İYİ Parti: İttifak Sistemi Sadece Muhalefete Değil, Türkiye’ye Kaybettirdi

İYİ Parti’de tüm yönetim kadroları ve parti teşkilatlarında yerel seçimlerde 81 ilde aday çıkarmak ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile işbirliği yapmadan yola devam etmek konusunda fikir birliği sağlanmış gözüküyor.

Parti yöneticilerine göre bu eğilimin ortaya çıkmasının en önemli sebeplerinden biri “seçim yenilgisinden gerekli dersin çıkarılmaması”. İttifak sisteminin sadece muhalefete değil tüm Türkiye’ye kaybettirdiğini uzun süredir dillendiren İYİ Parti, bu sistemin açığa çıkardığı otoriterleşmenin sadece iktidarda değil ana muhalefette de görünür olduğu fikrinde.

İYİ Partili bir yetkiliye göre; “CHP herkesin kendine göre konumlanmasını istiyor ve bunu giderek otoriterleşen, siyasi etikten uzak bir üslupla yapıyor. İYİ Parti’nin kendine mecbur olduğunu düşünüyor.”

Geride bıraktığımız seçimin kaybedeni muhalefet partilerinin yerel seçimlerde nasıl bir strateji izleyeceği, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere yeni işbirliklerinin gündeme gelip gelmeyeceği son günlerin önemli gündemi. Bu tartışma devam ederken İYİ Parti’den son derece net bir açıklama geldi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Fatih Altaylı’nın YouTube kanalında İstanbul ve Ankara dahil tüm şehirlerde kendi adaylarını çıkaracaklarını söyledi; seçimlerdeki olası bir başarısızlık için de “Bedelini ödeyeceğim, tüm sorumluluk bana ait” dedi.

“Akşener de sahada olacak, teşkilatları dinleyecek”

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın İYİ Parti kurmaylarından edindiği bilgiye göre Akşener’in açıkladığı bu tutum, İYİ Parti teşkilatlarıyla yapılan istişareler ve yönetim kadrolarının kapsamlı değerlendirmeleri sonucunda netleşti. Bu tutum önümüzdeki hafta çarşamba günü yapılacak İYİ Parti Genel İdare Kurulu (GİK) toplantısında karara bağlanacak.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de kendi oyunun bu yönde olduğunu ifade edecek. GİK’ten kararın çıkmasıyla birlikte İYİ Parti 81 ildeki adaylarını belirlemek üzere çalışmalarına başlayacak. Eş zamanlı olarak Akşener de sahada olacak, teşkilatları dinleyecek.

Parti yöneticilerine göre GİK’te alınan bir karardan geri adım atılması çok zor. Peki, 26 Ağustos Afyon konuşmasında tüm liderlere yerel seçimlere ayrı ayrı girme çağrısı yapsa da ‘Hür ve müstakil İYİ Parti’ vurgusunu sık sık dillendirse de CHP ile il bazlı işbirliklerine kapılarını tam olarak kapatmayan İYİ Parti’yi bu net cümleleri kurmaya iten ne oldu?

Parti kurmaylarına göre bu netlikte bir açıklamanın gelmesinin birkaç sebebi var. Bunlardan ilki ve en önemlisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın hiçbir müzakere sürecini işletmeden adaylıklarını ilan etmiş olması. İki belediye başkanının Akşener’in Afyon konuşmasından sonra adaylık ilan etmesinin, işbirliği kapılarını kapatmayan “siyasi nezaketsizlik” olduğunu düşünen parti kurmayları, bu tutumun İYİ Parti’yi ve seçmenini “garanti” gören bir anlayışın tezahürü olduğunu da ifade etti.

İYİ Parti kurmayları, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Ankara ve İstanbul’da dominant parti CHP’dir” açıklamasının da parti içinde rahatsızlık yarattığını belirtti. Hiçbir zaman “rest çekmediklerini”, “el yükseltmediklerini” belirten yetkililer, tam aksine iktidara kaybettirecek işbirliklerine açık olduklarını çok kez ifade ettiklerini söyledi. İYİ Parti’nin bu tutumuna karşın iki belediye başkanının adaylık ilanının ve Kılıçdaroğlu’nun ‘dominant parti’ açıklamasının peş peşe geldiğini hatırlatan kurmaylar, bu gelişmeler için “bize hareket alanı bırakmayan hamlelerdi’ değerlendirmesini yaptı.

Parti kurmaylarına göre Akşener’in yerel seçimlere ilişkin stratejiyi netleştiren açıklamasını erkene çeken etmenlerden biri de İYİ Parti etrafında yoğunlaşan “dedikodular” oldu. Parti yöneticileri, İYİ Parti ve CHP arasında kapalı kapılar ardında yerel seçim pazarlığı yapıldığı iddialarının son bulması için de bu netlikte bir açıklamaya ihtiyaç olduğunu vurguladı.

Akşener’in söz konusu açıklamasıyla ‘İYİ Parti’yi yıpratma amaçlı ‘dedikoduların’ önünün kesildiğini ifade eden parti kurmayları, parti içinde de bir netleşmenin sağlandığını belirtti. Partinin teşkilatlarından milletvekillerine kadar tüm kadrolarının bu netleşmeyi beklediğine, bugüne kadar bu netleşme sağlanamadığı için zaman zaman yanlış anlaşılmaya müsait açıklamalar yapıldığına dikkat çeken kurmaylar, Akşener’in açıklamalarının parti için de bir yol haritası olacağı ve dil birliği sağlayacağı görüşünde.

Akşener’in açıklamasını hızlandıran bir diğer sebep de yerel seçimlere hazırlanmak için yeterli süreyi sağlamaktı. 81 ilde kendi adaylarını çıkaracak olan İYİ Parti, pek çok ilde yepyeni isimlerle yarışacağı için bu isimlerin tanıtılması, kendilerini seçmene anlatabilmesi için birkaç ayın yeterli olmayacağı görüşünde. Akşener’in açıklamasıyla birlikte bu sürenin sağlandığını belirten kurmaylar GİK’ten karar çıkmasının ardından İYİ Parti’nin hızla sahaya inerek adaylarını tespit edeceğini ifade etti ve “Adaylarımızı bir an önce duyurmak ve bir an önce seçim çalışmalarına başlamalarını sağlamak istiyoruz” dedi.

İYİ Parti’nin Akşener’in son açıklamasıyla birlikte netleşen tutumunun uzun süren muhakemeler sonucu ortaya çıktığı vurgulanıyor. Partinin tüm yönetim kadroları ve teşkilatlarında 81 ilde aday çıkarmak ve CHP ile işbirliği yapmadan yola devam etmek konusunda fikir birliği sağlanmış gözüküyor.

Parti yöneticilerine göre bu eğilimin ortaya çıkmasının en önemli sebeplerinden biri “seçim yenilgisinden gerekli dersin çıkarılmaması”. İttifak sisteminin sadece muhalefete değil tüm Türkiye’ye kaybettirdiğini uzun süredir dillendiren İYİ Parti, bu sistemin açığa çıkardığı otoriterleşmenin sadece iktidarda değil ana muhalefette de görünür olduğu fikrinde. İYİ Partili bir yetkiliye göre; “CHP herkesin kendine göre konumlanmasını istiyor ve bunu giderek otoriterleşen, siyasi etikten uzak bir üslupla yapıyor. İYİ Parti’nin kendine mecbur olduğunu düşünüyor.”

Gene parti yöneticilerine göre geride bırakılan seçim süreci iki parti arasındaki güven ilişkisini zedeledi. Bir kısmı kamuoyuna yansıyan, “kabul edilemez” çok fazla hamle olduğunu anlatan parti yöneticileri, bu denli zedelenmiş bir ilişkiyi devam ettirmenin çok zor olduğunu ifade etti.

“Türkiye’yi yönetmeye adayız”

2018’den bu yana yapılan seçimlerde muhalefetin tüm gücünü birleştirmesine rağmen yüzde 48’i aşamadığını vurgulayan parti yetkilileri, bu sıkışmışlığı aşmak için bir alternatif inşa edilmesi gerektiğine dikkati çekti. Bir parti yöneticisi “Birleşe birleşe kazanacağız’ güzel slogandı. Birleşe birleşe kazanamadık ama ayrışa ayrışa kazanma ihtimalimiz var. İktidara alternatif oluşturmak için ayrışmak gerekiyor” dedi.

Kuruldukları günden bu yana iktidara kaybettirme misyonuyla hareket etmek zorunda kaldıklarını, bir alana sıkıştırıldıklarını ve parti kimliğini ortaya koyamadıklarını ifade eden İYİ Partililer, “Şimdi İYİ Parti’yi anlatma zamanı” diyor.

Türkiye’yi AK Parti korkusuyla ya da CHP korkusuyla bölmenin, sıkıştırmanın demokrasiyi yok ettiğini belirten partililer, “Biz bir yol açacağız. Bu yolun ilk durağı yerel seçimler, ikinci durağı da genel seçimler. Biz Türkiye’yi yönetmeye adayız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

YSP Eş Sözcüsü Akın: İktidar Ekonomide Günü Kurtarma Peşinde

İktidarın uyguladığı ekonomi politikalarını eleştiren Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, “Ekonomi yönetiminin bazı soyut söylemler dışında net bir enflasyonu düşürme planı yok. Umut bağladıkları tek çözüm, bireylerin borçlanmalarını zorlaştırmak, kredi kartı harcamalarını kısıtlamak. Bu, orta ve alt sınıflar için hayat standardının daha da düşmesi demektir. Bunun başka bir sonucu da kapımızın eşiğinde bekleyen büyük bir ekonomik durgunluk dalgasının, azalan mal ve hizmet talebi nedeniyle neden olacağı daha derin bir kriz olacak” dedi ve ekledi:

“IMF müdahalelerine kapıyı sonuna kadar açan iktidar, ekonomide sadece günü kurtarma derdinde. Erdoğan yıllardır dilinden düşürmediği “faiz sebep, enflasyon sonuç” sözünün tam tersi bir pratiğe şimdi sessiz kalıyor. Çünkü yerel seçimler atlatılana kadar ekonomide bir istikrar varmış algısı yaratılmak isteniyor. Ekonomik çöküntü asıl yerel seçimlerden sonra ağır bir şekilde hissedilecek.”

Akın, açıklamasının devamında, “Türkiye’de başta demokratikleşme olmak üzere temel sorun alanlarında acil önlemlerin alınması ve hem siyasal hem de ekonomik alanda yapısal reformların yapılması gerekiyor. Ekonomik ve sosyal hayata dair güveni tesis etmenin yolu ise hiç kuşkusuz demokratik ve katılımcı bir devlet yönetim sistemini kurmaktan geçer. Bu anlamda toplumsal ve siyasal alanda olduğu gibi ekonomik alanda da öncelikli ihtiyacımız demokratik bir sistemin inşa edilmesidir” ifadelerini kullandı.

Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü ve İzmir Milletvekili İbrahim Akın, Gazete Duvar’dan Nuray Pehlivan‘a konuştu. Akın’ın açıklamalarından öne çıkan kısımlar şöyle:

İktidarın değişme umudunun güçlü olduğu, sonuçları itibari ile de neredeyse toplumun yarısının siyasetten düştüğü seçim sonuçlarından sonra muhalefetin tutumuna dair neler söylersiniz?

Siyasal muhalefet mayıs seçimlerinde iktidarı değiştirme amacında başarılı olamadı. Bu durumun gerçekleşmesinde hem muhalefetin parçalı ve dağınık hali hem de iktidarın bütün devlet olanaklarını kullanarak eşit olmayan koşullarda gerçekleştirdiği ‘sopalı seçim’ etkili oldu. Bugün ihtiyacımız olan şey güçlü bir çıkış ve bu çıkış için halkı ikna edebilecek güçlü bir siyasi söylemdir. Yerel seçimlere doğru yaklaştığımız bu dönemde halkın siyasete ilgisini yeniden yükseltmemiz ve siyasal muhalefete karşı sarsılan güveni güçlendirmemiz gerekiyor. Yani siyasal muhalefet, toplumsal muhalefetle arasında oluşmuş açı farkını kapatmak, toplumun bütün kesimleriyle gevşemiş olan bağını yeniden kurmak zorunda.

Böylesi bir dönemde, yani halkın alternatifsizliğe itildiği, siyasi alanda pasifize edildiği bir dönemde biz Yeşil Sol Parti olarak, ciddi, kapsamlı eleştiri ve öz eleştiri süreçlerinden geçerek, 3’üncü yol çizgimizle, bu iklimde gerçek anlamda muhalefet ve mücadele dinamiği olduğumuzu ifade ediyoruz. Bugünkü siyasal haritaya baktığımızda mevcut saray rejimine karşı gerçek anlamda eleştiri getirip AKP-MHP iktidarının yarattığı yıkıma karşı en kapsamlı çözüm önerilerini sunan başlıca siyasal odak Yeşil Sol Parti etrafında toparlanmış olan Emek ve Özgürlük İttifakı’dır. Yeşil Sol Parti’nin, önümüzdeki süreçte en önemli sorumluluklarından birinin de muhalefet cephesindeki bu dağınık hali ortadan kaldıracak hamleleri yapmak olduğunu düşünüyoruz.

HDP seçim sonrası bir nevi başarısız olduğunu ilan edip öz eleştiri sürecini başlatacağını söyledi. Ardından da eş başkanlar değişti. Öncelikle bu kadar baskının ve muhalif alan içinde politika yapmanızın sınırlı olduğu bir süreçte bir yenilgi değerlendirmesi partinin kendisine yaptığı abartılı bir öz eleştiri değil mi? Ne dersiniz?

Biz kendimizle yüzleşmeye eleştiri ve özeleştiri süreçlerini işletmeye devam ediyoruz. İçinde bulunduğumuz ağır saldırı koşullarına ve bizi yok etmek için bütün devlet gücüyle yürütülen eşitsiz, adaletsiz, hukuksuz bir seçim yaşamamıza rağmen sorunlarımızı örtmüyor ve kendimizi yenilemeye çalışıyoruz.

Bu dönemin yarattığı ortamı kötüye kullanmak üzere harekete geçirilmiş bazı kişi ve çevrelerin ağır, haksız, adaletsiz linç kampanyası yaptıklarına da tanıklık ettik. On yıldır Yeşil Sol Parti olarak yaşadığımız birikim, HDP paradigması çerçevesinde tarihsel bir buluşmaya dönüştü. Bu bizim için geleceğimizin yol haritası olmaya devam edecek. HDP pratiği ve deneyimi sadece ülke halklarına değil bütün ezilenlere rehber oldu, umut oldu. O nedenle sorumluluğumuzun farkındayız. Haklı eleştirilerle daha büyük daha geniş kapsamlı mücadele hattını yeniden inşa edeceğiz. Ama haksız, adaletsiz ve iyi niyetli olmayan saldırıların bizi demoralize etmesine izin vermeyerek kararlı bir şekilde mücadeleye devam edeceğiz

Türkiye’de Akbelen’le tekrar gündeme gelen ve aslında hiç eksilmeden birçok bölgede devam eden ekoloji mücadelesi ile emek, eşitlik ve özgürlük mücadelelerinin birlikteliği, birbirlerini besleyen bir perspektifle başka bir seçenek yaratılabilir mi? Bu konuda Yeşil Sol Parti olarak nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?

Kapitalizmin bugün geldiği aşamada bu konuları birbirinden ayrıştırmak mümkün değil. Farklı alanlarda süren mücadelelerin hepsi kapitalizmin rant ve kâr hırsından kaynaklanıyor. Alanları birbirinden koparmak emekçileri karşı karşıya getiriyor. Akbelen’de direnenlerin önüne madende çalışanlar dikilmek isteniyor. Eşitlik ve özgürlük isteyen Kürt halkının karşısına yoksullaşan Türk halkı konuluyor. Dolayısıyla bize bunları bütünlük içinde ele alacak bir anlayış, dört adalet anlayışı lazım.

Akbelen’deki ekoloji direnişi bize bir şeyler söylemeye çalıştı. Toplumsal bir hareket olarak ekolojik bir direniş, bütün siyasetin gündemini oluşturdu. Toplumsal muhalefetin tek bir çizgiden yürütülmeyeceğinin, bu zamana kadar gündeme getirilmeyen ya da geldiyse bile ağaç sevgisine indirgenmekten öteye gitmeyen ekoloji meselesinin aynı zamanda politik bir mesele olduğunu, çeşitli toplumsal, ekonomik ve siyasi boyutlarının bulunduğunu bizlere gösterdi.

Bu talan süreci hızlansın diye devletin kaynakları seferber ediliyor, kolluk güçleri doğasını korumak isteyen halkın karşısına dikiliyor. Böyle bir durumda ekoloji mücadelesini, yaşam mücadelesinden, adalet mücadelesinden, emek mücadelesinden ayırmak elbette mümkün olamaz. Biz ekolojik mücadele derken, doğanın ve canlının yaşamını amasız fakatsız savunmak derken, beraberinde açığa çıkan mücadele alanlarını da görmek, o alanlara dokunmak ve politika üretmek durumundayız. Bu zamana kadar ekoloji mücadelesini, basitçe ağaç ve hayvan sevgisine indirgeyen bir anlayışın, teorik ve pratik olarak çok çok ötesindeyiz. Doğanın, sermayeye peşkeş çekilmediği, doğal yaşamın salt bir kaynak olarak görülmediği ve metalaştırılmadığı bir dünya kurmak amacıyla, doğa için, doğa ile birlikte, doğanın bir parçası olarak pozisyonumuzu belirliyoruz.

“Türkiye’de ormanlar devlet eliyle yok ediliyor, sermayeye ve rantçılara peşkeş çekiliyor”

Peki, son dönemde yaşanan orman yangınları ve sel felaketleri ile birlikte bahsettiğiniz ekolojik yıkımın derinleştiğini düşünüyor musunuz?

Evet, bugün etkilerini derin bir şekilde hissettiğimiz iklim krizini münferit bir doğa olayı olarak görmemiz mümkün değil. Bu zamana kadar bütün dünyanın ve Türkiye’nin artan sıcaklıkta, yaşanan ekstrem doğa olaylarında doğrudan sorumluluğu var. Bir yandan sürdürülebilir enerji alternatiflerinin gündeme geldiği ama bir yandan da karbona dayalı üretimde ısrarın sürdüğü, çeşitli çelişkilerin bir arada barındırıldığı bir sorumluluk bu. Bütün dünyada sıcaklığa bağlı orman yangınları artıyor ama Türkiye’de ormanlar ayrıca bir de devlet eliyle yok ediliyor, sermayeye ve rantçılara peşkeş çekiliyor. Devlet güçleri ormanın koruyuculuğunu üstlenen sivil halka saldırıyor. Hatta Kürt coğrafyasında bazı devlet görevlilerinin kötü niyetiyle başlayan ve ardından yurttaşların söndürme çalışmalarına izin verilmeyen orman yangınları olduğunu da görüyoruz. Yani burada çifte bir kriz çıkıyor karşımıza. Birincisi, doğa talanı ile ortaya çıkan ve belli açılardan geri döndürülmesi her gün daha da zorlaşan iklim krizi, ikincisi doğal hayatı salt bir hammadde olarak görüp sermayeye ve rantçı çevrelere sunan talancı bir yönetim pratiği. Bize göre bu çifte kriz bütün doğa talanının ve elbette orman yangınlarının da en önemli nedeni.

Yerel seçimler yaklaştıkça olası adaylar konuşulmaya başlanırken gözler yeniden Yeşil Sol Parti’nin alacağı tutuma çevrildi. Bu bağlamda siz ne düşünüyorsunuz? İttifak tartışmalarındaki yeriniz nedir?

Seçimlerde bizi siyasi denklemin dışında tutacak hiçbir formül gündemimizde yok. Daha önce de belirttiğim gibi bizler, çözümsüz bırakılmaya çalışılan siyaset alanında alternatif dinamiğe sahip tek partiyiz; dolayısıyla siyaset alanının önemli ve kilit bir öznesiyiz. Elbette ilkeli mutabakatlara, demokrasi temelli görüşmelere kapalı değiliz. Fakat hiç kimsenin bizi siyasi denklemin dışında tutmasına da izin vermeyeceğiz.

Şeffaf demokratik siyaset ilkemizle, halkımızın iradesinin yansıtıldığı bir seçim çalışması yürüteceğiz. Eşit, adil, kadın ve LGBTİ+ perspektifiyle hareket eden, ekolojik bir yerellik anlayışını savunan ve halkımızın sorunlarına çözüm önerileri sunan bir seçim yaklaşımı içinde olacağız. AKP-MHP iktidarının kayyımlar eliyle iki dönemdir gasp ettiği, keyfiyet rejimi ile yolsuzluklara ve ranta doğrudan kapı araladığı hukuksuzluğun karşısında, halkımızın kırılmak istenen iradesinin daha güçlü bir şekilde ortaya çıktığı, yerel, yerinden ve demokratik ilkeler ışığında mücadele yürüteceğiz ve gasp edilen belediyelerimizi geri alacağız. Hiçbir yerelde Yeşil Sol Parti seçmeninin pes ettiğini, iradesinin kırıldığını kimse göremeyecek.

Özellikle Kürt coğrafyasında kayyım rejimine karşı güçlü bir cevap olacak şekilde hazırlıklarımız devam ediyor. Bütün ülke sathında iktidarın hedefini boşa çıkaracak en geniş demokrasi güçleriyle açık demokratik birlikteliği sağlayacak çalışmaları hayata geçirmeye gayret edeceğiz. Öte yandan Millet İttifakı’nın savrulmuş halinin iktidar güçlerinin işine yaradığının ve bu durumun, değişim talep eden çoğunlukta umutsuzluğa neden olduğunun da farkındayız. Bu siyasi manzara bizim sorumluluğumuzu artırmaktadır. Bunun için mücadeleyi en geniş demokratik güçlerle sürdürmeye kararlıyız. Biz mevcut siyasal iklimde Yeşil Sol Parti’yi ve onun taşıyıcısı olduğu Emek ve Özgürlük İttifakı’nı bu ülkede ana muhalefet odağı olarak görüyoruz. Dolayısıyla hem söylemimizi hem de pratiğimizi bu anlayışla şekillendiriyoruz.

“Soyut söylemler dışında net bir enflasyonu düşürme planı yok”

Uzun bir aradan sonra Merkez Bankası art arda politika faizlerini yükseltme kararı aldı. Buradan hareketle iktidarın uyguladığı güncel ekonomi politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ekonomik hayatın birkaç büyük kentte yoğunlaşması ve yerellerin ucuz işgücü kaynağı olarak kente göçe zorlanması bugün yaşadığımız en büyük çarpıklık. Bunu ortadan kaldırmak yerelleri kendi özgünlüğü içinde ekonomik aktivitenin asli unsuru hâline getirmek gerekiyor. Bu ekolojik ekonominin en temel kuralı.

AKP-MHP iktidarı uzun yıllar boyunca milyonlarca insanı yoksullaştırma pahasına, sermayenin yararına bir mali istikrar sistemi oluşturmayı hedefledi. Bugün bu ekonomi politikasında tam anlamıyla büyük bir çöküş yaşanıyor. Geçtiğimiz günlerde Merkez Bankası faizleri 250 baz puan artırdı. Mayıs seçimlerinden sonra iş başına getirilen ekonomi yönetiminin aldığı bu kararlar, Erdoğan’ın zaman zaman NAS arkasına sığınarak savunmaya çalıştığı politikaların iflasının itirafı niteliğinde. İktidar yıllardır uyguladığı para politikasıyla milyonlarca insanı sistemli bir şekilde yoksullaştırdı. Hızlı şekilde bir servet transferi gerçekleşti. Faiz politikalarıyla halk yoksullaştırılıyor ve halkın cebinden eksilen paralar banka kasalarına akıtılıyor. Politika faizi, Merkez Bankası’nın bankalara borç verirken uyguladığı faiz oranıdır. Bankalar, Merkez Bankası’ndan yüzde 25 faizle aldıkları kaynağı müşterilerine yüzde 45-50 ile satarak (kredi vererek) ciddi anlamda kâr elde ediyorlar.

Ekonomi yönetiminin bazı soyut söylemler dışında net bir enflasyonu düşürme planı yok. Umut bağladıkları tek çözüm, bireylerin borçlanmalarını zorlaştırmak, kredi kartı harcamalarını kısıtlamak. Bu, orta ve alt sınıflar için hayat standardının daha da düşmesi demektir. Bunun başka bir sonucu da kapımızın eşiğinde bekleyen büyük bir ekonomik durgunluk dalgasının, azalan mal ve hizmet talebi nedeniyle neden olacağı daha derin bir kriz olacak.

IMF müdahalelerine kapıyı sonuna kadar açan iktidar, ekonomide sadece günü kurtarma derdinde. Erdoğan yıllardır dilinden düşürmediği “faiz sebep, enflasyon sonuç” sözünün tam tersi bir pratiğe şimdi sessiz kalıyor. Çünkü yerel seçimler atlatılana kadar ekonomide bir istikrar varmış algısı yaratılmak isteniyor. Ekonomik çöküntü asıl yerel seçimlerden sonra ağır bir şekilde hissedilecek.

Türkiye’de başta demokratikleşme olmak üzere temel sorun alanlarında acil önlemlerin alınması ve hem siyasal hem de ekonomik alanda yapısal reformların yapılması gerekiyor. Ekonomik ve sosyal hayata dair güveni tesis etmenin yolu ise hiç kuşkusuz demokratik ve katılımcı bir devlet yönetim sistemini kurmaktan geçer. Bu anlamda toplumsal ve siyasal alanda olduğu gibi ekonomik alanda da öncelikli ihtiyacımız demokratik bir sistemin inşa edilmesidir.

İbrahim Akın’ın açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

İYİ Parti Neden Tek Başına Seçime Girmek İstiyor?

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere yedi aydan daha kısa bir süre kala, partilerin seçimlere yönelik açıklamaları gündem olmaya devam ediyor. Son olarak, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, seçimlere tek başlarına gireceklerini ve 81 ilde aday çıkaracaklarını söyledi.

İYİ Parti kurmaylarına göre Meral Akşener’in “ittifaksız seçim” kararının en önemli nedenlerinden birisi, seçim ittifaklarının “kutuplaşmayı” daha da keskinleştirmesi ve kutuplaşmanın kazananının da iktidar partisi olması.

Ayrıca ittifakların muhalefetin oylarını büyütememesi, ittifaklar nedeniyle İYİ Parti kimliğinin ortaya konulamaması ve büyüyememesi, aday belirleme ve ittifak süreçlerinde CHP ile güven ilişkisinin zedelenmesinin de tek başına seçime girme kararında etkili belirtiliyor.

14 ve 28 Mayıs seçimlerinde AKP’nin yüzde 7,5 oy kaybetmesine karşın, Cumhur İttifakı’nın oylarını havuzunda tutabildiğine dikkat çeken bir parti yöneticisi, “Ama bizde böyle bir durum olmadı. Diyelim ki CHP’den İYİ Parti’ye geçiş oldu, CHP’de hemen ‘İYİ Parti’ye karşı kaybediyoruz’ telaşı başlıyor. Halbuki aday CHP’den olacak ve bize gelen oy nihayetinde CHP’nin olacak ama CHP’nin bu stratejik bakışı yok” görüşünü dile getiriyor.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in gazeteci Fatih Altaylı’ya verdiği röportajda, “seçim işbirliklerine” kapıları tamamen kapatması, muhalefet cephesinde özellikle de CHP’de, yerel seçim hesaplarının değişmesine yol açacak.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre; İYİ Partililer ise Akşener’in yerel seçimlerle ilgili tutumunu netleştirmesinden son derece memnun. İYİ Parti’de yeni dönemin stratejisi, ittifakla girilen seçimlerde kullanılan “Birleşe birleşe kazanacağız” sloganına atıfla, “Birleşe birleşe kazanamadık, ama iktidar alternatifi olmak için ayrışa ayrışa kazanma ihtimalimiz var” sözleriyle özetleniyor.

Akşener seçimlere tek başına girme kararını 13 Eylül Çarşamba günü toplanacak Genel İdare Kurulu’na (GİK) götürerek, parti kararı haline getirecek.

Seçim yenilgisinin nedenlerine ilişkin “iç değerlendirme” süreci başlatan ve kendi deyişiyle “tefekkür sessizliğine” bürünen İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, bu sessizliğini partisinin Olağan Kurultayı’ndan tam 2 ay sonra, 26 Ağustos’ta Afyonkarahisar’da, Büyük Taarruz’un yıldönümünde bozmuştu.

İktidar ve muhalefet partilerine yaptığı “Bu ittifak sistemi Türkiye’yi uçuruma sürüklüyor. Gelin yerel seçimlere her birimiz ayrı girelim” çağrısı karşılık bulmayan Akşener, “her yerde seçime kendi adayları ile girecekmiş gibi hazırlandıklarını” ancak yerel işbirliklerine açık olacaklarını da söylemişti.

Akşener’in çıkışları siyasi kulislerde “ittifaka kapıları tamamen kapatmadığı, el yükseltme hamlesi” olarak yorumlanmıştı. Ancak Akşener, gazeteci Fatih Altaylı’ya verdiği röportajda, ittifaklara tamamen kapıları kapattı.

Oysa CHP’de, “Akşener, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a karşı aday çıkarmaz” beklentisi hakimdi.

Afyonkarahisar’daki açıklamasının tersine, Akşener’in son açıklamasıyla seçim işbirliklerine tamamen kapıları kapatması da soru işaretlerine neden oldu.

İYİ Parti’de bu konuda birden fazla neden gösteriliyor ancak en önemli etkenin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “İstanbul ittifakını kurma”, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın “rozetsiz aday olarak yola çıktığı” yönündeki açıklamalarından duyulan rahatsızlık olduğu ifade ediliyor.

İki belediye başkanının ve CHP’nin, Afyon’da verilen mesajları doğru okuyamadığı düşünülüyor:

“Akşener’in Afyonkarahisar’daki konuşması bir rest çekme, el yükseltme değildi. Oradaki mesajları doğru okuyamadılar. Genel Başkan, bazı yerlerde işbirliği olabilir derken, kastettiği aslında Ankara ve İstanbul’du.

“Ama sanki buna karşı bir hamle gibi iki belediye başkanı da adaylıklarını açıkladı. Bizimle istişare edilmedi, bir şey sorulmadı. Bir anlamda bize hareket alanı bırakmadılar ve ‘İYİ Parti zaten cepte’ diye düşündüler. Bu da Genel Başkan’ın hoşuna gitmedi.”

Akşener’in ittifaka tamamen kapıları kapatma kararını hızlandırmasına neden olarak; CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Ankara’da Mansur Yavaş’ın İYİ Parti’den aday olmasına dönük formüllere “CHP’li belediye başkanlarının olduğu yerde CHP’li belediye başkanları vardır, devam eder. Bunun ortası olmaz. Her halükarda Ankara’da da İstanbul’da da dominant olan parti CHP’dir” açıklaması gösteriliyor.

İYİ Parti kurmaylarına göre Akşener’in “ittifaksız seçim” kararının en önemli nedenlerinden birisi, seçim ittifaklarının “kutuplaşmayı” daha da keskinleştirmesi ve kutuplaşmanın kazananının da iktidar partisi olması.

Ayrıca ittifakların muhalefetin oylarını büyütememesi, ittifaklar nedeniyle İYİ Parti kimliğinin ortaya konulamaması ve büyüyememesi, aday belirleme ve ittifak süreçlerinde CHP ile güven ilişkisinin zedelenmesinin de tek başına seçime girme kararında etkili belirtiliyor.

14 ve 28 Mayıs seçimlerinde AKP’nin yüzde 7,5 oy kaybetmesine karşın, Cumhur İttifakı’nın oylarını havuzunda tutabildiğine dikkat çeken bir parti yöneticisi, “Ama bizde böyle bir durum olmadı. Diyelim ki CHP’den İYİ Parti’ye geçiş oldu, CHP’de hemen ‘İYİ Parti’ye karşı kaybediyoruz’ telaşı başlıyor. Halbuki aday CHP’den olacak ve bize gelen oy nihayetinde CHP’nin olacak ama CHP’nin bu stratejik bakışı yok” görüşünü dile getiriyor.

İYİ Parti’de Akşener’in son çıkışıyla, “belediye başkanlığı pazarlığında el yükselttiği dedikodularının da önünün kesildiği” düşünülüyor.

“Akşener’in kararının parti kararı haline gelmesi bekleniyor”

Meral Akşener, seçimlere tek başına girme kararını 13 Eylül’de toplanacak Genel İdare Kurulu’nun onayına sunacak. GİK’ten sürpriz karar çıkmayacağı belirtilirken, Akşener’in kararının parti kararı haline gelmesi bekleniyor.

Tek başına seçime girme kararıyla ilk aşamada yerel seçimlerde başarı sağlayarak “Refah Partisi’nin geçmişte ortaya koyduğu hizmet belediyeciliği” anlayışını yeniden canlandırma hedefi dile getirilirken, asıl hedefin 2028 seçimlerinde iktidar alternatifi haline gelmek olduğu belirtiliyor.

2018’den bu yana tüm seçimlere ittifakla girilmesine karşın muhalefetin toplam oyunun artmadığına dikkat çeken parti kurmayları, İYİ Parti’nin iktidar kanadından oy alabilmesi için de seçimlere tek başına girmesinin doğru bir tercih olduğuna işaret ediyorlar.

Partide bundan sonra izlenecek strateji ise şöyle özetleniyor:

“Birleşe birleşe kazanacağız iyi bir slogandı ama değişen sistem nedeniyle başarı sağlanamadı. Birleşe birleşe kazanamadık ama iktidara alternatif olabilmek için ayrışa ayrışa kazanma ihtimalimiz var.”

İYİ Parti’de GİK kararından sonra, yeniden ittifak masasına dönülmesi zor görülüyor. Ancak bunun tek istisnasının ittifak isteyen karşı tarafın, örneğin CHP’nin “fedakarlık yapması” olacağı ifade ediliyor:

“Diyelim ki CHP bizimle işbirliği yapmak istiyor. Neden hep bizim onların adayını desteklememiz gerekiyor? Belki bizim adayımız kazanacak. Madem seçim işbirliği istiyorlar, örneğin Ankara’da bizim adayımız lehine adaylarını çekebilirler.”

İYİ Parti GİK toplantısı sonrası sahaya inecek

GİK toplantısından sonra İYİ Parti aday belirleme sürecini başlatacak. Akşener de GİK toplantısından sonra aday belirleme ve seçim çalışmaları için sahaya inecek.

Akşener’in tek başına seçime girme kararını, seçim takvimini de dikkate alarak erkenden kamuoyuna açıkladığı ifade ediliyor: “Yerel seçimlere hazırlanmak için yeterli bir süreye ihtiyacımız vardı. Bu süreyi kazandık. Çünkü belirleyeceğimiz adayların kamuoyunda tanınmaya ihtiyacı vardı. Kararı şimdiden açıklayarak, bunun için de zaman kazanılmış oldu.”

Paylaşın

Davutoğlu Ve Babacan’dan ‘Orta Vadeli Program’a Sert Tepki

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, sosyal medya hesapları üzerinden yaptıkları açıklama ile bugün açıklanan yeni Orta Vadeli Program’a tepki gösterdiler.

Haber Merkezi / Ali Babacan, “Bu yıl sonunda tek hane enflasyon vadeden Erdoğan, tek haneyi kâğıt üstünde bile ancak 2026 sonunda öngörüyor” derken, Ahmet Davutoğlu, “OVP ‘Kaybedilen 10 yılın belgesi’ olmuş” yorumunu yaptı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Orta Vadeli Program’a sosyal medya hesabından şu paylaşımı yaptı:

“Şimdi bize kaybolan yıllarımızı kim verecek? Orta Vadeli Programda 2014’te sahip olduğumuz kişi başına düşen milli gelire ancak 2024’te, tek haneli enflasyona da ancak 2026’da ulaşabileceğimiz öngörülmüş. En son tek haneli enflasyon 2016 yılında gerçekleşmişti. OVP ‘Kaybedilen 10 yılın belgesi’ olmuş.

2021 yılında açıklanan OVP’de 2023 enflasyonu yüzde 8 olarak vaat etmiştiniz. Bu hatalarla yüzleşmeden milletin size nasıl inanmasını bekliyorsunuz? Sayın Erdoğan; Madem ‘Kur Korumalı Mevduat görevini yerine getirdi’, bugüne dek ne kadar kamu kaynağı aktarıldığını da açıklayın da milletimizin cebinden yaptığınız israfın bilançosu ortaya çıksın.

OVP’de milletten toplayacağınız vergilerin enflasyonun çok üstünde olacağı görülüyor. Siz kamuda herhangi bir tasarruf yapmayı düşünüyor musunuz?”

“Erdoğan, kendisi dışında herkesi sorumlu görmeye devam ediyor”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ise, Orta Vadeli Program’a sosyal medya hesabından şu paylaşımı yaptı:

“Bugünkü Orta Vadeli Program (OVP) konuşması gösterdi ki sayın Erdoğan yüksek enflasyon konusunda hâlâ kendisi dışında herkesi sorumlu görmeye devam ediyor.

Devleti batırma projesi olan Kur Korumalı Mevduat (KKM) konusunda samimi bir itiraf yapmak yerine kelime oyunlarıyla KKM’yi savunuyor. Bu yıl sonunda tek hane enflasyon vadeden Erdoğan, tek haneyi kâğıt üstünde bile ancak 2026 sonunda öngörüyor.

OVP’de Merkez Bankası bağımsızlığını güçlendirecek, şeffaflığı artıracak hiçbir somut adım yer almıyor. Programda rant gelirlerinin vergilendirilmesiyle ilgili hiçbir adım yok. Yük yine dar ve sabit gelirliler üzerine yıkılıyor.

OVP yapısal adımlar konusunda bugüne kadar tekrarlanan soyut ve genel ifadeleri tekrarlamaktan öteye gitmiyor. Özetle, yapılan yanlışlardan bahsetmeyen, içsel tutarlılığı zayıf, somut adımlar yerine soyut ve genel ifadeler içeren bir programla güven tesis edilemez, öngörülebilirlik sağlanamaz.”

Paylaşın

Bakan Fidan’dan AB’ye Üyelik Açıklaması: Perspektifimizde Bir Değişiklik Yok

AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Oliver Varhelyi ile görüşen Bakan Fidan, “Avrupa ve tüm dünyanın çeşitli sınamalarla karşı karşıya olduğu bir dönemden geçmekteyiz. Böyle bir dönemde Türkiye, Avrupa Birliği ilişkilerinin sağlıklı bir zeminde ilerletilmesi her zamankinden daha da önemli hale gelmiştir” dedi ve ekledi:

“Türkiye, Avrupa Birliği ilişkilerinin bazı üye ülkelerin dar siyasi çıkarlarına rehin edilmemesi gerektiği açıktır. Avrupa Birliği, Türkiyesiz gerçek manada bir küresel aktör olamaz. Türkiye’nin, Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinin önünün açılması, ilişkilerimizin üyelik perspektifi temelinde yeniden canlandırılması elzemdir.”

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Avrupa Birliği (AB) Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Oliver Varhelyi ile Ankara’da görüştü. Görüşmeden sonra ortak basın toplantısı düzenlendi.

Toplantıda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “Avrupa ve tüm dünyanın çeşitli sınamalarla karşı karşıya olduğu bir dönemden geçmekteyiz. Böyle bir dönemde Türkiye, Avrupa Birliği ilişkilerinin sağlıklı bir zeminde ilerletilmesi her zamankinden daha da önemli hale gelmiştir. Türkiye, Avrupa Birliği ilişkilerinin bazı üye ülkelerin dar siyasi çıkarlarına rehin edilmemesi gerektiği açıktır. Avrupa Birliği, Türkiyesiz gerçek manada bir küresel aktör olamaz. Türkiye’nin, Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinin önünün açılması, ilişkilerimizin üyelik perspektifi temelinde yeniden canlandırılması elzemdir.” dedi.

Bakan Fidan, vize serbestisi konusunda da “Vize serbestisi sürecinde ilerleme kaydedilmesi de Avrupa Birliği’nden beklentilerimiz arasındadır. Vize serbestisi insandan insana diyaloğu artıracak, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği önündeki sorunların ve ön yargıların kaldırılmasına şüphesiz katkı sağlayacaktır. Sayın Varhelyi’ye son dönemde vatandaşlarımızı vize başvurularında yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi beklentimizi de vurguladım” diye konuştu.

Bakan Fidan’ın ardından konuşan Varhelyi ise şunları kaydetti: “Eminim ki seçimlerden sonra güzel bir fırsat ortaya çıktı. Ben de dostluğumuzun, ittifakınızın ve Türkiye’yle sahip olduğumuz ortaklığın yeniden canlandırılması için buradayım. Ankara’da yeni hükümetin kurulmuş olmasıyla da birlikte AB-Türkiye ilişkilerini ilerletebileceğimizi düşünüyorum. Çünkü çok güçlü siyasi ve ekonomik taahhütlerimiz var. İnsanlar arasında olsun, ekonomik seviyede olsun, siyaset düzeyinde olsun, Türkiye ile olan ilişkilerimiz her zaman için bizim için de kilit öneme sahip olmuştur.”

Avrupa Konseyi liderlerinin talepleri doğrultusunda AB-Türkiye ilişkilerinde nasıl ilerlenebileceği ve olumlu bir gündemin nasıl oluşturulabileceğine dair bir rapor hazırlayacaklarını ifade eden AB temsilcisi, “Biz de şu anda burada bunun üzerine nasıl çalışabiliriz, bunun yollarını arıyoruz. O nedenle benim bugünkü ziyaretimde de altını çizeceğim şey; bu iş birliğinin tasarımını yapmak ve bu ortaklığın inandığım kadarıyla çok önemli bir potansiyele sahip olduğunu hepimiz görüyoruz. Ancak bazı hali hazırda gerçekleştirdiğimiz başarılar da var. Yeni ortaklık anlaşması dijital Avrupa programında, ortak pazar programında tamamlandı, imzalandı. Bu olumlu bir gelişmedir” dedi.

Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği süreci

Varhelyi AB’nin genişleme planı ve Türkiye’nin üyelik süreci ile ilgili bir soruya şu yanıtı verdi: “2030 yılı itibarıyla yeni üyeler olacaktır, olması için her iki tarafın da çalıştığını söyleyebilirim. Türkiye’nin aday ülke olarak konumuna bakacak olursak şu anda bulunduğunuz konum son derece nettir ve Avrupa Konseyi tarafından 2018 yılında bu karara varılmıştır ve müzakereler şu anda donmuş durumdadır. Burada yeniden başlaması için Avrupa Konseyi tarafından bazı kriterler öne sürülmüştür ve bu kriterler demokrasi ve hukukun üstünlüğüyle ilgilidir. Bu alanlarda ileriye yönelik inandırıcı bir yol haritasının hazırlanması tabii ki yeni tartışmaları tetikleyebilir.”

Fidan ise bu soruya, “Bizim de politikamız özellikle bildiğiniz gibi Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik perspektifinde herhangi bir değişiklik yok. Bu çok güçlü bir politik irade. Özellikle tekrar seçmeninden güçlü bir destek alan cumhurbaşkanımızın bunu milletimiz adına yeniden en üst politik iradeyle vurgulaması önemliydi. Devlet organları da buna yönelik çalışmalarını hızlandırdı.

Bir süredir çeşitli nedenlerden dolayı Avrupa Birliği’yle Türkiye arasındaki bazı konulardaki temaslarda bir gerileme olmuştu. Yeni dönemde bunu telafi edecek çalışmaların neler olabileceği konusunda adımlarımızı attık. Bugün sayın komiserin Ankara’yı ziyareti de aslında buna güzel bir örnek teşkil etmekte. Özellikle vizeyle ilgili vatandaşlarımızın çeşitli sıkıntıları var. Özellikle iş adamlarımız ve öğrencilerimiz için vize kolaylığı konusunda mütabakat içindeyiz. Arkadaşarımız o konuda çalışmaya başlayacaklar” sözleriyle yanıt verdi.

Deprem yardımlarına ilişkin açıklamalarda da bulunan Varhelyi, Avrupa Birliği tarafından 1 milyar euroluk bir taahhütte bulunulduğunu anımsatarak, “Önümüz kış ve hızlı bir şekilde hareket etmek istiyoruz. O nedenle hali hazırda 150 milyon Euro’luk bir insani yardımda bulunduk. Ayrıca 470 milyon Euro’luk bir başka paket hazırlandı. Bu da yine deprem yardımı ve yeniden yapılandırma için kullanılacak. Ayrıca rehabilitasyon ve yeniden yapım çalışmalarına Avrupa Dayanışma Fonu aracılığıyla da katkıda bulunmak istiyoruz. Bu da yine Türkiye tarafından talepte bulunulmuştu” dedi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

CHP’den Akşener’in Yerel Seçim Kararına İlişkin İlk Açıklama: Saygılıyız

İYİ Parti Lideri Meral Akşener’in yerel seçimlere yönelik kararına ilişkin değerlendirmede bulunan CHP’li Bülent Kuşoğlu, “Her partinin en doğal hakkı seçime ayrı girmesi” dedi ve ekledi:

“CHP bu seçimde de mevcut 11 büyükşehir belediye sayısını artırmak için çalışıyoruz. Şu an ittifak görüşmemiz yok ama kapımızı çalan olursa kapımız açık.. Ayrı ayrı girme kararına saygılıyız.”

Yeniçağ Gazetesi Ankara Temsilcisi Orhan Uğuroğlu, Sözcü TV’de yaptığı açıklamada CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu’nun İYİ Parti Lideri Meral Akşener’in yerel seçimlere yönelik ayrı girme kararına ilişkin ifadelerini aktardı.

Kuşoğlu, Akşener’in ifadelerine ilişkin, “Her partinin en doğal hakkı seçime ayrı girmesi. CHP bu seçimde de mevcut 11 büyükşehir belediye sayısını artırmak için çalışıyoruz. Şu an ittifak görüşmemiz yok ama kapımızı çalan olursa kapımız açık.. Ayrı ayrı girme kararına saygılıyız” dedi.

“İstanbul ve Ankara dahil ayrı gireceğiz”

Gazeteci Fatih Altaylı’ya açıklamalarda bulunan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, yerel seçimlere ilişkin İstanbul ve Ankara dahil 81 ilde aday çıkaracaklarını söyledi. Akşener, küçücük ilçelerde işbirliği yapılabileceğini de ifade etti.

Paylaşın

Mehmet Yılmaz: Putin, Erdoğan’a Bu Kez Yol Vermedi

T24 yazarlarından Mehmet Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Soçi’de gerçekleştirdikleri görüşmeyi değerlendirdi. Yılmaz, Erdoğan’ın Putin ile görüşmesinden eli boş döndüğünü ifade etti.

Mehmet Yılmaz, yazısında, Erdoğan’ın Putin ile ilişkisi üzerinden Batı’da ciddiye alınmayı umduğunu; bunun da sıkışık Türkiye ekonomisinin ihtiyacı olan dış kaynağın sağlanmasında etkili olmasını beklediğini belirtti.

Ama Putin’in Erdoğan’a bu kez fırsatı vermediğini vurgulayan Mehmet Yılmaz’ın bugün yayınlanan yazısının ilgili kısım şöyle:

Cumhurbaşkanı’nın gözü Temmuz ayından beri Putin gelsin diye yollardaydı ama olmadı.

Putin’in yurt dışına çıkmak konusundaki isteksizliğinin bir nedeni Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin verdiği yakalama kararı.

Türkiye bu kararı soykırım suçlusu Sudanlı Ömer El Beşir için bile uygulamamıştı, Putin için de elbette uygulayacak hâli yoktu.

Ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, çok önem verdiği “tahıl koridoru anlaşmasını” canlandırmak için sonunda Putin’in ayağına kadar gitti.

Eli boş olarak geri döndü.

Kapalı kapılar ardında ne konuşuldu bilmiyoruz ama resmi açıklamaya göre Putin, anlaşmanın yeniden hayata geçirilmesi için Batı’nın uyguladığı ambargonun kaldırılmasını istiyor.

Batı ise Rusya’yı, Ukrayna üzerinden sıkıştırıp iyice güçsüzleştirmek temel politikasından vazgeçecek gibi görünmüyor.

Cumhurbaşkanı’nın bunca işi gücü arasında Ukrayna tahılının dünyaya Karadeniz üzerinden serbestçe satılmasını kendisine bu kadar dert etmiş olmasının Türkiye açısından nasıl bir önemi var diye merak ediyor olmalısınız.

Ukrayna tahılının çok küçük bölümü Türk gemileri ile taşınıyor, bir navlun kaybımız yok sayılır.

Öte yandan Ukrayna tahılının, Bulgaristan ve Romanya üzerinden satılmasında da anlaşma bittiğinden beri bir engel çıkmadı.

Ruslar Türk gemisinde arama yaptılar ama aynı yükü alan Japon gemisine dokunmadılar bile.

Ukrayna, “tahılımı sattırırsanız size şu kadar komisyon veririm” de demiyor.

Ama Erdoğan “tahıl koridoru” peşinde!

Konunun Türk ekonomisi ile dolaylı bir ilgisi var.

Erdoğan, Putin ile ilişkisi üzerinden Batı’da ciddiye alınmayı umuyor; bunun sıkışık Türkiye ekonomisinin ihtiyacı olan dış kaynağın sağlanmasında etkili olmasını bekliyor.

Putin kendisine bu kez bu fırsatı vermedi.

Batının karşısına çıkıp, “Putin ile sorunlarınızı benim üzerimden çözebilirsiniz” diyebilecek durumda değil artık.

Öyle görünüyor ki İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine karşı çıkmaktan vazgeçmesinin, Ukrayna’nın NATO üyeliğine destek olmasının ve Nazi özentisi Azov taburu komutanlarını, verdiği sözü de çiğneyerek Ukrayna’ya yollamasının Putin nezdindeki karşılığı bu.

“Dünya lideri” propagandası gerçeklerden habersiz, milliyetçi duyguları galeyana getirilmiş saf kitleler üzerinde etkili olabiliyor ama dünya arenasına çıkıldığında boyalar dökülüyor.

Dış politikada böyle savrulmalar, esasen temel bir dış politikanız olmadığını, günlük çıkarlara göre yön değiştirebileceğinizi gösteriyor.

Öyle olunca da kimse ciddiye almıyor tabii.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Özgür Özel, Kemal Kılıçdaroğlu’na Kalkan Mı Oldu? Dikkat Çeken İddia

Eski CHP Milletvekili Mustafa Balbay, “Özgür Özel, Kemal Bey’in karşısına başka bir aday çıkmasın diye mi kalkan? Böyle bir olasılık bence var. Tabii ki Özgür Özel’in siyaset yapma hakkı var. Kamuoyuyla gerçekleri paylaşıyor. Ama Özgür Özel, Sayın Kılıçdaroğlu’nun kararıyla şu anda CHP’nin Meclis’teki Grup Başkanı” dedi.

Cumhuriyet gazetesi yazarı ve eski Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Mustafa Balbay, TELE1’de Ülkü Çoban’ın sunduğu ‘Gün Ortası’ programına konuk oldu.

Programda gündeme dair yorumlarını paylaşan Balbay, TBMM CHP Grup Başkanı Özgür Özel’in ‘değişim’ mesajları ve kurultaydaki adaylık sinyaliyle ilgili dikkat çeken bir değerlendirmede bulundu. Balbay, Özel’in CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşısında başka bir aday çıkmaması için ‘kalkan’ görevi görüyor olabileceğini öne sürdü.

Balbay, konuyla ilgili şunları söyledi: Şu soru hala yanıt bulmadı: Özgür Özel, Kemal Bey’in karşısına başka bir aday çıkmasın diye mi kalkan? Böyle bir olasılık bence var. Tabii ki Özgür Özel’in siyaset yapma hakkı var. Kamuoyuyla gerçekleri paylaşıyor. Ama Özgür Özel, Sayın Kılıçdaroğlu’nun kararıyla şu anda CHP’nin Meclis’teki Grup Başkanı.

Özel’den “Aday olacak mısınız?” sorusuna yanıt

Özgür Özel, dün Halk TV’de İsmail Küçükkaya ile Yeni Bir Sabah’ın konuğu olmuş ve “Aday olacak mısınız?” sorusuna şu yanıtı vermişti:

Ben burada adayım desem hem partiye, hem kamuoyuna hem de birlikte yol yürüdüğümüz insanlara ve başta genel başkana karşı şu anda bunu buradan açıklamak doğru olmaz. Süreci tamamlayacağım, tutum belgesini açıklayacağız. Bir eş zamanlılıkla belki bir basın toplantısıyla, belki kadrolarımızla birlikte… Önce tutum belgemizi kamuoyu ile paylaşacağız. Daha sonra aday olacağımız sırada, önceden benim sözüm var. Önce aileme, sonra genel başkana haber vereceğim. Yani genel başkan televizyondan duymayacak. Ondan sonra da kurultayla ilgili gerekli süreci başlatacağız.

28’inde hiç niyetim yoktu. Haziran’ın ortasına geldiğimizde partinin hiçbir şey yokmuş gibi davranmasının seçmene büyük bir haksızlık olduğunu gördüm. Partimizin özeleştiri yapmamasını büyük bir haksızlık olarak gördüm. Partimizin bir yenilenme, değişim meselesine geçmemesinin seçmeni kaybettiğini gördüm. Partide de, ülkede de işlerin iyi gitmediğini gördüm. Orada sorumluluk üstlenebilirim dedim. Yaşadığımız süreç beni adaylığa o günden daha fazla yaklaştırdı. Bu işin sonunda bir adaylık olursa da o özgüvenim, inancım, kararlılığım var. Adaylık noktasında kem küm ediyor değilim ama bir süreç var ve tamamlanması gerekiyor.

Görüşmemiz gereken herkesle görüşüyoruz. Başta genel başkanımız, partimizin kadrolarını asla incitmemeye, üzmemeye çalışıyoruz. İnsan baba evini yakıp yıkmaz, bazıları benim yaptığım görevleri yapıp partiden gitti.

Yenmek, yenilmek değil. Biz kurultayda Kemal bey ile yarışabiliriz. Bu hainlik değildir. Bazıları diyor ki “Kemal beye ihanet mi ediyorsun?”. Kemal beyin başarısı için bir şeyleri eksik yapmak ihanettir, ben yapmadım. Kemal beyin başarısı için, en yakını kimse en yakını kadar inandım.

Kemal bey “Bu kürsüde son kez sesleniyorum, bir yolculuğa çıkıyorum” dedi. Babam gibi hissettiğim bir insana tutamadım kendimi ağladım. “Ağlıyordun, aday olamazsın” diyorlar. Ben üç kez ağladım siyasette. İmamoğlu, İstanbul’u kazandı. 19 gün sandık üstünde yattık. Haber geldi mazbatayı veriyorlar, oradan İBB’ye. Balkona çıktım, bir gürültü başladı. İzmir Marşı çalıyor, İmamoğlu arabadan indi. O anı gördüm hüngür hüngür ağladım. Kemal bey adaylığını açıkladı tutamadım kendimi ağladım. Bir de Soma Davası bitti, büyük haksızlık yaptılar kapının önünde ağladım.

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: İstanbul Ve Ankara Dahil Seçimlere Ayrı Gireceğiz

İYİ Parti Lideri Meral Akşener, 31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlerde İstanbul ve Ankara dahil 81 ilde aday çıkaracaklarını söyledi. Akşener, küçücük ilçelerde işbirliği yapılabileceğini de ifade etti.

Hakkında 7 yıl açık tutulan FETÖ soruşturmasıyla ilgili de konuşan Akşener, 8 klasörden oluşan dosyada birden fazla ihbarcı olduğunu belirterek “Birisi daha ihbarda bulunuyor. Yağmur gibi ihbar var. Kafası kızan ihbar etmiş. Ama o ihbarda şöyle bir durum var. Sayın Tuğrul Türkeş, ben ve Süleyman Soylu FETÖ’cüyüz iddiası var.

Bunlar hakkında soruşturma, kovuşturma yapılması gerektiği… Benim dokunulmazlığım olmadığı için dosyam ayrılmış, diğer iki ismin dokunulmazlığı olduğu için TBMM’ye gönderileceği yazıyor benim dosyada. Ama onlara ne yapıldı bilmiyorum. Sonrasında Soylu İçişleri Bakanı oldu” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, gazeteci Fatih Altaylı’ya dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Seçimin ardından İYİ Parti kurmaylarının açıklamalarına ilişkin, son dönemlerde ortaya çıkanlarla ilgili öfke olduğunu belirten Akşener, “Adnan bey sahada çalışırken ‘Onlar oradan vekil çıkartamaz İYİ Parti’ye oy vermeyin’ deniliyor. Beni ve İYİ Parti’yi düşmanlaştırarak AK Parti bünyesinde bizim üzerimizden sayın Kılıçdaroğlu’na gelebilecek oyların önü kesildi.

Buna da çanak tutuldu. Ben size Çankırı’dan örnek vereyim. Çankırı’da adayımız son 10 güne kadar kazanabilir durumdaydı. AK Parti’nin birinci sıradaki adayı ve teşkilatları, ikinci sıranın çıkamayacağını onun için diğer oyların MHP’ye kaydırılması gerektiğini söylediler. Bunun üzerine kavgalar oldu. Sonuç itibariyle İYİ Parti’nin vekil adayı gitti MHP, AK Parti kazandı” diye anlattı.

Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’i “saydığını” söyleyen Akşener, “Eskişehir’de ilginç bir şey oldu. Nebi kardeşimizin büyük bir kızgınlığı var. Ailecek görüştükleri hocanın iddiaya göre, “İYİ Parti buradan çıkaramaz, 4 çıkaralım” diye gezmesi. Bunlar insanları kırıyor” dedi.

“İstanbul ve Ankara dahil ayrı gireceğiz”

Akşener şöyle devam etti: Bütün bunlar teşkilatlarda bir şey biriktirdi. Bursa’daydım geçen gün. Biz teşkilatlarımıza çok para gönderemedik. Biraz zorluk çekmişler. Nilüfer Belediyesi ile ortaklaşmaya çalışmışlar kumanya için. Üç gün kala “Biz kumanya veremeyiz” demişler. İkinci turdan bahsediyorum. Bu tür çok hoyrat, sert tavırlar… Şimdi gelinen noktada bizim 4 vekilimiz hariç, teşkilatlarımızın tamamı şu an itibariyle yerel seçimlere hiç kimse ile…

İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyeleriyle ilgili olarak da biz cumhurbaşkanı adayı gösterdiğimiz için kendilerini, Kürşad (Zorlu) ‘Burada da aday çıkaracağız’ dedi. Cumhurbaşkanı adayı gösterdiğimiz için ben Kürşad ile ilgili ‘Tedbiren söylemiştir’ dedim. Ne çıktı ortaya? Dediler ki ‘Evet biz Cumhurbaşkanı adayı göstermek istedik, iki arkadaş da kabul etmedi. Milletin sesini bildirdiniz’ dediler.

(Partileri göstermedikleri sürece nasıl kabul edeceklerdi?) Biz de gösterebilirdik. Birinden biri “adayım” dese oradan çıkarlardı. Kararlılık başka bir şey. Arkadaşlarımız ‘Milletin sesini değerlendirmediler ama biz her yerde ayrı gireceğiz.’ diyor. İstanbul ve Ankara dahil.

Ben bu ittifak siyasetine şiddetle karşıyım. Bunlar insanları kutuplaştırıyor. Bütün seçim boyunca fakirin derdini, emekliyi, sığınmacıyı konuşamadık. “Biz PKK’lı değiliz, Kandil bizi desteklemiyor. Bunu söyleyen şerefsizdir” diye gezdik. Biz bunun için kurmadık ki bu partiyi. Kuruluş ayarlarına dönüyoruz biz şu anda.

(İstanbul ve Ankara’nın eski ortağınızın partisi tarafından kaybedileceğini göze alıyor musunuz?) Hepsini alıyoruz. Belki bizimki seçilecek. Öyle adaylar çıkaracağız ki… İzmir’de CHP ceketini assa seçilir diye bir kanaat var. Ümit Özlale şu an itibariyle çalışıyor. “Ben adayım” dedi. 81 ilde aday çıkaracağız. Ama küçücük ilçelerde öyle şeyler olur ki teşkilatlar kendi aralarında işbirliği yapıyorlar. Onlar yapılabilir.

(İttifak kararı nihai mi?) Genel İdare Kurulu’nu haftaya çağıracağım ben. GİK’ten geçtiği an nihai karardır. Ben de Ekrem beye yakınım. Ekrem beyin CHP Genel Başkanlığı adaylığı söz konusu olduğunda CHP’li kişiler çıktılar benim CHP’nin içişlerine karıştığımı iddia ettiler. Ki çok ayıp bir şeydir bu.

Altılı masada 3 Mart’ta yaşanan krize ilişkin de ilk kez konuşan Akşener şunları söyledi: Ben, iki yıl evvel 3 Kasım’da bütün siyasi -daha masa da yok orta yerde – o zaman yeni kurulmuştu Fatih Erbakan’ın partisi dahil, partileri dolaştım. Fakat Sayın Davutoğlu’na, Sayın Gültekin Uysal Bey’e, Sayın Babacan’a, Sayın Karamollaoğlu’na bir soru sordum. ‘Sayın Kılıçdaroğlu adayım derse ne yapacaksınız?’ diye. Oradan cevaplar aldım. Sayın Kılıçdaroğlu ile beraber de Sayın Kuşoğlu, Sayın Böke gibi arkadaşlar var. Karşılıklı oturduk.

Ben bir genel giriş yaptıktan sonra şunu söyledim; dedim ki ‘Bu iki belediye başkanımız ita amiri sizsiniz bizler de destekledik. Bu iki arkadaşımız gerçekten morali bozuk seçmenin yanında yer aldığı ve taraftar olduğu bir durum haline geldik. İkisini birden aday göstermeyeceksiniz ikisini de geri çekin. Bu şahitli. Ben zannettim ki böyle olacak. Sayın İmamoğlu Türkiye’yi gezdi. Mansur Bey’e müthiş bir sempati vardı. 20 Ocak 2020’de, masa kurulmak üzere. Ben ilçe ilçe, il il gezmeye başladım. Daha iki yıl var seçime.

Bu iki arkadaşı Antalya’da da söylüyorlar, Trabzon’da da söylüyorlar, Niğde’de de söylüyorlar. Nasıl bir şey… Ya Hakkari’de söylüyorlar. Hakkari’de Mansur Yavaş da söylendi. Birden bire masa kuruldu. Masayı tetikleyen Sayın Davutoğlu’dur, ama kuran Sayın Kılıçdaroğlu’dur. Sonra birden o masada parlamenter sisteme dönüşle ilgili karar alındı. Çok güzel bir çalışma yapıldı. Bu masanın siyasi politikalar metni hazırlandı. Sorun tespit edilip cevapları bulundu. Binlerce maddelik bir şey. İş geldi diğer mevzunun nasıl olacağına. Benim 3 Mart’ta masaya giderken…

Böyle şeyler konuşulmadı. Saadet Partisi geldi, adaylıkla ilgili düşündüklerini sordu. Ben gittim DEVA Partisi’ne gittim kendim sordum. Gültekin Bey’e gittim. Bir resim çıktı ortaya. Ben de bizim GİK’ten bir yetki aldım. Ben bekliyorum ki yöntemi konuşacağız. Bir iki arkadaş çok önde olduğu için ben bunların isimlerini söyleyeceğim, diğerleri de aklındakileri söyleyecek. Her partinin güvendiği bir şirketin araştırma yapması ve oradan çıkan isim de aday olsun. Enteresan bir şey oldu.

Birden konuşma ‘kim aday olsun’a evrildi. İlk sözü Gültekin Bey’e verdiler. ‘Kemal Bey’ dedi. Ali Bey’e söz verildi, ‘Kemal Bey’ dedi. Davutoğlu’na söz verildi, şimdi Allah var ben düzgün anlatayım. ‘Sayın Akşener aday olmadığına göre Kemal Bey’ dedi. Bana geldi sıra, ‘Ben böyle böyle aldım geldim yetkiyi, bunu doğru bulmuyorum. Siz ‘Kemal Bey’ dediniz, benim ona saygım sevgim sonsuz. Ama bu iki arkadaş var. Bunlar benim babamın oğlu değil. Bunları meşhur eden de ben değilim. Ama böyle oldu.

Benim yetkim şu, ‘siz de adaylarınızı söyleyin.’ Bir yöntem önerdim. Sonra bu yöntemle böyle bir gökyüzüne bakma oldu. Sonra Sayın Kılıçdaroğlu dedi ki; Meral Hanım imzalamıyorsa imzalamasın. Biz beşimiz imzalayalım çıkalım’ dedi. Ben de aldım dosyamı, ‘o zaman size başarılar diliyorum’ dedim. Denildi ki; madem bu yetkiyi aldınız. O zaman partinize Kemal Bey’i götürün. Öyle bir duygu ki çok dürüst söylüyorum… Bir tarafta yani içi titreyerek bize bakan sizin kızınız yaşında çocuklar, bir tarafta içimizden geçen bambaşka bir şey. Sonuç itibariyle ‘peki’ dedim.

Meşhur kağıdı imzaladık… Derhal arkadaşları topladım. Olanı anlattığımda arkadaşlarımız çok sert bir tavır koydular. ‘Kesinlikle o masaya dönmeyeceksin’ dendi. Bir arkadaşımız sadece ‘bunu bu kadar sertlikte yapmayalım’ dedi. Haydi söyleyeyim, Bahadır Erdem Bey. Kendi aralarında insanlar ne konuştu bilmiyorum, ama yüksek sesle konuşma bu. Sonuç itibariyle ben o konuşmayı yaptım ve gittik. Arkadaşlarımızla düzenli toplanmaya başladık. ‘Sen aday ol’ dediler. Neyse, ‘benim adaylığım doğru değil’ dedim ben arkadaşlara. Ersan Şen’le konuştuk biz, o kabul etti.

Neyse pazar gününün akşamı iki belediye başkanı bana geldiler. Bu seçenekler onlardan geldi. Ben bu iki belediye başkanının yardımcı olmasını öneren ben değilim. Onlar bana başka seçenekler de sundular. İkisini kabul ettim. Bundan Kemal Bey’in bilgisinin olduğunun ispatlanmasını istedim. Üç kişi hariç herkes bu fikri, ‘kazanacak adaydan’ ‘kazanacak formüle geçtim’ onayladı. Biz dördümüz buluşmak üzere çıktık. Kemal Bey, ben, iki belediye başkanı… Bu iki arkadaşın icracı ve yetkili başkan yardımcılığını teyit ettik. Bundan sonrası çok vahim. Öğrendim ki masadakilerin haberi yok… Önce ben kağıdı imzalıyoruz zannettim.

Önce Temel Bey ‘ne oluyor’ dedi. Şaşırdım. Ali Bey ‘böyle bir şey olamaz’ dedi. Sonra ben en başından anlattım, teklifi benim getirmediğimi, bu teklifin CHP’den geldiğini söyledim. ‘Yani bu teklif size CHP’den geldi, öyle mi?’ dedi. ‘Ben bir arkadaşlarımla görüşeyim’ dedi, sonra geldi ‘kabul etmiyorlar’ dedi ve dışarıda 10 bin kişi var…

“Sayın Tuğrul Türkeş, ben ve Süleyman Soylu FETÖ’cüyüz iddiası var”

Akşener hakkında 7 yıl açık tutulan FETÖ soruşturmasıyla ilgili dosyayı aldıklarını, 8 klasörden oluşan dosyada birden fazla ihbarcı olduğunu belirterek “Birisi daha ihbarda bulunuyor. Yağmur gibi ihbar var. Kafası kızan ihbar etmiş. Ama o ihbarda şöyle bir durum var. Sayın Tuğrul Türkeş, ben ve Süleyman Soylu FETÖ’cüyüz iddiası var. Bunlar hakkında soruşturma, kovuşturma yapılması gerektiği… Benim dokunulmazlığım olmadığı için dosyam ayrılmış, diğer iki ismin dokunulmazlığı olduğu için TBMM’ye gönderileceği yazıyor benim dosyada. Ama onlara ne yapıldı bilmiyorum. Sonrasında Soylu İçişleri Bakanı oldu” diye konuştu.

Paylaşın

Yerel Seçimler: Bahçeli, Erdoğan’a “Koçbaşı” Taktiğini Önerdi

MHP Lideri Bahçeli’nin 31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimleri için Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “koçbaşı” taktiği önerdiği öne sürüldü: Muhalefet partileri birbirine düşüp her ilde kendi adaylarını çıkardığı taktirde, AK Parti ve MHP’nin güç birliği yapması halinde ortak adayın bir koçbaşı gibi bütün kapıları açacağı kesin.

Erdoğan ve Bahçeli’nin yerel seçimlerde karşılarında bir ittifakın oluşmaması için ellerinden geleni yapacağı da iddia edildi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Ankara’daki son buluşmasını değerlendiren Sözcü yazarı Deniz Zeyrek, “Bahçeli, Erdoğan’a “koçbaşı” taktiğiyle muhalefet elindeki bütün belediyeleri geri almayı önermiş. Erdoğan da Bahçeli’nin önerisini sıcak karşılamış.” dedi.

“AK Parti ve MHP teşkilatları yakın zamanda bir araya gelerek bütün illeri masaya yatıracak ve hangi ilde hangi partinin aday çıkaracağına karar verecek” diyen Zeyrek, “Kesin olan şu: CHP’nin elindeki 11 Büyükşehir Belediyesi’nin (İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Adana, Mersin, Tekirdağ, Eskişehir, Aydın, Hatay ve Muğla) en az 10’unda AK Parti aday çıkaracak. Belki Mersin ya da Adana’da adayın MHP’li olması gündeme gelebilir.” bilgisini paylaştı.

“İki partinin de Van, Mardin ve Diyarbakır gibi illerde Büyükşehir belediyelerini alma konusunda bir iddiası yok. Zaten uğraşmaya da değmez.” İfadelerini kullanan Zeyrek,  “HDP’nin kazanacağına kesin gözüyle bakılan bu iller İçişleri Bakanlığı tarafından “kayyum” vasıtasıyla geri alınabiliyor.” yorumunda bulundu.

Cumhur İttifakı liderlerinin, İstanbul, Ankara, Antalya, Mersin, Adana ve Hatay’ı alma konusunda çok iddialı olduğu vurgusunu yapan Zeyrek’in yazısı şöyle:

Bahçeli’nin aklındaki taktiğe “koçbaşı” demesinin nedenini anlamışsınızdır:

Muhalefet partileri birbirine düşüp her ilde kendi adaylarını çıkardığı taktirde, AK Parti ve MHP’nin güç birliği yapması halinde ortak adayın bir koçbaşı gibi bütün kapıları açacağı kesin.

Örneğin Ankara’da AK Parti’den Turgut Altınok ya da MHP’den Enver Demirel iktidarın ortak adayı olursa ve bu sırada CHP, İYİ Parti ayrı ayrı adaylar çıkarırsa Mansur Yavaş’ın işi hayli zorlaşabilir.

Yine İstanbul’da AK Parti’den Tevfik Göksu iktidarın ortak adayı olarak seçime girerse ve CHP, İYİ Parti ve HDP ayrı ayrı adaylarla yarışırsa, Ekrem İmamoğlu’nun şansı yok denecek kadar az olur.

Mersin’i, Adana’yı, Antalya’yı da aynı şekilde düşünün. HDP ve İYİ Parti’nin adayları iktidarın ortak adayı karşısında zaten kazanamaz. Aynı şekilde CHP’nin adayı da HDP ve İYİ Parti adaylarıyla oyları paylaştığında iktidarın ortak adayına karşı kaybeder.

Erdoğan ve Bahçeli, muhalefetin birbirine yönelik suçlamalarını ve güvensizliğini çok iyi okuyup analiz etmiş görünüyor. Erdoğan’ın şu sözleri bu analizin en önemli sonucu: “Anladığım kadarıyla onların bir istişare zemini bile yok. Biri iş birliğinden diğeri ayrılıktan söz ediyor. Geride bıraktığımız seçimde masaya bir oturan bir kalkan siyaset anlayışından ne kadar tutarsız siyaset yaptıklarını gördük. Seçim yaklaştıkça aynı manzaraları göreceğimizden milletimizin şüphesi olmamalı. Yerel seçimde de kimlere neler verileceğini, hangi kavgaların çıkacağını yenilgilerinin sonunda öğreniriz.”

Erdoğan ve Bahçeli, yerel seçimlerde karşılarında bir ittifakın oluşmaması için ellerinden geleni yapacaklar. CHP seçmeninin sandığa küstüğünü, “Kemal Kılıçdaroğlu partinin başında kalırsa sandığa gitmeyeceğim” serzenişlerini gayet iyi gördüklerinden el altından sol seçmeni boykota teşvik edecekler. Diğer taraftan da sağ ve muhafazakâr seçmene de kendilerini adres gösterip “koçbaşı” adaylarla bütün kentlerin kapılarını açacaklar.

CHP, İYİ Parti ya da HDP bunun farkında mı bilmiyorum ama ülkedeki ekonomik krize ve bütün olumsuzluklara rağmen iktidardaki Cumhur İttifakı’nın “Grond siyaseti” işe yarayabilir. Bu siyaseti de ancak güçleri eşitleyecek bir ittifak yenebilir.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın