Uyuşturucu Kullanımının Önüne Geçilemiyor: Kullanım Yaşı 8’e Kadar Düştü

CHP Isparta Milletvekili Hikmet Yalım Halıcı, “Raporlara baktığımız zaman uyuşturucu kullanımının 8 yaşına kadar indiğini görüyoruz. Çocuklarda bağımlılık haline geliyor. Uyuşturucu ve türevi maddelerin kullanımı nedeniyle Avrupa’da 18 yaş altı ölümlerde birinci sırada Türkiye var. Üzüntü verici bir durum.” dedi.

Türkiye’de metamfetamin ve bonzai kullanımının son beş yılda 15 kat arttığına dikkat çeken Halıcı, “Bu ikisinin çok yoğun şekilde kullanıldığını ve arttığını görüyoruz. Çok daha ciddiyetle yaklaşmamız lazım bu konuya. Türkiye’nin geleceği açısından çok önemli bu konu”  ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Ali Kemal Yıldız, devletin özellikle lise dönemindeki gençlerin bilinçlendirilmesi çalışması yanında ailelerin de bu konuya önem vermesi ve ergenlik çağındaki çocuklarıyla çok yakından ilgilenmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye’de uyuşturucu kullanımının önüne geçilemiyor. Gerekli önemlerin alınamaması tepkilere yol açarken internet üzerinden uyuşturucu satışlarına da devam ediliyor. Son dönemde yapılan araştırmalarda da metamfetamin kulanımının arttığı görülüyor.

Uyuşturucu kullanımının artması ve kullanım yaşının ilkokul çağındaki çocuklara kadar düşmesi uzmanları harekete geçirdi. CHP’li Halıcı, konuya ilişkin Bakan Koca’ya soru önergesi verdi.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya uyuşturucu kullanımına ilişkin geçen günlerde soru önergesi veren CHP Isparta Milletvekili Hikmet Yalım Halıcı, Cumhuriyet‘ten Rengin Temoçin’e yaptığı açıklamalarda “Türkiye’nin birçok yerinde uyuşturucu kullanımı olduğunu ve ailelerin bundan mustarip olduğunu gördük. Dolayısıyla bu önergeyi vermek istedik takip de edeceğiz” diye konuştu.

Yeteri kadar önlem alınmadığını söyleyen Halıcı şunları söyledi: Raporlara baktığımız zaman uyuşturucu kullanımının 8 yaşına kadar indiğini görüyoruz. Çocuklarda bağımlılık haline geliyor. Uyuşturucu ve türevi maddelerin kullanımı nedeniyle Avrupa’da 18 yaş altı ölümlerde birinci sırada Türkiye var. Üzüntü verici bir durum.

Türkiye’de metamfetamin ve bonzai kullanımının son beş yılda 15 kat arttığına dikkat çeken Halıcı, “Bu ikisinin çok yoğun şekilde kullanıldığını ve arttığını görüyoruz. Çok daha ciddiyetle yaklaşmamız lazım bu konuya. Türkiye’nin geleceği açısından çok önemli bu konu” ifadelerini kullandı.

“20 yıldan 30 yıla kadar hapis cezası”

Prof. Dr. Ali Kemal Yıldız, dikkati hukuki süreçlere çekerek “Ülkemizde uyuşturucu madde ticareti suçlarının cezaları oldukça yüksektir. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal, ithal ve ihracının cezası 20 yıldan 30 yıla kadar hapis cezasıdır” diye konuştu.

Ülke içerisinde uyuşturucu madde ticaretinin cezasının en az on yıl olduğunu hatırlatan Yıldız şunları söyledi: “Bu ceza uyuşturucu maddenin niteliğine, örneğin eroin olması, uyuşturucu maddenin satıldığı yere, örneğin okula yakın olmasına göre 30 yıla kadar çıkabilmektedir. Uyuşturucu madde kullanmanın cezası iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıdır. Ancak ilk seferinde kişi cezalandırılmamakta ve soruşturma evresinde kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmektedir.”

Yıldız, devletin özellikle lise dönemindeki gençlerin bilinçlendirilmesi çalışması yanında ailelerin de bu konuya önem vermesi ve ergenlik çağındaki çocuklarıyla çok yakından ilgilenmesi gerektiğini söyledi.

Paylaşın

Türkiye, Küresel Barış Endeksi’nde 147. Sırada

Türkiye, Küresel Barış Endeksi’nde 163 ülke arasında 147’nci oldu. Türkiye bu basamağı İran’la paylaştı. Listede Türkiye ve İran’ın hemen altındaki basamakta Kuzey Kore yer aldı. Türkiye, 36 ülkenin bulunduğu Avrupa kategorisinde ise en son sırada yer aldı.

En barışçıl ülke bu yıl da İzlanda oldu. Bu ülkeyi sırasıyla Danimarka, İrlanda, Yeni Zelanda, Avusturya, Singapur, Portekiz, Slovenya, Japonya ve İsviçre izledi. Almanya listenin 15’inci sırasında yer aldı. Listenin son sırasında Afganistan bulunuyor. Yemen endeks kapsamındaki 163 ülke arasında 162’nci, Suriye ise 161’inci oldu.

Avustralya merkezli Ekonomi ve Barış Enstitüsü (IEP) 2023 Küresel Barış Endeksi’ni açıkladı.

Endekse göre, Türkiye 163 ülke arasında 147’nci oldu. Türkiye bu basamağı İran’la paylaştı. Listede Türkiye ve İran’ın hemen altındaki basamakta Kuzey Kore yer aldı. Türkiye, 36 ülkenin bulunduğu Avrupa kategorisinde ise en son sırada yer aldı.

“En barışçıl/huzurlu” ülkenin İzlanda olarak belirlendiği endeks, 23 gösterge üzerinden oluşturuluyor. Bu göstergeler arasında; yurt içi ya da yurt dışındaki çatışmalardaki ölümler, cinayet oranı, silahlanma seviyesi, silah ihracatı, terör, siyasi istikrar ve mahkûm sayısı gibi faktörler yer alıyor.

Endeksle birlikte yayımlanan raporda; ABD, Rusya ve Çin gibi büyük güçlerin yanı sıra artık Türkiye, Suudi Arabistan ve İran gibi bölgesel aktörlerin de kendi yakın çevrelerinin dışında da rol oynamak için giderek daha istekli bir hâl aldıkları ifade edildi.

Raporda, Türkiye gibi ülkelerin kendi bölgelerindeki politikalarından ise “Birçok orta seviyedeki güç, bölgesindeki çatışmalara giderek daha fazla müdahil oluyor. Bu trendin önümüzdeki 10 yılda da sürmesi muhtemel. Türkiye, yükselen orta güçteki ülkelere iyi bir örnek. Sadece Suriye ve Dağlık Karabağ’daki çatışmalarda olduğu gibi yakın çevresinde değil, Somali ve Libya gibi daha uzak yerlerde de nüfuzunu artırma çabasında” diye bahsedildi.

Raporda ayrıca kendisini “drone süper gücü” olarak ön plana çıkaran Türkiye’nin Etiyopya, Ukrayna ve Mali dâhil 20’den fazla ülkeye insansız hava aracı (İHA) ihraç ettiğine dikkat çekildi.

Türkiye’nin son birkaç yılda başta İHA olmak üzere askeri teknoloji ihracatı bakımından en aktif ülkelerden biri olmasının, endekste silah ihracatı kriteri bakımından olumsuz bir etki yarattığına vurgu yapıldı.

Türkiye’nin silah ihracatının 2022 yılında yüzde 72,7 büyüdüğü belirtilen raporda, “Avrupa, Ortadoğu ve Kafkaslar’ın kesiştiği stratejik konumu, Türkiye’yi bölgedeki etkili bir güç yapıyor” denildi.

Endeks kapsamında silahlı çatışmaların ekonomik maliyetleri de hesaplanıyor. Söz konusu maliyetler 2022’de 17,5 trilyon dolara ulaştı. Bu, ülkelerin gayrisafi yurt içi hasılalarının toplamının yüzde 13’üne tekabül ediyor. Kişi başına düşen pay ise 2 bin 200 dolar görülüyor.

Türkiye, “şiddetin ekonomik maliyeti” bakımından 224,8 milyar dolar ile 132’nci sırada yer aldı. Bu meblağ, bir önceki yıl 128,2 milyar dolardı.

Raporda, Türkiye’de “şiddetin ekonomik maliyetinin” gayrisafi yurt içi hasıladaki payı yüzde 5 olurken kişi başına 2 bin 634 dolar düştüğü belirtildi.

Dünyanın üst üste dokuz yıldır daha az barışçıl bir hâl aldığını gösteren endekse göre, 2022’de dünya genelindeki çatışmalarda ölenlerin sayısı 238 bini geçti. IEP, bunun Ruanda soykırımının yaşandığı 1994 yılından beri kaydedilen en yüksek sayı olduğunu belirtti.

Son sırada Afganistan var

Endekse göre, en barışçıl ülke bu yıl da İzlanda oldu. Bu ülkeyi sırasıyla Danimarka, İrlanda, Yeni Zelanda, Avusturya, Singapur, Portekiz, Slovenya, Japonya ve İsviçre izledi. Almanya listenin 15’inci sırasında yer aldı. Listenin son sırasında Afganistan bulunuyor. Yemen endeks kapsamındaki 163 ülke arasında 162’nci, Suriye ise 161’inci oldu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Gelecek, DEVA Ve Saadet Partisi TBMM’de Grup Kurabilecek Mi?

14 Mayıs’ta yapılan seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) listelerinden Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden TBMM’ye giren Saadet Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Gelecek Partisi arasındaki “birleşme” ve “grup kurma” çalışmalarından olumlu sonuç alınamadı.

DW Türkçe’nin Kıvanç El’in edindiği bilgiye göre, özellikle DEVA Partisi ile bazı gerginlik ve uyuşmazlıklar yaşansa  da yeni formüller ile “Meclis’te ortak grup kurma” seçeneği tamamen masadan kalkmış değil.

14 Mayıs milletvekili genel seçimlerinde DEVA Partisi 15, Gelecek ve Saadet partileri de 10’ar olmak üzere üç parti toplam 35 milletvekili elde etti. DEVA ve Gelecek Partisi seçimlerin ardından “birleşme”, Saadet, DEVA ve Gelecek partileri de “Meclis’te ortak grup kurmak” için görüşmelere başlamıştı. Bu görüşmelerde yol alınamadı. Konuyu yetkili kurullarında değerlendiren partilerden DEVA ve Saadet masadaki formüllere sıcak yaklaşmadı. Ancak, tüm kapılar kapanmış değil. Üç yeni formül üzerinden yaz aylarında görüşmeler devam edecek.

Partiler hangi konuda anlaşamadı?

Seçimlerin ardından Gelecek Partisi’nin önerileri çerçevesinde DEVA ile “birleşme” gündemli görüşmeler başladı. Bu görüşmelerde iki partinin “yeni bir parti adı altında birleşmesi,” “eş başkanlık,” “genel başkanvekilliği” gibi formüller gündeme getirildi. Ancak yol alınamadı. DEVA Partisi’nden geçen Pazar günü yapılan yazılı açıklamada, “Gelecek Partisi ile birleşme” modelinin “parti yönetiminde çift başlılık ve mesaj karmaşasına yol açacağı ve sürdürülebilir olmayacağı gerekçeleriyle uygun bulunmamıştır” denildi.

Birleşmenin yanı sıra DEVA, Gelecek ve Saadet partileri ayrıca Meclis’te grup kurulması için de görüşmelere başladı. Edinilen bilgiye göre Saadet Partisi, Meclis’te grup kurmanın kendi partilerinde birleşerek olmasını istedi. Bu öneri kabul edilmedi. Ardından “Üç partinin yedişer milletvekili vereceği bir çatı partisi kurulması” önerisi gündeme getirildi. Meclis’te üç liderin de grup toplantılarında dönüşümlü konuşması gibi formüller ele alındı.

DEVA Partisi ise “dönüşümlü başkanlık,” “sırayla başkanlık” gibi formüllerin “halkta kafa karışıklığı oluşturacağını” ve “söylem birliği problemi yaratacağını” belirterek formüllere karşı çıktı. Ayrıca yedişer milletvekilinin “çatı parti”ye verilmesi durumunda kalan vekillerle partilerin zayıf kalacağı fikri hem DEVA hem de Saadet Partisi kurullarında dillendirildi.

Meclis’te grup kurulma çalışmalarına dair DEVA’dan yapılan değerlendirmede, “Söz konusu modelin vatandaşlarımızca doğal karşılanmayacağı, zihin karmaşasına yol açacağı, yönetişim sorunları çıkaracağı ve partilerin kendi öz kimliklerinin gelişimini engelleyeceği yönündeki görüşler ağırlık kazanmıştır” sözleriyle masadaki formüllere kapı kapatıldı.

Parti Sözcüsü İdris Şahin, “Halkta karşılığı olmayan suni seçenekler, suni birliktelikler yerine daha sağlıklı formülleri her zaman konuşmaya hazırız” dedi. Kapıyı kapatmadıklarını ve Ekim ayına kadar hatta Ekim ayından sonraya kadar da süreleri olduğunu belirten Şahin, “Seçmenlerin de kabullenebileceği formülleri değerlendireceklerini” kaydetti.

Hangi formüller masada?

Saadet, DEVA ve Gelecek partilerinin kurmaylarından edinilen bilgiye göre masada hâlâ tüm partilerin tartışmasına açılacak üç formül bulunuyor.

Bunlardan ilkine göre 10 milletvekili olan Saadet Partisi’ne DEVA ve Gelecek Partisi’nden 5’er milletvekili verilmesi. Bu durumda Saadet Partisi grubu oluşturulacak, Genel Başkan Temel Karamollaoğlu olacak ve konuşmaları da bu partinin Genel Başkanı yapacak. “Dönüşümlü konuşma” gibi “kafa karıştıran” ve “söylem problemleri yaratan” modeller uygulanmayacak.  Buradaki amaç “liderlerin konuşmasından” öte Meclis’te yasama faaliyetlerinde grup kurmanın avantajlarının kullanılması olacak. Saadet Partisi adı altında grup kurulması halinde grup hakları üç partiye eşit dağıtılacak.

Diğer ikinci formül ise en çok, yani 15 milletvekili olan DEVA Partisi’ne “ittifak ortakları” olarak görülen; Gelecek, Saadet, CHP, İYİ Parti gibi partilerden yapılacak görüşmeler ile milletvekili transferi ile grup kurulması olacak. Burada grup DEVA Partisi çatısı altında oluşacak ancak haklar destek veren partilere eşit bölüştürülecek. CHP ve İYİ Parti’den destek gelmeyip sadece Gelecek ve Saadet partilerinden destek gelebileceği de belirtiliyor.

DEVA Partisi’nin hiç yer almadığı üçüncü formül ise Saadet ve Gelecek Partisi arasında dillendiriliyor. Bu formüle göre de 10’ar vekili olan iki parti ortak Meclis grubu oluşturulacak. Çatı partisi ise Saadet Partisi olacak.

Birleşme mümkün mü?

Meclis’te grup kurmanın yanı sıra bir diğer önemli gündem ise DEVA ve Gelecek partilerinin birleşmesi. Gelecek Partisi’nin önerdiği gibi “genel başkanvekili” veya “eş başkanlık” gibi modellerle birleşmeye DEVA sıcak bakmıyor. Ancak 81 ilde örgütlü olan ve daha geniş bir örgüt ağı olan DEVA Partisi ve Ali Babacan’ın liderliği altında birleşmeye sıcak bakılıyor. Bu noktada Gelecek Partisi’nden geçecek kurmaylara partide önemli görevler verileceği ancak liderliğin tek olacağı, diğer türlü “eş başkanlık” gibi modellerin halkta karşılığı olmadığı ve “çok başlılığa” yol açtığı savunuluyor.

Seçimler sürecinde fazla dillendirilmese de DEVA ile Gelecek partilerinin kurmayları arasında uzun süredir gerginlik olduğu biliniyor. Her iki parti tabanı da yöneticileri de geçmişte AKP tabanında yer alan isimlerden oluşuyor.

Meclis’te grup kurmanın faydası ne?

Meclis’te partilerin grup kurması için 20 milletvekilinin bir araya gelmesi gerekiyor. Bu durumda sandalye dağılımına göre tüm komisyonlarda üyelik, Meclis yönetiminde temsil edilme hakkı elde ediliyor. Bu durumda 20 kişilik grup kurulması durumunda “TBMM idare amiri,” “katip üye” gibi haklar da kurulan gruba veriliyor. Ayrıca grup başkanvekilleri belirlenerek yasama faaliyetlerinde gruplar adına Meclis Genel Kurulu’nda söz alınabiliyor. Yine Meclis genel kurulunda “araştırma önergeleri” verilebiliyor. Grubu olmayan partilerin milletvekillerinin yasama faaliyetlerine katılımı grubu olanlara göre oldukça zor.

Paylaşın

AİHM’den Türkiye Hakkında Bir Hak İhlali Kararı Daha!

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’de boşanan kadınların hamile olmadıklarını gösteren bir rapor sunmadıkları takdirde yeniden evlenebilmek için 300 gün beklemelerini zorunlu kılan kanun hükmünü hak ihlali olarak değerlendirildi.

Nurcan Bayraktar’a karşı Türkiye davasındaki kararda, bu uygulamanın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “özel hayata saygı hakkı” başlıklı 8’inci maddesinin ve “evlenme hakkı” başlıklı 12’nci maddeyle bağlantı olarak da “ayrımcılığın engellenmesi” başlıklı 14’üncü maddenin ihlal edildiğini belirtti.

Dava, Türkiye’de Ocak 2014’te boşandıktan sonra aynı yıl 300 günlük bekleme süresinin tıbbi rapor olmaksızın kısaltılması için mahkemeye giden ancak yargıdan olumsuz yanıt alan Nurcan Bayraktar’ın iç hukuk yolunun tükenmesinin ardından Haziran 2020’de AİHM’ye bireysel başvuruda bulunması üzerine Strazburg merkezli uluslararası mahkemeye taşınmıştı.

Türkiye’de yasalar kadınların eski eşlerinden farklı biriyle evlenmek için boşanmalarının kesinleşmesinden sonra asgari 300 gün beklemelerini şart koşuyor. İddet süresi olarak da adlandırılan bu süreyi beklemek istemeyen kadınların hamile olmadıklarını tıbbi testlerle ispatlamaları gerekiyor.

Türk Medeni Kanunu’nun 132. Maddesinde iddet süresinin çerçevesi şöyle çiziliyor: Evlilik sona ermişse, kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün geçmedikçe evlenemez. Doğurmakla süre biter. Kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının anlaşılması veya evliliği sona eren eşlerin yeniden birbiriyle evlenmek istemeleri hâllerinde mahkeme bu süreyi kaldırır.

AİHM, hak ihlali tespit ettiği davada, mahkemeye başvuran Nurcan Bayraktar adlı şikayetçiye 300 gün bekleme zorunluluğu getirilmesi ve bu kişiden tıbbi rapor istenmesinin hiçbir zorunlu toplumsal gereksinime hizmet etmediğine hükmetti.

Söz konusu uygulamanın “hedeflenen meşru amaçlarla orantısız olmasının yanı sıra yeterli ve uygun sebeplerle de gerekçelendirilmediğini” belirten AİHM, “başvuru sahibinin özel hayatına saygı hakkına müdahaleyle sonuçlanan” bu eylemin “demokratik bir toplumda gerekli olmadığı” hükmüne vardı.

“İhlalin tespit edilmesinin tek başına yeterli adil tazmin oluşturduğuna” hükmeden AİHM, başvuru sahibine herhangi bir tazminat ödenmesine gerek görmedi. Ancak AİHM, Türkiye’yi Bayraktar’ın 564 euroluk mahkeme masraflarını ödemeye mahkûm etti.

Mahkeme ayrıca, bu uygulamanın doğrudan bir cinsiyet ayrımcılığı anlamana geldiğini ve doğacak çocuğun babasının kim olduğu üzerindeki belirsizliği önlemek amacıyla alınan bir tedbir olduğu savının bu ayrımcılığı haklı gösteremeyeceğine hükmetti.

Davacının cinsiyeti nedeniyle gördüğü muamelenin gerekli olmadığı ve hiçbir gerekçeyle haklı gösterilemeyeceği ifade edildi.

Ayrıca “soy kütüğünde karışıklık olmasını” önlemek gibi bir amacın, yani biyolojik babanın kim olduğunu tespit etme niyetinin, modern toplumda yeri olmadığı belirtildi. AİHM’in ön kararının ardından tarafların nihai bir karar alınmasını talep etmek için üç ay süreleri bulunuyor.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Kurban Bayramı” Mesajı: Türkiye Yüzyılı Menziline Mutlaka Varacağız

Kurban Bayramı nedeniyle bir mesaj yayımlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin aynı zamanda hizmetlerle, eserlerle, yatırımlarla ve reformlarla dolu dolu geçireceği altın değerinde bir beş sene daha kazandığını belirten, “Biz de milletimizin güvenine layık olabilmek adına, kabinemiz ve ittifak ortaklarımızla birlikte omuz omuza çalışacağız. 29 Mayıs sabahı itibarıyla inşasına başladığımız Türkiye Yüzyılımızı, bir hayal olmaktan çıkarıp, Allah’ın izniyle, gerçeğe dönüştüreceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Amacımız; milletimizin istiklal ve istikbal mücadelesinde Cumhuriyetimizin yeni yüzyılını, her açıdan yeni bir dönemin, yepyeni bir şahlanışın, yeni bir toplumsal mutabakatın miladı hâline dönüştürmektir. Bununla ilgili hazırlıklarımızı yaptık, kadromuzu oluşturduk, hedeflerimizi belirledik. İnşallah milletimizin çizdiği istikamette yürüyerek Türkiye Yüzyılı menziline mutlaka varacağız.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kurban Bayramı nedeniyle video mesaj yayımladı. Erdoğan, mesajında, tüm vatandaşların Kurban Bayramı’nı tebrik etti.

“Rabbimize, bizleri bir Kurban Bayramı’na daha sağlıkla, huzurla ve afiyetle ulaştırdığı için sonsuz hamdediyoruz. Kurban Bayramı’nın; ailelerimize, milletimize, İslam âlemine ve tüm insanlığa hayırlar getirmesini diliyorum” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, devamında şunları kaydetti: “Bayramlar; millet olarak birliğimizi, beraberliğimizi, ezeli ve ebedi kardeşliğimizi hatırladığımız mübarek günlerdir. Kurban Bayramı, özellikle kurban ibadetiyle paylaşma ve dayanışmanın adeta zirveye çıktığı bereketli bir zamandır.”

6 Şubat depremleri sebebiyle yüreklerin yandığı bu aylarda, Kurban Bayramı’nın, vatandaşlar arasında kardeşlik iklimini daha da güçlendireceğine inandığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu vesileyle bir kez daha asrın felaketinde hayatını kaybeden 50 bini aşkın canımızı rahmetle yâd ediyor, ailelerine sabr-ı cemil niyaz ediyorum” ifadelerini kullandı.

Depremin yaralarını sarmak ve depremzedeleri en kısa sürede yeni yuvalarına kavuşturmak için çalışmalarını aralıksız sürdürdüklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Geride bıraktığımız seçim döneminde de bu hassasiyetimizi koruduk. Deprem bölgesindeki kardeşlerimizi sık sık ziyaret etmek suretiyle hem acılarını paylaştık hem de sahada yürütülen çalışmaları bizzat takip ettik. İnşa ve ihya faaliyetlerimiz tüm hızıyla devam ediyor. Deprem konutlarının ilk bölümünün teslimatına inşallah ekim, kasım ayları itibarıyla peyderpey başlıyoruz. Milletimize söz verdiğimiz şekilde, 319 bini ilk bir sene içerisinde olmak üzere, toplam 650 bin deprem konutunu tamamlamakta kararlıyız” şeklinde konuştu.

14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerinin geride bırakılmasıyla birlikte, artık ülkenin sorunlarına daha fazla yoğunlaşma imkânına kavuştuklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, devamında şunları kaydetti: “Bundan sonra tüm enerjimizi ve vaktimizi Türkiye’yi büyütmeye, milletimizin taleplerini karşılamaya hasredeceğiz. Buradan bir kez daha verdikleri güçlü destekle ‘iki bayram arasında bizlere iki demokrasi bayramı yaşatan’ aziz milletimin tüm fertlerine, yurt dışındaki gurbetçi kardeşlerimize şükranlarımı sunuyorum. Türkiye, son asrın en kritik seçimlerinden birini demokrasi şöleni içerisinde, yüzde 90’a varan rekor katılım oranıyla, bütün dünyada gıptayla izlenen bir atmosferde, hamdolsun, başarıyla gerçekleştirmiştir. Seçimlerin kazananı; tartışmasız bir şekilde 85 milyon vatandaşıyla tüm Türkiye’dir.”

“Türkiye Yüzyılı menziline mutlaka varacağız”

Türkiye’nin aynı zamanda hizmetlerle, eserlerle, yatırımlarla ve reformlarla dolu dolu geçireceği altın değerinde bir beş sene daha kazandığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz de milletimizin güvenine layık olabilmek adına, kabinemiz ve ittifak ortaklarımızla birlikte omuz omuza çalışacağız. 29 Mayıs sabahı itibarıyla inşasına başladığımız Türkiye Yüzyılımızı, bir hayal olmaktan çıkarıp, Allah’ın izniyle, gerçeğe dönüştüreceğiz.

Amacımız; milletimizin istiklal ve istikbal mücadelesinde Cumhuriyetimizin yeni yüzyılını, her açıdan yeni bir dönemin, yepyeni bir şahlanışın, yeni bir toplumsal mutabakatın miladı hâline dönüştürmektir. Bununla ilgili hazırlıklarımızı yaptık, kadromuzu oluşturduk, hedeflerimizi belirledik. İnşallah milletimizin çizdiği istikamette yürüyerek Türkiye Yüzyılı menziline mutlaka varacağız” şeklinde konuştu.

Son 21 yıldır olduğu gibi gelecek beş sene boyunca da yine aşkla çalışacaklarını, eser ve hizmet siyasetinden asla taviz vermeyeceklerini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, mesajını şu cümlelerle tamamladı: “Rabbim yolumuzu, bahtımızı açık etsin diyorum. Hac farizasını yerine getirme niyetiyle şu an kutsal topraklarda bulunan kardeşlerimizin ibadetlerinin kabul olmasını Rabbim’den niyaz ediyorum. Kurban Bayramı ziyaretleri ve tatil amacıyla yollara çıkan tüm vatandaşlarımızdan, trafik kurallarına titizlikle riayet etmelerini istiyorum. Kurban Bayramı’nın hepimiz için hayırlara vesile olmasını diliyor; sizleri bir kez daha muhabbetle selamlıyorum. Bayramınız mübarek olsun.”

Paylaşın

HDP Ve YSP’den “Kurban Bayramı” Mesajı: Eşitlik, Özgürlük Ve Barış

Kurban Bayramı nedeniyle bir mesaj yayımlayan HDP ve YSP, mesajında, “Kurban Bayramının eşitlik, özgürlük ve barış getirmesini diliyoruz. Halkımızın ve Ortadoğu halklarının bayramı kutlu olsun!” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Eş Sözcüleri Çiğdem Kılıçgün Uçar ve İbrahim Akın, Kurban Bayramı öncesi, Türkçe ve Kürtçe olarak, “Özgürlüğe ve barışa vesile olması dileğiyle halklarımızın bayramını kutluyoruz” başlıklı bir kutlama mesajı yayınladı:

“Ne yazık ki büyük toplumsal sorunların, derinleşen ekonomik ve siyasi krizlerin, yoksulluğun, eşitsizliğin ve başta Kürt halkı olmak üzere topluma yönelik çok yönlü saldırıların gölgesinde Kurban Bayramını karşılıyoruz.

Ancak bayramları gerçek anlamlarına kavuşturabilir; dayanışma, paylaşma ve özgürleşme esaslarına dayalı toplumsal varoluşumuzu yeniden yaratabiliriz. Hayalini kurduğumuz savaşsız, sömürüsüz ve özgür yaşamı yaratmak mücadele gerekçemizdir. Bu vesileyle Kurban Bayramının eşitlik, özgürlük ve barış getirmesini diliyoruz. Halkımızın ve Ortadoğu halklarının bayramı kutlu olsun!”

“Cejna Qurbanê li gelê me pîroz be

Gelê me di bin şert û mercên giran, êrişên piralî, tehdidên tunebûnê de Cejna Qurbanê pêşwazî dike. Em hêvî dikin ku Cejna Qurbanê ji bo gelê me, gelên Rojhilata Navîn bibe sedema azadî, aştî û wekheviyê. Bi vê wesileyê em dikarin ji nû ve bingeha xwe ya civakî xurt bikin, pirsgirêkên xwe çareser bikin li hemberî êriş û tehdidên piralî xwe bi rêxistin bikin. Armanca jiyanek wekhev û azad ji bo me sedema têkoşînê ye û heya ku ev em bigihêjin vê armanca xwe emê têkoşîna xwe bidomîn in. Bi vê mabestê Cejna Qurbanê li gelê me li gelê Rojhilata Navîn û hemû mirovahiyê pîroz be.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan “Kurban Bayram” Mesajı: Sevginin, Hoşgörünün…

Kurban Bayramı nedeniyle bir mesaj yayımlayan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Kurban Bayramı, birlikteliğin olduğu kadar sevginin, hoşgörünün, gülümsemenin, selamlaşmanın, önyargılarımızdan arınmanın da günüdür. Bunları gerçekleştirdiğimizde adaleti de inşa etmiş olacağız. Bu nedenledir ki devleti yönetenler, liyakat sahibi ve adaletli davranmak zorundadırlar. Aslında demokrasinin varlık nedeni de bu” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Unutulmaması gereken gerçek, insanlık tarihinin bir anlamda adaleti arama ve adaletsizliklerle mücadele tarihi olduğudur. Açıkça ifade etmek gerekirse adalet arayışı, aynı zamanda umudun tüketilmemesi ve umut arayışımızın da hep diri tutulması demektir.”

Kılıçdaroğlu, mesajının devamında, “Dolayısıyla bizler; ahlaki, vicdani ve insani değerleri bayramlarda hatırlayan değil, doğanın doğallığını korumak dahil, yaşamın her alanına yayan bir ülkede yaşamak isteriz. Öte yandan, yaşatılan ekonomik buhran nedeniyle alım gücü ve refah düzeyi düşen ve neşesi elinden alınan sevgili halkımızın mutlu ve huzurlu bir bayram geçirmesini dilerim” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kurban Bayramı vesilesiyle bir mesajı yayınladı. Kılıçdaroğlu, mesajında şu ifadeleri kullandı:

“Kurban Bayramı, birlikteliğin olduğu kadar sevginin, hoşgörünün, gülümsemenin, selamlaşmanın, önyargılarımızdan arınmanın da günüdür. Bunları gerçekleştirdiğimizde adaleti de inşa etmiş olacağız. Bu nedenledir ki devleti yönetenler, liyakat sahibi ve adaletli davranmak zorundadırlar. Aslında demokrasinin varlık nedeni de bu.

Unutulmaması gereken gerçek, insanlık tarihinin bir anlamda adaleti arama ve adaletsizliklerle mücadele tarihi olduğudur. Açıkça ifade etmek gerekirse adalet arayışı, aynı zamanda umudun tüketilmemesi ve umut arayışımızın da hep diri tutulması demektir.

Dolayısıyla bizler; ahlaki, vicdani ve insani değerleri bayramlarda hatırlayan değil, doğanın doğallığını korumak dahil, yaşamın her alanına yayan bir ülkede yaşamak isteriz. Öte yandan, yaşatılan ekonomik buhran nedeniyle alım gücü ve refah düzeyi düşen ve neşesi elinden alınan sevgili halkımızın mutlu ve huzurlu bir bayram geçirmesini dilerim.

Bu duygularla, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm silah arkadaşlarını ve terör örgütlerine karşı mücadelede hayatını kaybeden şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Ayrıca bedenlerini bizler ve vatanımız için siper etmiş gazilerimize de şükranlarımı sunuyorum. Kurban Bayramı’nız kutlu olsun.”

Paylaşın

CHP’li Tezcan: Seçimi Kaybettik, Hiçbir Şey Olmamış Gibi Devam Edemeyiz

CHP’li Bülent Tezcan, partisinde yaşanan “değişim” tartışmalarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Önce şunu kabul edeceğiz. Bu seçimi kaybettik. Kaybettikten sonra hiçbir şey olmamış gibi, her şey normalmiş gibi devam etmek mümkün değil” dedi ve ekledi:

“Yani başımızı kuma gömüp yürüyemeyiz. Bu sadece durumu kurtarmak, görüntüyü kurtarmak için değil ya da parti tabanının gazını, ateşini nasıl söndürürüz diye değil, gerçek anlamda bir muhasebeyi nasıl yaparız, bundan sonraki seçimi nasıl kazanırız? Artık bu mesele sadece 2024’teki yerel seçim meselesi değil, öncelikli o, ama onun daha ötesinde.”

Tezcan, açıklamasının devamında, “Ondan sonraki seçimlerde eğer Türkiye’nin kaderini değiştireceksek, Türkiye’yi bu otoriter, popülist rejimin cenderesinden çıkaracaksak CHP’nin tutumunu, iş yapma biçimini, siyaset yapma biçimini değiştirmek zorundayız. Partiyi yeni baştan, kodlarına, ideolojisine, kimliğine, 21. yüzyılın gereklerine uygun bir şekilde yorumlamak zorundayız. Bu kararlı, radikal bir dönüşümü gerektiriyor” ifadelerini kullandı:

14 ve 28 Mayıs seçimlerinde istenilen başarının yakalanamadığı Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) değişim tartışmaları devam ediyor. CHP Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’da bu tartışmalara katıldı.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’ya konuşan Tezcan’ın açıklamalarından öne çıkan kısımlar şöyle:

Seçimden sonra CHP’de her geçen gün daha da dozu artan bir “değişim” tartışması başladı. Sizce de değişim zorunlu mu artık?

Önce şunu kabul edeceğiz. Bu seçimi kaybettik. Kaybettikten sonra hiçbir şey olmamış gibi, her şey normalmiş gibi devam etmek mümkün değil. Yani başımızı kuma gömüp yürüyemeyiz. Bu sadece durumu kurtarmak, görüntüyü kurtarmak için değil ya da parti tabanının gazını, ateşini nasıl söndürürüz diye değil, gerçek anlamda bir muhasebeyi nasıl yaparız, bundan sonraki seçimi nasıl kazanırız?

Artık bu mesele sadece 2024’teki yerel seçim meselesi değil, öncelikli o, ama onun daha ötesinde. Ondan sonraki seçimlerde eğer Türkiye’nin kaderini değiştireceksek, Türkiye’yi bu otoriter, popülist rejimin cenderesinden çıkaracaksak CHP’nin tutumunu, iş yapma biçimini, siyaset yapma biçimini değiştirmek zorundayız. Partiyi yeni baştan, kodlarına, ideolojisine, kimliğine, 21. yüzyılın gereklerine uygun bir şekilde yorumlamak zorundayız. Bu kararlı, radikal bir dönüşümü gerektiriyor.

Daha önce de seçim kaybettiniz ama bu kez değişim talepleri daha güçlü görünüyor. Öncelikle seçim neden kaybedildi, sorun aday mıydı, yeterince çalışma yapılmadı mı?

Bu seçimde hepimiz için beklenti çok büyüktü. Kazanacağımıza çok inanmıştık. Çok çaba harcandı, yeni yöntemler denendi. İttifak modeli genişletildi. Bütün bunlar inancı, umudu yükseltti. Anketler iyi görünüyordu. Beklenti çok yüksekti, dolayısıyla kaybedince travma da çok yüksek oldu. Bir kere bunu tespit edelim. Bir, seçimi kaybettik, iki, kaybın travması çok büyük.

Şimdi bundan sonrasına ilişkin yapılması gereken şeyler var. Mesele bir suçlu ya da sorumlu arayışı değil. Sorunu bulup çözme ekseninde sürdürmemiz gerek. Bu çerçevede hepimiz kusurlu olabiliriz; yüzde elli kusurlu, kusursuz olabiliriz. Ama herkesin söylediği bir şey var; hiçbir şey olmamış gibi yürüyemeyiz. Bu süreçte önümüzdeki dönemde yeni yol haritası çizmek lazım. Şimdi bu yol haritası sadece taktiksel sorunları çözme üzerine mi odaklanacak yoksa stratejik olarak parti yeniden mi yapılanacak?

Peki siz nasıl bir yöntem öneriyorsunuz?

Örgüt, kadro, program, söylem, tutum ve anlayış değişikliği. Köklü, esaslı bir değişim yani parti reformu. 2010 yılında Kemal Bey genel başkan olduğunda buna başlamıştık. Ciddi bir dönüşüm, heyecanla başladı. Yürütülen politika, anayasa referandumunda ana kolon haline getirdi CHP’yi. Arkasından yerel seçimlerde bunun esaslı sonucunu aldı. En son bu seçimlerdeki Cumhurbaşkanlığı merkezindeki ittifak o sürecin sonucuydu ve önemlidir. Yani yüzde 48’i bir yerde toplamak önemlidir, ama yetmedi.

2018’deki cumhurbaşkanı adaylarının aldıkları oylara bakıyoruz, topluyoruz 2023’te aldığımız oy aynı, yüzde 47.8. Hepsini bir noktada toplamak önemli bir başarıdır, ancak yetmez. Yüzde 48’i yüzde 51’e çıkarabilmeliydik, çıkmadı. Bu döneme kadar birçok şey yapıldı ama bu bizi iktidar yapma noktasına taşımadı. Burada değişim, yenilenme kapasitesinin tıkandığını görüyoruz. Bu seçimlerin bize ilk göstermesi gereken şey; değişim kapasitesi tıkanmış artık. Yeniden o kapasiteyi yakalayabilmek lazım. Burada da değişim bir kapasite ikmaliyle değil, yani birilerini takviye ederek değil, yeni kapasite ikmali.

“Değişim öncelikle genel başkanla olmalı”

Değişim için kapasite ikmali nasıl olacak?

Değişimin içeriğini “Örgüt, kadro, program, söylem, anlayış, tutum değişikliği” diye söyledik. Ama değişimin önce bir motoru, heyecanı olması lazım. Bu moral bozukluğunu ortadan kaldıracak bir çıkışa ihtiyaç var. Onun için değişim önce liderlik değişimiyle başlar. Çünkü, büyük değişimler liderlik değişimiyle başlamıştır. 2010 yılında övdüğüm o önemli dönüşüm, liderlik değişimiyle başladı.

Rahmetli Deniz Bey’in davaya çok büyük katkıları oldu. Çok iyi bir siyasetçiydi. Allah rahmet eylesin. Ama o da tıkanmıştı. 2010 yılında Kemal Bey’in gelişi morali, motivasyonu, büyük dönüşümün altyapısını hazırladı. Heyecan olmadan dönüşüm olmaz. Hele de böyle büyük bir travmanın yaşandığı yerde, 13 yıl genel başkanlık yaptıktan sonra… Bir kere değişim öncelikle genel başkanla olmalı.

Bunu söylerken sadece genel başkan değişimini söylemiyorum. Başta genel başkanla birlikte liderlik kadrosunun değişmesi lazım. Ben de dahil. Yani hiç kimse bu süreç içerisindeki sorumluluğunu kenara bırakıp, “şu değişsin, ama ben kalayım” deme hakkına sahip değil. Tekrar görev düşerse tekrar yaparız ama bu bilinçle yaparız.

CHP’nin, 1970’lerdeki değişimi de liderlik değişimiyle oldu. Bir kadro hareketi başladı. Liderlik değişimini sonuçlandırdıktan sonra parti esaslı dönüşümünü sağladı. Deniz Bey’den sonra 2010 yılında Kemal Bey’in gelmesiyle önemli değişiklikleri sağladı, şimdi artık değişim kapasitesinin sonuna geldik. Yeni kapasite imali için önce yeni liderlik ihtiyacı var. Onu bir kere net söylememek, etrafından dolanmak demektir.

Değişim çağrıları sonrası Kemal Bey, Kurultay’ı işaret etti ama açıklamaları yerel seçime kadar partinin başında kalma eğiliminde olduğunu gösteriyor. Siz nasıl okuyorsunuz?

Siyaset biliminde iktidarın muhafazakarlaşması diye bir durum vardır. Ülkedeki iktidar değil, partilerin içinde de iktidarlar vardır. Parti içindeki iktidarlar uzun süre iktidarda kaldıkları zaman muhafazakarlaşmaya başlarlar. CHP’de de Kemal Bey’in baştaki devrimci liderliği bugün muhafazakarlaşmaya başladı. Biz de o muhafazakarlaşmaya katkıda bulunduk, bir dönem parçası olduk. Ve bugün hepimizin cesaretle bunu görüp bu dönüşüme imkan vermemiz lazım.

Bülent Tezcan’ın açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu’ndan “Millet İttifakı” Açıklaması: Bitti

Millet İttifakı’na ilişkin değerlendirmelerde bulunan SP Lideri Karamollaoğlu, Şunu bilelim, ittifak dönemi bitti. İttifak, iktidara gelip, bugünkü sistemi değiştirmek için yapılmıştı. Biz, altı sene önce de ittifak yaptık. Ne için? Referandumda millet bu yeni sisteme hayır desin diye…” dedi ve ekledi:

“Bu ittifak bitti mi? Elbette bitti. Çünkü hükmünün icra edilmesi mümkün değil. Peki bunun yanında bir şey var mı? Benim söylediğim şu; biz, hem Altılı Masa’da bulunan siyasi partiler olarak dirsek temasımızı devam ettiririz.”

Karamollaoğlu, açıklamasının devamında, “Birbirimiz ile görüşürüz. Çünkü 9 ay sonra yerel seçimler var. Mahalli seçimlerde ittifak olmaz. Mahalli seçimlerde anlaşmalar yapılabilir. Geçmiş seferde yapıldığı gibi şimdi de yapılabilir. O halde bizim şu anda ittifak değil, birbirimiz ile olan münasebetlerimizi medeni bir şekilde devam ettirme gayreti içinde olmamız icap eder. Ülkeye de barışı, huzuru getirecek olan da bu anlayıştır diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, KRT TV’de katıldığı Gündem Özel programında Elif Doğan Şentürk, Zeynep Gürcanlı ve Sedat Bozkurt’un sorularını yanıtladı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in İYİ Parti’nin 3. Olağan Kurultayı’nda söylediği “Bundan sonra size hayatta başarılar” sözü için Karamollaoğlu, şu yorumu yaptı:

“Ben Sayın Akşener’in cümlelerini yorumlama yetkisine sahip değilim. Sayın Akşener’i kongreden sonra da aradım. Tebrik ettim… Şunu bilelim, ittifak dönemi bitti. İttifak, iktidara gelip, bugünkü sistemi değiştirmek için yapılmıştı. Biz, altı sene önce de ittifak yaptık. Ne için? Referandumda millet bu yeni sisteme hayır desin diye…

Bu ittifak bitti mi? Elbette bitti. Çünkü hükmünün icra edilmesi mümkün değil. Peki bunun yanında bir şey var mı? Benim söylediğim şu; biz, hem Altılı Masa’da bulunan siyasi partiler olarak dirsek temasımızı devam ettiririz. Birbirimiz ile görüşürüz. Çünkü 9 ay sonra yerel seçimler var.

Mahalli seçimlerde ittifak olmaz. Mahalli seçimlerde anlaşmalar yapılabilir. Geçmiş seferde yapıldığı gibi şimdi de yapılabilir. O halde bizim şu anda ittifak değil, birbirimiz ile olan münasebetlerimizi medeni bir şekilde devam ettirme gayreti içinde olmamız icap eder. Ülkeye de barışı, huzuru getirecek olan da bu anlayıştır diye düşünüyorum.”

Dörtlü İttifak rafa kalktı

Meclis’te Gelecek Partisi ve Saadet Partisi’nin birlikte kurması beklenen yeni gruba ilişkin Karamollaoğlu, şunu dedi:

“CHP listelerinden, siyasi partiler olarak bir miktar milletvekili çıkardık. Bizim 10 milletvekilimiz var, Gelecek Partisi’nin 10 milletvekili var. DEVA’nın 15 milletvekili var. Aynı zamanda Demokrat Parti’den giren arkadaşların da 3 tane milletvekili var. Benim söylediğim, ‘Birbirimiz ile çekişmemize ihtiyacımız yok. Gelin, birlikte grup kuralım’… Grup kurarsak, sözümüz işitilir, grubunuz yoksa bağımsız milletvekilleriniz var. Bağımsız milletvekilleri olarak da Meclis’te söz alabilmek de kolay bir iş değil.

Yaptığımız girişimler, beklediğimiz neticeleri doğurmadı. Sayın Babacan meselelere biraz farklı yaklaşıyor. DEVA Partisi de farklı yaklaşıyor. Bundan dolayı ‘Bu şekilde bir ittifak formülüne biz, itibar etmiyoruz’ dediler. Bizim, teşkilatlar ile yaptığımız görüşmelerde genelde Gelecek Partisi ile böyle bir ittifakın yapılmasına çok sıcak yaklaşıldığını gördük. Yani, tabandan da Türkiye sathında da…

Biz böyle bir ittifakın Gelecek Partisi ile kurulmasının daha kolay olacağı kanaatine vardık. Ben bu fikirlerimi de arkadaşlarımıza da ilettim. Gelecek’te bizim söylediğimiz formül kıl payı ile. Henüz bir karara varılmadı. Ümit ediyorum ki çok gecikmeden bir karara varırız. Böylece Meclis’te bir grubumuz olur.”

Paylaşın

İsveç’in NATO Üyeliği: Türkiye’nin İtirazını Aşmak İçin Acil Toplantı Yapılacak

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta Griffin Storm 2023 Tatbikatı ile ilgili düzenlenen basın toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın dışişleri bakanları, istihbarat başkanları ve milli güvenlik danışmanlarının Brüksel’de bir araya geleceğini ifade etti.

Türkiye, Finlandiya, İsveç ve NATO heyetlerinin yer aldığı üçlü mutabakat uyarınca tesis edilen Daimi Ortak Mekanizma’nın dördüncü toplantısı, 14 Haziran’da Ankara’da yapılmıştı.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Büyükelçi Akif Çağatay Kılıç’ın ev sahipliğinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılan toplantıya NATO heyeti başkanı olarak NATO Genel Sekreter Kabine Şefi Stian Jenssen, İsveç heyeti başkanı olarak İsveç Dışişleri Bakanlığı Devlet Sekreteri Büyükelçi Jan Knutsson ve Finlandiya heyeti başkanı olarak da Finlandiya Dışişleri Bakanlığı Daimi Devlet Sekreteri Jukka Salovaara katılmıştı.

NATO Genel Sekreteri dün akşam da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile telefonda görüştü. Erdoğan, Stoltenberg’e “Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine karşı yapıcı tutumunun devam ettiğini ancak terör yanlıları İsveç’te serbestçe eylem düzenledikçe yapılan mevzuat değişikliklerinin bir anlamının olmadığını” iletti.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, görüşmede İsveç’in NATO üyeliğinin yanısıra Rusya’da yaşanan son gelişmelerin de ele alındığı belirtildi. Açıklamada, “Rusya’daki gerilimin sona ermesinin, Ukrayna sahasında geri dönülmez insani felaketlerin önünü aldığı belirtilen görüşmede, NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’e, Rusya’daki gelişmelerin, Ukrayna’da adil barış yolunda yeni bir kilometre taşı olması temennisi iletildi” denildi.

İsveç’in NATO üyeliğinin de görüşmede ele alındığının vurgulandığı açıklamada, şu ifadelere yer verildi: Türkiye’nin İsveç’in üyeliğine karşı yapıcı tutumunun devam ettiği, ancak PKK/PYD/YPG yanlıları bu ülkede serbestçe eylem düzenledikçe, yapılan mevzuat değişikliklerinin bir anlamının olmadığı ifade edildi. Görüşmede, F-35 bağlamında yaşanan haksızlıkların, Türkiye’nin F-16 talebinde İsveç’in üyeliğiyle bağlı kılınması çabalarının, Türkiye’ye değil, esasen NATO’ya ve NATO’nun güvenliğine zarar verdiği vurgulandı.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg Erdoğan’la yaptığı telefon görüşmesi sonrası sosyal medya hesabından bir mesaj paylaşarak, Vilnius’ta yapılacak ve terörizm, caydırıcılık ve savunma gibi konularda önemli kararlar alınacak NATO zirvesi öncesi Erdoğan’la iyi bir görüşme yaptıklarını kaydetti. Stoltenberg ayrıca, “İsveç’in NATO’ya katılımı konusunda birlikte çalışmaya devam edeceğiz” ifadesini kullandı.

İsveç’in NATO’ya katılım protokollerini Türkiye’nin yanısıra Macaristan da henüz onaylamış değil. ABD ve Batı ülkeleri 11-12 Temmuz’da Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yapılacak NATO zirvesi öncesi, Türkiye’den İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesini bekliyor.

Türkiye, İsveç’in terörist olarak tanımladığı grupların üyelerine ev sahipliği yaptığını ve bazı isimlerin iadesini istiyor. İsveç ise Türkiye ile Madrid’de imzaladıkları üçlü mutabakat kapsamında, kısa sürede yeni bir yasa çıkararak terör gruplarını finanse etmeyi veya desteklemeyi zorlaştırdığını öne sürüyor.

İsveç ve Finlandiya geçen yıl başlayan Rusya’nın Ukrayna işgali sonrası NATO’ya üyelik başvurusunda bulunmuştu. Finlandiya, Nisan ayında NATO’ya katılırken, İsveç’in üyeliği Türkiye ve Macaristan’ın itirazları nedeniyle onaylanmadı.

Türkiye ve Macaristan’ın İsveç’in ittifaka katılımını 11-12 Temmuz’da Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta düzenlenecek NATO Liderler Zirvesi öncesi onaylaması bekleniyor.

Paylaşın