi, siyasi, askeri ve diğer tüm alanlarda iş birliği imkanlarıyla büyük bir güç imkanıdır.

“Bizler yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen asla karamsar değiliz”

Aynı zamanda unutulmamalıdır ki D-8 hamlesi, sadece bir başlangıç adımı olarak atılmıştır. Eğer kuruluşundaki heyecan ve kararlılık devam ettirilmiş olsaydı bizler bugün D-60, D-160 ve ardından kurulacak “Yeni bir Dünya”yı konuşuyor, hatta görüyor olacaktık. Ancak ihmal edilişine rağmen; D-8’ler, sahip olduğu ekonomik ve stratejik potansiyelle bugünkü mevcut kötü gidişata son verebilecek en önemli oluşumlardan birisidir. Zira D-8, İslam İşbirliği Teşkilatı’ndan sonra, İslam dünyasının somut olarak ortaya koyduğu tek küresel organizasyondur.

Bizler yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen asla karamsar değiliz.  Biz hiç umudumuzu kaybetmedik ve hiçbir zaman da kaybetmeyeceğiz! Erbakan Hocamız, hangi inanç ve kararlılıkla D-8’lerin kuruluşuna öncülük ettiyse; bizler de aynı inanç ve kararlılıkla umudumuzu her daim zinde tutuyoruz. İnanıyoruz ki ‘Yeni bir Dünya’ muhakkak ve inşallah en kısa zamanda kurulacaktır!

Bu duygu ve düşüncelerle; D-8’in 26. kuruluş yıl dönümünü kutluyor, bu oluşumun hayata geçmesinde en büyük emek ve pay sahibi olan merhum Necmettin Erbakan Hocamız başta olmak üzere, D-8’in kuruluşunda emeği geçenlerden hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, hayatta olanlara sağlık ve afiyet diliyorum. Sözlerimin sonunda D-8’in temel ilkelerini de bir kez daha vurgulamak ve hatırlatmak isterim; Savaş değil, barış! Çatışma değil, diyalog! Çifte standart değil, adalet! Üstünlük değil, eşitlik! Sömürü değil, âdil paylaşım! Baskı ve tahakküm değil, insan hakları!”

Paylaşın

YSP’li Oluç’tan İktidara: Gözaltılarla Seçimin İntikamını Mı Almaya Çalışıyorsunuz?

Meclis’te düzenlediği basın toplantısında konuşan Yeşil Sol Parti Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, “İki konu bizim açımızdan ilginç olduğu için bunlara değinmek istiyorum. İktidar aslında seçim öncesi tutumunu bir alanda daha sürdürmeye devam ediyor. Gözaltı ve tutuklamalarda. İktidarın bu gözaltı ve tutuklama operasyonlarından bir fayda sağlayamadığını görmemesi gerçekten hayrete düşürücü bir durum” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bakın büyük seçim yenilgisi aldığı Şırnak’ta seçim gününden bugüne kadar en az 100 kişi gözaltına alındı. Bu bir tesadüf mü? Şırnak’taki seçim yenilgisinin intikamını mı almaya çalışıyorsunuz? Hakkari’de -3-0 kazandığımız bir yerden söz ediyorum- seçimin üzerinden 2 hafta geçmeden gözaltılar başladı, 30’dan fazla arkadaşımız gözaltına alındı. Seçim sonuçlarının intikamını mı almaya çalışıyorsunuz?”

Oluç, açıklamasının devamında, “Sadece Şırnak ve Hakkari değil pek çok yerde benzer saldırılar var. Lafı uzatmadan şunu söyleyeyim. Bu tür gözaltı ve tutuklamalarla boyun eğdirme anlayışının tutmadığını defalarca gördünüz, bir kez daha göreceksiniz. Bunlara son verip demokrasi ve hukuk alanında adımlar atmak gerekirken, Türkiye’de yaşayan bütün halkların adalet, demokrasi ve barış ihtiyaçlarına cevap verecek adımlar atılması gerekirken aynı güvenlikçi zihniyet ile devam etmek konusundaki tutum doğru bir tutum değildir” ifadelerini kullandı.

Yeşil Sol Parti (YSP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Saruhan Oluç’un açıklamaları şöyle:

“Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Yeni dönemdeki ilk basın toplantımızı yapıyoruz grup olarak. Umarım bundan sonraki çalışmalarda iyi ve verimli bir zaman geçiririz. Meclis çalışmalarına başladı. Bugün Genel Kurulda kurulmuş olacak komisyonlar okunarak çalışmalara başlanacak. Komisyonlar da bugün ilk toplantılarını yapıp divanlarını oluşturacaklar. Bundan sonra da komisyonlarda ve Genel Kuruldaki çalışma takvimi işlemeye başlayacak.

“Geçmiş dönemde Meclis doğru çalışmadı, denetim işlevini yerine getirmedi”

Yeni seçilen Meclis Başkanıyla bir toplantımız da oldu bütün parti grup başkanvekilleri olarak. Orada önerilerimizi ve geçmiş döneme dair eleştirilerimizi dile getirdik. Beklentilerimizi ifade ettik. Meclis Başkanı da büyük bir olgunlukla bu öneri ve eleştirileri dinledi. Bu konuda üzerine düşenleri yapmaya çalışacağını söyledi. Çalışma açısından bu önemli. Temel yaklaşımımız şu oldu yeni dönem çalışmalarına ilişkin. Meclis’in çalışma sisteminin ve yasamanın yürütme karşısındaki pozisyonunun doğru tarif edilmediğini ve işletilmediğini dile getirdik. Bunu daha önceki yıllarda da ifade ediyorduk. Yeni Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ekonomi ile ilgili tanımlama yaparken “rasyonel zemine döneceğiz” dedi ya dönüp dönmeyeceğini zaten göreceğiz.

“Meclis’te de rasyonel zemine dönülmesi gerekiyor”

Fakat Meclis’te de rasyonel zemine dönülmesi gerektiğini vurgulamak istiyoruz. Çünkü irrasyonel bir çalışma sistemi burada varlığını sürdürüyor. Doğru teşhisi koyarsak tedavisini de doğru yapabiliriz. Yani yürütmeyi denetleme ve yasa yapma konusunda Meclis üzerine düşeni yapabilecek hale gelmelidir. Denetleme neredeyse yapılamamaktadır Meclis’te. Yürütme üzerinde bir denetleme yetkisi yoktur. 27’nci Döneme denetlemenin bir yolu olan soru önergeleri açısından baktığımızda, yöneltilen 14 binin üzerindeki soru önergesinden sadece 1200 tanesine cevap verilmiştir.

Bu vahim bir durumdur. Yani soru önergeleri ile bile denetim yapamayan bir parlamento söz konusu olmuştur. Kurulmuş olan araştırma komisyonlarına baktığımızda muhalefetin ciddi önerileri olmuştur. Türkiye’nin ciddi sorunlarına ilişkin araştırma komisyonu kurulmasını istemiştir geçtiğimiz dönemde muhalefet ve aynı zamanda partimiz. Fakat bu araştırma komisyonlarının çok büyük bir kısmı iktidar ortakları tarafından reddedilmiştir. Araştırma komisyonları yoluyla da bir denetim imkanı olmamıştır. Yasa yapma biçimi olarak felaket bir sistem olan torba yasada ısrar etmiştir iktidar ittifakı.

Torba yasalar ile yasama faaliyetlerinin olması gerektiği işlemediği ortaya çıkmıştır. Milletvekilleri hangi torba yasa tekliflerinin görüşüldüğünü bilmeden el kaldırıp indirmek zorunda kalmışlardır. Bu sağlıklı bir yasa yapma tekniği değildir. Hatta son zamanlarda yasa yapma o kadar hızlandırılmıştır ki altına imza atmış olan milletvekillerinin içeriğini bilmediklerini açık ve net bir biçimde gördük. Dolayısıyla da bunun değişmesi gerekiyor. Yasa yapma tekniğinin değişmesi, torba yasalardan uzaklaşılması gerekiyor. İhtisas komisyonlarının doğru dürüst çalıştırılması, alt komisyonların doğru dürüst kurulması gerekiyor. Milletvekillerinin sağlıklı bir şekilde yasa yapma faaliyetlerini yapabilmeleri gerekiyor.

“Yeni dönemde yasa yapma aşamalarında STK’ların ve toplumun  görüşleri alınmalı”

Yeni dönemde yasa yapma aşamalarında STK’ların ve toplumun görüşleri alınmalı Demokratik rejimlerde sivil toplum kuruluşları yani halkın örgütlendiği dernekler, sendikalar, odalar aslında yasama faaliyetinin bir parçası haline getirilmelidir. Onların görüşleri, önerileri ve eleştirileri dinlenir. Meclis’teki torba yasa yapma tekniği nedeniyle STK ve doğrudan halk kendi örgütlenmeleri aracılığıyla yasa yapma faaliyetine katılamamıştır yeterince. Bu dönemde umarız bu konuda adımlar atılır.

Yasa yapma süreçlerinde görüşü alınır halkın. Biz bu konudaki çalışmalarımıza devam edeceğiz yeni grubumuzla birlikte. Geçmişte yaptığımız gibi bir taraftan muhalefet çalışmamızı sürdürürken, diğer taraftan da hem yeni çıkarılacak yasalar hakkındaki hem de kurulacak araştırma ve ihtisas komisyonlarındaki faaliyetlerimizle halkın bize verdiği desteğe layıkıyla cevap vermeye çalışacağız. Çalışmalarımızla bu desteğe biz de elimizden geldiğince cevap vereceğiz.

“Halkın kazanımlarını artırmak için hem Meclis’te hem de sokakta mücadeleyi sürdüreceğiz”

Temel haklar ve özgürlükler, demokrasi ve eşitlik konusundaki mücadelemizi sürdüreceğiz. Adalet ve barış mücadelesini elbette Meclis çatısı altında da sürdüreceğiz. Çalışmalarımızı o anlayışla yapacağız. Ama bir ayağımız da Meclis’in dışında halkın arasında olacağız, en küçük yerleşim birimlerinden başlamak üzere bütün illerde, ilçelerde, köylerde her türlü çalışmamızı sürdüreceğiz. İki ayaklı çalışmamızı bundan evvel de yaptığımız gibi en verimli biçimde gerçekleştirmek istiyoruz. Kararlı bir şekilde bu çalışmayı sürdüreceğiz.

Kazanımlarımızı, genel olarak halkın kazanımlarını korumak ve büyütmek için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Daha büyük bir emek ve mücadele ile sorumluluklarımızı yerine getirmeye çalışacağız. Partimizin grubu en çok kadın temsiline sahip olan gruptur. Neredeyse yarı yarıya ulaşmıştır oranlar. Genç bir gruptur elbette ki. Bu temsil özelliklerimizle hem kadınların hem de gençlerin bu toplumdaki taleplerini ve beklentilerini karşılamaya çalışacağız. Rolümüzü en uygun şekilde yerine getirmeye çalışacağız. Meclis ile yerelin ve halkın bağını daha güçlü kurmak için mücadele edeceğiz.

“Asgari ücret iktidarın emekçilere vereceği bir lütuf değil”

Bugün kabine toplanacak ve basından öğrendiğimiz kadarıyla ve elbette ihtiyaç olduğu için kabinenin en önde gelen konusu ekonomi olacak. Asgari ücretle ilgili bir şey söylemek istiyorum. Şu sıralar Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantılarını yapmaya başladı. Önemli bir konu ve maalesef bu konu gerektiği gibi ele alınamıyor. Sanki asgari ücret konusu hükümet ile işçi temsilcileri arasındaki bir pazarlık gibi ele alınıyor. Öyle bir noktaya geldi ki özellikle son birkaç yılda, sanki Erdoğan’ın ya da iktidarın işçilere ve emekçilere gönlünden kopan bir lütuf gibi sunuluyor. Konu böyle bir konu değil, herkes bunu biliyor.

Ülkenin yarısından çoğu asgari ücretle geçiniyor ve rakam açlık sınırının çok altında. Asgari ücret neden bu kadar önemlidir sorusunun cevabının verilmesi gerekiyor. Çünkü bu ülkede yaşayan nüfusun yarısından çoğu asgari ücretle çalışıyor. Yani emekçiler, işçiler asgari ücrete mahkum edilmiş durumda. Esas sorun buradan kaynaklanıyor. Bu sorunun çözümüne kafa yorulması gerekirken bu yapılmıyor. Türk-İş’in verilerine göre Mayıs 2023 için Türkiye’deki 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 10 bin 362 lira oldu, yoksulluk sınırı ise 33 bin 752 lira oldu. Asgari ücret 8506 lira. Şimdi neresinden tutacaksınız da asgari ücreti tartışacaksınız. Yani asgari ücret zaten açlık sınırının çok altında yer alıyor.

“TÜİK rolünü oynayarak asgari ücretten önce enflasyonu düşük gösterdi”

Biz bir rakam telaffuz etmek yerine, sendikaların açlık ve yoksulluk verilerinin ve taleplerinin baz alınması gerektiğini bir kez daha belirtiyoruz. Aksi takdirde bu süreçte işçi ve emekçiler bir kez daha mağdur edilecek. TÜİK maalesef bir seçim dönemini geride bırakmamıza rağmen yine geçmiş dönemlerdeki rolünü oynadı. Asgari ücretin ve işçi, emekçi ve emeklilerin maaşlarının belirlenmesinde baz alınacak enflasyon rakımını yine düşük gösterdi. Çeşitli hile ve hurdaya başvurarak bunu yaptı. Hazine ve Maliye Bakanına buradan sormak istiyoruz.

TÜİK geçtiğimiz dönemde yaptığı gibi işçilere, emekçilere, emeklilere yönelik büyük hak kayıplarına yol açan irrasyonel hesaplama yönteminden vazgeçip rasyonaliteye dönüş yapacak mı acaba? Hazine ve Maliye Bakanının bu konuda da bir şeyler söylemesi gerekiyor. TÜİK olumsuz rolünü oynamaya devam etmiş, işçinin ve emekçinin ekmeğine göz diken bir kurum haline gelmiştir. Bir kez daha Asgari Ücret Tespit Komisyonuna söylemiş olalım; sendikaların, işçi emekçi temsilcilerinin taleplerine dikkat edin. O talepleri değerlendirin ve bu doğrultuda asgari ücretin saptanması için adım atın.

“Türk lirası 15 günde yüzde 20 değer kaybetti”

Çünkü var olan ekonomi modeli irrasyonel olarak ifade edildi Hazine ve Maliye Bakanı tarafından. Şimdi bakalım rasyonel nasıl olacak. Var olan ekonomi modeli esas itibariyle işçilerin, emekçilerin, dar gelirlilerin çok büyük bir mağduriyet yaşamasına neden oldu. Bu ekonomi modelini unutmadık, tartışmaya devam edeceğiz. Düşük faiz, düşük Türk Lirası yüksek döviz kuru ile ihraç gelirleri artacaktı ve ülkeye ciddi miktarda döviz girişi olacaktı. Öyle mi oldu? Ekonomik kriz sona erecekti, öyle mi oldu? Olmadı.

Baktığımızda irrasyonel yani akıl dışı olan, safsata olan ekonomi modeli ile Türkiye toplumuna çok büyük bir bedel ödetti bu iktidar. Ödetmeye devam edecek. Gelirken baktım dolar yaklaşık 24 lira düzeyindeydi. Nasıl bu hale geldi hatırlatmama gerek yok. Bu yükseliş de maalesef devam ediyor. 29 Mayıs-13 Haziran arasında yüzde 20’ye yakın artış oldu dolarda. Neredeyse bu süre boyunca TL ABD doları yüzde 20’ye yaklaşan bir oranda devalüe edilmiş oldu.

“İktidarın ekonomi modelindeki kafa karışıklığı devam ediyor”

Bunun sonuçlarını elbette enflasyon açısından da göreceğiz. İthalat, dış ticaret açığı açısından da bunun sonuçlarını göreceğiz. Bunun tüketicilere, topluma yansıyacağını hep birlikte göreceğiz. Seçimden sonra zamlar da durmadı, durmayacak da. Çaya yüzde 43 zam yapıldı. Benzine 2.35 TL yapıldı. Motorine 1.25 TL yapıldı. Bu ilerleyecek ve durmayacak. Benzinin fiyatı 24 lirayı, motorinin fiyatı 22 lirayı aşmış vaziyette. Böyle bir tablo ile karşı karşıyayız. Bütün bu tabloyu yaratmış olan kişilerden birisini ödüllendirir gibi Merkez Bankası Başkanlığından alıp BDDK Başkanlığına atadılar.

Ödül neredeyse. Ödülün ötesinde o irrasyonel modelinin en başta gelen uygulayıcılarından birisini şimdi de BDDK’nın başına koydu bu iktidar. Rasyonel modele dönüş böyle mi oluyor? Böyle olmayacağı belli. Aslında politikaların bütünlüklü olduğunu unutmamak lazım. Bu da iktidarın ekonomi modeli konusundaki kafa karışıklığının devam ettiğini gösteriyor. Bu şekilde güven verilemez hiçbir yere. Bu şekilde toplumun çıkarına bir ekonomi modeline dönüş sağlanamaz. Eski zihniyet ile bu iş devam etmez. Eski zihniyetin değişmesi gerekiyor, kabine değişti.

“Rasyonel modele geçtik demekle iş olmuyor”

TÜİK yeni veriler yayınladı. Hayvancılık ciddi sorunlar yaşıyor. Yani süt üretimi 2022 Nisanında 130 bin tonmuş, 2023 Nisanında 123 bin tona düşmüş. Süt üretimi düşüyor. Aynı şey tavuk üretiminde de söz konusu. 2022 Nisanında 190 bin ton tavuk eti üretilmiş. 2023 Nisan 180 bin tona düşmüş ama bu arada nüfus artıyor. Yaz aylarına girdik. Ülkeye giren turist sayısı artıyor ama içme süt ve tavuk üretimi düşüyor.

Maliyet artıyor. Tarım alanında, hayvancılık alanında ciddi maliyet artışları var. Yem fiyatlarında artış var. Bu şekilde mi iktidar tarım alanındaki sorunları çözecek? Bu çok büyük bir soru işareti. Sözde irrasyonel modeli bıraktık, rasyonel modele geçiş yaptık, kurallı bir ekonomi yaratacağız demekle bu iş olmuyor. Önlemlerde bunun görülmesi gerekiyor. Fakat şu ana kadar bir önlem göremedik ama elbette bunları izlemeye devam edeceğiz.

“Gözaltılarla seçimin intikamını mı almaya çalışıyorsunuz?”

İki konu bizim açımızdan ilginç olduğu için bunlara değinmek istiyorum. İktidar aslında seçim öncesi tutumunu bir alanda daha sürdürmeye devam ediyor. Gözaltı ve tutuklamalarda. İktidarın bu gözaltı ve tutuklama operasyonlarından bir fayda sağlayamadığını görmemesi gerçekten hayrete düşürücü bir durum. Bakın büyük seçim yenilgisi aldığı Şırnak’ta seçim gününden bugüne kadar en az 100 kişi gözaltına alındı. Bu bir tesadüf mü? Şırnak’taki seçim yenilgisinin intikamını mı almaya çalışıyorsunuz? Hakkari’de -3-0 kazandığımız bir yerden söz ediyorum- seçimin üzerinden 2 hafta geçmeden gözaltılar başladı, 30’dan fazla arkadaşımız gözaltına alındı.

Seçim sonuçlarının intikamını mı almaya çalışıyorsunuz? Sadece Şırnak ve Hakkari değil pek çok yerde benzer saldırılar var. Lafı uzatmadan şunu söyleyeyim. Bu tür gözaltı ve tutuklamalarla boyun eğdirme anlayışının tutmadığını defalarca gördünüz, bir kez daha göreceksiniz. Bunlara son verip demokrasi ve hukuk alanında adımlar atmak gerekirken, Türkiye’de yaşayan bütün halkların adalet, demokrasi ve barış ihtiyaçlarına cevap verecek adımlar atılması gerekirken aynı güvenlikçi zihniyet ile devam etmek konusundaki tutum doğru bir tutum değildir.

“Doğan Erbaş gibi hiçbir Kürt de hiçbir demokrat da boyun eğmez”

Üzülerek yine bir tablo gördük. Parti Meclisi ve MYK Üyemiz Doğan Erbaş gözaltına alındı, tutuklandı. Hakkında verilen bir mahkeme kararı olduğu için cezaevine gönderildi. Doğan Erbaş gibi yıllarca bu partinin yöneticiliğini yapmış hukukçu bir kişinin gözaltına alınırken verilen görüntüler, bu iktidarın zihniyetini gösteren görüntülerdi. Ters kelepçe ve başını eğdirmek için ensesine bastırılması.

Doğan Erbaş boyun eğdi mi, eğmedi. Daha önce bu tür uygulamalara maruz kalan hiçbir arkadaşımız boyun eğmedi ve eğmeyecek, bunu bilin. Bu mücadeleyi bu tür insanlık dışı anlayışlarla bastırmanız mümkün olmaz. Doğan Erbaş gibi hiçbir Kürt de hiçbir demokrat da boyun eğmez. Bu uygulamalardan yeni kabinenin vazgeçmesi gerektiğini vurgulamış olalım.  Doğan Erbaş’ın tutumu onurlu ve hepimize önemli bir ders olması gereken bir tutumdu.

Son bir nokta. Antalya ile ilgili bir noktaya değinmek istiyorum. Orada bir süredir devam eden bir konuda sonuç alınamadı. Muratpaşa Lisesinde 10’uncu sınıfta okuyan bir öğrenci, müdür yardımcısının kendisine fiziksel ve sözlü tacizde bulunduğuna dair şikayette bulundu. Soruşturma açılmasının üzerinden bir ay geçmesine rağmen bu müdür yardımcısı hala aynı okulda görev yapmaya devam ediyor. İnanılır gibi değil. Ortada bir taciz iddiası ve soruşturma var.

Hem Türkiye’nin taraf olduğu BM Çocuk Hakları Sözleşmesine hem Avrupa Konseyi sözleşmelerine hem de Anayasa’nın 41’inci maddesine baktığımızda, böyle bir soruşturma başladığında görevden uzaklaştırmak ve sonucunu beklemek gerekiyor. Ama müdür yardımcısı görevine devam ediyor, çocuk da o okulda öğrencilik yapmaya devam ediyor. İşlenmiş suç varsa, bunu örtbas etmeye yönelik bir adımdır. Bu olayın takipçisi olalım. Çocukların bu şekilde bir muameleye maruz kaldığı bir yerde, bunu yaptığı iddia edilen kişinin görevini sürdürmesi suçtur, kabul edilmez.

AYM’nin hukuka bağlı kalmasını umuyoruz

Soru: Seçimlerden önce reddedilmişti. Hazine yardımının geri alınmasıyla ilgili görüşünüz nedir?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı bundan vazgeçmiyor. Daha evvel HDP’nin Hazine yardımının kesilmesi ile ilgili başvuruda bulundu. En son AYM tedbir kararının hukuka uygun olmadığı ve Başsavcının iddialarının mesnetsiz olduğu AYM tarafından kabul edildi ve tedbir kararı kaldırıldı. Fakat Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tekrar başvurmuş. AYM kararını verecektir. O zaman da iddialar mesnetsizdir demiştik, gerçekten mesnetsizdir. AYM’nin kanununda Hazine yardımıyla ilgili bir karar alma maddesi yok.

Şu olabilir; partinin kapatılmasıyla ilgili bir karara giderken partiye kapatma cezası verebilir ya da Hazine yardımının tamamının veya belli bir oranının kesilmesi cezasını verebilir. Ama Hazine yardımına tedbir koymak, verdirmemek gibi maddeler AYM’nin kanununda yok. AYM tedbiri kaldırırken de bunun hukuken uygun olmadığını ifade ederek kaldırdı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bunu siyasi nedenlerle yaptığını biliyoruz. Hukuki bir yanı yoktur. AYM birkaç gün içinde kararı verecektir. Umarız hukuka ve kendi kanununa bağlı davranmaya devam eder AYM.”

Paylaşın

Erdoğan’dan “Mehmet Şimşek’in Atacağı Adımları Kabullendik” Mesajı

Kıbrıs ve Azerbaycan ziyaretleri dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bazı arkadaşlar ‘Cumhurbaşkanı faiz politikalarında ciddi bir değişime mi gidiyor’ gibi bir yanılgının içine düşmesin. Ben burada aynıyım” dedi ve ekledi:

“Ama Hazine ve Maliye Bakanımızın şu andaki düşüncesi noktasında, biz tabii kendisine burada atacağı adımları süratle, rahatlıkla Merkez Bankası’yla beraber atmasını kabullendik, ‘Hayırlı olsun’ dedik ve bu şekilde de enflasyonu tek haneye düşürmekteki kararlılığımızı da bildirdik.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, açıklamasının devamında, “Bunu neye dayanarak söylüyoruz? Biliyorsunuz Başbakanlığım döneminde biz (enflasyonu) tek haneye düşürdüğümüzde faiz 4,6’ydı, enflasyon da 6,2’ydi. O zaman yine tabii bu işleri beraber yaptık ve şimdi de Sayın Bakanımıza bunları söyledik, aynı şekilde bunu birlikte yapmalıyız. Biz o zaman ‘düşük faiz, düşük enflasyon’ teorisiyle çalıştık. Şimdi de aynı anlayışla çalışıyorum, aynı düşüncedeyim ve bu şekilde bunu başarabiliriz diye inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Erdoğan ayrıca Hafize Gaye Erkan’ı Merkez Bankası Başkanlığı görevi için Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in önerdiğini söyleyen Erdoğan, “Bu kardeşimizin başarılarını bizlere ilettiler, söylediler. Yani Goldman Sachs’tan tut da oradaki bankacılık, finans sektöründeki çalışmalarına varıncaya kadar bu durumları söylediler. Ve Merkez Bankası’nda bir de bayan yöneticimiz olsun diye düşündük. Bu adımı hayırlısıyla attık” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tabii kendisine de gerekli olan beklentilerimizi söyledik. Ve inşallah bu adımlarla birlikte de gerek Hazine ve Maliye Bakanımız gerek Merkez Bankası Başkanımız bizi mahcup etmeyecekler ve hayırlısıyla güzel neticeleri de alacağız diye düşünüyorum” diye ekledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, faizlerin düşürülmesiyle enflasyonun da düşeceğini savunmuş, faizler yüzde 20’lerden tek haneli rakamlara indirilirken aynı süreçte enflasyon son 20 yılın rekorunu kırmıştı.

Memur maaşlarının Temmuz’daki toplantılarda görüşüleceğini söyleyen Cumhurbaşkanı, asgari ücret konusunda çalışmaların sürdüğünü söyledi ve ekledi: Asgari ücret noktasında da biz kesinlikle işçimizi yine enflasyona ezdirmeyeceğiz. Asgari ücrette de elimizden gelen gayreti göstereceğiz. İşçimiz bu noktada rahat olsun, huzurlu olsun.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsveç’in NATO üyeliği hakkındaki soruya ise şöyle yanıt verdi: Her şeyden önce İsveç üzerine düşen görevi yerine getirmesi lazım. İsveç’in beklentilerine illa cevap vermemizi bekliyorsanız, her şeyden önce İsveç bu terör örgütünün yaptıklarını bir defa yok etmesi lazım.

Bunları bize Stoltenberg ifade ederken, tam o esnada maalesef yine İsveç’te teröristler caddelerde gösteri yapıyorlardı. Daha sonra bizim İbrahim Bey o görüntüleri de muhatabına gönderdi. ‘Stoltenberg’le şu anda Cumhurbaşkanımız görüşme yapıyor fakat teröristler yine İsveç’te gösteriler yapıyor’ dedi.

Şimdi biz bu tablo içerisinde bu işe olumlu yaklaşamayız. Kaldı ki bu anayasa işi değil, yasa işi de değil. Bu ne işi? Kolluk kuvvetleri ne işe yarar? Kolluk kuvvetlerinin yapması gereken iş, işte bunların önünü kesmektir. Biz Cudi’de, Gabar’da, Tendürek’te, Bestler Dereler’de bu teröristlerin inine anayasayla mı girdik? Yasayla mı girdik? Yok. Zaten yasalarda da anayasalarda da kolluk kuvvetlerine verilmiş olan haklar var. Kullan bu hakları. Sen bu hakları kullanmayacaksın, bize ‘Gel İsveç’i NATO’ya al’ diyeceksin.

O zaman NATO’nun terörle mücadele ayağı nerede? NATO bunu bir defa halletmesi lazım. Bunu halletmedikten sonra Vilnius’ta filan biz kalkıp da el bebek gül bebek diyemeyiz.

Paylaşın

İsveç’in NATO Üyeliği Ankara’da Görüşüldü

Ankara’da NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyeliği hareketliliği… Türkiye, Finlandiya, İsveç ve NATO heyetlerinin yer aldığı üçlü mutabakat kapsamında oluşturulan Daimi Ortak Mekanizma’nın dördüncü toplantısı Ankara’da yapıldı. 

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Büyükelçi Akif Çağatay Kılıç’ın ev sahipliğinde Beştepe’de yapılan toplantı yaklaşık 3 saat sürdü.

Toplantıya NATO heyeti başkanı olarak NATO Genel Sekreter Kabine Şefi Stian Jenssen, İsveç heyeti başkanı olarak İsveç Dışişleri Başkanlığı Devlet Sekreteri Büyükelçi Jan Knutsson ve Finalndiya heyeti başkanı olarak da Finlandiya Dışişleri Bakanlığı Daimi Devlet Sekreteri Jukka Salovaara katıldı.

Türkiye, İsveç’in NATO üyeliğine henüz onay vermedi. Bir ülkenin NATO’ya katılabilmesi için oy birliği, yani mevcut 31 üye ülkenin tümünün onayı gerekiyor.

Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta gelecek ay yapılacak NATO zirvesi öncesi Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini onaylaması yönünde Batılı müttefiklerinden sıklıkla mesajlar geliyor.

Ankara, Stockholm’den terör örgütlerine yönelik daha sert tutum takınmasını isterken, İsveç’te yeni terörle mücadele yasasının 1 Haziran’da yürürlüğe girmesiyle son dönemde bazı adımlar atıldığı görülüyor.

Örneğin, bu ay başında İsveç’te bir Türk hakkında, PKK için para toplamak ve silahlı suç işlemek şüphesiyle suç duyurusunda bulunulduğu basına yansıdı.

Türkiye, Finlandiya’nın NATO üyeliğine ise Mart ayında onay vermişti. ABD’den İsveç’in de bir an önce NATO üyesi olması gerektiğine dair son mesaj dün Beyaz Saray’dan geldi.

Beyaz Saray Sözcüsü Karine Jean Pierre, İsveç’in Türkiye ile daha önce varılan mutabakat kapsamında yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve 1 Haziran’da yeni terörle mücadele yasasının yürürlüğe girdiğini vurguladı.

İsveç’in katılımının NATO’yu daha da güçlendireceğinin bir kez daha altını çizen Beyaz Saray Sözcüsü, “İsveç’in bir an önce NATO üyesi olması gerektiğini düşünüyoruz” dedi ve bu konuda umutlu olduklarını söyledi.

Paylaşın

İYİ Parti Yerel Seçimler İçin Yol Haritasını Kurultayda Açıklayacak

İYİ Parti’de kurultay için geri sayımı bağlamında Millet İttifakı’nın “altılı masa” versiyonu için “Bitti” görüşü ön planda. Sadece Mart 2024 yaklaştığında CHP ile belki İstanbul, Ankara için ancak Mart 2019’a kıyasla çok daha az sayıda büyükşehir belediye başkanlığında sadece CHP adayı lehine aday çıkarmama yaklaşımı var.

Yerel seçimler için İYİ Parti yönetiminde “İlçe belediyeciliği yetinmeyeceğiz, il ve büyükşehir belediye başkanlıkları kazanarak yönetim kabiliyetimizi göstereceğiz” hedefi dillendirildi. İYİ Parti’nin yerel seçimler kampanyasındaki ilk başlangıcı da kurultayda yapacağı ve Akşener’in de gelecek sürece ilişkin yol haritası açıklayacağı paylaşıldı.

Öte yandan İYİ Parti Lideri Meral Akşener’in kurultay öncesinde TBMM’de grup toplantısında kürsü konuşması yapmama ve kameralar karşısına geçmeme kararı aldığı öğrenildi.

Meral Akşener’in seçim sonuçlarıyla ilgili kapsamlı, Millet İttifakı ile Cumhurbaşkanı adaylığı meselesini içererek asıl değerlendirmesini 24 Haziran’da kurultay açılışı konuşmasında yapması öngörülüyor.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Millet İttifakı’nın “altılı masa” modeliyle tarihe karıştığı, yerel seçimlerde iddialı duruş sergileneceği ve özellikle Cumhurbaşkanlığı seçiminin kaybedilmesindeki nedenler gibi başlıklarda 24 Haziran günü kurultayda sert mesajlar vermeye hazırlanıyor.

İYİ Parti, Ekim 2017’deki kuruluşundan sonra ilk girdiği seçim 24 Haziran 2018’de yüzde 9,96 oy oranıyla 43 milletvekili çıkarması ardından 14 Mayıs’ta ise, yüzde 9,69 oy oranıyla yine 43 milletvekili çıkardı.

Ancak 11 ildeki ortaklık kararı nedeniyle CHP listesinden aday gösterilmiş İstanbul milletvekili Ahmet Ersagun Yücel’in de seçilmesiyle 28’inci dönem TBMM’sinde 44 sandalye sahibi oldu.

Dolayısıyla İYİ Parti, seçim öncesinde hedeflediği en az yüzde 16-18’lik oy oranına ulaşamadı ancak milletvekili kaybı yaşamadı tam tersine 1 sandalye artışı sağladı.

Parti içerisinde milletvekili aday listesinde kendisine yer bulamaması, liste hazırlığındaki teamül yoklamasındaki memnuniyetsizlik gibi gerekçelerle yine de parti yönetimine yönelik şikayetler ve istifalar gündemde.

Meral Akşener ise, Cumhurbaşkanlığı seçiminin 28 Mayıs’taki ikinci turu öncesinde, 22 Mayıs günü İYİ Parti 3. Olağan Büyük Kurultayı yapılacağı kararını ilan etti. Bu karar uyarınca 24 -25 Haziran günlerinde yapılacak kurultayda neler olacağı merak konusu.

Akşener kurultay öncesi grup toplantısı yapmama kararı aldı

Seçimde Millet İttifakı’nın başarısızlık yaşaması üzerine Akşener, 28 Mayıs gecesi basın toplantısında ilk değerlendirmesini yapmıştı ve soruları da yanıtlamıştı.

“Seçmen bizim için en halis ölçüttür. Millet iradesi üstünde hiçbir irade yoktur. Milletimiz bu seçimlerde söyleyeceğini söyledi. Bize düşen mesajı anlamak anladıktan sonra gereğini yapmaktır. Millet iradesi başımızın tacıdır” diyen Akşener, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı öncesinde “kazanacak aday” çağrısı yaptığı sürecini üstü kapalı anımsatmıştı.

Akşener, “Biz milletimizin ilk günden beri dinleyerek hareket ettik. Milletimizin istekleri dışında hiçbir hırsın bulunmasına müsaade etmedik. Bunun yüzünden zaman zaman ağır eleştirilere maruz kaldık ve bedel ödedik” ifadesini kullanmıştı.

Meral Akşener’in kurultay öncesinde TBMM’de grup toplantısında kürsü konuşması yapmama ve kameralar karşısına geçmeme kararı aldığı öğrenildi.

Akşener’in seçim sonuçlarıyla ilgili kapsamlı, Millet İttifakı ile Cumhurbaşkanı adaylığı meselesini içererek asıl değerlendirmesini 24 Haziran’da kurultay açılışı konuşmasında yapması öngörülüyor.

Kurultayda yerel seçimler için yol haritası açıklanacak

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu’nun edindiği bilgilere göre, İYİ Parti’de kurultay için geri sayımı bağlamında Millet İttifakı’nın “altılı masa” versiyonu için “Bitti” görüşü ön planda.

Sadece Mart 2024 yaklaştığında CHP ile belki İstanbul, Ankara için ancak Mart 2019’a kıyasla çok daha az sayıda büyükşehir belediye başkanlığında sadece CHP adayı lehine aday çıkarmama yaklaşımı var.

Yerel seçimler için İYİ Parti yönetiminde “İlçe belediyeciliği yetinmeyeceğiz, il ve büyükşehir belediye başkanlıkları kazanarak yönetim kabiliyetimizi göstereceğiz” hedefi dillendirildi.

İYİ Parti’nin yerel seçimler kampanyasındaki ilk başlangıcı da kurultayda yapacağı ve Akşener’in de gelecek sürece ilişkin yol haritası açıklayacağı paylaşıldı.

Meral Akşener’in karşısında rakip aday çıkması beklentisi parti üst yönetimince “çok düşük ihtimal” olarak değerlendirilirken, ortak görüş “Genel Başkan güven tazeleyecek” şeklinde özetlendi.

Kurucular Kurulu Üyesi ve Merkez Disiplin Kurulu Başkanı Ethem Baykal ile Kurucular Kurulu Üyesi İsmet Koçak’ın ortak yazılı açıklamasıyla İYİ Parti içindeki aday çıkarma hazırlığı gibi gelişmeler içinse, “Demokratik partiyiz, tüm bunlar Kurucular Kurulu’nun WhatsApp grubumuzda yaşanıyor” yorumu yapıldı.

İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu da iki gün önceki Twitter paylaşımında, “Akşener’in etrafında kenetlenme ve yol haritası müjdesi” ifadelerini kullandı.

Mart 2024’teki yerel seçimler konusunda ise, İYİ Parti’deki üst düzey bir yetkili, “Muhalefet cephesi olarak bakıldığında büyükşehirleri kaybetmemek gerekiyor. Ama 2019’da anlayışla sıkıntılı ittifak olmasını sıkıntılı görüyoruz. Biz artık kendi parti kimliğimizi, hedeflerimizi ortaya koyacak bir irade sergilemek istiyoruz. Önemli ölçüde İYİ Parti olarak seçime girmek istiyoruz” görüşünü dillendirdi.

Yetkili, “Ama işbirliği sağlıklı olursa ikili ittifak (CHP ile) yapılması mümkün. Belki İstanbul, Ankara gibi yerlerde aday çıkarmayız ama henüz karar verilmesi için çok erken. Seçim yaklaşınca değerlendireceğiz. En azından bizim de büyükşehir belediyemiz neden olmayacak?

Önümüzdeki süreçte öncelikle her iki parti de kendi varlıklarıyla ilgili durumlarını netleştirecek ki sağlıklı bir anlaşmaya doğru gidelim. günün sonunda belediyeye seçim yaklaştığı tarihlerde, biz yine ülkemiz için belli iş birlikleri kurabiliriz. Bakarız duruma. Diğeri Ankara kaybedilecek. Sırf bu sebeple kaybediliyorsa biz orada fedakarlık yaparız” yorumunu da yaptı.

İYİ Parti neden altılı ittifak yapısına karşı çıkıyor?

Kurultay ile birlikte İYİ Parti’nin, Millet İttifakı’nın “altılı masa” şeklinde DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nin katılımlarıyla yürüttüğü süreç de tarihe karışacak görünüyor.

Meral Akşener’in imza attığı parlamenter sisteme geçilmesi kararı başta olmak üzere fikir birliği hazırlanmış çalışmalar konusunda İYİ Parti’nin tutumunu koruyacağı vurgulandı. Ancak “Millet İttifakı’nın son geldiği aşamada iktidar değişimi, Cumhurbaşkanlığı’nı kazanma ve parlamenter sisteme dönüş hedefinden uzaklaşarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığını sağlama amacına hizmet ettiği” eleştirisi var. Dolayısıyla seçim sonucu itibariyle Akşener’in ve İYİ Parti’nin artık altılı yapıdaki ittifak iş birliğinde olmayacağına kesin gözüyle bakılıyor.

İYİ Parti’deki üst düzey bir yetkili, özetle “Millet İttifakı’nda 2 ve 6 Mart toplantılarıyla ortak Cumhurbaşkanı adayı meselesinde, altı lider-altı parti arasında tam uzlaşma ile karar alınması yönündeki ilke çiğnendi. Kılıçdaroğlu ortak adaylığını arka planda diğer partilerle milletvekili pazarlığıyla İYİ Parti’ye de dayattı. Aday meselesine değin tam mutabakat ile karar alma ilkesiyle yol yüründü.

Meral hanım buna güvenmişti, tek kelimeye dahi itiraz edildiğinde uzlaşma aranırken, bizim “kazanacak aday” yaklaşımımız ve seçmen eğilimlerine ilişkin uyarılarımız yok sayıldı. Yüzde 60 oranında iktidara muhalif seçmen varken iktidar kazanılamadı. Seçmen bize Kılıçdaroğlu’nun adaylığıyla gelmeyin uyarısı yaptı, bunları Genel Başkanımız dinledi, bizler dinledik ve anlatmaya çalıştık, Meral hanım anlatmaya çalıştı. Ama ortak aday belirlenmesi özellikle son döneme bırakıldı” tespitlerini aktardı.

Benzer şekilde bir başka üst düzey yetkili de, “Benzer bir ittifak kurulması zor. Çünkü bu ittifak kaynaklı ciddi travmalar oldu. Millet İttifakı baştan itibaren kurulduğu gibi devam etseydi ama olmadı” değerlendirmesinde bulundu.

Dolayısıyla Millet İttifakı’nın “altı siyasi parti iş birliği” boyutu için “Bitti” yorumu yapılarak, gelecek yerel seçimlerde sadece CHP ile işbirliği seçeneğine işaret edildi.

Akşener yaz döneminde sahada olacak, seçmeni dinleyecek

İYİ Parti’nin kurultay sonrasındaki yol haritasına ilişkinse Meral Akşener’in miting tarzı buluşmalar değil öncesinde olduğu gibi il, ilçe ziyaretleriyle saha çalışması yapılacağı öğrenildi. İllerde seçmeni, taleplerini dinleyerek Akşener’in yerel seçimlerdeki olası adaylarıyla ilgili de fikir edineceği işaret edildi.

Akşener, kendisi gibi milletvekilleriyle tüm parti yönetimi ve teşkilatına yerel seçimlere odaklanma mesajı da verecek, seçmenden gelecek her türlü eleştiriye de kulak verilmesi esas olacak.

İYİ Parti’nin gelecek dönemki siyasi çizgisi içinse, “Türkiye’yi de yansıtan şekilde milliyetçi, demokrat, kalkınmacı” duruşun korunacağı belirtildi. Kuruluşundan beri olduğu üzere parti için asıl hedef ise, “merkez sağdaki esas parti olmak” olarak açıklanırken, şu dönemde Akşener’in 28 Mayıs gecesi söylediği gibi “muhalefet partisi olmak görevi yerine getirilecek” denildi.

Paylaşın

CHP’li Kuşoğlu’ndan “Kılıçdaroğlu Aday Olacak Mı?” Sorusuna Net Yanıt

CHP’li Bülent Kuşoğlu, “Kılıçdaroğlu’nun aday olmam, aday gösterilirim” sözlerine ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Partiden bir kesim muhakkak aday gösterecektir. Geçmişte de öyle oldu. Aday göstereceğiz ama Cumhuriyet Halk Partisi’nde bu yarış çok adil bir şekilde yapılır” ifadelerini kullandı.

Kemal Kılıçdaroğlu, “CHP’de kişiler önemli değil. Değişimin önünü açtık. Aday olup olmamanın hiçbir önemi yok. Kurultayda gidip de ‘Ben adayım’ demem. Ama getirip işi yine kişiye getiriyoruz. Değişim olmayan bir hayat var mı? Hayatın her alanında değişim var.

Partinin yetkili organları kimin aday olup olmayacağına karar verecektir. Bu partide herkes gelip genel başkanlığa aday olabilir. Ben kurultay kararı aldım, gelsin aday olacaklar çalışsın” demişti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu, Sözcü TV’de Deniz Zeyrek ve Saygı Öztürk’ün sorularını yanıtladı.

CHP’li Bülent Kuşoğlu, “Kılıçdaroğlu’nun aday olmam, aday gösterilirim” sözlerine ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Partiden bir kesim muhakkak aday gösterecektir. Geçmişte de öyle oldu. Aday göstereceğiz ama Cumhuriyet Halk Partisi’nde bu yarış çok adil bir şekilde yapılır” ifadelerini kullandı.

Belediye başkanlarına talimat

Öte yandan 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerinin ardından dün yeniden TBMM’deki parti grup toplantısında kürsüye çıkan Kılıçdaroğlu, konuşmasında dikkat çeken mesajlar verdi. Kılıçdaroğlu daha sonra CHP’li belediye başkanlarıyla buluştu.

Kılıçdaroğlu toplantıda, başkanlara yerel seçimlere yönelik görüşlerini iletti. Daha çok çalışma uyarısı yapan Kılıçdaroğlu’nun “Vatandaşla daha sık bir araya gelin, daha çok dokunun. Dertlerini dinleyin” dedi.

Öte yandan toplantı öncesi seçim sonuçlarını eleştiren ve CHP’deki değişim sürecine ilişkin Kılıçdaroğlu’na görüşlerini iletmek istediğini söyleyen başkanlar olmuştu. Toplantıda bu konuların “gündeme gelmediği” öğrenildi.

Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’ın haberine göre; toplantıya ilişkin bilgi veren başkanlar, “CHP’nin grup toplantılarına düzenli olarak belediye başkanları katılır. Bizim bu ziyaretimiz de öyleydi. Genel başkanımıza da yapılanın rutin bir ziyaret olduğunu, olayların basında farklı gözüktüğünü ilettik.

Ayrıca yerel seçimlerde daha iyi hazırlanmamız gerektiğini söyledik. Onun dışında kurultay ya da değişim gibi konular gündeme gelmedi. Kısa bir görüşme oldu. İddia edildiği gibi bir ‘değişim’ isteğimiz ya da ‘destek açıklamamız’ olmadı. Sadece rutin bir ziyaretti” dedi.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler Raporu: En Fazla Mülteci Türkiye’de

Türkiye’nin yaklaşık 3,6 milyon mülteciyle dünya genelinde en fazla mülteci nüfusuna ev sahipliği yapan ülke. Türkiye’yi, 3,4 milyon ile İran, 2,5 milyon ile Kolombiya ve 2,1 milyon ile Almanya takip etti.

Dünya genelinde 2022’de toplam 2,6 milyon sığınma başvurusu yapılırken, ABD’nin 730 bin 400 kişiyle en fazla başvuru alan ülke oldu. ABD’yi 217 bin 800 ile Almanya takip ederken, Costa Rika, İspanya ve Meksika da bu alanda ilk 5’te yer aldı.

Dünya genelindeki toplam mülteci sayısı yüzde 35 artışla (8,9 milyon kişi) 2022’nin sonunda 34,6 milyona ulaştı. Bu artış büyük ölçüde ülkelerindeki savaştan kaçan Ukraynalı mülteciler ile İran ve Pakistan’daki Afganistanlıların sayısının revize edilmiş tahminlerinden kaynaklanıyor.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK), “Zorla Yerinden Edilmede Küresel Eğitimler 2022” başlıklı raporunu açıkladı.

Raporda, geçen yıl 2021 sonuna göre yaklaşık 19 milyon artan zorla yerinden edilenlerin sayısının 108,4 milyona yükseldiği belirtildi.

Bu rakamın 62,5 milyonu ülke içinde yerinden edilenleri, 35,3 milyonu mültecileri, 5,4 milyonu sığınmacıları, 5,2 milyonu da uluslararası korumaya ihtiyaç duyan bireyleri kapsıyor.

Düşük ve orta gelirli ülkeler, dünya genelindeki mültecilerin ve uluslararası korumaya ihtiyaç duyanların yüzde 76’sına ev sahipliği yapıyor.

En az gelişmiş ülkeler zorla yerinden edilenlerin yüzde 20’sine ev sahipliği yaparken, mülteciler ve uluslararası korumaya ihtiyaç duyanların yaklaşık yüzde 70’i komşu ülkelerde yaşıyor.

En fazla mülteci Türkiye’de

Raporda, Türkiye’nin yaklaşık 3,6 milyon mülteciyle dünya genelinde en fazla mülteci nüfusuna ev sahipliği yapan ülke olduğu bilgisi yer aldı.

Türkiye’yi, 3,4 milyon ile İran, 2,5 milyon ile Kolombiya ve 2,1 milyon ile Almanya takip etti.

Ulusal nüfuslarına göre, Aruba Adası (nüfusunun 6’da 1) ve Lübnan’ın (nüfusunun 7’de 1’i) en fazla sayıda mülteciye ve uluslararası korumaya ihtiyaç duyan diğer insanlara ev sahipliği yaptığı kaydedildi.

Raporda, dünya nüfusunun yüzde 30’unu oluşturan çocukların, zorla yerinden edilenlerin yüzde 40’ını oluşturduğu bildirildi.

En çok başvuru alan ülke: ABD

Dünya genelinde 2022’de toplam 2,6 milyon sığınma başvurusu yapılırken, ABD’nin 730 bin 400 kişiyle en fazla başvuru alan ülke olduğu ifade edildi.

ABD’yi 217 bin 800 ile Almanya takip ederken, Costa Rika, İspanya ve Meksika da bu alanda ilk 5’te yer aldı.

Raporda, tüm mültecilerin ve uluslararası korumaya ihtiyaç duyan diğer kişilerin 6,5 milyon ile Suriye, 5,7 milyon ile Ukrayna ve 5,7 milyon ile Afganistan’dan geldiğinin altı çizildi. Buna göre korumaya ihtiyaç duyanların yüzde 52’si bu 3 ülkeden geldi.

Dünya genelindeki toplam mülteci sayısının yüzde 35 artışla (8,9 milyon kişi) 2022’nin sonunda 34,6 milyona ulaştığı da belirtildi.

Bu artış büyük ölçüde ülkelerindeki savaştan kaçan Ukraynalı mülteciler ile İran ve Pakistan’daki Afganistanlıların sayısının revize edilmiş tahminlerinden kaynaklanıyor.

Raporda, 5,7 milyon ülke içinde yerinden edilmiş kişi ve 339 bin 300 mülteci dahil yerinden edilmiş 6 milyondan fazla kişinin, 2022’de ülkelerine döndüğü aktarıldı.

114 bin 300 mülteci, sığınma başvurusu yapılan ülkeden onları kabul eden başka bir ülkeye transfer edildi. Bu oran da bir önceki yıla göre yarı yarıya arttı.

BMMYK’nin de 116 bin 500 mülteciyi yeniden yerleştirme için ülkelere teslim ettiği bilgisi paylaşıldı.

Raporda görüşlerine yer verilen BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, “Bu rakamlar bize bazı insanların çatışmaya girmek için çok hızlı ve çözüm bulmak için çok yavaş olduğunu gösteriyor. Sonuç, evlerinden zorla koparılan milyonlarca kişinin her biri için yıkım, yerinden edilme ve ıstıraptır” dedi.

Raporda, kalıcı çözümler için parlak bir tablonun olmadığı değerlendirmesi yer aldı.

Paylaşın