“Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu Kararını Verdi” İddiası

“CHP Lideri Kılıçdaroğlu, parti yetkilileriyle görüşmelerini sürdürüyor. Önceki gün Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ile görüştü. Kılıçdaroğlu bu görüşmelerinde yerel seçimler ve CHP’nin kurultay çalışmalarıyla ilgili değerlendirmeler yapıyor.

Bu değerlendirmelerden Kılıçdaroğlu’nun, İBB Başkanı İmamoğlu konusunda ‘yerel seçimlerden önce istifa edip İstanbul’u AK Parti’ye teslim etmemesi, yeniden aday olması konusunda’ ısrarcı olduğu anlaşılıyor.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun açıklamalarıyla başlayan adaylık tartışmaları Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanı Özgür Özel’le devam etmişti..

Halk TV yazarı Fikret Bila, bu kapsamda Kılıçdaroğlu’nun dün grup toplantısında yaptığı konuşmaya değindi. CHP Genel Başkanı’nın yalnızca İstanbul’un önemine dikkati çekmekle yetindiğini, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İBB’yi yeniden kazanmayı çok istediğini belirten Bila, kulislerden edindiği şu bilgileri paylaştı:

“Bu kısa değinmenin taşıdığı mesajın adresi İmamoğlu’ydu. Kılıçdaroğlu, İstanbul’un önemine vurgu yaparak İmamoğlu’na bir kez daha ‘İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na yeniden aday ol’ demiş oldu.

Kılıçdaroğlu’nun bu önerisini ikili görüşmesinde de İmamoğlu’na doğrudan söylediğini daha önce bu köşede ifade etmiştim.

Kılıçdaroğlu, parti yetkilileriyle görüşmelerini sürdürüyor. Önceki gün de Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ile görüştü. Bugün il başkanlarıyla görüşecek. Belediye başkanlarıyla toplu bir görüşme yapması da gündemde.

Kılıçdaroğlu bu görüşmelerinde yerel seçimler ve CHP’nin kurultay çalışmalarıyla ilgili değerlendirmeler yapıyor.

‘Kararlı görünüyor’

Bu değerlendirmelerden Kılıçdaroğlu’nun, İmamoğlu konusunda ‘yerel seçimlerden önce istifa edip İstanbul’u AK Parti’ye teslim etmemesi, yeniden aday olması konusunda’ ısrarcı olduğu anlaşılıyor.

Kılıçdaroğlu bu konuda kararlı görünüyor.

CHP Lideri’nin, İmamoğlu’nun İstanbul’a yeniden aday olması, CHP’nin belediye meclisi çoğunluğunu da alacak şekilde bir seçim zaferi kazanmasının önceliği olduğunu parti yöneticileri ve belediye başkanlarıyla yaptığı görüşmelerde sık sık vurguladığı belirtiliyor.

İmamoğlu’nun eğer genel başkanlığa aday olmak istiyorsa bunu İstanbul’da yakalayacağı bir başarı üzerine kurmasının daha doğru olacağını ifade ettiği; böyle bir başarıdan sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı meclis çoğunluğuna dayanarak İstanbul’da ilçe belediye başkanlarından birine bırakmasının en doğru yol olacağı görüşünü savunduğu da kaydediliyor.

Kılıçdaroğlu’nun İmamoğlu’yla ilgili kararı böyle. (…)”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu partisinin il başkanlarıyla bir araya geldi

Öte yandan CHP İl Başkanları, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun başkanlığında toplandı. Parti genel merkezindeki toplantı, saat 12.45’te Kılıçdaroğlu’nun açılış konuşmasıyla başladı. Basına kapalı toplantıda, “CHP’de değişim” çağrıları ve Kurultay takvimi ele alınacak, seçim sonrası değerlendirme yapılacak. CHP’nin bazı il başkanları, toplantı öncesi parti genel merkez binasına girerken basın mensuplarına gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

CHP Karabük İl Başkanı Vedat Yaşar, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “Genel Başkan düzeyinde bir değişim olabilir” açıklamasının hatırlatılması üzerine, “O, Sayın İmamoğlu’nun kendi fikri ama bizlerde değişim yeri delegeler ve kurultaydır. Burada delegelerimiz nasıl bir karar verir, o şekilde hareket edilir” dedi.

CHP Kütahya İl Başkanı Zeliha Aksaz Şahbaz ise “Cumhuriyet Halk Partisi köklü bir parti. Yüzyıllık bir partiyiz, geleneği olan bir partiyiz. Cumhuriyet Halk Partisinde bir değişim olacaksa bu örgütlerinde, partinin yetkili kurullarında tartışılır, konuşulur ve partimizin aklıyla vicdanıyla bir karara varılır. Medya önünde partinin tartıştırılmasını doğru bulmuyorum. Açıkçası bunun hem partimize hem de ülkemize zarar vereceğini düşünüyorum. Onun için medya üzerindeki tartışmaları doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum” dedi.

Paylaşın

YSP’li Beştaş’tan “Yerel Seçimler” Açıklaması: Niye Aday Çıkarmayalım?

Yeşil Sol Parti Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, “Yerel seçimlerde aday çıkaracak mısınız?” sorusuna, “Kendi adayımızı çıkarmak için karar almamıza gerek yok. Aksini yapar da çıkarmazsak karar alırız. Bunu dün birkaç yere söyledik. Biz niye aday çıkarmayalım, biz bir partiyiz. İddiamız büyük; muhalefetin odağı olacağız ve Türkiye’de demokratik bir muhalefeti yükselteceğiz. Adayımızı çıkarmama gibi bir durum yok” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “İstanbul’da biz milyonlarca oy alıyoruz, Ankara’da da yüzbinlerce oy alıyoruz. Partinin işleyişi ve seçimlerin önemi nedeniyle aday çıkarırız. Tabii ki partimizin yetkili kurulları yeni gelişmeler olursa bunu değerlendirir, varsa çıkarmama ihtimali o zaman açıklanır. Ama şu an bizim parti kurullarımızda bu tartışılmamış, söz konusu edilmemiş. Biz şu anda konferansa ve kongremize yoğunlaşmış durumdayız.”

Yeşil Sol Parti Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Beştaş’ın açıklamaları şöyle:

Yeni yasama dönemine başladık, 28’inci Yasama Dönemi dün itibariyle gündemine başladı. Henüz bir kanun teklifi yok, araştırma önergeleri ve komisyon seçimleriyle devam ediyoruz çalışmalara. Seçimi de kısaca değerlendirmek gerekirse çok önemli bir seçim dönemini geride bıraktık. Maalesef, iktidarın her türlü olanağı fütursuzca kullandığı, hiçbir hukuk kuralını tanımadığı, halkın mağduriyetini sonuna kadar kendi lehine sömürdüğü bir seçim kampanyası ile karşı karşıya kaldık.

İktidar kazanmadı aslında. Kazanma dedikleri 1,5-2,5 puanlık fark da yeni ortakları ile birlikte toplumsal meşruiyeti bulunmayan bir sonuçtur. Bütün dünya da Türkiye kamuoyu da biliyor ki asla adil bir seçim yapılmadı ve muhalefete karşı ilkesiz, fütursuz, sınırsız her türlü sahtekarlık ve yalan seçim çalışmalarının odağında oldu.

Bize yönelik değerlendirmeleri de birazdan yapacağım, ama ondan önce şunu söyleyeyim. 28’inci Yasama Döneminde de Yeşil Sol Parti olarak biz muhalefetin odağı olacağız. Aktif, etkin, halk yararına, toplumun beklentilerini karşılayan, gerçek sorunların konuşulup tartışıldığı, hakikatlerin gizlenmediği, yalanla mücadele edeceğimiz bir parlamento dönemi olacak. Tabii ki toplumla ve toplumsal dinamiklerle birlikte sahada mücadelemizi de sürdüreceğiz.

İktidar şunu unutmasın ki, toplumun yarısı bütün bu hukuksuzluklara rağmen kendilerine onay vermemiştir. Ülkeyi ikiye bölmek, kutuplaştırmak, nefret iklimini yaygınlaştırmak toplumun yararına değildir; geleceği daha da belirsiz hale getirmektedir. İddiamız geleceğin öngörülebilir, şeffaf ve güvenli olacağı, yurttaşların huzur içinde yaşayacağı bir Türkiye yaratmaktır. Barış içinde kardeşçe bir yaşamın temellerini atmaktır. Bunun için biz var gücümüzle mücadeleye devam edeceğiz.

Bildiğiniz gibi dün asgari ücret belirlendi, fakat mesele doğru tartışılmıyor. Sanki Erdoğan’ın işçilere emekçilere gönlünden kopan bir paraymış gibi, bir lütuf olarak kamuoyuna yansıtılıyor. Ama gerçekler bambaşka. Biz meseleyi farklı şekilde görüyoruz. Bu önemli ama gündemi neden bu kadar meşgul ediyor? Çünkü çalışan nüfusun neredeyse yarısı asgari ücretli olarak çalışıyor. Asgari ücrete mahkum edilmiş bir toplum olma gerçeğini görmek zorundayız. Bu temel meseledir.

Önce neden toplum asgari ücretle çalışıyor, neden buna mecbur bırakılıyor bunu güçlü bir şekilde tartışmamız gerekiyor. Bu ücret 11 bin 402 lira olarak belirlendi, sefalet ücretidir. Emekçilere reva görülen 11 bin 402 lirayı kabul etmiyoruz Yeşil Sol Parti olarak. Milyonlarca emekçi bu asgari ücretle açlığa ve yoksulluğa mahkum edilmiştir. Bu meseleye rakam meselesi olarak bakmadığımızı ifade etmek istiyorum. Yoksulluk sınırının 33 bin lira olduğu bir ülkede, 11 bin 402 lira ile bir hanede iki kişi bile çalışsa yoksulluk sınırına yaklaşamıyor. Bu realiteyi hepimizin görmesi lazım.

Türkiye’de asgari olarak asgari ücretin 16 bin 250 lira olması gerektiğini Ekonomi Komisyonumuz açıklamıştı, bunu tekrar ediyoruz. Ancak asgari ücret temel ücret olmaktan çıkarılmalıdır. Her türlü sömürüye karşı olan bir parti olarak, insanın doğayı kar uğruna sömürmesine de insanın insanı sömürmesine de,  emeğin sömürülmesine de sonuna kadar karşıyız. Bu para sabun köpüğü gibi uçup gidecek. Gelen zamlar mutfak masrafları, akaryakıt ve her türlü zam karşısında bu ücretin bir ay sonra bir anlamı kalmayacak.

Bu asgari ücret pazarlığı yapanların, bunun çok iyi bir rakam olduğunu söyleyenlerin mutfak alışverişini kendilerinin yapmasını öneriyoruz ya da arabaya 300 km için yakıt alsınlar bakalım ne kadar seyahat edebilecekler. Yani şişirilmiş verilerle, toplum nezdinde güvenilirliği tartışılan TÜİK rakamlarıyla yapılan bu değerlendirmeyi kesinlikle rasyonel bulmuyoruz. Bu para bazılarının koluna taktığı çantaya yetecek düzeyde değildir, onlarca yüzlerce kat daha fazladır.

Seçim döneminde odak yine kutuplaştırmaydı

Biliyorsunuz seçim dönemine ilişkin ayrıca değerlendirme yapacağımı söylemiştim. Bu seçim döneminde odak yine kutuplaştırmaydı, “terörö” retoriğiydi. Muhalefete HDP üzerinden büyük bir saldırı planlamışlardı. Toplumu bölmek ve kutuplaştırmak üzerinden, “Kürt sorunu yoktur, biz Kürt sorununu çözdük, terör sorunu vardır” safsatasıyla bu kampanyayı yürüttüler.

Maalesef basın yayın organlarının ezici çoğunluğunun onların denetimlerinde olması sebebiyle, toplumun en büyük kesimi bu propagandaya maruz kaldı. Karadeniz’den Ege’ye, Ege’den Marmara’ya, İç Anadolu’ya milyonlarca insan sahte videolarla, asılsız konuşmalarla, sanki Türkiye’de bunlar gerçek ve yaşanıyormuş gibi bir algıyla oy vermek durumunda kaldı. Ya da başka yöntemlerle vermiş gibi göründüler.

Kürt sorunu orta yerde duruyor. Kürt sorunu çözülmedi, çözdüğünü iddia edenlere bugün birkaç başlıkla yanıt vereceğim. Bu meseleyi bu şekilde konuşarak sadece milyonlarca Kürt yurttaşı daha çok yaralıyor ve birlikte yaşama duygusunu zedeliyor, geleceği güvensiz hale getirmekten başka bir iş yapmamış oluyorsunuz. Dün bir suikast yapıldı. Nerede? Silahlı insansız hava aracıyla Kuzey Doğu Suriye’ye bağlı Qamişlo Kantonunda bir aracın içinde bulunan Kantonun Eşbaşkanı Yusra Dewrêş, Eşbaşkan Yardımcısı Lima Sivaş ve şoför Firat Tuma katledildi.

Bunu biz sorarsak belki bu akşam yine aynı yayınlar yapılacak. “Teröristler ve biz öldürdük. Biz terör ile mücadele ediyoruz”. Hayır, bu terör ile mücadele değil! Bu, uzayda da olsa Kuzey Kutbunda da olsa, dünyanın neresinde olursa olsa bir Kürdün yaşamasına tahammülsüzlüktür. Kürtlerin kendi kendini yönetmesine tahammülsüzlük ve tanımamadır. “Her yerde bizim hedefimizsiniz” demektir. İşte Kürt sorunu budur.

AKP Kuzey Doğu Suriye’ye operasyon yapmak istiyor. Ama uluslararası mekanizmalardan, özellikle ABD ve Rusya’dan yeşil ışık alamıyor ve bu yüzden operasyon yapamıyor. Bu sefer sivillere yönelik sistematik suikastlara ve katliamlara yöneldi. Bu ne demek Kürtler için? Türkiye içinde zaten hukuk uygulanmıyor.

Hukukun esamesinin olmadığını cenaze törenine katıldığım, morgda annesiyle tanıştığım, üniversite sınavını kazandığı öldüğü gün öğrenilen Medeni Yıldırım’dan biliyorum. 2014’te askerlerin açtığı ateş sonucu Çözüm Sürecinde katledildi. Medeni Yıldırım 19 yaşındaydı. Bu da nüfus bilgileri, nüfus cüzdanı, bu tişörtü annesi yapmış, bana mezarlıkta verdi. “Lütfen bunu göster. Benim 19 yaşındaki oğlumu katlettiler, oğlumun tek talebi savaş bitsindi” dedi.

Çözüm Sürecinde kalekollar yapılmasın diye Lice’de demokratik bir etkinliğe, protestoya gitmişti Medeni Yıldırım. Peki, tetiği çeken asker ve talimatı verenlere ne oldu, beraat ettiler. Tek bir gün tutuklu kalmadılar. Annesi 10 yıldır feryat figan çocuğunun katilleri cezasını alsın istiyor. Bu sadece Medeni Yıldırım meselesi de değil; Musa Anter’den Uğur Kaymaz’a, Uğur Kaymaz’dan Ceylan Önkol’a yüzlerce Kürt gencini, çocuğunu öldüren faillere ceza verilmemesidir Kürt meselesi. Biz bunu söylüyoruz ve buna ilişkin binlerce örnek verebilirim.

Peki, bu Kuzey Doğu Suriye’ye ilişkin meselede hukuki bir dayanak var mı? Bunu merak edenler var. Hani o propaganda “terör retoriği” dışında, düşmanlık dışında bunun dayanağı nedir? Bir ülke (Türkiye) başka bir devletin sınırları içinde yaşayan sivillere suikast yapabilir mi, SİHA ile vurabilir mi? Bunun uluslararası hukukta, BM nezdinde karşılığı nedir? Bu suikastlar nerede işleniyor? Kürdistan Bölgesel Yönetiminde, Irak’ta, Hewler ve Süleymaniye’de bir de Kuzey Doğu Suriye’de, Rojava’da. İsveç’te, Almanya’da oluyor mu? Olmuyor! Neden? Çünkü oralarda hukuk devleti var. Buradan orayı vuramıyor ama Kuzey Doğu Suriye’yi rahatlıkla SİHA’larla  vuruyor.

Bir sivil kadını, demokratik bir meşruiyetle seçilmiş bir yöneticiyi ve yardımcısını SİHA ile vuruyor. Buna hukuk mu diyeceğiz, hayır diyemeyiz. Burada meşrulaştırmaya çalışıyorlar bu cinayetleri. Hukuk ne diyor? Cenevre Sözleşmesinin 4’üncü ek protokolü ne diyor? Sivil siyasetçilere yönelik, sivil nüfusa yönelik saldırıdır. Savaşlarda sivillere dokunulmaz. Silahlı değilse, bir silahlı eyleme girilmemişse o sivildir. Hele hele seçilmiş bir yöneticiyse bu sivildir. Burada insancıl hukuk belgeleri yok sayılıyor.

Cenevre Savaş Hukuku Sözleşmesinin ortak 3’üncü maddesinde sivilleri kasıtlı olarak öldürmek yasaklanmıştır. Hedef belirleyerek bir sivili öldürmek yasaktır. Geçen haftalarda Hüseyin Arasan Süleymaniye’de öldürüldü bir suikast sonucu. Hüseyin Arasan kimdir? Sürgüne gitmiş, Türkiye’de katıldığı bir etkinlikte ceza almış, orada yaşıyor, sivil bir hayat sürüyor. Türkiye gidip Hüseyin Arasan’ı öldürüyor ve “ben terör ile mücadele ediyorum” diyor. Yahu Hüseyin Arasan’ın iadesini isteyebilirsin.

Burada cezasını çekmesini isteyebilirsin, bunun dışında nasıl katledebilirsin? Onun dışında Süleymaniye ve Hewler’de çok sayıda sivil katledildi. BM 2/4 maddesi gereğince, tüm üyeler uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasi bağımsızlığına karşı, gerekse de BM’nin amaçlarıyla bağdaşmayacak şekilde kuvvet kullanımına başvurmaktan kaçınıyorlar. AKP buna ne diyecek? Meşru savunma diyecek, BM’nin 51’inci maddesi diyecek.

Zaman zaman Genel Kurul’da tartışma konusu oldu. 51’inci madde var mı burada? Hewrin Xelef’in kendisi de belediye başkanı bir siyasetçiydi, öldürüldü. Türkiye’ye ne yapmış ki öldürüyor? Orada halkın seçtiği bir belediye başkanı, diğeri kanton başkanı. Demokratik meşru bir yönetimi tanımadıkları için “biz öldürebiliriz” diyor.  Böyle bir şey yok hukukta. Uluslararası hukuk bunu yasaklıyor ve dünya buna sessiz. Öldürülen Kürt, öldüren “terör ile mücadele ediyorum” diyen bir devlet var karşımızda. Bu ilk katliam değil.

Daha önce Suriye Gelecek Partisi Genel Sekreteri Hevrin Xelef aracı durdurularak katledilmişti. BM, bu konuda daha sonra bir bildiri yayınladı. Türkiye’nin gözetiminde olan Ahrar-u Şarkıya mensuplarının yaptığına dair somut veriler olduğunu, bu infazın savaş suçu kapsamında olduğunu BM ifade etti. Aynı raporda bu savaş suçundan Türkiye’nin de sorumlu tutulabileceği not edildi BM kararında. Bütün bu tespit ve belgelere rağmen Hewrin Xelef’in faili Ebu Fatih Şakra 6 Haziran’da Mardin Artuklu Üniversitesinden mezun oldu. Türkiye’ye ait bir devlet üniversitesinden mezun oldu.

Burada sadece Türkiye sorumlu değildir, BM ve uluslararası toplum ve mekanizmalar da bundan sorumludur. Burada katledilen Kürtlerdir, Kürt kadınlardır. Kadınların hedef seçilmesi de ayrıca tartışılmalıdır. Çünkü bu Kürt kadın mücadelesine de ayrı bir yönelimin olduğunu gösteriyor. İki hafta önce Mardin Artuklu’ya ilişkin bu mezuniyet kamuoyunda yer aldı ve hak ettiği tartışmayı yaratamadı. Kimse demedi ki bir kadın siyasetçiyi katleden kişi nasıl Türkiye’de üniversite okuyabilir. Böyle bir hukuk sistemi olabilir mi? Hayır. Sorgulayan yok.

Başka bir şey daha sorayım IŞİD Türkiye’nin terör listesinde ya, tamam kabul ediyoruz. IŞİD’e karşı bugüne kadar Suriye’de hangi operasyonu yaptınız? Buradan resmi olarak yetkililere soruyorum. Bağdadi’yi ABD vurdu sizin sınırın ötesinde görüş mesafesinde. Size haber vermeden vurdu çünkü size güvenmiyordu. IŞİD ile işbirliğiniz konusunda ciddi şüpheleri vardı, ellerinde veriler vardı.

Hunharca kadınları köle pazarlarında satan, katliam yapan IŞİD’e, uluslararası barbarlığın simgesi olan bir örgüte tek bir operasyon yapmayacaksınız ama gidip demokratik siyaset yapan, sivil siyaset yapan, halkların oylarını alan kişiyi kendi ülkeniz dışında katledeceksiniz. İşte bu tam da  Kürt düşmanlığıdır bu. Nerede olursa olsun Kürtlerin statüsüne, diline, kültürüne, varlığına düşmanlık yapmaktır. IŞİD’liler de o kadar şey değil. Türkiye’de ticaret yapıyorlar, sonuçta şirketler kuruyorlar, birçok yerde merkezleri var. Böyle bir ayrıcalıkları var. Neden İsveç’te yapamıyor bu suikastları, oradan iade istiyor? Diyelim ki suç işlemiş, Türkiye’de cezası var, soruşturması var aranıyor.

Bunun hukuki belgeleri var, isterseniz iade alırsınız, tutuklanır ceza alır. Bir devlet meşruiyetini hukuktan, halkın desteğinden alır. Ben şu an sokakta bir polis olsam, bir vatandaş diyelim ki bana kafa tuttu, mukavemet etti çekip vurabilir miyim? Hayır, hukuk bunu yasaklıyor. Diyor ki onu yakalayabiliyorsan suçunun cezasını çektirebilirsin. Kendini ölümden korumak dışında vuramazsın. Elinde silah bile varsa, cinayete teşebbüs yoksa ayağına sıkabilirsin. Uluslararası alanda başka bir devlete gidip siyasetçiyi vurmak kesinlikle savaş suçudur. Bu, mahkum edilmelidir.

“Kürt sorununun yüzde 95’ini çözdük” diyen kendisine Kürt siyasetçiler var ya, neyi çözdünüz? Kürt çocuklarının panzer altında ezilmesini mi çözdünüz, Medeni Yıldırım’ın katillerinin elini kolunu sallaya sallaya dolaşmasını mı çözdünüz? Kürtçe tiyatroların kaymakamlarca yasaklanmasını mı, Kürtçe tabelaların yasaklanmasını mı çözdünüz? Kürt dilinin yasaklılığını mı çözdünüz? Hala Kürtçe konuşamıyor insanlar.

“Ben Kürdüm, anadilimi istiyorum, özgür yaşamak istiyorum”

Kürt meselesi bir çocuğun doğduktan sonra hayatı anlamaya başladığı andan itibaren başlıyor. Ben kendi hayatımdan söylüyorum. Okula gittiğimde benim dilimi niye öğretmen bilmiyor diye sorgulamaya başladım.  Kürt çocukları eğitimde başarısız oluyor, zeki olmadıkları için değil anadilinde eğitim olmadığı için. Ha diyorlar ya birkaç bakan var Kürt. Ne alakası var ya? Yani etnik olarak Kürt bir anne ve babadan doğmuş olabilirsin, ama ben Kürt değilim Türk’üm de diyebilirsin. Bu senin tercihindir.

Ama Kürt meselesini reddedersen ve Kürtlerin hak ve özgürlüklerini talep etmezsen sadece hizmet edersin, o zaman önemli değil Kürt bakan olabilirsin. Ama ben Kürdüm, dilimle konuşmak istiyorum, özgürlük, adalet istiyorum, haksızlıkların sona ermesini istiyorum dediğiniz zaman siz makbul değil teröristsiniz. Şu anda Türkiye’de milyonlarca Kürt terörist yaftası yemiş durumda. Bunu Yeşil Sol Parti olarak asla kabul etmeyeceğiz. Bunun karşısında duracağız, her yerde mücadelesini yürüteceğiz ve seçimlerde sadece Kürtlerin birer oy olarak değerlendirilmesini de artık Kürt halkı kabul etmeyecek.

Bu konuda söyleyecek çok şey var, çok örnek var. Ben bilerek dünkü suikast ve katliamdan başladım. Türkiye’de de bu konuda sayısız örnek verebilirim. Son bir örnek vereyim. Garibe Gezer cezaevinde tutukluyken cenazesi çıktı. Ölümünün cinayet olduğu yönünde çok güçlü iddialar var. Personelden ya da diğerlerinden tek bir kişi tutuklanmadı. Garibe Gezer’in öldürülmesine dair soruşturma yapmayan, ceza vermeyen zihniyet tarafından, Yargıtay tarafından dün müebbet hapis cezası onandı. Ölü birinin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası onandı.

İşte Kürt meselesi bu! Ölüsüne bile ceza veren bir zihniyetle, bir siyasetle karşı karşıyayız. Bu sadece dile, kültüre, sanata, statü talebine değil doğasına da düşmanlık yapıyor. Keşke buradaki basın mensupları Dersim’e, Hasankeyf’e, Mardin’e gitse, Muş’un Şenyaylası’na, Ağrı’ya, Erzurum’a gitse. Oralarda nasıl bir doğa kırımı olduğunu göreceksiniz. En son Diyarbakır’ın Lice-Kulp-Hazro ilçe sınırları içinde Taşköprü olarak da bilinen Geliya Goderne isimli tarihi bölgede ağaç kesimleri hızla yapılıyor. Ekolojik kıyımla vadide insansızlaştırma var. İnanılmaz derecede bir tepki var oradaki yurttaşlardan. Kim yapıyor?

Korucular kesiyor, kesilen ağaçlar kamyonlarla taşınıyor ve bu kamyonlara da zırhlı araçlar eşlik ediyor. Ağaç taşınmasına, kesilmesine neden zırhlı araç eşlik ediyor? Belli ki onlar da bunun bir suç olduğunu biliyorlar. Sistematik bir devlet suçuyla karşı karşıyayız. Sorduğumuzda güvenlik için ağaç kesiyoruz diyorlar. Ne güvenliği? Hani bitirmiştiniz, hani ayakkabı numaralarını biliyordunuz, hani tek tek tanıyordunuz! 2023 yılında neyin güvenliği için ağaç kesiyorsunuz? Hangisi doğru? İkisi de yalan, çünkü hayatları yalan! Muş Şenyayla’da da aynı kırım yapılıyor. Bunun bir insanlık suçu olduğunu ama bunun da Kürtlerin coğrafyasının da düşmanlık kapsamında olduğunu söyleyeyim.

Soru: Yerel seçimlerde aday çıkaracak mısınız? Bu yönde karar alacağınız konuşuluyor.

Kendi adayımızı çıkarmak için karar almamıza gerek yok. Aksini yapar da çıkarmazsak karar alırız. Bunu dün birkaç yere söyledik. Biz niye aday çıkarmayalım, biz bir partiyiz. İddiamız büyük; muhalefetin odağı olacağız ve Türkiye’de demokratik bir muhalefeti yükselteceğiz. Adayımızı çıkarmama gibi bir durum yok. İstanbul’da biz milyonlarca oy alıyoruz, Ankara’da da yüzbinlerce oy alıyoruz. Partinin işleyişi ve seçimlerin önemi nedeniyle aday çıkarırız. Tabii ki partimizin yetkili kurulları yeni gelişmeler olursa bunu değerlendirir, varsa çıkarmama ihtimali o zaman açıklanır. Ama şu an bizim parti kurullarımızda bu tartışılmamış, söz konusu edilmemiş. Biz şu anda konferansa ve kongremize yoğunlaşmış durumdayız.

Paylaşın

Mustafa Sarıgül: TDP, Cuma Günü CHP İle Birleşecek

Türkiye Değişim Partisi (TDP) Genel Başkanı Mustafa Sarıgül, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında durmaya devam edeceğini belirterek, “Türkiye Değişim Partimiz kurumsal kimliğiyle birlikte son toplantısını yaparak 23 Haziran Cuma günü Cumhuriyet Halk Partimizle birleşecek. O kararı cuma günü saat 14.00’te CHP Genel Merkezinde Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na sunacağız” dedi.

Mustafa Sarıgül, “Gün ayrışma zamanı değil, gün derlenip toparlanma zamanı. Gün el ele, kol kola, omuz omuza olma zamanı. Ve hemen akabinde de CHP Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu ziyaret ederek kendisine bu kararımızı ileteceğiz. Daha sonra da CHP’de bu süreç başlayacak” ifadelerini kullandı. Sarıgül, CHP’nin kurultayında aday oyup olmayacağıyla ilgili de “Ben Sayın Kılıçdaroğlu’nun yanında dik durmaya, omurgalı siyaset yapmaya devam edeceğim” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) listesinden seçilen Türkiye Değişim Partisi (TDP) Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül, Meclis’te gazetecilerle bir araya geldi.

Gazete Duvar’dan Serkan Alan’ın aktardığına göre; 36 yıl sonra parlamentoda bulunmanın hem heyecanını hem de “buruk bir sevincini” yaşadığını ifade eden Sarıgül, “Erzincan’da yakaladığımız başarıyı Türkiye genelinde yakalayıp Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte görev yapmayı çok arzu ederdim” dedi.

Genel başkanlığını yürüttüğü Türkiye Değişim Partisi’nin 23 Haziran cuma günü CHP’ye katılacağını belirten Sarıgül, “Türkiye Değişim Partisi tarihi kararını alacak, kurumsal kimliğiyle birlikte son toplantısını yaparak CHP’yle birleşecek. Bu kararımızı saat 14.00’de sayın genel başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na CHP Genel Merkezi’nde sunacağız. Gün ayrışma günü değil birleşme günü” diye konuştu.

Erzincan dışında Hakkari’de Şırnak’ta da görev verilseydi kabul edeceğini ifade eden Sarıgül, “Kemal Kılıçdaroğlu’nun teklifini şartsız kabul ederim. Ben vefalı bir insanım. Kılıçdaroğlu’na vefa borcum var. 2014’de lütfettiler beni İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı yaptılar. O zaman ne İYİ Parti vardı ne başka parti. HDP adayı Sırrı Süreyya’ydı, ölüyü diriyi bıraktı gözü bize dikti, her kelimesinde bizi eleştirdi. Buna rağmen çok önemli başarı elde ettik” ifadelerini kullandı.

Sinirlendiğinde “Yumruğunu cebine koyduğunu” ifade eden Sarıgül, “O yumruk bana kurultay kaybettirdi. Deniz Baykal’la girdiğimiz kurultay yarışını az farkla kaybettik” diye konuştu.

Erzincanlıların hakkını Meclis’te savunmaya devam edeceğini her partiliyi kucaklayacağını ifade eden Sarıgül, “Bana her gün yüzlerce kitap geliyor. Açık söyleyeyim özetini okuyorum. Bir ekibim var ve bana özetliyor, ben bilmediğini söyleyebilen bir kardeşinizim” dedi.

Basın özgürlüğünün önemine vurgu yapan Sarıgül, “Demokrasinin önündeki en büyük engel basının kutuplaşmasıdır. Türkiye’de basının kutuplaşması beni mutlu etmez. Bana en kızan basın mensubu bana mikrofon tutabilir” diye konuştu.

Adaylığım açıklandığında 30 gün olduğunu ve hızlıca ekibiyle kampanyaya başladıklarını ifade eden Sarıgül, “24 saatte aktivitemizi aldık. 25 hün boyunca Can Erzincan’da siyaset konuşmadık. Duygusal bir siyaset yaptık. Çok duygulandığım anlar oldu. Çok ağladığım anlar oldu. Bir an kaybedersek ne olur diye düşündüm” dedi.

“Kılıçdaroğlu tek başına mücadele etmiştir”

CHP bir yol ayrımında olduğunu belirterek ‘değişim’ talebine dair düşüncesi sorulan Sarıgül şu yanıtı verdi:

“Yarışma eşit şartlarda olursa yıpranma olur. Bu yarışma eşit şartlarda olmamıştır. Bir tarafta devletin imkanları kullanılmış bir tarafta Kemal Kılıçdaroğlu tek başına mücadele etmiştir. Sayın Kılıçdaroğlu seçimi kaybetmemiştir, biz kazandıramamışızdır. Seçim kaybı fakirliktir, fakirin sahibi olmaz derler. Ben Kılıçdaroğlu’nun yanındayım. Ben gücümü koltuğumdan almam. İnançlara saygı diyen barış diyen herkesin şu ortamda Kılıçdaroğlu’na destek vermesi önemlidir. Şu anda CHP’yi derleyip toplayacak, yerel seçime hazırlayacak olan Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Tabii ki farklı görüşler olabilir. CHP’nin içindeki tartışma iktidarın ekmeğine yağ çalmaktan başka hiçbir şeye yaramaz.”

Tekrar belediye başkanı adayı olup olmayacağı sorulan Sarıgül, “Can Erzincan’ın oyları benim için kıymetli. Ben onların oyuyla geleli bir ay oldu. Bu sorunuz için teşekkür ediyorum” yanıtını verdi.

Paylaşın

İYİ Parti’de Bir İstifa Daha: Kaybedilecek Bir Kavganın Sebebi Olmayalım

İYİ Partili Murat Keçeciler, “Yeni bir siyaset kültürüne ihtiyaç var dedik. Birçok proje sunduk Genel Merkeze, kabul görmedi. Ben İYİ Parti’de siyaset yapamayacağımı anladım. ‘Kaybedilecek bir kavganın sebebi biz olmayalım’ dedik. İstifa ediyorum.” ifadeleriyle partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Anavatan Partisi kurucularından, eski Devlet, Bayındırlık ve İskan Bakanı Mehmet Keçeciler’in oğlu olan Murat Keçeciler 2022 yılında İYİ Parti’ye katılmış ve parti rozetini Genel Başkan Meral Akşener takmıştı.

İYİ Parti STK’lardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Av. Murat Keçeciler, Konya’da düzenlediği basın toplantısında, partisinden istifa ettiğini duyurdu. Keçeciler istifa nedenine ilişkin şunları söyledi:

“İYİ Parti’deki arkadaşların kafası karışık. İYİ Parti Konya İl Başkanı Kadir Ulusoy genel merkeze rağmen başkan seçildi. Siyaset duygularla yapılır, ideallerle yapılır ama biraz da zekâ katmanız gerek. Bugünkü siyaset tarlasının temizlenmesi gerekiyor.

Ne yazık ki bu sistemde vasıfsız ve çapsız siyaset ve siyasetçiler çıkıyor. Sayın Akşener altılı masadan kalktığında yaptığı açıklamada, ‘Ya tarih yazacaklarını ya da tarih olacaklarını’ söylemişti. Seçimlerde de İYİ Parti ‘tarih yazacağız’ sloganını kullandı, netice itibariyle seçimler kaybedildiğine göre İYİ Parti tarih oldu.

Yeni bir siyaset kültürüne ihtiyaç var dedik. Birçok proje sunduk Genel Merkeze, kabul görmedi. Ben İYİ Parti’de siyaset yapamayacağımı anladım. ‘Kaybedilecek bir kavganın sebebi biz olmayalım’ dedik. İstifa ediyorum.”

Murat Keçeciler kimdir?

1980 yılında Konya’da dünyaya gelen Murat Keçeciler, ilk, Orta ve Lise eğitimini Ankara Özel Ayşeabla Kolejinde tamamladı.

Daha sonra Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olan Murat Keçeciler, lisans eğitiminden sonra İstanbul Üniversitesinde Özel Hukuk alanında yüksek lisans çalışmasını ¨Uluslararası Spor Uyuşmazlıklarının Tahkim Yoluyla Çözümlenmesi¨ isimli tezi ile başarılı şekilde tamamladı.

Keçeciler, akademik çalışmalarına Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Özel Hukuk alanında devam etmekte. Murat Keçeciler, 2002 yılından bu yana serbest avukatlık çalışmalarına 2005 senesinde kurduğu ¨Keçeciler&Partners Hukuk Bürosu¨ çatısı altında devam etmekte. Keçeciler’in hukuk alanında yayınlanmış birçok makalesi bulunmakta.

Konyalılar Eğitim Vakfı Kurucular Kurulu üyesi olan Keçeciler, İstanbul Tahkim Merkezi (İSTAC), TFF Tahkim Kurulu, Türkiye Genç İş Adamları Derneği (TÜGİAD) üyeliği, Türk Amerikan İş Adamları Derneği (TABA AmCham) üyesi olarak Genç TABA AmCham kurucu başkanvekilliği görevini üstlendi.

Murat Keçeciler, hali hazırda Global Bilişim Derneği İkinci Başkanlığı görevini ve Uluslararası Sosyal Medya Derneği Yönetim Kurulu üyeliğine devam etmekte.

Gençler ile oluşturdukları Gelişim Forumunda alanında uzman isimlerin gençler ile buluşmasına katkı sunmaya devam etmekte olan Keçeciler, bu görevlerinin yanı sıra birçok üniversite ve gençlik yapılanmalarında Gençlik, Tahkim ve Bilişim Hukuku alanlarında panel ve seminerlere konuşmacı olarak katılmakta.

Paylaşın

Erdoğan’dan Millet İttifakı’na: Uçkuru Kaptırmışsınız, Uçkuru

Partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan Millet İttifakı’na, “Kandil’den Pensilvanya’ya kadar terör baronlarının destek çağrılarına bir gün olsun itiraz ettiniz mi? Hiçbirisi etmedi, edemezsiniz. Dirsek temasınız var, edemezsiniz. Uçkuru kaptırmışsınız, uçkuru” ifadelerini kullandı. 

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun “6’lı değil gerekirse 16’lı masa kuracağım” sözlerine yanıt vererek, “Masadaki ortakları çoğaltmak netice vermez. Bu millet irade, eser, hizmet ister” dedi. Erdoğan ayrıca, “Eğer dürüst iseniz, samimi iseniz yeni yasama döneminde başörtüsü meselesini anayasa ile teminat altına alalım” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçimlerin ardından TBMM’de yapılan ilk AK Parti Grup Toplantısı’nda konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“Meclis’imizin yeni yasama döneminin ve grup toplantımızın hayırlı olmasını diliyorum. Yeni seçilen milletvekillerimizi tebrik ediyorum. Rabbimden size muvaffakiyetler diliyorum. Grubumuzun ilk toplantısı sebebiyle seçimleri zaferle taçlandıran dava arkadaşlarıma buradan tekrar şükranlarımı sunuyorum.

15 Temmuz gecesi darbecilere karşı direnirken kurduğumuz Cumhur İttifakı seçimlerle daha da günlendi. Cumhur İttifakı olarak bundan sonra da vatanımızın bekasını en üstte tutmaya devam edeceğiz. Deprem bölgesindeki kardeşlerimizin desteğinin asla unutulmayacağının bilinmesini isterim.

Ne diyordu altılı masa diyordu. Şimdi gerekirse ’16’lı masa’ diyor yetmez bunu daha da arttırman lazım. Masadaki ortakları çoğaltmak netice vermez. Bu millet irade ister eser ister. Yalanla dolanla talanla bir yere varılmaz.

Türkiye’nin uçuruma düşmekten nasıl kurtulduğunu zamanla çok daha net göreceğiz. Yaklaşık 1 buçuk sene önce bunlar bir masa kurdular. Yaptıkları onca toplantının ardından millete elle tutulur tek bir şey sunamadılar. Bir kumar ve pazarlık masasından öteye geçemediler.

Bu masaya kumar masası diyen o masanın etrafındakiler. Olay bu kadar acı ne neticesi de ortada. Ama 7 tane cumhurbaşkanı yardımcısı olduğu sabah erken kalkanın bakanlık kaptığı bir sistemi millette dayattılar.

Yeni Anayasa çağrısı

Siz bu ülkede milletin hayatı tarzıyla hep uğraştınız ve sahtekarlık yaptınız. Ne dedik seçim öncesi Anayasa yapalım ve başörtüsü konusuna Anayasa’da yer verelim dedik. Eğer dürüstseniz yeni yasama döneminde başörtü meselesini Anayasa ile teminat altına alalım. Ama dürüst olmazsanız sizi milletimizi bangır bangır anlatacağım.

Kandil’den Pensilvanya’ya kadar terör baronlarının destek açıklamalarına bir kez itiraz ettiniz mi edemezsiniz. Uçkuru kaptırmışsınız uçkuru. Bay bay Kemal siz LGBT’cisiniz. Yanınızdakiler de LGBT’ci.

Buldunuz 2 tane belediye başkanı. Neredeler şimdi; kayıplar. Hadi şimdi yine dolaş. Bütün bunları yapanlar belki utanmadılar. Ama biz onlar adına hicap duyduk. Tarih en adil hakemdir.

Sandık sonuçları Anadolu irfanının hafife alınmaması gerektiğini tekrar hatırlatmıştır. Birileri koltuk peşinde koşarken biz farkımızı gösterdik. Milletimiz bizim samimi çabalarımızı gördü.

27. Döneme göre TBMM’de oluşan sandalye farkını görmezden gelemeyiz. Milletimizin mesajına kayıtsız kalamayız. Gerek oy oranı gerek milletvekili tablosundaki tüm boyutları inceliyoruz. Kendi iç muhasebemizi açık yüreklilikle yapıyoruz. İnşallah bu süreci kuyumcu titizliğiyle gerçekleştireceğiz.

Seçmen sandıkta sadece bize ve partimize değil, muhalefete de birçok mesaj vermiştir. Muhalefet ya milli irade ile barışacak ya da marjinalleşecektir. Değil 16’lı 160’lı masa da kursa sandıkta milletin tokadını yemekten kurtulamaz.

Bizim nazarımızda zaten su alan geminin dümenine o gelmiş bu gelmiş bunun bir önemi de yoktur. Asıl mesele sahte gündemler yerine ülkenin sorunlarına odaklanmalarıdır. “

Paylaşın

Bakan Şimşek’ten “HDP” Açıklaması: İlgili Birimlerimiz Konuyu Çalışıyorlar

AYM’nin HDP’ye hazine yardımına bloke konulması talebini reddetmesiyle ilgili olarak konuşan Bakan Şimşek, “İlgili birimlerimiz konuyu çalışıyorlar” dedi. AYM kararı sonrası Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın nasıl bir adım atacağı merak konusu olmuştu.

Haber Merkezi / Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) yeni dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) ilk grup toplantısına katıldı.

Toplantı öncesi gazetecilerin sorularını yanıtlayan Şimşek, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), Yargıtay Başsavcılığı’nın Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) hazine yardımına bloke konulması talebini reddetmesiyle ilgili olarak şunları söyledi: İlgili birimlerimiz konuyu çalışıyorlar.

Anayasa Mahkemesi’nin kararının ardından Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın nasıl bir adım atacağı merak konusu olmuştu.

Öte yandan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AYM’nin HDP’nin Hazine yardımının bloke edilmesi talebini reddetmesine dair yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı:

“Dünyadaki AYM kararlarında hukuk devletinin korunması için en güçlü tedbirler teröre karşı alınır. Terör, paylaştığımız bütün insani değerlerin düşmanıdır.

Burada AYM bu kararları alıyor ama, AYM, meşru mekanizmalar içinde elde ettiği hakları istismar ederek, teröre dönük olarak bir dayanak oluşturmaya çalışan, terör propagandasına dönük bu olarak kaynakları harcayan tutumlar karşısında herhangi bir değerlendirme yapmıyor.

Siyaset üzerinde 2 tür vesayet çıktı. Biri askeri vesayetti bugün de siyasetin belli bölümü terör örgütü vesayet altında tutmakta. AYM bu kararı ile teröre karşı alınacak tedbirler açısından zaaf oluşturacak karar almıştır.”

Ayrıca MHP lideri Devlet Bahçeli de, HDP’nin Hazine yardımına bloke konulması kararını reddeden Anayasa Mahkemesi’ni hedef almış, “Bunları şiddetle kınıyorum. AYM Kandil kuyruğundan ayrılmalıdır” ifadelerini kullanmıştı.

“Anlaşılıyor ki Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyeleri, söylediklerimizi hiç kale almıyor. HDP’nin istekleri doğrultusunda hareket etmeyi Türkiye’ye tercih ediyor” diyen Bahçeli, “Bu konumdan kurtulması için yeni bir anayasa hazırlanması lazım ve Anayasa Mahkemesi’ne şekil belirlemeli” demişti.

Ne olmuştu?

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 14 Mayıs’taki seçimlere katılmaması nedeniyle HDP’ye ödenen Hazine yardımına tedbiren bloke konulması talebine ilişkin karar verilmesine yer olmadığına hükmetmişti. Anayasa Mahkemesi, kararı oy birliğiyle almıştı.

Paylaşın

İYİ Parti’de Kurultay: Meral Akşener’in Karşısına Çıkacak Aday Belli Oldu

24 Haziran Cumartesi günü yapacak İYİ Parti, 3. Olağan Kurultayı’nda Günay Kodaz’ı İYİ Parti lideri Meral Akşener’in karşısında aday olacağı iddia edildi. Parti içi muhalefet, Akşener’e karşı aday çıkarıp çıkarmayacağını ise yarın açıklayacak.

Günay Kodaz, “Partinin kurumsallığa ulaşamadığını, gittikçe yapının bozulduğunu fark ettim. Partinin ideallerine örtüşmeyen bir kararlar süreciyle karşı karşıyayız. Biat edeceksek AKP’de MHP’de siyaset yapabilirdik” dedi ve ekledi:

“Yola çıktığımızda her şeyi bize soran bir Akşener, 8 yıl sonra geldiğimiz noktada hiçbir şekilde bizimle muhatap olmayan bir Akşener’e dönüştü. Akşener bize kapılarını kapattı. Bana görev verilirse layığıyla yaparım. O kürsüye çıktığımda kazanmak için çıkarım.”

İYİ Parti, 3. Olağan Kurultayı’nı 24 Haziran Cumartesi günü yapacak. Yeniden aday olacak Meral Akşener’in kongrede ittifakın geleceğine ilişkin de netleşen fikirleri aktaracağı belirtiliyor. Akşener’in seçim sonrası yalnızca Kurucular Kurulu’yla toplantı yapmadığı öğrenildi. Parti içi muhalefet olan Ortak Akıl Platformu’nun, Kurucular Kurulu üyesi Günay Kodaz’ı Akşener’in karşısına çıkaracağı iddia ediliyor.

Partinin A takımından oluşan muhalif isimlerin Akşener’in karşısına aday ve yeni bir kadro çıkarma hazırlıklarının devam ettiği ifade ediliyor. Parti içi muhalefet, Akşener’e karşı aday çıkarıp çıkarmayacağını ise yarın açıklayacak.

Muhalif grubun Kodaz’ı aday gösterme iddiası üzerine il başkanları Akşener’e destek açıklaması yaptı. Ancak, İYİ Parti Aydın milletvekili Ömer Karakaş’ın il başkanlarına “imza verilmemesi” şeklinde mesaj attığı öğrenildi. Kodaz’ın partinin bazı WhatsApp gruplarından çıkarılması da dikkat çekti.

“Genel başkan değişti”

Cumhuriyet’in haberine göre Kodaz, “Partinin kurumsallığa ulaşamadığını, gittikçe yapının bozulduğunu fark ettim. Partinin ideallerine örtüşmeyen bir kararlar süreciyle karşı karşıyayız. Biat edeceksek AKP’de MHP’de siyaset yapabilirdik.

Yola çıktığımızda her şeyi bize soran bir Akşener, 8 yıl sonra geldiğimiz noktada hiçbir şekilde bizimle muhatap olmayan bir Akşener’e dönüştü. Akşener bize kapılarını kapattı. Bana görev verilirse layığıyla yaparım. O kürsüye çıktığımda kazanmak için çıkarım” dedi.

Günay Kodaz kimdir?

İYİ Parti kurucu üyelerinden biri olan Avukat Günay Kodaz; İğde İlkokulunda ve İğde Ortaokulunda okudu. Lise eğitimini Çorum Sağlık Meslek Lisesinde tamamladı. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tamamladı.

Milli Eğitim Bakanlığında Uzman Tarih Öğretmeni olarak görev yaptı. Dil eğitimi için İngiltere’ye gitti ve The English Language Centre Eastbourne’de İngilizce eğitimi aldı. Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünü bitirdi.

Paylaşın

Millet İttifak’ı Ortağı Gelecek Partisi’nden Kılıçdaroğlu’na Destek

Yerel seçimlere ilişkin değerlendirmede bulunan Gelecek Partili Selçuk Özdağ, “Ben Kemal Kılıçdaroğlu ile seçimlere girilmesi gerektiğini ve herkesin bulunduğu konumlarını güçlendirmeleri gerektiğini düşünüyorum” dedi ve ekledi:

Bu isimler bir marka. Yerel yönetimler çok önemli. Yani burada 3 yıl olmuş olsaydı, derdik burada bir yarış olabilir. Ama bu partilerde ciddi şekilde problemler getirir. O nedenle Sayın Kılıçdaroğlu’nu yakınen tanıdım. Gördüğüm şu: Beyefendi, sabırlı.. Herkese şunu tavsiye edebilirim.”

Özdağ, açıklamasının devamında, “Siyasette yenilenin üzerine çok kişi gider, yenseydi şu an asrın kahramanı olacaktı. Ama olmadı. Olmayınca da böyle oluyor zaten. Ama gördüğüm şu ki: Bunu konuşanlar önce kendilerine bakmaları lazım” ifadelerini kullandı.

Millet İttifak’ı ortağı Gelecek Partisi’nden ise Kemal Kılıçdaroğlu’na destek geldi. Gelecek Partisi Muğla Milletvekili Selçuk Özdağ, Sözcü TV’de gazeteci Saygı Öztürk ve Deniz Zeyrek’in sorularını yanıtladı.

Seçim sonuçlarını değerlendiren Özdağ, seçimi kaybettiklerini ancak aynı zamanda da kazandıklarını vurguladı. Yerel seçimler için partilerin hazırlanmaya başlamalarını vurgulayan Özdağ, CHP’nin seçimlere Kemal Kılıçdaroğlu ile girmesini istediğini söyledi.

Özdağ şu ifadeleri kullandı:

“Ben Kemal Kılıçdaroğlu ile seçimlere girilmesi gerektiğini ve herkesin bulunduğu konumlarını güçlendirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Bu isimler bir marka. Yerel yönetimler çok önemli. Yani burada 3 yıl olmuş olsaydı, derdik burada bir yarış olabilir. Ama bu partilerde ciddi şekilde problemler getirir.

O nedenle Sayın Kılıçdaroğlu’nu yakınen tanıdım. Gördüğüm şu: Beyefendi, sabırlı.. Herkese şunu tavsiye edebilirim. Siyasette yenilenin üzerine çok kişi gider, yenseydi şu an asrın kahramanı olacaktı. Ama olmadı. Olmayınca da böyle oluyor zaten. Ama gördüğüm şu ki: Bunu konuşanlar önce kendilerine bakmaları lazım.”

Paylaşın

Erdoğan, Büyükşehirleri İstiyor: Mutlaka Kazanılmalı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere CHP’li 11 büyükşehir belediyesinin 31 Mart 2024’te yapılacak yerel seçimlerde “mutlaka kazanılması”, özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için “teşkilatların ve partililerin yaptığı çalışmalarının daha fazla görünür olması gerektiği” konusunda partilileri uyardığı belirtildi.

Öte yandan Cumhur İttifakı’nda, Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri sonrasında Millet İttifakı’ndaki “dağınık” görüntü ile birlikte yerel seçimler öncesinde “99 yerel seçimleri beklentisinin oluştuğu” da kaydediliyor. Özellikle Ankara ve İstanbul büyükşehir belediye başkanlıkları için 99 yılındaki yerel seçimler örnek gösteriliyor.

AK Parti MKYK önceki gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplandı. Toplantıda, 14 Mayıs ve 28 Mayıs’ta gerçekleştirilen seçim sonuçları ele alındı ve yerel seçimler için çalıma başlatıldı.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre başta İstanbul ve Ankara olmak üzere CHP’li 11 büyükşehir belediyesinin 31 Mart 2024’te yapılacak yerel seçimlerde “mutlaka kazanılması” gerektiğini ifade eden Erdoğan’ın MKYK toplantısında, Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında Ankara ve İstanbul büyükşehir belediye başkanları Mansur Yavaş ile Ekrem İmamoğlu’nun, “muhalefetin cumhurbaşkanı yardımcısı” sıfatıyla il il mitinglere katıldığını anımsattığı ifade ediliyor.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ikinci tur seçimleri kaybetmesiyle birlikte “İstanbul ve Ankara büyükşehir belediye başkanlarının da kaybettiğinin” belirtildiğine işaret edilen MKYK toplantısında Erdoğan’ın, “Ankara ve İstanbul’u rahat alırız. Çalınmadık kapı bırakmayın. İktidarın yaptığı icraatları sıklıkla anlatın” dediği kaydedildi.

Erdoğan’ın özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için “teşkilatların ve partililerin yaptığı çalışmalarının daha fazla görünür olması gerektiği” konusunda partililerini uyardığı belirtilirken, “İstanbul’daki çalışmalar görünür değil. Çalışmaları yoğunlaştırın ve görünür kılın. Gerekirse her kapıyı çalıp, icraatları anlatın” dediği ileri sürüldü.

99 seçimleri beklentisi

Öte yandan Cumhur İttifakı’nda, Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri sonrasında Millet İttifakı’ndaki “dağınık” görüntü ile birlikte yerel seçimler öncesinde “99 yerel seçimleri beklentisinin oluştuğu” da kaydediliyor. Özellikle Ankara ve İstanbul büyükşehir belediye başkanlıkları için 99 yılındaki yerel seçimler örnek gösteriliyor.

99 yılındaki yerel seçimlerde CHP’nin Murat Karayalçın’ı, DSP’nin ise Doğan Taşdelen’i aday gösterdiği ve “tabanları benzer nitelik taşıyan bu iki partinin aday göstermesiyle birlikte” seçimin galibinin yüzde 33.79 oyla Fazilet Partisi’nden Melih Gökçek’in olduğu ifade edilerek, “Millet İttifakı kapsamında DEVA ve Gelecek Partisi, CHP listelerinden parlamentoya girdi.

Şimdi DEVA, Gelecek ve Saadet Partisi’nin TBMM’de yeni bir grup kuracağı konuşuluyor. HDP’nin ise yerel seçimlerde bu kez büyükşehirlerde kendi adaylarını göstereceği tartışılıyor.

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: “Çözüm Atılımı” Hazırlığı

Türkiye, Rusya, İran ve Suriye Dışişleri Bakan Yardımcılarının Astana’daki görüşmesi öncesinde Suriye basınında yer alan haberlere göre, yeni Dışişleri Bakanı Astana öncesinde İstanbul ve Ankara’da gerçekleşecek bir etkinlik kapsamında Arap yetkililerle bir dizi temasta bulundu.

Girişilen angajmanlar parlamenterleri ve medyayı kapsıyor ve Suriye’deki çatışma kapsamında “önemli bir atılım” gerçekleştirmeyi amaçlıyor. Ancak bu girişimin Türkiye ve Suriye arasındaki uzlaşma açısından net bir yol açıp açmayacağının belirsizliğini koruduğu bildiriliyor.

Haberlere göre, bu gelişmeler doğrultusunda, Milli Güvenlik Kurulu’nun, Bakan Hakan Fidan ve yeni MİT Başkanı İbrahim Kalın’a Suriye’yle ilişkileri yönetmede tam yetki verdiği yazıldı. Türkiye’nin bu bağlamda Suriye’yle gündemdeki sorunları çözmek amacıyla kapsamlı hukuksal ve siyasal önlemler aldığı bildirildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 20-21 Haziran’da Kazakistan’ın başkenti Astana’da gerçekleşecek dörtlü toplantı öncesinde güvenlik, siyaset ve diplomasi bahsinde en önemli önceliğin Suriye’ye verildiği bir dizi acil gereksinimi onayladığı, dün Şam’ın rejim yanlısı basınının manşetlerindeydi.

Rusya ve İran’ın Esad’ı, NATO üyesi Türkiye’nin Esad karşıtı siyasal ve silahlı muhalefeti desteklediği iç savaşın patlak vermesinden 12 yıl sonra Rusya, Suriye, Türkiye ve İran, Suriye’nin geleceğini müzakere etmek üzere bir araya geliyor.

Dört ülkenin Dışişleri Bakanları 10 Mayıs’ta Moskova’da bir araya gelmişler ve Rusya bakan yardımcılarının bir yol haritası hazırlamakla görevlendirildiğini açıklamıştı. Astana gündeminde bu yol haritası olacak.

The Syrian Observer, Esad yönetimine yakın Asr Press’te yer alan bir yorumda, Ray el-Yevm gazetesinde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a yakın kaynaklara atfen Suriye konusunun son derece acil bir şekilde ele alındığını bildirdi.

Bugün gerçekleşen hazırlık çalışmalarındaki ikili görüşmelerde Çarşamba günü nihai biçimi verilecek yol haritasına ilişkin son düzenlemeler yapıldı ve ardından dörtlü görüşmeler başladı.

“Çözüm atılımı” hazırlığı

Suriye basınındaki haberlere göreyse, yeni Dışişleri Bakanı Astana öncesinde İstanbul ve Ankara’da gerçekleşecek bir etkinlik kapsamında Arap yetkililerle bir dizi temasta bulundu. Girişilen angajmanlar parlamenterleri ve medyayı kapsıyor ve Suriye’deki çatışma kapsamında “önemli bir atılım” gerçekleştirmeyi amaçlıyor. Ancak bu girişimin Türkiye ve Suriye arasındaki uzlaşma açısından net bir yol açıp açmayacağının belirsizliğini koruduğu bildiriliyor.

Gazete, bu gelişmeler doğrultusunda, Milli Güvenlik Kurulu’nun, Bakan Hakan Fidan ve yeni MİT Başkanı İbrahim Kalın’a Suriye’yle ilişkileri yönetmede tam yetki verdiğini yazdı. Türkiye’nin bu bağlamda Suriye’yle gündemdeki sorunları çözmek amacıyla kapsamlı hukuksal ve siyasal önlemler aldığı bildirildi.

Rusya “açıklık” istiyor

Asr Press, Türkiye-Suriye görüşmelerinin, özellikle Kremlin’in verdiği özel önem dolayısıyla Rusya’nın doğrudan gözetimi altında bu kez daha kapsamlı olmasının beklendiğini vurguluyor. Rusya’nın, başlangıçta Moskova’da kararlaştırılan Devlet Başkanları Esad ve Erdoğan arasında yapılması kararlaştırılan, ancak Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turu sonrasına bırakılan bir zirve toplantısının da ötesine geçme talebi de konuşulan konular arasında. Moskova, hızlı, taktik ve stratejik ilişkiler kurmanın yanı sıra iki ülke arasında kayda değer bir açıklık düzeyi yakalanmasını cesaretlendirmek istiyor.

Makale, Rusya’nın Suriye meselesinde söz sahibi Türk seçkinlerinin önde gelenlerinden biri olarak kabul edilen Hakan Fidan’a oynadığını vurguluyor. Moskovadakiler, Fidan’ın anlayış ve deneyiminin, tam bir bölgesel değişime yönelik bir açıklık düzeyi yakalanmasını sağlayabilecek önemli müzakereleri hızlandırabileceğine inanıyorlar.

Bu değişim güvenlik boyutunun ötesine geçiyor ve diplomatik ilişkileri yeniden kurmayı amaçlıyor. Bakan Fidan, Suriye ile karmaşık ilişkilerin yönetiminde yeni bir diplomatik yaklaşım, güçlü bir temele dayanan ve bir müzakere döneminden geçerek adım adım ilerleyen bir süreç öneriyor. Yoruma göre, Rusya’nın gözetiminde ilerleme kaydedilmesine rağmen, süreç henüz tamamlanmadı.

Gazete ayrıca, Türkiye’nin Suriye ile ilişkilerine ilişkin tüm detayları Rus tarafına açıklamamayı tercih ettiğini belirtiyor. Türkiye, ikili ilişkiler ve komşu ülkeler olmaktan kaynaklanan karmaşıklıklar konusunda belirli bir gizlilik seviyesini korumayı amaçlıyor.

The Syrian Observer, “Bu karmaşıklıklar arasında çekişmeli sınır sorunları, kapalı geçişler, doğal afetlerin ardından koordinasyon eksikliği ve sınır güvenliği kaygıları var. Müzakerelerin odak noktasını, terörizmin tanımı konusunda bir anlaşmaya varılması oluşturuyor. Türkiye, Suriye topraklarındaki ‘terörizm’den doğrudan etkilendiğini söylüyor.” diye yazıyor.

Normalleşme sürecinin ilk adımı 28 Aralık’ta atıldı

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atıldı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alındı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirildi.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım oldu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtildi.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yineledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın