TÜİK Enflasyon Verilerini Açıkladı; Ekonomistler Ne Dedi?

TÜİK ağustos ayı enflasyon verilerini değerlendiren ekonomist Orhan Karaca, “Ağustos ayında aylık enflasyon yüzde 9,09, yıllık enflasyon %58,94 olmuş. TCMB’nin yüzde 58’lik yıl sonu tahminine şimdiden geldik bile… Hayırlı uğurlu olsun” dedi.

Haber Merkezi / Oğuz Demir enflasyon verilerine ilişkin, “Ağustos ayında yüzde 8,5 gıda enflasyonunu da gördü ya bu gözler. Yıllarca yapılan yanlışları söyledik, yapmayın dedik. Şimdi kısmen doğrular yapılıyor. Ama o kadar yanlışın üzerine doğruyu yapmaya çalışmanın da bedeli yüksek oluyor” ifadelerini kullandı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Ağustosta tüketici fiyat endeksi (TÜFE) yüzde 9,09 artış kaydetti. Geçen yılın aynı dönemine göre TÜFE yüzde 58,94’e yükseldi.

Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) verilerine göre ise geçen ay tüketici fiyat endeksi, Temmuz ayına göre yüzde 8,59 oranında arttı. Böylece ENAG’a göre Ağustos ayında yıllık enflasyon, yüzde 128,05’e yükseldi.

Ekonomistler sosyal medya hesabından, TÜİK’in ağustos ayına ilişkin enflasyon verilerini değerlendirdi.

Hayri Kozanoğlu, “‘Rasyonel’ politikalarla aylık enflasyon yüzde 9’un üzerinde açıklanmaya başladı! Yıl sonu yüzde 58 tahmininin de tutması artık çok zor. 2023 enflasyonu yüzde 70’in üzerinde gerçekleşecek!” ifadelerini kullanırken, Mustafa Sönmez, “Yıllık tüfe artışında lokanta fiyatları yüzde 89 ile ilk sırada ama yüzde 72 gıda enflasyonu en vahimi. Alt orta sınıflar için budur önemli olan” dedi.

Hakan Kara, “Tam ispatlayamam ama son aylarda TÜİK’in enflasyon ölçümünde bir yapısal değişim seziyorum. 2022 Mart ayından bu yana ciddi farklılaşan İTO-TÜİK aylık enflasyon farkı seçimden sonraki üç ayda tekrar sıfıra yaklaştı” değerlendirmesinde bulundu.

Alaattin Aktaş, “Eeee’ n’oldu şimdi! Ağustos enflasyonunu en yüksek açıklayan kurum TÜİK. Ne yani enflasyon hesaplayan diğer kurumlar gerçek artışı sakladı mı?” ifadelerini kullanırken, Oğuz Demir, “Ağustos ayında yüzde 8,5 gıda enflasyonunu da gördü ya bu gözler. Yıllarca yapılan yanlışları söyledik, yapmayın dedik. Şimdi kısmen doğrular yapılıyor. Ama o kadar yanlışın üzerine doğruyu yapmaya çalışmanın da bedeli yüksek oluyor” dedi.

Orhan Karaca ise, Ağustos ayında aylık enflasyon yüzde 9,09, yıllık enflasyon %58,94 olmuş. TCMB’nin yüzde 58’lik yıl sonu tahminine şimdiden geldik bile… Hayırlı uğurlu olsun” ifadelerini kullandı.

Şimşek’ten “kararlıyız” mesajı

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, enflasyon rakamlarının açıklanmasının ardından sosyal medyadan yaptığı paylaşımda “Enflasyonla mücadelenin biraz zaman alacağını biliyoruz. Geçiş dönemindeyiz. Enflasyonu kontrol altına almak ve daha sonra düşürmek için ne gerekiyorsa (parasal sıkılaşma, kredi politikası ve gelirler politikaları) yapacağız. Sonuçta sabretmemize değecek. Enflasyonla mücadelede kesinlikle kararlıyız” dedi.

Dünya gazetesi yazarı Özcan Kadıoğlu, Şimşek’e cevaben “Siz göreve başladıktan sonra TÜFE yaklaşık 3 ayda %24.12 artış kaydetti. Bu artışa en büyük katkıyı maalesef kamu fiyat artışları sebep oldu. Enflasyon yayılımı ölçmek adına TUİK geçmişte olduğu gibi madde sepetindeki tüm ürünlerin fiyatlarını her ay tek tek açıklamalı” çağrısında bulundu.

Ekonomist Oğuz Demir de Şimşek’e cevaben “Bizim zaten sabretmekten başka bir seçeneğimiz yok. O yüzden zaten sadece bekliyoruz. Asıl sabretmesi gerekenler, sizin attığınız adımlara sabredecek mi?” diye sordu.

Demir, ayrıca “2005’ten bu yana ortalamalara bakarsanız bu yaz nasıl bir enflasyon travmasından geçtiğimizi görürsünüz” diyerek, 2023 verilerinin 2005-2022 yılları ortalamalarından ne kadar yüksek olduğunu gösteren bir tablo paylaştı.

Profesör Dr. Burak Arzova “Normalleşme adımlarından TUİK de nasibini almış gibi gözüküyor. Enflasyonla mücadele önce gerçeği kabul etmekle başlar” ifadesini kullandı.

Ekonomist Banu Kıvcı Tokalı, sosyal medyadan yaptığı açıklamada “Yıl sonuna kadar yükselişin %60’ın üzerine çıkarak devam ettiğini görebileceğiz” değerlendirmesinde bulundu ve 2024’ün ilk çeyreğinde baz etkisiyle düşüş olabileceği, ikinci çeyrekte ise “yıllık enflasyonda yeni tepe” olabileceği öngörüsünde bulundu.

Paylaşın

Mehmet Şimşek’ten “Enflasyon” Yorumu: Biraz Zaman Alacak

Ağustos ayında aylık yüzde 9,09, yıllık ise yüzde 58,94 olarak gerçekleşen enflasyon verilerini değerlendiren Bakan Şimşek, “Enflasyonla mücadelenin biraz zaman alacağını biliyoruz. Geçiş dönemindeyiz” dedi.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), verilerine göre ağustosta tüketici enflasyonu, piyasa beklentilerini aşmıştı. Yüzde 7,3 seviyesindeki tahminlere karşın aylık enflasyon, temmuzun ardından ağustos ayında da yüzde 9’u aşmıştı.

Yıllık enflasyon ise yüzde 59’a dayanarak Merkez Bankası’nın “gerçekçi” olarak değerlendirilen yüzde 58’lik enflasyon hedefini henüz ağustos ayından geçmişti.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından, TÜİK’in açıkladığı enflasyon verilerine ilişkin açıklama yaptı. “Enflasyonla mücadelenin biraz zaman alacağını biliyoruz” diyen Şimşek, şöyle dedi:

“Geçiş dönemindeyiz. Enflasyonu kontrol altına almak ve daha sonra düşürmek için ne gerekiyorsa (parasal sıkılaşma, kredi politikası ve gelirler politikaları) yapacağız. Sonuçta sabretmemize değecek. Enflasyonla mücadelede kesinlikle kararlıyız.”

Şimşek’ten KOBİ’ler için kredi açıklaması

Bakan Şimşek, sosyal medya hesabından KOBİ kredilerine ilişkin de açıklamalarda bulundu. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“KOBİ’lerin kredi garanti sisteminden kullanabileceği kredi garanti limitini 100 milyon TL’den 150 milyon TL’ye artırdık. Bu rakamı KOBİ dışı büyük işletmeler için de 350 milyon TL’den 500 milyon TL’ye yükselttik. Bu düzenlemeler dün resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Bankacılık sistemindeki sınırlı kaynaklarımızı yatırıma, üretime ve ihracata kanalize etmeye devam edeceğiz.” dedi.

Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile KOBİ’lerin kredi garanti limitleri artırıldı. Kararla KOBİ’lerin sistemden kullanabileceği kredi garantisi 100 milyon liradan 150 milyon liraya çıkarıldı.

Büyük firmalar için ise bu tutar 350 milyon liradan 500 milyon liraya yükseltildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasını taşıyan karar Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Paylaşın

Akşener’den Yerel Seçim Açıklaması: Onun Bunun Ağız Kokusunu Çekmeden…

Yerel Seçimlere ilişkin değerlendirmede bulunan İYİ Parti Lideri Akşener, “Biz bu seçimlere her bir yerde tek başımıza girecek gibi hazırlanacağız. Bu netlikle söylüyorum. Biz hür ve müstakil bir siyasi parti olarak bu seçimde kendimizin kaç kilo ettiğini tarttıracağız, göreceğiz, paylaşacağız” dedi ve ekledi:

“Seçmene, milletimize anlatacağız kendimizi. Sosyal medya önemli ama sosyal medyanın yankı odalarından çıkıp kapı zili çalacağım ben, hepiniz çalacaksınız. Köylere gideceğim, hepiniz gideceksiniz. O insanlara dokunacağız. HDP’lilik üzerinden elini uzatanın eline vuruldu. Bunların hepsine ‘hayır’ diyerek yola çıkacağız kendi başımıza. Bunların neticesinde bütün sorumluluk bana aittir.”

Akşener, değerlendirmesinin devamında, “Her kararı ortak veriyoruz ama elbette sorumluluk benimdir. Diyorsa ki kardeşim senden bir şey olmaz. O da can baş üstüne. Milletimiz de bilecek ki bu bir neredeyse referandumdur. Anladınız mı? Şimdi onun için çok fazla çalışacağız. Çok insana ulaşacağız ve biz kendimizi tarttıracağız.

Biz kaç kilo ediyoruz, göreceğiz. Buradaki hedefimiz elbette belediye başkanlıklarını almak ama en önemlisi onun bunun ağız kokusunu çekmeden, onun bunun üzerinden hakaret yemeden hak etmediğimiz isnatların karşısında başımız öne eğilmeden sonuç bizimdir. O sonucun neyse, artıysa hepimizindir, eksiyse sorumlu benim gereğini yapacağım.” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Partisinin Bursa İl Başkanlığı’nı ziyaret etti. Sol Haber’in aktardığına göre, Akşener, “sosyal medyanın yarattığı yankı odalarının dışına çıkıp gerçekten vatandaşa dokunulduğu” bir çalışma biçimini 15 Eylül’den itibaren başlatacağını söyledi.

Genel seçim sonuçlarına da değinen Akşener şunları söyledi: “O seçimin sonuçlarıyla ilgili olarak suçlandık da suçlandık. Kabulümdür. Keşke her şeyin sorumlusu, hataların, eksiklerin sorumlusu bu gariban olsun. O olmadığı zaman demek ki her şey iyi olur anlaşılır ama öyle bir durum yok. Bunun sorumlusu hep beraber hepimiziz. O masada oturan 6 kişi ve 6 kişinin temsil ettiği her bir kişidir. Dolayısıyla ben sorumluluğumu partim adına kabul ediyorum.

Amma velakin asla kabul etmediğim bir şey var. ‘İYİ Partililer çalışmadı’ koskocaman kuyruklu bir yalandır. İYİ Parti’ye oy vermeyi düşünenlerin önemli bir kısmı kızdı, gitti. Onlara da saygım sonsuz ama İYİ Parti’yi cezalandıranlar Sayın Kılıçdaroğlu’na da oy vermediler, bize de oy vermediler. Biz de ceza gördük. Can baş üstüne. Bu hatadan, bu eksikten, bu yanlıştan neyse bunun adı bir ders çıkarıp, bir daha hataysa hataları tekrarlamayacağız. Çünkü seçmen velinimettir. Seçmenin dediği başımızın üstündedir.”

Akşener, genel seçimde yüzde 9,67 oranında oy aldıklarını hatırlatarak, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Yüzde 15-17’lerin konuşulduğu bir süreçte yuvarlarsak yüzde 10’luk bir oy almışsak üstü zaten bizi cezalandırmış dolayısıyla da herkesi cezalandırmış. Bize verilen oyla Sayın Kılıçdaroğlu’nun aldığı oyu ve diğer siyasi partilerin aldığı oyu toplayın işte bizim partimize oy verenlerin partililerimizin, seçmenimizin Sayın Kılıçdaroğlu’na gerçekten samimiyetle çalıştığını gösterir.

Dolayısıyla bana canlarının istediğini söylüyorlar. Ben siyasetçiyim, talep edenim. Ona saygı duymaya gayret ediyorum ama partililerime, arkadaşlarıma saygısızlık edeni çarparım. Hem de nasıl çarparım biliyor musunuz? Yüzlerini yere yapıştırırım yere. Şimdi saygısızlığın, şımarıklığın son bulduğu bir döneme giriyoruz. Dolayısıyla biz çalışacağız.”

“Onun bunun ağız kokusunu çekmeden…”

Genel İdare Kurulu (GİK), divan, milletvekilleri, il başkanlarıyla toplantılar yaptığını hatırlatan Akşener, genel seçimlerdeki oy kayıplarının nedenlerini bu toplantılardan öğrendiğini aktardı. O bilgilere göre bir yol haritası oluşturarak ona göre hareket edeceklerini vurgulayan Akşener, şunları kaydetti:

“Bugün burada ‘Vira Bismillah’ diyoruz. Yerel seçimlere hazırlanacağız. Her bir ilçe için mutlaka adayınız olacak. Onları konuşacağız. Bundan sonra Bursa’dan başlayarak gittiğim her yerde söyleyeceğim her ilçeye varsa her beldeye mutlaka arkadaşlarımızı hazır edeceksiniz. Biz bu seçimlere her bir yerde tek başımıza girecek gibi hazırlanacağız. Bu netlikle söylüyorum. Biz hür ve müstakil bir siyasi parti olarak bu seçimde kendimizin kaç kilo ettiğini tarttıracağız, göreceğiz, paylaşacağız.

Seçmene, milletimize anlatacağız kendimizi. Sosyal medya önemli ama sosyal medyanın yankı odalarından çıkıp kapı zili çalacağım ben, hepiniz çalacaksınız. Köylere gideceğim, hepiniz gideceksiniz. O insanlara dokunacağız. HDP’lilik üzerinden elini uzatanın eline vuruldu. Bunların hepsine ‘hayır’ diyerek yola çıkacağız kendi başımıza. Bunların neticesinde bütün sorumluluk bana aittir. Her kararı ortak veriyoruz ama elbette sorumluluk benimdir. Diyorsa ki kardeşim senden bir şey olmaz. O da can baş üstüne. Milletimiz de bilecek ki bu bir neredeyse referandumdur.

Anladınız mı? Şimdi onun için çok fazla çalışacağız. Çok insana ulaşacağız ve biz kendimizi tarttıracağız. Biz kaç kilo ediyoruz, göreceğiz. Buradaki hedefimiz elbette belediye başkanlıklarını almak ama en önemlisi onun bunun ağız kokusunu çekmeden, onun bunun üzerinden hakaret yemeden hak etmediğimiz isnatların karşısında başımız öne eğilmeden sonuç bizimdir. O sonucun neyse, artıysa hepimizindir, eksiyse sorumlu benim gereğini yapacağım.”

Akşener, konuşmasında, partisinin ilk belediye başkan adayını ilan ederek, Orhaneli İlçe Başkanı Mümtaz Arslan’ın Orhaneli Belediye Başkan Adayı olduğunu paylaştı.

Paylaşın

YSP’li Önder’den Muhalefete “Barış” Eleştirisi

Yeşil Sol Parti Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, sonuçsuz kalan “çözüm sürecini ve barışı” sürecine ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Barış isteyenlerin de muhatap seçme keyfiyeti söz konusu değildir. İktidar kadar muhalefetin de çözüm istemesi gerekli. Seçimlerde gördük, taraflar birbirlerini Kürt sorunu üzerinden terbiye ediyorlardı. Türkiye’nin yüzde 51’ini AKP, diğerini ise muhalefet temsil ediyor. Biraz da muhalefet çözüm süreci demeli, barış demeli…” ifadelerini kullandı.

Olası bir barış için “zihniyet inşasının” önemine de değinen Önder, “İster barış diyelim ister çözüm, sonuç değişmez, ikisi de zihinsel bir inşa ister ve zihinler inşa edilmediği sürece de bir şey üretemeyiz. Zihinleri inşa etmenin yolu da hakikatten geçer. İnsan hakikat uğruna fedakârlık yapabilir, bir şeyleri feda edebilir” dedi.

İmralı Heyeti’nde yer alan Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, sonuçsuz kalan “çözüm sürecini ve barışı” sürecine ilişkin Bianet‘e konuştu.

Kobani davası duruşmalarından birinde çözüm süreci için “niye gerçekleşmediğinin cevabını düşünmekle meşgulüm” sözünü hatırlattığımız Önder, şunları dile getirdi:

“Bunun için öncelikle ‘barış’ kavramına derinden bir bakmak gerekir diye düşünüyorum. Duruşmada bu sözü söyledikten sonra şöyle devam etmiştim: Barış üzerine söylenen en şahane sözlerin başında kuşku yok ki Spinoza’nın sözleri gelir. Ona bakılırsa ‘barış, savaşın olmaması demek değildir; o bir erdem, bir ruh hali, iyilikseverlik eğilimi, güven ve asalettir’. Barış elbette ki tek başına savaşın askıya alınması değildir. Evet, barış bir erdemdir, güven ve asalettir ve fakat iyilikseverlik eğilimi değildir. Ben kendimi iyiliksever olarak da tanımlamıyorum.”

Barış mücadelesinin “iyilik olsun diye” yapılamayacağını vurgulayan Önder, “Bir hayat felsefesi olarak, bir erdem olarak barışı savunuyoruz. Savaş çıkarmak kadar basit bir şey yoktur. Birinci dünya savaşında gördük, bir tetiğe basarsın, dünya tutuşur. Ya da Hitler gibi bir psikopat düğmeye basar, dünya alev alev yanar. Dünyanın bir tetiklik canı vardır. Peki ya barışın? Barış için neden bir butona basmak yetmiyor ve daha kötüsü elini tetikten çekince neden barış gelmiyor” dedi.

“Barış ferman edilmez, buyrulmaz”

“İşte burada tarihsel arka plana bakmak gerekir. Bilenler bilir, Roma İmparatorluğu’nun uzun yüzyıllarından bu yana barış, galibin koyduğu yasa olarak öğretildi bize. Galip olan, yakıp yıkan, ezen geçen, bir yasa buyuracaktı ve bunun adı barış olacaktı. Oldu da, böyle adlandırdılar çünkü: Pax Romana, Pax Ottomana dedikleri şey buydu. Ama bu gerçek bir barış değildi, olmadı da. Barışın muzaffer olanın fermanı olmadığına ezilen halkların ve sınıfların canlı tarihi şahit. Çünkü barış ferman edilmez, buyrulmaz.”

“Barış, ezilenin kafasını kırdıktan sonra onun kafasına sürülen pansuman değildir” diyen Önder, “Barış savaşın yedek lastiği değildir. En önemlisi de barış, savaş molası değildir. Savaşa virgül atmak hiç değildir. Eskiler boşuna dememişler, kılıç çeken el tutulmaz. Kılıçları kırmakla başlar barış. Barış erdemdir, feragattir, özgür iradelerin uyuşmasıdır” ifadelerini kullandı.

Sürecin neden bozulduğunun cevabını da yukarıdaki belirlemelerde aramak gerektiğini söyleyen Önder, “Bizden kaynaklanan yetmezliklere dair değişik mecralarda yeterince vurgu yaptığımı düşünüyorum. Başında barış talebini yeterince toplumsallaştıramamak, geniş kitlelere bunun hayatiyetini yeterince etkili anlatamamak geliyor. Devletten kaynaklanan kısmına sayfalar yetmez. Yine de en önemli gördüğüm başlığı söyleyeyim; savaş politikası ve tekçilik, bu ülkede temel hükmetme biçimidir. Savaşsız bir yönetme kabiliyeti, Cumhuriyet tarihi boyunca gösterilememiştir” dedi.

“Heba edilmiş zeminlerden birisi…”

Süreç boyunca yapılan görüşmelerde Öcalan’ın özellikle Meclis nezdinde bir “meşruiyet ve resmiyet kazandırma uyarılarına” dair konuşan Önder, “Bir komisyon kuruldu Meclis’te, fakat muhalefetin katılım göstermemesi nedeniyle kadük kaldı. Bundan iktidarın çok rahatladığını tahmin etmek güç değil. İş görme biçimleri olarak toplumsal temsiliyetleri sürece dâhil etmek, birçok açıdan iktidarı zorluyordu. Sürecin sigortası olabilirdi bu komisyon. Heba edilmiş zeminlerden birisi olarak değerlendirebiliriz” diye konuştu.

Sürecin aktörlerinden biri olan Öcalan ile uzun bir süredir görüşme gerçekleştirilemiyor. Bu duruma dikkat çeken Önder, “Dünyanın hiçbir yerinde sonsuza kadar sürmüş bir savaş yoktur. Eninde sonunda, başta görüşmeler olmak üzere, başka mekanizmalar devreye girer. Bu sürenin uzaması ve tek boyutlu bir güvenlik meselesi gibi ele alınması, toplumsal kaybımızı arttırmaktan başka bir sonuç üretmiyor maalesef. İmralı üzerinde uygulanan tecrit, bu paradigmanın kısa vadede değişmeyeceğinin bir göstergesidir. Barışa gönül indiren herkesin itiraza buradan başlaması gerekir” dedi.

Sürecin bozulmasından bu yana artan toplumsal kutuplaşma ve göçmen karşıtlığına dikkat çeken Önder, “Türkiye’de “göçmen” derken akla ilkin Araplar (Suriyeli) geliyor. Araplara karşı bir nefret söylemi var. Bu en çok milliyetçilerin işine yarıyor. Fransa’nın milliyetçi partisinin başkanı Marine Le Pen şunu söylüyordu, ‘Fransızlar için Fransa’. Şimdi, bunu herkes kendisi için söylüyor. Kapıya gelmiş mağdur bir anda, milliyetçiliği şahlandırıyor!” diye konuştu.

“Derrida’nın Konukseverlik Üzerine makalesine gönderme yapan Sırrı Süreyya Önder o makalede Derrida’nın şu soruyu sorduğunu belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Peki siz kimsiniz?” Kimileri de insan sever gibi görünüyor, hakkı ve adaleti dışlıyor. Konukseverlik kapıya gelene düşman gözüyle bakmamaktır. Zaten, kapın varsa, bir sınır vardır, sen sadece o kapıyı açmışsındır. Bir de insanlar, istediği için kapını çalmamıştır. Kapıyı çalmak zorunda kalmıştır. Sorunun temelinde ise Suriye Savaşı var ve kimse bu savaşla ilgili bir şey söyleme cesareti göstermiyor. Oradaki savaşı meşru gör, sonra da Arapların istilasından söz et. Olur mu?”

“Eşitlik, zihinlerin kalıcı bir çözüm isteğiyle mümkündür”

Önder, “barış umudu elbette ki vardır” diyerek şunları kaydetti: “Barış isteyenlerin de muhatap seçme keyfiyeti söz konusu değildir. İktidar kadar muhalefetin de çözüm istemesi gerekli. Seçimlerde gördük, taraflar birbirlerini Kürt sorunu üzerinden terbiye ediyorlardı. Türkiye’nin yüzde 51’ini AKP, diğerini ise muhalefet temsil ediyor. Biraz da muhalefet çözüm süreci demeli, barış demeli…”

Olası bir barış için “zihniyet inşasının” önemine değinen Önder, “İster barış diyelim ister çözüm, sonuç değişmez, ikisi de zihinsel bir inşa ister ve zihinler inşa edilmediği sürece de bir şey üretemeyiz. Zihinleri inşa etmenin yolu da hakikatten geçer. İnsan hakikat uğruna fedakârlık yapabilir, bir şeyleri feda edebilir” dedi.

“Ben ve arkadaşlarım fedakârlık konusunda her zaman parmak kaldırdık. Bu anlamda Zerdüşt’e taş çıkarttık. Zerdüşt sürekli yeni yollardan geçer, geçtiği her yoldan, yeni bir lisan öğrenir. Biz de bir lisan öğrendik. Bu lisan iki kelimeydi eşitlik ve gelecek. Hakikat ve gelecek diyalektiğini bir arada ele alabilme iradesi gerçekleştiği zaman çözülmeyecek sorun yoktur. Eşitlik, zihinlerin kalıcı bir çözüm isteğiyle mümkündür. Ne düello ne rulet!”

Önder barış yoluna yeniden girmek için gereken şeyin ise “Vicdani cesaret!” olduğunu düşünüyor.

Paylaşın

Mansur Yavaş İddiaları Yalanladı: Adaysak CHP’den Adayız

“CHP’den aday gösterilmek istenmediğine” yönelik iddiaları yalanlayan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın “Öyle bir daha parti değiştirmek falan yok. Bundan böyle adaysak CHP’den adayız” dediği öne sürüldü.

Mansur Yavaş, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na bir kez daha aday olduğunu açıklamıştı. Yavaş, “Nasip olursa herkesin belediye başkanı olmaya devam edeceğim. Bu dönemde olduğu gibi yeni dönemde de, bir devlet adamına yakışır şekilde rozetsiz başkanlık yapmaya devam edeceğim” demişti.

Gazeteci Fatih Altaylı, “(Mansur Yavaş) Adaylığını açıkladı ama CHP içinde istemeyenler olduğunu biliyoruz. Çankaya Belediye Başkanı’nın da adı geçiyor. CHP istemezse İYİ Parti ister, hatta AK Parti bile onu ister” şeklindeki açıklamasına Mansur Yavaş’tan cevap geldiğini belirtti.

Yavaş’ın yanıtını köşe yazısında aktaran Altaylı, Yavaş’ın “Öyle bir daha parti değiştirmek falan yok. Bundan böyle adaysak CHP’den adayız” dediğini belirtti.

Öte yandan Altaylı, Mansur Yavaş cephesinden kendisine gelen değerlendirmeleri de paylaştı:

“Mansur Yavaş, yerel seçim öncesi 6’lı masanın bu denli moralsiz olmasına bir anlam veremiyor. Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri kaybedildi ama 19 büyükşehri yerelde kazanacak oya ulaşıldı. Keza kazanılacak ilçe sayısında da artış var. Bu dağınık tablonun, bu birbirine düşmüş masanın kimseye faydası yok.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı, Eylül ayı içinde 6’lı masanın liderlerini bir davet ile bir araya getirip, yerel seçimler öncesi yeniden bir fikri beraberlik ve ortaklaşa gidilecek bir yerel seçim için aynı masada buluşturmayı hedefliyormuş. 6 lidere bir anlamda “Kendimize gelelim” demeyi planlıyormuş ancak peş peşe gelen açıklamalar sonrası bundan vazgeçmiş gibi görünüyormuş.

Mansur Yavaş CHP’nin kendisini aday göstereceğinden kuşku duymuyormuş. Genel Başkan’ın İstanbul ve Ankara’da mevcut başkanlarla seçime gitme konusunda verdiği söze sadık kalacağını düşünüyormuş.

Yavaş’ın aday gösterilmesi halinde Ankara Büyükşehir Belediyesi’ni kazanacağından kuşkusu yokmuş.

CHP dışında bir partiden aday olmaya niyeti olmadığı gibi, olması halinde kazanabileceğini düşünmüyormuş. CHP’nin Ankara’daki gücünü arkasına almayan bir adayın kazanma ihtimali olabileceğini düşünmüyormuş.

Aday olmak istediğini açıklamasının ise CHP yönetimine bir mesaj vermekle alakası yokmuş. Aday olduğunu, psikolojik üstünlüğü ele geçirmek için açıklamış. Aday olmayabilir dedikodularını kesmek ve İYİ Parti’ye de mesaj vermek amacıyla yapılmış bir açıklama olarak görmek gerekiyormuş.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı, 6’lı masanın yeniden bir araya geleceğine ve yerel seçim öncesi stratejik bir işbirliği yapacağına hâlâ inanıyormuş ve şu anda yapılan açıklamaları biraz da iç hesaplaşma olarak görüyormuş.”

 

Paylaşın

“Erdoğan, Şimşek’e ‘Seçimlere Kadar Her Kararını Bana Danış’ Dedi” İddiası

Ekonomik tablonun ‘enkazdan daha vahim olduğunu’ kabul eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Bakan Şimşek’e “Yerel seçimlere kadar alacağın her kararı bana danış, 1 Nisan’dan sonra direksiyon tamamen sende” dediği öne sürüldü.

Mehmet Şimşek’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Kasım’a kadar ihtiyaç olan faiz artırımı için de onay aldığı, oranın konuşulmadığı ama yüzde 40’a kadar ulaşacağı bir çıtanın da öngörüldüğü iddia edildi.

Gazeteci Sedat Bozkurt, Kısa Dalga’da yayımlanan yazısında Erdoğan’ın da artık ekonomide ‘enkazdan daha vahim bir tablo olduğu’ gerçeğini kabul ettiği iddiasını aktardı.

“(…) ‘Enkazdan bile vahim’ ekonomik tabloyu Erdoğan da ikili görüşmelerinde kabullendi, bunu ‘dış mihraklara’ bağlamadı. 14 ve 28 Mayıs seçimlerini kazanmak zorunda olduklarını söylemekle yetindi. Geçmişe çok takılmadılar, takıldıkları gelecekteki tek konu 2024 yılındaki yerel seçimlerdi.

Pazarlık burada başladı. Erdoğan ‘yerel seçimlere kadar alacağın her kararı bana danış 1 Nisan’dan sonra direksiyon tamamen sende, ne gerekiyorsa onu yap’ dedi. Mehmet Şimşek Kasım’a kadar ihtiyaç olan faiz artırımı için de onay aldı. Oran konuşulmadı ama yüzde 40’a kadar ulaşacak bir çıta öngörülüyor.”

Erdoğan’ın temmuz ayında faiz artırımına izin vermediğini, ancak Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasının maliyeti nedeniyle Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın devreye girmesiyle ağustosta 7.5’lik bir artış geldiğini dile getiren Bozkurt, “Yani Şimşek ile Erdoğan’ın mutabık kaldıkları sistem işliyordu” dedi.

Bozkurt, son günlerde tepki çeken memur ve emekli maaşlarıyla ilgili olarak da edindiği şu bilgileri paylaştı:

“Memur maaş zam oranının açıklanandan bir puan üstüne çıkılmasına Şimşek karşı. Aynı şekilde emeklilere iyileştirme yapılmasına da. Bu, Erdoğan’ın elini kolunu bağlamış vaziyette. Bunlar için ilave kaynak yaratmakta da zorlanıyorlar. Körfez ile kurulan ilişkilerin tamamı yerel seçime kadar olan süre için. Ondan sonra direksiyonda Şimşek, uygulamada da onun kararları olacak.”

Paylaşın

Yeşil Sol’da Kongreye Özel Hazırlık; Yerel Seçim Startı

Yeşil Sol Parti’nin ekim ayında gerçekleşecek kongresi aynı zamanda bir yerel seçim startı olacak. Uygun salonun ayarlanması halinde binlerce kişinin katılması beklenen kongrede yeni döneme dair önemli mesajlar verilecek.

Partide artık ‘olmazsa olmaz’ olarak görülen ön seçim. Yerel seçimlerde de uygulanacak bu yöntemle birlikte partinin tüm belediye başkan adayları kentlerdeki parti üyeleri, seçmenleri ve dileyen kurumların temsilcilerinin ortak kararıyla belirlenecek. Parti yöneticilerine göre adaylar kentin büyük uzlaşısıyla seçilecek.

Bir parti yöneticisi, “Tabanımız ağırlıklı olarak her yerde kendi adaylarımızı çıkarmamızı istiyor. Ancak henüz netleşen bir kararımız yok. Atılacak adımlar, benimsenecek strateji kongrede yeni yönetim belirlendikten sonra netleşecektir. Ancak çalıştaylarda teyit edilen en net şey şu; adaylarımızı merkezi bir yöntemle belirlemeyeceğiz. Tüm adaylarımız, tüm seçim bölgelerinde yapılacak geniş katılımlı ön seçimlerle belirlenecek. Bu yöntem bundan sonraki bütün seçimlerde uygulanacak” dedi.

Seçim sonuçlarını yaz boyunca düzenlediği halk toplantıları ve çalıştaylarda masaya yatıran, tabanından gelen eleştirileri dinleyerek özeleştiri sürecini işleten Yeşil Sol Parti, kongreden önceki son düzlüğe girdi. Halk toplantılarında sunulan önerilerin süzülmesiyle yaklaşık 3 bin sayfalık bir rapor oluşturuldu. Ekim ayında düzenlenecek büyük kongre öncesinde gerçekleşecek konferanslarda kongreye sunulacak olan karar önerileri hazırlanacak. Karar önerileri kongrede onaylanacak.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar‘ın haberine göre; Yeşil Sol Parti, söz konusu konferanslara en az büyük kongresi kadar önem atfediyor. Konferanslara bu kadar önem verilmesinin sebebi, HDP/Yeşil Sol Parti teamüllerine göre hiçbir kararın tam mutabakat sağlanmadan alınmaması ve tam mutabakat sağlanana kadar da tartışmaların sürdürülmesi. Dolayısıyla 8-11 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek konferanslardaki tartışmalar, halk toplantılarında iletilen eleştiri ve önerilerden süzülerek hazırlanan kapsamlı rapor doğrultusunda yürütülecek. Tam mutabakata varılan karar önerileri ekimde gerçekleşecek kongrenin onayına sunulacak.

Söz konusu karar önerilerinin büyük çoğunluğu Yeşil Sol Parti’nin tüzük değişikliğine ilişkin olacak. Örneğin sade bir tüzük oluşturmaya çalışacak olan parti yönetimi, partinin en büyük yönetim organı parti meclisinin hareket ve karar kabiliyetini artırmak için üye sayısını azaltacak.

HDP’nin tüzüğünün bir muhalefet partisine uygun olarak dizayn edildiğini, örneğin barajı aşmanın bir hedef olarak konulduğunu, Meclis grubunun muhalefet partisi Meclis grubu olarak tarif edildiğini belirten parti yetkilileri, “Yeni tüzüğümüzü, partimizi ‘iktidar adayı’ bir parti olarak görerek buna göre dizayn edeceğiz” dedi.

Konferanstan çıkması kesin olan karar önerilerinden biri, son seçimden önce yaşanan depremler nedeniyle uygulanamayan ön seçime ilişkin olacak. Tabandan gelen ‘ön seçim uygulanmamasının partiye zarar verdiği’ eleştirisini dikkate alan parti, bundan sonra yapılacak tüm seçimlerde adayları ön seçimle belirleyecek ve bunu ‘esnetilmeyecek’ biçimde tüzüğe koyacak.

Partide artık ‘olmazsa olmaz’ olarak görülen ön seçimin esasları ve yöntemleri de netleşmeye başladı. Sadece parti üyelerinin oy kullandığı ön seçimler yerine toplumun farklı kesimlerinden seçmenlerin de oy kullanabileceği bir yöntem üzerinde yoğunlaşılıyor. Buna göre parti üyelerinin yanı sıra, HDP seçmenlerinin ve ön seçim yapılacak kentte faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları ve çeşitli kurumların oy kullanabileceği bir ön seçim modeli tasarlanıyor. Her üç kesim için farklı sandıkların kurulmasını planlayan parti yönetimi, bu yöntemle ön seçim yapılan kentin tercihlerini sağlıklı biçimde sandıklara yansıtmayı ve en doğru adayları bulmayı hedefliyor.

Yaklaşan yerel seçimlerde de uygulanacak bu yöntemle birlikte partinin tüm belediye başkan adayları kentlerdeki parti üyeleri, seçmenleri ve dileyen kurumların temsilcilerinin ortak kararıyla belirlenecek. Parti yöneticilerine göre adaylar kentin büyük uzlaşısıyla seçilecek.

Adaylar ön seçimle belirlenecek

Yeşil Sol Parti’nin yerel seçim stratejisi ise kongreden sonra netleşecek. Partinin seçim stratejisine ilişkin tabandan gelen öneriler çerçevesinde çeşitli tartışmaların yürüdüğünü ifade eden bir parti yöneticisi, “Tabanımız ağırlıklı olarak her yerde kendi adaylarımızı çıkarmamızı istiyor. Ancak henüz netleşen bir kararımız yok. Atılacak adımlar, benimsenecek strateji kongrede yeni yönetim belirlendikten sonra netleşecektir. Ancak çalıştaylarda teyit edilen en net şey şu; adaylarımızı merkezi bir yöntemle belirlemeyeceğiz. Tüm adaylarımız, tüm seçim bölgelerinde yapılacak geniş katılımlı ön seçimlerle belirlenecek. Bu yöntem bundan sonraki bütün seçimlerde uygulanacak” dedi.

Yeşil Sol Parti Kongresi yaklaşırken iki önemli komisyon da çalışmalarını sürdürüyor. Bunlardan biri kongreye ilişkin tüm teknik hazırlıkları yürüten Kongre Komisyonu. Salonun belirlenmesinden kongreye katılım organizasyonuna, kongrenin sloganından alınması gereken izinlere kadar tüm hazırlıkları bu komisyon yürütüyor.

Bir diğer komisyon da partinin yeni yönetimini ve dolayısıyla yeni eş genel başkanlarını belirleyecek olan Gençlik Meclisi, Kadın Meclisi ve bileşen partilerin temsilcilerinden oluşan Mutabakat Komisyonu. Partinin eş genel başkanlarının kim olması gerektiğine dair tabanından öneriler alan Yeşil Sol Parti, yeni eş genel başkanları bu öneriler arasından seçecek. Tüm karar alma süreçlerinde olduğu gibi eş genel başkanlar da tam mutabakatla belirlenecek. Mutabakat Komisyonu’nun belirlediği eş genel başkan isimleri ve parti meclisi listesi kongrede blok liste olarak sunulacak ve oylanacak.

Parti Meclisi’nde partinin yerel örgütlenmelerine güç katacak, alanında uzman, saha deneyimi olan kişiler yer alacak. PM’nin içinden seçilecek MYK’daki her bir komisyon alanındaki tüm sorunların birincil muhatabı olacak ve ‘güçlü birer örgüt gibi’ çalışacak. Partinin ekim ayında gerçekleşecek kongresi aynı zamanda bir yerel seçim startı olacak. Uygun salonun ayarlanması halinde binlerce kişinin katılması beklenen kongrede yeni döneme dair önemli mesajlar verilecek.

Paylaşın

AYM Kararına Rağmen, Cumartesi Anneleri/İnsanları’na Yine Gözaltı

Eylemlerinin 962. haftasında Galatasaray Meydanı’na çiçek bırakmak isteyen Cumartesi Anneleri/İnsanları yine gözaltına aldı. AYM’nin verdiği “ihlal” kararına uymayan polisler, Beyoğlu Kaymakamlığının “yasak” kararı olduğunu belirtti.

Haber Merkezi / Gözaltına alınanların isimleri şöyle: Hanife Yıldız, Maside Ocak, Mikail Kırbayır, Besna Tosun, Ali Tosun, Ali Ocak, Gülseren Yoleri, Leman Yurtsever, İsmail Yücel, Hasan Karakoç, Hatice Onaran, Davut Arslan, Begali Kurnaz, Taylan Bekin, Doğan Özkan, Hüseyin Aygül, Salim Derelioğlu, Fatma Akaltun, Doğu Kaan Uçan, Roza Kahya, Semiha Arı, Evrim Şerifoğlu, Nazım Dikbaş, Aslı Tokanay, Ömer Kavran, Esra Yılmaz, Deniz Aytaç, Mete Demircigil, Rüya Kurtuluş, Ali Şahin, Funda Şahin, Perihan Deniz.

Cumartesi Anneleri/İnsanlarının, gözaltında kaybedilen yakınları için Galatasaray Meydanı’nda yapmak istedikleri eylem 21. kez engellendi. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) verdiği “ihlal” kararına uymayan polisler, Beyoğlu Kaymakamlığının “yasak” kararı olduğunu belirtti.

Polis, eylemlerinin 962. haftasında alanına yürümek isteyen Cumartesi Anneleri/İnsanlarını önce ablukaya, daha sonra her hafta olduğu gibi gözaltına aldı. Polis, bu sırada haber takibi yapan gazeteci Hayri Tunç’a da şiddet uyguladı.

MA’daki habere göre gözaltıların olduğu sırada tüm engellemelere rağmen Cumartesi İnsanları’ndan Besna Tosun, Maside Ocak ile yanlarındaki bir kişi ellerinde karanfillerle Galatasaray Meydanı’na girdi. 1995 yılında gözaltında kaybettirilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun, “Burada kayıplarımızı armaya, adaleti talep etmeye devam edeceğiz” dedi.

90’lı yıllarda zorla kaybettirilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak ise “Annelerimize sözümüz var. Bu meydan kayıplarımızla buluşma meydanımız. Bu meydan acılarımızı, öfkemizi ve taleplerimizi duyurmaya çalıştığımz bir meydan. AYM kararına uyulmasını istiyoruz” diye belirtti. Meydana gelenler ellerindeki karanfilleri tüm engellemelere rağmen bariyerlerin üzerinden Galatasaray Meydanı’na attı.

Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın engellendikleri için okuyamadıkları açıklama şöyle: “Galatasaray Meydanı ise bir kez daha barikatlarla kapatıldı. Türkiye’nin anayasal normlarına ve uluslararası hukuk kurallarına dayanan meşru taleplerimizde ısrar edeceğiz. Kamuoyunda Cumartesi Anneleri olarak bilinen bizler, gözaltında kaybedilen insanların aileleri ve insan hakları savunucuları olarak, 962 haftadır kayıpların akıbetlerinin açıklanması ve adaletin sağlanmasını talep ediyoruz.

Bu talebimizi dile getirirken 21 haftadır tüm ülkenin gözü önünde Beyoğlu Kaymakamlığı’nın ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına uymayı ısrarla reddetmesi ve aynı ihlalleri bilerek tekrarlaması sonucunda engelleniyor ve gözaltına alınıyoruz.”

İstanbul Emniyeti’nin ‘suç işlediler, gözaltı yaptık’ iddiasına karşı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı iki kararında ‘ortada kovuşturulacak suç yok’ diyor. Beyoğlu Kaymakamı’nın yasaklama kararına karşı AYM ‘gerekçelerin inandırıcı değil, hak ihlali var, engelleme’ diyor. Ancak İstanbul Emniyeti, yargı kararlarını esas almak yerine, yasaklama kararı olmadığı zamanda bile hükmü olmayan eski bir karar ile gözaltı işlemi yapıyor.

Bizi engelleyen, işkence koşullarında gözaltına alan görevliler hakkında yaptığımız suç duyuruları ise İstanbul Valisi izin vermediği için soruşturulamıyor.

Bu durumda İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya soruyoruz: Hukuk devletinde idare, faaliyetlerinde hukuk kurallarında tabidir. İdarenin işlemlerinin geçerliliği de hukuk kurallarına uyulması şartına bağlıdır. Anayasa Mahkemesi’nin  “basın açıklaması yapmaları engellenemez” kararlarına rağmen Beyoğlu Kaymakamlığı, Galatasaray’da basın açıklaması yapmamızı nasıl  engelliyor?

961. haftamızda polisin 20 gün önce hükmü bitmiş bir yasaklama kararını devreye sokarak gözaltı işlemi yapması, yani bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde kullanması suç değil midir?”

Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımayan, ihlalde ısrar eden, açıkça suç işleyen kamu görevlileri hakkında İstanbul Valisi soruşturma izni vermiyor. Anayasal haklarını kullanmak isteyen yurttaşların ortada hiçbir hukuki gerekçe olmadan darp edilerek, ters kelepçe takılarak gözaltına alınmaları, masumiyet karineleri çiğnenerek suçlu gibi teşhir edilmeleri normal bir durum mudur?

Sayın Bakan, göreve başlarken namus ve şerefiniz üzerine ettiğiniz yemin ile Anayasa’ya bağlı kalacağınıza, hukukun üstünlüğü ve insan hakları zemininden ayrılmayacağınıza dair topluma güvence verdiniz. Sizden bu yeminin gereklerini yerine getirmenizi ya da istifa etmenizi bekliyoruz.

Biz, bütün insanlığın ortak utancı olan gözaltında  kaybetmeleri topraklarımızdan silmek için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Türkiye’nin anayasal normlarına ve uluslararası hukuk kurallarına dayanan meşru taleplerimizde ısrar edeceğiz.”

AYM kararı neydi?

Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan Maside Ocak, 700. haftadaki (25 Ağustos 2018) polis şiddetini AYM’ye taşıdı.

Maside Ocak başvurusunda “24 yıldır süren etkinliğin barışçıl bir şekilde yapıldığını, yasaklamaya ilişkin herhangi bir tebligat yapılmadığını ve bunun yanı sıra kolluk gücünün orantısız güç kullanarak toplantıyı dağıttığını, müdahale ve gözaltı sırasında yaralandığını belirterek kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini” dile getirdi.

Yüksek mahkeme “kötü muamele” iddiasını reddederken, Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Maside Ocak’a 13 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Karar oy çokluğuyla çıktı. Karara karşı oy kullanan tek isim ise İçişleri Bakanı yardımcısı iken AYM üyeliğine atanan Muhterem İnce oldu.

Cumartesi Anneleri/İnsanları

12 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’nde bulunan Alevilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehaneye durdukları bir taksi şoförünü öldürerek aynı taksiyle kahvehanedeki sivillere yönelik kimliği belirsiz kişilerce gerçekleştirilen silahlı provokatif saldırı sonucu başlayan ve şehrin diğer bölgelerine yayılan olaylar.

15 Mart 1995’e dek kent geneline yayılan olaylar sonucunda 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış ve tutuklanmıştır.

21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra Hasan Ocak ortadan kayboldu. Annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün boyunca Hasan’ı aradı. 15 Mayıs’ta, Hasan’ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu.

Ceset, Hasan gözaltına alındıktan beş gün sonra Beykoz Ormanı’nda köylüler tarafından fark edilmişti. Hasan’ın cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü ve ilk kez 27 Mayıs’ta 15-20 kişilik bir grup, Galatasaray önünde oturma eylemi yaptı.[1]

Nadire Mater’in de aralarında bulunduğu “Arkadaşıma Dokunma” kampanyasını yürüten bir grup Hasan Ocak’ın cesedinin bulunmasıyla “Her Cumartesi aynı saatte Galatasaray meydanında sessizce oturalım.” fikrini ortaya koydu.

Oturma eyleminde “örgüt pankartı olmayacaktı, slogan atılmayacaktı ve her hafta bir gözaltında kaybın öyküsü anlatılacaktı.” Medya oturan insanlara “Cumartesi Anneleri” adını taktı.

Paylaşın

TTB Duyurdu: ‘İyi Hal Belgesi’ Başvuru Sayısında Rekor

Türk Tabipleri Birliği (TTB) sağlık emekçilerinin yurtdışına gidebilmek için aldığı ‘iyi hal belgesi’ne yapılan başvuru sayısının ağustos ayında 300’ü aştığını bildirdi. TTB verilerine göre yılın ilk 8 ayında ise bu belgeyi alanların sayısı 1964’e yükseldi.

Türkiye, ağır çalışma koşulları, sağlıkta şiddet ve düşük ücretler sebebiyle doktorlarını kaybetmeye devam ediyor.

Her ay yurt dışına gitmek için belge alan doktor sayısını açıklayan Türk Tabipleri Birliği (TTB), ağustos ayında rekor artış olduğunu söyledi. TTB’nin açıklaması şöyle:

“TTB’ye ‘İyi Hal Belgesi’ başvuru sayısı; Ağustos ayında ilk defa 300 bariyerini aşarak 315 oldu. 2023’ün ilk 8 ayında 1964’e ulaştı.

İktidar eliyle derinleştirilen yoksulluğa, umutsuzluğa ve tırmandırılan şiddete karşı; haklarımız için bir kez daha ‘Emek Bizim Söz Bizim’ deme zamanı!”

İyi hal belgesi

İyi hal belgesi, yurt dışına eğitim ve çalışma amaçlı giden tüm personele verilen bir nevi “temiz kâğıdı” anlamına geliyor.

Belgede kişinin diploma tescil bilgileri ile ülkemizde çalıştığı sürede disiplin cezası alıp almadığı yer alıyor. Başvuru sahibi ilgili ülke makamlarına bu belgeyi sunarak eğitim ya da çalışma izni alabiliyor.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Yeni Anayasa” Çıkışı: Girişimlerimizi Tekrar Başlatacağız

Yargıtay Başkanlığı’nda düzenlenen 2023-2024 Adli Yıl Açılış Töreni’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizim siyasi hayatımızın her döneminde dile getirdiğimiz, 2011’de hükümet teklifi olarak da milletimizin önüne koyduğumuz bir hayal var. Bu hayal Türkiye’yi darbe anayasasından kurtararak yeni sivil anayasaya kavuşturmaktır. İstiklal için bu kadar ağır bedeller ödemiş bir milletin yeni bir anayasayı anasının ak sütü kadar hak ettiğini düşünüyoruz” dedi ve ekledi:

“Türkiye Yüzyılı vizyonumuz böyle bir Anayasa ile daha da güçlenecek. Siyasi partilerin, yüksek mahkemelerimizin, üniversitelerimizin ve milletimizin her bir ferdini bu sürece katkı vermeye davet ediyorum. Yeni bir anayasa için girişimlerimizi tekrar başlatacağız. Sizlerin de bu sürece destek vermenizi, hazırlıklı olmanızı bekliyorum.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yargıtay Başkanlığı’nda düzenlenen 2023-2024 Adli Yıl Açılış Töreni’ne katılarak bir konuşma yaptı.

Yeni adli yılın, ülke, millet, hâkim ve savcı, avukatlar ve tüm adalet teşkilatı için hayırlara vesile olmasını dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, adaletin tecellisi uğrunda görev yaparken şehit düşen Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz başta olmak üzere tüm yargı mensuplarını rahmetle yâd etti.

6 Şubat depremlerinde vefat eden 231 yargı çalışanına da Allah’tan rahmet dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, her yaştan ve toplum kesiminden 50 binden fazla insanın hayatını kaybettiği asrın felaketiyle mücadelede yargı mensuplarının, yaşadıkları acıya rağmen millete karşı mesuliyetlerini hakkıyla yerine getirdiklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, adalet hizmetlerinde kesinti olmaması için hem Adalet Bakanlığı hem de Hâkim ve Savcılar Kurulu aracılığıyla gerekli tedbirleri aldıklarını anımsatarak yayımladıkları Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile depremzedelerin hak kaybına uğramasının önüne geçtiklerini bildirdi.

Bu çerçevede, bölgede bine yakın hâkim ve Cumhuriyet savcısı ile yaklaşık 7 bin 500 personel görevlendirildiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, felaketin ilk günlerinden itibaren son derece zor şartlar altında vazifelerini yerine getiren adalet teşkilatının tüm mensuplarına, millet adına teşekkür etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, deprem bölgesinde vatandaşlara sunulan adalet hizmetlerinin hızlı ve etkin yürütülmesi için çalışmaların sürdüğünü belirterek, bakanlar ve ilgili birimler aracılığıyla bölgedeki durumu günbegün takip ettiklerini kaydetti.

Depremin hayatın farklı alanlarında açtığı yaraları bir an önce sarmanın, gündemlerinin ilk sırasında yer aldığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Depremden bu yana bölgede oluşan iş yükünü karşılamak üzere 131 yeni mahkeme kuruldu. Sahadaki duruma göre 189 yeni mahkemenin kurulma işlemleri devam ediyor. Kurulan bu mahkemeler hem adli hem idari yargıda davaların daha hızlı karara bağlanmasını sağlayacaktır. Aynı şekilde, her alanda şartlar neyi gerektiriyorsa, afetzedelerimiz neye ihtiyaç duyuyorsa, onu yapmaktan geri durmayacağız. Asrın felaketinin üstesinden, dayanışma ve iş birliği içinde gelerek Türkiye Yüzyılı’nı inşa yolculuğumuzu fasılasız bir şekilde sürdüreceğiz. Rabbim, ülkemizi her türlü afet ve musibetten muhafaza eylesin diyorum.”

Bu seneki adli yıl açılışının, Cumhuriyetin 100’üncü yaşına ulaşmanın gururunun yaşandığı bir dönemde gerçekleştirildiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki ay sonra bu topraklarda kurulan son devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yıl dönümünün hep birlikte coşkuyla kutlanacağını söyledi.

Tarihin bu önemli eşiğine hızla yaklaşırken iki konuya büyük önem verdiklerine değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İlki, bizlere semalarını ezanlarımız ve bayraklarımızın süslediği, üzerinde özgürce yaşayabileceğimiz bir vatan bırakan kahramanların aziz hatıralarına sahip çıkmaktır. Geçtiğimiz hafta, 25 Ağustos’ta Ahlat’ta, ertesi gün Malazgirt’te, ardından 30 Ağustos’ta Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlediğimiz törenlerde bu konudaki hassasiyetimizi gösterdik. İkincisi, muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkma hedefine doğru yürürken, bugün nerede olduğumuzun kapsamlı ve objektif bir değerlendirmesini yapmaktır” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasetten hukuka, ekonomiden sosyal ve beşeri hayata kadar her alanda böyle bir muhasebeye yönelmek gerektiğini bildirerek, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Cumhuriyetimizi korumayı ve yüceltmeyi ancak tarihin kantarına çıkarak, doğrusu ve yanlışıyla, eksiği ve fazlasıyla kendimizi tartarak başarabiliriz. Coğrafyamızdaki devletler silsilemizin son temsilcisi Cumhuriyetimizin ikinci asrını Türkiye Yüzyılı’na dönüştürmenin yolu hamasetten değil hatalarımızdan ders çıkarıp, başarılarımızdan ilham almaktan geçiyor.

Bu anlayışla, hiçbir komplekse kapılmadan, cesaretle sorunlarımızın üzerine gidecek, kazanımlarımızı koruyacak ve eksikleri telafi edeceğiz. Sadece belirtilerle, tezahürlerle, şekli unsurlarla uğraşmayacağız, daha ziyade meselenin özüne odaklanacak, teşhisi doğru yapacak ve tüm meselelerimize kalıcı çözümler bulacağız. Hedeflerimize giderken ihtiyacımız olan dinamizme kavuşmak için daha cesur, daha net, eleştirel yönü daha ağır basan sorular sorarak, yolumuza devam edeceğiz.”

Cumhuriyetin 100’üncü yılının, milleti ve devletiyle kendilerine bu fırsatı sunduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletin bu muhasebeyi kendi içinde yürüttüğüne inandığını dile getirdi. Devletin her kurumunun da kendi iç muhasebesini yapabilecek ufka, vizyona ve birikime sahip olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu durumun, tüm organları ve paydaşlarıyla yargı camiası için de geçerli olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, insanlık tarihi kadar eski olan adalet arayışının birer tezahürü olarak hukuk sisteminde yerini alan hiçbir metin, kanun ve kurumun layüsel ve yapıcı eleştirilerden azade olmadığını vurguladı.

Yargı camiasının, yeni adli yılı diğer hususlarla birlikte böylesi bir arayış ve değerlendirmenin vesilesi hâline getireceğini ümit ettiğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Hukuk devleti hepimizin ortak hedefi ve kırmızıçizgisidir. Adalet hizmetlerinde kaliteyi yükselterek ve yargıya olan güveni artırarak, toplumdan gelen serzenişlerin önüne geçmek hepimizin görevidir. Hiçbir vatandaşımız adliye kapısının adalet kapısı olduğundan şüpheye kapılmamalıdır, orada hakkını huzuru kalple aramalıdır. Bunun için hukukun üstünlüğü ilkesinden asla taviz veremeyiz. Hizmetkârı olmakla şeref duyduğumuz necip milletimize karşı sorumluluklarımızı yerine getirmek, ancak bu şekilde mümkündür. Hükûmet olarak, adalet sisteminin işleyişinde yaşanan aksaklıkların giderilmesi için sunulan teklifleri daima hayırhahlıkla değerlendirdik.

Güven veren ve erişilebilir bir adalet sisteminin tesisi için Anayasadan yasalara, kurumsal işleyişten personel yapısına ve özlük haklarına kadar pek çok reforma imza attık. Her yıl yeni yargı paketleriyle bu reform sürecini kesintisiz sürdürüyoruz. Yasama organımız da bu süreçte üzerine düşeni yaparak bize destek veriyor. Adaletin tecellisini kolaylaştırmak amacıyla bundan sonra da sizlerle daha yakın iş birliği içinde çalışacak, ortak akılla hukuk devletini güçlendireceğiz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhuriyet’in ikinci asrını karşılamaya hazırlandıkları bu günlerde, ülke olarak iddiaları ve hedefleri de büyüttüklerini belirtti.

Türkiye Yüzyılı vizyonunun, sadece milletçe artan özgüveni değil, aynı zamanda güçlenen ülkeyi de temsil ettiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Böyle iddialı bir vizyonla milletimizin ve dünyanın huzuruna çıkmak, elbette ne öyle bir anda gündeme geldi ne de kolay oldu. Medeniyet köklerimizden aldığımız ilhamla, ülkenin yönetimini üstlendiğimiz günden beri bunun mücadelesini veriyoruz. Bizzat kendi hayatımız, kendi serencamımız bir adalet arayışı, hak ve hukuk mücadelesi örneğidir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, karşılaştıkları olumsuzluklar, maruz kaldıkları haksızlıkların kendilerini asla küstürmediğini, tam tersine ülkenin ve milletin geleceği için kurdukları hayallerin, adalet ve hukuk rengiyle daha güçlü bir şekilde boyanmasını sağladığını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletin, adaletin gecikmesi bir yana çoğu zaman neredeyse hiç gelmediği dönemleri yaşadığını, bu anlayışla ülkeyi yönetme görevini üstlendiklerinde önceliklerinin en başına “eğitim, sağlık, emniyet ve adalet” başlıklarını yerleştirdiklerini söyledi.

Aradan geçen 21 yılda Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar ne olursa olsun hep bu sözün hakkını vermeye çalıştıklarına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Ülkemizin demokrasi ve hukuk devleti standartlarının yükseltilmesi, insan hak ve hürriyetlerinin genişletilmesi, adaletin hızlı bir şekilde tecellisi, yargıyla ilgili her türlü sıkıntının giderilmesi amacıyla önemli reformlar gerçekleştirdik. Burada, özetin de özeti mahiyetinde bazı rakamları sizlerle paylaşmak istiyorum. Bakınız, 2002’de 9 bin 349 olan hâkim savcı sayımızı yaklaşık 2,5 kat artışla 24 bine, adalet teşkilatımızın toplam personel sayısını ise 61 binden 190 bine yükselttik.

Ülkemiz genelinde 280 yeni adalet sarayı inşa ederek, merdiven altı odalarda adalet dağıtılmaya çalışılan o kötü manzaralara son verdik. Yüksek yargı organlarımızı şu an törenimizi gerçekleştirdiğimiz bina gibi görkemli hizmet yapıları yaparak, temsil ettikleri değerlere uygun abide makamlara kavuşturduk. Mahkeme sayılarımızı adli yargıda yüzde 95, idari yargıda yüzde 45 oranında artırdık. Hataları asgariye indirecek ve temyiz mahkemelerindeki yığılmayı engelleyecek şekilde Bölge Adliye ve İdare Mahkemelerini devreye aldık. İstinaf mahkemeleriyle birlikte Yargıtay hukuk ve ceza dairelerinin iş yükünde yüzde 68 oranında düşüş oldu.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkede içtihat birliğinin sağlanması, kararların tutarlı olması ve kanun önünde eşitliğin temininin yargının sorumluluğunda olduğuna işaret ederek, şu ifadeleri kullandı: “Bu amaçla önümüzdeki dönemde, ilk derece mahkemeleri, bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay da dâhil olmak üzere yargı kurumlarının çalışma usullerinde ihtiyaç duyulan reformları yapacağız. Bize göre yargıdaki en büyük altyapı reformu olan UYAP’a, sesli ve görüntülü bilişim sisteminden hukuk yargılamalarına ve e-duruşma imkânına kadar pek çok yenilik ekledik. UYAP sistemini yapay zekâ destekli şekilde geliştirme çalışmalarımız ise devam ediyor. Dijital Dönüşüm Ofisimiz ile TÜBİTAK iş birliğinde yürüyen projemizin hizmete girmesiyle davaların sonuçlanma süresi daha da kısalacak.

Ayrıca Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru imkânı, Kamu Denetçiliği Kurumu’nun ihdası, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun teşkili, devlet güvenlik mahkemeleri ile özel yetkili mahkemelerin kaldırılması, askerî yargının lağvedilerek yargıdaki çift başlılığa son verilmesi, vergi suçları, bilişim suçları, finansal suçlar, sendikal uyuşmazlıklar gibi birçok alanda ihtisas mahkemeleri kurulması, asılsız ihbar ve şikâyetler nedeniyle oluşabilecek zararı engellemek üzere bireylerin lekelenmeme hakkının güçlendirilmesi, uyuşmazlıkların çözümünde arabuluculuk ve uzlaştırma yöntemlerinin yaygınlaştırılması… Hülasaten, vatandaşlarımızın talepleri ve günün ihtiyaçları doğrultusunda yargıya dair her alanda devrim niteliğinde pek çok adım attık.”

Hâkim ve savcı yardımcılığı müessesesiyle adalet teşkilatının insan kaynağının çok daha vasıflı yetişmesini hedeflediklerini, bu önemli yeniliği bu yılın sonunda yapmayı planladıkları sınavla hayata geçireceklerini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Usta çırak ilişkisi esasına dayanan hâkim ve savcı yardımcılığı müessesesinin hukuk camiamıza önemli katkısı olacağına inanıyorum. Şüphesiz adaletin kalitesi ile hukuk eğitimi arasında yakın bağ vardır. Önümüzdeki dönemde diğer çalışmalar yanında hukuk eğitiminin kalitesini yükseltmemiz ve iyi hukukçular yetiştirmemiz de gerekiyor.

Avukatların mahkeme faaliyetlerine katkısının da artırılmasında fayda görüyoruz. Kademeli şekilde belli davalar için avukat tutma zorunluluğu getirilmesi gibi birtakım yeni uygulamalar üzerinde hep birlikte çalışabiliriz. Mülkün temeli olan adaletin, sosyal barışın, refahın, istikrarın, kalkınma ve büyümenin de itici gücü olduğunu biliyoruz. Türkiye Yüzyılı’nı, sadece ekonomik, siyasi, askerî ve diplomatik değil, ‘adaletin de yüzyılı’ yapmak için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasetçiler ve devleti yönetenler olarak öncelikle millete karşı sorumlu olduklarını söyledi.

Her beş yılda bir millete hesap veren bir siyasetçinin, sokağın ve sandığın sesine kulak tıkamasının düşünülemeyeceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bize oy versin ya da vermesin, toplumumuzun farklı kesimleriyle sürekli temas hâlindeyiz. Vatandaşlarımızdan gelen talepler ve eleştiriler çerçevesinde politikalarımıza yön veriyoruz” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son dönemde, vatandaşların yargı süreçleri ve kararlarıyla ilgili kanaatlerini manipüle etmeye yönelik algı kampanyalarının arttığını dile getirerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Yargıtay’dan istinafa ve ilk derece mahkemelerine varıncaya kadar milletimizin yargıdan beklentisi, adil kararın makul sürede verilmesidir. Adalet ise ancak mahkeme salonlarında tecelli eder. Sokağa, televizyon ekranlarına ve sosyal medya mecralarına taşınan adalet, hukuka olan güveni zedeler ve zamanla yok eder. Eline mikrofonu veya klavyeyi alan birilerinin, mahkeme kararlarını kendi arzuları ve ideolojik aidiyetlerine göre eğip bükerek yorumlaması hatta daha da ileri giderek hüküm vermesi doğru değildir.

Bu tür şımarık hezeyanlar hem adalet sistemine hem de sistemin fedakâr mensuplarına karşı yapılmış büyük bir haksızlıktır, saygısızlıktır. Günümüzde sayıları giderek artan ‘sosyal medya mahkemelerini’ toplumumuzun birliği, dirliği, huzuru ve iç barışı açısından büyük bir tehdit ve tehlike kaynağı olarak görüyoruz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir toplumu bölmek ve kamplara ayırmanın en etkili yollarından birinin, adalet sistemine olan inancı zayıflatmak olduğuna işaret ederek adalet sistemine inancı zayıflamış bir toplumun, devletine ve kurumlarına güveninin de örseleneceğini bildirdi.

Böyle bir fitnenin oluşmasının, yalnızca millet ve memleket düşmanlarını sevindireceğine, onların işine yarayacağına, Türkiye’ye ise kaybettireceğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, ister siyasetçi ister medya mensubu isterse sıradan bir vatandaş olsun, hiç kimsenin ülkeye bu kötülüğü yapmaya hakkı olmadığını dile getirdi.

“Aynı şekilde oy veya rant kaygısıyla yargı kurumlarına duyulan güveni aşındırmanın, daha vahimi yargı mensuplarına taammüden itibar suikastı düzenlemenin vebali çok ağırdır” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, üstelik bunu yapanların hem “gündem” ihtiyaçlarını yargı üzerinden karşılamaya çalıştığını hem de yargının siyasallaşmasından bahsettiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, nereden bakılırsa bakılsın, büyük bir tutarsızlıkla karşı karşıya olunduğunu, milletin de kendileri gibi bu çelişkileri gördüğüne, kararını buna göre verdiğine, tercihlerini buna göre yaptığına inandığını kaydetti.

“Yargıya olan güveni artırmanın yolu, hâkim ve savcıları tehdit etmekten, baskın yapar gibi kurumların kapılarına dayanmaktan değil, hak ve hakkaniyet çerçevesinde yapıcı tespit ve tekliflerde bulunmaktan geçer” değerlendirmesinde bulunan yargı mensuplarına taammüden itibar suikastı düzenlemenin vebali çok ağırdır” Erdoğan, “Ayarını bozduğun kantar, gün gelir seni de tartar.” sözünü hatırlatarak hangi konumda olursa olsun herkesin, adaletle ilgili meselelere bu zaviyeden yaklaşmasını ve hassasiyetle davranmasını istedi.

“Türkiye Yüzyılı’na yakışır bir anayasa”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasi hayatlarının her döneminde dile getirdikleri, hükûmet teklifi olarak da 2011’den beri her seçimde milletin önüne koydukları bir hayalleri olduğunu vurgulayarak “Bu hayal, Türkiye’yi darbe Anayasası ayıbından kurtararak yeni, sivil, dili ve içeriğiyle bugünü ve yarını kucaklayan, Türkiye Yüzyılı’na yakışır bir anayasaya kavuşturmaktır. Darbe Anayasası’nın gölgesinde Türkiye Yüzyılı’nı konuşmayı, ülkemiz ve demokrasimiz için zül addediyoruz” dedi.

İstiklal ve istikbali için bu kadar ağır bedeller ödemiş milletin yeni bir anayasayı, anasının ak sütü gibi hak ettiğine inancını dile getiren yargı mensuplarına taammüden itibar suikastı düzenlemenin vebali çok ağırdır” Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Milletimize vaadimiz olan birinci sınıf demokrasi, birinci sınıf ekonomi ve birinci sınıf özgürlüklerin tamamlayıcısı, birinci sınıf anayasa olacaktır. Türkiye Yüzyılı vizyonumuz, böyle bir anayasayla daha güçlenecektir. Bunun için 85 milyonun tamamının sahipleneceği ve ‘İşte benim anayasam’ diyerek baş tacı edeceği bir metni, artık milletin takdirine sunmamız gerekiyor.

Buradan, siyasi partilerimizi, yüksek mahkemelerimizi, üniversitelerimizi, devlet kurumlarımızı, barolarımızı, meslek kuruluşlarımızı, sivil toplum örgütlerimizi ve milletimizin her bir ferdini bu sürece katkı vermeye davet ediyorum. Meclis’in açılışıyla birlikte Türk demokrasisini yeni bir anayasaya kavuşturmak için girişimlerimizi tekrar başlatacağız. Yargı kurumlarımızın temsilcileri olarak sizlerden de bu sürece hazırlıklı olmanızı, destek vermenizi özellikle bekliyorum.”

Paylaşın