CHP’de “Değişim” Tartışmaları: İmamoğlu’nun Çıkışını Yönetim Nasıl Karşıladı?

14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimler sonrası “Değişim” tartışmalarının yaşandığı Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP), İBB Başkanı İmamoğlu’nun “İktidar İçin Değişim Daveti” ile tartışma yeniden alevlendi.

İBB Başkanı İmamoğlu’nun çağrısının ardından toplanan CHP MYK’da bu konuda değerlendirme yapılmadı. Ekonomi alanında yaşanan gelişmelerin ele alındığı toplantının bir diğer başlığı ise kurultay süreci ve tüzük hazırlıkları oldu.

Bayram sonrası toplanan CHP MYK yaklaşık 5 saat sürdü. Edinilen bilgiye göre, ilçelerde başlayan kongre süreciyle ilgili MYK üyelerinden bilgi alan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, seçim süreçlerinde herhangi bir müdahale olmaması ve üyelerin baskıdan uzak şartlarda hareket etmesini talep etti.

Gazete Duvar’dan Serkan Alan’ın haberine göre, MYK gündemine dair açıklamalarda bulunan Parti Sözcüsü Faik Öztrak, toplantıda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun başlattığı “İktidar için değişim” kampanyasının konuşulmadığını belirtti.

Bu açıklamadan dakikalar sonra sosyal medya hesabından bir paylaşım yapan Ekrem İmamoğlu, “değişim” çağrısıyla oluşturulan internet sitesini bir günde yarım milyona yakın kişinin görüntülediğini, toplamda da 32 bin 827 görüş ve öneri geldiğini açıkladı.

CHP MYK’sında söz konusu çağrının konuşulmadığı ifade edilse de yapılan çağrı parti kurmaylarının gündemindeydi. Kurmaylara göre İmamoğlu’nun bu adımı CHP yönetiminin bu süreçte attığı “değişim” adımına benzer nitelikte ama “doğrudan” seçmene ulaşmaktan uzak.

Kongre sürecinde üyelerle doğrudan temas edilmesi için kendilerinin de çalışma yaptığını belirten CHP’li kurmaylar bu kapsamda 1 milyon 300 bin parti üyesinden, partide değişmesini istedikleri başlıklarla ilgili görüş yazısı istediklerini hatırlattı.

‘Metin ve internet sitesi beklentinin altında kaldı’

İmamoğlu tarafından yayınlanan metnin “manifesto” niteliğinde olduğu değerlendirmelerinin yapıldığını fakat “açık” bir tutum alış görülmediğini ifade eden CHP’li kurmaylara göre metin ve internet sitesi beklentinin altında kaldı.

CHP’li üyelere gönderilen mesaj ile partinin tüzüğünde yer alması gerekenlerin sorulduğunu ifade eden bir partili, “Demokratik talepler olabilecek en hızlı sürede yeni parti tüzüğünde yer alacak. Bu nedenle ortada farklı bir durum göremiyoruz” dedi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da aynı görüşte olduğunu ifade eden partililer, Kılıçdaroğlu’nun “Değişim süreci zaten başladı” değerlendirmesinde bulunduğunu aktardı.

‘İmamoğlu’nun açıklamaları toplantıda konuşulmadı’

CHP’nin MYK’sinin ardından Ekrem İmamoğlu’nun açıklamalarına dair toplantıda değerlendirme yapılıp yapılmadığına ilişkin bir MYK üyesi, toplantının teknik konular çerçevesinde gerçekleştiğini ifade etti.

Ekrem İmamoğlu’nun açıklamalarının toplantıda konuşulmadığını ifade eden CHP’li yönetici, “Adı anılmadı. Gündeme gelmedi” ifadelerini kaydetti. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun parti çalışmaları hakkında bilgi aldığını belirten kurmay, İmamoğlu’na dair Kılıçdaroğlu’nun da MYK toplantısında bir yorumda bulunmadığını aktardı.

Paylaşın

Selahattin Demirtaş’ın Tahliye Edilmeme Gerekçesi Açıklandı

Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın tahliye edilmeme gerekçesi açıklandı: Kaçma ve serbest bırakıldıktan sonra adaletin iyi idaresine zarar verecek tarzda önlemler alabilme.

Aralarında Selahattin Demirtaş’ın da bulunduğu HDP’li siyasetçilerin yargılandığı Kobani davasında mahkeme sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Mahkemenin Selahattin Demirtaş’ı tahliye etmeme gerekçesi ise dikkati çekti.

T24‘te yer alan habere göre, kararda “Sanığın tahliye olması halinde kaçma tehlikesi olması bir tarafa, serbest bırakıldıktan sonra adaletin iyi idaresine zarar verecek tarzda önlemler alabilecek olma tehlikesi mevcut olduğu değerlendirilmiştir” denildi. Mahkeme tarafından, savcının 5 bin 267 sayfalık esas hakkındaki görüşü konusunda sanıklara savunma için sadece 27 gün süre vermesi tartışmalara yol açtı. Buna göre savunmalara 28 Temmuz’da başlanacak.

Tutuklu sanıkların tamamının tahliye taleplerini reddeden mahkeme, bu kararında bazı sanıklar yönünden ilginç gerekçelere dayandı. Buna göre, Demirtaş’ın tahliyesine ilişkin talebin reddedilme gerekçelerinden biri, 2015 yılında verdiği bir röportajda ağabeyi hakkında sorulan bir soruya verdiği yanıt oldu.

Demirtaş’ın bu röportajda ağabeyi Nurettin Demirtaş için söylediği, “Üniversite öğrencisiyken hapse girdi, ömrünün yarısını cezaevlerinde geçirdi, demokratik siyasete girmek istedi, partiye girdi, eş genel başkan oldu. Yargı baskısı ile siyaset yapamayacak bir hale getirdiler. Çok ağır cezalar verdiler kendisine. Çok sayıda dava açtılar.

Burada bir kez daha yıllarını cezaevlerinde geçirsin istemedik. Şu an Erbil’de yaşıyor. Sadece o değil, on binlerce insan sürgünde yaşamak zorunda kalıyor. Her biri benim için burukluk ve yaradır. Sadece ağabeyim değil o da onlardan biridir sadece. On binlerce insan bu şekilde ülkesinden vatanından ayrı sadece düşüncelerinden dolayı ülkesine gelemez durumdadır” şeklindeki sözleri kaçma şüphesi olarak değerlendirildi.

“Adaletin iyi idaresine zarar verecek tarzda önlemler alabilecek olma tehlikesi”

Mahkemenin Demirtaş’ı tahliye etmemesinin bir diğer gerekçesi ise mahkeme kararında şöyle ifade edildi:

“Sanığın söylemleri itibariyle davaya savunma vermesi halinde mahkum edileceği, siyasi kimliği nedeniyle yargılandığı, dosyada ki delillerin uydurulmuş olduğu, iktidarın değişmesi durumunda tahliye olacağı ve hakkında beraat kararı verileceği iddiası -tavrı ile savunma yapmaktan kaçındığı, birleşen bazı dosyalar bakımından dahi yeterli süre ve imkan verilmesine rağmen halen savunma yapmadığı hususunun pasif olarak duruşmaya çıkmama olarak değerlendirilmesi gerektiği, öte yandan sanığın tahliye olması halinde kaçma tehlikesi olması bir tarafa serbest bırakıldıktan sonra adaletin iyi idaresine zarar verecek tarzda önlemler alabilecek olma tehlikesi mevcut olduğu değerlendirilmiştir.

“Tekrar suç işleme ve kamu düzenini bozma tehlikesi”

Öyle ki atılı suçlar bakımından savunma yapmak yerine sürekli mahkeme heyetinin hukuksuz olduğunu iddia ettiği kararları nedeniyle hakimlerin yargılanacağını dile getirmekle ileri sürdüğü gerekçeler itibariyle atılı suçlar bakımından yargılanmamak üzere kendisine Anayasanın 10. Maddesine açıkça aykırılık teşkil edecek şekilde muamele yapılmasını beklediği değerlendirilmektedir.

Dolayısıyla sanığın, tekrar suç işleme ve kamu düzenini bozma tehlikesi bulunduğu tartışılabilir noktaya geldiği söylenebilir. Tüm bu değerlendirmeler ışığında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin varlığı isnat edilen suç ile ölçülü olması, sanığın somut olarak kaçacağı şüphesini uyandıran olgular itibariyle adli kontrol hükümlerinin bu nedenle sanık hakkında yetersiz kalacağı düşünüldüğünden tutukluluk tedbirinin gerekli olduğu anlaşılmıştır.”

Paylaşın

CHP’de “Değişim” Tartışmaları: İlhan Cihaner’in Adaylığı İlan Edilecek

14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimler sonrası “Değişim” tartışmalarının yaşandığı Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP), “Gelecek İçin Biz” grubunun lideri, eski İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner, Genel Başkanlığa aday olduğunu açıkladı.

İlhan Cihaner, “Neden adaysınız?” sorusuna, “CHP politikasını doğru şekilde ortaya koyarsa daha yaşanabilir bir Türkiye, daha yaşanabilir bir dünyaya katkı sunabilir. Şu anda LGBTİ haklarıyla ilgili İnsan hakkı savunusu bile yapamıyoruz. Merdan Yanardağ birilerinin hoşuna gitmeyen sözleri nedeniyle tutuklandı. Orada refleks çok geç verildi” yanıtını verdi.

İlhan Cihaner, Sözcü’den İsmail Saymaz’ın sorularını yanıtladı. İlhan Cihaner, şöyle konuştu:

“CHP’de bir değişim gerekiyor mu?

Değişimin üç ayaklı olması gerekiyor. İlkin, partinin politik ve ideolojik tutumunun netleştirilmesi lazım.

En son genel başkanın danışman ataması (Kılıçdaroğlu, Zafer Partili Gökşen Anıl Ulukuş’u danışmanlığa atadı) bugüne kadar izlenen merkez sağa oturma çizgisinin terk edilip Zafer Partisi’ne yakın, daha milliyetçi çizgiye işaret ettiğini düşünüyorum. Bu ikinci bir intihar olacaktır.

O halde ZP ile ittifaka atanmasına karşısınız.

Özdağ ile olan ittifak zaten çok anormaldi. Niye? Birinci turda sığınmacı politikasıyla ilgili olarak başka bir şey söylemişsiniz. İkinci turda ZP’nin dilini kullanıyorsunuz.

Protokolde, ilk dört maddenin değiştirilemeyeceğine nasıl imza atarsınız? CHP’nin genetiğinde olan şey bu. Bu çok aşağılayıcı.

Kayyum politikaları protokolde ne geziyor? Nitekim ikinci turda Kürt seçmenin sandığa gitmesinde çekingenlik oldu.

İkinci ayağa geliyoruz. O da kadro. Genel Başkan, ‘CHP kadro hareketidir’ diyorsa da kadro böyle olmaz. Parti Meclisi’ndekiler danışmandan nasıl hesap soracak?

Danışmana, örgütleri veremezsiniz. Danışmana sosyal medyayı veremezsiniz. Siyasi sorumluluğu olmayan adama yetki veriyorsun. Bir sabah kalkıp şu partiyle ittifak kuracağım diyemezsiniz. Tek adamın belirlenmesiyle milletvekili listesi oluşturursanız kadrodan bahsedemezsiniz.

Üçüncü ayak, parti içi demokrasi. Antidemokratik uygulamaların günah keçisi olarak siyasi partiler yasası gösteriliyor. Bu büyük bir aldatmaca.

Hiçbir partinin önünde milletvekillerini üyelerle belirlemesinde, adayların yarısını kadın yapmada engel teşkil etmiyor.

Partiyi yönetenler, seçim sonuçlarının tabanımızda nasıl bir yıkım yarattığının farkında değil.

“25 milyon oya ulaştık” söylemi olağanüstü yanlış. 25 milyon oy iki seçenekli cumhurbaşkanı seçiminde verildi.

Kılıçdaroğlu, başarı olduğunu düşünüyor. 

Başarıyı bırakın, hezimet olarak adlandırıyorum. Önemli kısmı sadece Erdoğan’dan kurtulmak için verildi.

Bunların hepsini getirip “Bu bizim başarımızdır” diyemezsiniz. Hezimet dememin en büyük gerekçesi şu: Parlamentodaki çoğunluğu kaptırmışız, tarihin en gerici parlamentosu oluşmuş. AKP ile hareket edebilecek bir sürü milletvekili girmiş. Bu tablodan başarı nasıl çıkarılır?

Hangi hatalar yapıldı? 

Partinin dili muhafazakar milliyetçi dile döndü. AKP ve MHP iktidarının karşısına alternatif politik dille çıkmak yerine, “Onlar gibi konuşmamız lazım” denildi. İdeolojik bulamaca dönüştü CHP. CHP sağ bloka iltihak etti. Altılı Masa, sağın karşısına sağ ittifak olarak kuruldu.

İnce süreci iyi yönetilemedi.

Akşener’in masadan kalkıp dönüşü soruna yol açtı.

İki CHP’li belediye başkanının cumhurbaşkanı adayı yapılması kafa karışıklığı yarattı.

Cumhurbaşkanı adayı geç belirlendi. Aylarca CHP’li üç aday yarıştırıldı. Hepsi birbirine karşı yıpratıldı.

Kılıçdaroğlu’nun yerinde olsaydınız ne yapardınız?

İstifamı açıklardım. Başka kaygım varsa derdim ki: ‘Aday olmayacağım.’ Olağanüstü kurultay çağrısı yapardım. “Sürecin yönetilmesini gözeteceğim” deyip siyasetle ilgili keserdim.

Kılıçdaroğlu’nun çizgisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Değişim dinamiklerini boğdular. Danışmanlarla yürütülebilecek bir siyaset izlenecek.

Kılıçdaroğlu devam ederse ne olur?

Üç temel değişim sağlanmazsa genel başkan gitse de gitmese de yerel seçimlerde hezimet kaçınılmaz olur.

Değişim arayışları için ne düşünüyorsunuz?

Partililerin mevcut durumun analizini yapması lazım. Biz niye yenildik? O süreci eleştirmeyen ve alkışlayan, sürecin aktörü olanların değişimin gerçek aktörü olabileceği kanaatinde değilim.

Bir yandan parti içi iktidarın konforunu süreceksin şimdi değişimin konforunu süreceksin. Bu olmaz.

İmamoğlu’nun çağrısı hakkında ne düşünüyorsunuz?

İmamoğlu’nun partiyi daha sol-sosyal demokrat bir çizgiye mi oturtacak, bir şey bilmiyoruz.

Siz adaysınız değil mi?

Tabii ki.

Neden adaysınız?

CHP politikasını doğru şekilde ortaya koyarsa daha yaşanabilir bir Türkiye, daha yaşanabilir bir dünyaya katkı sunabilir. Şu anda LGBTİ haklarıyla ilgili İnsan hakkı savunusu bile yapamıyoruz. Merdan Yanardağ birilerinin hoşuna gitmeyen sözleri nedeniyle tutuklandı. Orada refleks çok geç verildi.

Daha bir solda bir CHP mi arzunuz?

Tabi. Sol, ittifakları öyle kurmaz. Laikliği görmezden gelemez. Eğitimden özelleştirme politikalarına cesur adımlar atar. Sol bir parti emek örgütleriyle organik bağlar kurar. Çevre mücadelesinin ana aktörü haline gelir. İş veren sendikası kuramaz. Cumhurbaşkanı adaylarını, siyasal İslamcılardan seçemez. Bir gün Deniz Gezmiş’i, bir gün Adnan Menderes’i anarak solculuk olmaz. Sahte solculuk bu.

Kurultay ne zaman yapılmalı?

Derhal.

Yerel seçimden sonraya bırakılması tartışması var.

Yanlış buluyorum. Kurultayın derhal yapılıp tartışmaların bitirilmesi lazım. Aksi taksirde tartışmaları yerel seçime götürür. Asıl sorun o zaman ortaya çıkar.

Karamollaoğlu diyor ki, ‘CHP’nin oyunun yüzde 7-8’i dışarıdan geldi.” CHP niye suskun?

CHP açıklama yapamaz çünkü “Bu oy bizim” dediğinde ittifak kurgusunun yanlış olduğu ortaya çıkacak. Eleştiren bizlerin haklılığı ortaya çıkacak. Yüzde bir bile oyu olmayan bir oluşuma 40’a yakın milletvekili verdiniz. Tabanınızı da dönüştürdünüz ittifak yürüsün diye. “Hayır, bunların dediği doğru” dediğinde oyun yüzde 20’nin altına düşmesi gibi bir tablo çıkacak. Onun için CHP açıklama yapamaz.

Paylaşın

İsveç’in NATO Üyeliği: Türkiye’nin İtirazını Aşmak İçin Son Hamle

Türkiye, Finlandiya ve İsveç’ten oluşan Daimi Ortak Mekanizma üyelerinin perşembe günü Brüksel’deki NATO merkezinde yapacağı toplantıdan, İsveç’in üyeliği yönünde bir karar çıkması beklenmiyor.

Bu yönde bir kararın 11 ve 12 Temmuz’da yapılacak zirvede çıkma ihtimalinin de düşük olduğu bildiriliyor. Haftaya Litvanya’da yapılacak zirveye katılacak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile NATO üyeleri arasında konunun tekrar masaya yatırılması bekleniyor.

Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açmasından sonra, yıllardır izledikleri tarafsızlık politikasını bir kenara bırakan Finlandiya ve İsveç, NATO’ya üye olmak için geçen yıl resmi başvuruda bulundu. Finlandiya’nın üyelik başvurusu bu yılın Nisan ayı başında onaylanırken İsveç’in üyeliğine Türkiye ve Macaristan hala onay vermedi.

Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta 11 ve 12 Temmuz tarihlerinde düzenlenecek NATO zirvesi öncesinde NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in çağrısıyla Türkiye, İsveç ve Finlandiya temsilcileri, Perşembe günü Brüksel’deki NATO merkezinde son kez biraya gelecek.

Toplantıda, zirve öncesinde Türkiye’nin İsveç’in üyeliğine yönelik blokajının aşılması yönünde müzakerelerin öne çıkması bekleniyor. Yarın NATO merkezinde düzenlenecek toplantıda söz konusu ülkelerin Dışişleri Bakanları dışında istihbarat teşkilatlarının şefleri ile ulusal güvenlik danışmanlarının da yer alacağı bildirildi. Toplantıdan sonra Stoltenberg’in yerel saat ile 16.30’da bir basın toplantısı düzenleyeceği duyuruldu.

Türkiye, Finlandiya ve İsveç’ten oluşan Daimi Ortak Mekanizma üyelerinin katılacağı yarınki toplantıdan, İsveç’in üyeliği yönünde bir karar çıkması beklenmiyor. Bu yönde bir kararın 11 ve 12 Temmuz’da yapılacak zirvede çıkma ihtimalinin de düşük olduğu bildiriliyor. Haftaya Litvanya’da yapılacak zirveye katılacak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile NATO üyeleri arasında konunun tekrar masaya yatırılması bekleniyor.

Son olarak dün Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara’da İsveç’in NATO üyeliği konusunda açıklamalarda bulunmuş, “Stockholm’de Kur’an-ı Kerim’e yapılan aşağılık saldırıyı ve uyarılarımıza rağmen bu saldırıya göz yumulmasını bir kez daha kuvvetle kınıyoruz. Stratejik ve güvenlik değerlendirmesi itibarıyla İsveç’in NATO’ya üyeliğinin bir yük mü yoksa fayda mı getireceği konusu artık daha çok tartışmaya açıktır” ifadelerini kullanmıştı.

Finlandiya girdi

Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açmasından sonra, yıllardır izledikleri tarafsızlık politikasını bir kenara bırakan Finlandiya ve İsveç, NATO’ya üye olmak için geçen yıl resmi başvuruda bulundu. Finlandiya’nın üyelik başvurusu bu yılın Nisan ayı başında onaylanırken İsveç’in üyeliğine Türkiye ve Macaristan hala onay vermedi.

Türkiye, İsveç’i ülkedeki Türkiye kökenli terör gruplarıyla etkin mücadele etmemek ve terörist olduğunu iddia ettiği kişileri Türkiye’ye iade etmemekle suçluyor. İsveç, Ankara’nın talepleri arasında yer alan, terörle mücadele yasalarını sertleştirirken, Türkiye’ye bazı kişilerin iadesine de başladı. Ancak buna paralel olarak Ankara ile Stockholm arasındaki ipler sene başından beri özellikle ülkedeki Kur’an yakma eylemleri nedeniyle gerilmiş durumda.

Ayrıca İsveç’te son aylarda Erdoğan’ın maketinin kullanıldığı bazı protesto eylemleri yüzünden de Ankara İsveç’i sert biçimde eleştiriyor. İsveç hükümeti ise ülkede düzenlenen eylemlerden kendilerinin de rahatsızlık duyduğunu ifade etse de, yapılan gösterilerin düşünce ve gösteri yasası kapsamına girdiği gerekçesiyle yasaklanamayacağına işaret ediyor.

Daha önce İsveç’in üyeliğini yaz mevsiminde onaylayacağını duyuran Macaristan hükümetinin de Ankara ile birlikte hareket ettiği ileri sürülüyor. Macaristan medyası geçen hafta, Viktor Orban hükümetinin İsveç’in üyeliğini meclise getirmeyi sonbahara bıraktığını, en azında parlamentonun tatile girmeden önce konunun gündeminde yer almadığını aktardı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

CHP’de İl Ve İlçe Kongre Tarihleri Belli Oldu

14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimler sonrası “Değişim” tartışmalarının yaşandığı Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP), ilçe kongreleri 5 Ağustos’ta il kongreleri ise 16 Eylül’de başlayacak.

Haber Merkezi / Kongrelerde, partiye ilişkin önemli kararların alınması ve yönetim kadrolarının yenilenmesi bekleniyor. CHP’de, 13. Cumhurbaşkanı ve 28. Dönem Milletvekili seçimleri nedeniyle büyük kurultay ertelenmişti.

Geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) tarafından 6 Haziran itibarıyla il ve ilçe kongrelerinin başlayacağı belirtilmişti.

CHP

9 Eylül 1923 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde kurulan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), siyasi ideolojisini sosyal demokrasi ve Atatürkçülük olarak tanımlar. Merkez sol siyasi yelpazede yer almakta olup tüzük ve programında belirtilen ideolojilerin yanında demokratik sosyalist ve sosyal liberal eğilimler de barındırmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ve ilk yasal siyasi partisi olma özelliklerini taşıyan Cumhuriyet Halk Partisi, 1923’ten 1950’ye kadar aralıksız iktidarda kalmış ve 1946’ya kadar genellikle tek parti yönetimini uygulamıştır. Türkiye’de en uzun süre iktidarda kalmış siyasi partidir.

Atatürk tarafından “Halk Fırkası” adıyla Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti’nin devamı olarak kurulan partinin adının başına, 10 Kasım 1924’te “Cumhuriyet” sözcüğü eklenmiş, 1935’teki 4. Kurultay’da “fırka” sözcüğü yerine dış dünyayla daha uyumlu bir sözcük tercih edilmesi kararlaştırılmış ve bugünkü “Cumhuriyet Halk Partisi” adı benimsenmiştir.

12 Eylül Darbesi’nin ardından, o dönem Bülent Ecevit’in Genel Başkanlık yaptığı Cumhuriyet Halk Partisi kapatılmış; daha sonra 3821 sayılı yasaya dayanarak, kuruluşunun 69. yıl dönümü olan 9 Eylül 1992 tarihinde tekrar açılmıştır.

CHP, kurucusu ve ilk Genel Başkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün vasiyeti ile tasarruf haklarını CHP’ye bıraktığı Türkiye İş Bankası’nın bir bölüm hissesinin de sahibidir. CHP’nin tasarruf hakkına sahip olduğu %28,1’lik orandaki bu banka hisselerinin kazancı, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumuna aktarılmaktadır.

Paylaşın

AK Parti’de 7 İl Başkanı Değişti

Adalet Ve Kalkınma Partisi’nde (AK Parti) Adıyaman, Erzincan, Kars, Kırıkkale, Muğla, Niğde ve Uşak il başkanlıklarına atama yapıldığı duyuruldu. Duyuruda, bu illerde görev yapan eski il başkanlarına teşekkür edildi, yeni il başkanlarına da başarılar dilendi.

Haber Merkezi / AK Parti Teşkilat Başkanlığının sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararıyla 7 il başkanlığına atama yapıldığı duyuruldu.

Paylaşımda Adıyaman İl Başkanlığına Emrah Erkan Bulucu, Erzincan İl Başkanlığına Mehmet Cavit Şireci, Kars İl Başkanlığına Muammer Sancar, Kırıkkale İl Başkanlığına Engin Pehlivanlı, Muğla İl Başkanlığına Gültekin Akça, Niğde İl Başkanlığına Mustafa Özdemir, Uşak İl Başkanlığına Himmet Yaşar’ın atandığı bildirildi.

Açıklamada, bu illerde görev yapan eski il başkanlarına, bugüne kadar gösterdikleri özverili çalışma ve gayretleri dolayısıyla teşekkür edildi, yeni il başkanlarına da başarılar dilendi. Mesajlarda, yeni il başkanlarının Erdoğan’la fotoğrafları da paylaşıldı.

14 ve  28 Mayıs’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerinde başarılı olamayan il ve ilçe başkanlarının değişeceği kulislere yansımıştı.

Paylaşın

İmamoğlu, ‘Değişim Manifestosu’nu Yayımladı: İktidar İçin…

14 ve 28 Mayıs seçimlerinde beklenen sonucu elde edemeyen CHP’de ‘değişim’ tartışmaları devam ederken, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, ‘değişim manifestosu’nu yayımladı. Manifestoda, “Bir yandan mevcut iktidarın sorumlu olduğu bu durumun kalıcılaşması ve toplumsal kutuplaşmanın derinleşmesi riskini yaşıyoruz, diğer yandan da, etkin ve iktidar alternatifi olmayı başaramayan bir muhalefet yapısıyla karşı karşıyayız” denildi.

Haber Merkezi / “Seçimlerde Türkiye’nin değişim fırsatı kaçırıldı” denilen manifestoda, şunlar kaydedildi: “Muhalif seçmenin değişim talebi karşılanamadı. Rejimi değiştirecek güven ve umut tesis edilemedi. Ekonomik krizin yakıcı etkileri nedeniyle iktidarın en zayıf olduğu koşullarda hem parlamento hem de Cumhurbaşkanlığı seçimleri kaybedildi. Sonuçta değişim talep eden kesimlerde çok büyük bir hayal kırıklığı ve umutsuzluk ortaya çıktı.”

Manifestoda, “Muhalefette değişimin anahtarı Cumhuriyet Halk Partisi’dir. CHP’de başlayacak kararlı bir değişim iradesi; politik tutumları sorgulamayı ve parti içi demokrasiyi kurumsallaştırmayı başardığı ölçüde muhalefetin genelinde bir yenilenme ve muhalefet evrenini büyütme iradesi ortaya çıkaracaktır” vurgusu yapıldı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, değişim manifestosunun yer aldığı “iktidaricindegisim.org” adresli siteyi paylaştı.

İmamoğlu, paylaşımında, “Değişime davet: CHP’de değişim, Türkiye’de değişim, iktidar için değişim sürecine katılımınızı, görüş ve önerilerinizi bekliyoruz” dedi. İmamoğlu’nun paylaştığı internet sitesinde ‘değişim’ çağrısı yapılan manifestoya yer verildi:

“Türkiye Cumhuriyeti ikinci yüzyılına girerken ekonomisiyle, demokrasisiyle, adaletiyle hak ettiği yerin çok uzağında. 20. Yüzyıla dünyanın ezilen uluslarına ilham kaynağı olmuş bir kurtuluş mücadelesiyle giren ve cumhuriyetle millet egemenliğini vazgeçilmez ilke kılan ülkemizde; 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde millet egemenliği zayıflamış, devlet ve demokrasi dejenere edilmiş, halk fakirleşmiş, adalete güven kaybolmuş bir durumda. Bir yandan mevcut iktidarın sorumlu olduğu bu durumun kalıcılaşması ve toplumsal kutuplaşmanın derinleşmesi riskini yaşıyoruz, diğer yandan da, etkin ve iktidar alternatifi olmayı başaramayan bir muhalefet yapısıyla karşı karşıyayız.

Demokrasinin asli bekçileri

Devletin dejenere edildiği son yıllarda Türkiye’nin muhalif partileri demokrasinin korunmasında yetersiz kaldılar. Oysa ki siyasi partiler demokrasinin asli bekçileridir; demokrasiyi koruma ve geliştirme sorumlulukları vardır. Muhalefet vatandaş için sadece bir alternatif değil, aynı zamanda demokrasi için vazgeçilmez bir denge ve denetleme unsurudur.

Öte yandan, Türkiye muhalefetinin 2018’den beri çok önemli bir ittifak tecrübesi geliştirdiği görmezden gelinemez. Birleşe birleşe büyüyerek ülkeyi demokratikleştirmek için geliştirilmiş bu önemli adımlarla; zamanın ruhuyla uyumlu biçimde, demokrasi, adalet ve sosyal refah hedefleriyle cumhuriyetin ikinci yüzyılına dair vizyoner bir çaba ortaya kondu. Toplumun farklı kesimlerine açılmayı ve her siyasi kökenden yurttaşı demokrasi vizyonuyla buluşturmayı hedefleyen bu önemli tecrübe, tarihimizde bir ilk oldu.

Siyasi partiler demokrasinin asli bekçileridir; demokrasiyi koruma ve geliştirme sorumlulukları vardır.

Değişim fırsatı kaçırıldı

Ancak bu vizyon ve politikalarla girilen seçimlerde Türkiye’nin değişim fırsatı kaçırıldı. Muhalif seçmenin değişim talebi karşılanamadı. Rejimi değiştirecek güven ve umut tesis edilemedi. Ekonomik krizin yakıcı etkileri nedeniyle iktidarın en zayıf olduğu koşullarda hem parlamento hem de Cumhurbaşkanlığı seçimleri kaybedildi. Sonuçta değişim talep eden kesimlerde çok büyük bir hayal kırıklığı ve umutsuzluk ortaya çıktı.

Bu büyük mağlubiyetin sorumluluğunu hiçbir biçimde seçmene yükleyemeyeceğimiz gibi, yarınları adına kaygı duyan her vatandaşın gördüğü bu yalın gerçeği kabul etmeden ve yenilginin nedenleriyle yüzleşmeden gelecek için sağlıklı değerlendirmeler yapamayız.

Toplum muhalefetten değişim bekliyor

Geldiğimiz noktada; Türkiye’nin geleceği için akılcı bir yaklaşıma ihtiyaç vardır. Değişimin temeli hiç kuşkusuz toplumsal taleptir. Sabırlı ve aklı öne koyan ama, bir o kadar da kararlı bir tutumla değişimin gerçekleşmesi pekala mümkündür. Bu ihtiyaç ortadayken, hiçbir şey olmamış gibi davranmak, eski yanlışlarda ısrar etmek, yenilgiden acı çeken milyonlarca vatandaşın duygularını anlamamak demektir.

Ülkemizin sürdürülebilir biçimde kalkınması, vatandaşlarımızın refah ve medeniyet yarışında hak ettiği noktaya erişmesi, devletimizin adil ve demokratik bir devlete dönüşmesi için muhalefet güçleri olarak değişmek ve çok güçlü bir alternatife dönüşmek zorundayız. Zira Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına girerken vatandaşın iktidarın merhametine terk edilmesi telafisi mümkün olmayan riskler doğuracaktır.

Sabırlı ve aklı öne koyan ama, bir o kadar da kararlı bir tutumla değişimin gerçekleşmesi pekala mümkündür. Muhalefette değişimin anahtarı Cumhuriyet Halk Partisi’dir.

Muhalefette değişimin anahtarı Cumhuriyet Halk Partisi’dir. CHP’de başlayacak kararlı bir değişim iradesi; politik tutumları sorgulamayı ve parti içi demokrasiyi kurumsallaştırmayı başardığı ölçüde muhalefetin genelinde bir yenilenme ve muhalefet evrenini büyütme iradesi ortaya çıkaracaktır.

Değişime davet

Muhalefetteki değişim ve dönüşüm süreci, toplumun tüm kesimlerinin ortak geleceğine destek olacaktır. Bu mecra, “Nasıl bir Türkiye, nasıl bir CHP, nasıl bir siyaset, nasıl bir muhalefet?” sorularına yanıtlar aramak ve mümkün olan en yüksek sayıda vatandaşı değişim sürecine katılmaya davet etmek üzere tasarlanmıştır. Zira demokrasiyi geliştirmek, özgürlükleri korumak ve refahı artırmak sadece siyasi partilerin değil, aynı zamanda seçmenlerin de görevidir. Bu nedenle değişim sürecinde her coğrafya ve katmandan vatandaşımızın sesine kulak vermeyi, onların talep ve isteklerini siyasal zemine taşımayı olmadan olmaz bir görev kabul ediyoruz.

Bu mecra, mümkün olan en yüksek sayıda vatandaşı değişim sürecine katılmaya davet etmek üzere tasarlanmıştır.
Değişerek iktidar olma, ülkemizi demokrasi ve uygarlık yolunda yukarıya taşıma hedefiyle çıktığımız bu yol, tüm vatandaşlarımızın katılımına açıktır. Bu topraklarda birlik ve beraberlik içinde kardeşçe yaşamak, özgür ve müreffeh bir toplum, adil bir paylaşım sistemi ve demokratik bir devlet isteyen her vatandaşımızı bizlerle iletişim kurmaya, aşağıdaki butonu tıklayarak ulaşılacak form üzerinden değişimle ilgili görüş ve önerilerini paylaşmaya davet ediyoruz.”

Paylaşın

İYİ Parti’de Yeni Yönetim: Dikkat Çeken İsimler

İYİ Parti’de yeni Başkanlık Divanı belli oldu. Siyasi İşler Başkanı Oktay Vural, Genel Sekreter Ayfer Yılmaz, Teşkilat Başkanı Buğra Kavuncu, Ekonomi Politikaları Başkanı Bilge Yılmaz ve Kalkınma Politikaları Başkanı Ümit Özlale oldu.

Haber Merkezi / Partinin eski Siyasi İşler Başkanı Koray Aydın’ın Yeni Başkanlık Divanı’nda yer almaması ve Uğur Poyraz, Bahadır Erdem ve Ümit Dikbayır gibi isimlerin de yeni listede olmaması dikkat çekti.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, 3. Olağan Kurultayın ardından yeni Genel İdare Kurulu (GİK) üyeleriyle bir araya geldi.

Meral Akşener başkanlığında, İYİ Parti Genel Merkezi’nde bulunan ek binadaki toplantıda, 18 üyeden oluşan yeni Başkanlık Divanı belirlendi.

Akşener, 30 Mart 2022’de Başkanlık Divanı’ında yaptığı değişiklikle, Aydın’ı Siyasi İşler Başkanlığı’na kaydırmış, teşkilatı da kendisine bağlamıştı.

İYİ Parti’nin Başkanlık Divanı’nda yer alan isimlerin tamamı şunlar:

Siyasi İşler Başkanı: Oktay Vural
Genel Sekreter: Ayfer Yılmaz
Teşkilat Başkanı: M. Satuk Buğra Kavuncu
Mali İşler Başkanı: M. Cem Özdemir
Kurumsal İlişkiler Başkanı: Şükrü Kuleyin

Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı: Ahmet Zeki Üçok
Seçim İşleri Başkanı: Sedat Aksakallı
Uluslararası İlişkiler Başkanı: M. Naci Cınıslı
Türk Dünyası ve Yurtdışı Türkler Başkanı: Ayyüce Türkeş
Göç ve Sığınmacı Politikaları Başkanı: M. Tolga Akalın

Yerel Yönetimler Başkanı: Burak Akburak
Medya İlişkileri Başkanı ve Parti Sözcüsü: Kürşat Zorlu
Ekonomi Politikaları Başkanı: Bilge Yılmaz
Kalkınma Politikaları Başkanı: Ümit Özlale
Araştırma ve Veri Yönetimi Başkanı: Birol Aydemir

Milli Güvenlik Politikaları Başkanı: Ali Demir
Eğitim Politikaları Başkanı: Sevinç Atabay
Toplumsal Politikalar Başkanı: Ece Güner
Kadın Politikaları Başkanı: Ünzile Yüksel
Şehircilik Politikaları ve Afet Yönetimi Başkanı: Türker Yörükçüoğlu
Parti İçi Eğitim Başkanı: Ayşe Sucu

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan “Değişim” Çağrılarına Yanıt: CHP Kadro Partisidir

Partisinin grup toplantısında konuşan Kılıçdaroğlu, “CHP, bir tek adam partisi değildir. Cumhuriyetimizin ve partimizin kurucusu Atatürk’ten, günümüze CHP her zaman bir kadro partisi olmuştur. Bir tek adam partisi hiç olmamıştır. Tarihinde doğruları yanlışları olmuştur. Ama bu hareket her zaman haksızlığa uğrayanların, adalete susamışların yanında olmuştur. CHP’nin tüm kadroları dünden bugüne siyasi yaşamlarının hiçbir döneminde kişisel ikballerinin peşinde koşmamışlardır” dedi.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Türkiye’yi bu kabustan çıkarmak için yolun sonuna kadar mücadele edeceğiz. Ne ben tek başıma 25 milyon kişiyi bu namuslu davama tek başıma kattım ne de CHP kattı. Ne mutlu bize ki bu 25 milyon kişinin tamamı haksızlık karşısında susmama, dilsiz şeytan olmama inancımızın koalisyonunda olmak istediler. Onlar mücadelemizin parasız, pulsuz, çıkarsız, namuslu yolun bu olduğunu gördüler” ifadelerini kullandı.

14 Mayıs seçimlerinde TİP’ten Hatay Milletvekili seçilmesine rağmen hala hapiste tutulan Can Atalay’a ilişkinde değerlendirmelerde bulunan CHP Lideri, “Can Atalay… 50 günü geçti. Nasıl bir dünyada, nasıl bir ülkede yaşadığımızı daha güzel bir örnek göstermez herhalde. YSK, vekil adayı olabilirsin diyor. Vekil seçiliyor. Tutuklusunuz, mahkum değilsiniz ve dışarı çıkarılmıyorsunuz. Numan Kurtulmuş’a seslenmek isterim. Bir TBMM Başkanı, yasalara aykırı şekilde hapiste tutuluyorsa ve kendisi girişimde bulunmuyorsa TBMM’nin itibarını ayaklarının altına alıyor demektir. Kurtulmuş’a çağrı yapıyorum. Cindoruk’un yazılarını çıkarabilir, nasıl mücadele ettiğini görebilir. Artık TBMM Başkanı karar alırken, saraydan irade almamalı.” dedi.

Gazeteci Merdan Yanardağ’ın tutuklanmasına ilişkin de konuşan Kılıçdaroğlu, “Merdan Yanardağ… Bir gazeteci, bir yazar, televizyoncu. Niçin içeride? O da 7 gündür tutuklu. Bir komisyon oluşturduk partide, ziyaret edildi. Bir gazeteciyi tutuklamak, hangi aklın işidir? Troller devreye giriyor, her suçlama yapılıyor. Suçlamalardan sonra savcılar harekete geçiyor. Tutuklanmaması gereken bir konuda tutuklama kararı veriliyor. Akıl alır gibi değil.” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşması şöyle:

“Acısıyla, tatlısıyla bir bayramı daha geçirdik. Acısız bir bayramı geçirmek acaba Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne nasip olacak mı diye kafamda hep bir soru işareti var. Deprem hadi diyelim oldu, büyük acılar yaşandı. Ama bazen kendi irademizle haksızlıklara kapı aralıyoruz. Cezaevlerinde düşüncesinden ötürü, ifade ettiği için hapis yatan çok sayıda gazeteci, hak savunucuları, avukatlar, siyasetçiler var.

Hiç kimse 21. yüzyılın Türkiye’sinde düşüncelerinden ötürü hapse atılmamalı. Düşünce, özellikle aykırı düşüncelerin ne kadar değerli olduğunu herkesin bilmesi gerekir. Düşünceden, aklımızı kullanmaktan hiç kimse ötekileştirilmemeli, yargılanmamalı. Biz eğer aklımızı kullanabilirsek Türkiye’yi aydınlığa çıkaracağız. Birileri benim gibi düşünmediğin için ben seni hapse atarım derse o ülkede demokrasi olmaz.

Acılar var evet, bayramda da yaşandı bu acılar. Sivas Katliamı’nın 30. yılı. Aydınların, gazetecilerin, şairlerin yakıldığı bir Türkiye asla kabul edilemez. Bir aydının, düşünürün, ozanın, ressamın yakılarak öldürülmesi kadar vahşi bir şey yoktur. Bu bir insanlık suçudur. O ateş hala yüreklerimizde yanıyor. Adaletin sağlanmadığı bir yerde bu ateşler hep yanar. Adaletin sağlanması lazım. İnsanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Bunun zaman aşımının olmaması lazım.

Can Atalay hapiste. 50 günü geçti. Gidiyorsunuz, başvuruyorsunuz, YSK “Aday olabilirsin” diyor. Halkın oylarıyla vekil seçiliyorsunuz, oluyorsunuz. Demokrasinin kuralı işliyor. Tutuklusunuz, hükümlü değil. Dışarıya çıkarmıyorlar sizi. Ben Numan Kurtulmuş’a seslenmek isterim. Bir TBMM Başkanı, haksız yere yasalara, anayasaya aykırı olarak tutuluyor ve kendisi hiçbir girişimde bulunmuyorsa TBMM’nin itibarını ayaklarının altına alıyor demektir. Sayın Kurtulmuş’a tekrar çağrı yapıyorum. Artık TBMM Başkanı karar alırken Saraydan irade almamalı. Saray ne diyecek diye sormamalı. Çünkü o sarayın hakkını, hukukunu değil Türkiye Cumhuriyeti’nin hakkını, hukukunu savunmak zorundadır.

Gezi Davası tutukluları da başlı başına bir dramdır. Tayfun Kahraman, Hakan Altınay, Mücella Yapıcı, Mine Özerden, Çiğdem Mater tam 435 gündür hapiste. Dava açıldığında birisi yurt dışından geldi. Kaçma niyetleri yok zaten, suç işlemediler ki kaçsınlar. Ama tutuklandılar. Şimdi Yargıtay’ın kararını bekliyorlar. Bu kararın bir an önce açıklanması lazım. Onlar da büyük olasılıkla saraydan bekliyor görüş.

“Adalette çifte standart olmaz”

Bir hakimin, savcının iradesi saraya ipotek edilemez. Osman Kavala tam 2 bin 72 gündür özgürlüğünden mahkum edildi. AİHM kararı var suçsuzdur diye. Türkiye’den iki ayrı mahkeme tahliyesi için karar verdi. İki ayrı mahkeme beraat için karar verdi ama kararları takan kim? Neden içeride? 75 yaşında, 80, 85 yaşında insanlar, eski komutanlar içerideler. İnsanda biraz vicdan, adalet olur. Eğer biz bunları dillendirmezsek siyaseten görevimizi yapmıyoruz demektir. Biz hakkı, hukuku, adaleti savunuyoruz. Adalette çifte standart olmaz.

Merdan Yanardağ, bir televizyoncu, gazeteci, yazar. Niçin içeride? Hangi gerekçe ile içeride? O da 7 gündür tutuklu. Bir komisyon oluşturduk CHP Grubu olarak. Bir gazeteciyi, televizyoncuyu tutuklamak hangi aklın işidir? Önce bekliyorlar hiçbir şey yok, troller devreye giriyor. Suçlamalardan sonra savcılar harekete geçiyor. Tutuklanmaması gereken bir konuda tutuklanma kararı veriliyor. Akıl alacak şey değil. Bunun adı kısacası hainliktir.

Var olan kabineyi Düyûn-ı Umûmiye Kabinesi olarak ilan etmiştim. Bu ülkeyi borç batağına sürükleyenler bir süre sonra batının tefecileri tarafından teslim alındı. Artık onlar ülkeye Hazine ve Maliye Bakanı, Merkez Bankası Başkanı tayin eder hale geldiler. Uluslararası tefeciler artık bakan, başkan atıyorsa çok ciddi bir beka sorunumuz var demektir. Erdoğan kontrol eden değil, artık kontrol edilen kişidir. Uluslararası tefecilerin kontrol ettiği ve yönlendirdiği kişidir. Düne kadar faizi arttırmam diyen kişiye tükürdüğünü yalatmak bu uluslararası tefecilerin görevleri arasında olmuştur. CHP olarak bunları içimize sindiremiyoruz.

Döviz kurundaki bir liralık artışın maliyeti devletin borçlanması açısında 145.5 milyar lira. Bu yükü, 85 milyon insan ödüyor. Doları olanlar, beşli çeteler kazanıyorlar. Onlara şimdilik hiç kimse dokunmuyor.

“CHP, zulme karşı milyonları kapsayan, kucaklayan çoğulcu bir duvardır”

Hepinizin bildiği gibi CHP, bir tek adam partisi değildir. Cumhuriyetimizin ve partimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ten bugüne CHP her zaman bir kadro partisi olmuştur. Doğrular, yanlışları olmuştur ama bu hareket her zaman ve her zaman ezilenlerin, sesi duyulmayanların, haksızlığa uğrayanların, adalete susamışların yanında olmuştur. CHP, zulme karşı milyonları kapsayan, kucaklayan çoğulcu bir duvardır.

Mustafa Kemal Atatürk gibi saray ve işgal kuvvetlerinin kendisine sunduğu ihtişamlı hayatı elinin tersiyle iterek, idam edilme pahasına uçurumun kenarında yıkık bir ülkeden, genç bir Cumhuriyet’i kurmayı başarmıştır. Örneğin Ecevit, uluslararası tüm tehditlere ve siyasi yaşamını zora sokma pahasına Kıbrıs’a barış harekatı düzenlemiş, Beşparmak Dağları’na Türk bayrağı dikmeyi başarmıştır. Örneğin Deniz Baykal, 1 Mart tezkeresindeki kararlı duruşuyla Türkiye Cumhuriyeti’ni Orta Doğu kaosunun dışında tutmayı başarmıştır.

Bugün, özellikle de son 10 yılda Türkiye giderek büyüyen bir ekonomik krizle karşı karşıyadır. Özellikle aile yapısını temelden sarsmaya başlamıştır. Boşanma davalarının çığ gibi artması bunun en önemli göstergesidir. Yaşadığımız onca sıkıntı yetmiyormuş gibi uygulanan göçmen politikası ülkemizin demografisini değiştirmiş, Türkiye’yi Avrupa’nın sığınmacı deposu haline getirmiştir. İktidar ailesi üyelerinin dış ülkedeki mal varlıklarının ülkenin dış politikasında pazarlık unsuru haline gelmiş olmasıdır. Türkiye bu ve benzeri sorunların kaynağı olan otoriter bir iktidar tarafından teslim alınmıştır.

Bunların karşısında CHP olarak sessiz durmamız, klasik politika araçlarıyla klasik muhalefet yapmamız beklenemezdi. Konumum gereği yapılması gerekenleri yapmalıydım. Ne mi yaptım? Asla görüşülemez denilenler ile görüştüm, bir araya gelinmez denilenlerle bir araya geldim. Daha önce görmezden gelinen tüm toplumsal kesimleri helalleşmeye çağırdım. Hiç kimseyi ötekileştirmedim, kin tutmadım. Ülkemizin farklı toplumsal, siyasal, kültürel kesimleriyle bir fincan da olsa kahve içtim.

Tüm bunları herkes için hak, hukuk, adalet hedefiyle yaptım. Biz ülkemizin tüm sorunlarının çözümü için sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik tüm sorunlarına karşı akılcı çözüm öneriyle vatandaşlarımızın karşısına çıktık. Tüm sorunların çözüm adresi olarak TBMM’yi gösterdik. Eğer bizim hayat görüşümüz haksızlığa karşı mücadeleyse doğru yolda olmanın verdiği haz her şeyden üstündür. Asıl mücadele devrimi, değişimi gerçekleştirdiğimize de haklının yanında kalabilmektir. Ne seçimi aldığımızda haksızlığa karşı mücadeleyi bırakacaktık, ne de seçimi alamadık diye mücadeleyi bırakacağız.

“Biz doğru yoldayız ve doğru yolda kalmaya ne pahasına olsun devam edeceğiz”

Türkiye’yi bu kabustan çıkarmak için yolun sonuna kadar mücadele edeceğiz. Ne ben tek başıma 25 milyon kişiyi bu namuslu davama kattım, ne de tek başına CHP kattı. Ne mutlu bize ki bu 25 milyon kişinin tamamı haksızlık karşısında susmama koalisyonunda olmak istediler. Çünkü onlar mücadelemizin parasız, pulsuz, çıkarsız, namuslu yolun bu olduğunu gördüler. O halde biz doğru yoldayız ve doğru yolda kalmaya ne pahasına olsun devam edeceğiz.

Bizler 25 milyon gibi birçok ülkenin toplam nüfusuna sahip insanla birlikte çıkarsız, parasız sadece ama sadece hakkın yanında olmak için bir araya gelen bir koalisyon kurduysak, başörtülüsü, seküleri, milliyetçisi, Atatürkçüsü bir araya gelebildiysek büyük bir değişimi zaten başlatmışız demektir. Biz, toplum olarak neyin değiştiğine değil, neyin değişmediğine bakarsak hata yapmış oluruz.

Değişen şeyler yüzde 20’lerden yüzde 48’lere uzanan kitlelerdir. Değişen şeyler asla görüşülemez denilen cenahlarla görüşmek, ittifak yapmaktır. Bugün bu değişimleri yaparak 25 milyonu davamıza kattık. Yarın 35 milyonu davamıza katacağız. Anlatmaya çalıştığım şu, 25 milyonu bir araya getirmenin başarısının sadece bana yani sadece lidere ait olmadığıdır.

Bizler, yani hakkın yanında olanlar, insanların kimliğini, inancını, yaşam tarzını siyaset malzemesi yapmayan 25 milyon kişiyiz biz. Eğer tüm kara propagandaya, yapılan sahtekarlıklara, sermaye gücüne rağmen haksızlığı görüp hakkın yanında yer alabilmişsek bu başarı 25 milyon olarak hepimizindir. Başarıyı tek başına üstlenmem ama bu birlikteliği başarısızlık olarak tanımlarsanız o zaman tek başıma karşınızda dururum. 25 milyona dokundurtmam.”

Paylaşın

YSP Eş Sözcüsü İbrahim Akın: Mücadelemiz Devam Edecek

Partisinin grup toplantısında konuşan YSP Eş Sözcüsü İbrahim Akın, “Seçim döneminde bu insanlara vadedilen her şey bu ülkenin sermayesine peşkeş çekilmesine neden oldu. Memur maaşları asgari ücret emekli maaşları bu ülkedeki insanlarımızın yaşamlarını asgari düzeyde bile geçiremez hale getirmiş oldu. Kısacası uyguladıkları ekonomi politikasıyla bu ülkedeki emekçilere ve yoksullara açlık ve sefalet politikası uygulamaya çalışıyorlar” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Erdoğan’a ve Cumhur İttifakı’na buradan bir kez daha söylemek istiyoruz, meydanlar boş değil, muhalefet dağılmış değil, dikensiz gül bahçesi değil bu ülke. Yeşil Sol Parti’yi her alanda karşınızda göreceksiniz, mücadelemiz devam edecek.”

Akın, konuşmasının devamında, “Meclis çoğunluğu onlarda olsa bile, Cumhurbaşkanı Erdoğan seçilse bile bu ülkede yüzde 50’den fazla insanın değişim istediğini biliyoruz. Seçim sonuçları her şey değildir. Dolayısıyla biz asıl olanın sokaktaki mücadelenin örgütlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu toplumsal değişimin sözcüsü olmaya Yeşil Sol Parti’yi bu bahsettiğim ilişkiler çerçevesinde yeniden güncellemeye, ve onun mücadelesinin örgütlenmesini aynı zamanda temsiliyetini sağlamaya çalışacağız.” ifadelerini kullandı.

Yeşil ve Sol Parti (YSP) Eş Sözcüsü İbrahim Akın, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. İbrahim Akın’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Bu ülke her türlü zulümle, insanların ötekileştirildiği bir tarihten geçerek geliyoruz. Biz bu düzenin tesadüf olmadığını biliyoruz. Dolayısıyla bu düzenle sorunumuz var. Bizlerin bu düzenle sorunumuz olduğu gibi bütün düzen mağdurlarının sorunu olduğunu biliyoruz. Bütün bu kesimlerin sesi olmaya kararlıyız. Bu kararlılığımızı her yerde göstermeye çalışacağız.

Bu ülkede aynı zamanda bahsettiğimiz bu ağır düzen her gün baskılarla sözü olan herkesi kısıtlayarak cezaevine atıyor. En son Merdan Yanardağ’ın başına gelenleri herkes biliyor. Can Atalay hala hapishanede. Bir kez daha onlara da buradan selamlarımızı söylüyoruz ve mücadelemiz ortaktır diyoruz.

Merdan Yanardağ neden cezaevine atıldı? Bu ülkede insanların onurlu bir şekilde hukuk içinde yaşamadı, tecrittin ortadan kaldırılmasını hem bir basın mensubu hem de  bu meseleye duyarlı bir yurttaş olarak söz etti. Tecrit bu ülkede hiçbir hukuka hiçbir uluslararası sözleşmeye tabii değildir. Dolayısıyla tecrit karşısında itiraz etmek insanlık onuru açısından değerlidir. Tecrit bu ülkede suçtur. Merdan Yanardağ’a yönelik yapılan bu uygulama kabul edilemez.

2013-2015 yılları arasında çözüm sürecinde bu ülkede her türlü barış sürecinin, iyisi ya da kötüsü eksikleri yaşanmış olmasına bağlı olarak, refah ortamı artmıştı, birlikte yaşama iradesi ve isteği artmıştı ve yeni bir dönemin başlangıcı olarak bütün insanlarımız umutlanmaya başlamıştı. Ama bu sürecin sonucunda mevcut egemenler ve AKP İktidarların masayı devirmesine bağlı olarak çözüm süreci bitirildi, Türkiye 9 yıldır uzun bir ağır darbe döneminin içerisinde devam ediyor.  Biz şunu iddia ediyoruz.

Eğer Kürt sorunu başta olmak üzere tecrit politikası uygulanmazsa, bu ülkedeki Kürt sorunu çözümünde bir odak geliştirilebilirse anahtar rol olacak bir çözümün olacağını düşünüyoruz. Mücadele ve müzakere sürecinin birlikte işlediği bu dönemde eğer gerçekleştirilebilirse Türkiye’nin şu anda yaşadığı çoklu krizlerin aşılabileceğine inanıyoruz.

Çoklu krizlerin sebeplerinden en önemli bir tanesinin Türkiye’de Kürt sorununun çözülmediğine inanıyoruz. Dolayısıyla buradan iktidara sesleniyoruz, bu uygulamalarınızdan vazgeçin, ne Merdan Yanardağ’ın mevcut itirazına bağlı olarak gözaltına alınması tecridin bir insanlık suçu olduğunu ortadan kaldırabilir ne de başkalarını kaldırabilir. Bu ülkede eşitlikçi özgürlükçü demokratik bir ortamı inşa etmek istiyorsanız önce bu tecrit politikasından vazgeçin.

Tam da bu ortam içerisinde biliyorsunuz yeni Meclis döneminde bir anayasa tartışması açıldı. Anayasa bu ülkedeki herkesin çok fazla istediği bir şeydir. Ancak anayasa bir toplumsal sözleşmedir. Toplumsal sözleşmeler Türkiye’de herkesin eşit, demokratik bir şekilde katılabildiği bir süreçte ortak tartışmalar sonrasında ancak gerçekleşebilir.

Ancak Türkiye’de hiçbir sözün demokratik bir şekilde söylenmediği, biraz önce bahsettiğimiz gündemlerde her söyleyenin cezaevine atıldığı bir ortamda demokratik bir anayasa yapmak mümkün değildir. Eğer bunu istiyorsanız önce şuandaki anayasadaki hukuka uyun, insanları yasada olmayan yöntemlerle cezaevlerine ve işkencelere tabii tutmayın.

Bunu yapmayan iktidarın bizim önümüze getireceği anayasa tamamen şu anlama geleceğini düşünüyoruz: Bu ülkede bir dikta rejiminin inşa edilmesini sağlayacaktır. Şu anda Kobani Davası devam ediyor. Kobani davası öncesi eş başkanlarımız, milletvekillerimiz kayyumlar vasıtasıyla cezaevine atıldı. Bunlarla ilgili herhangi bir gelişme yok. Kobani duruşması sırasındaki yoldaşlarımız iddia edilen safsata bilgiler karşısında neredeyse yargılanmak yerine bu sistemi yargılamaya başladılar.

“Demokratik ortam oluşturulmadan anayasa yapılamaz”

Kobani davasının boş bir dava olduğu, mevcut eğmen siyasetin HDP’ye dönük bir kapatma girişiminin bir parçası olduğu artık açığa çıkmış durumda. Bütün hikâye şunu gösteriyor; bu ülkede yargı hukuk siyasi erglerin elinde sopa gibi kullanılmaya başlanmış durumda. Bu ülkede demokratik ortam oluşturulmadan anayasa yapılamaz.

Seçim döneminde bu insanlara vadedilen her şey bu ülkenin sermayesine peşkeş çekilmesine neden oldu. Memur maaşları asgari ücret emekli maaşları bu ülkedeki insanlarımızın yaşamlarını asgari düzeyde bile geçiremez hale getirmiş oldu. Kısacası uyguladıkları ekonomi politikasıyla bu ülkedeki emekçilere ve yoksullara açlık ve sefalet politikası uygulamaya çalışıyorlar.

Erdoğan’a ve Cumhur İttifakı’na buradan bir kez daha söylemek istiyoruz, meydanlar boş değil, muhalefet dağılmış değil, dikensiz gül bahçesi değil bu ülke. Yeşil Sol Parti’yi her alanda karşınızda göreceksiniz, mücadelemiz devam edecek.

Meclis çoğunluğu onlarda olsa bile, Cumhurbaşkanı Erdoğan seçilse bile bu ülkede yüzde 50’den fazla insanın değişim istediğini biliyoruz. Seçim sonuçları her şey değildir. Dolayısıyla biz asıl olanın sokaktaki mücadelenin örgütlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu toplumsal değişimin sözcüsü olmaya Yeşil Sol Parti’yi bu bahsettiğim ilişkiler çerçevesinde yeniden güncellemeye, ve onun mücadelesinin örgütlenmesini aynı zamanda temsiliyetini sağlamaya çalışacağız.”

Paylaşın