İYİ Parti’de İstifa Depremi: Derin Görüş Ayrılıkları

İYİ Parti Eskişehir Milletvekili İdris Nebi Hatipoğlu, “Seçim sürecinden bu yana derin görüş ayrılıkları yaşamaktaydım” sözleriyle, partisinden istifa ettiğini duyurdu. Hatipoğlu, AK Parti ile ittifak açıklamasıyla gündem olmuştu.

İYİ Parti Eskişehir Milletvekili İdris Nebi Hatipoğlu, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile partisinden istifa ettiği duyurdu. Hatipoğlu, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Büyük Türk Milleti’nin bilgisine; Türkiye ve Eskişehir sevdalısı bir insan olarak çıktığım siyaset yolculuğunda, Eskişehir Milletvekili seçildiğim İYİ Parti ile Genel Seçim sürecinden bu yana derin görüş ayrılıkları yaşamaktaydım. Parti içi istişare sürecimizin de sağlıklı yürümemesinden kaynaklı olarak, Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’i de bilgilendirerek İYİ Parti’den istifa ediyorum.”

Nebi Hatipoğlu, katıldığı bir televizyon programında yaptığı açıklamada yerel seçimlerde AK Parti ve MHP ile ittifak yapabileceklerini belirterek, “Biz Eskişehir’de de diğer illerde de seçim döneminde CHP’li beraber ittifak yaptığımız arkadaşlardan ciddi sıkıntılar yaşadık. Mesela Eskişehir’de ‘İYİ Parti milletvekili çıkaramıyor, oyunuz boşuna gitmesin gelin CHP’ye oyunuz verin’ diye çalışmalar yapılmış. Ben kesinlikle Eskişehir’de CHP ile ittifak yapılması taraftarı değilim. Ama tabii ki bir sağ parti ile belirli prensiplerde biz ittifak yapabiliriz. AK Parti, MHP, Saadet Partisi olabilir” ifadelerini kullanmıştı.

İdris Nebi Hatipoğlu kimdir?

1975 yılında Eskişehir’de dünyaya gelen İdris Nebi Hatipoğlu, Bilkent Üniversitesi’nde muhasebe ön lisans eğitimini tamamladı ve Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitirdi. Sanayici olan Hatipoğlu, evli ve 3 çocuk babasıdır.

Paylaşın

51 Binden Fazla Türkiye Vatandaşı Avrupa’ya İltica Başvurusu Yaptı

2023 yılının ilk dokuz ayında Avrupa Birliği (AB) ülkelerine ilk kez iltica eden Türkiye vatandaşlarının sayısı 51 bini aştı. Türkiye vatandaşlarının en çok iltica başvurusu yaptığı ülke açık ara Almanya oldu.

İltica sayısında Türkiye vatandaşları Suriyeli ve Afganlardan sonra üçüncü sırada yer alıyor. Temmuz ayında 14 bin 835 Suriye vatandaşı, 8 bin 105 Afgan ve 5 bin 905 Türkiye vatandaşı Avrupa Birliği (AB) ülkelerine iltica etti.

Avrupa ülkelerine iltica eden Türkiye vatandaşlarının sayısı her geçen gün artıyor. 2023 yılı bitmeden eylül ayı itibariyle yıllık bazda tüm zamanların rekoru kırıldı.

Euronews Türkçe’nin aktardığı AB İstatistik Ofisi Eurostat’ın verilerine göre 2023 yılının ilk dokuz ayında AB ülkelerine ilk kez iltica eden Türkiye vatandaşlarının sayısı 51 bini aştı. Eski rekor 2022 yılında 48 bin 615 başvuru ile kırılmıştı.

Türkiye vatandaşlarının en çok iltica başvurusu yaptığı ülke açık ara Almanya oldu. 2023 yılındaki rekor artışta Almanya’ya yapılan başvurular etkili oldu. Geçici verilere göre Almanya 35 binden fazla başvuru ile tüm başvurular içinde yüzde 69 paya sahip.

Eurostat’ın iltica verileri 2008 yılından başlıyor. Bazı ülkelerin bazı yıllara ilişkin verileri eksik. Eksik verileri olan ülkelere göç eden Türkiye vatandaşlarının sayısı oldukça az. Dolayısıyla tüm bunları verilere yansıyan “en az iltica sayısı” olarak kabul etmek gerek.

2008-2015 yılları arasında AB ülkelerine ilk kez iltica eden Türkiye vatandaşlarının sayısı 4 bin civarında seyretti ve 5 binin üzerine çıkmadı. 15 Temmuz darbe girişiminin yaşandığı 2016’dan sonra ise iltica sayısı hızla arttı.

2016’da ilk kez iltica sayısı 10 bin sınırına dayanırken Covid-19 öncesi 2019 yılında bu sayı 23 bini aştı. 2022 yılında ise 48 bin 615 Türkiye vatandaşı ilk kez AB’ye iltica etti.

2023 yılı yaz aylarında ise Almanya’ya rekor seviyede başvuru gerçekleşti. Bu genel toplama da yansıdı. Bazı ülkelerin eylül ayı verileri eksik olmasına rağmen eylül ayı itibariyle 2023 yılında en az 51 bin 415 Türkiye vatandaşı AB ülkelerine ilk kez iltica etti. Sene sonuna kadar bu sayının daha da artmasına kesin gözüyle bakılıyor.

2023 yılında Ocak-Eylül arasında 35 bin 235 Türkiye vatandaşı Almanya’ya ilk kez iltica etti. Bu sayı toplamın yüzde 69’una karşılık geliyor. Bu da 10 iltica başvurusundan 7’sinin Almanya’ya gerçekleşti anlamına geliyor. Eksik verilerin eklenmesiyle bu oran çok az düşebilir.

Almanya’da aylık bazda rekor üstüne rekor

2008 başından bu yana aylık bazda Almanya’ya Türkiye vatandaşlarının yaptığı ilk iltica başvuru sayısı 2023 yılına kadar hiç 5 bine ulaşmamıştı. Kasım 2022’de 4 bin 730 başvuru ile tüm zamanların rekoru kırılmıştı.

2023 yılında ise aylık bazda Almanya başvurularında rekor üstüne rekor geldi. Ağustos 2023’te 5 bin 620 Türkiye vatandaşı Almanya’ya iltica etti. Böylece ilk kez 5 bin sınırı aşıldı. Eylül ayında yeni bir rekor daha geldi. 6 bin 440 başvuru ile 6 bin sınırı da ilk kez geçildi.

2023’te Ocak-Eylül döneminde Almanya’ya 71 bin 840 Suriyeli iltica başvurusu yaptı. Aynı dönemde başvuru yapan Türkiye vatandaşı sayısı ise 35 bin 285 oldu. Ancak Türkiye vatandaşlarının yaptığı başvuru sayısı bu şekilde artmaya devam ederse aylık bazda Türk vatandaşlarının Suriyelileri geçmesi gündeme gelebilir.

Eurostat’ın son paylaştığı bültende iltica sayısında Türkiye vatandaşları Suriyeli ve Afganlardan sonra üçüncü sırada yer alıyor. Temmuz ayında 14 bin 835 Suriye vatandaşı, 8 bin 105 Afgan ve 5 bin 905 Türkiye vatandaşı AB ülkelerine iltica etti.

Paylaşın

Türkiye, Yine “Demokratik Olmayan” Ülkeler Arasında

Uluslararası Demokrasi ve Seçim Yardımı Enstitüsü (IDEA) raporunda, Avrupa içinde “belirgin bir şekilde demokratik olmayan” diye nitelenen Türkiye’nin Avrupa’dan uzaklaştığı ve demokrasi göstergelerinin büyük bölümünde Avrupa ortalamasının çok altında kaldığı belirtildi.

Raporda yer verilen grafikte Türkiye sadece seçimlere katılım göstergesinde Avrupa ortalamasının üstünde, oy kullanma hakkı ve temel refah göstergelerinde ortalamaya yakın seviyede yer alırken sivil özgürlükler, adalete erişim, yerel demokrasi, uygulamaların kestirilebilirliği ve yargı bağımsızlığı göstergelerinde Avrupa ortalamasının çok altında kaldı.

Rapora göre şu an Avrupa’nın yüzde 53’lük bölümü haklar açısından yüksek demokrasi ülkelerinde yaşamasına rağmen düşük performanslı demokrasilerde yaşayanların oranı son on yılda büyük artış gösterdi. 2012 yılında Avrupa’da haklar açısından düşük performans sergileyen ülkelerde yaşayanların oranı yüzde 1 iken bu oran 2022’de yüzde 29’a ulaştı. Bu süreç içinde Türkiye, performans açısından “orta” seviyeden “düşük” seviyeye geriledi.

DW Türkçe’de yer alan habere göre; Stockholm merkezli Uluslararası Demokrasi ve Seçim Yardımı Enstitüsü (IDEA), dünyada demokrasinin durumuyla ilgili bugün açıkladığı yıllık raporunda ülkelerin yarısında demokrasinin gerilediğine işaret etti.

Rapora göre 2022 yılı, dünyada demokrasisi gerileyen ülkelerin sayısının demokraside gelişme yaşayan ülkelerin sayısını geride bıraktığı üst üste altıncı yıl oldu. Enstitü, bunun demokrasi raporlarının yayımlanmaya başladığı 1975 yılından bu yana en uzun gerileme süreci olduğuna işaret etti.

Raporda ülkelerin demokrasi performansı; temsil, haklar, hukukun üstünlüğü ve katılım olmak üzere dört ana kategori içinde 100’ü aşkın değişken üzerinden değerlendirildi.

Raporda Türkiye’nin de içinde bulunduğu Avrupa bölgesinin halen dünyada demokrasi açısından en yüksek performansı sergileyen bölge olduğu, ancak son beş yılda demokratik ülkelerde de gerileme kaydedildiği bildirildi. Almanya, Avusturya, Lüksemburg, Hollanda, Portekiz ve İngiltere gibi köklü ve güçlü demokrasilerde başta hukukun üstünlüğü ve basın özgürlüğü olmak üzere bir dizi göstergede gerileme yaşandığı kaydedildi.

Türkiye, “orta” seviyeden “düşük” seviyeye geriledi

Raporda Avrupa içinde “belirgin bir şekilde demokratik olmayan” diye nitelenen Türkiye, Azerbaycan, Belarus ve Rusya’nın Avrupa’dan uzaklaştığı ve demokrasi göstergelerinin büyük bölümünde Avrupa ortalamasının çok altında kaldığı belirtildi.

Raporda yer verilen grafikte Türkiye sadece seçimlere katılım göstergesinde Avrupa ortalamasının üstünde, oy kullanma hakkı ve temel refah göstergelerinde ortalamaya yakın seviyede yer alırken sivil özgürlükler, adalete erişim, yerel demokrasi, uygulamaların kestirilebilirliği ve yargı bağımsızlığı göstergelerinde Avrupa ortalamasının çok altında kaldı.

Rapora göre şu an Avrupa’nın yüzde 53’lük bölümü haklar açısından yüksek demokrasi ülkelerinde yaşamasına rağmen düşük performanslı demokrasilerde yaşayanların oranı son on yılda büyük artış gösterdi. 2012 yılında Avrupa’da haklar açısından düşük performans sergileyen ülkelerde yaşayanların oranı yüzde 1 iken bu oran 2022’de yüzde 29’a ulaştı. Bu süreç içinde Türkiye, Belarus ve Rusya performans açısından “orta” seviyeden “düşük” seviyeye geriledi.

Raporda Avrupa ülkelerinde demokratik göstergelerdeki gerilemelere örnekler verilirken 2017’den bu yana Avrupa’nın dünyada en fazla gösteri düzenlenen bölge haline geldiği kaydedildi. Gösterilerin ağırlıklı olarak artan enerji fiyatları, hayat pahalılığı, yolsuzluklar ve hakların korunması alanlarına odaklandığı belirtilirken Belarus, Türkiye ve Rusya’da hükümetlerin protesto gösterilerinin kapsamını güçlü bir şekilde sınırlandırmaya ve çok organize hale geldiğinde bilinçli olarak sivil toplumu baskı altına almaya teşebbüs ettiği kaydedildi.

Raporun sonuç bölümünde, Avrupa’nın çeşitli alanlardaki gerilemelere rağmen demokrasi açısından yüksek performans sergilemeye devam ettiği, “ancak Türkiye, Azerbaycan, Rusya ve Belarus’tan oluşan demokratik olmayan grubun izlediği rotanın, ağırlıklı olarak demokratik bir bölgede liberal olmayan ülkelerin genel istikrarı sarsacak etki yapabileceğini gösterdiği” belirtildi.

IDEA Genel Sekreteri Kevin Casas-Zamora, dünyada demokrasinin durumunu ele alan raporla ilgili yaptığı açıklamada, “Kısacası, demokrasi en olumlu tabiriyle durgun, ancak pek çok ülkede gerileyen bir durumda, yani hâlâ ciddi sorunlarla karşı karşıya” ifadesini kullandı.

“Seçimler, parlamentolar ve bağımsız mahkemeler gibi demokrasinin siperlerinde gözlemlenen zayıflamanın hukukun üstünlüğünün korunmasını ve siyasetçilerden hesap sorulmasını zorlaştırdığını” ifade eden Casas-Zamora, “Ancak yasama gibi pek çok resmi kurum zayıflarken gazetecilerden seçim görevlilerine ve yolsuzlukla mücadele müfettişlerine, daha gayriresmi alanda güçler dengesi için çalışanların otoriter ve popülist eğilimlere karşı başarılı mücadele verebileceği umudunu taşıyorum” dedi.

Paylaşın

Kobani Soruşturması: Eski HDP Milletvekili Hüda Kaya Tutukladı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Kobanî soruşturması kapsamında İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alın eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Hüda Kaya tutuklandı.

Hüda Kaya’nın avukatı Zilan Leventoğlu, konuya ilişkin açıklama yaptı. Kaya’nın gözaltına alınmasının haksız, hukuksuz ve keyfi olduğunu savunan Zilan Leventoğlu, şunları söyledi:

“Aylardır ulaşılabilir olmasına ve ikametinde olmasına rağmen Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kaçaklık karar verilmiştir.

Hüda Kaya hakkında 27 Eylül’de hukuksuz bir şekilde kaçak kararı alınması akabinde, tarafımızca bu karara itiraz edilmiş, kaçak olmadığı, ikametinde ulaşılabilir olduğu, telefonlarının açık olduğu, her zaman ifadeye hazır olduğu hem sözlü hem yazılı olarak defalarca belirtilmiş olmasına ve yakın tarihlerde İstanbul Cumhuriyet savcılığına gidip ifade vermiş olmasına rağmen, yine kendisinin savcılık kalemi ile görüşüp gerekirse Ankara’ya gelebileceğini, ifade için hazır olduğunu kaçaklık kararının kaldırılması gerektiğini söylemesine rağmen kaçaklık kararı kaldırılmamış, Hüda Kaya’nın ifade vermek istemesi keyfi şekilde engellenmiştir.

Sonuç olarak bugün müvekkilimiz Hüda Kaya saatlerdir havalimanında olmasına, pasaport işlemlerinin sorunsuzca gerçekleşmesine rağmen uçağın kalkmasına 10 dakika kala yine tamamen keyfi bir şekilde çıkışınız mümkün değil denilerek gözaltına alınmıştır.”

Ardından Artı Gerçek’e konuşan Zilan Leventoğlu, gözaltı kararının Kobani Davası dosyasından verildiğini söyledi. Leventoğlu, gözaltına alınış şeklini eleştirdi:

Hüda Kaya Kobani soruşturmasından dolayı alındı. Yakalama kararı o dosyada verildi. Daha önce ulaşılabilir olmasına rağmen kaçaklık kararı verilmişti. Biz de hem yazılı hem sözlü olarak defalarca kez kaçaklık kararına itiraz ettik. ‘Kendisi buradadır’ dedik. Hatta adresini dahi söyledik. Savcı her defasında asla bizimle muhatap olmadı.

Hüda Hanım 2-3 kez, ‘İfade vermek istiyorum, gerekirse Ankara’ya da ifade vermeye gelirim. Yakında yurtdışı seyahatim’ dedi. Hüda Hanımın yurtdışına gideceği biliniyordu. Geçen haftalarda İstanbul Savcılığı’na ifade vermeye gitmişti. Ulaşılabilir olduğu, Türkiye’de olduğu biliniyordu. Havalimanına da 4 saat öncesinden gitti, herhangi bir ifade alma işlemine karşı. Uçağa 10 dakika kala hukuksuzca gözaltına alındı.”

Hüda Kaya Kimdir?

9 Ekim 1960 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelen Hüda Kaya, uzun yıllar Ürdün, Sudan, Pakistan, İran, Keşmir, Lübnan ile Filistin mülteci kamplarında çalışmalarda bulundu. Bunun yanında Kardelen Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin kurulmasında büyük rol oynadı.

Uluslararası Müslüman Kadınlar Birliği’ne de üye olan Kaya, üç dönem Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) İstanbul milletvekili seçildi. Ayrıca Demokratik İslam Kongresi Şura Girişimi Üyeliği de yapmaktadır.

Paylaşın

Cumhur İttifakı’nda İsveç’in NATO’ya Üyeliği Çatlağı: Destici’den Hayır Çağrısı

“Türkiye, İsveç’in NATO üyeliği ile ilgili NATO’nun İsrail konusundaki tavrını dikkate alarak adım atmalıdır” diyen BBP Lideri Mustafa Destici, “İsveç’in, İslam’ın ve Müslümanların kutsallarını yapılan saldırılar durmadan ve bunları önleyici yasal tedbirler alınmadan, özellikle terör örgütleri ile ilgili Türkiye’ye verdiği sözler ve iadeler eksiksiz yerine getirilmeden, NATO’ya üyeliği asla Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından onaylanmamalıdır” ifadelerini kullandı.

Mustafa Destici ayrıca, “NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in, Ortadoğu’da, sivilleri hedef alan, sadece bölgeyi değil, dünya barışını da tehdit eden bir katliam yaşanırken sessiz kalıp, Türkiye’ye İsveç’in NATO’ya üyeliği konusunda akıl vermesi hadsizliktir, utanmazlıktır. Avrupa’nın ortasında devam eden, yeni bir dünya savaşının tetikleyicisi olabilecek savaşı sona erdirmeye gayret göstermek yerine Ukrayna’ya silah yardımının artırılması çağrısı yapması, NATO’nun varlık gerekçesini inkâr etmektir” dedi.

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, partisinin genel merkez binasında basın toplantısı düzenledi. Gazete Duvar’ın aktardığına göre, Destici, Gazze’de yaşananları savaş olarak adlandırmanın gerçeklere, tarihe ve insanlığa bir ihanet olduğunu söyleyerek şu ifadeleri kullandı:

“Savaşın da kuralları vardır. Soykırıma dönüşen cinayetlere, katliamlara sessiz ve tepkisiz kalmadık, kalmayacağız. Uluslararası kuruluşların İsrail’e verdiği doğrudan ve dolaylı desteği kınıyorum, lanetliyorum. 2,5 milyona yakın sivilin, bir aya yaklaşan süredir ateş altında olmasına rağmen, Avrupa Birliği’nin, NATO’nun, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin, ateşkesi sağlama gayreti göstermek, işlenen insanlık suçlarına karşı tavır almak bir yana, soykırımın devamını sağlayan tavırları ayrıca bir insanlık suçudur.”

Destici, cinayetlere, katliamlara, soykırıma karşı Filistin’e destek için Pazar günü Sivas’ta ‘Hür ve Bağımsız Filistin Mitingi’ yapacaklarını açıkladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onaylayarak Meclis’e gönderdiği İsveç’in NATO’ya üyeliği protokolü için TBMM’te çağrı yapan Destici şöyle konuştu:

“NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in, Ortadoğu’da, sivilleri hedef alan, sadece bölgeyi değil, dünya barışını da tehdit eden bir katliam yaşanırken sessiz kalıp, Türkiye’ye İsveç’in NATO’ya üyeliği konusunda akıl vermesi hadsizliktir, utanmazlıktır. Avrupa’nın ortasında devam eden, yeni bir dünya savaşının tetikleyicisi olabilecek savaşı sona erdirmeye gayret göstermek yerine Ukrayna’ya silah yardımının artırılması çağrısı yapması, NATO’nun varlık gerekçesini inkâr etmektir. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in, ‘İsrail-Filistin çatışmasında aktif bir rol üstlenmemeliyiz’ açıklaması, bir uluslararası güvenlik kuruluşunun, iflasını itiraf etmesidir.

İsveç’in NATO üyeliği ile ilgili, Türkiye, NATO’nun İsrail konusundaki tavrını dikkate alarak adım atmalıdır. Ayrıca İsveç’in, İslam’ın ve Müslümanların kutsallarını yapılan saldırılar durmadan ve bunları önleyici yasal tedbirler alınmadan, özellikle terör örgütleri ile ilgili Türkiye’ye verdiği sözler ve iadeler eksiksiz yerine getirilmeden, NATO’ya üyeliği asla Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından onaylanmamalıdır.”

Paylaşın

CHP’li 95 Vekilden Kılıçdaroğlu’na Destek: Kavga Edecek Zamanımız Yok

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) hafta sonu yapılacak kurultay öncesi dikkat çeken gelişmeler yaşanıyor. CHP’li 95 milletvekili kurultayda Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceklerini açıkladı. CHP’nin önceki dönem milletvekillerinden bir grup da kurultayda Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceklerini duyurdu.

95 milletvekili konuya ilişkin yaptıkları açıklamada, “Önümüzdeki birinci hedef, 2019’da olduğu gibi Genel Başkanımızın önderliğinde görevlerini başarıyla sürdürerek, halkçı belediyeciliği temsil eden yerel yönetimlerdeki hizmetlerimizi pekiştirmektir. Odak noktamız, yurdumuzun tüm il ve ilçelerinde partilerimize yeni belediyeler kazandırmaktır” ifadelerine yer verdi.

CHP’nin önceki dönem milletvekillerinin konuya ilişkin yaptıkları açıklamada ise, “Kemal Kılıçdaroğlu 36. ve 37. Kurultaylarımızda Cumhuriyeti ikinci yüzyılında demokrasiyle taçlandırma hedefini önümüze koymuştur. Bu hedef kurultaylarımızda oy birliğiyle karar altına alınmıştır. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu önderliğinde gemiyi güvenli limana yanaştırmak ve 31 Mart Yerel Seçimleri kazanmak hepimizin sorumluluğundadır” denildi.

CHP’li 95 milletvekili bugün Meclis’te; kurultayda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceklerini duyurdu. Milletvekilleri adına açıklamayı CHP Burdur Milletvekili İzzet Akbulut yaptı.

Sol Haber’in aktardığına göre; Akbulut, “CHP Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu’nun 130 milletvekilinden 95’i olarak hafta sonu yapılacak olan 38. Olağan Kurultay’ımızda Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleme yönünde imzalarımızı verdik. Gerekçelerimizi kamuoyunun huzurunda paylaşıyoruz” diyerek şunları söyledi:

“Unutulmamalıdır ki tarihimiz boyunca askeri darbeler görmüş, kapatılmaya, susturulmaya, sindirilmeye çalışılmış ama her defasında ayakta kalmayı başarmış bir parti tarihine, parti hafızasına, parti geleneğine ve azmine sahibiz. Bugün geldiğimiz noktada CHP, yenilenen örgütleriyle yenilenme sürecini başlatmıştır. Yenilenmenin örgütümüzü güçlendirecek, güven bağımızı pekiştirecek ve sosyal demokratların birliğini koruyacak bir rotada ilerlemesi kaçınılmazdır.

CHP; altı okuyla, programıyla, sosyal demokrasinin evrensel ilkeleriyle mücadelesini sürdüren bir çizgidedir. Biz seçim sonuçlarını lider merkezli bir fırsat penceresi olarak görmüyoruz. Seçim sonuçlarının faturasını sadece Cumhuriyet Halk Partimizin Genel Başkanı’na kesmenin adalet terazisinin şaşması ve seçim sonuçlarının sağlıklı analiz edilememesi olduğunu düşünüyoruz. Genel Başkanımız sayın Kemal Kılıçdaroğlu, yenilenme hamlesinin tüzük kurultayıyla sürdürüleceğinin işaretini vermiştir.

Önümüzdeki birinci hedef, 2019’da olduğu gibi Genel Başkanımızın önderliğinde görevlerini başarıyla sürdürerek, halkçı belediyeciliği temsil eden yerel yönetimlerdeki hizmetlerimizi pekiştirmektir. Odak noktamız, yurdumuzun tüm il ve ilçelerinde partilerimize yeni belediyeler kazandırmaktır.

Birbirimizle kavga edecek zamanımız yok ama fikirlerimizin zenginliğiyle güçlenecek bir partimiz var bizim. Yenilenme süreci, ayrışarak değil birleşerek gerçekleşecektir. Bizler 95 milletvekili olarak tarihten gelen gücümüzle Ulu Önder, Ebedi Liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize miras bıraktığı partimizin yenilenme sürecinin Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderliğinde gerçekleşebileceğini görüyor, bilgisi, birikimi ve tecrübesiyle Sayın Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki yenilenme sürecini sonuna kadar destekliyoruz.”

Önceki dönem bazı CHP’li vekiller de destek açıkladı

CHP’nin önceki dönem milletvekillerinden bir grup da yazılı bir açıklama yaparak kurultayda Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceklerini duyurdu. Seçimlerin kaybedilmesinde Kılıçdaroğlu’nun tek sorumlu ilan edilmesine ise karşı çıkıldı.

Yapılan açıklamanın bir bölümü şöyle: “Şimdi herkes değişim istiyor. Bir kesim de değişimden sadece ‘Genel Başkan değişimini’ kastediyor. Hatta uzun yıllar karar alma mekanizmalarının en üstlerinde yer alanlar, sorumluluklarını yok sayıp, kendilerini ‘değişim’ neferi ilan ediyor. Bu kabul edilemez; hakkaniyetli de değildir.

CHP, parti içi demokrasiyi tüm eksikliklerine rağmen hayata geçirebilen tek partidir. Partimizde yazılı olmayan, herkesin özümsediği demokratik kurallar hepimizi bağlar. Bu kurallar ‘bir defalığına’ da olsa yok sayılamaz. Bu nedenle, Genel Başkanlığa adaylığını açıklayanların sadece ‘fiili’ değil, ‘resmen’ de bu kurala uymaları doğru ve demokratik olandır.

CHP, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisidir. Kurucu iradeyi köklerinde taşır. Cumhuriyetçilik, laiklik, milliyetçilik, devletçilik, halkçılık ve inkılapçılık ilkeleriyle bu topraklara kök salmıştır. CHP; yenilenmeyi, dönüşümü, değişimi sağlayacak iradeye ve kadrolara sahiptir.

Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu 36. ve 37. Kurultaylarımızda Cumhuriyeti ikinci yüzyılında demokrasiyle taçlandırma hedefini önümüze koymuştur. Bu hedef kurultaylarımızda oy birliğiyle karar altına alınmıştır. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu önderliğinde gemiyi güvenli limana yanaştırmak ve 31 Mart Yerel Seçimleri kazanmak hepimizin sorumluluğundadır.”

Paylaşın

Akşener, “Hamas” Üzerinden Erdoğan’a Yüklendi

Partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, “Hamas’ı, Filistin’i temsil eden meşru bir siyasi yapı olarak tanımlamak, Filistin hükûmetini yok saymaktır. Hamas’ı, Filistin’in yegâne temsilcisi görmek, Filistinli sivilleri dünyaya terörist olarak göstermeyi hedefleyen Netanyahu’nun, insanlık dışı tezlerine dolaylı destek vermektir. Hamas en büyük darbeyi Filistin halkına vurmuştur. Hamas’ın bu saldırılarının zamanı her türlü şüpheye açıktır. Hamas’ın kime hizmet ettiği belli değildir” dedi ve ekledi:

“Erdoğan hala Hamas’ı savunuyor. Neymiş biz Hamasın ne olduğunu bilmiyormuşuz. Biz tarihi yarım akıllı fesli meczuplardan öğrenmedik. Mekanı cennet olsun değerli hocam İbrahim Kafesoğlu’ndan öğrendik. Dış politikayı da romantik saray danışmanlardan öğrendik. Bu işin erbabı arkadaşlarımıza danıştık. Sakın beni kendinle karıştırma. Söyle bakalım; sen, sözde Kürdistan’ın bir parçasını, Türkiye’de gördüğünü söyleyen Hamas’ı ne diye savunuyorsun? Ortada, Filistin’in meşru bir hükümeti varken; sanki Filistinliler için hayırlı bir iş yapmış gibi neden Hamas’ı meşru görüyorsun? Bu kadar şaibeli bir eyleme imza atanları, hangi akılla mücahit diye lanse ediyorsun?” ifadelerini kullandı.

Konuşmasının devamında, KYK yurdunda ihmal sonucu asansör kazasında sıkışarak hayatını kaybeden Zeren Eryurt için tepki gösteren Akşener “Zeren Ertaş kızımız Aydın’da, bir KYK yurdunda bakımı ihmal edilen asansörde sıkışarak hayatını kaybetti. Öğrencilerin, birçok kez, yurt yönetimine, şikâyet etmelerine rağmen hiçbir önlem alınmamış. Ve henüz 22 yaşında, daha hayatının baharındaki Zeren’i bir kazaya değil bir şuursuzluğa, ciddiyetsizliğe, niteliksizliğe, kurban verdik” dedi.

İYİ Parti Lideri Akşener, Türkiye’de zengin-fakir arasındaki farkın derinleştiğine dikkat çekerek, “Her biri Dilan Polat, Engin Polat’a dönmüş çocuklar, bir yandan da KYK yurtlarında yemeklerinde solucan çıkan, sürekli ekmek ağırlıklı beslenen çocuklar. Bunlar Gayretullaha dokunur. Allah bunları kursağından getirir, bunlara sebep olanları kahrı perişan eyler. Allah’ım nasip et, bunların kursaklarından bu haram lokmayı almayı bize nasip et Allah’ım” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Ne yazık ki her yüzyılda insanlığın başına bela olmuş birkaç psikopat çıkıyor. İçinde bulunduğumuz yüzyılın baş psikopatı da hiç şüphesiz ki Netanyahu’dur. İşte Hamas’ın, terör saldırısı İsrail toplumuna, korku saldığı gibi Netanyahu’ya da, gözü dönmüş gaddarlığını sergileyeceği bir bahaneyi, hediye etmiştir. Hamas’ın, sivilleri katleden eylemleri Filistin’in, uluslararası hukuktan doğan, haklarını gölgelemiş Netanyahu’nun, kirli ajandasına hizmet ederek en büyük darbeyi, Filistin halkına vurmuştur.

Hamas’ı, Filistin’i temsil eden meşru bir siyasi yapı olarak tanımlamak, Filistin hükûmetini yok saymaktır. Hamas’ı, Filistin’in yegâne temsilcisi görmek, Filistinli sivilleri dünyaya terörist olarak göstermeyi hedefleyen Netanyahu’nun, insanlık dışı tezlerine dolaylı destek vermektir. Hamas en büyük darbeyi Filistin halkına vurmuştur. Hamas’ın bu saldırılarının zamanı her türlü şüpheye açıktır. Hamas’ın kime hizmet ettiği belli değildir.

Erdoğan hala Hamas’ı savunuyor. Neymiş biz Hamasın ne olduğunu bilmiyormuşuz. Biz tarihi yarım akıllı fesli meczuplardan öğrenmedik. Mekanı cennet olsun değerli hocam İbrahim Kafesoğlu’ndan öğrendik. Dış politikayı da romantik saray danışmanlardan öğrendik. Bu işin erbabı arkadaşlarımıza danıştık. Sakın beni kendinle karıştırma. Söyle bakalım; sen, sözde Kürdistan’ın bir parçasını, Türkiye’de gördüğünü söyleyen Hamas’ı ne diye savunuyorsun? Ortada, Filistin’in meşru bir hükümeti varken; sanki Filistinliler için hayırlı bir iş yapmış gibi neden Hamas’ı meşru görüyorsun? Bu kadar şaibeli bir eyleme imza atanları, hangi akılla mücahit diye lanse ediyorsun?

“Bu tablo Türkiye için bir utanç vesikasıdır”

Ekonomiyi oyuncağa çeviren iktidar, seçimin üzerinden 5 ay geçmesine rağmen maalesef hala bir reçete ortaya koyamadı. Birkaç gün önce TÜRK-İŞ açlık ve yoksulluk sınırını açıkladı. 4 Kişilik bir ailenin açlık sınırı 13 bin 648 lira olarak belirledi. Asgari ücret 11 bin 402 lira. En düşük emekli maaşı 7 bin 500. Yoksulluk sınırı 44 bin 573 lira. Sizce Türkiye’de kaç ailenin evine 44 bin 503 lira giriyor. Her iki çalışandan biri asgari ücretli. Milyonlarca emekli ve .çalışan açlık ve yoksulluk sınırının içinde yaşıyor. Bu tablo Türkiye için bir utanç vesikasıdır.

Türk milleti yoksullukta eşitlenmeyi hak etmiyor. Gençler böyle çaresizliğe terk edilmeyi hak etmiyor. Zeren Ertaş kızımız bir KYK yurdunda bakımı ihmal edilen asansörde sıkışarak hayatını kaybetti. Şikayetlere rağmen önlem alınmamış. Zeren Ertraş’ı bir kazaya değil, bir şuursuzluğa bir ciddiyetsizliğe, niteliksizliğe kurban verdik.

Her biri Dilan Polat, Engin Polat’a dönmüş çocuklar, bir yandan da KYK yurtlarında yemeklerinde solucan çıkan, sürekli ekmek ağırlıklı beslenen çocuklar. Bunlar Gayretullaha dokunur. Allah bunları kursağından getirir, bunlara sebep olanları kahrı perişan eyler. Allah’ım nasip et, bunların kursaklarından bu haram lokmayı almayı bize nasip et Allah’ım.

Biliyorsunuz, geçtiğimiz hafta, yüreğimizi yakan bir olay yaşadık. Zeren Ertaş kızımız Aydın’da, bir KYK yurdunda bakımı ihmal edilen asansörde sıkışarak hayatını kaybetti. Öğrencilerin, birçok kez, yurt yönetimine, şikâyet etmelerine rağmen hiçbir önlem alınmamış. Ve henüz 22 yaşında, daha hayatının baharındaki Zeren’i bir kazaya değil bir şuursuzluğa, ciddiyetsizliğe, niteliksizliğe, kurban verdik. Yüce Allah, ailesine ve sevenlerine, sabr-ı cemil ihsan eylesin. Mekânı cennet olsun.

“Türkiye’nin bir ahlak, zihniyet ve AKP sorunu var”

KYK yurtlarındaki ihmaller, iş bilmezlik ve niteliksizlik artık çocuklarımızı, canından ediyor. Zeren’in acısı, tüm Türkiye’nin yüreğine, kor gibi düşerken ‘Ölmek istemiyoruz, nitelikli yurt hakkımızdır’ diyen, binlerce gencimiz de, hakkını aramaya başladı. Gençlerimizi, artık bir rezillik boyutuna ulaşan, yurt sorunuyla, yalnız bırakamayız, bırakmayacağız. Cumhuriyet vizyonumuzun, en büyük değer olarak gördüğü gençlerimizi böylesi bir çaresizliğe, terk etmeyeceğiz.

O sadece Osman Gazi Köprüsü’ne fazladan verilen parayla 600 bin öğrencimize birinci sınıf yurt yapılabilirdi. Çünkü Türkiye’nin bir kaynak sorunu yok, Türkiye’nin bir ahlak, zihniyet ve AKP sorunu var. 500 milyon dolarlık uçağa biniyorlar, sadece uçağın parasıyla bile 30 bin öğrencimize yurt yapılabilirdi.

Demokrasi diyoruz, gelin her parti seçime ayrı girsin diyoruz. Kürsülerden hakaret ediyorlar. Milletin güvenliği diyoruz. İktidara yanlamakla suçluyorlar. Bizlerden sadece kendilerine yarayan bir sistemin parçası olmamızı istiyorlar. Yalanla iftirayla, dedikoduyla bizleri bastırabileceklerini sanıyorlar. Ama çok yanılıyorlar. Başta ben olmak üzere şahsi sırrı, şahsi sırtında yarası yoktur. Kişisel yamuk sırrı olan meşhur olamaz. Dolayısıyla biz bu yola böyle temiz, şeffaf, dümdüz olduğumuz için çıktı. Ama bizi sindiremeyeceklerini, korkutamayacaklarını hala anlayamadılar.”

Paylaşın

Osman Kavala’dan Tutukluluğunun Altıncı Yıl Dönümünde Mesaj: Umudumu Kaybetmedim

Tutukluluğunun altıncı yıl dönümü vesilesiyle sosyal medya platformu zerinden bir açıklama yayınlayan Osman Kavala, “Ülkemde hukukun egemen olacağına dair umudumu kaybetmedim” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Açıklamasında, Filistin’de devam eden insani krize değinen Osman Kavala, bu sebeple Vaclav Havel ödülüne layık görüldüğü için de sevinemediğini söyledi. Kavala, açıklamasında şu ifadeleri kullandı.

“6 yıl boyunca suç işlediğime dair hiçbir delil olmadan cezaevinde tutuldum. Bunun sona ermesini beklerken, Yargıtay kararıyla hukuksuzluğun onanması ile infaz koşullarım ağırlaştı.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesinin, kendisi de hapis deneyimi yaşamış olan Vaclav Havel adına verdiği ödüle layık görülmem bana onur verdi. Ancak, Hamas’ın sivillere saldırı eylemi ve İsrail bombardımanının Gazze’de yarattığı felaket sevinmeme fırsat vermedi. Filistin’de büyük acılara sebep olan terör ve şiddet ortamını besleyen adaletsizliklere karşı tüm uluslararası kuruluşların daha fazla duyarlılık göstereceklerini ve uluslararası hukuk normlarına uygun biçimde barışın sağlanması için güçlü bir inisiyatif alacaklarını umuyorum.

Havel’in dediği gibi, ‘en önemlisi umudu kaybetmemek’. Ülkemde hukukun egemen olacağına dair umudumu kaybetmedim.”

Gezi davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan iş insanı Osman Kavala, 2023 Vaclav Havel İnsan Hakları Ödülü’ne layık görülmüştü. Ödülü Ekim ayında Kavala adına eşi Ayşe Buğra almıştı. Türkiye Dışişleri Bakanlığı, ödülün Kavala’ya verilmesine yazılı bir açıklama ile tepki göstererek, “Ülkemizde hakkında yargı tarafından hükmedilen kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunan bir kişiye verilmiş olması kabul edilemez” ifadesini kullanmıştı.

Osman Kavala’nın cezası onandı

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Gezi Parkı davasında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 25 Nisan 2022’de Osman Kavala, Can Atalay, Mine Özerden, Tayfun Kahraman ve Çiğdem Mater hakkında verdiği mahkumiyet kararını Eylül ayında onamış, Ali Hakan Altınay, Yiğit Ali Ekmekçi ve Mücella Yapıcı hakkındaki hükümleri ise bozmuştu.

Gezi Parkı davasında, Türk Ceza Kanunu’nun 312/1 maddesi gereğince, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılan Osman Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis ile Türkiye İşçi Partisi (TİP) milletvekili Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater’e “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım” suçundan verilen 18’er yıl hapis cezalarını onamıştı.

Avrupa Konseyi ihlal süreci

AİHM 10 Aralık 2019’da Kavala’ya ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 18. maddesinin ihlal edildiğine hükmetti. Dosya, üye devletlerin kararlara uymasını denetleyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin, mahkemenin 10 Aralık 2019 kararının uygulanmamasıyla ilgili ihlal prosedürü başlatmasının ardından Büyük Daire’ye taşındı.

Büyük Daire, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “kararların bağlayıcılığı”nın düzenlendiği 46/1 maddesine dayanarak, Türkiye’nin AİHM kararına uymamasıyla ilgili 11 Temmuz’da kararını açıkladı. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 2 Şubat 2022 tarihinde başlattığı ihlal prosedürü kapsamında açıklanan kararda, Türkiye’nin, AİHM kararlarına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucu yer aldı.

AİHM, bu konuyu içeren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 46/1. maddesini ihlal ettiği hükmüne vardı. Karar, 1’e karşı 16 oyla alındı. Tek karşı oy, mahkemenin tek Türkiyeli yargıcı Saadet Yüksel’den geldi. Yüksel karara yazdığı şerhte, çoğunluğun görüşüne katılmadığını ifade etti.

AKPM 12 Ekim’de “Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılması” kararını, katılanların 2/3 çoğunluğuyla kabul etti. 62 üyenin oy kullandığı oturumda 44 üye karardan yana 18 üye karara karşı oy kullandı. Karara göre, Türkiye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Osman Kavala’nın “tutukluluğu kaldırılarak derhal serbest bırakılması” kararını yerine getirmediği takdirde, bazı yaptırımlarla karşı karşıya kalacak.

Bu yaptırımlar arasında en önemlileri Kavala’nın hukuksuzca hapiste kalmasına şahsi sorumlulukları nedeniyle yol açan kamu görevlileriyle ilgili “Magnitsky Mevzuatı”nın uygulanması ve “Osman Kavala’nın 1 Ocak 2024 tarihine kadar cezaevinden tahliye edilmemesi halinde, Meclis’in 2024’ün ilk Oturumunda Türk delegasyonunun yeterlik belgelerine itiraz etme yetkisinin devreye girmesi.”

Bu karardan sonra Kavala’nın serbest bırakılması sağlanamadığı takdirde “Osman Kavala ve diğer siyasi mahkumların Türkiye’de yasadışı ve keyfi olarak özgürlüklerinden mahrum bırakılmasına polis memuru, savcı, hakim, cezaevi görevlisi yada başka görevlerde bulunanlar olarak katkıda bulunan herkes” Avrupa ülkelerinde bu eylemleri nedeniyle kovuşturmayla karşı karşıya kalabilir.

Ayrıca Osman Kavala 1 Ocak 2024’e kadar tahliye edilmediği takdirde 2024 Kış Oturumu’nda Türkiye delegasyonu AKPM’de oy kullanma haklarından yoksun kalabilir.

Paylaşın

12. Kalkınma Planı TBMM Genel Kurulu’nda Kabul Edildi

12. Kalkınma Planı, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda, Adalet Ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) oyları ile bu gece kabul edildi.

ANKA’nın aktardığına göre; 12. Kalkınma Planı’na göre iktidarın 2023 hedefi olan Türkiye’nin ilk 10 ekonomi arasına girmesi, 2053 yılına kalacak. Planda, Türkiye’nin 2053 yılında ilk 10 ekonomi arasına gireceği belirtilirken, yine 2053 yılında Türkiye’nin insanı gelişmişlik endeksinde de ilk 20 ülke arasında yer alacağı savunuldu.

Planda, 2028 yılında dijital Türk lirasının tedavüle gireceği kaydedilerek, “2028 yılında fiziksel parayla birlikte kullanıma sunulacak olan dijital Türk lirası tüm ekonomik, sosyal ve toplumsal boyutlarıyla geliştirilerek tedavüldeki tek para haline gelecek, finans sektörü, 2053’e giden süreçte teknoloji ihraç eder konumda olacaktır” denildi.

Planda yargı alanında yapılacaklar da açıklandı. “Adalet Hizmetleri” alanında hedeflenen politika ve tedbirler şöyle sıralandı: “Çağın gereklerine uygun, daha özgürlükçü, kapsayıcı ve demokratik bir Anayasa hazırlanacaktır. Anayasada güvence altına alınan temel hak ve özgürlükler güçlendirilecektir. Katılımcı bir hazırlık süreciyle yeni bir ‘Yargı Reformu Stratejisi’ ve ‘İnsan Hakları Eylem Planı’ hazırlanacaktır. İfade özgürlüğünün güçlendirilmesi amacıyla uygulamadaki eksiklerin tespitine yönelik çalışmalar yapılacaktır. Ülkemizde insan hakları alanında çalışan kurumların kurumsal kapasiteleri geliştirilecektir.

BM, Avrupa Konseyi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) nezdindeki insan hakları mekanizmaları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile yapıcı işbirliği sürdürülecektir.”

On Birinci Kalkınma Planı’nda “BM, Avrupa Konseyi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı nezdindeki insan hakları mekanizmaları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile yapıcı işbirliği sürdürülecek ve alınan kararlarda söz sahibi olmak üzere aktif rol üstlenilecektir” ifadeleri yer almıştı. AİHM kararları ile ilgili olarak yeni planda, “alınan kararlarda söz sahibi olmak üzere aktif rol üstlenilecektir” hedefine yer verilmedi.

“Adalet Hizmetleri” alanında belirlenen diğer bazı politika ve tedbirler ise şöyle: “Uluslararası insan hakları mekanizmalarının gündeminde bulunan veya gündeme getirilmesinde yarar görülen konularda kabul edilecek kararlara ortak sunucu olma yönünde faaliyetler yürütülecektir. Ayrımcılık ve nefretle mücadele güçlendirilecektir. Ayrımcılık ve nefretle mücadele alanında izleme ve denetim mekanizmaları güçlendirilecektir. Yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve şeffaflığı güçlendirilecektir.

“Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı”

Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı bakımından sorun oluşturan unsurların tespiti için durum analizi yapılacak, bu husustaki iyi uygulama örnekleri ile uluslararası standartlar incelenerek rapor hazırlanacaktır. Hâkim ve savcılara ilişkin disiplin süreci hukuki öngörülebilirlik, hâkimlik teminatı ve hak arama hürriyeti çerçevesinde gözden geçirilecektir. Lekelenmeme hakkının daha etkin korunması için Cumhuriyet savcılarının takdir yetkilerinin genişletilmesine yönelik çalışma yapılacaktır.”

Plana göre tamamlayıcı emeklilik ve sağlık sigortası yaygınlaştırılacak. Planda, sosyal güvenlik alanında yapılması hedeflenen bazı uygulamalar şöyle: “Nüfusun yaşlanmasının sosyal güvenlik sistemi üzerindeki etkilerinin azaltılması için bakım sigortası ve mesleki rehabilitasyon uygulamaları hayata geçirilecektir. Yaşlı bakım hizmetlerinin finansmanı için bakım sigortası kurulacaktır.

Sosyal güvenlik sistemi, emekli refahının artırılması ve kişilere ilave sağlık güvencesi sağlanması amacıyla tamamlayıcı emeklilik ve sağlık sistemleriyle desteklenecektir. Genel Sağlık Sigortası sisteminin sürdürülebilirliğinin güçlendirilmesi, kişilere alternatif bir sağlık güvencesi sağlanması ve sağlık hizmet sunumundaki kapasitenin etkin kullanımı için tamamlayıcı sağlık sigortacılığı teşvik edilecektir.”

Planda öncelikli gelişme alanları arasında gösterilen enerji konusunda yapılacaklar da sıralandı. Planda Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin devreye alınacağı belirtilirken şu ifadelere yer verildi:

“Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) bütün üniteleri ile elektrik üretimine başlayacaktır. Nükleer santral kurulu gücünün artırılmasına yönelik çalışmalara devam edilecektir. Küçük modüler reaktörler, füzyon teknolojileri ve ileri nesil reaktörler gibi yeni teknolojilere yönelik çalışmalar yapılacaktır. Nükleer atıkların güvenli bir şekilde bertarafı için atık tesisi kurulmasına yönelik çalışmalar yürütülecektir.”

Planda eğitim konusunda hayırseverlerin teşvik edilmesi hedefi de yer aldı. Planda bu hedef; “Hayırseverlerden ve özel sektörden gelen desteklerin öncelikle okul öncesi eğitim alanına yönlendirilmesi teşvik edilecektir. Fiziki mekan ihtiyacı olmayan bölgelerde hayırseverlerin yaptıkları finansal katkıların eğitim destekleri, öğretim materyalleri gibi cari harcamalara yönlendirilmesi sağlanacaktır. Üniversitelere yapılacak yardım ve bağışlar teşvik edilecektir” denildi.

Ayrıca planda, öğretim programlarında “milli, manevi, ahlaki” değerlerinin esas alınacağı da “Öğretim programları milli, manevi, ahlaki ve evrensel değerler esas alınarak küresel gelişmelere ve ihtiyaçlara uygun olarak güncellenecek, dijital içeriklerin niteliği ve niceliği geliştirilecektir” diye ifade edildi.

Planda çocuklar için yapılacaklar da sıralanırken, “Yoksulluğun nesiller arası aktarımını azaltmak ve fırsat eşitliğini artırmak üzere çocukların bireysel ihtiyaçlarına yönelik uygulamalar hayata geçirilecektir” denildi. Planda sosyal yardımlara ilişkin yapılacaklar arasında şunlar da yer aldı:

“Sosyal yardım sistemi gözden geçirilecek, iş gücüne katılıma mani olmayacak şekilde bütünleşik bir yapıda, aile odaklı ve fert başına asgari bir geliri garanti edecek şekilde yeniden kurgulanacaktır. Sosyal yardımlar fırsat eşitliği gözetilerek yürütülecektir.”

Planda taşınmazların güncel değerlerini ilgili kurumlarla koordinasyon ile kayıt altına alan bir veri tabanı oluşturulacağı da belirtildi. Planda, “Gayrimenkul değerlemesi için taşınmazların güncel değerlerini ilgili kurumlarla koordinasyon ile kayıt altına alan bir veri tabanı oluşturulacak ve bilgisayar destekli toplu değerleme yöntemlerinin uygulanmasına yönelik çalışmalar yürütülecektir” denildi.

Marmara Bölgesi’nde olası depreme karşı yapıların güçlendirileceğine de planda yer verildi. Planda, İstanbul’a ilişkin “İstanbul başta olmak üzere riskli yapı stokunun dönüşümünün hızlandırılması amacıyla mevzuat düzenlemesi gerçekleştirilecektir” denildi.

Planda, dar ve orta gelirlilere yönelik TOKİ’nin ürettiği konut sayısının 2022 yılında 60 bin 440 olduğu ve bu sayının 2028 yılında 500 bine çıkarılacağı hedefine de yer verildi. Planda, ülkedeki konut sorununa ilişkin yapılacaklardan bazıları ise şöyle ifade edildi

“Özellikle kentlerdeki barınma sorununa sağlıklı çözümler üretilebilmesi için dar gelirlilere, kadınlara, engellilere ve gençlere yönelik toplu konut uygulamaları yürütülecektir. Afetler sonrasında acil barınma ihtiyacını ivedilikle karşılamak için gerçekleştirilen ve imar mevzuatını değiştiren düzenlemeler, sürdürülebilir konut çevresi, uygulamada etkinlik, afetlere karşı risk azaltma ve dirençlilik, eskisinden daha sağlam inşa prensipleri doğrultusunda yeniden gözden geçirilecektir. Kaçak yapı stoku ortaya konulacak ve kaçak yapılaşmayı önleyici tedbirler alınacaktır. Afet konutlarının yapımında afetzedelerin barınma ihtiyacını en kısa zamanda karşılayacak şekilde hak sahipliği, geri ödeme ve finansman yöntemleri ile ilgili mevzuat yeniden ele alınacaktır.”

Planda kamuda işe alımlarda yapılacak uygulamalar da şöyle ifade edildi: “Kamu görevlerine ilk defa atanacaklar için mevcut sınav sistemi mevzuat ve uygulama boyutlarıyla birlikte gözden geçirilerek, sözlü sınavların atamaya konu olan görevin niteliğinin gerekli kıldığı hallerle sınırlı olarak yapılması sağlanacak, sınav kurullarının tarafsızlığının korunması, şeffaflık, adalet ve hakkaniyet ilkelerini güçlendirecek düzenlemeler hayata geçirilecektir.”

Paylaşın

Erdoğan: Enflasyonu Tek Haneye İndireceğiz

Kabine toplantısı sonrası açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Farklı kampanyalarla enflasyonla mücadelemizi iş dünyamızı da dahil ediyoruz. Tedarik zincirinde yaşayan aksamalardan kaynaklı enflasyon oranını asgari orana düşürmek için yapmış olduğumuz birliktelik çağrımızdır. Otomobil gibi fahiş fiyat balonunun oluştuğu kimi sektörlerde dengelenme başladı” dedi ve ekledi:

“Konut sektöründe de benzer tablonun ortaya çıktığına şahit oluyoruz. Enflasyon sorununu daha önce başardığımız gibi yeniden tek haneye indireceğiz. Bölgemizde patlak veren yeni kriz ve çatışmalar işimizi zorlaştırsa da Allah’ın izniyle bunları aşacak iradeye sahibiz. Milletimizin bize ve ekonomi yönetimimize güvenine devam etmesini istiyoruz.”

Cumhurbaşkanlığı kabine toplantısının ardından kameraların karşısına çıkan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere aziz şehitlerimizi, vatan topraklarını kanlarıyla sulayan yiğit gazilerimizi rahmetle yad ediyorum. Gerek telefonla arayarak gerekse mesaj göndererek 100. yıl heyecanımızı paylaşan dost ülke liderlerine şükranlarımı sunuyorum. Cumhuriyetimizin 100. yıldönümünü manasına ve önemine yakışır bir şekilde büyük bir gururla kutladık. İstanbul Boğazı’nda yapılan geçit töreninde ülkemizin sanayi alanında eriştiği seviyeyi yeniden görme fırsatını bulduk. TCG Anadolu’nun öncülüğünde 100 savaş gemimiz tarafından yapılan geçit türeni hem duygulandırdı hem de kıvanç kaynağımız oldu.

Türkiye hayatta kalabilmek için başta savunma sanayi olmak üzere her alanda güçlü olmak zorundadır. Mevcut vatan topraklarını bize çok göreceklerini gayet iyi duyuyoruz. Kimseye husumet beslemeden ordumuzu güçlendirmeye devam edeceğiz. 100. yıl vesilesiyle yaptığımız hitabımızda Türkiye’nin son 1 asırda kat ettiği mesafeyi somut rakamlarla karşılaştırmalı olarak ortaya koyduk. Rakamlar kimin Cumhuriyete hakkıyla sahip çıktığını kimin de istismarını yaptığını açıkça göstermiştir. Cumhuriyeti salonlara ve balolara hapsedenlere, millete mal etmek yerine kendi ideolojilerin aparatı haline getirenlere, bu ülkede yıllarca Cumhur karşıtlığı yapanlara bu tarihi yıldönümünün nasıl idrak edilmesi gerektiğini gösterdik.

Milleti dışlayan, milletin olmadığı soğuk törenler yerine Cumhuriyetimizin ruhuna uygun şekilde halkımızla omuz omuza kutladık. Davetimize icap ederek evlerini, araçlarını, işyerlerini bayraklarımızla süsleyen tüm vatandaşlarıma teşekkür ediyorum. Pazar günkü tablo Gazi Mustafa Kemal’in de muradını yansıtmıştır. Gazi’nin mirasını gerçek anlamda yaşatanlar millete efendilik taslayanlar değil 85 milyonun tamamına hizmetkârlık yapanlardır. Biz işte bunu sağladık, bunu başardık. Bizim dönemimize kadar Türkiye’nin en büyük sorunu milletin kurduğu Cumhuriyet’i, milletin değerleri, inancı, kültürüyle hesaplaşma aracına dönüştüren istismarcılar olmuştur. Gardrop Atatürkçüleri yıllarca bu ülkeyi ikinci sınıf ekonomiye mahkum etmiştir. Gazi’nin vefatından sonra milleti yıllarca inim inim inletenler işte bunlardır.

1960’tan itibaren her 10 yılda bir milli iradeye kast edenler bunlardır. Anadolu insanını takunyalı, örümcek kafalı, makarnacı, yobaz diye aşağılayan bunlar. Kızlarımızı kılık kıyafetlerinden dolayı üniversite kapılarında ağlatanlar bunlardır. Cumhuriyet mitingleri adı altında darbe çığırtkanlığı yapanlar bunlardır. Oy tercihleri sebebiyle depremzedelerimize hakaret edenler yine bunlardır. Bu faşist zihniyetin mensuplarıdır. Bu çevreler bugün de farklı yöntemlerle içlerindeki nefreti kusmaya devam ediyor. Cumhuriyet kutlamalarında bile nefret söylemi bulaştıran bu güruha asla prim vermeyeceğiz.

Demokrasiden ve milli iradenin rehberliğinden asla sapmadık. Hizmet ve eser siyasetini dünya görüşümüzün merkezine yerleştirdik. Milleti kutuplaştıranlardan değil toplumu kucaklaştıranlardan olduk. Kimseyi dışlamadan, farklılıkları tehdit olarak görmeden herkesi aynı hedef, kader etrafında toplayarak milli birliğimizi tahkim ettik. Gazi’nin ‘en büyük eserim’ dediği Türkiye Cumhuriyeti’ne yatırımları kazandırdık. Demokrasimizi tüm kurum ve kuralları ile tesis etmek için Cumhur ile Cumhuriyet arasına çekilen tel örgüleri kaldırmak için gece gündüz çalıştık, çabaladık mücadele verdik. Eksiklerimiz, kusurlarımız, tüm gayretlerimize rağmen yapamadıklarımız şüphesiz olmuştur. Elini vicdanına koyan herkesin kabul edeceği gerçek şudur: Türkiye Cumhuriyeti 100. yılını kutlarken daha önce olmadığı kadar güçlüdür, güvendedir, itibardadır.

Biz birlikte Türkiyeyiz. Tarihi şanlı zaferlerle dolu kahraman ecdadın torunlarıyız. Bize yakışan birlik, beraberliktir. Bir duvarın tuğlaları gibi kenetlenmektir. Bunu başardığımızda Allah’ın izniyle önümüze çıkacak hiçbir engel yoktur. Elele gönül gönüle vererek Türkiye Yüzyılını barışın yüzyılı yapacağımıza yürekten inanıyorum. Cumhuriyetimizin 100. yaşını Gazze’de ve Filistin’de kardeşlerimizin katliama uğradığı hüzünlü bir dönemde karşıladık. 7 Ekim’den bu yana Gazzeli kardeşlerimiz çok büyük zulme ve vahşete maruz bırakılıyor. Avrupa ve Amerika’nın koşulsuz desteğini arkasına alan İsrail yönetimi tüm dünyanın gözleri önünde insanlık suçu işliyor.

Dün Gazzeti kardeşlerimize hediyemiz olan Dostluk Hastanesi İsrail güçleri tarafından hedef alındı. Bu kritik sağlık kuruluşu İsrail barbarlığının en son kurbanı oldu. Kanser hastaları ilaca erişim imkanlarını yitirdi. Oysa savaşta bile hastanelere dokunulmaz, hasta taşıyan ambulans vurulmaz. Devlet savaş hukukuna uymakla mükelleftir. Sadece bu saldırı bile tek başına İsrail’in hak, hukuk, insani değer tanımadığını ispata yeterlidir. İsrail’in saldırıları sonucunda çoğu bebek, çocuk ve kadın olmak üzere 8 bin 500 Filistinli şehit edildi. 21 binden fazla Filistinli kardeşimiz yaralandı. BM’ye göre 1000’den fazla cenaze halen yıkıntıların altında.

Gazze’deki binaların çok önemli kısmı yıkıldı veya tahrip oldu. Elektrik, su, yakıt, gıdası üç hafta önce kesilen Gazzeliler açlıkla ve ağır bombardımanla adeta kıyıma uğruyor. Demokrasi ve insan haklarının beşiği olma iddiasındaki ülkeler ise ne yazık ki bu kıyıma aleni destek veriyor. Türkiye olarak sergilediğimiz insani, adaletli, onurlu tavrı bugün de sürdürüyoruz. Sivillere yönelik eylemleri kabul etmediğimizin altını her fırsatta çiziyoruz. Gazze’ye daha fazla bomba yağdırarak güvenliğin sağlanamayacağını ifade ediyoruz. Devlet hakkını tamamen yitirdiği görülen ve örgüt gibi davranan İsrail’in bir an önce durdurulması gerektiğine inanıyoruz. Gazze’de masumların hakkını her platformda sonuna kadar savunacağız.

Filistin mitingimiz başta İsrail olmak üzere tüm dünya tarafından çok yakından takip edildi. Gazze için kıyama kalkan siyasi parti genel başkanlarına, sanatçılara, yabancı misafirlerimize 1,5 milyonu aşkın yürekli insana buradan teşekkür ediyorum. 25. gününü geride bırakan bu katliamın önüne geçilmesi en öncelikli meselemizdir. Bunun için evvel emirde ateşkesin sağlanması, kalıcı barışa giden yolun açılması gerekiyor. Filistin-İsrail’in Uluslararası Barış Konferansı bunun için en uygun platform olacağı kanaatindeyiz. Yeni bir güvenlik mekanizmasının tesisini gerekli görüyoruz. Böyle bir adım atılması halinde Türkiye olarak sorumluluk almaya hazırız.

Savaşı diplomatik yollarla sona erdirmek için çalışırken, Gazze’li kardeşlerimize tüm imkanlarımızla sahip çıkmaya devam ediyoruz. Bugüne kadar 10 uçak yardım malzemesini sevk ettik. 54 görevlimizin bölgeye intikalini sağladık. Ülkemizin gönderdiği bir kısmı Gazzeli kardeşlerimize ulaşan yardım malzemelerinin toplamı 213 tonu buldu. Daha fazla insani yardım TIR’ının Refah kapısından girişine izin verildikçe yardımlarımızı artıracağız. Türkiye dün olduğu gibi bugün de Filistinli kardeşlerinin yanındadır. Başta Avrupalı ülkeler olmak üzere Batı dünyası Gazze’deki insanlık sınavında bir kez daha sınıfta kalmıştır.

25 gündür çocuklar, kadınlar ölüyor. Hastaneler bombalanıyor. 360 kilometre karede 2,3 milyon mazlum hayatta kalma mücadelesi veriyor. Gazze’de insanlığa ait ne kadar haslet varsa hepsi tek tek yok ediliyor. AB bırakın kınamayı çıkıp ateşkes çağrısı bile yapamıyor. Bunu yapmadıkları gibi hepsi bir ağızdan İsrail mezalimine kılıf uydurmaya çalışıyorlar. BM Güvenlik Konseyi, Gazze’deki BM kuruluşlarının ve personelinin hedef alınmasını sadece seyrediyor. İnsan hakları kuruluşları 25 gündür işlenen insanlık suçları karşısında hiçbir tepki göstermiyor.

Çok açık ve net söylüyorum; bugün binlerce Gazze’li çocuğun ölümüne seyirci kalanların yarın herhangi bir konuda söyleyecekleri hiçbir sözün kıymeti harbiyesi olmaz. Aslolan zor zamanda konuşmaktır. Hakkı bu gün haykırmaktır. İsrail’in katliamlarına ses çıkarmayan tatlısu hak savunucularından insanlığa da dünyaya da hiçbir hayır gelmez. İnşallah bundan sonra da dik ve kararlı duruşumuzu muhafaza edeceğiz.

Uluslararası alanda etki sahibi bir ülke olmanın yolu tüm unsurlarıyla ekonomisi güçlü bir üke olmaktan çıkar. Türk ekonomisini güçlendirmeye, büyütmeye, karşılaştığı zorlukların üstesinden başarıyla gelmeye çalışıyoruz. 12. Kalkınma Planını Meclisimize sunduk. Katılımcı bir anlayışla tüm taraflarla istişare edilerek hazırlanan planın en önemli özelliği 2053 vizyonumuza ışık tutmasıdır. Birileri parti içi kavgalarla, Güneş Motel utancını aratmayan siyasi kavgalarla günlerini geçirirken biz 30 yıl sonrasının hedeflerini belirliyoruz.

Türkiye ekonomisi için 2053 hedefimiz 7,7trilyon dolar milli gelir düzeyine ulaşmaktır. Türkiye bugün birileri için hayal gibi görünen seviyeyi yakalayacak potansiyel ve imkana sahip olan ülkedir. Biz gözümüzü ufuktan ayırmamaya hassasiyet gösteriyoruz. Vatandaşımıza verdiğimiz sözleri tutmaya devam ediyoruz. Üniversiteli gençlerimize cep telefonu, bilgisayar desteği ve ücretsiz internet sözümüzü geçen hafta yerine getirdik. Göreve geldiğimizde yükseköğrenim öğrencilerimizin kredi burs miktarı neydi? 45 liracıktı. Biz bu rakamı 27 kat artışla lisansta 1250 liraya yüksek lisansta 2500 liraya, doktorada 3700 liraya çıkardık. Kredilerde yalnızca an aparanın ödemesini temin ettik. 3,3 milyon öğrencimizin toplam 27 milyar liralık borcunu silmiş olduk.

Tek bir öğrencimizi dahi açıkta bırakmamak için yurtlarımızın sayısını ve yatak kapasitesini artırdık. Bu sene 950 bini aşkın gencimize yurtlarımızda barınma imkanı sunuyoruz. Şimdi de kredi veya burs alan 1 milyon 600 bin öğrencimize önümüzdeki yıl ödeyeceğimiz rakamları açıklıyorum. 2024 yılında lisans öğrencilerine 2000 lira, yüksek lisans öğrencileri için 4000 lira, doktora öğrencileri için 6000 liraya çıkartıyoruz.

Emeklilerimize yapacağımız 5 bin lira tutarındaki bir defaya mahsus ödemeyle ilgili süreç tamamlanmak üzere. Meclisimizin onayını aldık. Emeklilerimize ödemelerini önümüzdeki haftalarda gerçekleştireceğiz. İster emekli, ister kamu görevlisi, işçi olsun, ücretli çalışanların hiçbirini enflasyona ezdirmeyeceğimizi bilmenizi istiyorum. Depremzedelerimizi ihmal etmiyoruz. 11 ilimizde 200 bin konutun inşası hızla devam ediyoruz. Yapımı biten konutları yakına etap etap teslim ediyoruz Sene sonuna kadar 41 konut ve 5 bin köy evinin teslimini planlıyoruz. Yerinde dönüşüm projemizle ilgili kredi ve hibe tutarlarını güncellemiştik. 235 bin kardeşimizin başvurduğu bu projemizi süratle hayata geçiriyoruz.

“Fırsatçılara kesinlikle göz açtırmayacağız”

KOSGEB vasıtasıyla yeni bir kredi paketine devreye alıyoruz. İşletme başına 200 bin ile 700 bin lira arasında faizsiz kredi sağlıyoruz. Milletin aşına ve ekmeğine kan doğrayan fırsatçılara kesinlikle göz açtırmayacağız. Farklı kampanyalarla enflasyonla mücadelemizi iş dünyamızı da dahil ediyoruz. Tedarik zincirinde yaşayan aksamalardan kaynaklı enflasyon oranını asgari orana düşürmek için yapmış olduğumuz birliktelik çağrımızdır. Otomobil gibi fahiş fiyat balonunun oluştuğu kimi sektörlerde dengelenme başladı. Konut sektöründe de benzer tablonun ortaya çıktığına şahit oluyoruz. Enflasyon sorununu daha önce başardığımız gibi yeniden tek haneye indireceğiz.

Bölgemizde patlak veren yeni kriz ve çatışmalar işimizi zorlaştırsa da Allah’ın izniyle bunları aşacak iradeye sahibiz. Milletimizin bize ve ekonomi yönetimimize güvenine devam etmesini istiyoruz. Gurur kaynağımız olan karateci ve grekoromen güreşçilerimizi tüm sporcularımızı cani gönülden tebrik ediyorum. Sizleri sevgi, saygıyla selamlıyorum. Rabbim yâr ve yardımcımız olsun diliyor, sağlık ve esenlikle hayırlı akşamlar diliyorum.

Paylaşın