Memur Ve Emekli Zamları; Erdoğan, 5 Temmuz’u İşret Etti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada, net asgari ücreti yüzde 34 zamla 11 bin 402 liraya çıkardıklarını hatırlattı ve 5 Temmuz Çarşamba günü 6 aylık enflasyon oranlarının netleşmesiyle memur ve emeklilere verilen sözlerin de yerine getirileceğini söyledi.

Haber Merkezi / Stockhom’de Kuran yakılması olayına da değinen ve bu eylemi “nefret suçu” olarak nitelendiren Erdoğan, insanın kutsalına yapılan saldırıların düşünce özgürlüğü olarak değerlendirilemeyeceğini kaydetti. Batıyı bu konuda adım atmamakla eleştiren Erdoğan, “Failler ya yakalanmıyor ya da ön kapıdan girdikleri mahkemenin arka kapısından elini kolunu sallayarak çıkıyor” dedi.

Erdoğan, Fransa’da altı gündür devam eden protestolarla ilgili olarak “Tarih boyunca olduğu gibi rüzgar ekenler fırtına biçmektedir” dedi ve “Sosyal patlamalardan otoritelerin ders çıkarması gerekir” diye konuştu. “Terör örgütleri ve İslam düşmanlığıyla mücadeleyi kırmızı çizgimiz olarak açıkça ifade ettik” diyen Erdoğan, “oyalama taktiklerini” eleştirdi ve “Aba altından sopa göstermeye teslim olmayacağımızı tüm dünya bilir” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi toplantısının ardından kameraların karşısına geçti. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Kestikleri kurbanla Allah’a yakınlaşmayı murad eden, bayram günlerini bir yardımlaşma seferberliğine dönüştüren tüm kardeşlerimin ibadetlerinin kabul edilmesini diliyorum. Gariplerin, yetim ve öksüzlerin elinden tuttuk. Büyüklerimizi, dost ve akrabalarımızı ziyaret ederek gönüllerini aldık. İhtiyaç sahiplerinin kapısını çalarak bayram sevincini onların da yaşamasını sağladık.

Başta depremde en çok yıkıma uğrayan Hatay, Adıyaman, Maraş olmak üzere 11 vilayetimizin tamamında imar ve inşa çalışmaları şu anda devam ediyor. TOKİ’miz bölgenin yeniden ayağa kaldırılması sürecinde öncü rol oynuyor. Ekim-Kasım ayından itibaren deprem konutlarının teslimatına başlıyoruz. Amacımız 1 sene içerisinde 319 bin deprem konutunu teslim etmektir. Bölgede 143 bini köy evi olmak üzere toplam 650 bin konutu inşa edeceğiz. Şimdiye kadar inşası başlayan konut, köyevi ve ahır sayısı 180 bini buldu.

Giden canlarımızı geri getiremeyiz, ama maddi kayıplarımızı telafi edecek imkana ve kudrete sahibiz. Altyapısı ve üstyapısıyla şehirlerimizi eskisinden daha güvenli hale getirene kadar durmadan, dinlenmeden çalışacağız. Sandıkta milletten yediği tokadın acısını afetzedelerden çıkan faşist zihniyete rağmen, oylarının tercihine bakmadan deprem bölgesinde yaşayan tüm vatandaşlarımızı kucaklamaya devam edeceğiz.

Daha önce trafikten, bozuk yollardan dolayı eziyete dönüşen seyahatler yatırımlarımızla birlikte artık keyifle yapılıyor. Osmangazi Köprüsü 24 Haziran Cumartesi günü 11 bin 770 araç geçişiyle bir rekora daha imza attı. 1915 Çanakkale Köprüsü’nde araç geçiş sayısında yüzde 55 oranında artış sağlandı. Yavuz Sultan Selim Köprüsü günde ortalama 100 bin araç geçti. Boğaz geçiş trafiği rahat nefes aldı.

Ankara-Niğde karayolu rekora koşan bir başka projemizdir. İstanbul Havalimanı’na bayram boyunca günde ortalama 1517 uçak iniş kalkış yaptı. 25 Haziran’da 1593 iniş kalkış ile tüm zamanların en yüksek rakamına ulaştı. Dünya çapında birinciliklere doğmayan İstanbul Havalimanı Avrupa’nın en yoğun ve en iyi havalimanı seçildi. Takoz siyasetinin nelere malolabileceğini yıllar geçtikçe daha iyi anlıyoruz. Seçimlerde bu zihniyeti sandığa gömen insanımızın 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde bunlara geçiş vermeyeceğine inanıyorum.

Bayram sürecinde 21 ülkenin lideriyle görüşerek hem tebrikleri kabul ettik hem de ikili konuları ele aldık. Rusya-Ukrayna savaşından Sudan’daki kardeş kavgasının sona erdirilmesine kadar Türkiye’nin katkısını ortaya koyuyor. Ülkemiz krizlerin çözümünde denge, adalet ve güven veren tavrıyla belirleyici rol oynuyor.

İstanbul süreci değerlendirebilseydi bugüne kadar yaşanan yıkım ve gözyaşı olmayacaktı. Tahıl mutabakatı ve esir takaslarıyla devam eden diplomatik gayretler maalesef savaş lobisi tarafından engellendi, yıpratıldı. Bunun bedelini de asker sivil onbinlerce insan ödedi. Hatta bir dönem Türkiye olarak bu savaş lobisinin hedefi olduk. Muhalefetin adayının asılsız ithamları bu senaryonun bir parçasıdır. Türk demokrasisine de zarar veren iddialarla ilgili ortaya tek bir somut delil ortaya konulmadı.

Seçim atmosferinde niçin böyle bir provokasyona girişildiğine dair kamuoyunu tatmin edecek hiçbir açıklama da gelmedi. Son 1,5 yılda bunun gibi sayısız örnek, kışkırtma ile Türkiye’yi zorda bırakmayı hedefleyen ardniyetli teşebüsle karşı karşıya kaldık. Savaşa odun taşımak yerine barışın tesisi için gayret safrettik. Halen Rusya ve Ukrayna ile aynı anda görüşen, diyalog kanallarını işleten, çözüm önerileri geliştiren tek ülke biziz.

“Kur’an-ı Kerim mushafı yakma diye bir özgürlük olamaz”

Türkiye’nin çevresinde huzuru hakim kılana kadar diplomatik çabalarımızı sürdüreceğiz. İslam dünyası olarak kurban bayramına ulaşmanın heyecanını yaşarken, İsveç’in başkentinde Kur’an-ı Kerim’e yönelik alçakça saldırı hepimizi öfkelendirmiştir Bunun insani temellerle bağdaşması mümkün değildir. Bunlar İslam düşmanlığıyla beslenen nefret suçudur. Bunun polis korumasıyla işlenmesi çok daha vahimdir. Nasıl kiliseyi, havrayı veya bir başka inancı mabedini ateşe vermek özgürlük değilse Kur’an-ı Kerim mushafı yakma diye bir özgürlük olamaz.

Sözkonusu kendi güvenlikleri olunca hiçbir hak, hukuk, ilke tanımayanlar sıra müslümanların kutsallarına gelince birden fikir özgürlüğünü hatırlıyorlar. Stockholm’de Kurban Bayramı’nın ilk günü, cami önünde gerçekleştirilen menfur eyleme münferit bir hadise gözüyle bakamayız. Bu saldırıları batıda habis bir ur misali yayılan müslüman ve islam düşmanlığı hastalığının yeni bir tezahürü olarak görüyoruz. Batı dünyası bu konuda hiçbir adım atmıyor. 4 yıl önce Yeni Zelanda’da 51 müslümanın şehit edildiği terör eyleminden hala ders alınmıyor.

Önceki hafta Mora yarımadası açıklarında batan gemi faciasında buna bir kez daha şahit olduk. Yüzlerce kişinin ölümü Titanik gemisini görmeye giden 5 zengin kadar gündem olmadı. Bu mazlumlar her yıl Akdeniz’in sularında kaybolan binlerce can gibi kısa sürede unutulup gitti.

Beyaz adamın üstünlüğüne dayanan sömürgeci, kibirli, gayriinsani zihniyetin varlığının halen devam ettirdiğinin işaretidir. Özellikle sömürgeci geçmişi ile bilinen ülkelerde kültürel ırkçılık, kurumsal ırkçılığa dönüşmüştür. Fransa’da başlayan olayların kökünde işte bu zihniyetin inşa ettiği sosyal mimari vardır. Sistematik baskı gören varoş, gettolarda yaşamaya mahkum edilen göçmenlerin çoğu müslümanlardır. Şiddet maalesef şiddeti doğurmuş ve bugünkü hadiseleri tetiklemiştir. Kamu malına zarar verilmesini, sokakların yakılıp, yıkılmasını, mağazaların yağmalanmasını elbette tasvip etmiyoruz.

Sokak olayları meşhur hak arama metodu olamaz. Ancak sosyal patlamadan otoritelerin de ders çıkarması gerektiği açıktır. Benzer vakalar bizde yaşanırken hak ve demokrasi mücadelesi verenlerin bugün derin sessizliğe bürünmesi ayrıca manidardır. Büyükelçilik ve konsoloslarımız her zaman vatandaşlarımızın yanındadır. Endişe ile karşıladığımız son hadiselerin şiddet sarmalı daha fazla büyümeden bir an önce sona ermesini diliyoruz.

Solingen’de vahşice katledilen vatandaşlarımızın acısı halen tazedir. Dönerci cinayetleri denerek üstü kapatılmak isteyenler katliamlarda yüreği yanan yine bizim insanlarımızdır. Terör örgütlerinin önü açılırken, polis şiddetne maruz bırakılan bizim sivil toplum kuruluşlarımızdır.

Türk ve müslüman düşmanlığı bir milli güvenlik sorunudur. Fransa’daki olayları tüm boyutlarıyla titizlikle incelenirken, Stockholm’daki olaylara tepkimizi net bir şekilde gösterdik. İslam İşbirliği Teşkilatı hemen harekete geçti. Teröre destek vererek teröristlere alan açarak, sokakları, caddeleri, şehrin en merkezi meydanları teröristlere tahsis ederek Türkiye’nin dostluğunun kazanılmayacağını artık herkesin kabullenmesi gerekiyor. Ülkemizin duruşu, beklentileri bizlere verilen taahhütler bellidir.

Geçen seni neyi savunuyorsak bugün de aynı ilkeleri savunuyoruz. Oyalama taktikleri yerine verilen sözlerinin tutulması devlet ciddiyetine yakışır olacağına inanıyoruz. Bu tarz belaltı vuruşlarla mesafe alacaklarını düşünenlerin ne bizi, ne Türkiye’yi ne de Türk milletini tanımadıkları aşikardır. Buradan kendilerine ince eleyip sık dokumalarını, ev ödemelerini iyi yapmalarını tavsiye ediyorum. Binlerce vatandaşımızın canına kast eden bölücü örgüt mensuplarını, FETÖ’cü alçakları himaye etmemelerini temenni ediyoruz.

Türkiye olarak bunlar sağlanana kadar geri adım atmayacağımızı bilinmesini istiyoruz. Milletimize meydanlarda verdiğimiz sözleri de asla ihmal etmiyoruz. 2023 yılının ikinci yarısında asgari ücretin net olarak 11 bin 402 liraya yükselttik. Asgari ücrete yüzde 34 gibi enflasyonun üzerinde refah payını da içeren zam yapmış olduk. Son 21 yıldır kararlılıkla sürdürdüğümüz halkımızı enflasyona ezdirmeme prensibimize bugün de sahip çıkıyor. Fahiş kira artışlarına karşı geçen sene devreye aldığımız üst sınır uygulaması bu tedbirlerden biriydi.

Konut kira sözleşmelerinde oranı yüzde 25 ile sınırlanmıştık. Temmuz ayında yenilenecek kira sözleşmeleri için de aynı sınır uygulamaya devam edeceğiz. Sıfır ve ikinci el araç fiyatlarında oluşan balonu yakından takip ediyoruz. Tamahkarlıktan ve aç gözlülükten kaynaklanan bu meselenin üstüne gideceğiz. Ticaret Bakanlığımız denetimleri daha da sıklaştıracak. Stokçuluk ve fırsatçılık yapanlara asla müsaade edilmeyecektir. Milletin canını yakanlardan muhakkak hesap soracağız. Yeni ekonomi kadromuz enflasyonla mücadelenin yanısıra uluslararası yatırımlara hız verdti.

11-12 Temmuz’da NATO liderler zirvesini müteakiben yurt dışı ziyaret ve kabul trafiğimizi yoğunlaştıracağız. Yatırım, istihdam, üretim, ihracat cari fazla yoluyla ülkemizi büyütme hedefimize sıkı sıkıya bağlıyız. Dış ticaret rakamlarında güzel haberler gelmeye devam ediyor. Yıl sonu hedefimiz 265 milyar dolara ulaşacağımız kanaatindeyim. 21 yıllık kazanımlarımızdan aldığımız güçle Türkiye ekonomisini istikrar, güven, sürdürebilirlik sütunları üstünde yükselteceğiz. Suriye krizinin olumsuz etkilerini en fazla hisseden ülkelerden biriyiz. Sadece depremin ekonomimize maliyeti 104 milyar doları buluyor. Seçim gündeminin iş dünyamızın tüm kesimlerini yorduğunu biliyorum. 31 Mart 2024 mahalli idarelerinin seçimini suhuletle atlattıktan sonra Türkiye Yüzyılı’na koşar adımlarla gideceğiz.

Memur ve emekli zammı

Yangınlara müdahale süremizi 10 dakikaya kadar düşürdük. Orma teşkilatımız 89 hava aracı, 4 bin 799 araçtan oluşan, 22 bin orman kahramanı işçisiyle göreve her zaman hazırdır. Bir kez daha tüm vatandaşlarımızı yeşil vatanımıza sahip çıkmaya davet ediyoruz. Kur Korumalı Mevduat uygulamasını devam ettiriyoruz. Vergi istisna süresini uzatıyoruz. Tasarruf sahiplerine olumsuzluk oluşturmayacak şekilde süreci yürütüyoruz. Memur maaşlarına yapılacak zam sürecini yürütüyoruz.

Enflasyon oranlarının belli olmasıyla birlikte memur ve emeklilerimize verdiğimiz sözleri yerine getireceğiz. Türkiye Aile Destek Programını bu sene de devam ettirme kararı aldık. Avrupa oyunlarındaki başarılarıyla bizlere ikinci bayramı yaşatan tüm sporcularımızı tebrik ediyorum. Farklı kategorilerde 38 madalya kazanan sporcularımız, özellikle kadın sporcularımız bizleri gerçekten gururlandırmıştır. Balkan Matematik Olimpiyatları’nda Türkiye’ye 3 altın, 3 gümüş madalya getiren gençlerimizin tek tek gözlerinden öpüyorum. Sizleri bir kez daha saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.”

Paylaşın

Sancar’dan “Kobani Davası” Açıklaması: Amaç, Demokratik Siyasetin Tasfiyesi

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Kobani Davası” davasına ilişkin yaptığı açıklamada, “Kobani Davası’nın bir amacı da demokratik siyaseti kuşatmak ve tasfiye etmektir” dedi. Sancar, davanın, ‘Çöktürme Planı’nın bir unsuru olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

Haber Merkezi / “Demokratik siyaseti tümüyle etkisiz hale getirmek, mümkünse tasfiye etmek iktidarın temel amaçlarındandır. 2020’de başlayan Kobani Kumpas Davası operasyonları aynı zamanda HDP’ye karşı kapatma davası açılmasının da bir ön aşaması olmuştur. 2020 Eylül’ünde MYK üyelerimize düzenlenen operasyondan sonra 17 Mart 2021’de, yani yaklaşık 6 ay sonra HDP hakkında kapatma davası açılmıştır. Bütün bunlar gösteriyor ki bu dava tamamen siyasi amaçlarla açılmıştır ve siyasi hedeflerle yürütülmektedir. Bu davanın hukukla bir ilgisi yoktur.”

Sancar ayrıca, başta siyasi muhalefet olmak üzere, dava karşısında ‘güçlü bir dayanışma’ sergilenmediğini söyledi, “toplumsal dayanışmayı ve ortak demokratik mücadeleyi büyütme” çağrısı yaptı.

Dava savcısının seçimlerden kısa bir süre önce mütalaasını sunduğunu hatırlatan Sancar, “Amaç, seçimlerde bu mütalaayı kullanmaktı. Muhtemelen aynı taktiği önümüzdeki dönemde yerel seçimleri gözeterek yine devreye sokacaklardır. Bu davayı iktidar yerel seçimlerde kendi hedefleri için istismar etmek isteyecektir” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ile HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüleri Nuray Özdoğan ve Serhat Eren 52’nci duruşma periyodu görülmeye başlanan Kobani Davasına ilişkin basın toplantısı düzenledi. Duruşmanın sabahki oturumunu da izleyen Sancar, konuya ilişkin şunları söyledi:

“Kobani Kumpas Davasının 52’nci duruşma periyodundan çıkıp geldik. Biliyorsunuz bu dava 2020 Eylül’ündeki operasyonlarla başlamıştı. MYK üyelerimizi ve eş genel başkanları da kapsayan bir soruşturma şeklinde yürütüldü. Bugünkü 52’inci duruşma periyodunda, sanık sandalyesine oturtulan arkadaşlarımızın mütalaaya karşı beyanlarını vermesi isteniyordu.

Biraz geriye gidelim, bu davanın niteliğini bir kez daha hatırlayalım. Bu dava bir kumpas davasıdır. Bunun kumpas davası olduğuna dair bugüne kadar çok veri sunduk ama Türkiye toplumunun hafızasını kontrol etme amacında olan bu iktidara karşı hatırlatma önemli bir yöntemdir.

Bu dava 2014 yılında IŞİD’in Kobanî’yi kuşatmasına ve işgal girişimine karşı başlayan protestoların, tepkilerin devamında HDP MYK’nın bir bir açıklaması gerekçe gösterilerek başlatıldı. O tweet Ekim 2014’te atılmıştı. Operasyonlarla başlayan bu dava ise 2020 yılında açıldı. Yani aradan 6 yıl geçtikten sonra bir tweet gerekçe gösterilerek partimizin MYK üyelerinin tamamını kapsayan bir dava açıldı.

Davanın açıldığı tarih önemli. Davanın gelişim seyrine baktığımızda, bütün aşamaların iktidarın siyasi ihtiyaçlarına göre düzenlendiğini görebilirsiniz. Kobani Kumpas Davasının asıl amacı nedir? Bir; IŞİD vahşetini ve tehlikesini unutturmak. 2014 yılında sadece Türkiye’de, sadece Kobanî ve Rojava’da değil bütün dünyada IŞİD vahşeti konuşuluyordu. İnsanlığa karşı bu büyük tehlike tartışılıyordu.

IŞİD’in başlattığı hamlelerin son aşaması olarak Kobani’nin düşürülmesi söz konusuydu. IŞİD’in temel hedefi olarak ortada duruyordu. IŞİD’in Kobanî’yi kuşatmasına karşı sadece Türkiye’de değil dünyanın pek çok ülkesinde eylemler ve gösteriler, dayanışma faaliyetleri ortaya konuldu. Türkiye’de de bunlar yine aynı şekilde yaşandı. IŞİD’in saldırılarına karşı dayanışma ve Türkiye’de hükümetin Kobanî’ye yardım için koridor açma talebi dile getiriliyordu bu eylemlerde.

“Çağrımız demokratik ve barışçıl bir çağrıydı”

Partimiz HDP’nin o dönem yaptığı çağrı da bu çerçevedeydi. Demokratik barışçıl bir şekilde Kobani halkıyla dayanışma, IŞİD vahşetine karşı birlikte durma çağrısını içeriyordu. IŞİD’in o dönem yarattığı büyük tehdide karşı Kobani’de halkların sergilediği direniş bütün insanlık tarafından şanlı bir sayfa olarak görüldü. IŞİD’in geriletilmesi ve çöküş süreci Kobani’deki yenilgi ile başladı.

İşte IŞİD tehlikesini, IŞİD’in o dönem yarattığı ve bugüne sarkması muhtemel bütün tehditleri unutturmak için, hükümetin o dönem kendi sorumluluğunu örtmesi için Kobani Kumpas Davası devreye sokuldu. Kobanî Kumpas Davası öncelikle bu hakikatleri karartma ve unutturma amacı taşıyor. Dönemin hükümetinin IŞİD’e karşı Kobanî halkıyla dayanışma taleplerine kulak tıkamasının unutturulmak istendiği bir kumpasla karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha hatırlatayım.

Öte yandan 6-8 Ekim 2014’te yaşananların kirli tezgahlar olduğuna dair dönemin en yetkili bakanlarının açıklamaları var. O dönem sergilenen kirli ve kanlı tezgahların ortaya çıkmasını bu iktidar hiçbir zaman istemedi. Partimizin Meclis Grubu ve diğer organlarıyla hakikatin bütün boyutlarıyla açığa çıkarılması için yürüttüğü çalışmalar ya engellendi ya da yok sayıldı.

Meclis’te verilen çok sayıda araştırma önergesi iktidar blokunun oylarıyla reddedildi. Partimiz o dönem neler yaşandığının bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkmasını her zaman talep etti. Çünkü o tarihten sonra yaşanan siyasi gelişmeler şu an içinde yaşadığımız rejimin yerleşmesi için kurulan planların birer parçasıydı. Eğer hakikatler ortaya çıkarılabilseydi, iktidar blokunun bu siyasi darbe operasyonları için planladığı aşamaların boşa çıkarılması çok daha mümkün olacaktı.

“7 Haziran’ın intikamını almak istiyor”

Aynı şekilde iktidar bu dava ile bir tür intikam alma peşindedir. IŞİD’e karşı yürütülen mücadelenin ardından Kobani’nin kurtarılması ve 7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP’nin Meclis’te hükümet kurma çoğunluğunu kaybetmesi bu iktidar için bir travma olmuştur. Bunlar arka arkaya yaşanan gelişmelerdir. Kobani’de IŞİD’in geriletilmesi ve yenilmesinin birkaç ay sonrasında 7 Haziran seçimleri gerçekleşmiştir.

O seçimlerde AKP, tarihinin en ağır yenilgisini almıştır. Hem IŞİD’e karşı Kobani’de yürütülen direnişin hem de 7 Haziran’da AKP’nin aldığı seçim yenilgisinin intikamı Kobani Kumpas Davasıyla alınmak isteniyor. Aynı şekilde hatırlarsak; dönemin AKP yönetiminin Suriye planları da hem Kobani’de IŞİD’in yenilmesi hem de 7 Haziran seçimleri ile boşa düşmüştür.

O tarihlerden sonra yeni bir siyaset izlemek zorunda kalmışlardır. 1 Kasım seçimlerinden sonra izledikleri politikaları da Kürtlerin Suriye’de elde ettikleri kazanımlara saldırmak şeklinde olmuştur. Kobani Kumpas Davası da bu saldırıların bir parçası olarak görülmelidir. İntikam amaçlı bir kumpas ve oyun söz konusudur. Kobani Kumpas Davasının bir amacı da demokratik siyaseti kuşatmak ve tasfiye etmektir.

Bunun Çöktürme Planından gayet iyi biliyoruz. Kobani Kumpas Davası, Çöktürme Planının bir unsurudur. Demokratik siyaseti tümüyle etkisiz hale getirmek, mümkünse tasfiye etmek iktidarın temel amaçlarındandır. 2020’de başlayan Kobanî Kumpas Davası operasyonları aynı zamanda HDP’ye karşı kapatma davası açılmasının da bir ön aşaması olmuştur. 2020 Eylül’ünde MYK üyelerimize düzenlenen operasyondan sonra 17 Mart 2021’de, yani yaklaşık 6 ay sonra HDP hakkında kapatma davası açılmıştır.

Bütün bunlar gösteriyor ki bu dava tamamen siyasi amaçlarla açılmıştır ve siyasi hedeflerle yürütülmektedir. Bu davanın hukukla bir ilgisi yoktur. Bu davada hiçbir işlemi hukuk çerçevesinde değerlendirme imkanı bulunmamaktadır. Esasen duruşmayı yakından takip edenler gayet iyi görüyorlar ki burada uygulanan hukuk ne evrensel ilkelere uygundur ne de “milli” hukuka uygundur. Tam tersine Kobanî Kumpas Davasında uygulanan hukuk düşman hukukudur.

“Evrensel ve ulusal hukukun bütün kuralları hiçe sayılıyor”

Sanık sandalyesine haksız yere oturtulan arkadaşlarımız bütün meşru haklarından mahrum bırakılmaktadır. En başta yargılama hukuku açısından vazgeçilmez nitelikte olan savunma hakları gasp edilmektedir. Soruşturmayı ve kovuşturmayı genişletme talepleri dikkate alınmamaktadır. Duruşma periyotları iktidarın siyasi hedefleriyle uyumlu olacak şekilde düzenlenmektedir. Bir mizansen, bir kurgu dava söz konusudur.

Burada dünya tarihinde örneğine az rastladığımız, kara leke olarak hukuk ve siyaset tarihine geçen örneklerden biri ile karşı karşıyayız. Dreyfus Davası gibi, Leipzig Davası gibi kurgu davadır Kobanî Kumpas Davası. O davalarda bile dönemin yönetimleri ve yargısı hiç olmazsa görüntüyü kurtarmak için bazı kurallara uymaya dikkat etmiştir. Kobanî Kumpas Davasında ise mahkeme heyetinin böyle bir kaygısı bile yoktur. Evrensel hukukun temel ilkelerinden biri olan masumiyet karinesi ve yargıya müdahale yasağı da bu duruşmalarda ayaklar altına alınmıştır.

İktidar temsilcileri en tepeden aşağılara kadar süreli olarak sanık sandalyesine oturtulan arkadaşlarımızı sürekli olarak mahkum gibi göstermek istemişlerdir. Haklarında mahkeme tarafından kesin hüküm verilmediği halde, iktidar temsilcileri hüküm merciiymiş gibi kesin ifadeler kullanmış, arkadaşlarımızı suçlamış, mahkum etmeye çalışmıştır. Kobanî Kumpas Davası bir hukuksuzluk ve adaletsizlik laboratuvarı olarak görülmelidir. Bunu hep söyledik.

Bu davada yapılan her şey zamanı geldiğinde bütün muhaliflere karşı uygulanacak bir norm yaratma amacını da taşımaktadır. Yani bu davayı sadece HDP’ye karşı, sadece HDP’nin şahsında demokratik siyasete karşı bir tasfiye planı olarak görmek yanıltıcı olacak demiştik. Ne yazık ki haklı çıktık. Aynı hukuksuzluklar başka yargılamalarda da sürdürüldü. Ama asıl bu hukuksuzlukların test edildiği yer Kobani Kumpas Davası olmuştur. Bugün bu tür davalara ve tezgahlara karşı geniş bir toplumsal duyarlılık ve kararlı bir demokratik mücadele en etkili yöntemdir.

Ne yazık ki Kobani Kumpas Davası boyunca başta siyasi muhalefet olmak üzere genel olarak güçlü bir dayanışma sergilendiğini söyleyemeyiz. Gerçi iktidarın basın üzerinde yoğun bir baskısı olduğunu biliyoruz ama buna rağmen siyasi muhalefet de çeşitli toplumsal çevreler de daha yüksek bir ilgi ve dayanışma gösterebilirdi. Şüphesiz burada davayı başından beri aynı dayanışma ruhuyla ve demokratik kararlılıkla takip eden dost ve yoldaş çevreleri bunun dışında tutuyoruz. Eğer bu ülkede adaletin hakim kılınmasını istiyorsak yapmamız gereken şey, toplumsal dayanışmayı ve ortak demokratik mücadeleyi büyütmektir.

“Tuzak ve kumpastır”

Duruşma salonunda yoldaşlarımızın yaptığı adalet talebini herkes için hakim kılacak sesi yükseltmektir. Onlar herkes için adalet, gelecek ve bugün için demokrasi ve barış taleplerini dile getirmekten bir an bile geri durmadılar. Kobani Kumpas Davası aynı zamanda demokrasi ve barışa karşı bir tuzak ve kumpastır.

Özellikle 2013-15 yılları arasında yürütülen Çözüm Sürecindeki faaliyetlerin bile isnat konusu, suç konusu yapılması bunun açık göstergesidir. Bu dava ile barış umudu yargılanmak isteniyor, Kürt sorununda demokratik çözüm arayışlarının önüne geçilmek isteniyor. Bütün bunları dikkate aldığımızda, Kobanî Kumpas Davasına karış sergilenecek tutum aynı zamanda adalet, demokrasi ve barış için verilecek mücadele açısından da çok değerlidir.

Bizler bu konularda mücadelemizden en ufak bir adım geri atmayacağız. Hem Kürt sorununda demokratik çözüm hem bütün Türkiye’de özgürlük ve demokrasi hem de kalıcı barış için mücadelemize devam edeceğiz. Bugün yargılanmakta olan arkadaşlarımızın, savcıların sunduğu mütalaaya karşı savunmaları alınmak isteniyordu. Adil bir yargılama beklemiyoruz ama bu kadar acil bir yargılamanın da bir sebebi ve amacı vardır.

Dün 2 Temmuz Sivas Katliamının yıl dönümüydü. Korkunç bir katliam yaşandı o gün Sivas’ta. 30 yıl geçti üzerinden. 33 insanımız diri diri yakıldı. Hepsini saygıyla ve minnetle anıyorum. Sivas Katliamı Davası firari sanıklar hariç zaman aşımına uğradı. Orada yargının da bir acelesi yoktu, yargıyı kontrol eden iktidar merkezlerinin de bir acelesi yoktu; tersine davanın zaman aşımına uğraması için ellerinden gelen her şeyi yaptılar.

Bütün Türkiye’nin hatta dünyanın gözleri önünde 33 insanın diri diri yakıldığı bu katliamın davası zaman aşımına uğratılıyor, böylece sanıklar serbest kalmış oluyor. Yani sanıklar bir şekilde aklanmış oluyor, katliam aklanmış oluyor. Öte yandan hukuksuz ve adaletsiz olduğu apaçık olan Kobanî Kumpas Davasında mahkeme adeta zamanla yarışıyor, bir an önce sona ulaşmak istiyor.

“Yerel seçimlerde de malzeme olarak kullanmak istiyor”

Savcı mütalaasını seçimlerden kısa bir süre önce sunmuştu. Amaç seçimlerde bu mütalaayı kullanmaktı. Muhtemelen aynı taktiği önümüzdeki dönemde yerel seçimleri gözeterek yine devreye sokacaklardır. Bu davayı iktidar yerel seçimlerde kendi hedefleri için istismar etmek isteyecektir.

Bu nedenle Kobani Kumpas Davası sadece demokratik siyasetin, HDP’nin tasfiyesi amacına yönelik değildir; Türkiye’de siyaseti bir bütün olarak dizayn etme gibi bir amaca da yöneliktir. O nedenle demokrasiden, adaletten, özgürlükten ve barıştan yana herkesin bu davayı yüksek duyarlılıkla takip etmesi ve iktidarın oyunlarına karşı ortak irade sergilemesi gerekmektedir.

“Savcının mütalaası iktidarın siyasi hedeflerini yansıtan bir manifestodur”

Eğer savcının sunduğu mütalaayı okuma imkanınız olursa, 5200 sayfa tutan bir mütalaa göreceksiniz ki herhangi bir hukuki argüman yoktur. Mütalaa iktidarın siyasi görüş ve hedeflerini yansıtan bir tür manifestosudur. Şimdi durum bu kadar açıkken, bu davaya karşı sessiz ve tepkisiz kalmak iktidarın oyunlarını sergilemesine cesaret vermek anlamına gelir.

İddianamenin kopyası bir mütalaa söz konusu, hiçbir lehe delil dikkate alınmamış, çelişkiler ve iftiralar art arda sıralanmış, AİHM kararları yok sayılmış, gizli tanık uygulaması artık pervasızlık sınırlarını aşan bir noktaya gelmiştir. Böyle bir mütalaa ve bunun kopyası olan bir iddianame ile arkadaşlarımız ağır cezalara çarptırılmak isteniyor. Mahkeme salonlarında arkadaşlarımızın gösterdiği onurlu duruş ve direniş bizler için de ilham kaynağıdır. Bizler de aynı şekilde bu mücadeleyi sonuna kadar aynı kararlılıkla sürdüreceğiz.

Bugün aynı zamanda 3 Temmuz Çorum Katliamının yıl dönümü. Orada da hayatını kaybeden canları rahmetle anıyoruz. Adaletsizliği bu ülkeden ortadan kaldırana kadar; adaleti, demokrasiyi, barışı ve özgürlüğü hakim kılıncaya kadar her alanda mücadelemiz kararlılıkla devam edecektir. Bütün bu sorumlulukları dikkate alan çizgimizi ve yürüyüşümüzü güçlendireceğiz.

Soru: Yerel seçimlerden önce davanın sonuçlanmasını bekliyor musunuz?

Bu davada her şey keyfi yürüyor. Bütün önemli yargılama aşamaları iktidarın amaçlarına göre ayarlanıyor. Siyasi iktidar kendisi için bir menfaat görürse, hangi tarihte bu menfaatin en iyi gerçekleşeceğini varsayarsa bu davanın da o zaman biteceğini tahmin edebiliriz.”

Paylaşın

“İstanbul’da 18 İlçe Başkanı Kaftancıoğlu’ndan Habersiz İmamoğlu İle Görüştü” İddiası

14 ve 28 Mayıs seçimlerinde beklenen sonucu elde edemeyen Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) ‘değişim’ tartışmaları devam ederken, Seyhan Avşar, CHP İstanbul teşkilatına ilişkin dikkat çeken iddialarda bulundu.

Seyhan Avşar, 18 ilçe başkanının CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun bilgisi dışında İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile toplantı yaptığını öne sürdü. Avşar, bu toplantı sonrasında Beykoz İlçe Başkanı Aydın Düzgün’ün görevden alındığını belirtti.

Halk TV yazarı Seyhan Avşar, “CHP İstanbul’da sular ısınıyor” başlıklı yazısında, CHP kulislerinden de yeni bilgiler aktardı:

“Değişim için kollarını sıvayan Ekrem İmamoğlu 15 Haziran’da ilçe başkanlarıyla Emirgan’da bir araya gelmiş. Kaftancıoğlu’nun bilgisi dışında yapılan bu toplantıya 18 ilçe başkanı katılmış.

Partililerin iddiasına göre buluşma talebi ilçe başkanlarından gelmiş. Bu görüşmeye katılan ilçe başkanlarıyla konuştum. Başkanlar görüşmenin ana konusunun değişim olmadığını belirterek, ‘İlçemizin sorunlarını anlattık’ diyorlar.

İlçe örgütünün sorunlarını neden Kaftancıoğlu yerine İmamoğlu ile paylaştıkları ise yoruma oldukça açık bir konu. Ancak kendisine haber verilmeden yapılan bu görüşmenin Kaftancıoğlu’nu oldukça rahatsız ettiği belirtiliyor. Bu görüşmeden iki gün sonra Kaftancıoğlu da ilçe başkanlarını Kadıköy’de bir araya topluyor.

Ancak bu görüşmeye CHP Beykoz İlçe Başkanı Aydın Düzgün katılmıyor. İmamoğlu’nun toplantısına katılıp Kaftancıoğlu’nun toplantısına katılmayan Düzgün, bu toplantıdan günler sonra ilçe başkanlığı görevinden alınıyor.

Kaftancıoğlu’na yakın bir isim, ‘Düzgün hakkında 3 yıldır devam eden şikayetler vardı. İki ilçe başkan yardımcısının şikayeti var. Toplantı yapıldı ve görevden alınmasına karar verildi’ diyor. Düzgün’ün başarısız bir ilçe başkanı olduğunu da sözlerine ekliyor.

Düzgün’ün iddiası ise oldukça vahim. Düzgün, ‘ Beni sopalayarak diğer ilçe başkanlarını dizayn etmek istiyorlar’ diye konuşuyor.

Kaftancıoğlu cephesinde ise o ilçe başkanı başarısızlıkla suçlanırken hakkında 3 yıldır şikayetler olduğu aktarılıyor.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Altaylı’dan Dikkat Çeken “İstanbul” Yazısı: Erdoğan, Kürt Oyları Olmadan…

2024 ‘te yapılacak olan yerel seçimler yaklaşırken gazeteci Fatih Altaylı da konuya ilişkin dikkat çeken bir yazı kaleme aldı. Altaylı, yazısında “Erdoğan, HDP oyları olmadan, Kürt oyları olmadan İstanbul‘u kazanamayacağını çok iyi biliyor” ifadesini kullandı.

‘Böl ve kazan’ başlıklı yazısında iktidarın 2024 yerel seçimlerindeki olası stratejilerini masaya yatıran Altaylı, “Erdoğan da biliyor ki, tüm engellemelere, tüm karalamalara karşın İmamoğlu aslında başarısız değil. İmamoğlu kötü belediyecilik üzerinden devrilmez. Ancak siyasi dengeler değiştirilerek devrilir” dedi.

Fatih Altaylı’nın kendi kişisel blogunda yayımladığı yazısından bir bölüm şöyle:

Birkaç gün önce CHP’nin İzmir’i de kaybedebileceğini yazdım. 1994 İstanbul seçimleri örneğini vererek.

Merkezin bölünmesinden faydalanarak, nispeten marjinal sayılabilecek Refah’ın adayı Erdoğan’ın yüzde 25 ile seçimi kazandığını hatırlattım.

Birkaç gün sonra AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, 1994’ü hatırlatarak, önümüzdeki yerel seçimleri aynı ruhla kazanacaklarını söyledi.

Siyaseti çok iyi bilen biri olarak doğruyu söylüyor. İstanbul’u ancak öyle kazanabilir AK Parti adayı.

Altılı Masa denilen muhalif blok, blok olmaktan çıkacak ve çoklu aday çıkaracak. HDP destek vermeyecek. AK Parti kazanacak.

Cumhurbaşkanlığı kabinesi kurulduğu zaman şunu okumuştunuz bu sayfada, “Bu kabine yerel seçim kabinesidir.”

Süleyman Soylu’nun olmadığı ve Doğu ve Güneydoğulu bu kadar çok ismin olduğu bir kabine, İstanbul seçimi içindir.

Erdoğan, HDP oyları olmadan, Kürt oyları olmadan İstanbul‘u kazanamayacağını çok iyi biliyor.

Bunu son yerel seçimde deneyimledi.

AK Parti’nin adayı Binali Yıldırım, o günlerde Süleyman Soylu’nun aşırı milliyetçi söylemlerinden çok yakınıyordu. “Biz iğne ile oy topluyoruz. Süleyman Bey bir cümlesi ile kaşık kaşık oy kaçırıyor.” diyordu çevresine.

Süleyman Soylu’nun olmadığı ve Doğu ve Güneydoğulu bu kadar çok ismin olduğu bir kabine, İstanbul seçimi içindir.

Erdoğan, HDP oyları olmadan, Kürt oyları olmadan İstanbul‘u kazanamayacağını çok iyi biliyor.

Bunu son yerel seçimde deneyimledi.

AK Parti’nin adayı Binali Yıldırım, o günlerde Süleyman Soylu’nun aşırı milliyetçi söylemlerinden çok yakınıyordu. “Biz iğne ile oy topluyoruz. Süleyman Bey bir cümlesi ile kaşık kaşık oy kaçırıyor.” diyordu çevresine.

İstanbul’da Cumhurbaşkanlığı seçiminde de CHP adayı önde idi.

51,8 Kılıçdaroğlu, 48,2 Erdoğan.

Bu şartlar, hamleler değişmeden yerel seçimin de ne olacağının göstergesi.

Çünkü Erdoğan da biliyor ki, tüm engellemelere, tüm karalamalara karşın İmamoğlu aslında başarısız değil. İmamoğlu kötü belediyecilik üzerinden devrilmez. Ancak siyasi dengeler değiştirilerek devrilir.

Bunun için de İstanbul’da bir yandan muhalif bloğu bölmeye çalışacak, bir yandan da onlarsız kazanamayacağını bildiği HDP’ye yakın Kürt oylarını yeniden kazanmaya çalışacak.

1994 ruhu dediği budur Erdoğan’ın. Böl ve kazandır.

Süleyman Soylu’nun ve milliyetçi kanadın ise vitrinden çekilmesi de bu nedenledir.

Bu vitrin Anadolu’da kaybettirmez, İstanbul’da ise kazandırabilir.

Şu anda en önemli hedef İstanbul’dur.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Hekim Göçü Durdurulamıyor: “İyi Hal Belgesi” İsteyen Hekim Sayısı 1361

“İyi Hal Belgesi” isteyen hekim sayısı 2023’ün ilk altı ayında 1361’i buldu. Yurt dışına göç etmek isteyen hekimlerin talep ettiği “İyi Hal Belgesi” hekimlerin sicil kaydını, daha önce mesleki sicillerinde bir suç olup olmadığını gösteriyor.

Haber Merkezi / İyi Hal Belgesi, Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi tarafından oluşturuluyor.

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) bugün yayımladığı verilere göre TTB’ye İyi Hal Belgesi” için haziran ayında 242 hekim başvurdu. Böylece belge için başvuran hekimlerin sayısı 2023’ün ilk altı ayında 1361’i bulmuş oldu.

TTB’ye 2022 yılında yapılan İyi Hal Belgesi başvurusu talebi, 2012’deki başvuru talebinin neredeyse 40 katıydı.

TTB, verileri paylaştığı açıklamada şöyle dedi: “Deprem bölgesindekiler başta olmak üzere tüm meslektaşlarımızın çalışma koşullarının iyileştirilmesi için mücadeleye devam!”

İyi Hal Belgesi nedir?

Yurt dışına göç etmek isteyen hekimlerin talep ettiği “İyi Hal Belgesi” hekimlerin sicil kaydını, daha önce mesleki sicillerinde bir suç olup olmadığını gösteriyor.

Kayıtlar incelenerek kesinleşen uyarı, para ve meslekten men cezaları ve itiraz edilmediği için tabip odalarında kesinleşen uyarı ve para cezalarına ilişkin tutulan arşiv kaydı taranıyor.

İyi Hal Belgesi, Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi tarafından oluşturuluyor.

Erdoğan: Gidiyorlarsa gitsinler

Türk Tabipleri Birliği (TTB), seçimler sonrası sağlık çalışanlarının yurtdışına gidebilmek için aldığı ‘İyi Hal Belgesi’ başvuru sayısının ortalamanın üstünde arttığını açıklamıştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2022 yılında ağır çalışma koşullarının iyileştirilmesini isteyen doktorlara “Efendim işte doktorlar az para aldıkları için ayrılıyorlar. Varsın gidiyorlarsa gitsinler. Buralar boş kalmayacak” demişti.

Paylaşın

CHP’de Kurultay Takvimi Başladı: Genel Merkez Çoğunluğu Kaybetmek İstemiyor

14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimlerinde beklenen sonucu elde edemeyen Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) ‘değişim’ tartışmaları devam ederken, olağan kurultay süreci de mahalle delegeleri seçimleri ile bugün başlıyor.

İlçe, İl ve Genel Merkez delegelerinin belirlenmesi için ilk adım olan mahalle delegelerinin belirlenmesi sürecini parti içi muhalefet sıkı takıp ediyor. Parti içi muhalefetin önemli oranda desteğini alan Ekrem İmamoğlu ekibin mahalle delegelerinin belirlenme sürecini yakından takip ettiği biliniyor.

Muhalefet ilk adımda üstünlüğü ele geçirip sonraki süreçlerde belirleyici olmak istiyor. Muhalefet kadar CHP Genel Merkez yönetimi de mahalle delegeliğinde üstünlüğü kaybetmek istemiyor. Bunun için Genel Merkez’i destekleyen il başkanlarından da sürecin sıkı takip edilmesi ve fire verilememesi istediği öğrenildi.

CHP’de seçim yenilgisi sonrasında yenilenen MYK’sı ilk toplantısında olağan kurultay süreci için takvim oluşturmuştu. Hazırlanan takvime göre ilk olarak CHP üyelerinin listeleri adres kayıt sistemine göre yeniden düzenlendi.

Listeler muhtarlık esasına göre tanzim edildi. Üye listeleri daha sonra ilçe başkanlıklarında askıya çıktı ve listelere itiraz süreci sona erdi. İtirazların arıdan CHP üyeleri bugünden itibaren mahalle delegelerini belirlemek için sandık başına gitmeye başlıyor.

Mahalle delegeleri kurultay yarışının ilk ayağı

Seçimlerden sonra CHP içerisinde başlayan yenilenme söylemi sonrasında, Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığına karşı çıkan parti içi muhalefet olağanüstü kurultay için hazırlık yapmış ama tüzük gereği olağan kurultay sürecinin başlatılması ile bu ihtimal rafa kaldırılmıştır.

Sputnik’ten Osman Nuri Cerit’in haberine göre; Şimdi kurultayda muhalefet delege üstünlüğünü ele geçirmek istiyor. Mahalle delegelerinin belirlenmesi için bugünden itibaren mahallelerde sandıklar kurulacak. CHP üyeleri mahalle delegelerini belirlemek için oy verecek.

Mahalle delegeliği için yakın markaj

İlçe, İl ve Genel Merkez delegelerinin belirlenmesi için ilk adım olan mahalle delegelerinin belirlenmesi sürecini parti içi muhalefet sıkı takıp ediyor. Parti içi muhalefetin önemli oranda desteğini alan Ekrem İmamoğlu ekibin mahalle delegelerinin belirlenme sürecini yakından takip ettiği biliniyor. Muhalefet ilk adımda üstünlüğü ele geçirip sonraki süreçlerde belirleyici olmak istiyor.

Genel Merkez’de çoğunluğu kaybetmek istemiyor

Muhalefet kadar CHP Genel Merkez yönetimi de mahalle delegeliğinde üstünlüğü kaybetmek istemiyor. Bunun için Genel Merkez’i destekleyen il başkanlarından da sürecin sıkı takip edilmesi ve fire verilememesi istediği öğrenildi.

En büyük mücadele İstanbul’da

Delege yarışının en yoğun yaşanacağı illerin başında İstanbul geliyor. Genel Merkez’e karşı muhalefet bayrağı açan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu kendi şehrinde üstünlüğü kaybetmek istemiyor.

İmamoğlu ile arası açık olan CHP’nin İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da yine delege üstünlüğünü elde etmek istiyor. CHP Genel Kurultayı’nda İstanbul örgütünün 196 delegesi bulunuyor. Bu sayı genel başkanlık yarışında da büyük etkisi sağlıyor.

Belediye Başkanları da devrede

CHP Genel Merkezi ve parti içi muhalefet kadar CHP’li belediye başkanları da kurultay sürecinde kendilerine yakın isimlerin delege listelerine girmelerini için uğraşıyor. Belediye Başkanları delege listelerinde kendileri yakın isimleri yazdırarak, yerel seçimde yeniden adaylık süreçlerini garantiye almak istiyor.

Paylaşın

Eski İYİ Partili Çıray’dan Meral Akşener’e Sert Sözler

İYİ Parti’den istifa eden Aytun Çıray, Meral Akşener’in kurultaydaki sözlerine ilişkin, “Çocukken torunlarından biri çok bağırıp çağırdığında anneannem ‘Suç bastırıyor’ derdi. İçinde vizyon ve misyon olmayan Kurultay konuşması ciddiye alınmaz. Zaten delege de ona, yakın çevresinin üzerini çizerek cevap verdi. Düşünebiliyor musunuz; grubunda alevi olmayan, vali büyükelçi ve sürekli anayasa tartışılacak bir ülkede yetkin anayasacı olmayan parti Türkiye’yi yönetmeye tali olabilir mi? Meral Hanım siyasi canlı bomba gibi davrandı” ifadelerini kullandı.

Akşener’in 15 milletvekili için ‘Hayatımın en büyük pişmanlığı’ sözlerini de eleştiren Çıray, “Aslında hayatımın en büyük mutluluğu demeliydi; çünkü ’15 milletvekili olayı’ gerek kendisinin liderliği gerekse İYİ Parti için siyasi partiler tarihimizde benzeri görülmemiş bir imkan kapısı açmıştı. Ama Sevgili Balbay’ın deyişiyle siyasi tarihimizin ‘en büyük insan öğütücüsü’ olunca olağanüstü fırsatlar bozuk para gibi harcanıyor” dedi ve ekledi:

“ize de eşine rastlanmamış bu başarısızlığı perdelemek ve örtmek için bir dramayı abartılı mimikler ve vücut dili eşliğinde, esasen ‘kuyruk siyaseti’ gibi liderlik kapasitenizin sorgulanmasına yol açacak ibarelerle acıklı bir liderlik parodisi sahnelemek kalıyor… Hem yıllar öncesine dayalı var olduğunu zannettiğim dostluğumuz nedeni ile kendisi adına, hem de herkesin emeği olan İYİ Parti adına çok üzüldüm.”

Cumhuriyet’ten İklim Öngel’e konuşan Aytun Çıray, CHP’den ayrılarak İYİ Parti’nin kuruluşu sürecinde yer almasını anlattı. 7 Haziran-1 Kasım seçimlerini hatırlatan Çıray, “İşte bu süreçte AKP’nin boşalttığı yerde yeni bir merkez parti ihtiyacı iyice belirginleşti. Siyasi yelpazedeki boşluk Sayın Kılıçdaroğlu’nun da dikkatinden kaçmıyordu. Bu düşüncemi Sayın Akşener ile 7 Haziran-1 Kasım seçimleri arasındaki dönemde paylaştım” dedi. Çıray, şöyle devam etti:

“Biliyorsunuz o arada bir de kalkışma oldu. Ardından Sayın Akşener ve bir grup arkadaşı MHP’de olağanüstü kurultayı toplamak istediler, başaramadılar. Öyle olunca yeni bir parti kurmanın şartları oluştu. Hatta kendini dayattı. Çünkü; MHP’nin de AKP’nin yanında yer alması ile birlikte CHP adeta kuşatılmıştı. Bunu 16 Nisan 2017 anayasa referandumunda herkes gözlemledi. Artık tarihsel ve dayatılan konjonktür gibi nedenlerle CHP’nin tek başına bu kurguyu bozması adeta imkânsızdı. “O halde efendim” dedim Sayın Kılıçdaroğlu’na “Demirel’in dediği gibi ‘halin icabını’ yapmama, Sayın Akşener öncülüğünde yeni kurulacak partiye destek vererek onu MHP küskünleri partisi görüntüsünden çıkarmaya katkı vermeme izin verir misiniz?” Verdi. Bu her babayiğidin yapabileceği bir şey değildir. Eleştiriye açıktır ve cesaret ister.”

Kılıçdaroğlu’nun “hayır” demesi durumunda “asla gidemezdim” diyen Çıray, “Öylesi kendi ahlâk anlayışıma ve CHP’ye ihanet olurdu. İzni için kendisine Türkiye adına minnettarım. Sonuç itibarı ile İYİ Parti bir fonksiyon icra etti. Büyük şehirlerin alınmasında en büyük faktör olan psikolojik bariyeri kırdı. Detaylar bir kitap çalışmasının konusudur. Sorunuza cevap vermeden önce bunları niye anlattım? Birincisi; son zamanlarda Kemal Bey’e eleştiri dozunu aşan yorumlar nedeniyle, ikincisi ülkesi yerine kendi çıkarlarını düşünen bir siyasinin yeni kurulacak ve ne olacağı belli olmayan bir partiye gitmek yerine idare-i maslahatçı bir tutum ile davranabileceğini anlatmak için. Çünkü o sırada ne CHP’nin Sayın Genel Başkanı ile ne de saygıdeğer CHP tabanı ile en ufak bir sorunum yokken ülke çıkarı için bir yola çıktım” diye konuştu.

“O kurultay bir tasfiye operasyonuydu”

Yİ Parti’de kırılma noktasının 2020 Eylül’ünde yapılan Kurultay olduğunu söyleyen Çıray, şunları söyledi: “Sayın Akşener, kendi önerisi olan bir GİK listesine sözde destek istedi. Ardından pusulalar yayılarak Sayın Akşener’in listesinden oy verilmemesi gerekenler telkin edildi. Oylama başlamadan bu konuda kendisini uyarmama rağmen müdahale etmedi. Özellikle ben ve Ümit Özdağ hedeflenmiştik. Niye? Bu sorunun cevabı sadece bizim için değil bence Türk siyasetinin yönü için de önemli. Niye? Ertesi günü bu konuda kendisi ile görüştüm. ‘Haberim yok’ dedi. Ama o Kurultay İYİ Parti’ye çok zarar verdi. Evet o Kurultay bir tasfiye operasyonuydu. Ama niye? Bir lider partiyi birlikte kurduğu ana ekibini niye sürekli tasfiye eder.”

“Seçim arifesindeki istifanızın ardından size ‘adaylık sıranızı beğenmediğiniz’ yönündeki eleştiriler yönetildi” sorusuna ise Çıray, “Böyle derdi olan bir siyasetçi niye CHP gibi kurumsal bir partiyi bırakıp, ne olacağı belli olmayan bir maceraya girsin? Ayrıca Sayın Akşener beni kendisine başdanışman olarak atarken, ‘Sana 1999’dan bir borcumuz var, bu defa seçilme garantin benim’ demişti. Ayrıca neden Gaziantep, Kocaeli, Sakarya ve Muğla gibi illerde temayül yapılmadı? Yahu İdris Naim Şahin gibi yargılanması gereken biri veya sosyal medyadaki küfürlerini okurken utanılan diğeri bu partinin hangi kurucusundan, neferinden daha önde gelebilir? Niye?” diye yanıt verdi.

Çıray, istifa kararını ise şöyle anlattı: “FETÖ’yü yıllarca devlet adına takip etmiş olan bir ilahiyatçıdan aldığım mesaj ve ömrünü devletin istihbaratına adamış bir Polis Müdürü de etkili oldu. FETÖ’den yargılanması gerekenlere ve birtakım tufeylilere listelerde yer verileceğini öğrenmem kararımı kesinleştirdi. Başka çok güçlü siyasi gerekçeler de var tabii… İlahiyatçı bana gönderdiği haberde ‘Siz listelerde olmayacaksınız, FETÖ öyle istiyor’ dedi.

Polis müdürü ise bilinen biri. Bir tweet attı ve ‘Ben siyasi mesaj atmıyorum ama ilk kez yazıyorum, bu kişiler aday gösteriliyor’ dedi. Ben FETÖ komisyon üyesiyken söz ettiğim eski emniyet genel müdür muavini komisyona geldi ve kendisini dinledik. ‘İdris Naim Şahin’in atadığı emniyet müdürlerinin 74’ü FETÖ’cü çıktı’ diye anlattı. Düşünebiliyor musunuz? Bunun üzerine soruyorum, ‘Nasıl olur da yargılanmaz bu adam’. Kendisi siyasete karışmak istemediği için isim söylemiyorum.”

Yeni bir parti kurma düşüncesi olmadığını ancak merkezde boşluğun doldurulamadığını söyleyen Çıray, “Mahalli seçimler turnusol kâğıdı olacak” dedi.

“Siyasi canlı bomba gibi davrandı”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, kurultaydaki konuşmasında “hesaplaşacağız” demişti. Akşener’in bu sözlerini yorumlayan Çıray, “Çocukken torunlarından biri çok bağırıp çağırdığında anneannem ‘Suç bastırıyor’ derdi. İçinde vizyon ve misyon olmayan Kurultay konuşması ciddiye alınmaz. Zaten delege de ona, yakın çevresinin üzerini çizerek cevap verdi. Düşünebiliyor musunuz; grubunda alevi olmayan, vali büyükelçi ve sürekli anayasa tartışılacak bir ülkede yetkin anayasacı olmayan parti Türkiye’yi yönetmeye tali olabilir mi? Meral Hanım siyasi canlı bomba gibi davrandı” dedi.

Akşener’in 15 milletvekili için ‘Hayatımın en büyük pişmanlığı’ sözlerini de eleştiren Çıray, “Aslında hayatımın en büyük mutluluğu demeliydi; çünkü ’15 milletvekili olayı’ gerek kendisinin liderliği gerekse İYİ Parti için siyasi partiler tarihimizde benzeri görülmemiş bir imkan kapısı açmıştı. Ama Sevgili Balbay’ın deyişiyle siyasi tarihimizin ‘en büyük insan öğütücüsü’ olunca olağanüstü fırsatlar bozuk para gibi harcanıyor.

Size de eşine rastlanmamış bu başarısızlığı perdelemek ve örtmek için bir dramayı abartılı mimikler ve vücut dili eşliğinde, esasen ‘kuyruk siyaseti’ gibi liderlik kapasitenizin sorgulanmasına yol açacak ibarelerle acıklı bir liderlik parodisi sahnelemek kalıyor… Hem yıllar öncesine dayalı var olduğunu zannettiğim dostluğumuz nedeni ile kendisi adına, hem de herkesin emeği olan İYİ Parti adına çok üzüldüm” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Yerel Seçimler: Zafer Partisi’nden CHP’ye Yeşil Işık

31 Mart 2024’te yapılacak yerel seçimlerde nasıl şekilleneceği siyaset kulislerinde konuşulmaya başlandı. 28 Mayıs’ta yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde Millet İttifakı adayı Kılıçdaroğlu’nu destekleyen Zafer Partisi, yerel seçimlerde de ‘CHP ile işbirliğine’ yeşil ışık yaktı.

Zafer Partili yetkililer, yerel seçimler sürecinde salt CHP ile değil diğer partiler ile olası bir işbirliği için partinin taviz vermeyeceği ilkeleri şöyle sıralıyor:

“Her şey olabilir ancak burada önemli olan şey, ilkeleri korumak ve o ilkelerden taviz vermemek. Biz, bazı ilkelerden asla taviz vermeyiz. Atatürk’ten taviz vermeyiz. Atatürk çizgisindeki milliyetçilikten taviz vermeyiz. Vatanın bölünmez bütünlüğünden taviz vermeyiz.

Tarikat ve cemaatlere karşı olduğumuzu zaten defalarca kamuoyu ile de paylaştık. Anayasanın ilk 4 maddesini kesinlikle tartışmaya açtırmayız. Bu ilkeler çerçevesinde, bu ilkelerden taviz vermeden bizimle işbirliği içinde olmak istenirse, tabii ki olabilir. Şu an bunları söylemek için erken ama ilkeler ön koşulumuz.”

Zafer Partisi, 14 Mayıs’taki Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinde ATA İttifakı’nın ortak cumhurbaşkanı adayı Sinan Oğan’ı destekleme kararı almıştı. Ancak seçimlerin ikinci tura kalmasının ardından ittifakın ortak adayı Oğan, 28 Mayıs’taki seçimlerde ise Millet İttifakı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşısında Cumhur İttifakı’nın ortak adayı Recep Tayyip Erdoğan’ı destekleyeceğini açıklamıştı. Zafer Partisi ise ikinci turda Kılıçdaroğlu’na destek vereceklerini duyurmuştu.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turundan itibaren CHP ile Zafer Partisi arasında gelişen diyaloğun, 31 Mart 2024’te yapılacak yerel seçimlerde nasıl şekilleneceği siyaset kulislerinde konuşulmaya başlandı.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre, HDP’nin de her ilde kendi adayı ile yerel seçimlere katılacağını açıklamasının ardından Zafer Partisi’nin “CHP ile bir işbirliği yapıp yapmayacağı” tartışılmaya başlandı.

Zafer Partisi yetkilileri, Cumhurbaşkanlığı seçimleri döneminde gelişen sürecin “CHP ile yerel seçimlerde olası bir işbirliğine dönüşme evresine yeşil ışık yaktı.” Ancak Zafer Partisi, CHP ile olası bir işbirliği için kırmızı çizgilere işaret ediyor.

‘Cemaatlere karşıyız’

Zafer Partili yetkililer, yerel seçimler sürecinde salt CHP ile değil diğer partiler ile olası bir işbirliği için partinin taviz vermeyeceği ilkeleri şöyle sıralıyor:

“Her şey olabilir ancak burada önemli olan şey, ilkeleri korumak ve o ilkelerden taviz vermemek. Biz, bazı ilkelerden asla taviz vermeyiz. Atatürk’ten taviz vermeyiz. Atatürk çizgisindeki milliyetçilikten taviz vermeyiz. Vatanın bölünmez bütünlüğünden taviz vermeyiz.

Tarikat ve cemaatlere karşı olduğumuzu zaten defalarca kamuoyu ile de paylaştık. Anayasanın ilk 4 maddesini kesinlikle tartışmaya açtırmayız. Bu ilkeler çerçevesinde, bu ilkelerden taviz vermeden bizimle işbirliği içinde olmak istenirse, tabii ki olabilir. Şu an bunları söylemek için erken ama ilkeler ön koşulumuz.”

Paylaşın

HDP’de “Yerel seçimler” İçin Kritik Tarih Ekim

Meclis çalışmalarını Yeşil Sol Parti (YSP) atında yapan Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) 2024’te yapılacak yerel seçimlere ilişkin alacağı karar, siyasetin önemli gündem başlıkları arasındaki yerini koruyor.

HDP Eş Genel Başkan Pervin Buldan, yerel seçimlerde, “büyükşehirler başta olmak üzere bütün illerde aday çıkaracaklarını” açıklaması da, siyaset kulisleri hareketlendirmiş durumda.

Partide, yerel seçimlere yönelik özel gündemli görüşmelerin yapılmadığı, “her ilde aday çıkarılması yönünde bir parti kararı bulunmadığı” öğrenilirken, 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçim sürecinin noktalanmasının ardından hedefine ulaşamadığını açıklayan, ardından özeleştiri sürecine giren HDP’de kongre takvimi işletiliyor.

Başta eş genel başkanlar olmak üzere parti yönetiminin büyük oranda değişeceği HDP’de daha sonra yerel seçimler için aday belirleme çalışmaları hız kazanacak.

Birgün’de yer alan habere göre; Partinin kongreden sonra 81 ildeki adaylarını belirleyeceği ancak bazı büyükşehirler için son kararın kongre sonrası verebileceği iddia edildi. Ancak parti yönetimi, bu durumu düşük bir ihtimal olarak değerlendiriyor.

Seçimlerdeki başarısızlığı kabul eden isimler arasında yer alan ve tabanın sesinin yeterince dinlenmediğini kaydeden HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, yerel seçimler hakkında yaptığı açıklamada, “İktidar bir kez daha devletin bütün imkanlarını kullanmaya çalışacak.

Biz de, bütün illerimizde büyükşehirler başta olmak üzere her yerde adaylarımızı çıkararak bu mücadelenin içerisinde varlığımızı ve mücadelemizi bir kez daha ispat etmek üzere, bu seçimlerde iyi bir çalışma temposuyla büyük bir başarı elde etmek için çalışmalarımızı sürdüreceğiz” dedi.

Pervin Buldan’ın bu açıklaması, özellikle Millet İttifakı tarafından yönetilen belediyelerin iktidar tarafından kazanılabileceği yorumlarına neden oldu.

Büyük kongre için çalışmalarını yürüten HDP ise “tabanın sesine kulak verecek.” Edinilen bilgiye göre özellikle cumhurbaşkanı adayı belirlemeyen ve bu nedenle oy kaybına uğradığı öne sürülen partide, bu kez adaylar kesin olarak belirlenecek. Bu kararda özellikle son yerel seçimden sonra HDP’li belediyelere atanan kayyumlara sessiz kalan Millet İttifakı’nın rolü olduğu da bildirildi.

Kapatma davası

HDP’nin bir diğer önemli gündem maddesi, yeni parti. Seçimlere Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi çatısı altında giren parti yönetimi, kongre sürecine kadar HDP ile mi yola devam edeceklerini yoksa ismini değiştirerek Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’ne mi geçiş yapacaklarını belirleyecek. Kapatma davası nedeniyle HDP’nin geri planda kalabileceği ifade edildi.

Paylaşın

Buldan’ın “Yerel Seçimler” Açıklaması Siyaset Kulislerini Hareketlendirdi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkan Pervin Buldan, 2024’te yapılacak yerel seçimlerde, “büyükşehirler başta olmak üzere bütün illerde aday çıkaracaklarını” açıklamasının ardından, siyaset kulisleri hareketlendi.

Partide, yerel seçimlere yönelik özel gündemli görüşmelerin yapılmadığı, “her ilde aday çıkarılması yönünde bir parti kararı bulunmadığı” öğrenilirken, parti kaynakları, tutumun kurultayın tamamlanmasının ardından netleşeceğini, partinin birinci gündeminin yerel seçimler olmadığını kaydediyor.

2019’daki durumun ise istisna olduğunu kaydeden parti yöneticileri, “Yerel yönetimlerde AKP’nin kaybetmesi ve kayyum siyasetine son verilmesi gibi ikili bir politika izledik. Bazı büyükşehirlerde aday göstermedik” yorumunu yaparken parti yönetimi ve örgütleriyle yapılan toplantılarda bir eğilimin oluştuğu ancak tartışma sürecinin henüz bitmediği aktarılıyor.

Meclis çalışmalarını Yeşil Sol’da yapacak HDP’den yerel seçimlere ilişkin gelen açıklamalar siyaset kulislerini hareketlendirdi.

Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş’ın, özellikle 2019’da aday çıkarılmayan büyükşehirlerde aday çıkarılabileceği yönündeki açıklamasının ardından kurultayda görevi bırakacak olan Eş Genel Başkan Pervin Buldan, “büyükşehirler başta olmak üzere bütün illerde aday çıkaracaklarını” duyurdu. 2019’daki seçimlerde muhalefetin kazanmasında kritik rol oynayan partilerden olan HDP’den gelen bu açıklamalar da tartışma yarattı.

Cumhuriyet’ten Sefa Uyar’ın aktardığına göre, partide, yerel seçimlere yönelik özel gündemli görüşmelerin yapılmadığı, “her ilde aday çıkarılması yönünde bir parti kararı bulunmadığı” öğrenildi. Parti kaynakları, tutumun kurultayın tamamlanmasının ardından netleşeceğini, partinin birinci gündeminin yerel seçimler olmadığını kaydediyor. Bu konuda halihazırda yorum yapmanın “erken olacağı” belirtiliyor.

Buldan’ın açıklamasına yönelik de “Her siyasi partinin aday göstermesi, olağan olanıdır, beklenenidir. Genel başkanın da söylediği şey bu. Alınan karar, bir görüşme yok. Bunun değişmesi istisnai durum, değişmemesi olağandır. Şu an için gündemimizde başka bir seçenek yok” değerlendirmesi yapılıyor.

“Tartışma süreci henüz bitmedi”

2019’daki durumun ise istisna olduğunu kaydeden parti yöneticileri, “Yerel yönetimlerde AKP’nin kaybetmesi ve kayyum siyasetine son verilmesi gibi ikili bir politika izledik. Bazı büyükşehirlerde aday göstermedik” yorumunu yaparken parti yönetimi ve örgütleriyle yapılan toplantılarda bir eğilimin oluştuğu ancak tartışma sürecinin henüz bitmediği aktarılıyor. Partinin görüşünün konferanslar ve büyük kurultayda şekillenmesi, kurultay sürecinin ardından yeni politikalarının ve kadrolarının şekillenmesiyle birlikte önceliğin yerel seçimlere verilmesi bekleniyor.

Paylaşın