Kemal Kılıçdaroğlu Hakkında “Siyasi Yasak” Talep Edildi

14 ve 28 Mayıs seçimlerinde Cumhurbaşkanı adayı olduğu için milletvekilliği dokunulmazlığı bulunmayan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, 2 yıl 4 aya kadar hapis talebiyle yargılanacak. Kılıçdaroğlu, hakkında siyasi yasak da isteniyor.

Yargılama nedeni, 9 yıl önce, 26 Kasım 2014’te, Beşiktaş Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde, CHP İstanbul bölge toplantısında yaptığı şu konuşma:

“17 ve 25 Aralık’ta Cumhuriyet tarihimizin en büyük yolsuzluğu oldu, gerçekleşti. Bir hükümetin bir devleti nasıl soyduğuna tanık olduk. Sonunda bir soruşturma komisyonu kuruldu. TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek mahkemeye başvuruyor. Diyor ki, komisyonla ilgili olarak yayın yasağı getirin. TBMM’de kurulan komisyonla ilgili yayın yasağı getirin, diyor. Ve mahkemeden karar çıkarıyor. Ne zamandan beri TBMM hırsızların hamisi konumuna geldi Sayın Cemil Çiçek, bunu bir açıklar mısın? Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin görevi bu mudur? Senin görevin başka bir şey. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin itibarını korumaktır. Yayın yasağı getirerek kimlere arka çıkıyorsun sen?”

Konuşmada geçen “hırsız” ifadesi nedeniyle eski Bakan Erdoğan Bayraktar dilekçe vererek şikâyetçi oldu, Kılıçdaroğlu hakkında 31 Ekim 2016 tarihinde iddianame hazırlandı. Dokunulmazlığı kalkınca da kamu davası açıldı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na 1 yıl 2 ay ile 2 yıl 4 ay arası hapis istemiyle “kamu görevlisine alenen hakaret” suçlamasıyla dava açıldı. Davanın ilk duruşması 7 Mart 2024’te İstanbul 51. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Terkoğlu’nun yazısına göre, Kılıçdaroğlu’na 11 Eylül’de tebligat gönderildi. Kılıçdaroğlu son seçimde Cumhurbaşkanı adayıydı, milletvekili olmadığı için dokunulmazlığı bulunmuyor.

Tarihte ilk kez bir CHP Genel Başkanının sanık olarak tebligatla mahkemeye çağrıldığını yazan Terkoğlu, iddianame kapsamında Kılıçdaroğlu için siyasi yasak* da istendiğini aktardı.

Yargılama nedeni, 9 yıl önce, 26 Kasım 2014’te, Beşiktaş Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde, CHP İstanbul bölge toplantısında yaptığı şu konuşma: 17 ve 25 Aralık’ta Cumhuriyet tarihimizin en büyük yolsuzluğu oldu, gerçekleşti. Bir hükümetin bir devleti nasıl soyduğuna tanık olduk. Sonunda bir soruşturma komisyonu kuruldu. TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek mahkemeye başvuruyor. Diyor ki, komisyonla ilgili olarak yayın yasağı getirin.

TBMM’de kurulan komisyonla ilgili yayın yasağı getirin, diyor. Ve mahkemeden karar çıkarıyor. Ne zamandan beri TBMM hırsızların hamisi konumuna geldi Sayın Cemil Çiçek, bunu bir açıklar mısın? Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin görevi bu mudur? Senin görevin başka bir şey. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin itibarını korumaktır. Yayın yasağı getirerek kimlere arka çıkıyorsun sen?”

Konuşmada geçen “hırsız” ifadesi nedeniyle eski Bakan Erdoğan Bayraktar dilekçe vererek şikâyetçi oldu, Kılıçdaroğlu hakkında 31 Ekim 2016 tarihinde iddianame hazırlandı. Dokunulmazlığı kalkınca da kamu davası açıldı.

Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik, Terkoğlu’na yaptığı açıklamada davayı şöyle değerlendirdi: “Dava açıldığı bilgisini genel başkana arz ettiğim sırada mutlu olduğuna tanık oldum. Davaya konu olan olguların tamamının ispatlanması talimatını verdi. İspat hakkı, Türk Ceza Kanunu’nun ve anayasanın verdiği bir hak. Yolsuzluk eleştirilerinin haklı dayanaklarını delil olarak mahkemeye sunacağız, 17-25 Aralık sürecindeki tapelerle ilgili bilirkişi incelemesi talebimiz var.

Zaten eski Bakan Erdoğan Bayraktar’ın da ispat hususuna karşı çıkmayacağı dava dosyasında beyan olarak var. Dolayısıyla mahkemenin delilleri toplayacak olması, ses kayıtları hakkında bilirkişi incelemesi yapmak zorunda olması bizi mutlu etti. Bu dava yoluyla, 17-25 Aralık dönemindeki tüm yolsuzlukları ispat etme şansına sahip olacağız.”

Siyasi yasak hakkında

Türk Ceza Kanunu’nun “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” başlıklı 53. Maddesi:

(1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;

a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,
b) Seçme ve seçilme ehliyetinden,
c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan,
d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,
e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten, yoksun bırakılır.

Paylaşın

İYİ Parti’nin “Yerel Seçimler” Kararı Belli Oldu: Kendi Adaylarını Çıkaracak

Genel İdare Kurulu (GİK) toplantısı sonrası basın mensuplarına açıklamalarda bulunan İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, yerel seçimlerde partisinin 81 ilde aday çıkaracağını söyledi.

İYİ Parti Genel Başkan Meral Akşener, gazeteci Fatih Altaylı’ya yaptığı açıklamada, Genel İdare Kurulu’ndan çıkacak kararın kesin olduğunu söylemişti.

İYİ Parti Genel İdare Kurulu, (GİK) partinin yerel seçimlerde kendi adaylarını çıkarması kararını tartışmak üzere toplandı. 3 saat süren toplantı sonrası kameraların karşısına geçen Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, GİK’ten çıkan karar metnini okudu. Metinde şu ifadeler kullanıldı:

“31 Mart 2024 tarihinde gerçekleşecek olan yerel seçimlerde Türkiye genelinde 81 il ve ilçelerde partimizin kendi adaylarının teşkilatlarımızın görüşlerinin yanı sıra her seçim çevresinde aday adaylarımıza yönelik halkın eğilim ve tercihlerinin dikkate alınarak tespit edilmesine karar verilmiş olup sürecin yönetiminde parti başkanlık divanımız yetkilendirilmiştir.”

“İYİ Parti yerel seçimlerin parlayan yıldızı olacak”

İstanbul ve Ankara’da CHP’nin adaylarının desteklenip desteklenmeyeceğine ilişkin soruya Zorlu, “Metni okumak istedim. Bu metni birlikte oluşturduk. Farklı açılardan değerlendirmeler oldu ama bahsettiğiniz tüm kişi ve tartışmalardan azade bir şekilde metni okuduğunuzda her şey çok net. İnşallah İYİ Parti yerel seçimlerin parlayan yıldızı olacak” cevabını verdi.

Kararın yüksek ölçüde oy çokluğu ile alındığını ifade erden Zorlu, “CHP’ye tüm kapılar kapandı mı?” sorusuna şu yanıtı verdi: Bu sorular Türk siyasetine ne kadar zorlu bir dönemeçten geçtiğimizin işareti. Biz bu ittifaklar mekanizmasıyla Türk milletinin kıskaç siyasetine alınmasına karşıyız. Biz bu yolculuğu onların desteğiyle yapacağımıza inanıyoruz. Şu anda odaklandığımız şey kendi adaylarımızı ülke genelinde belirleyerek milletimizin karşısına çıkabilmek.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a G20 Tepkisi: İçeride Aslan, Dışarıda Kedi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katıldığı G20 zirvesine ilişkin açıklamalarda bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “G20 Zirvesinde, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomi Koridoru oluşturuldu. Bu yeni hat, G20 ülkelerinin içinde belki de en stratejik konuma sahip olan Türkiye’yi kapsamıyor. Bu tarihi bir yok sayılmadır, utançtır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Erdoğan G20 sonrası uçağına aldığı medyasına ‘Türkiyesiz bir koridor olmaz’ diye de caka satmış. Peki, bunu zirvede, yüzlerine söyledin mi? “Bölgede bizim olmadığımız bir masa kurulamaz” dedin mi? Elbette hayır. Çünkü içeride aslan, dışarıda kedi…”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı G20 zirvesine ilişkin açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın katıldığı G20 zirvesinde tarihi bir skandala imza attığını söyleyen Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Erdoğan, katıldığı G20 Zirvesinde egemen güçlere boyun eğmiş, Türkiye’nin dışlanmasına göz yummuş, tarihi bir skandala imza atmıştır.

Önce malum konuyla başlayayım. 2015 yılından bu yana “ülkeler arasında kalıcı düşmanlık olmaz, bölgenin iki önemli aktörü olan Türkiye ve Mısır bir araya gelmelidir” dediğimiz için bizi “darbecilik” ile suçlayan Erdoğan, egemen güçlerin baskısıyla, Sisi’nin dizinin dibine oturdu.

Ama içeride kaplan kesilip dışarıda süt dökmüş kediye dönen Erdoğan’ın, en utanç verici faaliyeti sadece bu değil…

G20 Zirvesinde, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomi Koridoru oluşturuldu. Bu yeni hat, G20 ülkelerinin içinde belki de en stratejik konuma sahip olan Türkiye’yi kapsamıyor. Bu tarihi bir yok sayılmadır, utançtır.

Mersin ve İskenderun gibi limanlara sahip bir ülkenin bu yeni hatta yer almaması, hem ticaret hem de itibar açısından büyük bir kayıptır. İtibarı lükste, şatafatta arayanlar; yaşadıkları olağanüstü lüks hayatı halka “itibar” diye satanlar, itibarımızı yerle bir etmiştir. Şu fotoğrafta Türkiye’nin olmamasının hiçbir izahı yoktur.

Siz o zirveye Katar Emiri’nin “hediye(!)” uçağıyla katılırsanız, malvarlığınızın hesabını veremezseniz, egemen güçler azarlayınca her siyah dediğinize beyaz derseniz, sizi böyle rezil ederler.

Erdoğan G20 sonrası uçağına aldığı medyasına “Türkiyesiz bir koridor olmaz” diye de caka satmış. Peki, bunu zirvede, yüzlerine söyledin mi? “Bölgede bizim olmadığımız bir masa kurulamaz” dedin mi? Elbette hayır. Çünkü içeride aslan, dışarıda kedi…

Bu yeni hat, basit bir mesele değildir. Ülkemizin geleceğini, büyümesini, kalkınmasını çok yakından ilgilendiriyor. Bu skandaldan dönülmesi için var gücümüzle çalışacağız.”

Paylaşın

YSP’li Oluç: Anayasaya Makyaj Yapmaya Alet Olmayacağız

Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendiren YSP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, yeni Anayasa tartışmalarına ilişkin, “41 yıldır bu anayasanın zulmünü ve hukuksuzluklarını yaşıyoruz. Dün AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan bir açıklama yaptı ve yeni bir anayasa çağrısında bulundu. Bütün partilerle konuşacağız, dedi. Adalet Bakanı da benzer bir açıklama yaptı. Muhtemelen başka parti sözcüleri ve iktidar sözcüleri de bu açıklamaları yapacaktır. Şunu net olarak söyleyelim. Anayasaya makyaj yapmaya biz asla alet olmayacağız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Birkaç maddesini değiştirmek için adım atılacaksa bu adımların hiçbirinin yanında olmayacağız. Çünkü daha fazla makyaja tahammülümüz yok. Ama gerçekten demokratik sivil bir anayasa yapılacaksa; hem Meclis çatısı altında hem de Meclis dışında toplumun farklı kesimlerinin, STK’ların, uzmanların ve halkın görüş ve önerileriyle iyi bir tartışma süreci yürütülecekse iktidarı ve muhalefetiyle o zaman bu çalışmaların ciddiye alınma ihtimali ortaya çıkar. Ama iktidar kendisine yarayacak yama faaliyetleri ve palyatif tedbirlerle yeni bir anayasa yapıyoruz havasına giriyorsa, biz böyle bir şeyden yana olmayacağız.”

Oluç, açıklamasının devamında, “Evrensel hukuk ilkelerine, hak ve özgürlüklere dayalı bir anayasaya sahip olmak için bir çaba olduğunu görmedik bugüne kadar maalesef. Böyle bir niyet varsa bizler bu tartışmanın değerlendirilmesi gerektiğini elbette ki düşünürüz. Ama ortamın değişmesi lazım. Ağzını açanın, sosyal medya paylaşımı yapanın tutuklandığı, ifade özgürlüğünün esamesinin bulunmadığı, HDP’ye yönelik kumpas davalarının sürdüğü, basın özgürlüğünün kısıtlandığı bir ortamda demokratik ve özgürlükçü anayasa yapılmasının mümkün olmadığı açıktır. Yani ortam demokratikleşmeli ki demokratik ve özgürlükçü bir anayasanın yapılma ortamı da ortaya çıkabilsin” ifadelerini kullandı.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis’te basın toplantısı düzenleyerek gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Oluç, şunları söyledi:

“Öncelikle Libya’da halkın yaşadığı çok acı bir felaket var, başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Libya halkının acılarını paylaşıyoruz. Yarın 14 Eylül, Madımak Katliamının davası var. 2005 yılında TCK’ya giren “insanlığa karşı suçlar” kapsamında değerlendirilseydi, zamanaşımı diye bir şey olmayacaktı. Fakat bir zamanaşımı kararıyla karşı karşıya kalınmış durumda. Davanın 29’uncu duruşmasında mahkeme, katliamın insanlığa karşı suç olduğu kanaatini ortadan kaldırdı. Adalet Bakanlığı da zamanaşımı tarihinin 2 Temmuz 2023’te dolacağını açıkladı.

Yarın eğer aksi bir karar alınmaz ise dava maalesef zamanaşımına uğratılmış olacak. Bunu kesinlikle doğru bulmuyoruz. Açıkça insanlığa karşı suç işlenmiştir Madımak Katliamında. İktidar bunu örtbas etmek için elinden geleni yapıyor. Ama ne yaparlarsa yapsınlar insanlığa karşı işlenen bu suçun sorumluluğundan kurtulamayacak bu suçu işleyenler. Bu kara leke tarihte hiçbir zaman silinmeyecek. Zamanaşımı kararının yanlış olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.

“Seçim sonrası zam yağmuru devam ediyor”

Zamlarla ilgili konuşmadan uzun süredir geçemiyoruz. Eğer beklentiler doğrultusunda adım atılırsa bu akşam benzin fiyatlarına zam gelecek, dün gece motorine zam geldi. Vergi ve kur artışlarının ardından petrol fiyatlarındaki artış akaryakıta zam yağmuruna dönüşmüş durumda. Büyük ihtimalle benzinin litre fiyatına 1 lira 64 kuruş zam gelecek. Motorine de dün akşam zaten 2 lira 3 kuruş zam gelmişti. Bunun sonucunda benzinin litre fiyatı 40 liraya yaklaştı, motorinin litre fiyatı ise kimi yerlerde 40 lirayı geçti. Seçim sonrası zam yağmuru devam ediyor. 14 Mayıs’taki seçim öncesinde İstanbul’da benzinin litre fiyatı 19 lira 81 kuruştu bugün geldi 40 liraya.

Motorinin litre fiyatı 18 lira 58 kuruştu o da 40 lirayı aştı. Seçim sonrasında geçen 3,5 ayda zam oranı motorinde yüzde 105’i aştı, benzinde yüzde 95 oldu. Durum ortada. Bu enflasyon, bu zamlar en çok emekçiyi, memuru, işçiyi vuruyor. Asgari ücretin 2217 lirası eridi gitti. Durum bu. Temmuz’da 11 bin 402 lira olan asgari ücret, şimdi 9 bin 85 liraya gerilemiş oldu. Bunu bir kez daha vurgulayalım.

Zam fırtınası devam ediyor ve bu gidişle de devam edecek. Gıda fiyatlarındaki durum ortada. Türkiye’de 36 aydır kesintisiz bir şekilde gıda fiyatlarında artış yaşanıyor. Dünya Bankasının yayımladığı raporlara göre de Türkiye yıllık bazda en yüksek gıda enflasyonuna sahip 10’uncu ülke. OECD arasında ise 1. sırada yer alıyor. Şekere 4 ayda 11 kez zam yapıldı. Çaya son 3 aydır 4 kez zam yapıldı. Şeker fiyatlarında yüzde 46 artış oldu, çay fiyatlarında yüzde 90 artış oldu. Başka bir şeye herhalde çok fazla gerek yok. Bütün OECD verileri gösteriyor ki Türkiye geçim derdi çeken ülkeler arasında 1. sırada yer alıyor. Ailelerin yaklaşık yüzde 70’i geçim derdi yaşıyor.

Vatandaşların alım gücü her geçen gün eriyor. Zamlar devam ediyor. En ciddi sorunları yaşayanlar ise emekliler. Milyonlarca emekli asgari ücretin 11 bin 402 lira olduğu ve hiçbir şeye yetmediği bir ülkede 7 bin 500 lira maaş alıyor. Açlık sınırı Ağustos ayında, son verilere göre 15 bin liranın üstüne çıktı, yoksulluk sınırı 47 bin liraya dayandı. Ama emekliler 7 bin 500 lira maaş alıyor ve emeklilere hala yılbaşına kadar sabredin diyorlar. Emeklinin yıl sonuna kadar değil, sabahın akşamına kadar sabredecek gücü kalmadı. Emekliler için acilen Meclis açılır açılmaz kararlar alınmalı ve emekli maaşları artırılmalıdır.

Okullar açılalı iki gün oldu ve okul masrafları el yakıyor. Bütün veliler bunun farkında. Sözde ücretsiz eğitim deniliyor ama alakası yok. Çünkü velilerin hepsi biliyor ki okullara verilen bağışlar, kırtasiye masrafları aslında çocukların eğitim masraflarının son derece yüksek olduğunu hepimize gösteriyor. Servis ücretlerinde artış geçen yıla göre neredeyse 3 katına varmış vaziyette. Ailelerin artan eğitim masraflarını karşılamaları iyice zorlaştı. Hele hele bir ailede okuyan birkaç çocuk varsa aileler büyük sıkıntı çekiyor. Ekonomideki bu koşullar “Rasyonel ekonomi politikaları uygulayacağız” diyen Hazine ve Maliye Bakanı döneminde hafiflemiş değil tam tersine artmış vaziyette.

Hiçbir hedefi tutturamayan bir iktidar var ve bu iktidar memur maaşlarını hedef enflasyon ile belirleyeceğiz diyor. Olacak iş değil. Son 3-4 yıla baktığımızda bütçede hiçbir hedef tutmadı. Merkez Bankası ve Hazine verilerine baktığımızda hiçbir hedef tutmadı. Orta vadeli planlara baktığımızda hiçbir hedef tutmadı ve siz şimdi hedef enflasyona göre nasıl memurların ücretlerini belirleyeceksiniz. Hiç anlaşılır bir şey değil. Olacak olan belli. Hedef enflasyonu tutturamayan iktidarın ne yapacağı açık. Enflasyon altında kalan memur maaşları açığa çıkacak. Gerçekten ücretli çalışanlar, kamu emekçileri, işçiler, memurlar çok ciddi ekonomik zorluklarla karşı karşıya kalacaklar.

Bakana söyleyelim; vergileri ve yeniden değerlendirme oranlarını da o zaman hedef enflasyona göre belirleyin, bu konuda adım atın bu kadar ciddi iseniz söylediklerinizde. Orta Vadeli Plan bile ortaya koyduğu vergilerle devletin kendi kurumları arasında uyum olmadığını gösterdi. Orta Vadeli Plandaki yıllık enflasyon hedefi ile 1,5 ay kadar önce Merkez Bankasının açıkladığı yıllık enflasyon beklentisi arasında 10 puan fark var. Devlet kurumları arasında bile bir uyum sağlanmış değil. Ekonomideki sıkıntılar devam ediyor ama iktidarın taktiğinin hepimiz farkındayız.

Yerel seçimlere giderken yıl başından itibaren muhtemelen göz boyamak için çeşitli maaş ve ücret artışı yapacaklar. Yapıldıktan iki ay sonra erimeye başlayan bu artışları yerel seçimlere kadar sağlayacaklar, yerel seçimlerden sonra da büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalacağız. İktidar aklını başına toplamalı ve ekonomi tercihlerini emekçiden, kadından, esnaftan, ücretlilerden, emekliden, çiftçiden yana yapmalıdır. Ama iktidar kararlı bir şekilde ekonomi tercihlerini sermayeden ve kendisini destekleyen yandaşlardan yana kullanıyor.

Dün 12 Eylül’dü. 12 Eylül 1980’de gerçekleşen darbenin üzerinden 43 yıl geçti. O günlerde yaşananları hepimiz hatırlıyoruz. Yüz binlerce gözaltı, binlerce tutuklama, işkence, sürgün, idam, faili meçhul her türlü insanlık dışı muamelenin yapıldığı bir dönemdi. Her türlü hukuksuzluğun ve adaletsizliğin yapıldığı bir dönemdi. 12 Eylül’den sonra yapılan anayasanın 1982’de kabul edilmesinin üzerinden 41 yıl geçti.

12 Eylül Anayasasının yıllardan beri değiştirilmesi gerektiğini savunuyoruz. Bu anayasanın demokrasiyle, hukukla, adaletle, evrensel hak ve özgürlükle alakası olmadığını hep söyledik, söylemeye de devam edeceğiz. AKP, bu anayasada 12 kez değişiklik yaptı. 12 kez yama yaptı var olan anayasaya. Aslında her dönemde anayasanın değişmesi gerektiğini söylediler ve sadece yama yaparak günü atlatmaya çalıştılar. Bu demokratik olmayan darbe anayasasından kurtulma imkanını bu toplum bulamadı.

“Anayasaya makyaj yapmaya biz asla alet olmayacağız”

41 yıldır bu anayasanın zulmünü ve hukuksuzluklarını yaşıyoruz. Dün AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan bir açıklama yaptı ve yeni bir anayasa çağrısında bulundu. Bütün partilerle konuşacağız, dedi. Adalet Bakanı da benzer bir açıklama yaptı. Muhtemelen başka parti sözcüleri ve iktidar sözcüleri de bu açıklamaları yapacaktır. Şunu net olarak söyleyelim. Anayasaya makyaj yapmaya biz asla alet olmayacağız.

Birkaç maddesini değiştirmek için adım atılacaksa bu adımların hiçbirinin yanında olmayacağız. Çünkü daha fazla makyaja tahammülümüz yok. Ama gerçekten demokratik sivil bir anayasa yapılacaksa; hem Meclis çatısı altında hem de Meclis dışında toplumun farklı kesimlerinin, STK’ların, uzmanların ve halkın görüş ve önerileriyle iyi bir tartışma süreci yürütülecekse iktidarı ve muhalefetiyle o zaman bu çalışmaların ciddiye alınma ihtimali ortaya çıkar. Ama iktidar kendisine yarayacak yama faaliyetleri ve palyatif tedbirlerle yeni bir anayasa yapıyoruz havasına giriyorsa, biz böyle bir şeyden yana olmayacağız.

Evrensel hukuk ilkelerine, hak ve özgürlüklere dayalı bir anayasaya sahip olmak için bir çaba olduğunu görmedik bugüne kadar maalesef. Böyle bir niyet varsa bizler bu tartışmanın değerlendirilmesi gerektiğini elbette ki düşünürüz. Ama ortamın değişmesi lazım. Ağzını açanın, sosyal medya paylaşımı yapanın tutuklandığı, ifade özgürlüğünün esamesinin bulunmadığı, HDP’ye yönelik kumpas davalarının sürdüğü, basın özgürlüğünün kısıtlandığı bir ortamda demokratik ve özgürlükçü anayasa yapılmasının mümkün olmadığı açıktır. Yani ortam demokratikleşmeli ki demokratik ve özgürlükçü bir anayasanın yapılma ortamı da ortaya çıkabilsin.

Biliyorsunuz ki 14-28 Mayıs seçimlerinden sonra partimiz bir muhasebe süreci başlattı. Bugüne kadar birçok toplantılar dizisi gerçekleştirdi. Dün de konferanslarımız sonuçlandı. Ekim ayında yapacağımız kongreye 1 ay zaman kaldı. Konferanslarımız, seçimlerin ardından yapılan yeniden yapılanma muhasebesinin sonuçlarını ortaya çıkardı. Bu süreçte bine yakın toplantı yaptık. Hem halk toplantıları hem il ve ilçe toplantıları oldu. Çalıştay ve atölyelerimiz oldu. Bölge konferanslarımız oldu. On binlerce insanın katıldığı bu toplantılar sürecinde ciddi bir muhasebe yapıldı. Konferanslarımızda alınan kararlarla birlikte bu süreci tamamlamış olduk. Bu sonuçları kongremize taşıyacağız. Kongrede bu kararlar kesinleşecek, hem partinin ismi hem tüzüğü hem de parti yönetimi değişecek.

Yeni bir başlangıcı Ekim’de yapacağımız kongreyle gerçekleştireceğiz. Bu konuda çok ders çıkardık. Bütün tartışmalardan, eleştirilerden hareketle bir özeleştiri süreci yaşadık. Hem örgütsel hem de politik açıdan eksik ve gediklerimizi çok yaygın olarak tartıştık ve sonuçlara vardık. Önemli görüyoruz. Belki de muhalefet partileri içinde bu süreci gerçekleştirmiş ve tamamlamış olan tek partiyiz. Ve yapılması gerekenleri de ortaya çıkaran tek partiyiz, bunu da vurgulayalım.

Eş Genel Başkanlarımız, yeni dönemde aday olmayacaklarını açıklayarak bu muhasebede kendilerine düşen payı söylemiş oldular. Çok teşekkür ediyoruz hem Pervin Buldan’a hem Mithat Sancar’a. Kendileri büyük fedakarlıklarla bu süreci sürdürdüler. Dönemin yöneticileri büyük bir fedakarlık ve kararlılıkla bu süreci sürdürdüler ve bu muhasebe sürecinde kendilerine düşen her şeyi yapmaya çaba sarf ettiler. Umuyorum kongremizi de iyi bir şekilde tamamlayıp yeni bir başlangıcı yapacağız. Demokrasi, özgürlük, adalet ve barış mücadelemize hem Meclis’te hem de Meclis dışında devam edeceğiz.”

“Demokratik, sivil ve özgürlükçü bir anayasa temel ihtiyaçtır”

Soru: Anayasadan bahsettiniz. Dün Erdoğan’ın açıklaması oldu, ‘Türkiye’nin zenginliğini ve çeşitliliğini yansıtan bir anayasa yapılacağını” söyledi. Bu konudaki tartışmaları ve söylemleri nasıl yorumluyorsunuz?

İkinci soru olarak Ayhan Bora Kaplan operasyonuyla ilgili ne söylersiniz? Verdiği ifadenin bir kısmı yansıdı. Bir suç örgütünden bahsediliyor ve bu suç örgütünün Emniyette ve yargıda ayakları olduğu söyleniyor. Bu isimlerin İçişleri Bakanına yakın olduğu söyleniyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

“Anayasa ile ilgili biraz önce görüşlerimizi dile getirdim. Demokratik, özgürlükçü ve sivil bir anayasanın büyük bir ihtiyaç olduğunu hep söyledik. 41 yıldır bir darbe anayasası ile yönetiliyor bu ülke. Dolayısıyla özgürlükçü sivil bir anayasa yapılacaksa bu yeni bir toplumsal sözleşme anlamına gelir. O zaman Türkiye’de yaşayan bütün farklılıkların, farklı anadillerin, kültürlerin, inançların özgür ve eşit olduğunu vurgulayan bir anayasa olmalı. Herkesin anadilinin, kimliğinin, inancının saygın olduğunu vurgulayan eşitlikçi bir anayasaya ihtiyaç var.

Elbette biz henüz bir taslakla karşı karşıya gelmedik. Bir taslak mı olacak çünkü iktidar kanadında farklı partiler var. Bu taslaklar ortaya çıktığında biz de görüşlerimizi söyleyeceğiz. Tartışmalar ve değerlendirmelere katılacağız. Cumhurbaşkanı demiş ki “Hiçbir muhalefet partisinin taslağı ortada yok”. Bizim taslağımız ortada ve bunu her an güncelleyerek ilerliyoruz. Hem dünyadaki hem de ülkedeki gelişmeleri değerlendiren güncellemeler yaparak ilerliyoruz. Eğer böyle bir tartışma gerçekten demokratik bir ortamda halkın katılımıyla gerçekleşirse bizler de taslağımızı ortaya koyacağız.

İkinci sorunuza gelince; özellikle İçişleri Bakanlığı ve Emniyet açısından, kara para aklanmasından mafyatik ilişkilere ve uyuşturucu ticaretine kadar Türkiye yakın tarihinin en şaibeli ve en kirli ilişkilere sahip olunan bir dönemdeyiz. Meclis’te yaptığımız tartışmalarda bunu açık bir şekilde dile getirdik. Baktığınızda tutanaklarda hepsini bulabilirsiniz. Türkiye Cumhuriyeti tarihine baktığınızda İçişleri Bakanlığı açısından en karanlık dönemin yaşandığı çok açıktır.

Ama buna ilişkin gerçekten makyaj tedbirler mi alınıyor, yoksa köklü düzenlemeler mi yapılıyor göreceğiz. Bizler de basında çıkan haberleri, kime nasıl operasyon yapılıyor okuyoruz. Zaten mafyatik ilişkileri bu kadar geniş şekilde kurmuş olan, mafya ve uyuşturucu tacirleriyle çok kalın bir fotoğraf albümü olan bir içişleri bakanlığından bahsettiğimiz için, hani böyle bir iki operasyon ile temizlenecek gibi bir durum görünmüyor. Bu iktidar içi ilişkilerin nasıl ilerleyeceğini, ne tür adımlar atılacağını yakından izliyoruz.”

Paylaşın

CHP İle İYİ Parti Arasında İttifak Polemiği: İmamoğlu’ndan Meral Akşener Yorumu

İYİ Parti Lideri Akşener’in İstanbul ve Ankara da aralarında olmak üzere “her ilde yerel seçime kendi adaylarımızla gireceğiz” şeklinde açıklaması üzerine konuşan İmamoğlu, “Sayın Akşener’in açıklamalarını ilgiyle, özenle takip ediyorum” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Türkiye’nin geleceğine dair, hele hele İstanbul’un geleceğine dair diyalogların kapalı olmayacağını düşünüyorum. Kapıları kapattığı düşüncenize katılmıyorum.”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in İstanbul ve Ankara da aralarında olmak üzere “her ilde yerel seçime kendi adaylarımızla gireceğiz” şeklinde açıklaması üzerine konuştu.

“Sayın Akşener’le seçimden sonra farklı konularda birkaç kez telefonda görüştük. Ama bu süreçlerle ilgili bir istişaremiz başlamadı. Bunun olması için siyasi olarak kendi içimizdeki süreçlerin olması değerlidir” diyen İmamoğlu, gazetecinin Akşener için “İttifaka kapıyı kapatmış görünüyor” demesi üzerine şu ifadeleri kullandı:

“Sayın Akşener’in açıklamalarını ilgiyle, özenle takip ediyorum. Türkiye’nin geleceğine dair, hele hele İstanbul’un geleceğine dair diyalogların kapalı olmayacağını düşünüyorum. Kapıları kapattığı düşüncenize katılmıyorum.”

Kılıçdaroğlu, İmamoğlu’nun adaylığını duyurmuştu

Kılıçdaroğlu, CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı (İBB) adayının Ekrem İmamoğlu olduğunu açıklamıştı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Sözcü TV’den İpek Özbey’in “İmamoğlu da adayınız mı, bunu aynı netlikte ne zaman söyleyeceksiniz?” sorusuna “Bir insan bir görevde başarılıysa, neden değiştirilsin? Elbette Ekrem İmamoğlu adayımızdır” yanıtını vermişti.

Paylaşın

“KCDP” Hakkında Açılan Kapatma Davası Reddedildi

“Aile mefhumunu yok saymak, aile yapısını parçalamaya çalışmak, kadın haklarını savunma kisvesi altında ahlaksız faaliyetler yürütmek” gibi iddialar üzerine Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) hakkında açılan kapatma davası reddedildi.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) hakkında ‘ahlaka aykırı faaliyet yürütmek’ iddiasıyla ve kapatılması talebiyle açılan davanın 4’üncü duruşması bugün görüldü. Mahkeme, KCDP’ye açılan kapatma davasını reddetme kararı verdi. Karar sonrası adliyede ‘kadın cinayetlerini durduracağız’ sloganları atıldı.

Duruşmayı, İnsan Hakları Vafkı’ndan avukat Polat Yomaner, İfade Özgürlüğü Derneği avukatı, İstanbul Barosu ve Türkiye Barolar Birliği Kadın Hakları Merkezi’nden avukatlar,  erkek şiddeti sonucu öldürülen kadınların yakınları da takip etti. CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu kadınlara destek vermek için adliyedeydi.

Duruşma öncesi adliye önünde yapılan açıklama sırasında, ‘Hukuksuz davalar bizi durduramaz, kadın cinayetlerini durduracağız, asla yalnız yürümeyeceksin’ sloganları atıldı.

Burada konuşan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim, şunları söyledi: “Hukuksuzca açılmış bir davayla karşı karşıyayız. Burada bir kara çıkacak. Hukukun üstünlüğü mü gerçekleşecek yoksa adaletin yüz kararı bir günle mi karşı karşıya olacağız? Bugün göreceğiz. Bu mahkemeden her ne karar çıkarsa çıksın, bizi asla durdurmayacaklar. Nerede bir kadın Cinayeti olsa orada bizi görmeye devam edecekler.

Her gün bu topraklarda kadınlar öldürülürken, pencereden atılırken bu yetkili bakanlar sözde erkeklerin mağduriyetlerinden söz ediyorlar be Medeni Kanunu değiştireceğiz diyorlar. Bu ülkeye karanlığı getiriyorlar. Tayyip Erdoğan’a kendi söylediği sözü buradan hatırlatmak istiyoruz. Ayarını bozduğun kantar gün gelir seni de tartar.”

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği (KCDP) hakkında açılan kapatma davasının dördüncü duruşması bugün 13. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görüldü.

Bianet’ten Evrim Kepenek‘in aktardığına göre; Duruşmada ilk olarak erkek şiddeti sonucu ablası öldürülen Elif Nur Ertürk konuştu: “Ece Ertürk’ün kardeşiyim. Ablam çok vahşi bir şekilde katledildi. Biz bu süreçte ilk olarak Platformdan destek gördük. Kimi zaman kendi avukatlarımızdan yardım görmedik, buradaki avukatlardan gördük. Ablamı dört kere bıçaklayan katil, bıçaklarken ablamın sesini bize dinletti. Ben devletin desteğini görmedim. Bu Platformun kapatılmak istenmesi benim çok canımı yakıyor. Bu Platform’un kapatılmasını değil, desteklenmesini talep ediyorum.”

Tuğba Can da şöyle dedi: “Annem öldürüldüğünden beri Platfrom bizimle ilgilendi. Aile gibiler. İlk kez kendimi yalnız hissetmedim. ‘Asla yalnız yürümeyeceksin’ dediler, gerçekten yalnız yürümedim. Dava sürecimizde de yanımızda oldular. Bu Platformun kapatılmasından ziyade desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Sesimiz duyulsa belki bu tarz olaylar gerçekleşmez. Öyle bir ceza getirilsin ki bir erkek kadınları öldürmek değil, incitmek dahi istemesin.”

Sonrasında erkek şiddeti ile öldürülen Gülşah Kurban’ın annesi Nuray Çalayır konuştu: “Kızım öldürüldüğünden beri ben 10 yıldır ayaktaym. Platformun manevi desteği ile ayaktayım. Platformu bulmasaydım belki ben de öksüz kalacaktım. Yalnız kalacaktım. Koruma kararı varken öldürüldü benim kızım. Platform’dan aldığım destek beni ayakta tuttu. Böyle bir desteği kadınlardan esirgemeyin.”

Daha sonra erkek şiddeti sonucu öldürülen Fatma Düzkan Özkan’ın annesi Nursel Uyar söz aldı: “Biz Platformdan destek gördük. İnanın arkamızda hakkımızı arayan başka kimse yok. Platformumuzun kapatılmasını istemiyoruz. Sonuna kadar destek çıkıyoruz.”

Gökay Şengül de şöyle dedi: “Öldürülen Fatma Şengül’ün oğluyum. Platform sayesinde 18 sene haksız tahrik indirimi alan katil müebbet cezası aldı. Platform sesimize ses oldu. Halen daha bize destek sunuyorlar. Platformun kapatılmasını istemiyoruz.”

Erkek şiddeti ile öldürülen Gülay Yaşar’ın ablası Esra Yaşar da “Platform en başından beri yanımızda. 13, 14 yıldır yanımızdalar. Maddi manevi yanımızdalar. Bir evlat kolay yetişmiyor. Platformun kapatılmasını değil, desteklenmesini istiyoruz.”

Duruşmada son beyanlar alındı. Platformun temsilcilerinden Gülsüm Önal söz aldı: “Mantığa davet etmek istiyorum. Bize açılan davada büyük bir mantıksızlık görüyoruz. Burada hepimizi aşan bir şey var, o da fikirler. Eşit ve özgür dünya kurma fikridir. Öyle de olsa, böyle de olsa bu fikir yaşayacak. Bu fikir hep yaşayacak. Eşit ve özgür dünyamızı kuracağımıza inanıyorum.”

“Adalet sistemine olan güven sarsılmış durumda”

Dernek Genel Sekreteri Fidan Ataselim de şöyle dedi: “Hakkımızda açılmış olan kapatılma davası tamamen hukuksuzdur. Kanuna aykırı faaliyet yürüttüğümüz iddia ediliyor. 6284’ü uygulatmaya çağırıyoruz. Adalet sistemine olan güven sarsılmış durumda.

Biz bugün bu salondan adalet hakkında bir umut görerek ayrılmak isteriz, fakat bu davanın bir o kadar da politik amaçlarla açıldığını düşünüyoruz. Zamanlaması da çok ortada. Kadın hareketini sindirmek ve korku salmak üzerine açılan bir dava bu. Çıkacak olan karar her ne olursa olsun mücadelemizden bir şey götürmez. Bizim mücadelemiz açısından bu mahkemeden hangi karar çıkarsa çıksın biz kararlıyız. Kadın cinayetlerini durduracağız. Biz sadece bir büro ya da kapı değiliz; biz sizleriz sevgili dostlarım. Bunda kararlıyız.”

Platformun avukatlarından Esin Yeşilırmak da şunları söyledi: “Biz bir kadın derneğiyiz. İki çok önemli eylem planımız var zaten. 8 Mart ve 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele günü. Bu mitinglere katılmamız çok doğal. Yaptığımız şeyler kadının ve LGBTİ+’ların özgürlüğü kısıtlandığında hemen sokağa çıkıyoruz. Biz bu şekilde diğer derneklerle birlikte mücadele ediyoruz.”

“Davanın reddini talep ediyoruz”

Derneğin kapatılmasını isteyenlere de dikkat çeken Yeşilırmak şöyle devam etti: “Derneği şikâyet edenlere bakınca nafaka ödemeyenleri, şiddet faili olduğunu görüyoruz. Bu bize ayıp değil. Bu buradaki ailelere yapılan bir ayıp. Biz bu davanın reddini talep ediyoruz.”

Sonrasında avukat İpek Bozkurt konuştu, şöyle dedi: “Örgütlenme özgürlüğü var. Anayasa Mahkemesi’nin kararları var. ‘İfade özgürlüğünü kısıtlamayın’ diyor AİHM kararları. Siz bu Platformu kapatarak bu kadınları sessizleştirmek mi istiyorsunuz, görünmez mi kılmak istiyorsunuz? Siz buna karar vereceksiniz. Erkek sanıklara verilen indirimleri biliyoruz.

Duruşma salonlarına gelmeyen erkeklere dahi verilen ‘pişmanlık indirimi’ni biliyoruz. Biz kadının adalete erişimini zorlaştıran sisteme karşı mücadele ediyoruz. O yüzden sesimiz gür çıkıyor. Eğer bu mahkeme kapatma kararını kabul ederse Anayasa Mahkeme kararlarını ve AİHS’in ilgili maddelerini ihlal etmiş olacak. Usulsüz hazırlanan bir dosya ile karşı karşıyayız. Bizim platformumuz bir kapıdan, camdan oluşmuyor. Bizim mücadelemiz bu kadınlar. Sizin dinlediğiniz kadınlar. Sizden talebimiz bu dosyayı bu kapatma talebini reddetmeniz bizim talebimiz bu.”

Duruşmada avukat Tuba Torun konuştu. Hukuka aykırı delilleri anlatan Torun, şöyle dedi: “Hukuka aykırı delillerle davaname düzenlendi. Davanamede iddia edilen kanıtlar arasında dernekler kanuna aykırı bir durum yok. Dernek yöneticileri hakkında herhangi bir mahkumiyet kararı yok. Savcılık buna dair iddiayı hukuken dahi incelemedi. Kanuna aykırı kanıtlar delil olarak kullanılamaz der. Bu konuda Yargıtay kararları da var.”

“Hukuksuz bu davaya bir an önce son verilmesini istiyoruz”

Platformun avukatı Leyla Süren şöyle dedi: “Bu dernek kanuna ve ahlaka aykırı deniyor. Eğer kadınları savunmak ahlaksızlıksa ben 28 yıllık bir hukukçu olarak bu ahlaksızlığı yapmaya devam edeceğim. İki duruşma öncesi onlarca davaya girdik. Biz durmadık kadına yönelik şiddet durdu mu? Durmadı. En az 145 kadın erkeklerce öldürüldü. Her ölen kadının yanında bir erkek vardı.

Biz şüpheli ölümleri bakanlıklarca aydınlatılmadığı sürece başka kadıların da şüpheli olarak öleceğini söyledik. Bu basit bir dernek kapatma davası dediniz. Bu basit bir kapatma davası değil. Bu mahkemelerin kuruluşu da insan hakları mücadelesi ile oldu. Biz bu coğrafyada uzun yıllardır mücadele ediyoruz. Bu konuşulanların hepsi bu dosya ile ilgili. Biz isteriz ki bu mahkeme kadınların önüne konulan setlerden birine tuğla eklemesin. Hukuksuz bu davaya bir an önce son verilmesini istiyoruz.”

Paylaşın

Bir Öğrencinin Beslenme Çantasının Günlük Maliyeti En Az 50 Lira

Partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantıda konuşan CHP’li Lale Karabıyık, “Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca dedi ki ‘Okul çağındaki çocuklarımızın dengeli ve yeterli beslenmeleri gerekir. Üç ana ve en az iki ara öğün olacak şekilde beslenmeleri uzmanlarca önerilmektedir.’ Çok doğru bir şey söyledi. Ama Sayın Bakan keşke bunu milletin bakanı da duysa, keşke bunu ekonomiyi yönetenler de duysa ve bunun gereğini yapsa” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Alım gücü geriledi, yoksulluk var. Okulda öğle yemeği var mı acaba? Bırakın yemeği, sağlıklı içecek bir su var mı? Bugün okul kantinlerinde su 5-10 lira. Bir öğrencinin beslenme çantasının günlük maliyeti 50 lira oldu, haftanın 5 günü koyacak 3 çocuğu varsa çarpı 3, nasıl olacak Sayın Bakan.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) CHP Eğitim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Lale Karabıyık, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, eğitimde yaşanan sorunlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Karabıyık, şunları söyledi:

“İlk ve ortaöğretim kurumlarındaki 20 milyondan fazla öğrenci ve 1 milyon 178 bin öğretmen için eğitim öğretim yılı başladı.

Okulların tatile girdiği dönemde yine bir basın açıklamamız olmuştu, demiştik ki “Tatil dönemi MEB için en verimli kullanılması gereken dönemdir, Eğitim sistemi ve okulların tüm sorunları masaya yatırılarak çözülmesi, eksiklerin tamamlanması için verimli değerledirilmelidir” demiştik. Yine o basın açıklamamızda Eğitim Sisteminin çözülmesi gereken acil sorunlarını da sıralamıştık.

Evet, Tatil bitti okullar açıldı ama sorunlar çözüldü mü? Hayır, hatta daha da derinleşti.

Bu sorunları eğitime erişim, eğitimin niteliği ve eğitim yönetimine ilişkin sorunlar olarak üç grupta toplayabiliriz.

– Eğitime erişimde karşımıza en fazla çıkan sorun okul kayıtları, kalabalık sınıflar, okula ulaşım, okul malzemelerinin edinilmesi, barınma ve beslenme gibi sorunlardır.
– Nitelikle ilgili sorunlar ise, eğitimin amaçları, eğitim programları, öğretim teknikleri, ölçme ve değerlendirme, okullarda kullanılan eğitim teknolojileri, merkezi sınavlar vb.
– Yönetsel sorunlar ise, mali kaynakların yetersizliği, öğretmen ve diğer personel eksikliğinin giderilmemesi türünden sorunlardır.

Halen kayıtlarda velilerden para isteniyor. Sayın Bakan Özer her okula ihtiyaçlarını karşılamaları için para gönderdik demişti, ama biz halen toplandığını, ihtiyaçları karşılanmadığı için para toplamak zorunda kalındığına dair örnekler vermiştik.

Sayın Bakan Tekin geldi, aynı şeyi söyledi, para toplanmaz, bağış yok falan, ama velilerden para isteniyor, aynen şöyle deniyor velilere” Çocuklarınızın temiz bir tuvalete girmesini istiyorsanız temizlik hizmetleri için personele ihtiyacımız var, sizden aldığımız para ile bunu sağlayacağız” Bu bir örnek.

Okullarda temizlik görevlisi yok, güvenlik yok bu ihtiyaçlar karşılanmıyor, büyük okullarda birkaç personel, onlar da yeterli sayıda değil, küçük okullarda o da yok.

Değerli Basın Mensupları aslında MEB bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan pay 2002 yılında yüzde 17.18 iken bu oran 2023 yılında 9.18’ e geriledi. MEB bütçesinin merkezi yönetim bütçesine oranı bu yılki gerilemeyle yüzde 9.64’e düştü.

Mesele budur. Yani Devlet Eğitime ayırdığı bütçeyi kıstıkça vatandaşlara yük biniyor.

Eğitime yapılan kamu harcamaları için dünya genelinde kabul edilen bazı oranlar vardır. Buna göre devletin eğitim harcamalarının GSYH içindeki payının en az %4 ile 6 arasında olması kabul edilir. 2021 yılında Türkiye’nin %4 sınırının da altına düştüğünü görüyoruz. Eğitimin GSYH içindeki payının düşmesi, harcama miktarı artsa dahi aslında ülkenin toplam kaynakları içinden eğitime daha az kaynak ayrıldığı anlamına gelmektedir.

Türkiye, OECD ülkeleri arasında eğitime ayrılan özel kaynakların payının en yüksek olduğu ülkelerden biridir. OECD ülkelerinde eğitim harcamalarının ortalama yüzde 90’ı kamu, yüzde 8’i hane halkları tarafından yapılmaktadır. Türkiye’de 2021’de devletin yaptığı harcamalar oran olarak düşmüş, hane halklarının harcaması ise artmıştır. 2020 yılında %20 olan hane halkı harcamaları 2021 yılında %22’ye yükselmiştir.

Diğer taraftan bir diğer sorun çocuklarımızı yetiştiren öğretmenlerimiz için ne yapıldı? Sözleşmeli ücretli öğretmen uygulamaları devam ediyor. 1 milyon ataması yapılmayan öğretmen var ancak; MEB boş geçen dersleri ücretli öğretmenler ile doldurmayı başarı olarak görüyor, sorun olarak görmüyor.

Ücretli öğretmenler asgari ücretin altında gelir elde ediyor, sözleşmeli ve kadrolu öğretmenler yoksulluk sınırının altında yaşamaya çalışıyor. Öğretmenlerimiz bu sorunlarıyla uğraşırken nitelikli eğitim nasıl olacak? Ayrıca; yeni uygulamayla öğretmenlik mesleği 4 gruba ayrıldı. Aynı işi yapan öğretmenlere farklı ücret veriyorlar, bu nedenle öğretmenler odası da bölünmüş oldu.

Ulaşım ayrı bir sorun, Eğitim Zorunlu ise okula ulaşım hakkı söz konusudur. Bunu da devlet sağlamalıdır, desteklemelidir.

Ve gelelim en önemli gündemimize Beslenme Çantası, nasıl doldurulacak, Sağlık Bakanı Koca dedi ki” Okul çağı çocuklarımızın dengeli ve yeterli beslenmeleri gerekir, 3 ana ve en az 2 ara öğün olacak şekilde beslenmeleri uzmanlarca önerilmektedir, dedi.

Evet doğru, doğru da peki nasıl, vatandaş enflasyona yenik düştü, alım gücü geriledi, her şey iyiymiş gibi gösterilirken mutfaklarda yangın var.

Evdeki koşullar zor, yoksulluk, yoksunluk, okulda öğle yemeği var mı, bırakın yemeği sağlıklı bir su var mı?

Biz dedik ki en az bir öğün yemek verilsin okullarda beraberinde de sağlıklı bir su, bu bizim ilk gerçekleştireceğimiz vaatlerimizde de vardı, mecliste en son Ekim 2022 ve Kasım ayında 2023 bütçesi görüşmelerinde teklifler verdik AKP-MHP oylarıyla red edildi.

Peki Sayın Bakan doğru söylüyorsunuz da bunu keşke Bakan Tekin de bilse, Ekonomi zaten iyi yönetilmiyor bir de bu ihtiyaçlar göz ardı ediliyor.

Kaldı ki vatandaş çocuğunun yanına Beslenme çantası koyacak, günlük sağlıklı bir beslenme için, minimum çeşitle beslenme çantasının maliyeti 50 TL, haftanın 5 günü koyacak 3 çocuğu varsa çarpı 3, nasıl olacak Sayın Bakan.

Ve diğer taraftan bir de beslenme dışındaki diğer maliyetlere bakalım, enflasyonun artan etkisiyle nerelere tırmanmış; Okula Başlamanın Maliyeti, Okula Devamın Maliyeti

Okula başlangıç giderleri

Okula başlamada ekonomik maliyetin son 4 yılda geldiği noktayı piyasadaki 137 ürünün gerçek fiyatları üzerinden yaptığımız araştırma ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca araştırmamız, okula başlayan bir öğrencinin veliye getirdiği yükü de ortaya koymaktadır.

Okula başlama maliyetleri için 2019, 2022 ve 2023 yılları karşılaştırılmıştır. Yaptığımız bu araştırmada, belirtilen rakamlar içerisinde, okula zorunlu alınan bağışlar, sınıfların düzenlenmesi için toplanan paralar, velilerin çocuklarına verdikleri harçlıklar bulunmamaktadır. Zorunlu bağış adında alınan bu ücretleri de eklediğimizde, özellikle alt ve orta gelir düzeyindeki ailelere, okul giderleri ciddi bir yük olacaktır.

– Okulöncesi düzeyde okula başlama maliyetleri 2019 yılına göre; 2022 yılında yüzde 285,26, 2023 yılında ise yüzde 654,36 oranında artmıştır.
– İlkokul düzeyinde okula başlama maliyetleri 2019 yılına göre; 2022 yılında yüzde 316, 2023 yılında ise yüzde 493,8 oranında artmıştır.
– Ortaokul düzeyinde okula başlama maliyetleri 2019 yılına göre; 2022 yılında yüzde 304,1, 2023 yılında ise yüzde 450,5 oranında artmıştır.
– Lise düzeyinde okula başlama maliyetleri 2019 yılına göre; 2022 yılında yüzde 286,8, 2023 yılında ise yüzde 486,4 oranında artmıştır.”

Paylaşın

Yerel Seçimler; AK Parti Ve MHP Düğmeye Bastı: Öncelik 30 Büyükşehir

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerinde aday belirleme sürçleri netleşiyor. Cumhur İttifakı ortaklarından AK Parti’de MHP ile işbirliği görüşmelerini yürütecek heyet belirlendi.

MHP’de ise henüz Genel Başkan Devlet Bahçeli’nin bir görevlendirme yapmadığı ancak AK Parti’nin heyetinde yer alan isimler karşısında “mütekabiliyet esasına dayalı olarak” bir heyet belirleyeceği ifade ediliyor. Her iki parti heyetlerinin de gelecek hafta bir araya gelerek görüşmelere başlayacağı da kaydediliyor.

AK Parti ve MHP’nin 2024’teki seçimlerde asıl hedefi 30 büyükşehrin “Cumhur İttifakı’na kazandırılması” yatıyor. Her iki parti heyetinin yürüteceği görüşmeler sonrasında ise ilk olarak 30 büyükşehirde ittifak kapsamında gösterilecek büyükşehir belediye başkan adaylarının kamuoyuna açıklanacağı ifade ediliyor.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu imzalı kulis haberine göre, AKP’de, MHP ile işbirliği görüşmelerini yürütecek heyet belirlendi. AKP heyetinde Genel Başkanvekili Efkan Ala, AKP Seçim İşleri Başkanı Ali İhsan Yavuz ve AKP Genel Merkez Yerel Yönetimler Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz yer alıyor.

MHP’de ise henüz Genel Başkan Devlet Bahçeli’nin bir görevlendirme yapmadığı ancak AKP’nin heyetinde yer alan isimler karşısında “mütekabiliyet esasına dayalı olarak” bir heyet belirleyeceği ifade ediliyor. Her iki parti heyetlerinin de gelecek hafta bir araya gelerek görüşmelere başlayacağı da kaydediliyor.

İki partinin de öncelikli hedefini “özellikle CHP’li 11 büyükşehir belediyesi olmak üzere, tüm büyükşehir belediye başkanlıkları” oluşturuyor. Ancak her iki partinin bu kez 2019 yılındaki seçimlerden farklı olarak “her il, ilçe ve beldede seçimlere işbirliği içinde gireceği” belirtiliyor.

Heyetlerin görüşmesinde öncelikle masaya yatırılacak konunun da “2019 yılındaki yerel seçimlerde yapılan hatalar olduğu” ifade ediliyor. İki partinin bu hataları birlikte tespitlerinin ardından 2024’teki yerel seçimler için yol haritası belirlenecek. Bu kapsamda da ilk olarak büyükşehir belediye başkan adaylarının belirleneceğine dikkat çekiliyor.

Asıl hedef 30 büyükşehir

Hem AKP hem de MHP, parti içinde yerel seçimlere ilişkin çalışmalar yürütmüştü. Bu çalışmalarda da “her iki parti, 2019 yılındaki seçimlerde nerelerde hata yaptıklarını tespit etmişlerdi.” Bu tespitler üzerinde değerlendirme yapıldıktan sonra da her iki parti liderinin de altını çizdiği “asıl hedefe öncelik verileceği” kaydediliyor.

AKP ve MHP’nin 2024’teki seçimlerde asıl hedefi 30 büyükşehrin “Cumhur İttifakı’na kazandırılması” yatıyor. Her iki parti heyetinin yürütüceği görüşmeler sonrasında ise ilk olarak 30 büyükşehirde ittifak kapsamında gösterilecek büyükşehir belediye başkan adaylarının kamuoyuna açıklanacağı ifade ediliyor. Bunun amacının da adayın daha fazla kamuoyunun gündeminde tutmak olduğu” belirtiliyor.

Paylaşın

AB’den Türkiye Raporu: Üyelik Yerine Stratejik Ortaklık

Avrupa Parlamentosu’nun (AP) Türkiye raporunda, Türkiye’nin donmuş haldeki Avrupa Birliği (AB) üyelik sürecinin, “Türk hükümeti radikal bir rota değişikliğine gitmediği” gerekçesiyle mevcut koşullarda yeniden başlayamayacağı tekrarlandı.

Raporda bu “çıkmazdan” kurtulmak için Türk hükümeti, AB üyesi devletler ve Avrupa kurumlarından “daha sıkı, daha dinamik ve daha stratejik bir ortaklığa doğru ilerlemeleri” isteniyor. Raporda ayrıca, Türkiye-AB ilişkileri için daha “gerçekçi bir çerçeve” talep eden AP, “güncelleştirilmiş bir ortaklık anlaşması” gibi, her iki tarafın da “çekici” bulacağı bir çerçeve üzerinde çalışması için Avrupa Komisyonuna çağrıda bulunuluyor.

Avrupa Parlamentosu’nun (AP) Türkiye raportörü İspanyol parlamenter Sanchez Amor tarafından kaleme alınan bu yılki raporda Ankara-Moskova diyaloğu ön plana çıkıyor. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşın, “Türkiye aynı anda Batı ve Rusya ile bağlarını korumaya çalıştığı için AB-Türkiye ilişkileri üzerinde sonuçları olduğu” görüşü dile getiriliyor. “Avrupa’da eşi benzeri görülmemiş jeopolitik değişiklik yarattığı” belirtilen savaşta Türkiye’nin “belirleyici ve stratejik rol oynadığı” not edilse de, Ankara’nın bu süreçte Moskova ile diyaloğu açık ifadelerle eleştiriliyor.

Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşın Türkiye tarafından Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kınanmasını “memnuniyetle” karşılayan AP, Ankara’nın BM çerçevesi dışındaki yaptırımları desteklememesini ise “üzüntü verici” olarak değerlendiriyor. Bu kapsamda Türkiye’nin 2021 yılında yüzde 11 olan AB Dış ve Savunma Politikası ile uyum oranının yüzde 7 gibi tarihi açıdan düşük düzeye gerilediğini not ediyor.

AP’ye göre, Türkiye’nin Rusya-Ukrayna görüşmelerindeki çabaları ile Karadeniz Tahıl Girişimi’nin müzakeresinde ve devamında oynadığı “kilit rol” memnuniyet verici. Parlamento buna karşılık, Türkiye’nin Rus medya organlarının faaliyetlerine yasak getirmeyerek Rus propagandasına göz yumduğunu savunuyor.

Ukrayna savaşı başladığından bu yana Rusya ile Türkiye arasındaki ticaretin “neredeyse ikiye katlandığına” işaret edilen raporda, AB yaptırımları kapsamındaki kimi mal ve teknolojilerin Türk toprakları üzerinden Rusya’ya satılma riski olduğu ve bu teknolojilerin Rus ordusu tarafından Ukrayna’da kullanılabileceği not ediliyor.

“Yaptırımların delinmesi” uyarısı

AP, Türk makamlarının bu konuda son zamanlarda kimi önlemler aldığını kabullenmekle birlikte, “Türkiye’nin Rusya’yı hedef alan yaptırımları delmek isteyen şahıs ve kuruluşlar için merkez haline gelmesinin engellenmesini” istiyor. Rusya ile Türkiye arasındaki ticaret artışının AB yaptırımlarına yansıyışı konusunda Avrupa Komisyonu’ndan değerlendirme talep ediyor.

Raporda, aralarında oligarkların da olduğu çok sayıda Rus vatandaşının Türkiye’nin belli başlı kentleri ve sahil bölgelerine yerleşmeye başladığına işaret edilip, “Türkiye Rus sermaye ve yatırımları için bir sığınak haline gelmekten kaçınmalı” ifadelerine yer veriliyor. Türkiye’nin nükleer santraller konusunda Rusya ile işbirliği “kaygı verici” olarak niteleniyor.

Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine onayını “geciktirmesinin” de eleştirildiği raporda, bu durumun “Rusya’nın işine geldiği ve Türkiye’nin NATO müttefikleriyle ilişkilerini zedelediği” kaydediliyor. Ankara’ya “İsveç’in NATO üyeliğini gecikmeksizin onaylama” çağrısında bulunulan raporda, bir ülkenin NATO üyelik süreci ile bir başka ülkenin AB üyelik sürecinin birbirlerine bağlanamayacağı mesajı veriliyor.

AP Türkiye’nin Kıbrıs, Doğu Akdeniz, Suriye ve Libya’daki yürüttüğü dış politikayı da eleştiriyor. AB üyesi devletlerin “ulusal egemenliklerine saygı duymasını” istiyor. Kıbrıs’ta Ankara’ya “iki devletli çözümden vazgeçme” ve “BM çerçevesine dönme” çağrısı yapıyor. Buna karşılık Ermenistan, Mısır, İsrail ve Körfez devletleriyle ilişkilerdeki normalleşmeyi “memnuniyet verici” olarak görüyor. Ankara’yı bir kez daha “Ermeni soykırımını tanımaya” davet ediyor.

Türkiye’nin “Türk kökenli Avrupa vatandaşları üzerinden AB üyesi devletlerin içişlerine karıştığı” mesajı verilen raporda, bu konunun ve “AB’ye karşı Türkiye kaynaklı dezenformasyon iddialarının” takibe alınması isteniyor.

Bu yılki raporda demokratikleşme, insan hakları ve hukuk devleti konularında Türkiye’ye adres olarak bir kez daha üyesi olduğu Avrupa Konseyi gösteriliyor. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin (AKPM) Türkiye’nin yükümlülük ve taahhütleriyle ilgili 12 Ekim 2022 tarihli kararı destekleniyor. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi ve AİHM kararlarının Ankara açısından bağlayıcılığı hatırlatılıyor. Bu bağlamda AİHM’nin Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş kararlarına vurguda bulunuluyor.

“Kürt sorunu” konusunda “yeni ve saygın bir siyasi sürecin başlatılmasını” isteyen AP, Diyanet’in “eğitim sisteminde giderek artan etkisi” için “kaygı verici” ifadesini kullanıyor. Kadın haklarının “kötüleştiği”, LGBTİ+ topluluğuna yönelik nefret söylemi ve ayrımcılığın ise “genelleştiği” ifade ediliyor.

“Üyelik yerine stratejik ortaklık”

Raporda, Türkiye’nin donmuş haldeki AB üyelik sürecinin, “Türk hükümeti radikal bir rota değişikliğine gitmediği” gerekçesiyle mevcut koşullarda yeniden başlayamayacağı tekrarlanıyor. Bu “çıkmazdan” kurtulmak için Türk hükümeti, AB üyesi devletler ve Avrupa kurumlarından “daha sıkı, daha dinamik ve daha stratejik bir ortaklığa doğru ilerlemeleri” isteniyor. Türkiye-AB ilişkileri için daha “gerçekçi bir çerçeve” talep eden AP, “güncelleştirilmiş bir ortaklık anlaşması” gibi, her iki tarafın da “çekici” bulacağı bir çerçeve üzerinde çalışması için Avrupa Komisyonuna çağrıda bulunuyor.

Gümrük Birliğinin güncellenmesini desteklediğini belirten AP, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi, bu konuda nihai onayın kendisinde olduğunu hatırlatıyor. “İnsan hakları ve temel özgürlüklere saygı, iyi komşuluk ilişkileri ve Ek Protokolün tüm AB üyesi devletleri kapsayacak şekilde uygulanması koşulları” yerine getirilmediği takdirde Gümrük Birliğinin güncellenmesini onaylamayacağı mesajı veriyor.

Vize serbestisi konusunda topu Ankara’ya atan AP, bu alanda Ankara tarafından gerçekleştirilmesi gereken altı kriter daha olduğunu belirtiyor. AB üyesi devletlerden Türk Erasmus öğrencilerinin vize işlemlerini hızlandırmalarını istiyor.

Avrupa Komisyonu’nun Genişleme ve Komşuluk Politikası’ndan sorumlu üyesi Oliver Varhelyi, Strasbourg’da düzenlenen oturumda yaptığı konuşmada, Türkiye için “birçok alanda kilit ortak” tabirini kullandı. Türkiye’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlar konusunda “AB’nin yanında olması gerektiğini” savundu. Ankara ile üyelik müzakerelerinin donmuş olduğunu hatırlatan Varhelyi, AİHM kararlarının yerine getirilmesinin önemine vurguda bulundu. Kıbrıs konusunda Ankara ve Kıbrıslı Türklere Birleşmiş Milletler’i adres gösterdi.

AP Türkiye raportörü Nacho Sanchez Amor ise Türk demokrasisinin “kötü durumda” olduğunu savundu. Üyelik sürecinin anlamsız hale geldiğini belirten İspanyol raportör, Kıbrıs sorunu ve İsveç’in NATO kapısında bekletilmesinin bu süreci daha da çıkmaz hale getirdiği mesajı verdi.

Rapor 13 Eylül Çarşamba günü öğle saatlerinde Strasbourg’daki AP genel kurul oturumunda oylamaya sunulacak.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu’nun Adaylığını Duyurdu

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerinde adayları netleşmeye başladı. Son olarak, Kılıçdaroğlu, CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı (İBB) adayının Ekrem İmamoğlu olduğunu açıkladı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Sözcü TV’den İpek Özbey’in “İmamoğlu da adayınız mı, bunu aynı netlikte ne zaman söyleyeceksiniz?” sorusuna “Bir insan bir görevde başarılıysa, neden değiştirilsin? Elbette Ekrem İmamoğlu adayımızdır” yanıtını verdi.

Kılıçdaroğlu, “Sizce CHP değişmeli mi?” sorusunaysa şu yanıtı verdi: “Cumhuriyet Halk Partisi tarihinin hiçbir döneminde değişime kapalı bir parti olmamıştır. Yeni politikalar, yeni stratejiler, yeni yüzler… CHP bu yüzden parti içi tartışmaları faydalı görür. 100. Yıl konuşmamda da ifade ettim, CHP parti içi tartışmalardan her zaman güçlü çıkmıştır. Bu dönemden de yenilenerek, güçlenerek çıkacağız.”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları özetle şöyle:

(Sizce CHP değişmeli mi?) Cumhuriyet Halk Partisi tarihinin hiçbir döneminde değişime kapalı bir parti olmamıştır. Yeni politikalar, yeni stratejiler, yeni yüzler… CHP bu yüzden parti içi tartışmaları faydalı görür. 100. Yıl konuşmamda da ifade ettim, CHP parti içi tartışmalardan her zaman güçlü çıkmıştır. Bu dönemden de yenilenerek, güçlenerek çıkacağız.

(İttifak tartışması) Ben demokrasiden yana olanların birlikte hareket etmesi gerektiğine inanan bir insanım. Bu dün de böyleydi bugün de böyle… Millet İttifakı da demokrasiden yana olanların bir araya gelmesi üzerine inşa edilmiş bir ittifaktır.

İttifak demek güç birliği demektir. Neden demokrasiden yana olanlar ayrışsın? Neden gücünü bölsün? Kaldı ki önümüzdeki süreçte bir yerel seçim var. Zaten kentlerde ya da ilçelerde insanlar, kendi bölgelerinde tek adam rejiminin temsilcisi bir adaya karşı, demokrasiden yana olan en güçlü adaya yönelecektir.

(İmamoğlu da adayınız mı, bunu aynı netlikte ne zaman söyleyeceksiniz?) Bir insan bir görevde başarılıysa, neden değiştirilsin? Elbette Ekrem İmamoğlu adayımızdır.

(Size nezaketsizlik yapıldığını düşünüyor musunuz?) Asla böyle düşünmedim, düşünmem de… Kimseye de özel bir kırgınlığım yok.

(Yılgın ve kırgın CHP seçmenine ne söylemek istersiniz?) Başta büyük Atatürk olmak üzere, Cumhuriyet Halk Partisi’ni kuran kadrolar, bin bir zorluk içerisinde verilen bir bağımsızlık mücadelesinin ardından, Cumhuriyet’i inşa etmiş ve bu ülkeyi ayağa kaldırmıştır. Dolayısıyla, müsaadenizle sorunuza katılmıyorum. Biz Cumhuriyet Halk Partiliyiz, yılgınlık bizim kitabımızda yazmaz.

Özgür Özel: Cuma günü basın toplantısı yapacağım

Öte yandan kurultayda genel başkanlık için aday olacağı öne sürülen CHP Grup Başkanı Özgür Özel, bugün saat 14.00’te CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştüğünü duyurdu. Özel, kurultay sürecine ilişkin 15 Eylül Cuma günü CHP Genel Merkezi’nde basın toplantısı yapacağını açıkladı.

Özel’in bu akşam X (Twitter) hesabından yaptığı açıklama şöyle: “Bugün saat 14.00’te Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile bir görüşme gerçekleştirdim. İçinde bulunduğumuz kurultay sürecine dair 15 Eylül Cuma günü Genel Merkezimizde bir basın toplantısı yapacağım.”

Özgür Özel’in cuma günü CHP Genel Başkan adaylığını duyuracağı iddia edilmişti.

Paylaşın