Kılıçdaroğlu’ndan “Tezkere” Açıklaması: Ülkemizde Yabancı Asker Postalı İstemiyoruz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Meclis’te bir tezkere görüşülüyor. Terörle mücadele tezkeresi olduğu kamuoyuna sunuluyor. Biz CHP olarak, ve doğrudan doğruya terör örgütünün saldırısına uğrayan bir kişi olarak teröre her zaman karşı çıktım. Terörle mücadele kaçınılmazdır. Ne gerekiyorsa bizden ne isteniyorsa eyvallah” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bir tezkere getirdiler. O tezkerede, ‘Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerektiği taktirde sınır ötesi harekat ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi’ yazıyor. ‘Ve aynı amaçlara matuf olmak üzere yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması’ diye bitiyor cümle. Cumhuriyeti kuran bir parti nasıl olur da yabancı askerlerin Türkiye’ye gelmesine izin verir? Biz kendi ülkemizin mübarek topraklarında yabancı asker postalı istemiyoruz. Kendi topraklarına yabancı askerleri davet edip terörle mücadele ayağı altında burada onların bazı müdahalelerde bulunmalarına izin vermek vatana ihanettir. Yabancı askerler Türkiye’de neye müdahale edecekler?”

Kılıçdaroğlu konuşmasının devamında, “Bahçeli ve Erdoğan’dan yanıtlar istedim. Erdoğan’dan tık yok. Bahçeli bugün konuşmuş. ‘Türkiye’ye gayrimeşru yabancı postalların ayak basması diye bir şey yoktur. Şayet olursa verilecek bir canımız vardır’ diyor. Bizleri kandıracaklarını sanıyorlar. Türkiye’ye meşru postallar gelebilir… Ben meşru postal da istemiyorum, ben kendi ülkemde yabancı asker postalı istemiyorum” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun açıklaması şöyle:

“Zor günler yaşıyoruz, bunun hepimiz bilincindeyiz, farkındayız ama A Milli Futbol Takımımız, yani Bizim Çocuklar Avrupa Kupası’na katılmaya hak kazandılar. Bizim Çocuklara inanıyorum, güveniyorum, inşallah kupayı getirecekler ve hep beraber mutlu olacağız.

Tabii değerli arkadaşlarım yakınımızda Filistin-İsrail çatışması da var, bütün dünyanın gözleri orada. Çocukların, kadınların, yaşlıların öldürülmesini hiçbir insan kabul edemez. Savaşın bir an önce sonlanması en büyük dileğimizdir, sağduyuya davet etmek bizim de görevimizdir ama İsrail’in uyguladığı politikanın en büyük eleştirilerini İsrailli aydınlardan aldığını da unutmamamız gerekiyor. Bu dünyanın haklı olarak Filistin davasına verdiği desteğin de bir anlamda ifadesidir. İsrailli aydınlardan Haaretz Gazetesi yazarı Gideon Levy aynen şunları yazıyor:

“Bütün bunların arkasında İsrail’in kibri yatıyor. İstediğimiz her şeyi yapabiliriz, yaptığımız şeylerin bedelini ise asla ödemeyiz ya da cezalandırılmayız diye düşünüyoruz. Sanki istediğimiz her şeyi yaparız da hiç rahatsız edilmeden hayatlarımıza devam ederiz diye düşünüyoruz. Filistinli insanları tutukluyor, öldürüyor, taciz ediyor, mülksüzleştiriyoruz. Aynı zamanda Filistinlilere pogrom, yani kıyım düzenlemekle meşgul İsrailli yerleşimcileri koruyoruz” diyor. Bu kadar açık, bu kadar net İsrail’i eleştiren bir İsrailli aydını görmedim ve kendisini gerçekten yürekten kutluyorum bir gerçeğin altını çizdiği ve dünyaya açıkladığı için. Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı’nın Genel Komiser Lazzarini de “dünya insanlığını kaybetti” diyerek bu faciaya dikkati çekiyor.

Biz Filistin halkının kendi topraklarına kavuşmasını istiyoruz. Biz Mescidi Aksa başta olmak üzere bütün kutsal mekanlara saygı istiyoruz. Biz Filistin halkına yönelik insanlık dışı ablukanın kaldırılmasını istiyoruz. Biz akan kanların durdurulmasını istiyoruz ve biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Ortadoğu’ya barışın gelmesi için OBİT dediğimiz Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’nın kurularak Türkiye’nin bu bölgeye barış getirmesini istiyoruz. Bu politika bizim politikamız ama hükümetin, şu andaki hükümetin de bunu uygulaması gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım; Amasra maden faciası dolayısıyla Bartın ve Amasra’ya gittik. 14 Ekim 2022’de 43 madencimiz hayatını kaybetmişti. Davaları takip ediyoruz. Davaları takip ederken ne kadar dikkatli davrandığımızı, ne kadar haklı olduğumuzu, insanların haklarının savunulması gerektiğini ve bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi’nin verdiği mücadeleyi de topluma anlatmak zorundayız.

Bakın değerli arkadaşlarım; uzun uzun olayı anlatmak istemem ama bir bilirkişi raporunda yer alan cümleleri sizlerle paylaşmak isterim: Metan oranının sadece patlama günü değil, defalarca riskli seviyeye çıktığı, bunların kayıtlarının müessesede olduğu, ancak böyle durumlarda dahi zaman zaman işçilerin çalıştırılmaya devam ettirildiği yazılmaktadır. Yani göz göre göre 43 işçinin ölüme gönderildiğini ifade ediyor. Yine aynı şekilde hayatını kaybeden bir madenci ailesinin açtığı dava sonucu gelen bilirkişi raporu: “Sonuç olarak Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğünün kazanın meydana gelmesinde yüzde 100 kusurlu olduğu ifade edilmektedir.” Yüzde yüz kusurlu…

Diyeceksiniz ki, peki yüzde yüz kusurluysa Türkiye Taşkömürü Genel Müdürü ne oldu? Terfi ettirildi. Sadece Amasra’da hayatını kaybeden maden işçilerinin ailelerine değil, nerede maden çıkarılıyorsa, kömür çıkarılıyorsa, yüzlerce metre aşağıda insanlar alın teri döküp ekmek parası kazanıyorsa, onların tamamının da hayatının riskli olduğunu ifade etmek isterim. Ama bu davayı hepimiz yakından izliyoruz; avukat arkadaşlarımız, milletvekili arkadaşlarımız izliyorlar. Aileleri ziyaret ettim, iki aileyi ziyaret ettim, onlara da aynı şeyi söyledim. Siz hak talebinde bulunuyorsunuz, hak ve adalet arıyorsunuz. Hiç endişe etmeyin, Cumhuriyet Halk Partisi kim hak istiyorsa, adalet istiyorsa onların yanında olacaktır.

Kadınlar hiç endişe etmeyin, yalnız erkekleri ikna etmekten de çekinmeyin. Yüzde 50 cinsiyet kotasını ve fermuar sistemini getireceğiz. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi büyük tarihsel dönüşümlerin her zaman öncüsü olmuştur, burada da öncüsü olmayı sürdüreceğiz.

Meclis’te bir tezkere görüşülüyor, terörle mücadele tezkeresi olduğu kamuoyuna sunuluyor. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ve doğrudan doğruya terör örgütünün saldırısına uğrayan bir kişi olarak teröre her zaman karşı çıktım. İnsan olan herkes teröre karşı çıkar. Terör bir insanlık suçudur; her yerde, her zaman, her ortamda ifade ettim. Terörle mücadele kaçınılmazdır. Terörle mücadele için ne gerekiyorsa, bizden ne isteniyorsa eyvallah, hiç itirazımız yok. Terörle mücadele konusuna bir tezkere getirdiler, güzel.

Bakın değerli arkadaşlar, o tezkerede şunlar yazıyor: “Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerektiği takdirde sınır ötesi harekat ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi.” Eyvallah, hiç itirazımız yok. Terör varsa, Türkiye’yi tehdit ediyorsa, Türk Silahlı Kuvvetleri yani güvenlik güçlerimiz giderler, müdahale ederler. Uluslararası hukukun da verdiği bir avantajdır bu, uluslararası hukuk buna izin veriyor. Ama cümle şöyle bitiyor: “Ve aynı amaçlara matuf olmak üzere yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması…” Aynı amaçlara matuf olmak üzere; yani yabancı bir silahlı kuvvet Türkiye’ye gelecek ve burada belli olaylara müdahale edecek. Buna izin verin diyorlar.

Cumhuriyeti kuran bir parti, kökleri Kuvayı Milliye’de olan bir parti nasıl olur da yabancı askerlerin Türkiye’ye gelmesine izin verir? Akıl tutulması gibi bir şey… Söyledim, bir daha söylüyorum: Ben kendi ülkemde, biz kendi ülkemizde kadınıyla erkeğiyle, vatanseveriyle, bayrağını sevenle kendi ülkemizin mübarek topraklarında yabancı asker postalı istemiyoruz. Evet, bir daha ifade edeyim: Biz kendi ülkemizde, bu mübarek topraklarda yabancı asker postalı istemiyoruz. Kendi topraklarına yabancı askerleri davet edip, terörle mücadele ayağı altında burada onların bazı müdahalelerde bulunmalarına izin vermek açık ve net söylüyorum, vatana ihanettir. Bu kadar açık, bu kadar net söylüyorum!

Yabancı askerler Türkiye’de neye müdahale edecekler? Ya neye müdahale edecekler? Terörle mücadeleyse, terörle mücadele konusunda kahraman ordumuz var, terörle mücadele konusunda polislerimiz var, terörle mücadele konusunda uzman çavuşlarımız var, terörle mücadele konusunda korucularımız var. Bunlar 30-35 yıldır terörle mücadele ediyorlar, 30-35 yıldır… Kimisi elini bıraktı, kolunu bıraktı, gözünü bıraktı, ayaklarını bıraktı terörle mücadelede ve onlar basın toplantısı yapıyorlar. Diyorlar ki: “Yabancı askeri davet işgaldir ve biz yabancı asker istemiyoruz. Eğer bize görev verilirse ayağım yok, cepheye giderim, kolum yok, cepheye giderim, gözüm yok, cepheye giderim” diyor. Daha ne desinler ya, daha ne desinler?..

Bunu söyledim ve onlardan bazı yanıtlar da istedim, Bahçeli’den ve Erdoğan’dan. Erdoğan’dan tık yok bildiğim kadarıyla, Bahçeli bugün konuşmuş. Şöyle diyor: “Türkiye’ye gayrimeşru yabancı postalların ayak basması diye bir şey yoktur. Şayet olursa verilecek sadece bir canımız vardır.” Bakın değerli arkadaşlar, bizleri kandıracaklarını sanıyorlar. “Türkiye’ye gayri meşru yabancı postalları…” Yani meşru yabancı postallar gelebilir. Ben meşru yabancı postal da istemiyorum kardeşim. Ben kendi ülkemde yabancı asker postalı istemiyorum terörle mücadele konusunda. Meşru ne demek? Efendim ben el kaldıracağım, yabancı askerleri isteyeceğim, böylece meşruiyet kazanmış olacak. İstemiyoruz, istemiyoruz, yabancı askeri istemiyoruz… Terörle mücadeleyse gideriz. Terör bana saldırdı, size saldırmadı. Teröristler bana saldırdı, 1 askerimiz şehit oldu, size saldırmadı. Siz çocuklarınızı parayla pulla askere gönderdiniz, ben evladımı parasız pulsuz askere gönderdim.

Bir de efeleniyor: “Efendim, ABD’nin insansız hava aracımızı düşürmesinin hesabı er geç mutlaka sorulacaktır.” Sen külahıma anlat. Ya arkadaşlar, papazı teslim ettiklerinde bunlardan ses çıktı mı ya? Bakın tezkere yine şunu söylüyor: “Hudut, şümul, miktar ve zamanı Cumhurbaşkanınca takdir ve tayin olunacak.” Yani yabancı asker buraya geldiğinde onun ne yapacağını, neler yapacağını, nasıl olacağını, yetkiyi Cumhurbaşkanına veriyorlar. Meclis hikaye, hiçbir yetkisi yok… Milli Kurtuluş Savaşı’nı yöneten Gazi Meclis, Mustafa Kemal Atatürk’e Başkomutanlık yetkisini bile üç ay süreyle vermiştir… Biz bütün yetkiyi verelim, ne biliyorsanız yapın diye. E kardeşim sen papazı teslim ettin, ben sana nasıl güveneceğim? Çıktın milletin önüne: “Bu can bu bedende kaldıkça asla bu teröristi, bu papazı alamazsın” dedin. Güzel… Ne dedi Trump? “Bak beni kızdırma, senin mal varlığını araştırırım, dünyaya da duyururum.” Ne oldu? Papazı götürdün, tıpış tıpış teslim ettin. Ben şimdi sana mı güveneceğim?

Cemal Kaşıkçı cinayeti; toplum unutabilir ama bizim hafızamız unutmaz. Cemal Kaşıkçı cinayeti. İstanbul’da konsoloslukta Cemal Kaşıkçı öldürüldü. Dava açıldı, sonra bir tehdit geldi, götürdüler davayı teslim ettiler katillerine. Yani Suudi Arabistan’a götürdüler, davayı teslim ettiler. Ben şimdi sana mı güveneceğim, sana mı güveneceğim? O davanın bir itiraz şerhi vardır, bir hakimin yazdığı şerh vardır, o çok önemlidir.

Yine Kuzey Irak’ta bizim askerin başına çuval geçirdiler değil mi? Gazeteciler Erdoğan’a sordular: Amerika’ya nota verecek misiniz? “Ne notası kardeşim, müzik notasında mı söz ediyorsunuz?” Şimdi aslansın kaplansın; İHA düşürüldü, ben bunun intikamını alacağım. Elinden tutan mı var? Git intikamını alsana, elinden tutan mı var? Üstelik açıklamıyorsun, korkuyorsun, onlar açıklıyorlar biz düşürdük diye.

20 milyon dolara Mavi Marmara’daki haklı davamızı sattılar, 20 milyon dolar bağış yaptık dediler ve vatandaşlar bunu duymasın diye o 20 milyon dolarlık bağış sözleşmesini de gece saat 12’de Meclis’ten geçirdiler Meclis Televizyonunu da kapatarak. Biz bunları bilmiyor muyuz? Biliyoruz. Dolayısıyla Bahçeli yok canımızı veririz falan filan değil; yabancı asker buraya geldiğinde, sen davet ettiğinde Kemal Kılıçdaroğlu olarak yabancı askerlerin önünde bütün CHP’liler olarak duracağız ve onları kovacağız. Hiç tereddüdümüz yok, beraber gideceğiz, beraber mücadele edeceğiz ve bunları göndereceğiz. Yok öyle bir şey. Bu ülke Milli Kurtuluş Savaşı’nı veren bir ülkedir. Ben Milli Kurtuluş Savaşı’nın tarihine ihanet getirmeyeceğim.”

Paylaşın

Erdoğan’dan 12. Kalkınma Planı Açıklaması: 2028 Enflasyon Hedefi Yüzde 4,7

Sosyal medya hesabından 12. Kalkınma Planı’nın tamamlandığını duyuran Cumhurbaşkanı Erdoğan, ortalama yüzde 5 oranında istikrarlı ve dengeli bir büyüme, enflasyonu 2028 sonunda yüzde 4,7’ye düşürmeyi hedeflediklerini söyledi.

Haber Merkezi / Erdoğan açıklamasında ayrıca, “2028 yılında 1 trilyon 589 milyar dolar milli gelire, 17 bin 554 dolar kişi başına gelire ulaşmayı amaçlıyoruz. Yılda ortalama yüzde 3 istihdam artışı sağlayarak dönem sonunda işsizliği yüzde 7,5 düzeyine indirmeyi öngörüyoruz. Mal ihracatını 375 milyar dolara yükselterek, turizm gelirlerinde 100 milyar dolar seviyesine çıkarak cari işlemler açığını sıfıra yakın bir seviyeye düşürmeyi amaçlıyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda 12’nci Kalkınma Planını tamamladıklarını duyurdu. Erdoğan, 5 yılı kapsayan 12’nci Kalkınma Planı’nın bugün Meclis’e sunulacağını da belirtti.

Paylaşımda, şu detaylara yer verildi:

Nitelikli insan, güçlü aile, sağlıklı toplum.
İstikrarlı büyüme, güçlü ekonomi.
Yeşil ve dijital dönüşümle rekabetçi üretim.
Afetlere dirençli yaşam alanları, sürdürülebilir çevre.
Adaleti esas alan demokratik iyi yönetişim.

Erdoğan paylaşımında, 12’nci Kalkınma Planı dönemindeki hedefleri de şöyle sıraladı;

“Ortalama yüzde 5 oranında istikrarlı ve dengeli bir büyüme hedefliyoruz. 2028 yılında 1 trilyon 589 milyar dolar millî gelire, 17 bin 554 dolar kişi başına gelire ulaşmayı amaçlıyoruz. Yılda ortalama yüzde 3 istihdam artışı sağlayarak dönem sonunda işsizliği yüzde 7,5 düzeyine indirmeyi öngörüyoruz.

Mal ihracatını 375 milyar dolara yükselterek, turizm gelirlerinde 100 milyar dolar seviyesine çıkarak cari işlemler açığını sıfıra yakın bir seviyeye düşürmeyi amaçlıyoruz. Enflasyonu kalıcı olarak tek haneli rakamlara indirmeyi, 2028 yılı sonunda yüzde 4,7’ye geriletmeyi hedefliyoruz.”

Paylaşın

Devlet Bahçeli, Yine Anayasa Mahkemesi’ni Hedefine Koydu

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan MHP Lideri Bahçeli, “1990 yılından buyana HEP, ÖZDEP, DEP, HADEP, DEHAP, BDP, HDP, YSP kod adıyla hıyanetin göbeğinde olan terör ve bölücülüğün siyasi yatağı şimdi de HEDEP olarak yoluna devam edecekmiş. Bizim anlayamadığımız, bu Anayasa Mahkemesi ne yapmaktadır?” dedi ve ekledi:

“2021 yılından beri HDP’nin kapatılmasıyla ilgili iddianameyi ne hakla, hangi amaçla, kimlere şirin görünmek için sumen altında bekletme gereği duymaktadır? Adı ne olursa olsun, bölücülüğün siyaset ayağını hukuken kırmak için daha hangi belge, bilgi ve delillerin olmasına ihtiyaç vardır? Hem tarih önünde, hem millet nezdinde, hem de yarın Mahkeme-i Kübra’da hainlerden olduğu kadar Anayasa Mahkemesi’nden de davacı olacağımızı, hakkımızı da söke söke alacağımızı cümle aleme ilan ediyorum.”

Bahçeli konuşmasının devamında, “HDP’nin, kapatma davasının açılmasını takiben YSP adıyla 14 Mayıs seçimlerine girmesi de Türk adaletiyle ve Türk milletiyle alay etmektir. Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyeleri direkt size soruyorum, olan biten rezaletleri ne zaman görmeyi aklınızdan geçiriyorsunuz? Gecikmiş adalet, adalet değildir, bu gerçeği bilmiyor musunuz? Anayasa Mahkemesi’nin Kandil’le köprü kurması, teröristleri arkalaması hukuk onuruyla, demokrasi namusuyla kesinlikle bağdaşmayacaktır. Yapılması gereken açık ve bellidir. HDP ve devamında kurulan hangi parti varsa derhal kapatılmalı, bir daha bölücü ve yıkıcı bir siyasi organizasyona ruhsat ve icazet verilmemelidir” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin açıklamalarından satır başları şöyle:

“Milletimizden aldığımız veya alacağımız desteği yine milletimize hizmet olarak tahvil etmekle mesulüz. Zira övüncümüz millettir, gücümüz devlettir. Milliyetçi Hareket Partisi’yle Cumhur İttifakı’nın siyaseti bu temel üzerinden yükselmekte, istikbali istiklal onuruyla kucaklamaktadır. Önümüzde iki siyasi olay vardır ve ortadadır. Birincisi, 17 Mart 2024 tarihinde gerçekleşecek 14’üncü Olağan Büyük Kurultayımızdır. Diğeri de, 31 Mart 2024 tarihinde yapılacak Mahalli İdareler Seçimi’dir. Büyük Kurultay’ımızın demokratik ve hukuki çatısı ilçe ve il kongrelerimizin tamamlanmasıyla örülmüştür. Bu kapsamda 9 Ağustos 2023 tarihinde başlayan kongre sürecimiz Büyük Kurultayımızla taçlanacak ve noktalanacaktır.

Çok şükür ilçe ve il kongrelerimiz başarıyla, sağduyuyla, heyecanla ve yüksek katılım eşliğinde tezahür etmiş, sırayı da Büyük Kurultayımız almıştır. Bu münasebetle, kongrelerimizin temininde samimiyet ve dirayetle emeği geçen, Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız başta olmak üzere, Merkez Yönetim Kurulu ve Merkez Disiplin Kurulu üyelerimize, siz değerli milletvekili arkadaşlarımıza ayrı ayrı teşekkür ediyor, takdirlerimi sunuyorum.

Biz siyaseti yaptık mı adam gibi yaparız, şevkle yaparız, coşkuyla yaparız, el ele yaparız, omuz omuza yaparız, her birimiz bayrak olur, vatan olur, birbirimizin kefili ve can beraberi oluruz. Dava arkadaşlığında kader de paylaşılır, keder de paylaşılır, kefen de paylaşılır. Bizim mücadelemizde cesaret vardır, mertlik vardır, millete sevda vardır, dürüstlük vardır, saygı ve sevgi esastır. Başkaları gibi çıkarların peşinde, siyasi hırsların izinde koşmadık, koşmayız, mesele Türkiye ve Türk milleti oldu mu hiçbir şey de sınır tanımayız.

“2024’e Doğru, Diyar Diyar Anadolu” temasıyla 31 Mart 2024 tarihine dört başı mamur şekilde, inançla bezenmiş yüreklerimizle hazırlık içindeyiz. Siyasi ve stratejik planlamasını yaptığımız genişletilmiş bölge istişare toplantılarımıza da geçtiğimiz hafta sonu başlamış durumdayız. 26 Kasım 2023 tarihine kadar ilave 9 ayrı bölge istişare toplantımızı yaparak siyasi çalışmalarımızı Türkiye’nin tamamına yaygınlaştıracağız. Vatandaşlarımızla ve dava arkadaşlarımızla buluşacağız. Siyasi değerlendirmelerimizi, isabetli düşüncelerimizi, gerçekçi hedeflerimizi özveriyle paylaşacağız.

Sıkılmayacağız, sıkılı yumruklar varsa onları açacağız. Yorulmayacağız, kafasında soru işareti olanları aydınlatacağız, Türkiye ve dünya meselelerini anlatacağız. 14 Mayıs ve 28 Mayıs 2023 Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinin muazzez sonucunu 31 Mart 2024 Mahalli İdareler Seçimleriyle perçinleyip Türk ve Türkiye Yüzyılının inşa ve ihya mücadelesine koyulacağız. Cumhur İttifakı olarak, Cumhuriyet’in yeni yüzyılında Türkiye Cumhuriyeti’ni çağın üzerine sıçratacağız. Yeni bir Türk mucizesine birlikte imza atacağız.

Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı olarak insanımızla iç içeyiz, yan yanayız, aynı istikametin rotasındayız. Hayatın her anında insanımızla buluşuyoruz, hıyanet, hamakat ve hamaseti birlik ve beraberlik ruhuyla buruşturup atıyoruz. Biz bir insanın kaftanına değil, kafasının içine, kalbinin nasıl attığına bakıyoruz. Biz rütbeye, unvana, şöhrete değil; adam mı değil mi ona dikkat ediyoruz. Sayın Kılıçdaroğlu ve diğerleri, bakınız ne diyordu vatan ve istiklal şairimiz Mehmet Akif: “Aslını gizleyemez insan, giydiği kaftanlarla.

Bilmez ama kendini kandırır, söylediği yalanlarla.” Her kim ne yapar, kendine yapar, kendi kendine iflasını sağlar. Onların 81 ilde aday çıkarma iddiaları sadece tantanadır. Tarih bunları bir gün mutlaka yazacaktır. Şayet bir millet, şayet büyük bir fikrin ateşlediği dava; ilk zorlukta, ilk zorba saldırıda hakkından vazgeçmiş olsaydı, tarih diye bir şey asla olmaz, olamazdı. Biz arkamıza değil, önümüze bakıyoruz. Çünkü arkamıza baktığımız takdirde ayağımızın ilk tümsekte takılacağını, ilk engelde yere yığılıp kalacağımızı, ilk badirede güzergahımızdan sapacağımızı biliyor ve görüyoruz.

“Gazze’de insanlık değerleri, insan hak ve hukuku sukut etmiş, vurgun yemiş, yağma edilmiştir”

400 yılı aşan bir süre hakimiyetimiz altında adalet, hakkaniyet, şefkat, hoşgörü ve huzurla yönetilen, Harem-i Şerifimizin kalpgahı Kudüs 9 Aralık 1917’de İngilizler tarafından işgal edilmişti. O gün bugündür Kudüs ağlıyor, Gazze ağlıyor, samimi Müslümanlar feryat figan ediyor. O günden beri mabetlerimizin kanı çekiliyor, ahı yükseliyor, mazlumların göz pınarlarından sicim gibi yaşlar akıyor. Harem-i Şerif’in içinde yer alan Mescid-i Aksa bu yüzden hüzünlü, Kubbetü’s Sahra bu nedenle mahzun, Filistinli kardeşlerimiz bu sebeple gariptir. Kudüs İslam’dır ve aynı zamanda Türklüğün derin izlerini taşımaktadır. Merhum Falih Rıfkı Atay’ın meşhur eserinde anlatılan Zeytindağı Kudüs’tedir. Kudüs mukaddesatımızın namus kilididir.

Gitti demekle gitmez, düştü demekle düşmez, İsrail’in demekle bu tartı bu sıkleti çekmez, çekemez, çekmeyecektir. Sanmasınlar sadece Kudüs, sadece Gazze İslam’dır, buraların dağı İslam’dır, taşı İslam’dır, kuşu İslam’dır, kurdu İslam’dır, havası İslam’dır, toprağı İslam’dır ve koruyucusu Allah’tır. Evanjelist ve Kabala tezgâhı pususunu kurmuş, Siyonizm’in infaz ve imha müfrezeleri suçsuz günahsız insanları yayılım ateşine tutmuştur. Kıyamet günü senaryoları tedavüle sokulmuştur. Zalimler kudurmuş, zulüm seriye bağlanmıştır. Savaş suçu kabul edilen ve ciğerleri patlatan beyaz fosfor bombası kullanıldığına ilişkin kanıtlar bir bir ortalığa dökülmüştür. Gazze’de insanlık değerleri, insan hak ve hukuku sukut etmiş, vurgun yemiş, yağma edilmiştir.

Gazze’de çocuklar, kundaktaki bebekler, yaşlılar, kadınlar, tüm sivil ve masumlar kurşunların, bombaların, barbar saldırıların canlı hedefidir. Sivillerin yaşadığı 2 binden fazla bina bombalanmıştır. Bebeklerin ağzında emzik değil yara izi, süt değil kan lekesi vardır. 724’ü çocuk, 458’i kadın olmak üzere can kaybı yaklaşık 2 bin 700’e dayanmış, yaralı sayısı da 9 bin 600’i bulmuştur. Sanıyorum hepiniz ya gazetelerde ya da televizyon ekranlarında görmüşsünüzdür; İsrail bombardımanıyla ağır yaralanan bir anne ve hareketsiz yattığı sedyenin başında ona bakan Filistinli sabinin görüntüleri insanım diyen herkesin kalbini sızlatmıştır.

Tek dişi kalan sözde medeni ülkeler sırayla İsrail’in arkasında toplanmıştır. Yeri geldiğinde mangalda kül bırakmayan insan hakları savunucuları, soruyorum alayınıza neredesiniz? Avrupa ülkelerinin Filistin lehine yapılan haklı ve masum gösterileri yasaklaması utanç duyulacak bir ilkellik değil midir? İsrail’in başına gelenler karşısında yas tutup da, Gazze’nin çığlıklarına kulak tıkayanlara her şey bir yana insan demek mümkün müdür?

12 Ekim’de İsrail’i ziyaret eden, bugünlerde tekrar ziyareti gündemde olan ABD Dışişleri Bakanı, Tel Aviv’de: “Ben bugün sadece Dışişleri Bakanı olarak değil, bir Yahudi olarak da buradayım” demiştir. Peki Müslüman Türk milleti oraya giderse olacakları hesap eden bir akıl, mantık ve izan sahibi acaba karşımıza çıkacak mıdır? Gazze’ye insani yardımların önü kesilmemelidir. Refah Sınır Kapısı ile Akdeniz’de oluşturulacak insani yardım koridoru aracılığıyla Gazzelilere el uzatılmalıdır.

Türkiye tarihi ve vicdani sorumluluğun fevkinde üç uçak dolusu insani yardımı Mısır üzerinden Gazze’ye göndermiştir. İsrail saldırılarına derhal son vermelidir. İki devletli çözüm vasatı mutlaka oluşturulmalıdır. 18 Ekim 2023 tarihinde toplanacak İslam İşbirliği Teşkilatı top çevirmekten, cılız kınama mesajlarından çok daha fazlasını yapacak karar ve kararlılık içinde olmalıdır. Sayın Cumhurbaşkanımızın akılcı, ahlaklı ve aktif diplomasisi desteklenmelidir. Ayrıca ABD’nin Doğu Akdeniz’e uçak gemilerini sevk etmesi hafife alınamayacak bir tehdit ve sorumsuzluktur.

“Suriye ve Irak tezkeresine ne diyeceksin onu söyle?”

Gördüğüm kadarıyla CHP Genel Başkanı sorduğu soruların doğru ve isabetinden daha çok, laf olsun torba dolsun derdindedir. Boşa sallayıp acaba dolu tutar mıyım çabasındadır. Çalı dibinde çadır kurmanın merakındadır. Geçen haftaki grup toplantısında bize bazı sorular yöneltmiş. Allah var ya pek ciddiye almadım, çünkü sorular iyi hazırlanmamış, hepsi de baştan savma. Sayın Kılıçdaroğlu onu bunu bırak, bugün görüşülecek Suriye ve Irak tezkeresine ne diyeceksin onu söyle? Evet mi, hayır mı oyu kullanacaksınız bunu açıkla.

Sudan bahanelere sığınma, nerede durduğunu göster. Türkiye’nin milli güvenliğine yönelik ayrılıkçı hareketlere destek misin değil misin? Söyle de duyalım. Terör tehdidi ve güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli her türlü tedbirin alınmasından yana mısın değil misin? Paylaş da bilelim. Irak ve Suriye’deki tüm terör örgütlerinden ülkemize bundan sonra da yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek ve kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı milli güvenliğimizin idame ettirilmesinin yanında mısın değil misin? İtiraf et de, ederini giderini öğrenelim.

Bu çerçevede Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerektiği takdirde terör örgütlerine sınır ötesi harekat ve müdahalede bulunmak maksadıyla yabancı ülkelere gönderilmesine destek misin değil misin? Bir zahmet açıklığa kavuştur da duruşunu görelim. Bak Sayın Kılıçdaroğlu, sen de iyi biliyorsun ki, Türkiye’ye gayri meşru yabancı postalların ayak basması diye bir şey yoktur, şayet olursa verilecek sadece bir canımız vardır, çiğnenmesi gerekecek bir bedenimiz vardır, onlar da vatana, millete bin defa feda olsun.

“Anayasa Mahkemesi ne yapmaktadır?”

Geçtiğimiz hafta sonunda HDP’nin peruk takmış, poşu bağlamış, makyaj yapmış hali olan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi isimli bölücü yapının 4’üncü Büyük Kongresi yapıldı. Bu terör gösterisinin yapıldığı salonda İstiklal Marşı okunmadı, Türk bayrağı asılmadı, bebek katilinin posteri sahneye taşınarak cinayet ve ihanete güzellemeler yapıldı. Ne Kılıçdaroğlu’ndan ne de diğer kaprisli, kafaları gidip gelen müzmin ortaklarından hiç ses çıkmadı. Bühtan oklarıyla devlete çürümüş diyen Kılıçdaroğlu, asıl çürümüşlerin nedense üzerini örtüyor.

4 Ekim 2023 tarihinde, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Ağrı Milletvekilinin de içinde bulunduğu ve bölücü parti üzerine kayıtlı bir otomobilde terör örgütüne katılmak üzere taşınan iki terörist kıskıvrak yakalandı. Yani Türkiye Büyük Millet Meclisi sıralarında oturan bir şerefsizin terörist sevk zincirinin tam ortasında yer aldığı bir kez daha teyit ve tevsik edildi. Sayın Kılıçdaroğlu, sizinkiler yine boş durmuyor, kaçak göcek dağa çıkmanın hesabını yapıyor, fakat bizim kahramanlar da hiçbirisine hamd olsun nefes aldırmıyor.

HDP; Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi derken, bir kez daha kostüm değiştirerek, bu defa da Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi adını almıştır. 1990 yılından buyana HEP, ÖZDEP, DEP, HADEP, DEHAP, BDP, HDP, YSP kod adıyla hıyanetin göbeğinde olan terör ve bölücülüğün siyasi yatağı şimdi de HEDEP olarak yoluna devam edecekmiş. Bizim anlayamadığımız, bu Anayasa Mahkemesi ne yapmaktadır? 2021 yılından beri HDP’nin kapatılmasıyla ilgili iddianameyi ne hakla, hangi amaçla, kimlere şirin görünmek için sumen altında bekletme gereği duymaktadır?

Adı ne olursa olsun, bölücülüğün siyaset ayağını hukuken kırmak için daha hangi belge, bilgi ve delillerin olmasına ihtiyaç vardır? Hem tarih önünde, hem millet nezdinde, hem de yarın Mahkeme-i Kübra’da hainlerden olduğu kadar Anayasa Mahkemesi’nden de davacı olacağımızı, hakkımızı da söke söke alacağımızı cümle aleme ilan ediyorum. HDP’nin, kapatma davasının açılmasını takiben YSP adıyla 14 Mayıs seçimlerine girmesi de Türk adaletiyle ve Türk milletiyle alay etmektir.

Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyeleri direkt size soruyorum, olan biten rezaletleri ne zaman görmeyi aklınızdan geçiriyorsunuz? Gecikmiş adalet, adalet değildir, bu gerçeği bilmiyor musunuz? Anayasa Mahkemesi’nin Kandil’le köprü kurması, teröristleri arkalaması hukuk onuruyla, demokrasi namusuyla kesinlikle bağdaşmayacaktır. Yapılması gereken açık ve bellidir. HDP ve devamında kurulan hangi parti varsa derhal kapatılmalı, bir daha bölücü ve yıkıcı bir siyasi organizasyona ruhsat ve icazet verilmemelidir.”

Paylaşın

İYİ Parti’den “Ankara İçin Sinan Aygün” İddialarına Yalanlama

İYİ Parti, “Meral Akşener’in Sinan Aygün’e Ankara adaylığı teklifinde bulunduğu ancak Sinan Aygün’ün bu teklifi kabul etmediği” iddialarına ilişkin bir açıklama yaptı.

Açıklamada, “Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’in, dün Ankara’da katıldığı bir sohbet toplantısı, bazı yayın organlarında spekülatif bir şekilde gündeme getirilmiştir. Sayın Genel Başkanımızın rahatsızlığı döneminde, Sayın Çiçek ve Sayın Aksu, telefonla arayarak, geçmiş olsun dileklerini iletmiş, o görüşmede biraraya gelme temennisi de dile getirilmiştir” ifadelerine yer verildi.

Açıklamanın devamında, “Sayın Cemil Çiçek, Sayın Abdülkadir Aksu, Sayın Oktay Vural’ın katılımıyla, Sayın Sinan Aygün’ün evsahipliğinde davet üzerine gerçekleşen sohbette, iddia edildiği gibi, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na adaylık konusu asla gündeme gelmemiştir. Sözkonusu buluşma gizli bir buluşma olmadığı gibi, gizli bir gündemi de yoktur.” denildi.

Ne olmuştu?

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener; Sinan Aygün, Cemil Çiçek ve Abdülkadir Aksu ile bir araya geldiği iddia edildi. Buluşmada, İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Oktay Vural’ın da yer aldığı öne sürüldü.

T24’ten Eray Görgülü’nün haberine göre, buluşma Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin yıkım kararı çıkardığı; eski Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı ve eski CHP Milletvekili Sinan Aygün’ün sahibi olduğu Togo Kuleleri’nde organize edildi.

Eski TBMM Başkanı AK Partili siyasetçi Cemil Çiçek ile eski İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun Togo Kuleleri’nde bulunduğu sırada İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Aygün’ü ziyaret etmek istedi. Akşener, Togo Kuleleri’nde bu iki isimle bir araya gelirken, ziyarete eski MHP’li olan İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Oktay Vural da katıldı.

Görüşmede İYİ Parti’nin yerel seçimlerde çıkaracağı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı adayının da gündeme geldiği öğrenildi. İddiaya göre, Akşener’in Aygün’e Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı teklifinde bulunduğu ancak Aygün’ün bu teklifi kabul etmediği belirtildi.

Paylaşın

“Meral Akşener, Ankara İçin Sinan Aygün’le Görüştü” İddiası

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ittifaksız girmeyi hedefleyen İYİ Parti’de genel başkan Meral Akşener’in Sinan Aygün’e Ankara adaylığı teklifinde bulunduğu ancak Sinan Aygün’ün bu teklifi kabul etmediği öne sürüldü.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener; Sinan Aygün, Cemil Çiçek ve Abdülkadir Aksu ile bir araya geldiği iddia edildi. Buluşmada, İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Oktay Vural’ın da yer aldığı öne sürüldü.

T24’ten Eray Görgülü’nün haberine göre, buluşma Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin yıkım kararı çıkardığı; eski Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı ve eski CHP Milletvekili Sinan Aygün’ün sahibi olduğu Togo Kuleleri’nde organize edildi.

Eski TBMM Başkanı AK Partili siyasetçi Cemil Çiçek ile eski İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun Togo Kuleleri’nde bulunduğu sırada İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Aygün’ü ziyaret etmek istedi. Akşener, Togo Kuleleri’nde bu iki isimle bir araya gelirken, ziyarete eski MHP’li olan İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Oktay Vural da katıldı.

Görüşmede İYİ Parti’nin yerel seçimlerde çıkaracağı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı adayının da gündeme geldiği öğrenildi. İddiaya göre, Akşener’in Aygün’e Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı teklifinde bulunduğu ancak Aygün’ün bu teklifi kabul etmediği belirtildi.

İYİ Parti’den açıklama

İYİ Parti’den bu iddiaları yalanlayan bir açıklama yaptı: “Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’in, dün Ankara’da katıldığı bir sohbet toplantısı, bazı yayın organlarında spekülatif bir şekilde gündeme getirilmiştir. Sayın Genel Başkanımızın rahatsızlığı döneminde, Sayın Çiçek ve Sayın Aksu, telefonla arayarak, geçmiş olsun dileklerini iletmiş, o görüşmede biraraya gelme temennisi de dile getirilmiştir.

Sayın Cemil Çiçek, Sayın Abdülkadir Aksu, Sayın Oktay Vural’ın katılımıyla, Sayın Sinan Aygün’ün evsahipliğinde davet üzerine gerçekleşen sohbette, iddia edildiği gibi, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na adaylık konusu asla gündeme gelmemiştir. Sözkonusu buluşma gizli bir buluşma olmadığı gibi, gizli bir gündemi de yoktur.”

Paylaşın

Yerel Seçimlerde CHP’yle İttifak Olacak Mı? İYİ Parti’den Yeni Açıklama

Partisinin Başkanlık Divanı toplantısının ardından açıklamalarda bulunan İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, İYİ Parti, Genel İdare Kurulu’nun kararı doğrultusunda 81 ilde adaylarını çıkaracak ve rekabette bu öncülüğü milletimize yapacaktır.” dedi.

İsrail ve Filistin arasında yaşanan çatışmaları da değerlendiren Zorlu, “İsrail’in, bir karşı propagandayla meşru göstermeye çalıştığı ve Gazzeli sivilleri hedef aldığı insanlık dışı eylemleri kınıyoruz. Bununla birlikte unutmamak gerekir ki, gelişen olaylar karşısında ne Hamas, Filistin halkını; ne de bugünkü İsrail yönetimi, İsrail halkını tümüyle temsil etmektedir” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, partisinin Başkanlık Divanı toplantısının ardından basın toplantısı düzenledi. Zorlu, yerel seçimlerde ittifak ve Filistin – İsrail çatışmalarında değerlendirdi.

Filistin-İsrail arasında Gazze merkezli çatışmaları kaygıyla takip ettiklerini kaydeden Zorlu, “Yapılan itidal çağrılarına tarafların cevap vermemesi durumunda Ortadoğu’yu, uzun süreli ve kanlı bir çatışmanın içerisine sokabilecek gelişmelerle karşı karşıyayız. İsrail’in, bir karşı propagandayla meşru göstermeye çalıştığı ve Gazzeli sivilleri hedef aldığı insanlık dışı eylemleri kınıyoruz. Bununla birlikte unutmamak gerekir ki, gelişen olaylar karşısında ne Hamas, Filistin halkını; ne de bugünkü İsrail yönetimi, İsrail halkını tümüyle temsil etmektedir.” dedi.

Tarafların müzakerelerden çok uzak olduğunu belirten Zorlu, “İnşallah bir ateşkes yolunda ilerleme sağlanabilir. Bu da Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelerini risklerden önleyecektir.

İsrail’in 7 Ekim saldırısına karşılık vermek ve Gazze’yi işgal edebilmek için ölçüsüz bir intikam hazırlığında olduğunu anlıyoruz. İsrail’in kendisine yeni kazanımlar yaratarak masaya oturabileceğini düşündüğümüzde, önümüzdeki günlerde çatışmaların daha da artması muhtemel gözüküyor. Böyle bir politikanın sonucu, bölgenin 1948’den bu yana yaşadığı en kötü insani krize sebep olabilir” şeklinde konuştu.

Güçlünün hukukunun değil, hukukun gücünün hakim olduğu bir çözümün konuşulması gerektiğini vurgulayan Zorlu, “Türkiye’yi ilgilendiren önemli boyutlardan birisi de çatışmaların yayılarak öncelikle Lübnan, Suriye ve diğer bölge ülkelerini etkileme potansiyelidir. Bu sebeple Türkiye, hem çatışma sahasının bu noktaya evrilmesine hem de Suriye’de Türkiye’nin zaten var olan güvenlik tehdidini daha da derinleştirecek bir hal almasına engel olmalıdır. Zira bölgeden dışarı kaçış eğilimi artacağı gibi Türkiye yeni bir göç hareketliliğiyle karşı karşıya kalacaktır.” değerlendirmesini yaptı.

Siyasi iktidarın yanlış politikalarından dolayı sınırların kevgire döndüğünü, Türkiye’nin düzensiz göçmenler için transit değil hedef ülke haline geldiğini savunan Zorlu, “Gelinen noktada Türkiye Cumhuriyeti bir demografik beka sorunuyla yüzleşmektedir. Eğer böyle giderse ülkemizdeki sığınmacı ve kaçak yabancı sayısı 2053 yılında nüfusumuzun yaklaşık yüzde 35’ine ulaşacaktır.

Bu tabloyu görmemek ya da görmezden gelmek Türk milletinin geleceğine ipotek koymaktır. İYİ Parti olarak, bir kez daha çağrımızı yinelemek istiyoruz. Hiç vakit kaybetmeden Suriye ile temasa geçip, önce kaçak yabancılardan başlayarak geçici koruma adıyla süregelen bu ucu açık uygulamaya son verilmelidir” dedi.

Zorlu şöyle devam etti: “Öte yandan siyasi iktidarın 21 yıllık döneminde dış politikadaki açmazlarına bakıldığında, özellikle şunu görüyoruz; dış siyaseti iç siyasete tahvil etme hedefi. Böyle bir propaganda sistemi kuruyor. Türkiye’yi de pek çok alanda ağır sonuçlarla karşı karşıya bırakıyor. Yerine getirilemeyecek sözler ve taahhütler ya da yüksek perdeden günü birlik açıklamalar ile her geri dönüşte ülke insanının kayba uğradığını unutmayalım.

Bu tip ilişkiler Türkiye’nin Orta Doğu’daki sözü dinlenen ağırbaşlı vakur tavrına büyük darbe vurmuştur. İktidara tavsiyemiz; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin asli karakterine bürünerek olaylara soğukkanlı biçimde bütüncül olarak bakıp, iç politikadaki endişe alanından kendilerini sıyırmalarıdır. Bölgenin menfaatleri için akılcı bir dış siyaset yürütülmesi de büyük önem arz etmektedir”

Dışişleri Bakanlığı’nın, konuyla ilgili şu ana kadar sergilediği duruşu memnuniyetle karşıladıklarını, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın TBMM’ye gelerek yaptığı bilgilendirmeyi önemli bulduklarını söyleyen Zorlu, meseleyi partiler üstü konumda tutmak adına Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerinin genel başkanlarına da gidilerek konunun aktarılmasının faydalı olacağını ekledi.

İmamoğlu’nun ittifak açıklaması

Kurultay sonrası olası değişiklik durumunda partisinin CHP ile ittifak yapabileceğine yönelik iddialar değerlendiren Zorlu, “Bir başka partinin kongresi ile ilgilenmiyoruz. Bunu CHP kadrolarına, seçmenlerine bir haksızlık olarak değerlendiririz. Ancak bununla birlikte çok netiz. Kongreden çıkacak sonuçla bizim kararımız arasında hiçbir ilişki yoktur. İYİ Parti, Genel İdare Kurulu’nun kararı doğrultusunda 81 ilde adaylarını çıkaracak ve rekabette bu öncülüğü milletimize yapacaktır” dedi.

CHP Genel Başkan Adayı Özgür Özel’in, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik ziyareti sırasında, İmamoğlu’nun yaptığı ittifak açıklaması hakkında da konuşan Zorlu, “Böyle bir değerlendirmemiz olmadı. Böyle bir iletişim de yok. Bu konu bizim için nihayete ermiş bir konudur. Çalışmalarımızı çok ciddi bir şekilde olabildiğince hızlı bir biçimde yürütüyoruz. Adaylarımızı önümüzdeki günlerde peş peşe açıklamaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

İsveç’in NATO Üyeliği: Türkiye, ABD’nin F-16 Ambargosunu Kaldırmasını Bekliyor

TBMM, 1 Ekim’de açılmasına rağmen Dışişleri Komitesi’nin önünde aralarında İsveç’in üyeliği de olmak üzere 60’a yakın uluslararası anlaşmanın tasarısı bekliyor. Türkiye, İsveç’in NATO üyeliğine onay vermeden önce ABD’den F-16 satışı ve modernizasyonuna yeşil ışık yakmasını bekliyor.

Finlandiya ve İsveç, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından NATO’ya (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyelik için başvurdu. Finlandiya ittifaka üye olurken, İsveç’in üyeliğini Ankara ile birlikte Budapeşte de geciktiriyor.

Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters, Türkiye’nin İsveç’in NATO üyelik başvurusunu onaylama konusunu bu ay da erteleyeceğini yazdı. Reuters’e konuşan AK Partili kaynaklar, “Türkiye’nin ABD’den F-16 savaş uçağı ve modernizasyon kiti alma talebine destek beklediğini” belirtti.

Reuters’ın haberinde, Türkiye’nin İsveç’in NATO üyelik başvurusunu onaylama konusunda acelesi olmadığı, bu esnada bir gözünün ABD’de olduğu ifade edildi.

AK Partili kaynaklar, “Ankara’nın Washginton ile uyum içinde hareket etmek istediğini, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’ye 20 milyar dolar değerinde F-16 savaş uçağı ve onlarca modernizasyon kiti satışının ABD Kongresi tarafından onaylanması için çalışmasının beklendiği” söylediler.

Yetkili, “F-16’lar ve İsveç konusunda güven eksikliği göz önüne alındığında, Türkiye NATO teklifini onaylamak için acele etmiyor ve ABD’nin aynı anda adım attığına dair bir işaret arıyor” dedi. Reuters ayrıca haberinde Cumhurbaşkanlığına ulaştığını ancak yanıt almadığını belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ne demişti?

Erdoğan daha önceleri ABD’nin Türkiye’ye savaş uçağı satışının İsveç’in NATO üyeliği tartışmasıyla bir ilgisi olmadığını, sorunun İsveç’in “teröre yataklık” etmesinden kaynaklandığını iddia etmişti.

Ancak Erdoğan, İsveç’in NATO üyeliği sürecinde Ankara’ya verdiği sözlerini henüz yerine getirmediğini, kararın TBMM’ye kalacağını söylemişti. Erdoğan, “Stockholm sokaklarında terör eylemleri devam ediyor. Bize verilen sözler tutulmadı. Meclisimin nasıl bir tavır alacağını göreceğiz” demişti.

Ankara’daki bombalı saldırı ve Gazze’deki gelişmeler

Ancak 1 Ekim’de Ankara’da İçişleri Bakanlığı binası yakınındaki bombalı saldırının sorumluluğunu PKK’nın üstlenmesiyle bu iki başkentte söz konusu anlaşmayla ilgili hızla kararlar alınacağı yönündeki umutlar darbe aldı.

Buna misilleme olarak Türkiye, ABD’nin desteklediği Irak ve Suriye’deki PKK bağlantılı hedeflere yönelik saldırılarını iki katına çıkarırken, Washington bölgede bir Türk İHA’sını düşürdü. Bundan sonra ABD ve Türkiye’nin aynı anda paralel hareket etmeleri yolundaki öneri geri plana düştü.

Kongrede Türkiye’nin insan hakları ihlallerine ilişkin siciliyle ilgili itirazlar olduğunu aktaran Reuters, geçen hafta Hamas’ın İsrail’e saldırması ve bunu ardından gelen misillemelerin de Türkiye ve ABD arasındaki ilişkilere yansıması olabileceği yorumunu yaptı.

Filistin davasının önemli savunucusu ve iki devletli çözümün destekçisi Erdoğan geçen hafta yaptığı bir açıklamada, ABD’nin bölgeye İsrail’i desteklemek için uçak gemisi göndermesini sert bir şekilde eleştirdi.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Parti Aleyhine Konuşanlar Ayrılacak

Yerel Yönetimler Marmara Bölge Toplantısı’nda konuşan Kılıçdaroğlu, “Kongrelerimiz yapılıyor, güzel tartışmalar oluyor, gayet güzel. Biz demokrasiyiz zaten, demokrasiyi getiren partiyiz. Farklı görüşler ortaya atılabilir ama kongre biter, seçimler biter, el ele, omuz omuza sahaya çıkmak durumundayız dedi ve ekledi:

“Kim, kongrelerden sonra parti aleyhine konuşursa, partiyi televizyonlarda tartışır hale getirirse, kimse kusura bakmasın onu partiden ayıracağım. Kimse kusura bakmasın, kimse. Çok açık, çok net söylüyorum. Tartışma eyvallah, başımın üstüne.”

Yerel Yönetimler Marmara Bölge Toplantısı, Kocaeli’nin Kartepe ilçesinde yer alan bir otelde düzenlendi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’da toplantıda açıklamalarda bulundu.

İktidarın sığınmacı politikasını eleştiren Kılıçdaroğlu, “Bir sığınmacı deposuna döndü koskaca Türkiye Cumhuriyeti… Daha geçen gün Ankara’daki terör eyleminin faillerinin Suriye’den geldiği söylendi. Ne deniyor? Sınır namustur. Şu soruyu iktidar sahiplerine sormak zorundayız; o sınırda yazan ‘Sınır namustur’ sözünün gereğini yapıyor musunuz?” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: “2020 yılında Suriyelilere 40 milyar lira dolar para harcandığı söylendi. 2023’teyiz, herhalde 10 milyar dolar harcanmıştır. 100 milyar dolarlık bir kaynağı sığınmacılara harcarken 3-5 milyar doları nerede bulurum diye kapı kapı dolaşan bir Türkiye var.”

TBMM’de gündeme gelecek tezkereye değinen Kılıçdaroğlu, “Önümüzdeki hafta parlamentoda bir tezkere görüşülecek. Tezkere, teröre karşı mücadele. Güzel… Teröre karşı hepimiz karşı çıkmak zorundayız. Çözemediğimiz bir cümle var; ‘Gerektiğinzde yabancı askerlerin Türkiye’ye davet edilmesi.’ Niçin? 30-35 yıl teröre karşı mücadele eden bizim Silahlı Kuvvetlerimiz, güvenlik güçlerimiz. Yabancı askerin bizim ülkemizde ne işimiz var. Eğer sizler CHP’liler olarak bunu bütün Türkiye sathına anlatmazsanız sorumluluğunuz var demektir” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu şunları söyledi: “Sayın Bahçeli’ye de sordum. Diyor ya ‘Ben milliyetçiyim.’ Sayın Erdoğan’a sordum. O da her türlü milliyetçiliği ayaklar altına alan bir kişi. Nasıl olduysa bunlar yan yana geldi! İkisine de sordum, kim bu yabancı askerler? Geçen gün Meclis Başkanı’nı ziyaret ederken kendisine sordum. Oradan da bir haber gelmedi.”

Yerel seçimler ile ilgili mesaj veren Kılıçdaroğlu, “İstanbul, İzmir’in, Mersin’in, Antalya’nın, Muğla’nın, Adana’nın, Ankara’nın, Aydın’ın, Tekirdağ’ın, Hatay’ın büyük başarılar sağladığını biliyoruz” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: “Kocaeli İl Başkanımız söyledi, Kocaeli’yi de dahil edeceğiz. Balıkesir’i dahil edeceğiz, Manisa’yı dahil edeceğiz, Bursa’yı dahil edeceğiz. Hiç kimsenin endişesi olmasın. Çalışarak ve yaptıklarımızı geniş kitlelere anlatarak bu başarıları elde edeceğiz. En çok halk diyelim İstanbul, diyelim Ankara, diyelim İzmir… CHP’li belediyelerin olduğu yerlere gelmek ister. CHP’li belediyelerin olduğu yerde huzur vardır çünkü.”

Öte yandan partisinin kurultayda atacağı adımları da anlatan Kılıçdaroğlu, delege sisteminin kaldırılacağını belirterek “Gelsinler üyeler seçsinler” dedi. CHP lideri fermuar sisteminde geçileceğini de belirterek, “Bana göre cinsiyet kotası yüzde 50 olmalı” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, kongre döneminde tartışmaların normal olduğunu belirterek “Kongre biter el ele omuz omuza sahaya çıkmak zorundayız. Kim kongrelerden sonra parti aleyhine konuşursa, partiyi televizyonlar tartışılır hale getirirse, kimse kusura bakmasın onu partiden ayıracağım. Çok açık çok net söylüyorum” diye konuştu.

Paylaşın

HEDEP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları: Bizler 3. Yolun Yolcularıyız

Ankara’da gerçekleştirilen Yeşil Sol Parti’nin 4. Olağan Büyük Kongresi’nde konuşan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkan Adayı olarak gösterilen Tülay Hatimoğulları, “Egemen bloklara karşı ezilen ve sömürülenlerin hakkı için; adalet, özgürlük, barış ve demokrasi için mücadele veren 3. Yolun yolcularıyız” dedi ve ekledi:

“Faşist-otoriter rejim kendini tahkim ederken, mücadeleyi seçimlere ve sandıklara hapsetmek isteyenlere, ana muhalefet partisine de bir çift sözümüz var: Mücadele alanlarda, fabrikalarda, sokaklarda, köylerde, mahallelerde halkın arasında olur. Seçim ve sandık bunun sonucu olur. Bu tarihsel hatayı yeniden yaşamamak için muhalefete uyarımızı yapıyoruz. İttifak politikalarımızı gözden geçirdik.

Yeni dönemde bileşen ve ittifaklarımızla ile beraber en geniş toplumsal ve demokratik ittifakı kuracağız. Bunu toplumun bütün dinamikleriyle bir arada yapacağız. Her aydın, yazar, sanatçı, gazeteci, sosyal demokrat, devrimci, sosyalist, feminist, yurtsever, kısacası “Bu devran böyle gitmez. Bir şey yapmalı” diyen her herkes bu dönemde elini taşın altına koymalı. Çağrımız şudur; gelin bu en geniş yelpazedeki ittifakımızı beraber inşa edelim.”

Yeşil Sol Parti’nin 4. Olağan Büyük Kongresi Ankara’da gerçekleştirildi. Kongrede partinin ismi Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) olarak değiştirilirken, HEDEP Eş Genel Başkan Adayı olarak gösterilen Tülay Hatimoğulları’da bir konuşma yaptı. Salondakileri selamlayan Hatimoğulları, şunları söyledi:

“Sayın divan, değerli partili yoldaşlarım, bileşen temsilcileri, emek-meslek örgütleri ve siyasi parti temsilcileri hoş geldiniz. Otoriter rejimin basını susturduğu bir dönemde bütün bedellere rağmen ülkenin sesi olan özgür basın emekçileri sizler de hoş geldiniz. Çocuklarının cenazeleri kargo kutularıyla gönderildiği halde barış demekten bir adım geri atmayan Barış Anneleri hoş  geldiniz. Yıllardır her Cumartesi günü bıkmadan usanmadan çocukları, kayıplarını aramak için nöbet tutan Cumartesi Anneleri hoş geldiniz, selam olsun size.

Toplumun bir araya gelerek dipten gelen bir dalgada neler yapılabileceğini gösteren Gezi direnişçileri burada, onlara da hoş geldiniz diyorum. Selam olsun Gezi direnişine! Bu salona yoğun baskılara rağmen defalarca kapatılmış partilerin tarihini taşıyarak gelindi. HDP hakkında açılmış kapatma davasına rağmen halkın bu salona gelmesini kimse engelleyemedi. Halk yeniden kendi partisini kurdu. Yeni partimiz hepimize hayırlı uğurlu olsun!

Kapitalist uygarlığın krizi dünyanın her köşesinde insanlık ve doğa için alarm veriyor. Dünyada bir avuç zenginin kararları çerçevesinde milyonlarca insan  yoksullukla açlıkla baş başa kaldı, doğa çok büyük bir yıkım içindedir. Kapitalist modernitenin ekonomik ve siyasi kriziyle baş edebilmek için, küresel çapta ırkçı, milliyetçi, aşırı sağcı ve faşizan rejimlerin iktidara geldiği bir dönemden geçiyoruz.

Son seçimlerde küresel ve yerli sermaye güçlerinin büyük bir bölümünün Erdoğan’ın arkasında durmasının en temel nedenlerinden biri de budur. Giderek derinleşen ekonomik krizde sermaye arsızca zenginleşirken; işçilerin, emekçilerin, yoksulların payına daha çok açlık, yoksulluk, çile düşmüştür. Artan hayat pahalılığına, düşen ücretlere karşı Erdoğan ne diyor yurttaşa, “Dişinizi biraz daha sıkın, sabredin”. Bizlerin sıkacak dişi kalmadı, sıkacak kemeri kalmadı, bıçak kemiği kesmiyor artık, bıçak iliğimize dayanmış durumda.

Hz. Muhammed’in bir sözü geliyor aklıma: “Komşusu açken kendisi tok yatan bizden değildir”. Karun gibi zenginleşen, yolsuzlukla zenginleşen iktidar ve temsilcileri bizden değildir, bu toplumdan hiç değildir!  Havamıza, suyumuza, toprağımıza göz diken sermaye düzenine ve iktidara karşı bıkmadan mücadele edeceğiz. 11 ilimizi etkisini altına alan depremde insanlar acı kan revan içinde kurtarılmayı bekledi.

Bu iktidar depremde insanları kurtarmadığı gibi 8 ayda bir gıdım yol almadan 15 milyon insanı mağdur etmeye devam ediyor. “Marihne nihne hön”, “Gitmedik buradayız”, “Kendimizi ve kentimizi yeniden kuracağız” diyenlerin, kış koşullarında yaşam zorlukları içinde çadırlarda ve konteynerlerde yaşamak zorunda olan depremzedelerin sesi şu an bu salonda. Onlar diyor ki “Bizi unutmayın”, unutacak mıyız?

Bu iktidar bir felaket iktidarıdır. Türkiye ve Kürdistan açık cezaevine dönüştürüldü. Cezaevleri ise işkence haneye dönmüş durumda. Buradan cezaevinde bulunan bütün yoldaşlarımıza, özellikle hasta tutsaklara sesleniyorum; sizleri unutmadık, sizler için mücadeleye devam edeceğiz, insanca bir dünya ve ülke kurana kadar mücadele edeceğiz.

İktidar yargısı kumpastan ve siyasi soykırım davalarından vazgeçmiyor. Kobanî Kumpas Davası Ortaçağ’ın Engizisyon mahkemelerini aratmayacak şekilde çalışmasını sürdürüyor. Cezaevlerinde tutulan Gültan Kışanak’a, Sebahat Tuncel’e, Ayla Akat’a, Figen Yüksekdağ’a, Leyla Güven’e, Selahattin Demirtaş’a ve bütün tutsak yoldaşlarımıza selam olsun!

Sevgili genç yoldaşlarım; işsizlik, yoksulluk, barınma sorunu, eğitimsizlik bütün bu sorunlar kader değildir. Daha çok örgütlenmenin ve bunlarla mücadele etmenin tam zamanıdır. Türkiye ve Kürdistan mücadele tarihi devrimci, sosyalist ve yurtsever gençlik hareketinin öncülük ettiği pırıl pırıl sayfalarla dolu. Faşist rejime karşı demokratik ve özgür yarınlar için 21. yüzyılın sosyalizmini, devrimci-yurtsever ruhunu kurmanın zamanıdır. Gençler umudumuz sizsiniz, partiyi sırtlayacak ve özgür yarınları kuracak olan sizlersiniz.

“Demokratik bir Türkiye inşa etmek boynumuzun borcu”

Mayıs seçimlerinden sonra iktidar yine insanların inançlarına ve yaşam tarzlarına müdahale etmekte daha fazla ceberutluk içinde. Buradan mütedeyyin kardeşlerime sesleniyorum: Dini istismar edenlere, dini siyasete alet edenlere karşı şimdi durma zamanıdır. Sizlerin sözleri ve duruşu 72 milletten yurttaşın barış ve huzur içinde yaşamasına büyük katkı sağlayacaktır. Değerli Alevi canlar; Alevi toplumunu ötekileştiren, inanç olarak kabul etmeyen tekçi ve mezhepçi zihniyete karşı “eşit yurttaşlık hakkı temelinde” mücadelenizin ve duruşunuzun dün olduğu gibi bugün de yanında olmaya devam edeceğiz. Bu ülkede inanan ve inanmayan herkesin inancını, ibadetini özgürce yaşayabileceği, demokratik bir Türkiye’yi inşa etmek boynumuzun borcudur.

AKP iktidarı kadınların lehine olan kazanımları kadınların elinden tek tek almak için harekete geçmiş durumda. Eşbaşkanlık ve eşit temsiliyet sistemimiz hedef alınmıştır. Kadın kurumlarının kapatılmasını ve kayyımlar eliyle işlevsizleştirilmesini, İstanbul Sözleşmesinin bir gece yarısı gasp edilmesini, nafaka hakkımızın gasp edilmesini asla kabul etmiyoruz. Kadın düşmanlığına, farklı cinsel yönelimlere yönelik nefret siyasetini asla kabul etmiyoruz. Biz kadınlar buna karşı direnişimizi ve mücadelemizi devam ettiriyoruz.

Erkekler tarafından katledilen, şüpheli biçimde kaybedilen her bir kadının hesabını sormaya devam edeceğiz. İktidar güdümündeki cemaat ve tarikat yurtlarında gerçekleşen çocuk istismarlarına, çocuk ölümlerine, çocukların intihara itilmelerine seyirci kalmayacağız. Yoksulun da yoksulu olan kadınların ekonomik çaresizliğine ve emek sömürüsüne asla sessiz kalamayız. Mülteci kadınların, engelli kadınların daha katmerli ayrımcılığa maruz bırakılmasını asla kabul etmeyeceğiz.

“Jina Mahsa Amina’nın yoldaşlarıyız, selam olsun onlara!”

Kadın özgürlük mücadelesinde yaşamını yitiren, erkek devlet şiddeti ile katledilen, susmadığı ve biat etmediği için cezaevlerinde olan kız kardeşlerimize, kadın yoldaşlarımıza sözümüz var. Bedenimize, emeğimize, kimliğimize saldıran erkek egemen zihniyetle mücadele etme sözümüz var. Bizler Roza Lüksenburg’un, Klara Zetkin’in, Şirin Tekeli’in, Sakine’nin, Sêve’nin, Kader’in, Eylem’in, Hevrin Xelef’in ve Nagehan’ın yoldaşlarıyız. İran’dan, Ortadoğu sokaklarından bütün dünyaya “JIN JIYAN AZADΔ sloganını yaygınlaştıran Jina Mahsa Amina’nın yoldaşlarıyız. Selam olsun onlara, binlerce kez selam olsun!

Ortadoğu’yu ateş çemberi sarmış. Emperyalizmin yüzyıllardır sömürü cenderesi altında yaşayan halklar büyük acılar içinde. Uğrunda mücadele ettikleri petrol kadar insan kanı var o toprakların altında. Bu coğrafya aynı zamanda görkemli direnişlerin yurdudur. Kürt halkının Rojava’da Arap halkı ve bölge halklarıyla birlikte IŞİD’e karşı verdiği mücadele dünya tarihinde kıymetlidir.

AKP’nin Kürt düşmanlığı, Rojava’da ve Başur’da askeri varlıktaki ısrarı ne yazık ki bölgeyi kan gölüne çevirmiş durumdadır. Sivilleri hedef alan bu saldırılar derhal bitirilmeli, TSK bütün güçlerini derhal Rojava ve Irak topraklarından geri çekmelidir diyoruz. On binlerin huzurunda, bu kongrede, sizlerin huzurunda Arap dünyasına çağrımız var: Ortadoğu’da huzur ve barışın yolu Kürt ve Filistin sorununun çözülmesinden geçer. Bu sorunların çözümü için herkesin tarihi sorumluluğunu yerine getirmesi lazım.

Kürt sorunu sadece Kürtlerin sorunu değildir; Ermenilerin de Türkün de Arap’ın da sorunudur, bu coğrafyada yaşayan herkesin sorunudur. Tanka, topa, mermiye, özel harbe ayrılan bütçe bütün yurttaşların ekmeğini küçültüyor. Ekonomik kriz derinleşmişken ve insanlar bir kuru ekmeğe muhtaçken, “Bir merminin fiyatı nedir biliyor musun?” diyen Erdoğan’ı kınıyoruz.

Halk mermi fiyatını biliyor ama Erdoğan ekmeğin fiyatını bilmez. Hangi halktan olursak olalım açlığımız ve yoksulluğumuz aynı, savaşlarda dökülen kanlarımız aynı. Bizler açlık bitsin, savaş bitsin istiyoruz. Bunun için, barışı inşa etmek için İmralı tecrit rejiminin ortadan kalkması lazım. Kürt sorununun çözümü önündeki en büyük engellerden biri tecrit rejimidir. 25 yıldır mutlak tecrit altında tutulan ve 32 aydır kendisinden hiçbir şekilde haber alınamayan Sayın Öcalan’ın bir an önce özgürlüğüne kavuşması gerekiyor.

“İktidar Filistin halkları için timsah gözyaşları döküyor”

Hepinizin, Ortadoğu ve dünya kamuoyunun yakından takip ettiği Filistin sorunu apaçık ortada duruyor. Filistin ve İsrail’de şu an devam etmekte olan çatışmalarda, binlerce sivil ne yazık ki yaşamını kaybetti. Bu savaş hala devam ediyor. Bizler yaşamını yitiren bütün insanların ailelerine başsağlığı diliyoruz. Ortadoğu coğrafyasının başı sağ olsun. Bu çatışmaların derhal bitirilmesi için bu kongremizde çağrımızı yineliyoruz. Kudüs’e, Mescidi Aksa’ya ve Gazze’ye dönük saldırılarda siviller katlediliyor. İsrail’in yüzyılı aşkın bir süredir Filistin toprakları üzerinde devam eden işgal politikasını asla kabul etmiyoruz.

Savaş ve çatışma alanlarında kadın bedenlerinin teşhir edilmesini asla kabul etmiyoruz. Mazlum Filistin halkıyla dayanışmak için, mücadele deneyimlerinden öğrenmek için Türkiye devrimci hareketinden Deniz Gezmiş, Kürdistan devrimci hareketinden Abdullah Kumral ve birçok yoldaş gitti orada mücadele verdi, Filistin halkıyla dayanıştı. Bizler dün olduğu gibi bugün de mazlum Filistin halkının mücadelesinin yanındayız. İktidar ise Filistin için yine dini istismar ederek, yine bir sahtekarlığa imza atarak timsah gözyaşı döküyor. Öyle kurtla yiyip kuzuyla ağlayarak Filistin halkının yanında olunmaz ey Erdoğan, bunu bilesin!

Ortadoğu’nun kanayan iki yarası. Kürt sorunu ve Filistin sorunu. Yüzyıllardır emperyalistler ve yerli iş birlikçileriyle beraber kışkırttıkları din, mezhep ve halklar arasındaki savaş ne yazık ki 21’inci yüzyılda da Ortadoğu’yu kana bulamaya devam ediyor. Bizler bu çerçevede Büyük Ortadoğu Barışını savunuyoruz. Türkiye’de Kürt sorununun çözülmesini, dört parça Kürdistan’a bu çözümün ulaşmasını savunuyoruz. Bu noktada barış demeye, barış demeye, barış demeye devam edeceğiz. Bizler biliyoruz ki sorunların çözümü Sayın Abdullah Öcalan’ın geliştirmiş olduğu Demokratik Konfederalizm’dir. Barışın inşası bununla mümkündür.

“Otoriter rejime karşı tek vücut çıkmayı hep beraber başaracağız”

Bizler bir seçim süreci yaşadık hep beraber. Bu seçim sürecinin akabinde partimiz kendi iç toplantılarını, aynı zamanda değerli halkımızla toplantını aylarca devam ettirdi. Aylarca toplantılar yaptık. Bizler nerede yanlış yaptık muhasebesini yaptık. Nerede eksik yaptık, önümüzdeki süreçte hangi yanlışlara düşmemeliyiz, bu soruların yanıtlarını aradık. Bu ortaya çıkan sonuçlarda yeniden yapılanma kararı aldık. Yeniden yapılanmayı merkezden yerele, yerelden merkeze doğru hep beraber siz değerli halkımızın desteğiyle birlikte, sizlerle beraber gerçekleştireceğiz ve bu otoriter rejime karşı tek vücut çıkmayı hep beraber yeniden başaracağız.

Egemen bloklara karşı ezilen ve sömürülenlerin hakkı için; adalet, özgürlük, barış ve demokrasi için mücadele veren 3. Yolun yolcularıyız. Faşist-otoriter rejim kendini tahkim ederken, mücadeleyi seçimlere ve sandıklara hapsetmek isteyenlere, ana muhalefet partisine de bir çift sözümüz var: Mücadele alanlarda, fabrikalarda, sokaklarda, köylerde, mahallelerde halkın arasında olur. Seçim ve sandık bunun sonucu olur.

Bu tarihsel hatayı yeniden yaşamamak için muhalefete uyarımızı yapıyoruz. İttifak politikalarımızı gözden geçirdik. Yeni dönemde bileşen ve ittifaklarımızla ile beraber en geniş toplumsal ve demokratik ittifakı kuracağız. Bunu toplumun bütün dinamikleriyle bir arada yapacağız. Her aydın, yazar, sanatçı, gazeteci, sosyal demokrat, devrimci, sosyalist, feminist, yurtsever, kısacası “Bu devran böyle gitmez. Bir şey yapmalı” diyen her herkes bu dönemde elini taşın altına koymalı. Çağrımız şudur; gelin bu en geniş yelpazedeki ittifakımızı beraber inşa edelim.

Biz şunun farkındayız. 3. Yol ince, engebeli, uzun ve meşakkatli bir yoldur. Bizler bu yolu hep beraber kararlı adımlarla yürüyoruz. Paradigmamızı umudumuz ve cesaretimizle yoğuruyoruz ve pusulamız yapıyoruz. İşçilerin, emekçilerin, yoksulların, kadınların, gençlerin, cinsel yönelimlerinden dolayı dışlananların, doğa ve insan hakları savunucularının, Kürtlerin, Alevilerin, bütün halkların ve inançların özgür, eşit, adil ve barışçıl koşullarda yaşayabileceği Demokratik Cumhuriyeti ikinci yüzyılda hep birlikte kuracağız. Kongremizde bütün siyasal ve toplumsal dinamiklere çağrımızı yineliyorum: Gelin bir yüzyıl daha kaybetmeyelim, gelin Cumhuriyeti hep birlikte demokratikleştirilelim. Gelin Kürt sorununu, emekçilerin, kadınların ve Alevilerin sorununu hep birlikte çözelim.

Bizler kazanana dek serkeftin hevalno!

Bu irade bizde mevcuttur. Biz bu iradeyi  “Ene ül hak” diyen Hallacı Mansurlardan, “Yürü bre Hızır Paşa, senin de çarkın kırılır” diyen Pir Sultanlardan alıyoruz. Biz bu iradeyi; Mustafa Suphilerden, Behice Boranlardan, Hikmet Kıvılcımlılardan, Paramazlardan, Mahirlerden, Denizlerden, İbolardan, Mazlum Doğanlardan, Kemal Pirlerden, Sakinelerden alıyoruz.

Sözlerimize son verirken Şair Adnan Yücel’in birkaç dizesini sizinle paylaşmak istiyorum.

“…ey her şey bitti diyenler
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenlere” diyoruz ki:
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Bizler kazanana dek serkeftin hevalno, serkeftin hevalno!”

Paylaşın

Meclis’te “Emekliye 5 Bin Lira İkramiye” Gerginliği

Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda emekliye 5 bin lira ikramiye düzenlemesi yapılırken söz alan AK Partili Komisyon üyesi Orhan Yeğin, beğenilmeyen meblağın toplamda 60 milyar lirayı aştığını belirtti.

Orhan Yeğin konuşmasının devamında, “60 milyar ne biliyor musunuz? Deprem gideriyle ilgili ek MTV getirdiğimizde, “Milletin üzerine bu kadar vergi, yük bindiriyorsunuz” diye bağıra çağıra konuştuğumuz ve tamamı 2 taksitte ödendiği zaman toplam elde edeceğimiz gelir hedefinin 30 milyar olduğu bir rakamın 2 katından daha fazla bir rakam” dedi.

Yeğin’in sözlerine CHP’li Cevdet Akay, “61 milyar bu devlet için çok küçük bir rakam, 150 milyar sadece kur korumalı mevduatın maliyeti var. Tasarruf edeceğimiz bir sürü alan var. Çifte maaşlar, israflar, bunlar önlense çok rahat 200 milyarı bulup 15 bin TL’yi öderiz” sözleriyle tepki gösterdi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) bu haftaki programı, ekonomi ağırlıklı çalışmalarla geçecek. Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın hazırladığı, 2024-2028 yıllarını kapsayan 12’nci Kalkınma Planı, 16 Ekim Pazartesi günü Meclis Başkanlığı’na sunulacak. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, plan ile ilgili 17 Ekim Salı günü Plan ve Bütçe Komisyonu’na sunum yapacak. 2024 yılı merkezi yönetim bütçesini içeren kanun teklifi, 17 Ekim Salı günü Meclis’e sunulacak.

Bütçe teklifi görüşmeleri, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’ın 20 Ekim’de Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yapacağı sunumla başlayacak. Genel Kurul’da çalışmayan emeklilere tek seferliğine 5 bin lira Cumhuriyet Bayramı ikramiyesi ödenmesini de içeren Konutların Turizm Amaçlı Kiralanmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlanacak.

TBMM Genel Kurulu’nda ayrıca Türk askerinin Irak ve Suriye’deki görev sürelerinin 2 yıl uzatılmalarını öngören Cumhurbaşkanlığı tezkereleri ele alınacak. Salı ve çarşamba günü gerçekleştirilecek grup toplantılarında ise parti liderleri, gündemdeki gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulunacak.

AK Parti ve CHP arasında “ikramiye” gerginliği

Öte yandan artan ekonomik sıkıntılar karşısında maaşlarına zam bekleyen emekliler bir defaya mahsus 5 bin TL “cumhuriyet ikramiyesi” kararı alınmasıyla tam bir hayal kırıklığına uğradı.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Meclis Plan ve Bütçe Komisyonunda söz konusu düzenleme yapılırken söz alan AK Partili Komisyon üyesi Orhan Yeğin beğenilmeyen meblağın toplamda 60 milyar lirayı aştığını belirterek, “60 milyar ne biliyor musunuz? Deprem gideriyle ilgili ek MTV getirdiğimizde, “Milletin üzerine bu kadar vergi, yük bindiriyorsunuz” diye bağıra çağıra konuştuğumuz ve tamamı 2 taksitte ödendiği zaman toplam elde edeceğimiz gelir hedefinin 30 milyar olduğu bir rakamın 2 katından daha fazla bir rakam” dedi.

Yeğin’in sözlerine CHP’li Cevdet Akay, “61 milyar bu devlet için çok küçük bir rakam, 150 milyar sadece kur korumalı mevduatın maliyeti var. Tasarruf edeceğimiz bir sürü alan var. Çifte maaşlar, israflar, bunlar önlense çok rahat 200 milyarı bulup 15 bin TL’yi öderiz” sözleriyle tepki gösterdi.

Paylaşın