Bakan Şimşek’ten “HDP” Açıklaması: İlgili Birimlerimiz Konuyu Çalışıyorlar

AYM’nin HDP’ye hazine yardımına bloke konulması talebini reddetmesiyle ilgili olarak konuşan Bakan Şimşek, “İlgili birimlerimiz konuyu çalışıyorlar” dedi. AYM kararı sonrası Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın nasıl bir adım atacağı merak konusu olmuştu.

Haber Merkezi / Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) yeni dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) ilk grup toplantısına katıldı.

Toplantı öncesi gazetecilerin sorularını yanıtlayan Şimşek, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), Yargıtay Başsavcılığı’nın Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) hazine yardımına bloke konulması talebini reddetmesiyle ilgili olarak şunları söyledi: İlgili birimlerimiz konuyu çalışıyorlar.

Anayasa Mahkemesi’nin kararının ardından Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın nasıl bir adım atacağı merak konusu olmuştu.

Öte yandan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AYM’nin HDP’nin Hazine yardımının bloke edilmesi talebini reddetmesine dair yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı:

“Dünyadaki AYM kararlarında hukuk devletinin korunması için en güçlü tedbirler teröre karşı alınır. Terör, paylaştığımız bütün insani değerlerin düşmanıdır.

Burada AYM bu kararları alıyor ama, AYM, meşru mekanizmalar içinde elde ettiği hakları istismar ederek, teröre dönük olarak bir dayanak oluşturmaya çalışan, terör propagandasına dönük bu olarak kaynakları harcayan tutumlar karşısında herhangi bir değerlendirme yapmıyor.

Siyaset üzerinde 2 tür vesayet çıktı. Biri askeri vesayetti bugün de siyasetin belli bölümü terör örgütü vesayet altında tutmakta. AYM bu kararı ile teröre karşı alınacak tedbirler açısından zaaf oluşturacak karar almıştır.”

Ayrıca MHP lideri Devlet Bahçeli de, HDP’nin Hazine yardımına bloke konulması kararını reddeden Anayasa Mahkemesi’ni hedef almış, “Bunları şiddetle kınıyorum. AYM Kandil kuyruğundan ayrılmalıdır” ifadelerini kullanmıştı.

“Anlaşılıyor ki Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyeleri, söylediklerimizi hiç kale almıyor. HDP’nin istekleri doğrultusunda hareket etmeyi Türkiye’ye tercih ediyor” diyen Bahçeli, “Bu konumdan kurtulması için yeni bir anayasa hazırlanması lazım ve Anayasa Mahkemesi’ne şekil belirlemeli” demişti.

Ne olmuştu?

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 14 Mayıs’taki seçimlere katılmaması nedeniyle HDP’ye ödenen Hazine yardımına tedbiren bloke konulması talebine ilişkin karar verilmesine yer olmadığına hükmetmişti. Anayasa Mahkemesi, kararı oy birliğiyle almıştı.

Paylaşın

İYİ Parti’de Kurultay: Meral Akşener’in Karşısına Çıkacak Aday Belli Oldu

24 Haziran Cumartesi günü yapacak İYİ Parti, 3. Olağan Kurultayı’nda Günay Kodaz’ı İYİ Parti lideri Meral Akşener’in karşısında aday olacağı iddia edildi. Parti içi muhalefet, Akşener’e karşı aday çıkarıp çıkarmayacağını ise yarın açıklayacak.

Günay Kodaz, “Partinin kurumsallığa ulaşamadığını, gittikçe yapının bozulduğunu fark ettim. Partinin ideallerine örtüşmeyen bir kararlar süreciyle karşı karşıyayız. Biat edeceksek AKP’de MHP’de siyaset yapabilirdik” dedi ve ekledi:

“Yola çıktığımızda her şeyi bize soran bir Akşener, 8 yıl sonra geldiğimiz noktada hiçbir şekilde bizimle muhatap olmayan bir Akşener’e dönüştü. Akşener bize kapılarını kapattı. Bana görev verilirse layığıyla yaparım. O kürsüye çıktığımda kazanmak için çıkarım.”

İYİ Parti, 3. Olağan Kurultayı’nı 24 Haziran Cumartesi günü yapacak. Yeniden aday olacak Meral Akşener’in kongrede ittifakın geleceğine ilişkin de netleşen fikirleri aktaracağı belirtiliyor. Akşener’in seçim sonrası yalnızca Kurucular Kurulu’yla toplantı yapmadığı öğrenildi. Parti içi muhalefet olan Ortak Akıl Platformu’nun, Kurucular Kurulu üyesi Günay Kodaz’ı Akşener’in karşısına çıkaracağı iddia ediliyor.

Partinin A takımından oluşan muhalif isimlerin Akşener’in karşısına aday ve yeni bir kadro çıkarma hazırlıklarının devam ettiği ifade ediliyor. Parti içi muhalefet, Akşener’e karşı aday çıkarıp çıkarmayacağını ise yarın açıklayacak.

Muhalif grubun Kodaz’ı aday gösterme iddiası üzerine il başkanları Akşener’e destek açıklaması yaptı. Ancak, İYİ Parti Aydın milletvekili Ömer Karakaş’ın il başkanlarına “imza verilmemesi” şeklinde mesaj attığı öğrenildi. Kodaz’ın partinin bazı WhatsApp gruplarından çıkarılması da dikkat çekti.

“Genel başkan değişti”

Cumhuriyet’in haberine göre Kodaz, “Partinin kurumsallığa ulaşamadığını, gittikçe yapının bozulduğunu fark ettim. Partinin ideallerine örtüşmeyen bir kararlar süreciyle karşı karşıyayız. Biat edeceksek AKP’de MHP’de siyaset yapabilirdik.

Yola çıktığımızda her şeyi bize soran bir Akşener, 8 yıl sonra geldiğimiz noktada hiçbir şekilde bizimle muhatap olmayan bir Akşener’e dönüştü. Akşener bize kapılarını kapattı. Bana görev verilirse layığıyla yaparım. O kürsüye çıktığımda kazanmak için çıkarım” dedi.

Günay Kodaz kimdir?

İYİ Parti kurucu üyelerinden biri olan Avukat Günay Kodaz; İğde İlkokulunda ve İğde Ortaokulunda okudu. Lise eğitimini Çorum Sağlık Meslek Lisesinde tamamladı. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tamamladı.

Milli Eğitim Bakanlığında Uzman Tarih Öğretmeni olarak görev yaptı. Dil eğitimi için İngiltere’ye gitti ve The English Language Centre Eastbourne’de İngilizce eğitimi aldı. Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünü bitirdi.

Paylaşın

Millet İttifak’ı Ortağı Gelecek Partisi’nden Kılıçdaroğlu’na Destek

Yerel seçimlere ilişkin değerlendirmede bulunan Gelecek Partili Selçuk Özdağ, “Ben Kemal Kılıçdaroğlu ile seçimlere girilmesi gerektiğini ve herkesin bulunduğu konumlarını güçlendirmeleri gerektiğini düşünüyorum” dedi ve ekledi:

Bu isimler bir marka. Yerel yönetimler çok önemli. Yani burada 3 yıl olmuş olsaydı, derdik burada bir yarış olabilir. Ama bu partilerde ciddi şekilde problemler getirir. O nedenle Sayın Kılıçdaroğlu’nu yakınen tanıdım. Gördüğüm şu: Beyefendi, sabırlı.. Herkese şunu tavsiye edebilirim.”

Özdağ, açıklamasının devamında, “Siyasette yenilenin üzerine çok kişi gider, yenseydi şu an asrın kahramanı olacaktı. Ama olmadı. Olmayınca da böyle oluyor zaten. Ama gördüğüm şu ki: Bunu konuşanlar önce kendilerine bakmaları lazım” ifadelerini kullandı.

Millet İttifak’ı ortağı Gelecek Partisi’nden ise Kemal Kılıçdaroğlu’na destek geldi. Gelecek Partisi Muğla Milletvekili Selçuk Özdağ, Sözcü TV’de gazeteci Saygı Öztürk ve Deniz Zeyrek’in sorularını yanıtladı.

Seçim sonuçlarını değerlendiren Özdağ, seçimi kaybettiklerini ancak aynı zamanda da kazandıklarını vurguladı. Yerel seçimler için partilerin hazırlanmaya başlamalarını vurgulayan Özdağ, CHP’nin seçimlere Kemal Kılıçdaroğlu ile girmesini istediğini söyledi.

Özdağ şu ifadeleri kullandı:

“Ben Kemal Kılıçdaroğlu ile seçimlere girilmesi gerektiğini ve herkesin bulunduğu konumlarını güçlendirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Bu isimler bir marka. Yerel yönetimler çok önemli. Yani burada 3 yıl olmuş olsaydı, derdik burada bir yarış olabilir. Ama bu partilerde ciddi şekilde problemler getirir.

O nedenle Sayın Kılıçdaroğlu’nu yakınen tanıdım. Gördüğüm şu: Beyefendi, sabırlı.. Herkese şunu tavsiye edebilirim. Siyasette yenilenin üzerine çok kişi gider, yenseydi şu an asrın kahramanı olacaktı. Ama olmadı. Olmayınca da böyle oluyor zaten. Ama gördüğüm şu ki: Bunu konuşanlar önce kendilerine bakmaları lazım.”

Paylaşın

Erdoğan, Büyükşehirleri İstiyor: Mutlaka Kazanılmalı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere CHP’li 11 büyükşehir belediyesinin 31 Mart 2024’te yapılacak yerel seçimlerde “mutlaka kazanılması”, özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için “teşkilatların ve partililerin yaptığı çalışmalarının daha fazla görünür olması gerektiği” konusunda partilileri uyardığı belirtildi.

Öte yandan Cumhur İttifakı’nda, Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri sonrasında Millet İttifakı’ndaki “dağınık” görüntü ile birlikte yerel seçimler öncesinde “99 yerel seçimleri beklentisinin oluştuğu” da kaydediliyor. Özellikle Ankara ve İstanbul büyükşehir belediye başkanlıkları için 99 yılındaki yerel seçimler örnek gösteriliyor.

AK Parti MKYK önceki gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplandı. Toplantıda, 14 Mayıs ve 28 Mayıs’ta gerçekleştirilen seçim sonuçları ele alındı ve yerel seçimler için çalıma başlatıldı.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre başta İstanbul ve Ankara olmak üzere CHP’li 11 büyükşehir belediyesinin 31 Mart 2024’te yapılacak yerel seçimlerde “mutlaka kazanılması” gerektiğini ifade eden Erdoğan’ın MKYK toplantısında, Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında Ankara ve İstanbul büyükşehir belediye başkanları Mansur Yavaş ile Ekrem İmamoğlu’nun, “muhalefetin cumhurbaşkanı yardımcısı” sıfatıyla il il mitinglere katıldığını anımsattığı ifade ediliyor.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ikinci tur seçimleri kaybetmesiyle birlikte “İstanbul ve Ankara büyükşehir belediye başkanlarının da kaybettiğinin” belirtildiğine işaret edilen MKYK toplantısında Erdoğan’ın, “Ankara ve İstanbul’u rahat alırız. Çalınmadık kapı bırakmayın. İktidarın yaptığı icraatları sıklıkla anlatın” dediği kaydedildi.

Erdoğan’ın özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için “teşkilatların ve partililerin yaptığı çalışmalarının daha fazla görünür olması gerektiği” konusunda partililerini uyardığı belirtilirken, “İstanbul’daki çalışmalar görünür değil. Çalışmaları yoğunlaştırın ve görünür kılın. Gerekirse her kapıyı çalıp, icraatları anlatın” dediği ileri sürüldü.

99 seçimleri beklentisi

Öte yandan Cumhur İttifakı’nda, Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri sonrasında Millet İttifakı’ndaki “dağınık” görüntü ile birlikte yerel seçimler öncesinde “99 yerel seçimleri beklentisinin oluştuğu” da kaydediliyor. Özellikle Ankara ve İstanbul büyükşehir belediye başkanlıkları için 99 yılındaki yerel seçimler örnek gösteriliyor.

99 yılındaki yerel seçimlerde CHP’nin Murat Karayalçın’ı, DSP’nin ise Doğan Taşdelen’i aday gösterdiği ve “tabanları benzer nitelik taşıyan bu iki partinin aday göstermesiyle birlikte” seçimin galibinin yüzde 33.79 oyla Fazilet Partisi’nden Melih Gökçek’in olduğu ifade edilerek, “Millet İttifakı kapsamında DEVA ve Gelecek Partisi, CHP listelerinden parlamentoya girdi.

Şimdi DEVA, Gelecek ve Saadet Partisi’nin TBMM’de yeni bir grup kuracağı konuşuluyor. HDP’nin ise yerel seçimlerde bu kez büyükşehirlerde kendi adaylarını göstereceği tartışılıyor.

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: “Çözüm Atılımı” Hazırlığı

Türkiye, Rusya, İran ve Suriye Dışişleri Bakan Yardımcılarının Astana’daki görüşmesi öncesinde Suriye basınında yer alan haberlere göre, yeni Dışişleri Bakanı Astana öncesinde İstanbul ve Ankara’da gerçekleşecek bir etkinlik kapsamında Arap yetkililerle bir dizi temasta bulundu.

Girişilen angajmanlar parlamenterleri ve medyayı kapsıyor ve Suriye’deki çatışma kapsamında “önemli bir atılım” gerçekleştirmeyi amaçlıyor. Ancak bu girişimin Türkiye ve Suriye arasındaki uzlaşma açısından net bir yol açıp açmayacağının belirsizliğini koruduğu bildiriliyor.

Haberlere göre, bu gelişmeler doğrultusunda, Milli Güvenlik Kurulu’nun, Bakan Hakan Fidan ve yeni MİT Başkanı İbrahim Kalın’a Suriye’yle ilişkileri yönetmede tam yetki verdiği yazıldı. Türkiye’nin bu bağlamda Suriye’yle gündemdeki sorunları çözmek amacıyla kapsamlı hukuksal ve siyasal önlemler aldığı bildirildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 20-21 Haziran’da Kazakistan’ın başkenti Astana’da gerçekleşecek dörtlü toplantı öncesinde güvenlik, siyaset ve diplomasi bahsinde en önemli önceliğin Suriye’ye verildiği bir dizi acil gereksinimi onayladığı, dün Şam’ın rejim yanlısı basınının manşetlerindeydi.

Rusya ve İran’ın Esad’ı, NATO üyesi Türkiye’nin Esad karşıtı siyasal ve silahlı muhalefeti desteklediği iç savaşın patlak vermesinden 12 yıl sonra Rusya, Suriye, Türkiye ve İran, Suriye’nin geleceğini müzakere etmek üzere bir araya geliyor.

Dört ülkenin Dışişleri Bakanları 10 Mayıs’ta Moskova’da bir araya gelmişler ve Rusya bakan yardımcılarının bir yol haritası hazırlamakla görevlendirildiğini açıklamıştı. Astana gündeminde bu yol haritası olacak.

The Syrian Observer, Esad yönetimine yakın Asr Press’te yer alan bir yorumda, Ray el-Yevm gazetesinde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a yakın kaynaklara atfen Suriye konusunun son derece acil bir şekilde ele alındığını bildirdi.

Bugün gerçekleşen hazırlık çalışmalarındaki ikili görüşmelerde Çarşamba günü nihai biçimi verilecek yol haritasına ilişkin son düzenlemeler yapıldı ve ardından dörtlü görüşmeler başladı.

“Çözüm atılımı” hazırlığı

Suriye basınındaki haberlere göreyse, yeni Dışişleri Bakanı Astana öncesinde İstanbul ve Ankara’da gerçekleşecek bir etkinlik kapsamında Arap yetkililerle bir dizi temasta bulundu. Girişilen angajmanlar parlamenterleri ve medyayı kapsıyor ve Suriye’deki çatışma kapsamında “önemli bir atılım” gerçekleştirmeyi amaçlıyor. Ancak bu girişimin Türkiye ve Suriye arasındaki uzlaşma açısından net bir yol açıp açmayacağının belirsizliğini koruduğu bildiriliyor.

Gazete, bu gelişmeler doğrultusunda, Milli Güvenlik Kurulu’nun, Bakan Hakan Fidan ve yeni MİT Başkanı İbrahim Kalın’a Suriye’yle ilişkileri yönetmede tam yetki verdiğini yazdı. Türkiye’nin bu bağlamda Suriye’yle gündemdeki sorunları çözmek amacıyla kapsamlı hukuksal ve siyasal önlemler aldığı bildirildi.

Rusya “açıklık” istiyor

Asr Press, Türkiye-Suriye görüşmelerinin, özellikle Kremlin’in verdiği özel önem dolayısıyla Rusya’nın doğrudan gözetimi altında bu kez daha kapsamlı olmasının beklendiğini vurguluyor. Rusya’nın, başlangıçta Moskova’da kararlaştırılan Devlet Başkanları Esad ve Erdoğan arasında yapılması kararlaştırılan, ancak Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turu sonrasına bırakılan bir zirve toplantısının da ötesine geçme talebi de konuşulan konular arasında. Moskova, hızlı, taktik ve stratejik ilişkiler kurmanın yanı sıra iki ülke arasında kayda değer bir açıklık düzeyi yakalanmasını cesaretlendirmek istiyor.

Makale, Rusya’nın Suriye meselesinde söz sahibi Türk seçkinlerinin önde gelenlerinden biri olarak kabul edilen Hakan Fidan’a oynadığını vurguluyor. Moskovadakiler, Fidan’ın anlayış ve deneyiminin, tam bir bölgesel değişime yönelik bir açıklık düzeyi yakalanmasını sağlayabilecek önemli müzakereleri hızlandırabileceğine inanıyorlar.

Bu değişim güvenlik boyutunun ötesine geçiyor ve diplomatik ilişkileri yeniden kurmayı amaçlıyor. Bakan Fidan, Suriye ile karmaşık ilişkilerin yönetiminde yeni bir diplomatik yaklaşım, güçlü bir temele dayanan ve bir müzakere döneminden geçerek adım adım ilerleyen bir süreç öneriyor. Yoruma göre, Rusya’nın gözetiminde ilerleme kaydedilmesine rağmen, süreç henüz tamamlanmadı.

Gazete ayrıca, Türkiye’nin Suriye ile ilişkilerine ilişkin tüm detayları Rus tarafına açıklamamayı tercih ettiğini belirtiyor. Türkiye, ikili ilişkiler ve komşu ülkeler olmaktan kaynaklanan karmaşıklıklar konusunda belirli bir gizlilik seviyesini korumayı amaçlıyor.

The Syrian Observer, “Bu karmaşıklıklar arasında çekişmeli sınır sorunları, kapalı geçişler, doğal afetlerin ardından koordinasyon eksikliği ve sınır güvenliği kaygıları var. Müzakerelerin odak noktasını, terörizmin tanımı konusunda bir anlaşmaya varılması oluşturuyor. Türkiye, Suriye topraklarındaki ‘terörizm’den doğrudan etkilendiğini söylüyor.” diye yazıyor.

Normalleşme sürecinin ilk adımı 28 Aralık’ta atıldı

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atıldı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alındı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirildi.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım oldu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtildi.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yineledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan “Genel Başkanlığa” Devam Mesajı

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Hiçbirimizin, hiçbir CHP’linin umutsuzluğa kapılma hakkı da yetkisi de yoktur. En zor koşullarda Türkiye’yi aydınlığa çıkarmak bizim görevimizdir, tarihin bize yüklediği bir görevdir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Açık ve net söylüyorum değil altılı masa, Türkiye’nin aydınlığa çıkması için gerekirse 16’lı masa kuracağım. Yeter ki Türkiye’yi aydınlığa çıkaralım. Bu Düyun-u Umumiye kabinesini mutlaka ama mutlaka göndereceğiz, bunun onuru 25 milyon kişiye ait olacak.”

Konuşmasında, bugün açıklanan yeni asgari ücrete de tepki gösteren Kılıçdaroğlu, asgari ücretin en az 15 bin lira seviyesinde olmasının gerektiğini söyledi ve ekledi:

“Beni şaşırtan Türk-İş başkanının buna hiç itiraz etmemesi. Makul diyor. Aynı Türk-İş’in yaptığı başka bir açıklama var; Bekar bir çalışanın yaşama maliyeti 13 bin 430 TL. Siz buna itiraz etmeyeceksiniz. Bu doğru değil. İşçinin hakkını ve hukukunu korumak sendikanın görevidir. Sendika iradesini Saray’a ipotek etmişse, sendika olmaktan çıkar. Hukuktaki adı ‘Sarı sendikalık’tır.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşması şöyle:

“Biz CHP olarak elbette ki her soruna değiniyoruz ve nasıl çözülmesi gerektiği yönünde düşünlerimizi ifade ediyoruz. Başlangıcı üzüntülü bir haberle yapalım. Kenan Nuhut, önemli bir sporcuydu, yol arkadaşımızdı. Ağır bir hastalığı uzun süre yaşadı, sonunda onu sonsuzluğa uğurladık. Yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Allah rahmet eylesin.

Bir deprem felaketi yaşadık. 11 ilimizde büyük acılar yaşatan ve hepimizin yüreğini oraya taşıyan bir deprem felaketi yaşadık 50 binin üzerinde insanımız hayatını kaybetti. Yaralılar var. Kolunu, bacağını kaybedenler var. Hala yaraların sarılmadığını hepimiz biliyoruz ama yüreğimiz hala o bölgede. O insanların bu ülkede huzur içinde yaşamaları için, acılarının en azından giderilmesi için hepimize düşen görevler var. Depremden hemen sonra bir cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıktı. O bölgede evi, iş yeri yıkılan insanlarımızın doğalgaz ve elektrik borçlarının silinmesi yönünde. Aradan bir süre geçti.

Evi yıkılmayan ama kısmen oturulabilen durumda olan pek çok depremzedeye faturalar gelmeye başladı. Depremi yaşayan, o büyük travmayı yaşayan insanlara en azından 85 milyon olarak katkı vermek istedik. Kampanyalar açtık, belediye başkanlarımız o bölgelere gittiler. Şimdi bu faturaların gelmesi doğru değil. En azından yıl sonuna kadar deprem bölgesindeki en azından evlerin faturalarını bizler ödeyebiliriz. “Paramız yok” diyecekler. Hayır efendim paramız var. Depremden hemen sonra bir kampanya açıldı. “Türkiye Tek Yürek” kampanyası 213 televizyonda ve 512 radyoya yayınlandı. Herkes katkı vermeye çalıştı. Taahhüt edilen para 115 milyar 146 milyon 528 bin lira.

Bende bir aylığımı hemen ertesi hafta götürdük. 115 milyar liranın 74 milyar lirası yatırılıyor, 41 milyar lirası hiç yatırılmadı. Kim bu parayı ödemeyenler? Ben taahhüt ettiğim parayı ben ödemeseydim şimdi bütün havuz medyası aylarca yayın yapardı. Acaba bu paraları ödemeyenler beşli çeteler mi, yandaşlar mı? Nerede bu paralar? Kim ödemedi? Belediyelerden şu anda kesintiler biraz daha arttı. İller Bankası parayı kesiyor. En azından deprem bölgesindeki belediyelerin parasını kesmeyin.

Sinan Aygül, Tatvan Belediyesi’ndeki bir olayı gündeme getiriyor. Bu gazeteci arkadaşlarımız bölgedeki tüm yolsuzluk haberlerini yapan yürekli bir gazeteci. Belediye Başkanının korumaları tarafından linç edildi. Kendisini aradım, geçmiş olsun dileklerimi ilettim. Hukuk desteğini her ortamda, her zaman verebileceğimizi aktardım.

Geçen hafta söz etmiştim. Türkiye Cumhuriyeti’nin herhangi bir vatandaşı milletvekili olmak isterse kuralları var, yasaları var. Başvurusunu yapar, YSK onaylar, onayladıktan sonra seçime girer. Tutuklu bir arkadaşımız var. TBMM’nin 600 milletvekilinden birisi, Can Atalay tutuklu. Seçimi kazandı, mazbatasını da aldı. Parlamentoya gelip yemin edemiyor. Anayasaya aykırı, demokrasiye aykırı. Sayın Numan Kurtulmuş, asıl sorumlu sensin. Onu oradan çıkaracaksın, gelecek ve yeminini edecek.

Bir gazete nasıl olur da 3 milyon liraya yakın bir reklamı verir Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı seçilmesin diye. Yeni Şafak’tan bahsediyorum. Hangi şafak, hangi yenilik, hangi ahlaki değerler? Sen gazetesin beni övmek zorunda değilsin ama objektif olmak zorundasın. Kalemini, iradeni saraya ipotek etmemek zorundasın. Facebook hesaplarından 3 milyon liraya yakın bir para harcıyor.

Benim için, benim seçilmemem için harcıyor. Bu nasıl bir gazetecilik, ahlak anlayışıdır? 3 milyon lirayı nereden buldun sen, kim verdi sana parayı. Maliye Bakanına çağrı yapıyorum. Dürüst, ahlaklı bir insansan o 3 milyon lirayı inceleyeceksin. Hakarete varan bir sürü laflar var. Dava açacağım. Geçen hafta kalemini satan gazeteciler demiştim. Bazı gazeteciler çok sert bir ifade olduğunu söylemişlerdi. Doğrudur, belki öyle bir ifade kullanmasam da olurdu. Ama iradesini saraya satan gazeteci varsa eleştirmek benim hakkımdır.

İstanbul, bizim içinde, Türkiye içinde, dünya içinde önemli bir merkezdir. Erdoğan boşuna “İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder” demiyordu. Evet, oylarını 2002’deki rakamlara indirdik. Ne olursa olsun, hala “Ben İstanbul’u nasıl alabilirim, rantından nasıl faydalanabilirim” arayışı içinde. Belki unuttuk, telefon edip İstanbul’un kupon arazilerini benim bilgim dışında satamazsın diyen oydu. İstanbul’un kupon arazilerinin Erdoğan ile ne ilgisi var diyeceksin? Haramzadeler doymazlar.

İstanbul’da Ekrem başkan kazandıktan sonra bir miting yaptık. Bir işçi bana “İlk kez İBB bizi toplayıp bir mitinge götürmedi” diye mesaj atmıştı. “İstanbul’a ihanet ettik” diye kendi itirafı var. Demek ki ihanete doymamış olacak ki ihanete devam etmek istiyorum diyor. Aç tavuk kendisini buğday ambarında görürmüş. Sultanahmet Camii’nin o görkemli yapısını bile ranta teslim ettiler. Gökdelenler, milyonluk dairelere, beşli çeteler, uyuşturucu baronları. Bütün bunların tamamının İstanbul’da yaşandığını biliyoruz. Şimdi İstanbul’a kabus gibi çöken baronlardan temizlemeye çalışıyoruz.

Ekonomide halkın ne kadar zor durumda olduğunu hepimiz biliyorum. Asgari ücret 11 bin 402 lira oldu. Beni şaşırtan Türk-İş başkanının buna hiç itiraz etmemesi. Aynı Türk-İş’in yaptığı bir açıklama var. “Bekar bir çalışanın yaşama maliyeti 13 bin 439 lira” diye. İşçinin hakkını ve hukukunu korumak sendikanın görevidir. Eğer sendika iradesini saraya ipotek etmişse sendikacı olmaktan çıkar. Makulü 15 bin lira civarındadır. Bu da kabul görmedi. İşçinin hakkını ve hukukunu savunmak yine bize düştü.

“Bir beka sorunumuz var” derler, hatta bazen “Kılıçdaroğlu bir beka sorunudur” derler. Beka nedir? İç tehditler, dış tehditler, anayasal düzen bunlar bekadır. Devlet koruyucu olacak. Türkiye’de bir beka sorunu var mı? Evet, var. Özellikle son cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’a oy veren vatandaşlarıma seslenmek istiyorum. Türkiye’nin gerçek anlamda bir beka sorunu vardır. 1. Eğer devleti yöneten kişi mal varlığı dolayısıyla teslim alınmışsa, eleştirilere tek cümle kuramıyorsa o teslim alınmış kişidir. O kişi devletin en tepesindeyse Türkiye için bir beka sorunudur. 2. Gazi Mustafa Kemal’in iki temel ilkesi vardır. Siyasi bağımsızlık ve ekonomik bağımsızlık. Eğer ekonomik olarak birilerine bağımlıysanız, Türkiye’yi birilerine teslim etmişseniz beka sorunudur. 3. Türkiye’nin iradesi satıldı.

İstanbul’da bir cinayet işlendi. Kaşıkçı cinayeti. Eğer bu ülke bağımsızsa ve gerçekten saygın bir ülkeyse cinayet burada işlendiyse davanın burada görülmesi gerekir. Ama bu yapılmadı. Para için Türkiye’nin, yargının iradesi satıldı. Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin iradesini satmıştır. Şimdi “Dava açacağım” diyecektir. Açmazsanız namertsiniz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne zamandan beri dilenci durumuna düştü? İşte bu beka sorunudur. Türkiye ilk kez tarihinde bu kadar açık ve net bir beka sorunu yaşıyor. Öyle bir teslim alınmış ki “BOP’un eşbaşkanıyım” dedi. Emevi camiisinde namaz kılacaktı, milyonlarca Suriyeli geldi. Sınır diye bir şey kalmadı. Hangi ülke bu pozisyonda? Devletin iradesini sattılar. 85 milyonun iradesini sattılar. Elin oğlu rahat etsin diye, bütün sıkıntı bizim başımıza yıkıldı. Beyleri borçlandırdılar, teslim aldılar. Beka sorunu budur işte.

Bugün aynı zamanda Dünya Mülteci Günü. Avrupalılar rahat etsin diye bütün sıkıntıyı biz çekiyoruz. Niye kan dökülürken sesiniz çıkmadı? Demokgrafik yapımız değişiyor. Diyorlar ya “Biz milliyetçiyiz” diye. Hepsi palavra. Türkçe bilmeyen adama vatandaşlık veriyorsunuz, para için. Bu gelip oy kullanıyor. Bir ülkenin itibarı bu kadar mı ayaklar altına alınır? Bütün dünya bize gülüyor. Artık bu ülkenin, ülkeye ihanet edenlerden kurtulması lazım.

Seçimler bitti. Ne yapacaklar? Uyuşturucu baronları zaten yerlerinde. Türkiye’de hesaplaşıyorlar. Bir de uluslararası tefeciler var. Onlar Türkiye’ye para vermiyorlar, faiz düşük diyorlar. “Faizi yükselteceksin” diyorlar. Erdoğan, “Nas, Allah, Peygamber” demiş “Faiz haramdır” demiş. Nasıl yükseltecek? Tükürdüğünü nasıl yalayacak? “Sen yapma, sana bir tane Maliye Bakanı bulalım, onu getir” dediler. “Merkez Bankası’na da buluruz, ABD’de var bu işleri yapan onu da getiririz” dediler. “Şimdi yerel seçimlere kadar ufak ufak arttırın, ondan sonra dolar bazında yüzde 40 olmazsa parayı getirmeyiz” dediler.

Şimdi buradan Erdoğan’a oy veren bütün vatandaşlarıma sesleniyorum. Dünyada hangi devlet dolar bazında yüzde 40 faiz verir? Verecekler, göreceksiniz. İşte bu beka sorunudur. Tefeciler, “Bizim söylediklerimizi getireceksin. Onlar bize güven veriyor. Biz dolar bazında yüzde 40 faiz alacağız” diyorlar. E Nas? O dünde kaldı. E din, iman? O da dünde kaldı. E ahlak? O da dünde kaldı. Hayatımda bu kadar ahlaksız bir siyaset, Türkiye’ye ihanet eden böyle bir siyaset hiç görmedim. CHP’nin yoğunlaşması gereken alan budur. Türkiye ciddi bir beka sorunu yaşıyor. Nasıl Milli Kurtuluş Savaşı sonrası Kuvâ-yi Milliyeciler bu partiyi kurduysa, aynı noktadayız. Bu Düyun-u Umumiye hükümetini ne yapıp yapıp göndereceğiz.

Hiçbirimizin, hiçbir CHP’linin umutsuzluğa kapılma hakkı da yetkisi de yoktur. En zor koşullarda Türkiye’yi aydınlığa çıkarmak bizim görevimizdir, tarihin bize yüklediği bir görevdir. Açık ve net söylüyorum değil altılı masa, Türkiye’nin aydınlığa çıkması için gerekirse 16’lı masa kuracağım. Yeter ki Türkiye’yi aydınlığa çıkaralım. Bu Düyun-u Umumiye kabinesini mutlaka ama mutlaka göndereceğiz, bunun onuru 25 milyon kişiye ait olacak.”

Paylaşın

CHP’li Cihaner’den Kılıçdaroğlu’na Eleştiriler: Gemi Su Alıyor

Seçim yenilgisi sonrası Kılıçdaroğlu’nun verdiği mesajları eleştiren İlhan Cihaner, CHP liderinin “Gemiyi limana sağlam götürmek kaptanın görevidir” sözlerine ilişkin, “Gemi su alıyor, her şeyden önce bunu görmeleri lazım. Kaptan köşkündekiler, su alan yerleri tıkayabilmek için geminin en altında, sintine bölgesinde itiraz edenlerin sözlerine kulak vermeli” dedi.

“Umutsuz yaşam olmaz” diyen İlhan Cihaner, konuşmasının sonunda şunları aktardı: Ama boş bir iyimserlik de olmaması lazım. Umut eğer mücadeleyle, sorumluluk almayla beslenmezse sonu daha büyük yıkıma ve hayal kırıklığına dönüşür.

Eski Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekili ve ‘Gelecek için Biz’ hareketinin kurucusu İlhan Cihaner, seçim yenilgisi sonrası Kemal Kılıçdaroğlu’nun verdiği mesajları eleştirdi.

Radyo Sputnik’te Atilla Güner’le Akşam Postası’na konuşan Cihaner, CHP liderinin “Gemiyi limana sağlam götürmek kaptanın görevidir” sözlerinin hatırlatılması üzerine “Gemi su alıyor, her şeyden önce bunu görmeleri lazım. Kaptan köşkündekiler, su alan yerleri tıkayabilmek için geminin en altında, sintine bölgesinde itiraz edenlerin sözlerine kulak vermeli” diyerek şunları aktardı:

“Sonuçta gemiyi tamir edecekler olanlar da aşağıdakiler. Bu yapılırsa CHP’nin Türkiye’nin geleceğinde pozitif olarak var olacağı kanaatindeyim ve umudum da var. Kazanmak için sağ politikalara mahkum olmak kabul edilemez. Önüne hangi iddiayla giderseniz gidin, seçmenin değişmeyeceği algısına dayalı bir yaklaşım siyaset yapmayı imkansız hale getiriyor. Bunun öteki ucundaki politika en uç düzeyde zaten denendi, on yıldır deneniyor.

Artık ne yapılabilir? Laiklik tartışmaları görmezden gelindi, sağın ne kadar eski ve sol düşmanı figürü varsa kahramanlaştırıldı ve kadrolar onlardan oluşturuldu. Demek ki bu yoldan gitmenin CHP’ye oy artışı sağlamayacağını bir kere tespit ettik. Bunu halen nasıl söyleyebiliyorlar bilmiyorum. “CHP değişti, artık eski CHP değil“ diye özellikle AK Parti’den kopmuş, muhafazakar ve siyasal İslamcılar CHP’yi ne kadar alkışlamışlardı. Geldiğimiz noktada CHP oyunu arttıramadı.

O zaman bir de bizim dediğimize kulak verin, bir de bunu deneyelim değil, bir siyasi partide siyasi örgütlenmede olması gereken temel varlık nedenini ortaya koyuyoruz. Parti kendisini ideolojik ve programatik olarak tanımlamak zorunda. Bu parti sosyal demokrat parti midir? Tabi ki öyle olmalıdır.”

Cihaner, “İlk turda sığınmacılara farklı bir şekilde yaklaştık, ikinci turda neredeyse aşırı sağcı dil kullandık. Avrupa’da siyaset yapsa belki yasaklanma riskiyle karşı karşıya kalabilecek bir söylemi kullandık. Kayyum politikalarının devam ettirileceği yaklaşım ortaya konuldu.

Bu siyaseten intihar anlamına gelir ki intihar da ettik. Sosyal demokrat olmayı bir kenara bırakın demokrat bir parti kayyum politikalarını savunabilir mi? Süleyman Soylu, ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan HDP belediyelerinden rahatsızım dedi ben de iki gün içerisinde hepsine el koydum’ dedi. Bunu neresinde hukuk var? Erdoğan emir vermiş, Soylu gereğini yapmış” dedi.

İlhan Cihaner, ‘’CHP’ye bir şekilde vaziyet etmiş parti elitleri, ara kademe yönetici ve oy verenler arasında her zaman belli boyutta bir makas olur ama CHP’nin ve bizim, CHP’de siyaset yapmamızı, umutla mücadele etmemizi sağlayan şey CHP’nin tabanı. Taban, ideolojik tutuma çok daha yatkın ama bir bakıyorsunuz oradan bambaşka bir karar çıkıyor. Bu ayrışmalar oldukça yapay ayrışmalar. Genel başkan seçim döneminde, ‘CHP’li ülkücüler’ dedi.

CHP’nin tabanında partiden ayrılacak, partiyi zaafa uğratacak bir yapı yok ki. Bunu üst düzeyde yaparsanız organik olmayan bir bölünme ve zayıflamaya yol açarsınız. İdeolojik netleşmeyi ve programatik netleşmeyi koyarsanız CHP çok güçlü bir şekilde yoluna devam eder. İlk turda genel başkanın sığınmacılar konusunda yayınlamış olduğu video ayakları yere basan, toplumun kaygılarını da anlayan bir yaklaşımdı ama sonrada “Hepsini göndereceğiz nokta” denildi.

Bu seçmenin de oy verecek olan seçmenin kafasını karıştıran ve doğal olmayan bir yaklaşımdı. CHP’nin dinamiklerinin bir denge aşamasında olduğunu ama elitler arasında bir pazarlık unsuru haline dönüştürülürse bölünmeye yol açabileceği kaygısını taşırım. Bunun da Türkiye demokrasisi için iyi olmayacağı kanaatindeyim” ifadelerini kullandı.

‘Umudumuzu yitirmedik’

“Umutsuz yaşam olmaz” diyen Cihaner şunları aktardı: Ama boş bir iyimserlik de olmaması lazım. Umut eğer mücadeleyle, sorumluluk almayla beslenmezse sonu daha büyük yıkıma ve hayal kırıklığına dönüşür.

Paylaşın

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan “Asgari Ücret” Mesajı

Yeni asgari ücrette ilişkin sosyal medya hesabından bir mesaj paylaşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İşçi ve işveren tarafları başta olmak üzere, uzlaşı kültürü içerisinde asgari ücretin belirlenmesinde emeği geçen tüm paydaşlara milletim adına teşekkür ediyorum” dedi.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yeni asgari ücretin açıklanmasının ardından bir mesaj paylaştı. Erdoğan, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajda şu ifadelere yer verdi:

“Asgari ücret Temmuz ayından itibaren net 11 bin 402 TL olarak uygulanacaktır. Milletimize hayırlı ve uğurlu olsun. İşçi ve işveren tarafları başta olmak üzere, uzlaşı kültürü içerisinde asgari ücretin belirlenmesinde emeği geçen tüm paydaşlara milletim adına teşekkür ediyorum.”

Asgari ücret 11 bin 402 TL

Asgari Ücret Tespit Komisyonu bugün üçüncü kez toplandı. Toplantıya Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Türk-İş ve TİSK başkanları da katıldı. Çalışma Bakanı Vedat Işıkhan toplantının ardından asgari ücret zammını açıkladı. Ara zamla birlikte asgari ücret 11 bin 402 TL oldu.

Bakan Işıkhan “Asgari ücret 1 Ocak’tan itibaren bir yıl geçerli olan bir şeydir. Bugünkü açıklama çalışanlarımızın enflasyona ezdirilmemesi için yapılan bir ara zamdır,” ifadelerini kullandı.

Türk İş Genel Başkanı Ergün Atalay da “İnşallah bu enflasyon kontrol altına alınır, zamlar olmaz. Asgari ücreti artırıp enflasyon belli bir noktaya gelmezse önemi kalmıyor. Marketteki fiyatların bir an önce kontrol altına alınması gerekiyor,” dedi.

TİSK Başkanı Özgür Burak Akkol ise “Dengeli bir rakam için çalıştık. Bütün imkânlarımızı sonuna kadar zorlayarak istihdamını gözeten bu rakama evet demenin memnuniyeti içindeyim,” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da “Süreci ortak akıl, istişare ve uzlaşı ile neticelendiren işçi ve işveren temsilcilerimize teşekkür ediyorum,” ifadelerini kullandı.

Asgari ücrete ara zam için görüşmeler 13 Haziran’da başlamıştı. İkinci toplantı ise 19 Haziran’da gerçekleştirilmişti. Asgari ücret ara zam öncesinde bir işçi için aylık brüt 10 bin 8 lira, vergiler ve kesintiler düştüğünde net 8 bin 506 lira 80 kuruş olarak uygulanıyordu.

Seçim öncesinde asgari ücrete verileceği vaat edilen 500 dolar sınırının altında kaldı. Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin asgari ücretin 500 dolardan az olmayacağını açıklamıştı. Seçim sonrası ise bu vaat gerçekleşmedi. Yeni asgari ücret tutarı olan 11 bin 402 lira şu anda 482 dolar yapıyor.

Paylaşın

MHP Lideri Bahçeli’den Faiz Artışına Yeşil Işık

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Ekonomik sorunlar hepimizin malumudur. Güven ortamını gerçekleştirmek hepimizin görevidir. Türkiye enflasyon kuşatmasını yaracaktır. Milletimizi kur dalgalanmalarına karşı emniyete almak, alım gücünü istikrar içinde tutmak, alın terinin karşılığını adil dağıtmak ekonomi yönetiminin sorumluluğudur. MHP’nin faize karşı bakışı bellidir. Faiz artışı yatırımı caydıran, üretime çomak sokan politik bir tercihtir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Sorunlar hepimizin malumudur. Fiyat istikrarını bozucu etkenler oldukça fazladır. Güven ortamını kalıcı hale getirmek vazifemizdir. MHP, yeni kabinenin ekonomi politikalarına güvenmektedir. Ekonomi politikaları bütün halinde uygulanıp dengelediği sürece başarılı olacaktır. Türkiye’nin küresel ekonomide aldığı oran makul ve memnun edici değildir. Gelirlerin yükseltilmesi akla gelen ilk çaredir.”

Devlet Bahçeli, 2024 yılında yapılacak olan yerel seçimlere de değinerek, “Siyasi mücadelemizi şevkle sürdürmek durumundayız. Her an seçim olacakmış gibi bütün demokratik ihtimallere hazır olmalıyız. MHP, bu seçimlere hazırlık sürecini başlattı. Birinci stratejik hedefimiz, mevcut belediye başkanlarımızı muhafaza ederek, daha çoğunu eklemektir.

İkinci stratejik hedefimiz, Cumhur İttifakı’nın doğasına uygun hareket edip, muhalefet partilerinin yönetimindeki belediyelerin makus hallerine son vermektir. İstanbul, Ankara, İzmir, büyükşehir belediyeleri başta olmak üzere; il belediyelerinin, ilçe ve belde belediyelerinin, Türkiye’nin yükselen itibarına uygun yönetilmesi tarihi önemdedir.

İstanbul, beş yılını kaybetmiş, tarihin gerisine düşmüş, kaos, kriz ve karmaşa dünyanın en büyük Türk kentinin önünü kesmiştir. Aynı durum Ankara, İzmir, Adana, Antalya, Mersin, Tekirdağ, Eskişehir, Muğla, Aydın, Hatay büyükşehir belediyeleri için de geçerlidir. Türk milleti, mahalli idarelerin üzerine düşen zillet gölgesinden kurtulmalıdır. CHP’nin ve diğer zillet partilerinin yönetimi altındaki belediyelerin, hürriyet ve haysiyetlerine kavuşmalarına şahit olacağız.” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında konuştu. Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Geçtiğimiz hafta bir yanda 2022-2023 Eğitim Öğretim Yılı sonlanıp yaz tatili başlarken diğer yanda da Yükseköğretim Kurumları Sınavı yapılmıştır. Bildiğiniz üzere, Türkiye’miz genç nüfus açısından büyük bir hazineye sahiptir. Elbette bu hazine istikbal ve istiklalimizin da haznedarıdır. Güvenli, gelişmiş ve huzurlu bir gelecek öncelikle Türk gençliğinin eli, emeli ve erdemiyle yeşerip güvenceye kavuşacaktır. Kuşkusuz bugünün fidanları yarınların köklü çınarları olacaktır. Çocuklarımız geleceği meşale gibi aydınlatacaktır. Dava ve iddia sahibi, akıl ve ahlak sahafı, sevgi ve hürmet sadareti, hamiyet ve haysiyet burcu, şahsiyet ve şecaat sahnesi, vatan ve millet sevdalısı genç dimağlar Türkiye’mizin yegâne kuvvet ve kudreti olmaya namzettir.

Onların ruhlarına huruç edip gönüllerini tavaf ettiğimiz takdirde özlem ve hissiyatlarını öğrenmemiz pek tabii mümkündür. Vicdan, iyiyle kötüyü ayırt etme kabiliyetidir. Şuur, insanın iç âlemini tanıtan ve tanımlayan kaynaktır. Eşzaman içinde hem şuurlu hem de vicdanlı olmak insanın varlığında tezahür ve tekemmül eden ilerleyişe delalettir. Eğer bu ilerleyiş topyekûn olursa, eğer bu ilerleyiş sayesinde yürekler topluca vurursa geleceğin kilitli kapıları açılacak; nihayet kifayetli ve kişilikli nesiller altın bir çağın mimarbaşılığına iman ve iradeleriyle terfi edeceklerdir.

Esasen çağa ve zamana yönelik mesajlarımızın taşıyıcı kolonu gençlerdir. Nereden gelip nereye gittiğimizin farkına varan, medeniyetler ve milletler mücadelesindeki konum ve koordinatlarımızı sorumlulukla kavrayan bir gençlik yıkılmaz kale, inmeyen sancak, düşmeyen inanç, vazgeçmeyen atılganlık, geri adımı olmayan taarruz bilincidir. Hayat, okulla ev arasında gidip gelen rutin bir güzergâh değildir.

Veya hayat sadece eğlenme, gezme, yeme, içme ve safa sürme bohemliğinden ibaret de görülmemelidir. Her şeyi tadında ve kıvamında yapmak, bir anlık aymazlıkla koca bir hayatı kuru ve yaprak dökmüş bir ağaca çevirmekten sakınmak lazımdır. Zaman dediğimiz kesintisiz işleyen değirmen insanı yıllar içinde öyle ya da böyle öğütmekte, kimisini un ufak, kimisini de ailesine, çevresine, milletine ve ülkesine hayırlı beşerî mamul haline getirmektedir.

Geçmişte hüzünle alınan karneler, kaygıyla girilmiş sınavlar bir zaman sonra yalnızca tebessümle hatırlanıyor. Günü geldiğinde anılar geçidi tıpkı bir merasim bölüğü gibi gözümüzün önünde canlanıyor, mazinin sevinç ve üzüntüsü aynı hissiyatla kucaklanıyor. Mesele karnenin muhtevası, notların düşük ya da yüksekliği değil, onu alan iradenin saf gönlü, samimi terbiyesi, insani ve vicdani tecelli seviyesidir. Ülkemizde 19 milyonu temel eğitim ve öğretimde, 8 milyonu da yükseköğretimde olmak üzere yaklaşık 27 milyon öğrenci vardır. Bu sayı pek çok ülkenin nüfusundan katbekat fazladır. İşte zenginlik de buradadır. Bize düşen öğrencilerimizi ve gelecek nesillerimizi o sınavdan çıkarıp bu sınava sokarak hayatı çoktan seçmeli test mekaniğine, kısır döngü halini almış tekdüze öğretim mantığına havale etmemektir.

Himmetsiz gayret yapay, gayretsiz himmet yavandır. Gayret gençlerimizden, himmet de aileleri, öğretmenleri ve siyasi sorumluluk taşıyan bizlerin görevidir. Biliyor ve inanıyorum ki, Türk ve Türkiye Yüzyılı hedeflerine ulaşmanın koçbaşı gençlerimizdir. Büyüğünü sayan, küçüğünü seven; damarlarında tarih ve kültürümüzün mirasını taşıyan, dosta dost, düşmana da korkusuzca meydan okuyan bir gençlik Türkiye’nin baş tacıdır. İradesini, imanının ve ülkülerinin emrine amade etmiş bir gençliğin önünde hiçbir engel duramayacaktır. Zamanın ruhu neyi işaret ederse etsin, teknolojik gelişmelerin boyutu nereye ulaşırsa ulaşsın, endüstri devrimlerinin derecesi ne olursa olsun, sahip olduğumuz beşerî cevherin adı Türk gençliğidir, üstelik alfabenin hiçbir harfiyle de sınırlandırılıp tasvir edilemeyecektir.

O gençlik ki, dinini, dilini, dileğini, milletini, milliyetini, kardeşliğini, adalet ve hakkaniyeti bilen bir gençliktir. O gençlik ki, kılıçla kalemi, kelamla keyfiyeti birleştiren bir gençliktir. O gençlik ki, kim var diye sorulduğunda, sağına soluna, önüne arkasına bakmadan ben varım diyebilen bir gençliktir. O gençlik, aşkına, anılarına, ahlakına, arkadaşlarına, ailesine, kendini adadığı değerlerine bağlı ve sadık bir gençliktir. Sapkın akımlarla, yozlaşmaya nezaret eden ters akıntılarla başa çıkabilmenin ana cephesi Türk gençliğidir. Biz gençliği sınavlarla veya karnelerle bulmadık, bu yolla da kaybetmeyiz, kaybedemeyiz, kaybetmeyeceğiz. Ümit ediyorum ki, geniş ve gerçekçi bir mutabakat ortamı kurularak üniversite sınavlarını kaldıracağımız günler de çok uzak değildir.

Bizim anlayışımızda insanın bittiği yerde yine insan başlar. İnsana varmak için de insanlar arasından geçmek şarttır. İnsan onuru ise bizim ne pahasına olursa olsun savunmamız gereken cevheri aslimizdir. Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimleri tamamlanmış olsa da Türkiye yeni bir seçime doğru ilerleyiş kaydetmektedir. Nitekim Mahalli İdareler Seçimleri 31 Mart 2024 tarihinde yapılacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi bu seçimlere hazırlık sürecini başlatmıştır. Mahalli İdareler Seçimlerinde takip edeceğimiz birinci stratejik hedefimiz mevcut belediye başkanlıklarımızı muhafaza ederek bunun üzerine yenilerini ve hatta daha çoğunu eklemektir.

İkinci stratejik hedefimiz, Cumhur İttifakı’nın doğasına ve ruhuna muvafık hareket edip; muhalefet partilerinin yönetimindeki belediyelerin yürek yaralayan makus ve meyus hallerine son vermektir. 14 Mayıs ve 28 Mayıs 2023 tarihlerinde elde edilen demokratik başarıyı mahalli idarelerle perçinlemek, Türk ve Türkiye Yüzyılı yürüyüşüne ivmek vermek boynumuzun borcudur. İstanbul, Ankara ve İzmir Büyükşehir Belediyeleri başta olmak üzere, diğer tüm büyükşehir belediyelerinin, il belediyelerinin, ilçe ve belde belediyelerinin Türkiye’nin yükselen itibarına ve marka değerine müzahir şekilde yönetilmesi tarihi önemdedir. Belediyecilik bir sevda işidir. Belediye başkanının yönetimi altındaki şehrinin emini olması bilinen bir husustur. İstanbul beş yılını kaybetmiş, tarihin gerisine düşmüş; kaos, kriz ve karmaşa dünyanın en büyük Türk kentinin önünü kesmiştir.

Hakeza aynı durum Ankara, İzmir, Adana, Antalya, Mersin, Tekirdağ, Eskişehir, Muğla, Aydın, Hatay büyükşehir belediyeleri için de geçerlidir. CHP’li büyükşehir belediye başkanlarının ayak oyunlarından, parti için cepheleşmelerden, fısıldayan kulislerden, kongre hesaplarından, hiziplerin rekabetinden, çıkarların yarışından başka bildikleri tek bir şey yoktur ve her şey de ortadadır. Türk milleti mahalli idarelerin üzerine düşen zillet gölgesinden kurtulmalıdır. Hizmet değil hezimet vaat edenlerin şehremeni olmaları, bu unvana sahip olmaları hepimiz adına bir vebaldir. Bu vebalden arınacağız, Allah’ın izniyle CHP’nin ve diğer zillet partilerinin yönetimi altındaki belediyelerin hürriyet ve haysiyetlerine kavuşmalarına hep birlikte şahit olacağız.

“Ekonomik sorunlar hepinizin ve herkesin malumudur”

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 28’inci Dönem 1’nci Yasama Yılının başlamasını müteakiben sırasıyla yemin töreni, Meclis Başkanı seçimi, ihtisas komisyonlarının ve Başkanlık Divanı’nın teşekkülü yasal ve anayasal hükümler çerçevesinde vücut bulmuştur. Hitamında Genel Kurul çalışmalarına geçilmiştir. Sosyal ve ekonomik meselelerin tek tek ele alınıp kalıcı çözümle buluşturulması amacıyla yasama faaliyetleri hızlanacaktır. Önümüzdeki hafta karşılayacağımız Kurban Bayramı sonrasında da Meclis’in bir süre daha çalışması kararlaştırılmıştır.

Bu kutlu çatı altında, milletimizin her talep ve beklentisi görüşülüp mutlaka karara bağlanacaktır. Bu kutlu çatı altında, emeklilerimize, memurlarımıza, esnaflarımıza, dar ve sabit gelirli insanlarımıza aşama aşama müjdeli haberler verilecektir. Gazi Meclis’te tecessüm eden siyasi parti gruplarının karşılıklı hoşgörü ve uzlaşma hassasiyetiyle Türk ve Türkiye Yüzyılının temelleri atılmalı, yeni bir anayasa ülkemize kazandırılmalıdır. Bu nedenle her bir milletvekili tarih ve millet huzurunda yaptıklarından olduğu kadar yapamadıklarından da sorumlu olacaktır.

Dünya genelinde birikmiş ve bilenmiş ekonomik sorunlar hepinizin ve herkesin malumudur. Fiyat ve finansal istikrarı bozucu etkenler bir hayli fazladır. Küresel borç stokundaki artışla birlikte resesyon, enflasyon ve hayat pahalılığı pek çok ülkeyi tesir altına almıştır. Küresel ekonomik aktiviteler, tarihin hiçbir döneminde bugünkü ölçekte artmasa da insanlık adil ve kalıcı bir refah vizyonuna maalesef ve hala ulaşamamıştır. Sonsuza kadar büyümesi hedeflenen bir ekonomik sistemin sonlu bir ekolojik sistemle nasıl uyumlu olacağı ise henüz ikna edici şekilde açıklanamamıştır.

Dünya çapında devasa gelir ve servet eşitsizliği hüküm sürüyorken, her gün bir fincan kahve fiyatının yarısıyla geçinmeye çalışan 1 milyar insan karşımızda duruyorken ekonomide yeni ufukların keşfedilmesinin nasıl mümkün olacağı cevabını hala bulamamış bir muammadır. Her şeyden ve hepsinden önemlisi ortak anlam ve amaç duygularımızı kuvveden fiile geçirerek, kısa vadeli hesaplardan uzun vadeli perspektife geçiş sağlayarak kesintisiz devam edegelen üretim, yatırım, ihracat, büyüme, kalkınma seferberliğiyle sürdürülebilir ekonomik refahı yakalamak içten bile değildir. Bunun için güven ortamını kalıcı ve kurumsal hale getirmek müşterek vazifemizdir.

Milliyetçi Hareket Partisi yeni kabinenin ekonomi politikalarına ve enflasyonla mücadele kararlılığına güvenmektedir. Modern ekonominin sağlığı para ve maliye politikalarının sağlamlığına, istikrarlı yapısına bağlıdır. Ekonomi politikaları, tıpkı bileşik kaplar gibi, bütünlük içinde, eşgüdüm halinde uygulanıp, piyasa şartlarıyla insan ve toplum huzurunu dengelediği sürece anlamlı ve başarılı olacaktır. Cari fazlayı temin etmek amacıyla iç tasarruf hacmimizi artırmanın yanı sıra, yeni ihracat pazarlarını rekabetçi kur ve faiz desteğiyle keşfetmemiz, Türk markalarını dünyanın en ücra köşelerine gururla taşımamız ülkemizin gücüne güç katacaktır.

Türkiye’mizin küresel ticaretten aldığı pay yüzde 1,02’dir. Elbette bu oran makul ve memnuniyet verici değildir. Bugün 27 ihracatçı sektörde faaliyet gösteren 115 bine yakın firmamız ihracat yapmaktadır. Türkiye’nin 2022 yılındaki mal ihracatı 254,2 milyar dolar, hizmet ihracatı da 90 milyar doları bulmuştur. Bu bir rekordur ve gurur duyulması gereken bir tablodur. Bildiğiniz üzere, açık veren bütçenin ilk sancılı sonucu iç borç artışıdır.

Bunun tedavisi ve üstesinden gelinmesi amacıyla gelirlerin çeşitlendirilip yükseltilmesi akla gelen ilk çaredir. Daralan ve durgunluk patikasına mahkûm olan bir ekonomide iç ve dış borç artışı felaketin diğer adıdır. Gelirlerin artışı için beli başlı üç seçenek vardır ve bilinmektedir. Birincisi, hedeflenen büyümeyi sağlamak; ikincisi, fiyat istikrarını ve adaletli vergi sistemini kurmak; üçüncüsü de alınan borçlarla hazineye gelir yaratacak üretken varlıklara yatırım yapmaktır.

Dikkatinizi çekmek isterim ki, dünyadaki trendin aksine Türkiye ekonomisi 11 çeyrektir büyümektedir. Bu yılın ilk çeyreğindeki büyüme de yüzde 4’tür. Bizim görüşümüze göre ekonomik adalet, ekonomik özgürlük, ekonomik güvenlik taviz verilmemesi gereken ilkeler olmalıdır. Türkiye enflasyon kuşatmasını yaracak, Türk ve Türkiye Yüzyılını mali ve ekonomik bağımsızlığıyla, buna eşlik eden diriliş ruhuyla pekiştirecektir. Toplumun her kesimini kurdaki dalgalanmalara, öngörülemeyen ekonomik fırtınalara karşı emniyete almak, alım gücünü istikrar içinde tutmak, alın ve akıl terinin karşılığını adil şekilde dağıtmak ekonomi yönetiminin başlıca sorumluluğudur.

Son günlerde politika faizinin artışı hususunda beklentileri yükseltmek amacıyla iç ve dış lobilerin son derece faal oldukları da gözlemlenmektedir. Küresel finans çevreleriyle iç piyasa aktörleri Para Politikası Kurulu’nun 22 Haziran 2023 tarihinde yapacağı toplantıya kilitlenmiştir. Bize göre bu durum ahlaki, doğru ve hakkaniyetli bir gelişme değildir. Milliyetçi Hareket Partisi’nin faize bakışı bellidir, değişme göstermemiştir. Teorik ve pratik uygulamada, faiz artışı yatırımı caydıran, üretim çarkına çomak sokan, müteşebbislerimizin gücünü zayıflatan, kredi ihtiyacını pahalandıran politik bir tercihtir. Ancak Türkiye’nin ekonomik istikrarı ve ekonomik huzuru elde etmesi için de alınması gereken kısa dönemli ve bazen de can yakan tedbirler vardır ve parlak geleceğimiz için bugünkü külfete katlanmak ister istemez kaçınılmaz hale gelmektedir.

Bu arada muhalefet partilerinin beyhude çırpınışları, ekonomideki temelsiz iddiaları faydasız ve sonuçsuzdur. Şanslı azınlığın kaymak siyasi tabakası olan partilerin insanımızın ne yediğinden ne içtiğinden, nasıl geçindiğinden gerçek manada haberleri yoktur. Tefecilerden para, yabancı danışmanlardan akıl almayı marifet görenlerin savruldukları hazin ve hüsran verici siyasi travmaları onlar için yeterince ızdırap vericidir. Cumhur İttifakı Türkiye’ye bütünüyle, var olan bütün güzellik ve mirasıyla sahip çıkmak için geceli gündüzlü mücadele ederken, zillet partilerinin hal-i pürmelali perişanlıktır. Artık görülmüştür ki, muhalefet partilerinden hiçbir yol olmaz, olmayacaktır.

Sırf milletvekili olmak amacıyla CHP’ye postunu seren, sonra da ilk zelzelede pencereden atlayıp sığındığı evini terk ederek taşa tutanlar siyasi ahlakın yüz karalarıdır. Bunlar dün de bugün de yarın da asla güven vermeyen siyaset simsarlarıdır. Üstelik milletvekili olduğu partisinin Cumhurbaşkanı adayına oy vermediğini pişkince açıklayanların çıkarlarına nasıl kul köle olduğu, su akarken testisini doldurup kesilince araziye nasıl uydukları çarpıcı tecrübelerle sabittir. Bu ahlaki yarılma bizim sorunumuz değilse bile, yeni bir Babacan vakasını Türk siyaset ve demokrasi hayatının hiç de hak etmediğini söylememiz milli ve manevi sorumluluğumuzun gereğidir.

Unutmayınız ki, batan gemiyi ilk terk eden korkaklar ve korsanlardır. Batık gemiyi limana sağlam götürmekten bahseden Kılıçdaroğlu’nun baba-oğul arasındaki saltanat kavgasından nasıl çıkacağı da ayrı bir merak konusudur. Hançer üstüne hançer yiyen CHP’li yöneticilerin pişmanlık içinde özür dilemesi yararsız ve miadı dolmuş bir sitem ve sızlanmadır. Mensuplarının birbirine güvenmediği, birbirine inanmadığı, arkadan dolaşmanın, fitne yaymanın geçer akçe sayıldığı bir siyasi bünyenin içten içe çürüyüp kadavraya dönüşmesi kaçınılmaz bir siyaset ve hayat gerçeğidir. Bugünkü muhalefet partilerinin durumu aynısıyla budur.

Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas 13 Haziran 2023 tarihinde Çin Halk Cumhuriyeti’ni ziyaret etmiştir. Bu ziyaretin bizi ilgilendiren kısmı Sayın Abbas’ın bazı çarpık ve endişe veren açıklamalarında somutlaşmıştır. Pekin’de Çin Devlet Başkanı’yla görüşmesi esnasında şu ibret verici ve infial uyandıran sözler Mahmut Abbas’ın ağzından dökülmüştür; ‘Bazılarının gündeme getirdiği Uygur meselesi bir insan hakları meselesi değildir. Bu Çin’in terörizm, aşırılık ve ayrılıkçılıkla mücadelesidir. Filistin her zaman Çin’e inandı. Filistin-İsrail ihtilafının bir an önce sona erdirilmesinde Çin’in arabulucu olması gerekmektedir.’ Mahmut Abbas vicdanı sızlamadan bunları söylemiştir. Biz onlara destek verdikçe, bu zihniyet Türk milletine köstek olmuştur. Mahmut Abbas’ın, terörizmin ne olduğuyla ilgili yeterli deneyim ve donanımdan mahrum olduğu da ne yazık ki ortaya çıkmıştır.

Biz mazlum Filistinlilerin her zaman yanında olduk. Filistin davasını ama, ancak, fakat demeden savunduk ve bu konuda tarafımızı netleştirdik. Birkaç gün evvel İsrail hükümetinin yasadışı yerleşim faaliyetlerini artırmasını, Batı Şeria’nın en az 19 beldesinde 4 bin 500 birimlik yeni yasadışı yerleşim yeri inşa etmesini kınanması gereken mütecaviz bir tutum olarak değerlendirdik ve değerlendiriyoruz. Hatta 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan egemen ve bağımsız bir Filistin devletini bölgesel barış ve huzur adına ön şartsız destekledik, buna da devam ediyoruz.

Sayın Abbas, Milliyetçi Hareket Partisi’nin grup toplantısından bizatihi sana sesleniyorum; Uygur Türklerine terörist demek haksızlıktır, bühtandır, günahtır, cinayettir, rezalettir, melanettir, Türk milletine iflah olmaz bir saygısızlıktır. Bizim Filistin davasını desteklediğimiz kadar değilse bile, en azından yarısı kadar Türkiye’nin ve Türk milletinin tarihi haklarını, terörle mücadelesini, geniş coğrafyalara yayılmış esir Türklerin durumunu bugüne kadar ağzınıza dahi almadınız, alamadınız, hakkı telaffuz etmeye hiç yanaşmadınız. Geçmişte Filistin kamplarında eğitilip ülkemize sızan ve sızdırılan teröristlere kol kanat germekten de hiç utanmadınız. Filistin Devlet Başkanı numune de olsa PKK’ya, FETÖ’ye sesini hiç çıkardı mı? Hiç tepki gösterdi mi? Ülkemizle dayanışma mesajı paylaştı mı? Hiç birisini yapmadı, yapamadı, yapmayı aklından geçirmedi. Çünkü konu Türkiye ve Türk milletiydi.

Uygur Türklüğünü terörle eşitlemek potansiyel Türk düşmanlığının açık seçik beyanıdır. Çin Halk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti elbette ikili diyalog kanalları açarak, temasları yoğunlaştırarak tespit edilen insan hakkı ihlallerini telafi ve tamir etmelidir. Ancak terör Doğu Türkistan’da değil, Kandil’dedir, Suriye’nin kuzey doğusundadır, gerçeği saptırmak vicdansızlıktır, izansızlıktır, insafsızlıktır. Herkesi uyarıyorum, Türk’e kefen biçmenin sonu korkunçtur.

Sayın Abbas terörizmin kanlı yüzünü görmek istiyorsa, mesela 17 Haziran 2023 tarihinde Uganda’da bir okula saldırı düzenleyen ve çok sayıda masum çocuğu katleden teröristlere şereflice bakmayı ve ders almayı bilmelidir. Mahmut Abbas yanlış yerde, yanlış üslupla, doğru davasını anlatacağını zannediyorsa aldandığını ve yanıldığını mutlaka görecektir. Kudüs sadece onların değil, bütün Müslümanların kutsal mabedi ve ilk kıblemizdir, müdafaa etmek de namus meselemizdir.”

Paylaşın

Uyuşturucudan Hüküm Giyenlerin Sayısı 60 Bini Aştı

31 Aralık 2022 itibarıyla ceza infaz kurumlarında, “Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak” suçundan yatan kişi sayısı 60 bin 258’e ulaştı.

Uyuşturucu kaynaklı hükümlü sayısı toplamı içinde 1 Ocak 2022-31 Aralık 2022 döneminde cezaevine giren kişi sayısı ise 49 bin 179. Uyuşturucudan hüküm giyen 60 bin 258 kişiden 58 bin 823’ü erkek, bin 435’i ise kadın.

Uyuşturucu suçundan hüküm giyenlerin sayısını TBMM gündemine taşıyan CHP’li Murat Emir, bakanlık verilerinin çarpıcı tabloyu gözler önüne serdiğini ifade etti ve ekledi:

“Türkiye’de uyuşturucu kullanımının yaygınlığı, ortaya çıkan her yeni veri ile daha da belirgin hale geliyor. AKP iktidarı, gençler arasında uyuşturucu kullanımının arttığını inkar etse de daha önce gündeme getirdiğimiz rakamlarla bu tehlikeye dikkat çekmiş hem İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu hem de Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı defalarca uyarmıştık.”

Adalet Bakanlığının ceza infaz kurumlarına ilişkin verilerine göre, uyuşturucudan hüküm giyenlerin sayısı 60 binin üzerinde. Cezaevinde neredeyse her 5 kişiden 1’i uyuşturucu ile ilgili suçlardan hükümlü. Üstelik bu suçların yüzde 80’i son bir yılda işlenmiş.

31 Aralık 2022 itibarıyla ceza infaz kurumlarında, “Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak” suçundan yatan kişi sayısı 60 bin 258’e ulaştı. Uyuşturucu kaynaklı hükümlü sayısı toplamı içinde 1 Ocak 2022-31 Aralık 2022 döneminde cezaevine giren kişi sayısı ise 49 bin 179. Uyuşturucudan hüküm giyen 60 bin 258 kişiden 58 bin 823’ü erkek, bin 435’i ise kadın.

Uyuşturucu suçundan hüküm giyenlerin sayısını TBMM gündemine taşıyan CHP Milletvekili Murat Emir, bakanlık verilerinin çarpıcı tabloyu gözler önüne serdiğini ifade etti ve ekledi:

“Türkiye’de uyuşturucu kullanımının yaygınlığı, ortaya çıkan her yeni veri ile daha da belirgin hale geliyor. AKP iktidarı, gençler arasında uyuşturucu kullanımının arttığını inkar etse de daha önce gündeme getirdiğimiz rakamlarla bu tehlikeye dikkat çekmiş hem İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu hem de Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı defalarca uyarmıştık.”

İktidarın inkar çabalarına karşın Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü verilerinin gerçeği ortaya koyduğunu ifade eden Emir, “Şu anda uyuşturucu kaynaklı suçlardan hüküm giyip de cezaevinde bulunan kişilerin yüzde 80’i son bir yıl içerisinde bu suçu işlemiş. Bu veriler buz dağının sadece görünen kısmı. Her gün sokaklarda onlarca torbacı gençlerimizi zehirlemeye devam ediyor. İktidar ise seyirci kalmayı sürdürüyor” dedi.

İktidarın uyuşturucu ile mücadelede zafiyet gösterdiğini söyleyen Emir, “Uyuşturucu madde kullanımı ne yazık ki çok küçük yaşlara kadar indi. Türkiye, uyuşturucu ticaretinin ana rotası haline getirildi. Uyuşturucu kullanmak ve bulundurmak suçundan hüküm giyen on binlerce kişi olması, Türkiye’deki uyuşturucu batağına ayna tuttu.

Ülkeyi ekonomik anlamda uçuruma sürükleyen iktidar, uyuşturucu ile mücadelede hiçbir dönem etkin çalışma yürütemedi. Eski İçişleri Bakanının ‘Gördüğünüz yerde bacaklarını kırın’ anlayışıyla bu sorunu çözemezsiniz. Etkin bir mücadele yürütün, gençleri bu bataktan kurtarın” çağrısında bulundu.

Paylaşın