Türkiye Ruhsatsız Silah Sayısında Avrupa’da İlk Sırada

Sivillerin elinde bulunan ruhsatlı veya ruhsatsız toplam silah sayısında Türkiye 13,2 milyon ile dünyada 10. sırada bulunuyor. Türkiye Avrupa’da ise Almanya’nın (15,8 milyon) hemen ardından ikinci durumda.

Sivillerde bulunan ruhsatsız silah sayısında ise Türkiye dünyada yedinci, Avrupa’da ise ilk sırada. Türkiye’nin (10,7 milyon) ardından 10 milyon silah ile Almanya geliyor. Fransa’da sivillerde 8,2 milyon; İtalya’da ise 6,6 milyon silah bulunuyor.

Ruhsatlı veya ruhsatsız silahların toplamı dikkate alarak yapılan hesaplamada Türkiye’de her 100 kişiye 16,5 silah düşüyor. Kişi başına düşen silah konusunda yine ABD açık ara birinci. ABD’de 100 kişiye 121 silah düşüyor.

Türkiye’de bireysel silahlanmanın arttığına yönelik iddialar gündemde. Bireysel silahlanma konusunda çalışmalarıyla öne çıkan Umut Vakfı’nın Başkanı Prof. Dr. Ayhan Akcan’ın Türkiye’de yaklaşık 36 milyon kaçak silah olduğunu ileri sürmesi tartışmaları alevlendirdi.

Peki, Türkiye’de ruhsatlı kaç silah var? Kaçak olarak adlandırılan ruhsatsız silah sayısı biliniyor mu? Resmi veriler ve diğer kaynaklar silah sayısı konusunda ne diyor? Dünyada sivillerde kişi başına kaç silah düşüyor? Sivillerde kişi başına düşen silah sayısında Türkiye kaçıncı sırada?

İstanbul Esenyurt’ta bir tekel bayiindeki silahlı kavga ve cinayet sonrası Umut Vakfı Başkanı Prof. Akcan DHA’ya bireysel silahlanma konusunda değerlendirmelerde bulundu. Akcan “Türkiye’de yaklaşık 4 milyon ruhsatlı silah var. Bunun 9 katı da maalesef ruhsatsız dediğimiz, kaçak dediğimiz silah mevcut. Toplam 36 milyona yakın silah olduğu düşünülüyor.” ifadelerini kullandı.

Aycan’ın bu açıklaması araştırmaları sonucunda yaptıkları bir tahmine dayanıyor. Umut Vakfı Başkanı bunu şöyle anlatıyor: “Türkiye’de bire dokuz gibi, yani; 1 ruhsatlı silaha karşılık, 9 ruhsatsız silah var. Üç tane veri tabanımız var. Biri asayiş tedbirleri kapsamında polis ve jandarmanın yaptığı denetimlerde özellikle ele geçirilen silahların ruhsatlı veya ruhsatsız oranı bu şekilde. İkincisi cinayet vakalarından sonra özellikle adliyeye intikal eden olay format dosyalarında aynı şekilde, yine otopsi raporlarında da benzer, yani dokuza bir.”

Umut Vakfı 2019 ortasındaki sosyal medya paylaşımında “Türkiye’de 25 milyon %85’i ruhsatsız bireysel ateşli silah” olduğunu öne sürdü. Vakıf Başkanı Özben Önal 2020 sonundaki demecinde “Türkiye’de %85’i ruhsatsız en az 25 milyon silah bulunuyor.” iddiasında bulundu. Bu durumda 2020 yılında Türkiye’de en az 21,3 milyon ruhsatsız silah bulunuyordu.

25 milyon silah bulunduğu iddiası 2022 yazında gündeme gelince İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) açıklamalar yaparak bu iddiaları yalanladı.

Emniyet’in Temmuz 2022 tarihli açıklamasına göre 627 bin 765 taşıma ruhsatlı silah bulunuyor. Taşıma ruhsatlı silahların 185 bin 153 adedini ise can güvenliği ve meslek mensubiyeti olan birden fazla edinim hakkı bulunan sivil vatandaşlar oluşturuyor. 370 bin olan bulundurma ruhsatı da dahil edildiğinde ruhsatlı silah sayısı Haziran 2022 itibarıyla 998 bin 237.

Ancak bunların büyük kısmını kamu mensupları oluşturuyor. Emniyet açıklamasına göre ülkelerin toplam nüfuslarına göre ruhsatlı silah oranları bakıldığında Türkiye’de bu oran yüzde 3. Aynı oran İtalya’da yüzde 11,5; Almanya’da yüzde 6,6 ve Fransa’da yüzde 4,8.

Öte yandan 2022 yılındaki İçişleri Bakanlığı ve EGM açıklamalarında sadece ruhsatlı silahlara dair bilgi verilirken ruhsatsız kaçak silah sayısına yer verilmedi. Dönemin içişleri bakanlarının cevaplaması istemiyle ruhsatsız silah konusunda TBMM’ye çok sayıda yazılı soru önergesi verildi.

Muhalif partilerinin milletvekilleri bireysel silahlanma konusu gündeme geldikçe TBMM’deki konuşmalarında kaçak silah sayısı konusunda bilgiler paylaşıyor. Ancak bunların kaynağı konusunda bilgi yok. Çoğu zaman açıklamalarda yer alan sayılar Umut Vakfı’nın açıkladığı veriler oluyor.

CHP Bursa Milletvekili Erkan Aydın 19 Nisan 2018’deki konuşmasında “Türkiye’de 710 bin yurttaşımız ruhsat alarak silahlanmış ama bunun yanında yaklaşık 25 milyon kişi de ruhsatsız silaha sahip. Yani hiçbir kaydı yok, kaçak almış, devlet bunların birçoğunu kontrol etmiyor ve ölümlerin, yaralanmaların, gaspların birçoğu da bu ruhsatsız silahlardan kaynaklanıyor.” ifadelerini kullandı.

CHP Adana Milletvekili Dr. Müzeyyen Şevkin de Esenyurt cinayetinden sonra verdiği soru önergesinde 25 milyon ruhsatsız silah olduğunu savundu.

“Türkiye’de ruhsatsız silah sayısı 10,7 milyon”

Bağımsız araştırma kuruluşu Small Arms Survey’ın (SAS) 2017 yılı verilerine göre Türkiye’de sivillerde 13 milyon 249 bin silah bulunuyor. Bunun 2,5 milyonu ruhsatlı silahlar. SAS’a göre Türkiye’deki ruhsatsız silah sayısı 10 milyon 749 bindi.

2017 yılında dünya genelindeki silahların yüzde 85’ini oluşturan 857 milyon silah, siviller, özel güvenlik şirketleri, devlet dışı silahlı gruplar ve çetelerin elinde bulunuyor. SAS’a göre ABD’deki siviller 393 milyon 347 bin silaha sahip. Dünyadaki sivillerdeki toplam silah sayısı dikkate alındığında her 100 silahtan 46’sı Amerikanların elinde.

Sivillerin elinde bulunan ruhsatlı veya ruhsatsız toplam silah sayısında Türkiye 13,2 milyon ile dünyada 10. sırada bulunuyor. Türkiye Avrupa’da ise Almanya’nın (15,8 milyon) hemen ardından ikinci durumda.

Sivillerde bulunan ruhsatsız silah sayısında ise Türkiye dünyada yedinci, Avrupa’da ise ilk sırada. Türkiye’nin (10,7 milyon) ardından 10 milyon silah ile Almanya geliyor. Fransa’da sivillerde 8,2 milyon; İtalya’da ise 6,6 milyon silah bulunuyor.

Ruhsatlı veya ruhsatsız silahların toplamı dikkate alarak yapılan hesaplamada Türkiye’de her 100 kişiye 16,5 silah düşüyor. Kişi başına düşen silah konusunda yine ABD açık ara birinci. ABD’de 100 kişiye 121 silah düşüyor. Nüfusu 500 binden büyük ülkelere bakıldığında Avrupa’da en yüksek oran 100 kişide 39 silah ile Sırbistan ve Karadağ.

Türkiye 35. sırada yer alıyor. Kişi başına düşen silah sayısında bir çok Avrupa ülkesi Türkiye’nin üstünde yer alıyor. 100 kişiye düşen silah sayısı Finlandiya’da 32, Avusturya’da 30, Norveç’te 28,8. Almanya ve Fransa’da ise 100 kişiye 19,6 silah düşüyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Dijital Medyanın Çocuklar Üzerindeki Olumsuz Etkilerini Önlemenin 5 Yolu

Dijital medyanın veya platformların duyarsız ve aşırı kullanımı, uyku bozukluğu, sinirlilik, yorgunluk, hafıza bozuklukları, obezite, kötü yaşam alışkanlıkları, duygusal düzensizlik ve siber zorbalık riski gibi çeşitli fiziksel ve zihinsel sorunlara neden olabilir.

Haber Merkezi / Dijital medyanın veya platformların çocukları tehdit eden üstte saydığımız olumsuzluklardan korumak için ebeveynlere önemli sorumluluklar düşmekte.

Ebeveynler dijital medyayı veya platformları hassas bir şekilde kullanarak, çocuğun üzerindeki olumsuz etkilerini kolayca önleyebilirler:

Farkındalık: Çocuğunuzu sosyal paylaşım sitelerinin avantaj ve dezavantajları konusunda bilinçlendirin. Ayrıca onları dijital ayak izleri hakkında da bilgilendirin: Yani internete yüklenen herhangi bir şeyin, silme işleminden sonra bile yazdırıldığı yerde kaldığı.

Güleryüzlü olunmalı: Çocuğunuzla dostane bir iletişim kurun. Onu sinirlendirmek yerine duygularını ifade etme şansı verin. Bir ebeveyn olarak, çocuk ebeveynini taklit ederken, uygun medya kullanımını modellemede kendi rollerini tanımalı ve anlamalıdır.

Anlaşma: Çocuğunuzla bazı şeyleri doğru şekilde yaptırabileceğiniz bir temas kurun veya bazı şeyleri doğru şekilde yaptırabileceğiniz olumlu bir pekiştirme tekniği uygulayın.

Digital plan: Kişiselleştirilmiş aile medya planı geliştirin. Ailenin her üyesi için belirli bir medya kullanım limiti belirleyin ve bu planı uygulayın. Çocuğunuza olumlu ve hafif içerikler yayınlamaya teşvik edin ve aynı zamanda olumsuz bir yoruma veya duruma nasıl tepki vereceklerini öğretmeye çalışın.

Planda yaş kriterlerine kesinlikle uyulmalı: 2 yaşından küçük çocuklara medya dijital medya kesinlikle yasak, 2-5 yaş arası çocuklar için sadece eğitim amaçlı günde en az yarım saat medya  veya dijital medya kullanımı, 5 yaşından büyük çocuklar için ise aile medya planı uygulanabilir.

Fırsatlar sunun: İlk olarak çocuğunuzun gece en az 7-8 saat uyumasını ve sağlıklı beslenmesini sağlayın. Düzenli olarak egzersiz yapmaya, hobi edinmeye veya kendisine faydalı olabilecek farklı aktiviteler için fırsatlar sunun.

Paylaşın

Alman Milletvekili Havalimanında Gözaltına Alındı, Serbest Bırakıldı

Almanya Sol Parti Federal Meclis Milletvekili Gökay Akbulut, Antalya Havalimanı’nda gözaltına alındı. Akbulut, Alman Dışişleri Bakanlığı’nın araya girmesiyle serbest bırakıldı. Akbulut’un “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla gözaltına alındığı öğrenildi.

Sosyal medya hesabından kısa bir açıklama yapan Akbulut, “Bu olay, Türkiye’de kuvvetler ayrılığı olmadığını bir kez daha gösterdi. Ama endişelenmeyin! Hakkımda yakalama kararı çıkartarak beni sindiremeyeceksiniz” dedi.

DW Türkçe‘nin haberine göre, Alman Sol Parti milletvekili Gökay Akbulut’un, Türkiye’ye giriş yaptıktan sonra Antalya Havalimanı’nda bir süreliğine gözaltına alındığı öğrenildi. Uçağı 3 Ağustos tarihinde saat 15 sularında Antalya Havalimanı’na inen Akbulut, pasaport kontrolü sırasında milletvekili olduğunu belirtmesine rağmen gözaltına alındı.

Hakkında “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla yakalama kararı bulunduğu öğrenilen Akbulut, birkaç saat süreyle havaalanında tutuldu. Ardından karakola götürülen ve sağlık kontrolünden sonra Savcılığa çıkarılan Akbulut, Alman Dışişleri Bakanlığı’nın araya girmesiyle gece saat 23 sularında salıverildi. Akbulut’a hakkındaki “davanın silindiği ve yakalama kararının kaldırıldığı” açıklandı.

Soruşturmanın Akbulut’un sosyal medyada yaptığı açıklamalar ve konuşmalar nedeniyle, “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatıldığı öğrenildi.

Frankfurter Allgemeine Zeitung konuyla ilgili haberinde Almanya’nın Ankara Büyükelçiliği ve Antalya Konsolosluğu’nun Akbulut’la yakın iletişim halinde olduklarını yazdı. Gazete Alman hükümetinin “üst düzeyde farklı kanallardan” olaya müdahil olduğunu ve Türkiye Adalet Bakanlığı’nın da devreye girdiği kaydetti.

Medyada çıkan haberler üzerine sosyal medya hesabından kısa bir açıklama yapan Akbulut, “Bu olay, Türkiye’de kuvvetler ayrılığı olmadığını bir kez daha gösterdi. Ama endişelenmeyin! Hakkımda yakalama kararı çıkartarak beni sindiremeyeceksiniz” dedi.

Akbulut, 2017 yılından beri Sol Parti Federal Milletvekili ve Türkiye-Almanya Parlamentolar Arası Dostluk Grubu’nun da üyesi. Federal Meclis’te göçmen haklarıyla ilgili çalışmalarıyla bilinen Akbulut, Mayıs 2022’de PKK’nın Almanya’da faaliyet yasağının kaldırılması yönünde mecliste önerge vermişti. Almanya’da 1993’ten beri yasaklı olan PKK, 2002’den beri de Avrupa Birliği’nin terör örgütleri listesinde bulunuyor.

Gökay Akbulut kimdir?

16 Kasım 1982’de Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde dünyaya gelen Gökay Akbulut, Hamburg’da liseden mezun olduktan sonra Heidelberg Üniversitesi’nde siyaset bilimi, sosyoloji ve kamu hukuku okudu.

Akbulut, üniversitede okurken, öğrenimini finanse etmek için garsonluk ve çağrı merkezinde çalıştı. Daha sonra eğitim alanında dezavantajlı gençlerle ve mültecilerle eğitim verdi. 2012-2016 yılları arasında bağımsız öğretim görevlisi olarak görev aldı. 2016-2017 yılları arasında göç ve eğitim üzerine seminerler verdi.

Akbulut, 2006 yılından beri Almanya’da Sol Parti üyesidir. Akbulut, Mayıs 2014’ten Haziran 2018’e kadar, Sol Parti’yi Mannheim belediye meclisinin bir üyesi olarak eğitim, entegrasyon ve güvenlik komitelerinde temsil etti.  Gökay Akbulut, 2017 yılında yapılan seçimlerde Alman Parlamentosu’na girdi.

Paylaşın

Yerel Seçimler: Saadet Ve Gelecek Partisi Ortak Hareket Etmeye Hazırlanıyor

Saadet ve Gelecek Partisi, 31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlerde hem kadrolarını hem de seçmen gücünü birleştirmeye hazırlanıyor. Gelecek Partili bir yönetici, u işbirliğinin ‘başka partilerle işbirliği yapılmayacağı’ anlamına gelmediğini belirtti.

Saadet Partili bir yetkili ise, “Politikalarıyla uzlaşabileceğimiz işbirliklerine ayrıca açığız. Ama Türkiye genelinde bir ittifak gündemde değil. Sadece sonuca etkili olabilecek yerlerde dirsek temasları olur.” dedi.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın haberine göre; Saadet Partisi çatısı altında birleşerek Meclis’te grup kuran Saadet Partisi ve Gelecek Partisi, yerel seçimlerde de ortak hareket etmeye hazırlanıyor.

Saadet Meclis Grubu kurulduğunda imzalanan protokolde, iki partinin ittifakının, Meclis çalışmalarının yanı sıra yerel seçimlerde “seçim ittifakı” dahil her türlü işbirliğini kapsadığı vurgulanmıştı. İki parti bu doğrultuda atılacak adımları henüz kağıt üzerinde netleştirmese de prensipte nasıl bir işbirliği olacağı netleşmeye başladı.

İlk kez yerel seçimlere girecek olan Gelecek Partisi hazırlık sürecini başlattı. Yerel seçim çalışmaları için mevcut tabloyu analiz edecek bir komisyon kuruldu. Bu komisyonun çalışmalarıyla birlikte parti örgütleri kendi illeri özelinde ne yapılması gerektiğine dair çalışmalarını başlattı. Yerel seçimler için kurulan komisyon ilerleyen dönemde genişletilerek, il örgütlerinden gelen bilgi ve verileri esas alacak ve en iyi adayları bulmaya çalışacak.

Partinin ilk hedefinin Türkiye’de seçim yapılacak bin 389 yerde kendi adaylarını çıkarmak olduğunu belirten Gelecek Partisi yetkilisi, Saadet ile işbirliğinin detaylarını ise şöyle aktardı: “Öncelikli hedefimiz tüm seçim bölgelerinde kendi adaylarımızı çıkarmak. Ama güçlü olduğumuz, zayıf olduğumuz yerler olabilir. Bu durumda Gelecek Partisi’nin kazanma ihtimalinin düşük olduğu yerlerde Saadet Partisi güçlü ise Saadet Partisi’ni destekleyeceğiz. Aynı şekilde Gelecek Partisi’nin güçlü olduğu yerlerde de Saadet, Gelecek Partisi’ni destekleyecek.”

Bu işbirliğinin ‘başka partilerle işbirliği yapılmayacağı’ anlamına gelmediğini belirten Gelecek Partili yönetici, “İki partinin de zayıf olduğu yerlerde başka bir muhalefet partisinin, diyelim ki İYİ Parti’nin, siyaseten destekleyebileceğimiz güçlü bir adayı olursa onlarla da iş birliğine açığız” diye konuştu.

Yerel seçimlere ilişkin alacakları tüm kararları verirken Gelecek Partisi’nin kazanacağı yerleri maksimize etmenin yanı sıra Millet İttifakı’nın mevcut belediyelerinin muhafaza edilmesi ve AK Parti ve MHP’de bulunan belediyelerin de kazanılması gibi öncelikleri olduğunu kaydeden Gelecek Partili yetkili, “Bu seçim bizim ilk yerel seçimimiz olacak. Partimizin oy oranıyla ilgili spekülasyonları sonlandıracak net sonuçlar da ortaya çıkacak. Bu anlamıyla da bizim için kritik bir seçim” değerlendirmesini yaptı.

Türkiye genelinde divan toplantılarını sürdüren, teşkilatlarının seçim sonrası değerlendirmelerini dinleyen Saadet Partisi, yerel seçim çalışmalarını eylül itibariyle yoğunlaştıracak. Yerel seçimlere, tüm seçim çevrelerinde kendi adaylarını çıkaracakmış gibi hazırlandıklarını belirten parti yöneticisi, kazanımları büyütmek için Saadet ve Gelecek Partisi’nin hem kadrolarını hem de seçmen gücünü birleştireceğini söyledi.

Tüm süreçleri Gelecek Partisi ile birlikte şekillendireceklerini kaydeden parti yöneticisi, yerel seçimlerde adayın isminin belirlenmesinden daha çok adayın seçimden sonra ortaya koyacağı performansa, yerel yönetim anlayışına odaklandıklarını belirtirken “Esas olan yereli birlikte nasıl yöneteceğimiz, hangi ilkeleri benimseyeceğimiz” ifadelerini kullandı.

“Politikalarıyla uzlaşabileceğimiz işbirliklerine açığız”

Saadet Partili yetkili, yerel seçimlerde geride bırakılan genel seçimdekine benzer ittifakların söz konusu olmayacağını şu ifadelerle anlattı:

“Genel seçimlerde sadece 87 seçim çevresi var ama yerel seçimlerde bin 400’e yakın belediye var. Her seçim çevresinde alınan oy sadece o seçim çevresini ilgilendirdiği ve Türkiye genelinde -cumhurbaşkanı seçimi gibi- toplam oylarla ayrıca bir sonuç tayin edilmediği için biz her seçim çevresinde kendi başımıza girecekmişiz gibi bir çalışma içerisindeyiz. Politikalarıyla uzlaşabileceğimiz işbirliklerine de ayrıca açığız. Ama Türkiye genelinde bir ittifak gündemde değil. Sadece sonuca etkili olabilecek yerlerde dirsek temasları olur.”

Paylaşın

Karayalçın’dan CHP’ye: Örgütü Çalıştıramadığımız İçin Kazanamadık

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP), 14 ve 28 Mayıs seçimleri sonrası başlayan “değişim” tartışmaları devam ediyor. Eski Sosyaldemokrat Halkçı Parti’nin (SHP) Genel Başkanı Murat Karayalçın, yaklaşan CHP kurultayı öncesi partililere yönelik 24 sayfalık mektup kaleme aldı.

Karayalçın, “Neden yüzde 40’larda değiliz de yüzde 20’lerdeyiz? Oy oranımız, yaklaşık olarak 2011 Haziran seçiminde de yüzde 25, 2023 Mayıs seçiminde de yüzde 25. Hatta son seçimde alınan oy içinde, ne kadar olduğunu kestiremediğimiz; Deva, Gelecek ve Saadet Partileri ve Demokrat Partinin de oyları var. Bu durumun nedeninin örgüt kapasitesi olduğunu iddia ediyorum. Örgüt kapasitesi tam kullanıldığında Parti yüzde 40’lara çıkabilmekte, kapasite kullanımı düzeyine göre sıfıra da inebilmekte ya da çoğu kez yaşandığı gibi yüzde 20’lerde yatay da seyredebilmektedir” dedi.

“Beyaz atlı prens-prenses beklemeyelim, sağdan oy almak için transfer yapmak yönteminden vazgeçelim” diyen Karayalçın, tüm CHP üyelerinin dört ayrı kritere göre puanlanmasını, yetkili makamlara üyelerin alacakları puanlara göre getirilmesini önerdi. Konuların ve puanların ağırlıklarının ise şu şekilde olması gerektiğini söyledi: “Eğitim 40 puan, parti görevleri 30 puan, aidat 20 puan, kıdem 10 puan.”

Karayalçın ayrıca partideki yönetim yapılanmasına ilişkin Genel Başkanlık için süre sınırlaması önermediğini söyledi, “Bu, genel başkanların anlayışına, tercihine kalmış bir şeydir” dedi. Parti meclisinin 60 olan üye sayısının 200 olmasını önerdi.

Geçen haftalarda partinin üst düzey isimleriyle gerçekleştirdiği Zoom toplantısıyla gündeme gelen Ekrem İmamoğlu, CHP’nin eski genel başkanları Altan Öymen ile Hikmet Çetin ve Murat Karayalçın’la bir araya gelmişti.

Karayalçın, “Mektup” başlıklı 24 sayfalık yazısında şunları belirtti: “Sevgili partili kardeşim, bu metni, kıdemli bir partili olarak, 2023 Mayıs seçimlerinin sonuçlarını yorumlamak ve bundan sonrası için ne yapmamız gerektiğine ilişkin düşüncelerimi açıklamak için hazırladım. Seçim gecesi geç saatlerde ya da ertesi sabah, karşı karşıya olduğumuz durumu nitelemek için kullandığımız sözcüklerin aramızda duyarlılık yarattığını, hatta tartışmalara neden olduğunu gördüm.

O nedenle 2023 Mayıs’ında yapılan cumhurbaşkanlığı ve meclis seçimleri için, ‘kazanamadık’ demekle yetiniyorum. Bu seçimlerde her şeyi doğru yaptık, her kapasiteyi sonuna kadar kullandık, her şeyi doğru söyledik diyemeyiz… Her şeyi yaptık, ama buraya kadarmış dersek bir sonraki seçimde seçmenlerden nasıl oy isteyebiliriz? 2023 Mayıs seçimlerini tüm yönleriyle de tartışmamız gerekiyor; eleştiri, özeleştiri yapmamız gerekiyor.

Bana göre sorun kişisel değil, yapısaldır. Partimizin örgüt yapısı, yerelden merkeze, yeniden yapılandırılmalıdır… 2023 Mayıs seçimlerini örgütümüzü tam kapasitede çalıştıramadığımız için kazanamadığımızı iddia ediyorum. Ayrıca bu durum yeni de değil. CHP örgütü çok uzunca bir süredir kapasitesinin altında çalıştırılmaktadır.

Yine burada, mektupta, açıklamaya çalıştığım önerilerden çok temel olan iki tanesini özetle belirteyim: Birincisi yerelde güçlü nitelikli bir örgüt yapısı ve ona dayalı bir ön seçim; ikincisi de, genel merkez ve yerel örgütler arasında, parti oligarşisini önleyen, parti kapasitesini artıran yeni bir yetki paylaşım modeli… Partimizde yapısal dönüşümü sağladığımızda efsane geri dönecektir.

Biz yaklaşık olarak bir milyon üç yüz bin kişiyiz. Her birimiz bu tartışmaya katılmalıyız. Ancak tartışmalarımızda şu dört ilkeyi de önemle gözetmeliyiz. Birinci ilkemiz, Partimizin bütünlüğüdür. Buna halel veremeyiz. CHP’nin örgütsel bütünlüğü hepimizin kırmızı çizgisi olmalıdır.

İkinci olarak başta Sayın Genel Başkan olmak üzere birbirimizin saygınlığına özen göstermeliyiz. Üçüncü ilke açıklık olmalıdır. Kimi eleştirdiğimizi, neyi eleştirdiğimizi, ne istediğimizi çok açık bir biçimde ortaya koymalıyız. Son olarak da parti hukukuna uygun davranmak zorunda olduğumuzu aklımızda tutmalıyız.

Direnme gücü olmayan yaşayamaz

Partimizin on iki yıl kapalı kalmasına, mallarına devletçe iki kez el konulmasına ve bir kez de baraj altına inmesine karşın ayakta kalabilmesi, örgütümüzün direncini, gücünü göstermektedir. CHP örgütü hem yaşama gücüne, hem de direnme gücüne sahip.

Her ikisi de iç içe geçerek birbirini besliyor. Direnme gücü olmayan bir örgütün zaten yaşama gücü de olamaz. Örgüt kapasitesi tam kullanıldığında Parti yüzde 40’lara çıkabilmekte, kapasite kullanımı düzeyine göre sıfıra da inebilmekte ya da çoğu kez yaşandığı gibi yüzde 20’lerde yatay da seyredebilmektedir.

‘Örgüt kapasitesi’ ifadesi ile neyi anlatmak istediğimi açıklayacağım ama önce örgütümüzün uzun süre kapasitesinin altında tutulmasının bizde ‘siyasi tembelliğe’ yol açtığından söz etmek istiyorum. İki örnek vereyim. Siyasi olarak tembelleşmemizin ilk örneği bir kurtarıcı beklentisidir. Çok iyi konuşan, çok yoğun çalışan, yumruğunu sık sık masaya vuran birisi gelecek ve bizi iktidara taşıyacak. Buna beyaz atlı prens- prenses beklentisi diyorum.

Oysa böyle bir şey yok. Bizi iktidara taşıyacak olan güç, prensler- prensesler değil, örgütümüzdür. Bir başka tembellik örneği de ‘sağdan oy alamıyoruz, bari siyasetçi alalım, onlar da sağ seçmeni getirir’ anlayışıdır. Tabii ki partimize sağdan siyasetçi de seçmen de gelecektir, gelmelidir. Partimiz böyle büyüyecektir. Ayrıca bu arkadaşlarımız Partimize girdikleri andan itibaren de Partimizin herhangi bir üyesi kadar CHP’li olacaklardır. O nedenle benim eleştirim bu katılımlara asla değil, bu anlayışla yapılan transferlerdir.

Oligarşik Yapı

Bana göre Cumhuriyet Halk Partisi örgütünün yüksek kapasite ile çalışması dört şeyin eş zamanlı ve eş değerli olarak sağlanmasına bağlıdır:

Örgütlenme etkenliği,
Örgütün adayları seçmesi,
Örgütün siyaseti belirlemesi,
Örgütün olağan işlevi,

Partimizin Türkiye coğrafyasındaki örgütlenmesi hemen hemen yalnızca Siyasi Partiler Yasasının getirdiği örgütlenme kalıbı ile sınırlıdır. Siyasetin belirlenmesi ve adayların seçilmesi ise hemen hemen yalnızca genel merkez tarafından üstlenilmiştir. Örgütlerimiz yalnızca örgütün olağan işleri diye adlandırabileceğimiz ‘broşür- afiş- pankart’ işleri ile seçim işleri ile sandık güvenliği işleri ile sınırlı bir hizmet üretmektedir. Bu nedenle örgütümüz kapasitesinin altında çalışmak durumunda kalmaktadır.

Bu durum Cumhuriyet Halk Partisi’nde ‘oligarşik’ bir yönetimin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Partinin izleyeceği siyaset, Genel Başkan ve merkez yöneticileri ile danışmanlar, uzmanlar tarafından belirlenmekte, hazırlanan siyaset metinleri daha sonra örgüte kullanması, seçmenlere dağıtılması için gönderilmektedir. Kimi durumlarda da örgüt, o konuda öyle bir siyaset izleneceğini gönderilen metinlerden değil, yöneticilerin açıklanmalarından öğrenmektedir. Aynı şekilde partinin milletvekili ve belediye başkan adayları ile yerel meclis üye adayları da merkez kadroları tarafından seçilmektedir. Parti kapasitesini tanımlayan bu temel işlerde üyeler ve yerel örgütler değil genel merkez devrede. Oligarşik yönetim dediğim budur. Buna oligarşinin ‘Tunç Yasası’ da deniliyor. Oligarşinin Tunç Yasası, “seçilenlerin seçenler, vekillerin vekâlet verenler, temsilcilerin temsil edilenler üzerindeki egemenliğini” açıklayan bir kavram.

Son yıllarda yapılan sohbetlerde, ‘yerel örgütler olmasa da olur, hatta olmasa daha iyi olur’ gibi ifadelere tanık olunabiliyor. Çok yaygın olarak dile getirilmese de bu anlayış şöyle bir değerlendirmeye dayanıyor:

Karayalçın’ın tüzük önerileri

Parti olarak bu güne kadar Siyasi Partiler Yasası’nın getirdiği zorunlu örgütlenme biçiminin dışına pek çıkmadık. İllerimizde, ilçelerimizde var olan toplum kesimleri içinde, ayrıca üretim alanlarında, proje odaklarında örgütlenebiliriz; üyesi olan, üyelerinin seçilme yöntemleri, görevleri, yetkileri tüzükte belirtilen platformlar yaratabiliriz. Bunları Kurul diye adlandırabiliriz, ya da tüzükte bu kurulların ‘meclis’ olarak da adlandırılacağını söyleyebiliriz.

Örneğin; Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Örgütü İşçi Kurulu ya da İstanbul İl Örgütü İşçi Meclisi gibi. İster kurul, ister meclis olsun, bu platformların işlevsel kılınabilmesi, etken olabilmesi için, birkaç sayfalık bir metin yazmaları yerine, önerilerini bulundukları konuma göre ilçe, il kongrelerine doğrudan sunmalarına olanak sağlanmalıdır… Her anlamlı proje alanı, bizim için potansiyel örgütlenme hedefi olmalıdır.

Partimizin milletvekili, belediye başkanı, belediye meclisi üyesi, il genel meclisi üye adayları, yerel örgütler tarafından seçilmelidir. Kontenjan adayları merkez örgütü tarafından atanmalıdır. Seçimlere başka partilerle ittifak yapılarak girilmesinde de çok özel durumlar dışında, bu yöntem uygulanmalıdır. Yani partimizin adayları, asıl olarak, örgüt tarafından, ön seçim yoluyla seçilmelidir.

Ülkemizin yönetimine ve ülkemizdeki yerel yönetimlerin yönetimine talibiz, o nedenle de nitelikli, liyakatli kadrolar yetiştirmeliyiz. Bunun sağlanabilmesi, aynı zamanda, ön seçimlerle ilgili olarak dile getirilmekte olan olumsuzlukların da giderilmesine bağlıdır.

Önerim şöyledir: Cumhuriyet Halk Partisi’nin tüm üyeleri, illerinde, dört alanda değerlendirmeye tabi tutulacak ve bunlardan puan toplayacaklardır. Konular ve puanlar (ağırlıkları) şöyledir:

Eğitim 40 Puan
Parti Görevleri 30 Puan
Aidat 20 Puan
Kıdem 10 Puan

Partilerin puanları ilçelerinde tutulacak ve bilgisayara yüklenecektir. Bu işlem, bir anlamda partililerin, başarımlarının (performanslarının) kayıt altına alınmasıdır. Kayıtlar açık olmalıdır. Her partili kendi puanlarını görebilmelidir. İtirazlar il örgütünde yapılmalıdır. Önerim biraz KPSS sistemini andırıyor. Her partili puan toplayacaktır.

Parti içi seçimlerde, o arada ön seçimde de oy kullanabilmek için, yani seçme hakkını kullanabilmek için, belli sayıda puanın toplanması; en yüksekten başlayarak sırasıyla milletvekili, belediye başkanı, belediye meclis üyesi ve il genel meclis üyesi adayı olabilmek için de o sayıdan daha yüksek sayıda puanın toplaması gerekecektir. Seçme puanları ile seçilme puanlarının ne olacağı PM tarafından belirlenecektir. Mahalle temsilciliğinden başlayarak PM üyeliğine kadar giden, parti içi görevler için yapılacak seçimlerde de benzer bir puanlama sistemi işletilmelidir.

Partinin patronu, partinin gerçek egemeni olan partilidir… İlçe ve il kongrelerinde, delegelere hangi yöntemi tercih edersiniz diye sormadan, doğrudan çarşaf liste uygulamasına gidilerek her partiliye yönetimde ve üst kurullar için temsilde yer alabilme fırsatı sağlanmalıdır. Aynı şekilde genel başkanların kurultaylarda liste hazırlamaları ya da örtülü bir yolla anahtar liste dağıtmaları önlenmelidir. Genel başkanlar; Siyasi Partiler Yasasının 37. maddesinin milletvekilliği için öngördüğü yüzde 5’lik kontenjanı, PM için de kullanabilirler. O arada genel başkanların gerekli gördükleri illere, kongre öncesinde il başkanı seçilmesini istediği isimleri fısıldamaları da önlenmelidir. Her partiliye ilçelerde, illerde ve genel merkezde yönetimlerde yer alabilme hakkı tam anlamıyla sağlanmalıdır.

Parti meclisinin bugünkü üye sayısı 60 kişidir. Parti meclisinin üye sayısının 200 olmasını öneriyorum. Her ilimiz Parti Meclisinde bir üye ile temsil edilecektir. Geri kalan 119 üye, illerin son seçimlerde elde ettikleri başarı düzeyi bir ağırlık olarak kullanılıp, Kurultay tarafından seçilecektir. Parti Meclisine, iki ya da üç başkan vekili ve gerekli görülen sayıda yazmandan oluşan bir Başkanlık Divanı öneriyorum. Parti Meclisinin gündemi başkanlık divanı tarafından hazırlanıp, Genel başkanın onayından sonra üyelere sunulmalıdır. Kurulacak başkanlık divanı ayrıca Parti Meclisinin genel kurul ve komisyonlar şeklindeki çalışmalarını planlayacaklar, partinin öteki birimleriyle ilişkilerini düzenleyecekler, PM üyelerinin çalışmalarının, etkinliklerinin eşgüdümünü sağlayacaklardır.

Parti Meclisi çalışmasını komisyonlar ve genel kurul olarak yürütmelidir. Kurulacak komisyonların sayısını belirlemede TBMM’deki komisyonların sayıları ve alanları esas alınmalıdır. Komisyonların çalışma sonuçları ya da Partinin, hangi birimde hazırlanmış olursa olsun, ideolojik ve siyasi duruşunu belirleyecek olan tüm çalışmalar, karara bağlanmak üzere PM Genel Kuruluna sunulmalıdır. PM Genel Kurulu, CHP’nin en büyük buluşma platformu olacaktır. TBMM grup başkan vekilleri ve grup yönetim kurulu üyeleri, kadın kolları genel başkanı ve gençlik kolları genel başkanı PM’de yer almaktadır. Genel başkan yardımcıları ve genel sekreter zaten PM üyeleridir. Genel başkan ise disiplin kurulunun dışında bütün Parti örgütünün başkanıdır. Bu nedenle partinin değişik alanlardaki politika ve stratejisinin, TBMM’ye sunulan yasa, tasarı ve teklifleri de içinde olmak üzere PM’de karara bağlanması doğaldır.

Partimizde, ‘Örgütlenmenin Etkenliği’, ‘Adayların Seçilmesi’, ‘Siyasetin Belirlenmesi’ başlıklarının dışında kalan işlerin tümünü ‘Olağan İşler’ başlığı altında topluyorum. İl ve ilçelerimizdeki üye yapısının, oralardaki toplumsal doku ile uyumlu olmasını bir örgütlenme ilkesi olarak benimsemeliyiz. Partimizde olası tüzük ve program ihlallerini önlemek için mevcut disiplin kurulu, etik kurul gibi yapıların yeterli olmadığı kanısındayım.

Tüzük ve Program ihlali iddiaları için pratik işleyişi olan bir kuruma ihtiyacımız var. Bunu Parti Ombudsmanlığı ya da Parti Hakemliği diye adlandırabiliriz.

Bir başka önerim, sol bir parti kimliğimizle yapay zekâ konusunu önemle ele almamız gerektiği şeklindedir. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Kongreler sürecinde bu önerilerimi değerlendirmenizi istiyorum. Kuşkusuz başka öneriler de olacaktır, onları da değerlendirmelisiniz. 2023 Mayıs seçimleri sürecinde katıldığım her toplantıda partililerimizin tempolu bir biçimde ‘iktidar, iktidar’ diye haykırışlarına tanık oldum. Daha önceki seçimlerde böyle bir seslenişi anımsamıyorum. Ayrıca bu haykırışı bir dilek olarak değil, bir iddia olarak alıyorum. Evet, bunu yapabiliriz, iktidara gelebiliriz! Ama önce örgütümüzün kapasitesini yükseltmeliyiz. Gelin hep birlikte efsaneyi geri getirelim.”

Paylaşın

MHP İle İYİ Parti Arasında “İttifak” Polemiği

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İYİ Parti’ye yaklaşan yerel seçimler için çağrı yaparak “Çağırdık dönmediniz yuvaya, yerel iktidarda komşu olalım ülke hayrına” ifadelerini kullanmıştı. Bahçeli’nin bu açıklaması sonrası İYİ Parti ve MHP’li kurmaylardan karşılıklı açıklamalar gelmeye devam ediyor.

Haber Merkezi / Bahçeli’nin yerel seçimde ittifak çağrısıyla ilgili yazılı açıklama yapan İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, İYİ Parti’nin seçim çalışmaları ve olası yol haritasının kamuoyunda geniş biçimde irdelendiğini belirterek, “Farklı iddiaların da öne çıkarıldığı görülmektedir. Dün de bir TV programında MHP üzerinden benzer bir gelişme zuhur etmiş ve bugün gün içerisinde kimi yetkililerince kurumsal kimliğimizi hedef alan talihsiz açıklamalar ortaya konulmuştur” dedi.

Zorlu’nun açıklamasının devamında ise şu ifadeleri kullandı: “Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener, 24 Haziran 2023’te gerçekleşen büyük kongremizde 85 milyon insanımız için siyasette yeni bir zemin, yeni bir yol açma irademizi ortaya koymuş ve en büyük gücümüze yani milletimize kulak vereceğimizi ifade etmiştir.

Söz konusu tartışmaya ilişkin olarak partimizin görüşünü açıkça kamuoyuna iletiyor ve güzel ülkemizin temiz kalpli insanlarını, milliyetçilerini, vatanseverlerini, Türkiye sevdalılarını ülke ve millet hayrına İYİ Parti’de buluşmaya davet ediyoruz: 26 Ağustos ruhuyla rotamız net, pusulamız millet!”

Zorlu’nun açıklaması sonrası MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın da konuya ilişkin sosyal medyadan yaptığı paylaşımda, Bahçeli’nin “samimi ve yürekten çağrısına” verilen “tutarsız ve kaçamak cevaplar, bu partide hüküm süren kendini ve aslını inkâr çıkmazının bir başka yüzünü ele verdi” ifadesini kullandı.

İYİ Parti’nin bugüne kadar “birçok hatalı siyasi manevra” yaptığını ve “millet nezdinde zaten zayıf olan inandırıcılığını büsbütün yitirdiğini” iddia eden Yalçın, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Altılı Masa’dan ayrılıp sonra tekrar geri dönmesini ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun kazanması için çaba göstermesini bunlara örnek verdi.

Semih Yalçın, Bahçeli’nin “‘Güvenilir komşular edinin. Güvenli limana demirleyin’ kabilinden çağrısını peşinen ve kalibresi çok düşük bir siyasi üslupla reddederek en büyük yanlışa düştü” dedi. İYİ Parti’yi “MHP taklitçiliğine soyunmakla” suçlayan Yalçın, asıl varken milletimiz kötü kopyaya veya ucuz taklide itibar etmez” diye devam etti.

Devlet Bahçeli, İYİ Parti’nin 3-4 Ağustos 2019’da düzenlediği kurultay öncesinde MHP’den ayrılanları yeniden partiye davet etmişti.

MHP Lideri Bahçeli, “Milliyetçi Hareket Partisi’nden kopan dava arkadaşlarımız 25 Ekim 2017’de İYİ Parti’yi kurmuşlardır. Ancak geçmişte birlikte yürüyüp, beraberce mücadele ettiğimiz arkadaşlarımızın önemli bir kısmı aradıklarını bulamamışlar veya kenara itilmişlerdir.

Çağrım şudur: Fiziken orada, fikren aramızda bulunan dava arkadaşlarımın müştereken karar alıp Milliyetçi Hareket Partisi’ne dönüşün tarihi sorumluluğunu yerine getirmeleri halisane ve samimi beklentimdir. İYİ Parti’nin Olağanüstü Kurultay’ında MHP’yle bütünleşme ve birleşme hamlesi Türkiye’nin gücüne güç katacak” demişti.

Bahçeli’nin çağrıları İYİ Parti tabanında karşılık bulmamıştı. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ise Bahçeli’nin bu çağrısına, “Genel Merkez’deki çalışmaları bitirdik, evime dönüyorum” mesajı atarak yanıt vermişti.

Kasım 2015 genel seçimleri sonrasında Milliyetçi Hareket Partisi bünyesinde bulunan bazı milletvekilleri ve parti üyeleri genel başkan Devlet Bahçeli’nin seçim başarısızlığını eleştirerek parti içerisinde sert bir muhalefet gösterdiler.

Başta Meral Akşener, Ümit Özdağ ve Sinan Oğan gibi isimler MHP’yi olağanüstü kongreye götürmek için delege imzaları toplamaya başladı. Ancak hukuki nedenlerle olağanüstü kongreye gidemeyen Milliyetçi Hareket Partisi, Disiplin Kurulu’nun aldığı karar sonrasında Meral Akşener, Yusuf Halaçoğlu ve Ümit Özdağ gibi isimleri partiden ihraç etti.

Meral Akşener, Koray Aydın; Milliyetçi Hareket Partisi’nden ihraç edilen dört milletvekili Yusuf Halaçoğlu, Nuri Okutan, Ümit Özdağ, İsmail Ok; Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa eden Doğru Yol Partisi kökenli İzmir milletvekili Aytun Çıray ve 200 kişilik kurucu üye ile 25 Ekim 2017 tarihinde, Ankara Yenimahalle’de bulunan Nâzım Hikmet Kongre ve Sanat Merkezi’nde yapılan kongrede İYİ Parti kuruldu; partinin ismi, logosu ve sloganı açıklandı ve Meral Akşener oy birliğiyle partinin ilk genel başkanı seçildi.

Kurucu üye listesinde ağırlıklı olarak Milliyetçi Hareket Partisi ve ülkücü kökenli kimseler bulunsa da Refah Partisi, Anavatan Partisi, Doğru Yol Partisi ve Demokratik Sol Parti’de görev yapmış kişiler de bulunmaktadır.

Parti kurulduktan 17 gün sonra Çankaya’da genel merkez binası açıldı. Meral Akşener burası için “İyilerin Evi” ismini verdi.

Paylaşın

Cevdet Yılmaz: ‘Orta Vadeli Program’ın Hedefi Yek Haneli Enflasyon

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “2026 perspektifinde hatırlayacağımız, orta vadeli programımızın hedefi tek haneli bir enflasyona ülkemizi ulaştırmak. Bu çerçeveyi Merkez Bankasıyla birlikte hükümetimiz hedef birliği içinde ortaya koyacaktır” dedi.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz Finans Merkezi’nde finans dünyasının temsilcileri ile bir araya geldi.

Toplantıya Türkiye Bankalar Birliği üyeleri, Türkiye Vakıflar Bankası, Türkiye İş Bankası, Türkiye Halk Bankası, Türkiye Garanti BBVA, Yapı ve Kredi Bankası, Akbank, QNB Finansbank, Denizbank, Türk Eximbank, Türk Ekonomi Bankası, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası ve ING temsilcileri katıldı.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz toplantı öncesi basına açık bir bilgilendirme toplantısı gerçekleştirdi. Konuşmasında, “2026 perspektifinde hatırlayacağımız, orta vadeli programımızın hedefi tek haneli bir enflasyona ülkemizi ulaştırmak. Bu çerçeveyi Merkez Bankasıyla birlikte hükümetimiz hedef birliği içinde ortaya koyacaktır” diyen Cevdet Yılmaz, özele şu ifadeleri kullandı:

Orta vadeli programımızı 3 sac ayağı üzerine inşa ediyoruz. Birincisi mali disiplin, burada tabi son dönemlerde yaşadığımız büyük bir felaket var. Diğer taraftan parasal politikalar, para politikamızın ana çerçevesiyle orta vadeli programımızda yer alacak. Üçüncü bir ayağı var orta vadeli programımızın, mali politikalar ve para politikaları dışında, yapısal reformlar.

Bir geçiş sürecindeyiz. Belli politikalarımızda güncellemeler gerçekleştiriyoruz. Bu geçiş sürecinde de sistemin sıhhati, sistemin iyi işlemesinin tek tek aktörlerin pozisyonlarının önünde olması gerektiğini düşünüyoruz. Sistemi hep birlikte iyileştirme, hep birlikte geliştirme perspektifi tek tek aktörlerin pozisyonunun önünde olmak durumunda.”

“Orta vadeli programda yol haritamızı paylaşacağız”

Öte taraftan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Batman’da katıldığı bir etkinlikte yaptığı konuşmada, bir taraftan mali disiplini yeniden tesis ederken, bir taraftan da enflasyonu tek haneye düşürecek bir çaba içerisine girdiklerini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Yeni dönemde bizim en büyük önceliğimiz tabii ki makro finansal istikrarın pekiştirilmesi. Onun için bildiğiniz gibi para politikasında bir rasyonelleşmeye doğru gidiyoruz. Maliye politikasında deprem etkisi, ki bir kerelik bir etkidir, onun dışında kalan alanda yine Türkiye’nin bütçe dengelerini maksim kriterleri ölçüsünde şekillendiriyoruz.

Dolayısıyla bir taraftan mali disiplini tekrar tesis ediyoruz, bir taraftan para politikasında enflasyonu tek haneye düşürecek bir çaba içerisine girmiş bulunmaktayız. Bunları destekleyecek bir de yapısal reform gündemimiz var. Eylülün başında orta vadeli programı açıklayacağız. Orta vadeli programda biz yapısal reformlar noktasında da yol haritamızı paylaşacağız.

Dolayısıyla orta vadeli program hem özel sektör için hem kamu için önemli bir rehber, bir yol haritasını ifa edecek. Enflasyon politikasını Merkez Bankası paylaştı. 2024 ve sonrasında gerek para politikasını, gerek maliye politikasını, gerekse gelirler politikasını biz bu çerçevede şekillendireceğiz. Dolayısıyla enflasyonu tekrar tek hanelere düşürmek için bütün politika araçlarını kullanacağız.”

Paylaşın

“Diyanet İşleri Başkanı Görevden Alınma Korkusu Yaşıyor” İddiası

Yaptığı açıklamalar ile gündemden düşmeyen Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş hakkında dikkat çeken bir iddia öne sürüldü. Erdoğan’ın desteğini almaya çalışan Ali Erbaş’ın, “Görevden alınma korkusu” ile hareket ettiği iddia edildi.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, son olarak Yalova’da verdiği bir hutbede çalışma ve ders saatlerinin Cuma namazına göre düzenlenmesi gerektiği açıklaması ile gündeme gelmişti.

BirGün gazetesinden Mustafa Bildircin’in haberine göre, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, son dönemde yaptığı açıklamalarla tartışmaların odağına oturdu.

Yalova’da verdiği hutbede çalışma ve ders saatlerinin Cuma namazına göre düzenlenmesini isteyen Erbaş, uzun süredir iktidarın ajandasında olduğu belirtilen hafta tatilinin pazardan cumaya alınması tartışmalarını da yeniden alevlendirdi. Erbaş’ın hemen her söylemi, ekonomik krizin giderek derinleştiği Türkiye’de en çok tartışılan konular arasına girdi.

Diyanet İşleri Başkanlığı kaynaklarından yapılan açıklamalarda Erbaş’ın, “Kasıtlı olarak” hareket ettiği savunuldu. İddiaya göre, “Görevden alınma korkusu” yaşayan Erbaş, ders saatlerinin Cuma namazına göre düzenlenmesine yönelik çıkışı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın desteğini arkasına alabilmek için yaptı.

“Hedef saptırıyor”

Erbaş’a yönelik iddialar arasında, Atatürk’e yönelik düşmanca söylemleri, muhalefeti hedef alan açıklamalarıyla gündeme gelen Ankara Melikehatun Camii imamı Halil Konakçı’ya da “Muhafazakar çevreyi rahatsız etmemek için dokunmadığı” da yer aldı.

Türkiye’de, “Ders saatlerinin Cuma namazına denk gelmesi” gibi bir tartışma olmadığını, Cuma namazına gitmek isteyen öğrencilere kolaylık sağlandığını belirten Diyanet kaynakları, Erbaş’ın bunu bilmesine karşın “sorun” var” görüntüsü vermeye çalıştığını anlattı.

Erbaş’ın tüm çabasının, ekonomik krizin konuşulmasını engelleyerek koltuğunu sağlamlaştırmak olduğunu öne süren Diyanet çevreleri, “Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasi tabanının tepkisinden çekindiği için Erbaş’ın sonunu erteliyor” diye konuştu.

Paylaşın

Bahçeli’den İYİ Parti’ye Yerel Seçimlerde İş Birliği Çağrısı

31 Mart 2024’ta yapılması planlanan yerel seçimler için İYİ Parti’ye iş birliği çağrısı yapan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Çağırdık dönmediniz yuvaya, yerel iktidarda komşu olalım ülke hayrına” dedi.

Haber Merkezi / Bahçeli’nin çağrısı, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı İsmail Özdemir’in Hürriyet gazetesi yazarı Hande Fırat’a ilettiği notla kamuoyuna açıklandı.

Fırat, CNN Türk’teki programında Özdemir’in mesajını şu sözlerle aktardı: “Sayın Genel Başkanımız, 1 Ağustos 2019 tarihinde Twitter üzerinden bir mesaj yayınlamış ve geçmişte MHP’de yer alıp daha sonra İYİ Parti bünyesine geçem isimlere bir çağrıda bulunmuştu. Yine Sayın Genel Başkan’ımız sizlere hürmetlerini sunarak İYİ Parti’ye yeni bir çağrı iletiyor ve saygıdeğer kamuoyuyla paylaşıyorlar: ‘Çağırdık dönmediniz yuvaya, yerel iktidarda komşu olalım ülke hayrına.’”

Bahçeli’nin sözlerine İYİ Parti’den ilk tepki Genel Başkan Yardımcısı Tolga Akalın’dan geldi. Tamga Türk sitesine açıklama yapan Akalın, “Devlet Bey bir üçüncü yol çağrısı yapıyorsa, yani bir milliyetçiler ligi kurmak istiyorsa zaten biz oradayız. Buyursun gelsin” dedi.

İYİ Parti Çanakkale Milletvekili Rıdvan Uz ise isim vermeden yaptığı paylaşımda, “Beyefendi kirada oturduğu evi satmaya kalkıyor” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Muğla Milletvekili ve İYİ Parti Kurucular Kurulu Üyesi Metin Ergun da sosyal medya hesabından, “Türk milliyetçiliği varlığı itibariyle siyasal İslamcılığa karşı konumlanmış bir harekettir. Dolayısıyla öyle bir yapıyla yan yana olmaz, olamaz. Tarihinin en çetin mücadelesini de, 20. yüzyılılın ilk yarısında siyasal İslamcılara karşı vermiştir” ifadelerini kullandı.

Devlet Bahçeli, İYİ Parti’nin 3-4 Ağustos 2019’da düzenlediği kurultay öncesinde MHP’den ayrılanları yeniden partiye davet etmişti.

MHP Lideri Bahçeli, “Milliyetçi Hareket Partisi’nden kopan dava arkadaşlarımız 25 Ekim 2017’de İYİ Parti’yi kurmuşlardır. Ancak geçmişte birlikte yürüyüp, beraberce mücadele ettiğimiz arkadaşlarımızın önemli bir kısmı aradıklarını bulamamışlar veya kenara itilmişlerdir.

Çağrım şudur: Fiziken orada, fikren aramızda bulunan dava arkadaşlarımın müştereken karar alıp Milliyetçi Hareket Partisi’ne dönüşün tarihi sorumluluğunu yerine getirmeleri halisane ve samimi beklentimdir. İYİ Parti’nin Olağanüstü Kurultay’ında MHP’yle bütünleşme ve birleşme hamlesi Türkiye’nin gücüne güç katacak” demişti.

Bahçeli’nin çağrıları İYİ Parti tabanında karşılık bulmamıştı. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ise Bahçeli’nin bu çağrısına, “Genel Merkez’deki çalışmaları bitirdik, evime dönüyorum” mesajı atarak yanıt vermişti.

Kasım 2015 genel seçimleri sonrasında Milliyetçi Hareket Partisi bünyesinde bulunan bazı milletvekilleri ve parti üyeleri genel başkan Devlet Bahçeli’nin seçim başarısızlığını eleştirerek parti içerisinde sert bir muhalefet gösterdiler.

Başta Meral Akşener, Ümit Özdağ ve Sinan Oğan gibi isimler MHP’yi olağanüstü kongreye götürmek için delege imzaları toplamaya başladı. Ancak hukuki nedenlerle olağanüstü kongreye gidemeyen Milliyetçi Hareket Partisi, Disiplin Kurulu’nun aldığı karar sonrasında Meral Akşener, Yusuf Halaçoğlu ve Ümit Özdağ gibi isimleri partiden ihraç etti.

Meral Akşener, Koray Aydın; Milliyetçi Hareket Partisi’nden ihraç edilen dört milletvekili Yusuf Halaçoğlu, Nuri Okutan, Ümit Özdağ, İsmail Ok; Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa eden Doğru Yol Partisi kökenli İzmir milletvekili Aytun Çıray ve 200 kişilik kurucu üye ile 25 Ekim 2017 tarihinde, Ankara Yenimahalle’de bulunan Nâzım Hikmet Kongre ve Sanat Merkezi’nde yapılan kongrede İYİ Parti kuruldu; partinin ismi, logosu ve sloganı açıklandı ve Meral Akşener oy birliğiyle partinin ilk genel başkanı seçildi.

Kurucu üye listesinde ağırlıklı olarak Milliyetçi Hareket Partisi ve ülkücü kökenli kimseler bulunsa da Refah Partisi, Anavatan Partisi, Doğru Yol Partisi ve Demokratik Sol Parti’de görev yapmış kişiler de bulunmaktadır.

Parti kurulduktan 17 gün sonra Çankaya’da genel merkez binası açıldı. Meral Akşener burası için “İyilerin Evi” ismini verdi.

Paylaşın

Bakan Şimşek: Net Rezervler 20,1 Milyar Dolara Yükseldi

Son iki ayda rezervlerde 17.1 milyar dolar artış kaydedildiğini vurgulayan Bakan Şimşek, “Bu dönemde net rezervler ise 20.1 milyar dolar yükselişle 15.7 milyar doları seviyesinde gerçekleşti” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Rezerv artışlarının, kur korumalı mevduat dönüşlerinin rekor seviyede olduğu ağustos ayında devam etmesi oldukça anlamlı. Piyasa koşulları elverdiği ölçüde rezerv biriktirmeye devam edeceğiz.”

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre net rezervler 10,9 milyar dolardan 15,7 milyar dolara yükseldi. Brüt rezervlerdeki toparlanma ise daha sınırlı kaldı.

Verilere göre brüt rezervler 4 Ağustos haftasında 113,8 milyar dolardan 115,6 milyar dolara yükseldi. Kur Korumalı Türk Lirası (TL) Mevduat ve katılma hesapları ise 4 Ağustos’la sona eren haftada 3 trilyon 132 milyar TL’den 3 trilyon 282 milyar TL’ye çıktı.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, konuyla ilgili sosyal medya hesabında şu açıklamayı yaptı:

“Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine göre, 2023 Mayıs sonu itibarıyla 98.5 milyar ABD Doları seviyesinde olan brüt rezervler 4 Ağustos haftası itibarıyla 115.6 milyar ABD Doları seviyesine yükseldi.

Böylece son iki ayda rezervlerde 17.1 milyar ABD Dolarına varan artış kaydedildi. Bu dönemde net rezervler ise 20.1 milyar ABD doları yükselişle 15.7 milyar ABD doları seviyesinde gerçekleşti.

Rezerv artışlarının, kur korumalı mevduat dönüşlerinin rekor seviyede olduğu ağustos ayında devam etmesi oldukça anlamlı. Piyasa koşulları elverdiği ölçüde rezerv biriktirmeye devam edeceğiz.”

Paylaşın