İsveç’in NATO’ya Üyeliği: Erdoğan’dan AB Üyeliği Vurgusu

İsveç Başbakanı ile görüşmek için Litvanya’ya gitmeden önce basın mensuplarına açıklama yapan Erdoğan, “50 yılı aşkın zamandır AB kapısında bekletilen Türkiye var. Türkiye’yi bekleten bu ülkelere buradan sesleniyorum. Türkiye’nin AB’de önünü açın” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Finlandiya’nın önünü nasıl açtıysak İsveç’in de önünü açalım. Biz Türkiye’yiz. Zirve marjında yapacağım görüşmelerde bunları da ifade edeceğim. (İsveç’in NATO üyeliği)TBMM’den geçmedikten sonra biz ‘ben dedim oldu’ diyemeyiz”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsveç Başbakanı Ulf Kristersson ile görüşmek için Litvanya’ya gitmeden önce, basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamasında öne çıkanlar şöyle:

“Ukrayna başta olmak üzere ortakları desteklemek üzere Madrid Zirvesi’nde aldığımız kararları gözden geçireceğiz. NATO Ukrayna konseyinin ilk toplantısını da tertipleyeceğiz.

Bu süreçte işi yokuşa sürmelerine rağmen her zaman olduğu gibi ittifak dayanışmasıyla hareket ettik. Asgari yüzde 2 savunma harcamanın yenilenmesi olacaktır. Savunma harcamalarının artırılması konuşulurken kısıtlamaların da konuşulduğunu görüyoruz.

Ben bu akşam sayın genel başkan ve İsveç Başbakanı’yla görüşme gerçekleştireceğim. Verilen sözlerin tutulmasını istiyoruz. Türkiye NATO harekatlarına en çok katkı veren ülke olarak üzerine düşeni yapıyor. Zirve marjında bazı devlet başkanlarıyla ikili görüşmelerimiz olacak.

Putin ile önümüzdeki ay bir ziyaret bekliyoruz, Putin’in Türkiye ziyareti gerçekleşirse görüşeceğiz, yüz yüze yapacağımız görüşmelerde konuyu ele alacağız

“Türkiye’nin önünü açın, bizde İsveç’in önünü açalım”

50 yılı aşkın zamandır AB kapısında bekletilen Türkiye var. Türkiye’yi bekleten bu ülkelere buradan sesleniyorum. Türkiye’nin AB’de önünü açın. Finlandiya’nın önünü nasıl açtıysak İsveç’in de önünü açalım. Biz Türkiye’yiz. Zirve marjında yapacağım görüşmelerde bunları da ifade edeceğim. (İsveç’in NATO üyeliği)TBMM’den geçmedikten sonra biz ‘ben dedim oldu’ diyemeyiz”

Sayın Biden, ben elimden gelen bütün imkanı seferber ediyorum diyor. Teröre karşı bizim sert bir duruşumuz var. F-16 konusunda iki ülke olarak burada atacağımız adımlarla tüm NATO düşmanlarına karşı güçlü olacağız. F-35 için yaptığımız ödeme var. Ödemelerimizin karşılığını alamadık. Bunun İsveç’le ilişkili hale getirilmesi bizi üzmektedir.”

Erdoğan’a sorulacak sorular Whatsapp gruplarına düştü

Gazetecilerin belirlenmiş soruları Cumhurbaşkanına yönelttiklerine ilişkin tartışmalar sürerken bu defa seyahat başlamadan sorular WhatsApp gruplarına düştü. Erdoğan birazdan yola çıkacak ve gruplarda yer aldığı kadarıyla gazeteciler şu soruları yöneltecek:

“Türkiye, Rusya-Ukrayna savaşında ilk gününden beri akan kanın durabilmesi için ve kalıcı bir ateşkes sağlanabilmesi konusunda yoğun çaba sarf ediyor .Tahıl Koridoru’nda da hiç şüphesiz Türk diplomasisinin başarısı söz konusu. Cuma günü Zelenski ile yaptığınız görüşmede de ana gündem maddelerinden biri de buydu. 17 Temmuz’da bitecek olan tahıl koridoru anlaşmasının uzatılması için Rus lider Putin’le yakın zamanda bir temasınız olacak mı?

İsveç’in Terör Örgütü PKK’ya ilişkin tutumu aşikar. Zaman zaman ülkemizde tepkilere de neden oluyor, hem siyasilerden yani sizlerden hem de vatandaştan tepki çekiyor. Bu koşullarda İsveç’in NATO üyeliği nezdinde nasıl bir tutum sergileyeceksiniz?

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Joe Biden ile dün bir telefon görüşmeniz oldu. F-16 konusu gündeme geldi. Öte yandan Kongrede bazı senatörlerin F-16 satışına muhalefeti olduğu biliniyor. Sayın Cumhurbaşkanım bu konu hakkında değerlendirmeniz nedir?”

Paylaşın

HDP’den “Zam” Tepkisi: AKP Sorunların Ve Krizlerin Faturasını Halkla Kesti

İktidar tarafından ekonomi alanında atılan adımları değerlendiren HDP’li Ebru Günay, “‘Seçim başarısı’ ile övünen AKP-MHP iktidarının topluma getirdiği tek şey zam oldu, zulüm oldu, baskı oldu. Seçimden beri her gün zam üstüne zam yapılıyor. Seçimlerin üzerinden daha 45 gün geçmeden, AKP doğrudan kendisinin sorumlusu olduğu bütün bu sorunların ve krizlerin faturasını halklarımıza kesti ve kesmeye devam ediyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Gece yarısı operasyonuyla başta en temel ihtiyaç malzemeleri olmak üzere KDV artışıyla her şeye zam yapıldı. Matbu harç tutarları yüzde 50 artırıldı. Yurt dışından getirilen bir telefon için ödenecek tutar 6 bin TL’den 20 bin TL’ye çıkarıldı. Halkın geçinmesi ve barınması neredeyse mümkün değil. Kiralar 20 bin civarında seyrediyor. Toplumun yüzde 80’inin araç ve konut sahibi olması hayal olmaktan dahi çıktı.”

Günay, açıklamasının devamında, “Döviz kurunun hali ortada, dolar 26 TL’yi aştı. Bütün bunlar iğneden ipliğe büyük zam yağmurunun, enflasyonun istikrarlı bir şekilde süreceği anlamına geliyor. Buna karşın iktidar yetkilileri utanmadan lütufmuş gibi memura, emekliye, asgari ücretliye yaptıkları zamdan bahsediyor. Verdikleri zamlar memurların, emeklilerin, asgari ücretlilerin cebine girmeden eriyor. Yoksulluk bir kadermiş gibi toplumun büyük kesimine sunuluyor. Bir avuç sermayedar ve rantçı ile iktidar ve yandaşları ise palazlandıkça palazlanıyor. Ülkenin içerisinde bulunduğu gerçek budur” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Sözcüsü Ebru Günay, Genel Merkezimizde düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendirdi. Yeniden yapılanma çalışmalarımız ile bu çerçevede gerçekleştireceğimiz halk toplantılarına ilişkin açıklamalarda da bulunan Günay, şunları söyledi:

“Değerli basın emekçileri, ekranları başında bizleri izleyen halkımızı saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Sizlerin de bildiği üzere seçimlerden sonra partimiz hem seçimlerin muhasebesini yapmak hem de yenilenme ve değişim sürecini tamamlamak üzere yoğun istişare ve değerlendirme toplantılarına başladı. Partimiz bu çalışmalarını kararlı ve istikrarlı bir şekilde sürdürüyor. Bugünkü toplantımızın esas gündemi partimizin bu çalışmaları ve yürüttüğü yeniden yapılanma süreci olacak. Ancak öncelikle Türkiye gündeminde öne çıkan birkaç hususta partimizin görüşlerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Ne yazık ki Türkiye, AKP-MHP iktidarlarının yarattığı çok yönlü çok derin krizlerle ve çözümsüz hale getirilen sorunlar yumağıyla karşı karşıyadır. AKP-MHP iktidarı, son derece şaibeli ve eşitsiz seçim sonuçları üzerinden zafer sarhoşluğu yaşarken, Türkiye toplumuna da deyim yerindeyse cehennemi yaşatıyor. Bugün Türkiye’de iktidar gibi düşünmeyen, iktidara biat etmeyen, yaşanan yıkıma karşı sesini çıkaran herkes ve her kesim iktidarın hedefindedir. İktidar; Kürtler, partimiz ve mücadele güçleri başta olmak üzere herkes için hak, hukuk, adalet, demokrasi, eşitlik ve özgürlüğü mumla aranır hale getirmiştir.

Türkiye 21 yıldır AKP iktidarıyla sistematik bir şekilde irtifa kaybediyor, kötüye gidiyor, uçuruma sürükleniyor. Bu gerçeği kabul etmeyenler bile bunun en somut halini yoksullukla, açlıkla, baskı rejimiyle ve özgürlüklerinden mahrum kalarak yaşıyor. Türkiye’de hukuk yok, özgürlük yok, Anayasa askıda; bırakın düşünce ve ifade özgürlüğünü insanlarımızın yaşam hakkı dahi tehlike altında. Topluma her alanda derin bir sömürü ve kimliksizleştirme hali yaşatılıyor. Bu iktidar bütün pratikleriyle esas itibariyle halk düşmanı, Kürt düşmanı, kadın düşmanı olduğunu kanıtlamıştır.

“Seçim başarısı” ile övünen AKP-MHP iktidarının topluma getirdiği tek şey zam oldu, zulüm oldu, baskı oldu. Seçimden beri her gün zam üstüne zam yapılıyor. Seçimlerin üzerinden daha 45 gün geçmeden, AKP doğrudan kendisinin sorumlusu olduğu bütün bu sorunların ve krizlerin faturasını halklarımıza kesti ve kesmeye devam ediyor. Gece yarısı operasyonuyla başta en temel ihtiyaç malzemeleri olmak üzere KDV artışıyla her şeye zam yapıldı. Matbu harç tutarları yüzde 50 artırıldı. Yurt dışından getirilen bir telefon için ödenecek tutar 6 bin TL’den 20 bin TL’ye çıkarıldı. Halkın geçinmesi ve barınması neredeyse mümkün değil.

Kiralar 20 bin civarında seyrediyor. Toplumun yüzde 80’inin araç ve konut sahibi olması hayal olmaktan dahi çıktı. Döviz kurunun hali ortada, dolar 26 TL’yi aştı. Bütün bunlar iğneden ipliğe büyük zam yağmurunun, enflasyonun istikrarlı bir şekilde süreceği anlamına geliyor. Buna karşın iktidar yetkilileri utanmadan lütufmuş gibi memura, emekliye, asgari ücretliye yaptıkları zamdan bahsediyor. Verdikleri zamlar memurların, emeklilerin, asgari ücretlilerin cebine girmeden eriyor. Yoksulluk bir kadermiş gibi toplumun büyük kesimine sunuluyor. Bir avuç sermayedar ve rantçı ile iktidar ve yandaşları ise palazlandıkça palazlanıyor. Ülkenin içerisinde bulunduğu gerçek budur.

“Tecridi konuşmanın değil tecrit uygulamanın suç olduğunu herkes çok iyi biliyor”

Peki, gerçeği konuşan, konuşabilen var mı? Ağzını açan, itiraz eden herkes iktidar ve aparatı haline gelen yargının hışmına uğruyor. Bu yıkım ve kriz hali konuşulmasın diye baskı ve saldırılar derinleştiriliyor. Bakın tüm toplumu ilgilendiren ve demokrasilerde yeri olmayan Sayın Abdullah Öcalan’a yönelik ağırlaştırılmış tecrit durumu özü itibariyle artık tüm topluma uygulanır oldu.

Tecridi konuştuğu, evrensel ve ulusal yasaları hatırlattığı, “Suç işlemeyin” dediği için Gazeteci Merdan Yanardağ önce iktidar medyası tarafından linç edildi, ardından jet hızıyla iktidar yargısı tarafından tutuklandı. Tecridi konuşmanın değil tecrit uygulamanın suç olduğunu herkes çok iyi biliyor. Tecritte ısrarın asıl nedeninin çözümsüzlükte ısrar etmek olduğunu tüm demokratik kamuoyu çok iyi biliyor. Çözüm politikalarının güçlenmesi için Sayın Öcalan’a yönelik tecrit politikalarına bir an önce son verilmelidir.

Gezi Davası tutuklusu Can Atalay halkın iradesi gasp edilerek rehin tutulmaya devam ediliyor. Yine binlerce partilimiz hukuksuz bir şekilde, Anayasa ve uluslararası sözleşmeler ayaklar altına alınarak rehin tutuluyor. Hiçbir demokraside bunun yeri yoktur. Kobanî Kumpas Davasında bütün evrensel hukuk ilkeleri ayaklar altına alınmış durumda. Yarın Diyarbakır’da bir yılı aşkın bir süredir tutuklu bulunan 15 özgür basın emekçisi ilk kez hakim karşısına çıkarılacak. AYM kararına rağmen yakınlarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri her hafta polis şiddetine uğruyor. Emine Şenyaşar’ın adalet haykırışı devam ediyor. Tüm bu hukuksuzlukların kaynağı Kürt halkına karşı saldırılardır ve elbette bu hukuksuzlukları saymakla bitmez.

“Çözüm de biziz, güç de biziz”

Türkiye’nin sürüklendiği bu derin yoksulluğu ve hayat pahalılığını, önüne konulan acı reçeteleri, yaşadığı hukuksuzlukları ve saldırıları tartışırken ülkenin nasıl bu noktaya geldiğini hepimiz sorgulamak zorundayız. Yıllardır Türkiye’nin sürüklendiği bugünkü darboğazın ve kriz ortamının önüne geçmeye çalıştık. Ne yazık ki bu konuda istediğimiz başarıyı sağlayamadık ve bu bizim en büyük üzüntümüz ve özeleştirimiz. Mevcut durumu değiştirmek, toplumu bu cendereden kurtarmak bizim sorumluluğumuz ve zaten yeni dönem tartışmalarımızı da bu eksende yürütüyoruz. O yüzden yakınmıyoruz, şikayet etmiyoruz; çözüm de biziz, güç de biziz. Çözümü bizzat kendimizde arıyoruz.

Bu sebeple partimiz seçimlerden hemen sonra kamuoyuna da deklare ederek yoğun bir istişare, değerlendirme, eleştiri ve özeleştiri süreci başlattı. Parti Meclisi, Kadın Meclisi, İl Eşbaşkanları, Merkez Yürütme Kurulu, Yerel Yönetimler Kurulu toplantılarımızla bu sürecin startını verdik. Ardından geçtiğimiz iki hafta boyunca il ve ilçe örgütlerimizle bu tartışmaları sürdürdük. Şimdi başlattığımız bu değişim, yenilenme ve örgütlenme hamlesinin ikinci esas aşamasını uyguluyoruz. Bugünden başlayarak 25 Temmuz’a kadar 8 bölgede bu tartışmaları, halkımızla ve toplumun geniş kesimleriyle yapacağımız toplantılarla yürüteceğiz.

Partimiz şeffaf bir şekilde ve büyük bir cesaretle kendisini halkımızın değerlendirmelerine, eleştiri ve özeleştirisine açmıştır. Çünkü biz öncelikle kendi mücadelemize ve halkımızın ferasetine güveniyoruz. Bu mücadelenin, partimizin ve kazanımlarımızın asıl sahibi halklardır. Bu süreç hepimiz ve herkes açısından büyük bir arınma ve yenilenme sürecine dönüşecektir. Her şeyden önce halkımız kendisine, partisine ve değerlerine yönelik saldırılara karşı duracak; doğru ve mücadeleyi büyütecek eleştirilerle bu sürece müdahale edecektir.

Halk toplantılarımız mücadele kaygısı duyan, gidişattan rahatsız olan ve çözüme dair sözü olan herkese açıktır. Halk toplantılarımıza demokratik kurum temsilcileri, STK’lar, kadın örgütleri ve platformları, kanaat önderleri de davet edilecektir. Bu toplantılardan çıkan her bir sonuç büyük bir titizlik ve ciddiyetle kayıt altına alınacak ve çözümün yol haritasına dönüştürülecektir. Halk toplantılarından çıkan sonuçlar; 20 Temmuz – 5 Ağustos tarihlerinde yapacağımız çalıştay ve atölyelerde bir kez daha ele alınacak, bu görüşler üzerinden konferans ve kongre süreci yürütülecektir.

Bu tespit, öneri ve eleştiriler ışığında çalıştay ve atölyelerde alt başlıklarıyla birlikte örgütlenme modelimize, siyaset biçimimize ve siyasal genişleme hattımıza dair yol haritası belirlenecektir. Atölye ve çalıştaylara yerelde bu tartışmaları yürüten arkadaşlarımızın yanı sıra akademisyen, aydın, yazar, konunun uzmanı kişiler de dahil edilecektir. Bu aşama tamamlandıktan sonra Ağustos’un ikinci yarısında Genel Konferansımızı toplayıp bütün bu tartışmaları sonuca erdirecek, nihayetinde de Eylül başında kongremizi toplayacağız ve bu süreçten çıkardığımız derslerle birlikte yolumuza devam edeceğiz.

Mücadelemizin önemi ve tarihsel mirasımız boyutuyla bir hatırlatmada bulunarak açıklamamı sonlandırayım. Bugün HEP Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın’ın katledilmesinin ve cenazesinde yaşanan katliamın yıl dönümü. Vedat Aydın’ı sevgi ve saygıyla anıyoruz. 5 Temmuz 1991’de kaçırılmasının ve 10 Temmuz’da Diyarbakır’da 100 binlerce kişi tarafından toprağa verilmesinin üzerinden 32 yıl geçti. Cenazesinde devletin gerçekleştirdiği katliamı hepiniz biliyorsunuz ve tarih sayfalarına kaydedildi bu katliam.

Vedat Aydın cinayeti Kürt siyasetinin varlığına yönelik gerçekleştirilen ilk failli meçhul aslında ilk faili belli cinayet olarak kayıtlara geçti. Üzerinden geçen 32 yılda yüzlerce siyasetçimiz, binlerce insanımız benzer yöntemlerle katledildi. Bunların hiçbiri bizi yolumuzdan alıkoymadı, aksine bu saldırılara cevabımız siyasi mücadeleyi daha da büyütmek oldu. Bu mücadeleyi hedefine ulaştırmak, bu örgütü ve partiyi büyütmek, demokratik siyaseti zafere ulaştırmak başta Vedat Aydın olmak üzere yitirdiğimiz her bir insanımıza karşı borcumuzdur.

Bu nedenle başlattığımız sürece parti olarak çok büyük anlam yüklüyoruz. Her ne olursa olsun bu süreç partimiz açısından yenilenmenin, örgütsel atılımın, güçlenmenin, kazanımlarımızı büyütmenin vesilesi olacak. Partimiz ve halkımız her sıkıntılı süreçte Anka Kuşu misali küllerinden yeniden doğmayı başarmıştır. Bizler büyük mücadele birikiminin, tarihsel bir mirasın sorumluluğuyla hareket ediyoruz ve bunun ağırlığını taşıyoruz. Halklarımızı, yoldaşlarımızı, faşizme karşı mücadele eden herkesi bu tarihsel sorumlulukla bu sürece katılmaya davet ediyoruz.”

Paylaşın

CHP’li Bülent Kuşoğlu: ‘Kemal Bey Gitsin’in Bir Anlamı Yok

Parti içi “değişim” tartışmalarına değinen CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu, “Kemal Bey bu değişimin, yenilenmenin öncüsü olmuştur. 48’e kadar bunu çıkarmıştır. 48’e 51 yapacak olan kişi ya da kişiler önce adayım desin. Gelsin, nasıl yapacağını göstersin, o koltuğa otursun. Ben de arkasında olurum” dedi ve ekledi:

“Kemal Bey hiçbir zaman ‘Ben bu koltukta devamlı oturacağım. Bundan sonraki dönemde de adayım’ demiyor. Değişim, yenilenme tamam ama ne yönde, nasıl, kimlerle? Sadece, yarım ağızla ‘Kemal Bey gitsin’i anladık şimdiye kadar değişim taleplerinden. Sadece ‘Kemal Bey gitsin’in bir anlamı yok. Partili de bu bakışı benimsemedi zaten.”

Kuşoğlu, CHP’de Olağan Kurultay’ın Kasım ayında gerçekleşeceğini söyledi. Kuşoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığına dair ise “Kılıçdaroğlu aday olur, yerel seçim sonrasında yeni bir değerlendirme yapar” dedi.

Cumhuriyet’ten İklim Öngel’e konuşan Bülent Kuşoğlu, CHP’de devam eden değişim tartışmalara ilişkin yaptığı değerlendirmede “Sadece, yarım ağızla ‘Kemal Bey gitsin’i anladık şimdiye kadar değişim taleplerinden” ifadesini kullandı. Kuşoğlu,  “Sadece ‘Kemal Bey gitsin’in bir anlamı yok. Partili de bu bakışı benimsemedi zaten” dedi.

Kuşoğlu, “Kılıçdoğlu değişmeli mi?” sorusuna verdiği yanıtta şunları söyledi: “Kemal Bey bu değişimin, yenilenmenin öncüsü olmuştur. 48’e kadar bunu çıkarmıştır. 48’e 51 yapacak olan kişi ya da kişiler önce adayım desin. Gelsin, nasıl yapacağını göstersin, o koltuğa otursun.

Ben de arkasında olurum. Kemal Bey hiçbir zaman ‘Ben bu koltukta devamlı oturacağım. Bundan sonraki dönemde de adayım’ demiyor. Değişim, yenilenme tamam ama ne yönde, nasıl, kimlerle? Sadece, yarım ağızla ‘Kemal Bey gitsin’i anladık şimdiye kadar değişim taleplerinden. Sadece ‘Kemal Bey gitsin’in bir anlamı yok. Partili de bu bakışı benimsemedi zaten.”

Kurultay kasım ayında

CHP’de il kongreleri sürecinin Ekim ayının sonunda biteceğini, Kasım ayının sonunda ise kurultayın gerçekleşeceğini kaydeden Kuşoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığına ilişkin ise “Kemal Bey aday olur ama yerel seçim sonrasında yeni bir değerlendirme yapar” ifadesini kullandı.

Kuşoğlu şunları söyledi: “Kemal Bey 28 Mayıs akşamı ‘Ben bırakıyorum. Ne yaparsanız yapın deseydi bugün parti çok büyük bir kaos yaşardı. Bu büyük bir haksızlık olurdu partiye karşı.

48’e kadar çıkarılmış olan muhalefet hareketine de saygısızlık olurdu. Herkes çok büyük bir yanlış yaptığını, Türkiye’yi tam 48’e getirmişken yani sonuç almaya çok yaklaşmışken bıraktığını söylerlerdi. Ama o şimdi ‘Yakında bir seçim var. Türk siyasetini sağlam bir yere kadar götüreceğim. Karmaşa ve kaos olmadan’ diyor.”

Paylaşın

DEVA Ve Demokrat Parti TBMM’de “Ortak Grup” Arayışında

DEVA Partisi ile Demokrat Parti’nin TBMM’de yeni bir grup kuracağı ileri sürüldü. 15 milletvekili bulunan DEVA ile üç milletvekili bulunan DP’nin, TBMM çatısı altında grup kurabilmesi için iki milletvekiline ihtiyacı bulunuyor.

DEVA ve DP’li yetkililer, gerekli olan iki milletvekili için İyi Parti’yi işaret ediyor. DEVA Partisi ve DP’nin birlikte grup kurması halinde İyi Parti’den, “iki veya daha fazla milletvekilinin ya DEVA Partisi’ne ya da DP’ye katılabileceği” belirtiliyor.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre, Gelecek Partisi ile Saadet Partisi’nin (SP), TBMM’de 6. grubun kurmasının ardından siyaset kulislerinde şimdi de CHP listelerinden parlamentoya giren DEVA Partisi ile Demokrat Parti’nin (DP) “yeni bir grup kuracağı” ileri sürülüyor.

Ancak parlamentoda 15 milletvekili bulunan DEVA ile 3 milletvekili bulunan DP’nin, TBMM çatısı altında grup kurabilmesi için 2 milletvekiline ihtiyacı bulunuyor. DEVA ve DP’li yetkililer ise gerekli olan 2 milletvekili için İYİ Parti’yi işaret ediyor. Akşener, kurultayda partililer ile ilgili “Affetmeyeceğim. Hesaplaşacağız” demişti.

DEVA ve DP’li yetkililer ise Akşener’in bu sözlerinin ardından “İYİ Parti’de kırgınlık oluştuğuna” dikkat çekiyor. İYİ Parti’den DEVA Partisi ve DP’nin birlikte grup kurması halinde İYİ Parti’den “iki veya daha fazla milletvekilinin ya DEVA Partisi’ne ya da DP’ye katılabileceği” belirtiliyor.

“Hedef merkez sağ”

Öte yandan DP’li yetkililer, “DEVA Partisi, Gelecek Partisi ve SP’nin kuracağı gruba katılmak istemedi, neden şimdi DP ile birlikte TBMM’de yeni bir grup kurmak istesin” sorusuna ise dikkat çeken şu açıklamayı yapıyor:

“DEVA Partisi de Gelecek Partisi de AKP’nin içinden çıkan partiler. DEVA Partisi, SP çatısı altındaki birlikteliğe karşı çıktı. Çünkü DEVA Partisi, AKP’nin içinden doğan bir parti olarak yeniden ‘siyasal İslam’ çizgisinde bir parti olmayı hedeflemiyor.

DEVA Partisi, ‘merkez sağ’ parti olma hedefinde. O nedenle SP çatısı altında TBMM’de kurulacak bir grupta DEVA Partisi’nin yer almasının 2028 seçimlerinde ‘partiyi geri düşüreceği’ düşünülüyor. Siyasette merkez sağ boşluğunun doğduğuna inanıyor ve o boşluğu doldurmayı hedefliyor.

Ancak DEVA Partisi, SP çatısı altında TBMM’de kurulan gruba katılmış olsaydı, toplumdaki ‘Bu da AKP içinden çıkan siyasal İslamcı bir parti’ imajını yıkamazdı. Ancak DP öyle değil. DP, geçmişte her kesimi kucaklayan bir merkez sağ partisi. O nedenle DP ile yeni bir grup, Gelecek Partisi ile SP’nin kurduğu ittifak ile aynı olmaz.”

Paylaşın

Kemal Kılıçdaroğlu’ndan “Yenilenme” Mesajı

14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimler sonrası “değişim” tartışmalarının yaşandığı CHP’de Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, ‘yenilenme’ mesajı verirken, İmamoğlu’nun ‘değişim’ bildirisine karşı kamuoyuna açıklama yapacağının sinyalini verdi.

Independent Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Kılıçdaroğlu, kurultaya giderken partide oluşan İmamoğlu-Kılıçdaroğlu bölünmesini şu sözlerle değerlendirdi:

”Yıllardır söylüyorum. Ki bunu kamuoyu önünde de söyledim. Kişi endeksli bir politika asla doğru değildir. 100 yıllık bir parti bir kişiye asla teslim edilemez. Hiç kimse ‘Kemalci’ olmasın. CHP’de kişi endeksli bir politika olmaz…”

Tüzüğün yanı sıra programda da revizyona gidileceği mesajını veren Kılıçdaroğlu, ”Program değişikliğine de ihtiyacımız var. Bu konuda da yapılan güzel çalışmalar var. Yetiştirebilirsek bu çalışmayı da kamuoyunun tartışmasına açmayı düşünüyoruz” dedi.

“Değişim’e karşı ‘yenilenme'”

Değişim tartışmalarına ilişkin hazırlıklarını kamuoyu ile paylaşacağını belirten Kılıçdaroğlu, ”Gerçek yenilenmeyi göreceksiniz… Bu konuda gerekli açıklamaları, çalışmalar olgunlaştıktan sonra kamuoyu ile paylaşacağım” dedi.

Seçim sonuçlarını ve ittifak modelini değerlendiren Kılıçdaroğlu, ‘Altılı Masa ile devam edecek misiniz’ sorusuna kesin yanıt vermekten kaçınarak ”6’lı Masa ile yürüttüğümüz politikayı doğru buldum. Partiler birlikte hareket edebilecekleri gibi ayrı ayrı da seçimlere girebilirler. Bunu zaman gösterecek” dedi.

Akşener’in İYİP kurultayındaki “En büyük pişmanlığım CHP’den 15 milletvekili istememdi” sözlerine değinen Kılıçdaroğlu, ”Akşener partisinin nabzını tutmak zorundadır” dedi.

Yerel seçimlerde HDP ve İYİP’in destek vermedikleri senaryoya karşı hazırlıklı oldukları sinyalini veren Kılıçdaroğlu, ”Biz politikalarımızı sanki hiç ittifak olmayacakmış gibi belirlemek zorundayız. İttifakların olması elbette olumlu sonuçlar verecektir. Tek seçenekli politika zaten olmaz…  Tek kanatlı kuşun uçmayacağı gibi…” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Götüremez Bunlar, Gidecekler

Son zamlara ilişkin değerlendirme yapan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Gidecekler bunlar… Götüremez bunlar, gidecekler. Bunu söyledik ama inandırıcı olmadı. Belki inandıramadık halkı ama halk yaşayarak bunu görecek” dedi ve ekledi:

“Bakın ‘5’li çetelerden vergi alacağım’ diyor. Kimlerden vergi alacak? KDV’yi arttırdı, ÖTV’yi arttırdı, motorlu taşıt vergisini arttırdı. 5’li çetelerin yurtdışındaki paralarını niye getirmiyorlar? 5’li çeteler Türkiye’yi bu kadar seviyorlarsa… Erdoğan kendi ailesinin mal varlığını Türkiye’ye niye getirmiyor? Getirsinler Türkiye’ye!.. Ülke zor durumda.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, son günlerde üst üste yapılan zamlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sözcü yazarı Saygı Öztürk‘e konuşan Kılıçdaroğlu, uygulanan ekonomi politikasının tam bir ekonomi soykırım olduğunu ifade etti.

“Nedeni de şu! 85 milyon insan bir avuç insana çalışır hale getirildi” diyen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“Yapılan zamlardan büyük bir kesim, 80 milyon, 85 milyon etkileniyor ama bu yapılan zamlardan nemalanan bir avuç insan var. O nedenle bir ekonomik soykırımdır diyorum. Çiftçisi, işçisi, emeklisi, memuru… Herkes bundan zarar görüyor. Ekonomik soykırımdan bedel ödüyor bunların tamamı. Bunlara ‘efendim maaşınıza zam yaptım’ deniyor ama öbür taraftan ekmeğinden tutun suyuna kadar her şeyine zam yapılarak bir elden verdiğini öbür elden yani kaşıkla verdiğini kepçeyle alıyor.”

“Niye ‘ekonomik soykırım’ diyorum?” diyerek devam eden Kılıçdaroğlu, “Çünkü dolar bazında ihale alanlar, dolar bazında devlete borç verenler, dolarla bankalarda mevduat hesabı tutanlar, kur korumalı mevduat hesabı dolar bazında garanti edenler buradan olağanüstü gelir elde ediyorlar, olağanüstü… Bunların hiçbir şekilde ekonomik gidişten zararlı değil” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri, şunları ifade etti: “Tam tersine izlenen ekonomik politikadan nemalananlar. Milyonlarca kişiyi perişan ediyorsunuz, bir avuç insana kaynak aktarmak için. Yani 5’li çeteler buradan en büyük yararı sağlayanlar. Kamu-özel işbirliğiyle büyük avantaj sağlayanlar bunlar. Çünkü bunlar devlete bütün işlerini dolar endeksli yaptılar, döviz endeksli yaptılar. Bunların zararı asla söz konusu değil. Bunlar 85 milyon kanını emen insanlar ve bu kanlarını emen insanlara yol açan da alınan ekonomik kararlar. Onun için bunlara ekonomik soykırım diyorum.”

“Batı’ya gidemiyorlar, Körfez ülkelerine yalvarıyorlar”

“Şimdi bunlar içerden dışarıdan para bulamadıkları için içeriden bu zamları yaparak, içeriden bu insanların haklarını emeklerini alın terlerini sömürüyorlar” ifadesini kullanan Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Şimdi dışarıya gidiyorlar, yalvarıyorlar ‘bize para verin’ diye. Batı’ya gidemiyorlar dikkatinizi çekeyim… Almanya, Fransa, İngiltere, Amerika’ya vs gidemiyorlar. Gidiyorlar Körfez ülkelere, yalvarıyorlar yakarıyorlar. Bakanları gönderiyorlar. Kendileri de en sonda gidecekler. Şimdi Mısır’la görüşmeye çalışıyorlar bir şekilde. ‘Acaba oradan da bir şeyler alabilir miyiz’ diye. İlk kez Türkiye Cumhuriyeti tarihinde devletin itibarı bu kadar ayaklar alına alınmıştır. Hiçbir hükümet yalvar yakar, batının egemen güçleri önüne gidip diz çöküp para dilenmemiştir.”

“Ekonomik soykırımın ikinci boyutu da budur, dışarısıdır” diyen Kılıçdaroğlu, “Şimdi onlar ‘Evet, size vereceğiz ama en karlı işletmelerinizi bize verirseniz size veririz’ diyorlar. ‘Onları bize satacaksınız. Ama sizin istediğiniz koşullarda değil bizim istediğimiz koşullarda bize verirseniz size para veririz’ diye. Geldiğimiz nokta budur bir ekonomik soykırımla Türkiye karşı karşıyadır” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkanı, şöyle devam etti: “Gidecekler bunlar… Götüremez bunlar, gidecekler. Bunu söyledik ama inandırıcı olmadı. Belki inandıramadık halkı ama halk yaşayarak bunu görecek. Bakın ‘5’li çetelerden vergi alacağım’ diyor. Kimlerden vergi alacak? KDV’yi arttırdı, ÖTV’yi arttırdı, motorlu taşıt vergisini arttırdı. 5’li çetelerin yurtdışındaki paralarını niye getirmiyorlar? 5’li çeteler Türkiye’yi bu kadar seviyorlarsa… Erdoğan kendi ailesinin mal varlığını Türkiye’ye niye getirmiyor? Getirsinler Türkiye’ye!.. Ülke zor durumda.”

“Türkiye çok zor durumda”

“Sen vatandaşın alın terini sömürüyorsun” vurgusunu yapan Kılıçdaroğlu, ‘Ben götürdüm ama şimdi tamamını getiriyorum. Türkiye zor durumda’ desinler. Niye getirmiyorlar? Niye ‘Dolar bazında ihaleleri ya artık Türk lirasına çevirelim. Türkiye çok zor durumda… İşçinin üstüne fazla gitmeyin. Emeklinin üstüne fazla gitmeyin. Üreticinin üstüne fazla gitmeyin’ demiyorlar. Üreticiler, sanayiciler, gerçek anlamda sanayiciler, gerçek anlamda üreticiler de perişan vaziyette. Sistemden yararlananlar, dolarla devlete borç verenler, dolarla mevduat hesabı açanlar, dolarla kamudan ihale yapılanlar, bütün bunların keyfi yerinde. Bunlardan ‘5 kuruş para getir devlete öde’ diyen de yok. Çünkü bunlar bu ekonomik soykırım çerçevesinde halkın kanını emenler bunlar.” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

AK Parti’de Kafalar Karışık: Tam Tersi Politika!

Gazete Pencere yazarı Nuray Babacan, bugünkü yazısında, AK Partili bir yöneticinin, “Biz şimdiye kadar düşük faiz dedik, nass dedik, şimdi tam tersi politika söz konusu. Her gün Meclis’te dayak yiyoruz. Verecek yanıtımız olmuyor. Muhalefet bu konuyu sürekli işliyor. Buna yönelik söylem geliştirmeliyiz” dediğini öne sürdü.

Nuray Babacan, yazısının devamında, “AKP’lilerin başka bir derdi ise partinin imajı. Cumhurbaşkanı ile parti arasındaki 17 puanlık fark ciddi bulunuyor. Bu makasın kapatılması için yeni bir imaj çalışması yapılacak. Özellikle hesapsız harcama yapan lüks içindeki AKP’lilerle, yolsuzluk, rüşvet ve haksız kazanç iddialarının yarattığı imajla başa çıkılmaya çalışılıyor. Belki, camilerdeki son vaazlardaki ‘sade hayat’ mesajları bunun içindir…” ifadelerine yer verdi.

Gazete Pencere yazarı Nuray Babacan, “AKP’de kötü imaj sorunu: Nass’ı ne yapacağız?” başlıklı yazısında, AK Parti kulislerinden edindiği bilgileri aktardı. Babacan’ın aktardığı bilgilerden öne çıkan bölümler şöyle:

“Acı reçete hazırlanıyor” dediğimizde bu kadarını biz bile tahmin etmemiştik. Bütün bunlar olurken, altı ay önce söylediklerinin tam tersini yapan AKP’lileri sancı tutmuş gibi. Parti toplantılarında, “Şimdiye kadar ‘Düşük faiz’ dedik, ‘Nass’ dedik. Şimdi tüm tersini savunuyoruz. Her gün Meclis’te dayak yiyoruz” dendiğini aktaralım. Politika değişikliğine kılıf hazırlandığını da bu yazıda okuyacaksınız.

AKP’de çok şey oluyor. Bir yanda ekonomik yangın, diğer yanda değişim. Zamları acele yapıp seçime kadar unutturma çabaları ve tabii yerel seçim kulisleri… Genel merkezde yapılan strateji toplantıları tam da bu kafa karışıklığının yansıdığı arena gibi. Yeni faiz politikasından dert yananlar, yapılanı yeterli bulmayıp Şimşek’e destek çıkanlar… Ne ararsanız var.

Toplantıda, bir parti yöneticisi, “Biz şimdiye kadar düşük faiz dedik, nass dedik, şimdi tam tersi politika söz konusu. Her gün Meclis’te dayak yiyoruz. Verecek yanıtımız olmuyor. Muhalefet bu konuyu sürekli işliyor. Buna yönelik söylem geliştirmeliyiz” dedi. Tabii, “Daha önce inat ettik, tüm uyarılara rağmen reel ekonominin aksi politikalar uyguladık, bedelini halk ödüyor. Suç hepimizin” denmediğini tahmin etmişsinizdir.

Yeni algı operasyonu

Hemen minareye kılıf hazırlanıp büyüklere masallar tadında önerilerin geliştirildiğini söyleyelim. Yeni söylem, “AKP’nin ilk 10 yılında dönüştürücü reformlar vardı. Ama bir yerden sonra yoğun saldırılar, FETÖ, pandemi, bölgemizdeki savaşlar, mecburen korumacı politikalara geçmemize neden oldu. Şimdi tamamlayıcı reformlara geçiyoruz” üzerine kurulacak. Bilginize…

AKP’lilerin başka bir derdi ise partinin imajı. Cumhurbaşkanı ile parti arasındaki 17 puanlık fark ciddi bulunuyor. Bu makasın kapatılması için yeni bir imaj çalışması yapılacak. Özellikle hesapsız harcama yapan lüks içindeki AKP’lilerle, yolsuzluk, rüşvet ve haksız kazanç iddialarının yarattığı imajla başa çıkılmaya çalışılıyor. Belki, camilerdeki son vaazlardaki ‘sade hayat’ mesajları bunun içindir…

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

CHP’de “1994 travması” Yeniden Yaşanabilir Uyarısı

14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimler sonrası “değişim” tartışmalarının yaşandığı CHP’de Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun ısrarının partiye yeniden “1994 travması” yaşatabileceği uyarısında bulunanlar var.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; 26 Mart 1994 yerel seçimlerinde CHP tarafından yönetilen İstanbul, Ankara ve İzmir’de büyükşehir belediyelerinin kaybedildiğini hatırlatan değişimciler, yeni yapılan bir araştırmaya göre CHP’nin seçim sonrası oyunun yüzde 20 altına kadar gerilediğine dikkat çekerek, “Böyle gidersek seçmen 94 seçimlerinde olduğu gibi partimizi cezalandıracak. Bu tabloyu hak etmiyoruz. Buna izin vermemeliyiz” diyor.

Seçim yenilgisinin ardından “değişim” tartışmasının yaşandığı CHP’de endişeler büyüyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan kendisini de içine alacak bir değişime önderlik etmesi çağrısı karşılık bulmadı.

Parti üst yönetiminde bazı değişimler yapmakla yetinen Kılıçdaroğlu’nun yeniden aday olmak istediği, yerel seçimlere kadar partisinin başında kalmayı hedeflediği değerlendiriliyor.

Ancak değişim çağrısı yapanlar bu bakışın partiyi daha da gerileteceği görüşünde. Kılıçdaroğlu’nun ısrarının partiye yeniden “1994 travması” yaşatabileceği uyarısında bulunanlar var.

26 Mart 1994 yerel seçimlerinde CHP tarafından yönetilen İstanbul, Ankara ve İzmir’de büyükşehir belediyelerinin kaybedildiğini hatırlatan değişimciler, yeni yapılan bir araştırmaya göre CHP’nin seçim sonrası oyunun yüzde 20 altına kadar gerilediğine dikkat çekerek, “Böyle gidersek seçmen 94 seçimlerinde olduğu gibi partimizi cezalandıracak. Bu tabloyu hak etmiyoruz. Buna izin vermemeliyiz” diyor.

Paylaşın

AK Parti’de “MYK Sayısı 50’ye Çekilsin” Talebi

AK Parti’nin 2 yıl önceki kongresinde tüzük değişikliği yapılarak MKYK üye sayısı 50’den 75’e çıkarılmış, toplantıların yedek 35 üyenin de katılımıyla 110 kişi yapılmasına karar verilmişti.

100 kişiyle tartışma ortamının mümkün olmadığına dikkat çeken bazı parti yöneticileri, “Bunu yeniden değerlendirmek lazım. Sayının yeniden 50’ye çekilmesi gerek” diyor. Bu talep karşılık bulursa kongrede tüzük değişikliği yapılacak.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; AK Parti seçimlerin ardından genel merkez yönetiminde değişiklik için kongre sürecini başlattı. Ekim ayında yapılması planlanan büyük kongreye ilçe ve il kongreleri yapılmadan gidilecek.

İlk defa böyle bir kongre süreci yaşayacak AK Parti’de bunun nedeni “yerel seçim öncesi teşkilatlarda küskünler yaratmamak” gerekçesiyle açıklanıyor. Partinin A takımının belirlendiği MKYK üyelerinin seçileceği kongrede yenilenme beklentisi yüksek.

Bir önceki kongreye göre parti yönetiminde daha kapsamlı bir değişiklik olacağı kaydediliyor. Ancak MKYK üye sayısı ile ilgili itiraz var. AK Parti’nin 2 yıl önceki kongresinde tüzük değişikliği yapılarak MKYK üye sayısı 50’den 75’e çıkarılmış, toplantıların yedek 35 üyenin de katılımıyla 110 kişi yapılmasına karar verilmişti.

100 kişiyle tartışma ortamının mümkün olmadığına dikkat çeken bazı parti yöneticileri, “Bunu yeniden değerlendirmek lazım. Sayının yeniden 50’ye çekilmesi gerek” diyor. Bu talep karşılık bulursa kongrede tüzük değişikliği yapılacak.

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener Sahaya Çıkıyor

A takımında kapsamlı bir değişime giden İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in önümüzdeki günlerde de saha çalışmalarına başlaması bekleniyor. Akşener’in gittiği her kentte il ve ilçe yöneticileriyle de bir araya gelerek toplantılar gerçekleştireceği kaydediliyor.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Bu toplantılarda teşkilatın talep ve önerileri ilk ağızdan dinlenecek, parti politikalarıyla ilgili birebir değerlendirmeler yapılacak.

24 Haziran’da büyük kongresini tamamlayan İYİ Parti’de geçtiğimiz hafta yeni seçilen Genel İdare Kurulu üyeleri arasından Başkanlık Divanı belirlendi. A takımında kapsamlı bir değişime giden İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in önümüzdeki günlerde de saha çalışmalarına başlaması bekleniyor.

Kurultay konuşmasında, “Siyasette yeni bir zemin kuracağız, yeni bir yol, yeni bir sayfa açacağız” diyen Akşener’in ittifaklara mesafeli, daha çok partisini büyütmeye yönelik bir çalışma yürüteceği kaydediliyor. Önümüzdeki günlerde il gezilerine yeniden başlayacak olan Akşener’in ziyaretlerinin formatında da bu kapsamda değişiklik yapacağı ifade ediliyor.

Bugüne kadar neredeyse iki kez 81 ili dolaşan Akşener halkla buluşmalar, esnaf ziyaretleri gerçekleştiriyor, çeşitli sivil toplum örgütleriyle, iş dünyasından isimlerle görüşmeler yapıyordu.

Önümüzdeki günlerde başlayacak ziyaretlerde ise bunların yanı sıra Akşener’in gittiği her kentte il ve ilçe yöneticileriyle de bir araya gelerek toplantılar gerçekleştireceği kaydediliyor. Bu toplantılarda teşkilatın talep ve önerileri ilk ağızdan dinlenecek, parti politikalarıyla ilgili birebir değerlendirmeler yapılacak.

Paylaşın