HEDEP’li Hatimoğulları’ndan Erdoğan’a 50+1 Yanıtı: Sen Getirdin

HEDEP Eş Genel Başkanı Tulay Hatımoğulları, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 50+1 formülünün değişmesi gerektiği yönündeki sözlerine ilişkin, “Erdoğan Anayasa’yı buruşturulacak kağıt, canı istediğinde oynanacak bir oyuncak zannediyor” dedi ve ekledi:

“Ey Erdoğan, 50+1’i sen getirdin, tek adam rejiminin inşa edilmesi için otoriter yönetimin öncülüğünü yaptı, onun şahsi öncülüğü de senin şahsında cisimleşmiştir.”

Hatımoğulları açıklamasının devamında, “Bizim için 50+1 demek erkek+erkek demektir. Bu 40+1’e de inse erkek+erkek demektir. O nedenle bizler HEDEP olarak bütün siyasi partilerin doğrudan temsil hakkını savunduğumuzu buradan ilan ediyorum. Demokratik bir sisteme ihtiyacımız var, Erdoğan’ın oyları düştüğü için Anayasa’da oynama meselesine ihtiyacımız yoktur.” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı Tulay Hatımoğulları, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda açıklamalarda bulundu. Hatımoğulları, konuşmasında 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’ne ilişkin mesaj verdi.

Tulay Hatımoğulları, “Bugün 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla grubumuzu siz değerli kadınlarla birlikte yapıyoruz. 1960’da Mirabel kardeşler özgürlük, eşitlik mücadelesi verdikleri için katledildiler. Bizler, onların miraslarını bıraktıkları yerden devralarak daha da ileri taşıyacağız. Mücadeleleriyle kelebek etkisi yarattılar. Kelebeklerin ömrü kısadır ama rengarenktir” dedi.

HEDEP Eş Genel Başkanı Hatımoğulları, “Selam olsun mücadelede yitirdiğimiz bütün kız kardeşlerimize. Selam olsun yoldaşlarımıza, onları saygıyla anıyoruz, bayraklarını asla yerde bırakmayacağız” ifadelerini kullandı.

Meclis’teki bütçe görüşmelerine değinen Hatımoğulları, “Meclis’teki bütçe görüşmelerinde kadının adı yok. Bu bütçede çocuk, farklı cinsel yönelimler yok. Engelliler yok, engelli kadınlar ise hiç yok. Bu bütçe toplumsal cinsiyete duyarlı olmayan bir bütçe. Biz bütçemizi kendi ellerimizle yapacağız” dedi.

“Biz bütçemizi kendi elimizle yapacağız” diyen Oruç Hatımoğulları, “Kadın Bakanlığı’nı kuracağız ve Kadın Bakanlığı’nın bütçesi ayrı görüşülecek” ifadelerini kullandı.

Herkesin kılık kıyafetinde özgür olma hakkı olduğunu vurgulayan Hatımoğulları, “Bunu hiç kimse bir siyasi malzeme olarak sakın ola getirmeye kalkmasın. Kıyafetlerimizi, yaşam tarzımızı ne AKP ne de HÜDAPAR belirleyemez. Kadınları bölmek isteyenlere karşı daha güçlü bir dayanışmayı, başı açık ya da kapalı fark etmez, bütün kadınlar olarak ortak bir şekilde vereceğiz” diye konuştu.

“Başörtülü kız kardeşlerime sesleniyorum” diyen Hatımoğulları, şunları söyledi: “Başımız açık ya da kapalı olabilir, eteğimiz kısa ya da uzun olabilir, önemli değil. Biz kadınlar özgürlüklerimiz için bir arada olmalıyız, dayanışmayı büyütmeliyiz, ele ele vermeliyiz ve bu iktidarı alaşağı etmeliyiz.”

Erdoğan’a 50+1 yanıtı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘yüzde 50+1’ çıkışına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Oruç, “Erdoğan Anayasa’yı buruşturulacak kağıt, canı istediğinde oynanacak bir oyuncak zannediyor. Ey Erdoğan, 50+1’i sen getirdin, tek adam rejiminin inşa edilmesi için otoriter yönetimin öncülüğünü yaptı, onun şahsi öncülüğü de senin şahsında cisimleşmiştir” ifadelerini kullandı.

HEDEP Eş Genel Başkanı Hatımoğulları, şunları kaydetti: “Bizim için 50+1 demek erkek+erkek demektir. Bu 40+1’e de inse erkek+erkek demektir. O nedenle bizler HEDEP olarak bütün siyasi partilerin doğrudan temsil hakkını savunduğumuzu buradan ilan ediyorum. Demokratik bir sisteme ihtiyacımız var, Erdoğan’ın oyları düştüğü için Anayasa’da oynama meselesine ihtiyacımız yoktur.”

Yerel seçimlere ilişkin mesaj veren Hatımoğulları, “Önümüz yerel seçim. Lütfen hız kesmeden seçim yarın olacakmış gibi hep birlikte çalışmalarımızı sürdürelim” diye konuştu. Hatımoğulları, şunları söyledi: “Kayyumcu zihniyetten hesap soracağız. Bizim olanı geri alacağız. Belediyelerimizi yeniden inşa edeceğiz. Kadın odaklı yerel yönetimlerin nasıl olacağını Türkiye ve dünyaya bir kez daha göstereceğiz.”

Bakırhan: 50+1 sistemi yıkılmaya mahkum

Öte yandan Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde halka seslenen HEDEP Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 50+1 formülünün değişmesi gerektiği yönündeki sözlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bakırhan, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Küçük ortakla birbirlerine girdiler. Şimdi Erdoğan ve partisi bu 50 artı 1 için Türkiye’nin kurtuluşu demişti. Demokrasi gelecekti, barış gelecekti, kavga bitecekti, yoksulluk bitecekti. Aradan 5 yıl geçmeden küçük ortakla 50 artı 1 tartışması yürütüyorlar. Belli ki küçük ortağın bu kadar agresif olmasının bir sebebi budur. 50 artı 1’den vazgeçilince öneminin ve anlamının kalmayacağını düşünüyor. Bakalım aralarında nasıl çelişkiler, nasıl kavgalar çıkacak.

Yani bunların 5 yıl önce kurtuluş olarak sundukları başkanlık sistemi şimdi yıkılmak üzere ve bizlere yerine yeni bir şeyler önermeye çalışıyorlar. Her seferinde bize kurtarıcı olarak sundukları bütün projeleri yerle bir oluyor. Çünkü içinde halk yok, demokrasi yok, emek yok, emekçi yok, işçi yok, farklılıklar yok. İçinde toplumun kendisinin olmadığı sistem ne olursa olsun şimdi başkanlık sisteminin tartışıldığı gibi tartışılmaya, yıkılmaya, yok olmaya mahkumdur.”

Paylaşın

CHP’de Yerel Seçim Çalışmaları Hız Kazandı

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerde çalışmalarını hızlandırdı. CHP, Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısında yerel seçim takvimi ve aday tespit kriterleri belirlendi.

CHP, tüm büyükşehir, il, ilçe ve beldelerde aday çıkaracak. İlerleyen süreçte diğer muhalefet partileri ile seçim iş birliğinin gündeme gelmesi ve partiler arasında mutabakat sağlanması halinde bazı seçim çevreleri için bu karar gözden geçirilebilecek.

CHP yönetimi, yerel seçim iş birliği görüşmeleri için başta İYİ Parti olmak üzere herhangi bir partiden adım beklemeyecek. Temaslar en kısa zamanda başlayacak.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın haberine göre; Kurultay sürecini geride bırakan CHP’nin yerel seçimlere giderken atacağı adımlar netleşmeye başladı. Dün gerçekleşen Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısında yerel seçim takvimi ve aday tespit kriterleri belirlendi.

CHP yönetimi, belediye başkan adaylarını belirlemede farklı yöntemler işletecek. Başta büyükşehirler olmak üzere, başkanları CHP’li olan il ve ilçelerdeki mevcut başkanların yeniden aday gösterilip gösterilmemesi konusunda 4 farklı kriter dikkate alınacak.

İlk kriter, “mevcut başkandan memnuniyet” olacak. Seçmenin belediye başkanından ve hizmetlerinden memnun olup olmadığını ölçmek üzere “memnuniyet anketleri” yaptırılacak.

Son yerel seçimde CHP’nin aldığı oy ile yapılacak güncel anketlerdeki CHP’nin oy oranı da karşılaştırılacak. Böylece belediye başkanının partinin mevcut oy oranına katkısı olup olmadığı da ölçülmüş olacak.

Halihazırda CHP’de olan belediyelerin başkanlarının başarıları, parti il veya ilçe örgütünün, ilin milletvekillerinin görüşleri dikkate alınarak da değerlendirilecek.

Sadece o ilin veya ilçenin örgüt yöneticileri ve milletvekillerinden değil partinin görevlendirdiği başka illerin milletvekillerinden ve parti yöneticilerinden oluşan heyetlerden de görüş alınacak. Başka illerin milletvekilleri ve parti yöneticileri, görevlendirildikleri illere ilişkin rapor hazırlayacak. Bu rapor hazırlanırken sadece o kentteki partililerin değil sivil toplum örgütlerinin, iş insanlarının, yerel medyanın, esnafın da görüşü alınacak.

Tüm bu aşamalar tamamlandığında ortaya çıkan sonuca göre aday belirleme yöntemi netleşecek. Ağırlıklı olarak parti denetiminde ön seçim yöntemini benimsemeyi düşünen yeni MYK, bazı illerde tek bir isim üzerinde uzlaşı sağlanabileceğini, üye sayısı az illerde ise bu yöntemin hayata geçirilemeyeceğini ifade ediyor.

CHP’nin yönetimde olduğu tüm illerde ve ilçelerde geçerli olacak bu yöntemler, Genel Başkan Özgür Özel’in de isimlerini açıkladığı ve memnuniyet oranının çok yüksek olduğu İstanbul, Ankara ve Aydın’da geçerli olmayacak.

CHP, belediye meclis üyeliklerinde cinsiyet ve genç kotasını da uygulayacak. Buna göre belediye Meclis üye adaylarının üçte 1’i kadınlardan, dörtte 1’i de gençlerden oluşacak.

CHP Ankara ve İstanbul için ise özel bir strateji yürütecek. Ankara’da cumhurbaşkanlığı seçiminde Kemal Kılıçdaroğlu’nun yüksek oy aldığı ancak halen AK Parti veya MHP’de olan bazı belediyelerin alınabileceği ifade ediliyor. Mamak, Etimesgut, Gölbaşı gibi ilçe belediyeleri üzerinde özel olarak duruluyor.

CHP yönetimi, İstanbul’daki 39 ilçenin en az 25’ini kazanma potansiyelleri olduğunu ifade ederken 30 ilçeyi kazanmak üzere çalışma yürüttüklerini ifade ediyor. Belediye başkan adaylarının ilçenin talepleri, sosyal dokusu, farklı toplum kesimleri ile ilişkileri dikkate alınarak belirleneceğini ifade eden yöneticiler, bu konuda detaylı veriler içeren kapsamlı ve bilimsel çalışmalar yaptıklarını anlattı.

CHP yönetimi, yerel seçim stratejisini belirlemek üzere milletvekilleri, Parti Meclisi üyeleri ve parti yöneticilerinin katılımıyla 1-3 Aralık tarihleri arasında Antalya Manavgat’ta kampa girecek. Kampta seçim kampanyasına ilişkin önerilerin yanı sıra, seçim bölgelerinde görevlendirilecek heyetler de belirlenecek.

MYK toplantısının ardından il ve ilçe başkanlıklarına gönderilen genelgeye göre büyükşehir, il, ilçe belediye başkanlıkları ile belediye meclis üyeliği adaylığı için başvurular 21-28 Kasım arasında alınacak.

İl ve ilçe başkanlarının belediye başkanlığına aday olmamaları yönündeki geçen dönem alınan tavsiye kararı uygulanacak. Ancak kamuoyu yoklamaları ve örgütlerin görüşü doğrultusunda, il veya ilçe yöneticilerinin belediye başkan adayı olması yönünde bir eğilim çıkarsa istisnai uygulamalar söz konusu olabilecek. Ayrıca partinin güçsüz olması nedeniyle, aday çıkarılamayan yerlerde de ilçe, il veya belde başkanları doğal aday olacak.

Tüm seçim çevrelerinde aday çıkarılacak

CHP, tüm büyükşehir, il, ilçe ve beldelerde aday çıkaracak. İlerleyen süreçte diğer muhalefet partileri ile seçim iş birliğinin gündeme gelmesi ve partiler arasında mutabakat sağlanması halinde bazı seçim çevreleri için bu karar gözden geçirilebilecek.

CHP yönetimi, yerel seçim iş birliği görüşmeleri için başta İYİ Parti olmak üzere herhangi bir partiden adım beklemeyecek. Temaslar en kısa zamanda başlayacak.

CHP’de belediye başkanlığı ve belediye meclis üye adaylığı başvuru ücretleri de netleşti. Başvuru ücretleri başvuru yapılan yerin nüfus büyüklüğüne göre kademeli olarak artacak. Buna göre en yüksek ücreti 50 bin lira ile büyükşehir belediye başkan adayları, en düşük ücreti ise 3 bin lirayla, nüfusu 5 binin altındaki belde adayları ödeyecek.

Belediye Meclis üye adaylarından da başvurdukları yerin nüfusuna göre bin lira ile 10 bin lira arasında başvuru ücreti alınacak. Kadın ve genç kontenjanından başvuranlar belirlenen ücretin yarısını, engellilerden, çatışmalarda hayatını kaybedenlerin yakınlarından ve gazilerden ise ücret alınmayacak.

Paylaşın

Bahçeli’den Erdoğan’a 50+1 Yanıtı: Muhtar Seçmiyoruz

Partisinin grup toplantısında konuşan MHP lideri Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ’50+1 değişmeli’ sözlerine yönelik olarak, daha önce yaptığı bir açıklamadan alıntı yaparak yanıt verdi ve aynı noktada olduklarını belirtti: 

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi milletimizin bir başarısı, geleceğinin müjdesi, milli bekanın güvencesi, milli birlik ve dayanışmanın zırhı, devlet yönetiminin milli hedeflerle birleşmesidir. Bu sistemin demokratik meşruiyet temeli yüzde 50 +1’dir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde Cumhurbaşkanı doğrudan halk tarafından seçildiği ve hükümet TBMM’den güvenoyu almadığı için ‘yönetimde istikrar’ ilkesi kendiliğinden gerçekleşmiştir.

Bu itibarla yüzde 50+1 oyla Cumhurbaşkanı seçilmesi çoğulcu demokrasinin dünyaya emsal teşkil edecek, model olacak bir şeklidir. Dikkat buyurunuz, milletvekili seçmiyoruz, belediye başkanı seçmiyoruz, muhtar seçmiyoruz, cumhurun bütününü temsil edecek Cumhurbaşkanı seçiyoruz.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Milliyetçi Hareket Partisi de bu vatanın, bu milletin daima hizmetkarı ve sevdalı yüreği olmaya karlık beklemeksizin yeminlidir. Türkiye’nin muhafazası, milli güvenliğimizin savunması vatan topraklarından değil; gönül, kültür ve kardeşlik bağlarımızın ilmik ilmik vicdanlara dokunduğu coğrafyalardan yapılmalıdır, bugüne kadar yapılan da bundan farklı bir şey değildir.

Filistin’in huzuru Türkiye’nin huzurudur. Suriye’nin istikrarı Türkiye’nin istikrarıdır. Irak’ın esenliği Türkiye’nin esenliğidir. Asırlar içinde pek çok çatışmaya sahne olan Filistin 16’ıncı yüzyıldan itibaren egemenlik şemsiyemiz altına girmiştir. Filistinli masumların gözyaşları ve dökülen kanları kesilmeden, hak kayıpları telafi edilmeden Ortadoğu’da kalıcı barış ve huzur ortamının inşası hayal ötesi bir beklentidir.

Gazze meselesi; güvenlik, inanç, insan, kültür ve tarih boyutlarıyla Türkiye’nin meselesidir. Bizim için bu konuda tarafsızlık diye bir şey söz konusu olamaz. Haksızlık karşısında suskun kalmak dilsiz şeytanlıktır. İsrail ile Filistin arasında acil ve insani ateşkesin olması için daha kaç çocuğun, kaç masumun ölmesi lazımdır?

Okullar, hastaneler, sivil yerleşim alanları, camiler, kiliseler, fırınlar, ambulanslar, su şebekeleri, elektrik santralleri, yollar, köprüler, mezarlıklar, son tahlilde insana dair ne varsa bombalanıyorken, Almanya Başbakanı’nın çıkıp da “İsrail’in yaptığı nefsi müdafaa” demesinin ahlaki, hukuki ve vicdani bir karşılığından bahsetmek mümkün müdür? İsrail vandallığının sözde nefsini savunanların, mazlumların nefsini konuşacak şerefli duruşu göstermeleri için daha başka neyin ve nelerin olması gerekmektedir? Bu nasıl bir nefistir ki, katilde olup da maktulde yoktur.

İsrail; orantısız, onursuz ve ahlaksız saldırılarına derhal son vermelidir. Uluslararası toplum İsrail üzerindeki baskıyı artırmalıdır. Son günlerde yoğunlaşan protesto gösterileri, uyanışa geçen küresel vicdan, İsrail halkı arasındaki keskin bölünmeler, bu ülke siyasetindeki sert çalkantılar Netenyahu’nun elini günbegün zayıflatmakta, yalnızlığa itmektedir.

Çıkmaza sürüklenen, kafası ve kalbi rehin altında olan İsrail Başbakanı’nın siyasetten silinip gideceği günler uzak değildir. İsrail ile Filistin arasında çok acil ve kalıcı ateşkes sağlanmalıdır. Sürdürülebilir bir barış ortamı muhakkak surette tesis edilmelidir. İsrail’in kontrolündeki nükleer başlıklı silahların araştırılması uluslararası gözlemciler vasıtasıyla derhal yapılmalıdır. Rehinelerin kurtarılması maksadıyla diyalog ve diplomatik kanallar oluşturulmalı, atılan adımlar karşılık bulmalı, insani yardımların önü açılmalıdır.

Filistin’in yutulmasına, Siyonizm masasında menü olmasına göz yummayacağız. Mücadeleyse mücadele edeceğiz; milli güvenliğimizi, tarihi çıkarlarımızı, egemenlik hukukumuzu, mazlum kardeşlerimizin tartışılmaz haklarını korumak için elimizden ne geliyorsa, gücümüz neye yetiyorsa bihakkın yapacağız.

Erdoğan’a 50+1 yanıtı

(Erdoğan’ın Almanya ziyareti sonrası yaptığı ’50+1 şartının değişmesi isabetli olur’ açıklamasına yönelik) Cumhuriyet’in yeni yüzyılında, Türk ve Türkiye Yüzyılı hedeflerinin temin sürecinin başında en büyük kozumuz, en müstesna kuvvetimiz 16 Nisan Halkoylamasıyla yönetim sistemimizde yapılan zamanlar üstü reformdur. Bu reformun mimarbaşı Türk milletidir ve onun ruh kökünden doğan Cumhur İttifakı’dır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Türkiye Cumhuriyeti’nin hem üçüncü evreye geçişini sağlamış hem de yeni yüzyılı kavrayan ve kuşatan demokratik ve dinamik nitelikli sistemsel başarısını somutlaştırmıştır. Milli iradenin takdir ve tercihiyle kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin üzerine gölge düşürmek, bilhassa “ucube sistem, tek adam rejimi” iddialarıyla çamur atmak yalnızca haksızlık değil bizatihi milletimize saldırıdır. Şayet cumhur ile Cumhuriyet kucaklaşmışsa, devlet ve millet arasında uyum tam manasıyla sağlanmışsa, bunun ana kaynağı, yegane sebebi, altın hissesi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne aittir.

Devlet hayatında çatlak sesler dinmiş, karar alma süreçleri seriye bağlanmış, kuvvetler ayrımı billurlaşmış, çok başlılık devri kapanmış, bürokratik oligarşinin suyu kesilmiştir. Yeni sistemin gerekli, yeterli siyasi, stratejik ve fikri demlenme süreci devam etmekte olup kurum ve kurallarıyla olgunlaşması, ilke ve esaslarıyla oturması Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın güvencesi olacaktır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi gelip geçici bir heves değildir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi işi bitince buruşturulup bir köşeye atılacak tek kullanımlık konjoktürel reçete hiç değildir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türkiye Cumhuriyeti’nin istikbal haysiyeti, milli bekasının habitatı; Türk milletinin huzur, barış ve kardeşlik iradesinin temel harcıdır.

Elbette Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin aksayan, tekleyen ve arıza sinyali veren yönleri varsa mutabakatla ele alınıp düzeltilmelidir. Bu da son derece doğal ve doğru bir seçenektir. Ancak her yönetim sisteminin bir özü, hukuki ve ahlaki meşruiyetini sağlayan demokratik bir özelliği vardır ve bunun tartışılması da öngörülemez sorun ve sıkıntılara yol açma riski taşımaktadır.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem hedefiyle milletimizin huzuruna çıkan zillet ittifakı amaçladığı icazet ve ruhsatı alamamış, milli irade Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni mevcut ve mahut haliyle tasdik ve teyit etmiştir. Lağvolunan bir kurum veya sistemin tekrar ihyası diye bir şey zaten makul ve mantıklı bir şey değildir.

İster iyileştirilsin, isterse de güçlendirilsin, eğer Parlamenter Sistem her şeye rağmen ihya edilseydi; dejenere olması, kaosa hizmet etmesi, kutuplaşma ve kamplaşmayı körüklemesi, devlet yönetimini krize sokması mukadder bir siyaset ve hayat gerçeği haline gelirdi. Bu ise 15 Temmuz FETÖ darbe teşebbüsü kadar vahim gelişmelere neden olabilirdi. Hamd olsun aziz milletimiz kötürüm ve köhne siyasetin ayak oyunlarına, yönetilemeyen Türkiye önerisine müsaade etmemiş, buna fırsat vermemiştir.

Bildiğiniz gibi, Sayın Cumhurbaşkanımız Almanya ziyaretinden dönerken Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ana omurgası, can evi, demokratik güvenliği olan yüzde 50+1 oy nisabıyla ilgili açıklamalarda bulunmuş ve şöyle demiştir: ‘Çoğunluğu alan adayın seçilmesi usulüne geçilmesi halinde Cumhurbaşkanlığı seçimi de seri olur, uğraştırmaz ve yanlış yollara da sevk etmez. Mevcutta 50+1 mecburiyeti partileri yanlış yollara sevk ediyor. Kimin eli, kimin cebinde belli değil.’ Sayın Cumhurbaşkanımızın tespit ve değerlendirmeleri siyasetin ve kurulan ittifakların parçalı yapısına bakıldığında tutarlı ve anlamlıdır.

Fakat bu konuda bizim geçmişten bugüne söylediğimiz sözler, yaptığımız açıklamalar, paylaştığımız görüşler de bellidir ve esasen hiç değişme göstermemiştir. 7 Haziran 2018 tarihinde, Kayseri Merkezli Bölge İstişare Toplantısında yapmış olduğum konuşmada şöyle demiştim: ‘Çok partili siyaset hayatımızda bu haliyle 16 Nisan Halkoylaması bir milat, hatta demokratik bir misak olmuştur. Yeni sistemde kutuplaşma ihtimali en aza çekilmiştir. Barajın fiilen yüzde 50+1’e çıktığı göz önüne alındığında siyasi partilerin uzlaşmaktan, ahlaki bir ittifak kurmaktan başka seçeneği de kalmamıştır.

Türkiye’nin beka düzeyinde tehditlerle boğuştuğu bir dönemde, siyasetin kavgaya sapmasını mantıki göremez, makul karşılayamazdık. İstiklalimize saldırılırken, istikbalimizle ilgili oyunlar tezgâhlanırken cumhurun emanetini daha fazla sahiplenmeli, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini yüksek bir şuurla müdafaa etmeliydik.’

2 Temmuz 2019 tarihli Meclis grup toplantımızdaki sözlerim de aynen şu şekildeydi: “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşama azminin, payidarlık iradesinin, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün aynen tecellisi ve tescilidir. İlaveten siyasi istikrarın teminatıdır. Yeni sistemle beraber barajın yüzde 50+1’e çıkması muhkem bir sayısal çoğunluktan daha çok müstesna bir uzlaşmayı, muazzam bir kucaklaşmayı sağlamıştır. Türkiye aradığı parlak yönetim sistemini pek çok badireye uğraya uğraya, birçok sorunla boğuşa boğuşa sonunda bulmuş ve benimsemiştir.”

Yine 16 Kasım 2021 tarihinde yaptığımız Meclis Grup Toplantımızda ise şunları söylemiştim: ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi milletimizin bir başarısı, geleceğinin müjdesi, milli bekanın güvencesi, milli birlik ve dayanışmanın zırhı, devlet yönetiminin milli hedeflerle birleşmesidir. Bu sistemin demokratik meşruiyet temeli yüzde 50 +1’dir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde Cumhurbaşkanı doğrudan halk tarafından seçildiği ve hükümet TBMM’den güvenoyu almadığı için ‘yönetimde istikrar’ ilkesi kendiliğinden gerçekleşmiştir.

Bu itibarla yüzde 50+1 oyla Cumhurbaşkanı seçilmesi çoğulcu demokrasinin dünyaya emsal teşkil edecek, model olacak bir şeklidir. Dikkat buyurunuz, milletvekili seçmiyoruz, belediye başkanı seçmiyoruz, muhtar seçmiyoruz, cumhurun bütününü temsil edecek Cumhurbaşkanı seçiyoruz.’ Milliyetçi Hareket Partisi olarak, dün ne demişsek bugün aynı çizgide, aynı düşüncede, aynı görüşteyiz.”

Paylaşın

MHP’li Celal Adan Özür Dilemedi, HEDEP’li Vekiller Meclis Kürsüsünü İşgal Etti

MHP’li Meclis Başkanvekili Celal Adan’ın küfür etmesi HEDEP milletvekilleri tarafından protesto edilmeye devam ediliyor. HEDEP’li Saruhan Oluç, “Bu şekilde çalışmayı kabul etmiyoruz, hâlâ özür dilemiyorsun” dedi.

HEDEP’li Sırrı Sakık ise, “Bu parlamentodan özür dilemeniz gerekir. Bizden özür dilemeniz gerekir. Bize milyonlarca oy vermiş vatandaşlardan özür dilemeniz gerekir” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık’ın konuşmasının ardından, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda MHP’li Meclis Başkanvekili Celal Adan’ın küfür etmesi HEDEP milletvekilleri tarafından protesto edilmeye devam ediliyor.

HEDEP’li milletvekilleri, bugün Celal Adan’ı protesto etmek için Meclis kürsüsünü işgal edip protesto eylemi düzenledi.

Mezopotamya Ajansı’nda yer alan habere göre, Celal Adan bugünkü TBMM Genel Kurulu’nda özür dilemeyeceğini belirterek, “Geçtiğimiz günlerde Meclis’i yönettiğim oturumla ilgili olarak bazı tartışmalar Genel Kurul’da gündeme gelmiştir. Bu konuda oturum sırasında ifade ettiğim hususlar bizatihi tutanaklarda yer almaktadır. Bunun dışında beni ve parlamentoyu bağlayacak hiçbir husus bulunmamaktadır. Hepinize saygılarımı sunuyorum” dedi.

Bunun üzerine söz alan Sırrı Sakık, “Bu parlamentodan özür dilemeniz gerekir. Bizden özür dilemeniz gerekir. Bize milyonlarca oy vermiş vatandaşlardan özür dilemeniz gerekir. Öyle geçiştirmekle olmaz. Grupta oturup birbirinizi alkışlamakla olmaz. Sizi sanki Kurtuluş Savaşı’nda bir kahraman gibi karşılıyorlardı. Çok ayıp” dedi.

Adan’ın söz verdiği diğer milletvekillerinin konuşmaları Meclis’te ıslık ve alkışla protesto edildi. HEDEP Antalya Milletvekili Saruhan Oluç, “Bu şekilde çalışmayı kabul etmiyoruz, hâlâ özür dilemiyorsun” dedi.

26 Ekim’deki Meclis Genel Kurulu’nda Sırrı Sakık’la tartıştıktan sonra mikrofonunu kapatmayı unutan Celal Adan’ın,  “Pez…ler ya” dediği duyulmuştu.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin 31 Ekim’deki grup toplantısında yaptığı konuşmada Celal Adan’a “TBMM’de haince konuşma yapan tescilli bir bölücüye yüreklice yanıt veren TBMM Başkanvekili Sayın Adan sahipsiz değildir, yalnız değildir” diyerek destek vermişti.

Paylaşın

Eski CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Çirkin İftiraları Üzülerek Takip Ediyorum

Eski CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Gerek sosyal medya gerekse televizyon programlarında partimizi ve delegelerimizi yıpratmak için parti kültürümüzle asla bağdaşmayan çirkin iftiraları üzülerek takip ediyorum” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Muhakkak ki bu kumpaslara yeltenen art niyetli gruplar olmuştur ya da olacaktır. Ama partimizi ve delegelerimizi kimsenin yıpratmasına asla izin vermem.”

Eski Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından “Partimize yönelik iftiralar üzerine…” notuyla bir video paylaştı. Kemal Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“Sevgili Cumhuriyet Halk Partisi ailem, kurultayımızdan sonraki süreç üzerine birkaç şey söylemek istiyorum.

Gerek sosyal medya gerekse televizyon programlarında partimizi ve delegelerimizi yıpratmak için parti kültürümüzle asla bağdaşmayan çirkin iftiraları üzülerek takip ediyorum.

Muhakkak ki bu kumpaslara yeltenen art niyetli gruplar olmuştur ya da olacaktır. Ama partimizi ve delegelerimizi kimsenin yıpratmasına asla izin vermem. Güzel günlerde görüşmek dileğiyle, sağlıcakla kalın.”

Paylaşın

Erdoğan: Gazze’de Kelimenin Tam Anlamıyla Bir Vahşet Yapılmakta

Kabine Toplantısı’nın ardından açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gazze’de kelimenin tam anlamıyla bir vahşet, bin yıl önceki Haçlı işgali, 2. Dünya Savaşı’nda yaşananları aratmayan bir gaddarlık yapılmaktadır” dedi ve ekledi:

“Hamile kadınları katletmekle övünen bir cinnet hali içindeler. Çocukları, yaşlı erkek ve kadınları uçaklarla, tanklarla, toplarla bombalayarak, üzerlerine mermi yağdırarak öldürmenin adı savaş değil barbarlık, eşkıyalık, devlet terörüdür.”

Erdoğan açıklamasının devamında, “Netenyahu İsrail halkı üzerinde yitirdiği itibarı hastaneleri, ibadethaneleri, okulları bombalayarak yeniden canlardırmak peşindedir. Neredeyse tüm hastaneler ya yıkıldı, ya zarar gördü ya da kullanılamaz hale geldi. El Ehli Baptist ve Şifa hastanelerinde yaşanan vahşeti hepimiz takip ettik. Bu hastanelerle ilgili İsrail’in ortaya attığı iddiaların tamamen safsata olduğu anlaşıldı” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kabine Toplantısı’nın ardından gündeme dair açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle: “Türkiye Yüzyılı’nın inşası için verdiğimiz mücadeleyi kararlı bir şekilde sürdürüyoruz. İçeride ve dışarıda birçok etkinliğe, zirveye, görüşmeye, açılış törenine iştirak ettik. Kazakistan’ın ev sahipliğinde Astana’da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı zirvesinde birliğimizi, beraberliğimizi bir kez daha perçinledik.

Merhum Gaspıralı İsmail Bey’in ‘Dilde, fikirde işte birlik” idealine adım adım yaklaşıyoruz. Geçen sene KKTC’nin anayasal ismiyle teşkilata gözlemci üye olması tarihi adımdı. Kıbrıs Türkü kardeşlerimize uygulanan tecridin kırılması yanında Türk dünyasının Kıbrıs halkına desteğini ortaya koymuştuk. KKTC’deki kardeşlerimizin 15 Kasım Cumhuriyet Bayramını tekrar tebrik ediyorum. Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş’ı bir kez daha rahmetle yâdediyorum.

Son olarak 4 ay önce 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nda Ercan Havaalanının yeni terminal binası ve pistinin açılışını gerçekleştirdik. Zaman verdiği sözlerin hilafına davranarak AB’nin ne kadar büyük bir yanlış yaptığını ispat edecektir. Kıbrıs Türkünü ambargolarla haklı davalarından döndürmeye çalışanların Kafkasya’da yeni oyunlar peşinde koştuğuna şahit oluyoruz.

Kimi Batılı güçler bölgemizde yeni bir dönemin başladığını hala idrak edemiyor. Gerçekleşmesi mümkün olmayan ham hayalleri körükleyerek Ermenileri istismar ettiler, kullandılar, güvensizliğe mahkum ettiler. Bu gerçeğin de Ermenistan’ın görüp kabullenmesi gerekiyor. Batılı ülkeler tarafından gönderilen hiçbir silah ve mühimmat kalıcı barış ortamının sağlayacağı huzurun yerini tutamaz. Ermenilerin barış fırsatını farklı hülyalara kapılarak boşa harcamamak en büyük temennimizdir. Ermenistan’a Azerbaycanlı kardeşlerimizin uzattığı barı elini tutması çağrısında bulunuyorum.

Kazakistan dönüşü açılışını yaptığımız Ford Otosan Yeniköy fabrikası toplam 3 bin 500 kişiye istihdam kapısı olan önemli yatırımdır. Otomotiv sektörümüz Türk ekonomisinin lokomotifi olmayı sürdürüyor. Bu sektörde dünyanın 13. en büyük otomotiv üreticisi konumundayız.

TOGG’un üretimi ve satışa başlamasıyla kendi markamızla küresel rekabetteki yerimizi aldık. Her aşamasını yakından takip ettiğim bu projenin hayata geçmesiyle ‘Türk araba yapamaz, fabrikada üretim bandı yok, vatandaş bunu almaz’ diyenleri, bundan 60 yıl önce Devrim otomobilini garaja mahkum edenlerin bugünkü uzantılarını hüsrana uğrattık.

TOGG şimdiye kadar 12 bine yakın teslimat yaptı. Üretim bandından inen ve teslim edilen araç sayısı günden güne artıyor. Bu yarışa nasıl isabetli bir zamanda dahil olduğumuz daha iyi anlaşılacaktır. Rize’de bakanlıklarımız ve belediyelerimizin tamamladığı 2 milyar 886 milyon lira yatırım bedeli olan eser, proje ve hizmetlerin resmi açılışını gerçekleştirdik. 36,7 kilometre uzunluğundaki Ayder yolunun temelini de bu vesile ile attık.

Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın 8-9 Kasım tarihlerindeki Taşkent’te Özbekistan Cumhurbaşkanı ve katılımcı ülkenin liderleriyle bir araya geldik. İran ve Pakistan’la birlikte kurduğumuz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın kurumsal kapasitesini güçlendirmeye devam edeceğiz.

10 Kasım’da Cumhuriyetimizin banisi Mustafa Kemal ve kahraman silah arkadaşlarını bir kez daha yâdettik. Her yıl milli ağaçlandırma günü olarak kutladığımız 11 Kasım’ı bu kez ülkemiz genelinde ağaçlandırma seferberliğine dönüştürdük. 5 milyon fidanı toprakla buluşturduk. Her ilimizde 100. Yıl Cumhuriyet Ormanları’nın kuruluşunu gerçekleştirdik.

Önümüzdeki dönemde havanın, suyun, toprağın, ağacın ve varisi olduğumuz bütün güzelliklerin korunması için daha çok çalışacağız. Türkiye Yüzyılı’na Nefes sloganıyla yürüttüğümüz bu çalışmalara destek veren herkese teşekkür ediyorum.

Türkiye Cumhuriyeti devleti tarihten tevarüs ettiği kerim devlet vasfına tam manasıyla ilk kez bizim dönemimizde kavuşmuştur. Kurucu kadronun hayallerini süsleyen, kimsesizlerin kimsesi olan Cumhuriyet özlemi, 21 yılda bir idealden çıkıp hakikate dönüşmüştür. Ülkemize dünyanın en geniş kapsamlı sosyal güvenlik ve sağlık sistemini kazandırdık. Devletimizin şefkat şemsiyesi dışında hiçbir vatandaşımızın kalmaması için özel çaba harcadık.

Çeşitli destek programlarından evde bakım hizmetlerine farklı alanlarda yeni düzenlemeleri devreye aldık. Diğer alanlar gibi sosyal devlet uygulamalarında mevcutla yetinmiyor kendimizi sürekli geliştiriyoruz. Darülaceze Sosyal Yaşam bunun en son örneğiydi.

İnşaat alanı 146 bin metrekareyi bulan, 928 yatak kapasitesine sahip 23 bloğu, camisi, kilisesi ve havrasıyla gerçekten muhteşem bir eseri ülkemize kazandırdık. Yaşadığımız deprem felaketine rağmen 1,5 yıl gibi kısa sürede inşasını tamamladığımız Darülaceze’nin milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Yurt dışında da mazlum, mağdur, ezilenlerin yanındayız. AFAD’ımız, Kızılayımız, TİKA’mızla dünyanın en zor coğrafyalarında faaliyet gösteren ihtiyaç sahiplerine yardım etmeye çalışıyoruz.

Filistin’deki mazlumların acısı nasıl bizim acımız ise Uygun Türkü, Ahıska Türkü, Kerkük Türkmeni’nin sıkıntısı bizim sıkıntımızdır. Bunların hepsiyle yakından ilgileniyoruz. Türkiye’nin soydaş ve akraba topluluklara yönelik hassasiyeti bizim dönemimizde zirveye çıkmıştır. Bundan sonra da her daim kardeşlerimizin yanında olmaya devam edeceğiz.

İsrail’in 7 Ekim’den beri süren ahlaksız ve alçak saldırılarına maruz kalan Gazze halkına bu anlayışla sahip çıkıyoruz. 11 uçak dolusu malzeme ile bir sivil insani yardım gemisini Mısır’a gönderdik. Gazze’li kardeşlerimiz için 800 tona varan malzemeyi bölgeye sevk etmiş olduk. Yardım malzemelerinin Refah Sınır Kapısı’ndan Gazze’ye ulaştırılmasını sağlıyoruz. İsrail suyunu, yakıtını, elektriğini, iletişimini komple keserek Gazze halkını sadece öldürmekle kalmıyor, aynı zamanda taammüden hastanelerini bombalayarak Gazze’lilerin direniş azmini kırmaya çalışıyor.

Gazze’de kelimenin tam anlamıyla bir vahşet, bin yıl önceki Haçlı işgali, 2. Dünya Savaşı’nda yaşananları aratmayan bir gaddarlık yapılmaktadır. Hamile kadınları katletmekle övünen bir cinnet hali içindeler. Çocukları, yaşlı erkek ve kadınları uçaklarla, tanklarla, toplarla bombalayarak, üzerlerine mermi yağdırarak öldürmenin adı savaş değil barbarlık, eşkıyalık, devlet terörüdür.

Netenyahu İsrail halkı üzerinde yitirdiği itibarı hastaneleri, ibadethaneleri, okulları bombalayarak yeniden canlandırmak peşindedir. Neredeyse tüm hastaneler ya yıkıldı, ya zarar gördü ya da kullanılamaz hale geldi. El Ehli Baptist ve Şifa hastanelerinde yaşanan vahşeti hepimiz takip ettik. Bu hastanelerle ilgili İsrail’in ortaya attığı iddiaların tamamen safsata olduğu anlaşıldı.

Güya medeni dünya İsrail’in hastanelere dönük saldırılarını sessizce seyretti. Savaş hukukunun açık ihlali olan İsrail’i kendisini savunma hakkı olarak diyen ülkeler gördük. Gazze’deki tek onkoloji hastanesinin vurulması akabinde buradaki kanser hastalarının ülkemize sevki ile girişimimizi başlattık. Toplam 88 hasta ve 61 refakatçısı ile ülkemize getirdik.

Gazze’de mahsur kalan vatandaşlarımızın bir kısmının tahliyesini dün gerçekleştirdik. Diğerleri ile ilgili çabalarımız sürüyor. Günümüzde de Türk özlenendir, gözlenendir, mazlum ve mağdurların hamisidir. Türkiye tarihi misyonunu, nemelazımcılık yaparak değil başı dara düşenlere kucak açarak yerine getirmektedir.

Türkiye olarak Gazze’de akan kanın durması için seferber olmuşken, batılı ülkelerin vicdansızlığını yüzümüz kızararak takip ediyoruz. Avrupası’ndan Amerikasına kadar en ufak tepki gelmiyor. Çocuklara, yaşlılara atom bombası atma tehdidi dair, onu destekleyen herkes sadece tarih önünde değil insanlık nezdinde yargılanacaktır.

Ateşkes sözcüğünü kullanmaktan bile çekinen ürkeklikle, korkaklıkla karşı karşıyayız. Holokost utancı Avrupalı liderleri esir almış durumda. Batılı entelektüeller, basın kuruluşları, insan hakları örgütleri de aynı şekilde İsrail’i aklamanın peşinde. İsrail yönetimi holokostu, soykırıma varan katliamları kalkan olarak kullanıyor. Almanya’ya gerçekleştirdiğimiz son seyahatte bir kez daha üzülerek şahit olduk.

“Hepsinin İsrail’e borçları var”

Hak bildiklerimizi birilerini rahatsız etse de cesaretle söylememizin sebebi işi budur. Bizim borcumuz yok ama onların hepsinin İsrail’e borçları vardır. Onlar borç ödüyorlar. Utanç veren olay Batılı ülkelerin katliamlarına kılıf uydurma konusunda İsrail ile sergilediği yalan kardeşliğidir.

Irak’ta nükleer silah arayanların İsrail’li bakanların kameralar önünde sarf ettiği atom bombası itirafı karşısında tek cümle kurmamaları ibretlik durumdur. İsrail nükleer güce sahip olduğunu açıkça ikrar ediyor. Nükleer silah meselesi öyle meskut kalınacak bir konu değildir. Bugün İsrail’e ses çıkarmayanların yarın başka ülkelere söyleyecek hiçbir sözü olamaz. İsrail’in nükleer silahları meselesinin unutulmasına, unutturulmasına Türkiye olarak izin vermeyeceğiz. Bugün Gazze’ye tepki vermezsek vadelmiş topraklar denen işgalci fanatizmin kendi topraklarımıza ulaşmasına engel olamayız

Riyad zirvesinde nükleer silahlar hususunda önemli kararlar aldık. Önümüzdeki dönemde her iki meseleyi gündemde tutmaya devam edeceğiz. Gazze’deki vahşet karşısında insanlığın vicdanı ve sesi olma görevi şu an Türkiye’nin omuzlarındadır. 15 Kasım’da eşimin öncülüğünde düzenlenen lider eşleri zirvesi bu anlamda kilometre taşı oldu. Türkiye’ye gelen küresel çağrı metnine imza atan, zor zamanda yürekli duruş sergileyen tüm misafirlerimize teşekkür ediyorum.

Kudüs davasına şaşı bakanlara hatırlatmak istediğim bir gerçek var. Türkiye’nin siyasi ve kültürel sınırları kendi resmi sınırlarından değil Adriyatik’ten Çin Seddi’ne diye ifade edilen çok daha geniş hattan başlar.

Ne zamanki biz bu coğrafyaları kendi dışımızda görmeye başlarsak o vakit eldeki vatan da tehlikeye düşmüş olur. Balkanlar, Kafkaslar, Karadeniz, Akdeniz’in doğu kıyılarına kadar yaşanan her hadise bizi doğrudan ilgilendirir. Karabağ ile Gazze’nin gönlümüzdeki yeri aynıdır. Asırlardır her kritik vakitte olduğu gibi son gelişmeler karşısında milletimiz duasını ona göre yapmakta, yumruğunu ona göre sıkmakta gerektiğinde harekete ona göre geçmektedir.

Gerektiğinde yeni operasyonlarla bu alçak ve sinsi planları da sahiplerin başına geçirmekte kararlıyız. Bir gece ansızın gelebiliriz ikazımız dün olduğu gibi bugün de geçerlidir. Buradan bütün şehitlerimizi rahmetle anıyor, kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Ordumuzu, emniyet birimlerimizi, istihbarat teşkilatımızı, güvenlik korucularını tebrik ediyor rabbim yar ve yardımcısı olduğunu diliyorum.

Türkiye olarak iklim değişikliğine bağlı ortaya çıkan çevre sorunlarından tüm dünya gibi biz de olumsuz etkileniyoruz. Yaşadığımız sel, fırtına ve su baskınları bunlardan sadece birkaçıdır. Dün 9 insanımız vefat etti, 52 vatandaşımız yaralandı. 7 bin personelimizin hızlı müdahalesi neticesiyle hamdolsun 110 insanımızı kurtardık. Zonguldak açıklarında batan geminin bulunmasına yönelik arama çalışmalarımız devam ediyor. Vefat eden vatandaşlarımıza rahmet, yaralı kardeşlerimize şifalar diliyorum.

Devletimiz afetzede kardeşlerimizin yanındadır. Zarar tespit çalışmalarımız hızla tamamladıktan sonra destek ödemelerini yapacağız.”

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi’nden “Tarihi” Paylaşım

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) sosyal medya hesabından ‘Anayasa Tarihi Galerisi’nin 360 derece sanal tur teknolojisi ile ziyaretçilere açıldığı duyuruldu. Paylaşımda, dünyadaki ve Osmanlı Devleti döneminden bu yana Türkiye’deki anayasal faaliyetlere ilişkin bilgilendirmeler yer aldı.

Gezi Davası’nda yargılanırken milletvekili seçilen Can Atalay ile ilgili hak ihlali kararı veren Anayasa Mahkemesi (AYM), Yargıtay’ın suç duyurusundan 11 gün sonra sessizliğini bozdu.

Verdiği hak ihlali kararının uygulanmaması ve başta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile MHP lideri Devlet Bahçeli olmak üzere iktidara yakın isimler tarafından hedef gösterilmesine ilişkin herhangi bir değerlendirmede bulunmayan AYM’nin sosyal medya hesabından ‘Anayasa Tarihi Galerisi’nin 360 derece sanal tur teknolojisi ile ziyaretçilere açıldığı duyuruldu. AYM, bir önceki paylaşımını 9 Kasım’da yapmıştı.

AYM’nin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, “Dünyadaki ve Osmanlı Devleti döneminden bu yana Türkiye’deki anayasal faaliyetlere ilişkin bilgilendirmelerin yer aldığı galeride Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun yayımlandığı Resmî Gazete’nin nüshası, ıslak imzalı kararlar, geçmişten bugüne Mahkemede kullanılan daktilo, telefon ve çeşitli materyaller, eski mahkeme üyelerinin cüppe ve kepleri sergilenmektedir. Sanal tur içeriğine aşağıdaki linkten ulaşılabilir” ifadeleri yer aldı.

Ne olmuştu?

Gezi Davası’ndan mahkum olduktan sonra milletvekili seçilen ve Anayasa Mahkemesi’nin hakkında ihlal kararı verdiği Avukat Can Atalay’ın dosyası Anayasa Mahkemesi tarafından yerel mahkeme olan İstanbul 13. Ceza Mahkemesi’ne gönderilmişti.

Mahkeme, dosyada karar verme yetkisinin Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nde olduğunu belirterek dosyayı bu daireye iletmişti.

Dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesi, önceki kararının doğru olduğunu belirterek Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararına uyulmamasına hükmetmiş ve Can Atalay’ın mahkumiyet kararını onamıştı. Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa’yı ihlal ettiğini ve yetkisini aştığını belirten Yargıtay 3. Ceza Dairesi Atalay hakkında ihlal kararı veren Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında da suç duyurusunda bulunmuştu.

Atalay’ın milletvekilliğinin de düşürülmesi için TBMM’ye bildirimde bulunan Daire, Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesine yönelik işlemlere başlanması için kararın bir örneğinin TBMM Başkanlığı’na gönderilmesine hükmetmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi’nin ‘birçok yanlışı arka arkaya yapar hale geldiğini’ söyleyerek, “Parlamentomuz da bu konularda ağır hareket ediyor. Yani birçok terörist parlamentoda dokunulmazlıkların kaldırılması süreci geciktiği için kaçtılar, yurt dışına çıktılar. Bunların bu kadar ağır ele alınmaması gerekiyor. Çok seri kararla bu işlerin bitirilmesi lazım” demişti.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de Yargıtay’dan yana taraf olup, AYM’nin kapatılması ya da yeniden yapılandırılması gerektiğini söylemişti. Bahçeli bu konuda Meclis’e de çağrıda bulunarak, “Yargıya saygı mecburidir, bu kararın gereği TBMM’de derhal yapılmalı, konu kapatılmalıdır” ifadelerini kullanmıştı.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

İYİ Parti’de ‘Ümit Dikbayır’ Krizi Büyüyor: Kesin İhraç İstemiyle…

İYİ Parti’de Meral Akşener’in banka hesaplarını inceletmekle ve belediyelerle ticari ilişkilere girmekle itham edilen Sakarya Milletvekili Ümit Dikbayır, kesin ihraç istemiyle disiplin kuruluna sevk edildi. 

İYİ Parti Lideri Meral Akşener, grup toplantısında, “Bu ülkeye kazık atan herkesi buradan silmezsem adımı değiştireceğim. İyiler Hareketi cep doldurmaya kalkışanların karşısında, sırtında yara olmayan, tertemiz, gözümün içine baksan arkasının görüldüğü insanlardan oluşan bir partidir. Bunun dışında davrananların içimizde yeri yoktur” ifadelerini kullanmıştı.

İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, partisinin Genel Merkezi’nde gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Kürşad Zorlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ile ilgili iddialarda ismi gündeme gelen Sakarya Milletvekili Ümit Dikbayır’ın kesin ihraç istemiyle disiplin kuruluna sevk edildiğini açıkladı:

“Bahsettiğiniz isim (Ümit Dikbayır) Genel Başkanımızın imzalarıyla, yetkileri çerçevesinde tedbirli ve kesin ihraç istemiyle disiplin kuruluna sevk edilmiştir. Konuyla ilgili detayları yetkili arkadaşlarımız önümüzdeki günlerde paylaşır.”

Ne olmuştu?

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, geçtiğimiz hafta grup toplantısında, “Bu ülkeye kazık atan herkesi buradan silmezsem adımı değiştireceğim. İyiler Hareketi cep doldurmaya kalkışanların karşısında, sırtında yara olmayan, tertemiz, gözümün içine baksan arkasının görüldüğü insanlardan oluşan bir partidir. Bunun dışında davrananların içimizde yeri yoktur” ifadelerini kullanmıştı.

Akşener’in bu ifadelerle Sakarya Milletvekili Ümit Dikbayır ile Antalya Milletvekili Uğur Poyraz’ı kastettiği öne sürülmüştü. Ümit Dikbayır ise Akşener’in banka hesaplarını inceletmekle ve belediyelerle ticari ilişkilere girmekle itham edilmişti.

Dikbayır, bugün Sözcü yazarı Saygı Öztürk’e yaptığı açıklamada, “Genel Başkan konuşmasında dil değiştirdi. Daha önce, kendisinin banka hesaplarının incelendiği söylemişti, şimdi ise ‘benim değil, kocamın ve gelinimin hesaplarını incelemişler’ diyor. Önce, bu gayri resmi inceleme bilgisinin devletten geldiğini söylemişti, şimdi ise ‘Bu bilgi gayri resmi ulaştı’ diyor. Bankaya resmi olarak soracaklarını, banka yetkililerinin ‘Bilmiyoruz’ diyebileceğini söylüyor” demişti.

“Kimin banka hesabına girildiği bilgisayar incelemesiyle hemen ortaya çıkar” diyen Dikbayır, şunları ifade etmişti: “Genel Başkan araştırmanın gayri resmi yapıldığını söylemekle ağız değiştirdi. Bunların hepsinin dedikodu, iftira olduğu ortaya çıktı. Genel Başkan’dan beklentim, beni nasıl kamuoyu önüne attılarsa, şimdi de kamuoyu önüne çıkıp, ‘Beni yanıltmışlar’ deyip açıklama yapmalı. Kendisini kim yanılttıysa, bu iftiraları kim önüne getirdiyse gereğini yapmalı.”

İYİ Parti’de istifalar: Ankara milletvekili Adnan Beker, Mesut Yılmaz, Sağlık Politikaları Başkan Yardımcısı Aylin Anıl Arslan, parti kurucularından Taylan Yıldız, eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, İYİ Parti Genel İdare Kurulu Üyesi Bahadır Erdem, İYİ Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu, parti kurucularından Aydın Adnan Sezgin, eski Ankara İl Başkanı Faruk Köylüoğlu, İYİ Parti 27. Dönem Antalya Milletvekili Hasan Subaşı da istifa eden isimlerdendi.

Partisinde yaşanan istifalara ilişkinde konuşan Zorlu, “Bazı istifa eden arkadaşlar esas alınarak İYİ Parti’ye haksız ve mutlak ifadelerle bir yön çizilmeye çalışıldığını görüyoruz. Elbette eleştirilere açığız, bu konudaki değerlendirmeler çok kıymetli ama iş gerçek dışı beyanlara, iftiralara geldiği zaman bu başka bir şey” dedi.

İYİ Parti Sözcüsü Kürşat Zorlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 50+1 formülünün değişmesi gerektiği yönündeki sözlerine ilişkin ise şu ifadeleri kullandı:

“Biz bu açıklamanın hukuki ve siyasal açıdan en somut ifadesini ortaya koyan siyasi partiyiz. Sayın Genel Başkanımız, 26 Ağustos’ta Kocatepe’de milletin huzurunda diğer siyasi partilere bir çağrıda bulundu. ‘İki yumruk arasına sıkışmış milleti bu kıskaçtan kurtaralım.

Her birimiz kendi adaylarımızla kendi başımıza rakip olalım. Alternatifler arasından en iyiyi seçme hakkını milletimize verelim.’ O günlerde çok anlaşılmadı, bazı çevreler farklı noktalara çektiler ama görüyorsunuz ki, 50+1 sisteminin taşınması mümkün değil. Böylesine bir kutuplaşma ile ülkenin yönetilmesi, ekonomik problemlerin çözülmesi mümkün değil.

Bir hususun altını çizmek istiyorum; oran buraya-şuraya çekilir şeklindeki teklifler bir yana, sadece bununla ülkedeki artan problemi çözemezsiniz Sayın Erdoğan. Kuvvetler ayrılığı prensibi nerede? TBMM’nin hakları şu anda nerede duruyor? Ülkede denetimsizlik hat safhaya çıkmış. Gelir adaletsizliği başta olmak üzere, adalet sistemimizde çok büyük yaralar almış. Böylesine vahim bir tabloyu, sayısal çoğunluk değerlendirmesine sığdırmak çok yanlış.”

“İYİ Parti açısından sistem tartışmalarının geldiği nokta çok kıymetli olmakla birlikte, bizim uyarılarımız geçmişten bugüne ortadadır. Demokrasi ve özgülükler adına bu sürecin bir an önce inşa edilmesi ve sorunların ortadan kaldırılması gerektiğini düşünüyoruz.

Sayın Erdoğan’ı da bu çağrısı sonrası; özellikle yerel seçimlerde samimiyet noktasında göreceğiz. Orada altılı masa diyor. Kimin eli kimin cebinde diyor. Şu gerçeği de biz hatırlatmak zorundayız; siz de altılı masaydınız. Siz de ittifak içindeydiniz. Cumhur İttifakı da altı üyeden oluşuyordu. Bu tartışmalar uzar gider ama esas olan şudur; İYİ Parti’nin çağrısının ne kadar haklı olduğunu göreceksiniz.”

Paylaşın

CHP’den Erdoğan’a “50+1” Yanıtı: Derdi Koltuğunu Koruyabilmek

CHP Parti Sözcüsü Deniz Yücel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 50+1 formülünün değişmesi gerektiği yönündeki sözlerine ilişkin, “Sayın Erdoğan’ın derdi koltuğunu koruyabilmek, halkın sorunlarını çözmek değil” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Sistemin iflasıdır, zaten halkımız iflas etmiş durumdadır, ancak denge ve denetleme mekanizmaları olmayan bir Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ülkemize hiçbir faydası olmadığını yakın geçmişte yaşıdık. Konumunu korumak için bir pozisyon değişikliği içine girmişler.”

Yücel açıklamasına, “Burada şunu da merak ediyoruz; sayın Devlet Bahçeli ve MHP kurmayları bu olaya nasıl bakıyorlar? Cumhur İttifakı’nda çok ciddi bir kriz olduğu ortada. sözleriyle devam etti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Genel Başkan Özgür Özel başkanlığında toplandı. Özgür Özel, eski CHP Genel Başkanı Hikmet Çetin ile birlikte MYK toplantısının açılışını yaptı. Hikmet Çetin, MYK üyelerine hitap etti.

Parti Sözcüsü Deniz Yücel, MYK toplantısı devam ederken ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Yücel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

Yerel seçimler: Önümüzdeki yerel seçimde de yine halkın dertleriyle dertlenen, halkın sorunlarına çözüm üreten belediye başkan adaylarıyla seçimlere gireceğiz. Adaylarımızı belirlerken katılımcı, kapsayıcı ve demokratik yöntemler uygulanacak.

Belediye başkan adaylarımız belirlenirken aynı MYK ve Gölge Kabinemizde olduğu gibi mümkün olduğunca kadın temsili artırılacak, eşit temsil ilkesinin uygulanmasına özen gösterileceğini buradan bir kez daha ifade ediyorum.

Ogün Samast: Böyle bir dönemde Ogün Samast’ın tahliyesinin bir tesadüf olmadığını biliyoruz. Türkiye bir yargı darbesiyle karşı karşıyayken ‘günü gelir katilimize de sahip çıkarız’ mesajı verdiler.

Muhalefete, gazetecilere, onlar gibi düşünmeyenlere akıllarınca gözdağı verdiler. Onlar Ogün Samast’ı hatırlattıkça, Yasin Hayal’i ve türevlerini konuştukça ve korudukça bizler Uğur Mumcu’ya, Ahmet Taner Kışlalı’ya, Abdi İpekçi’ye, Bahriye Üçok’a ve Muammer Aksoy’a sarılacağız ve hukuka tutunmaya devam edeceğiz.

Erdoğan’a ’50+1′ yanıtı: Erdoğan’ın tüm derdi ömrü yettiğince o koltukta oturmaktır. Allah kendisine ömür versin ama siyasi ömrünün sonuna geldiğini çok rahat söyleyebiliriz. Bunu o da görüyor ki dünkü açıklamasıyla 2017 referandumunda ısrarla savunduğu devrim diye nitelendirdiği 50+1 düzenlemesinde kolayca vazgeçebiliyor.

Sayın Erdoğan’ın derdi koltuğunu koruyabilmek, halkın sorunlarını çözmek değil. Sistemin iflasıdır, zaten halkımız iflas etmiş durumdadır, ancak denge ve denetleme mekanizmaları olmayan bir Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ülkemize hiçbir faydası olmadığını yakın geçmişte yaşıdık. Konumunu korumak için bir pozisyon değişikliği içine girmişler.

Burada şunu da merak ediyoruz; sayın Devlet Bahçeli ve MHP kurmayları bu olaya nasıl bakıyorlar? Cumhur İttifakı’nda çok ciddi bir kriz olduğu ortada.”

Mehmet Ali Çelebi’ye sert tepki

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in soprano Pervin Chakar’ın konserine gitmesine ilişkin gelen eleştirilere ve AKP Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’nin ‘Hem Atatürk hem Demirtaş’ olmaz sözlerine yanıt veren Yücel, “Sanat evrenseldir. Genel Başkanımız sayın Özgür Özel sanata ve sanatçıya değer veren bir kişidir.

Onun dışında çeşitli nedenlerle birtakım yakıştırmalar yapan kişileri, ki az önce ifade ettiğiniz kişi nankörlüğün bir sembolüdür, bir timsalidir, dolayısıyla bu yakıştırmalarla ilgilenmediğimizi ifade etmek istiyorum” diye konuştu.

Paylaşın

İYİ Parti’de Bir İstifa Daha: Meral Akşener’i Sevenler Derneği

İYİ Parti’de çeşitli görevlerde bulunan Avukat Çağdaş Çelik, “Ne yazıktır ki, gelinen noktada büyük umut ve emeklerle kurduğumuz İyi Parti, siyasi bir parti olmaktan çok, Genel Başkanın kapısının önünde dönen ikili ilişkilerle yönetilen, Meral Akşener’i sevenler derneği halini almıştır” sözleriyle partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Başka bir partiye geçmeyeceğini belirten Çağdaş Çelik, “Herhangi bir tartışmaya mahal vermemek adına belirtmek isterim ki, aktif siyasi hayatıma şimdilik bir virgül koyuyor ve istifamın ardından herhangi başka bir siyasi parti rozeti takmayacağımı belirtmek istiyorum” dedi.

Ankara milletvekili Adnan Beker, Mesut Yılmaz, Sağlık Politikaları Başkan Yardımcısı Aylin Anıl Arslan, parti kurucularından Taylan Yıldız, eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, İYİ Parti Genel İdare Kurulu Üyesi Bahadır Erdem, İYİ Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu, parti kurucularından Aydın Adnan Sezgin, eski Ankara İl Başkanı Faruk Köylüoğlu, İYİ Parti 27. Dönem Antalya Milletvekili Hasan Subaşı da istifa eden isimlerdendi.

İYİ Parti Gençlik Kolları Eskişehir İl Başkanlığı, Gençlik Kolları Genel İdare Kurulu Üyeliği, Bölge koordinatörlüğü, Ağrı Milletvekili adaylığı ve Merkez Disiplin Kurulu üyeliği görevlerinde bulunan Avukat Çağdaş Çelik istifa ettiğini açıkladı. Çelik, sosyal medya üzerinde yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“Kurucu üyelerinden biri olduğum İYİ Parti, ne yazık ki kuruluş ilke ve amaçlarından giderek uzaklaşmış kurumsal kimliğini ikili ilişkilere teslim etmiş bir tabloya bürünmüştür. İktidara talip olan, ülke yönetimini proje ve stratejileriyle yönetme vaadi olan partimizin yönetim mekanizmaları liyakati değil sadakati esas alan bir tavra girmiş, parti içi demokrasinin ve istişarenin önü tıkanarak bu konuda eleştiri dahi kabul etmez bir çıkmaz oluşmuştur.

Üzülerek belirtmek isterim ki bu noktaya bir günde gelinmemiştir. Uzun süredir devam eden ve onarılmasını umduğumuz sistem sorunları sürekli halı altına süpürmüş, yok edemediği gibi artık tahammül edilemez bir yere taşımıştır. Cumhurbaşkanlığı seçiminde izlenen yolun öz eleştirisi yapılmadan yerel yönetimler seçiminde takınılan tavır partimizin hedeflerinden uzaklaştığı ve konforlu muhalefeti benimsediğini düşündürmektedir.

Bugün yaşanan kriz ve sancıların ayyuka çıkma sebebi ise parti yönetiminin Türkiye’yi sadece İstanbul ve Ankara’dan ibaret sanması ve parti yönetimini sadece bu şehirlerden ibaret kurmasıdır. Ayrıca Yerel yönetimler seçinde aday belirleme süreçlerinde hiçbir matematiksel ve sosyal veriye dayanmadan, gerçeklikler değerlendirilmeden izlenen yoldur.

Zira gözümün bebeği Eskişehir’de yaşanan aday belirleme süreci de tüm kamuoyunda sözlerimi ispatlamıştır. Yinelemekte fayda var ki hiçbir matematiksel ve sosyolojik veriye dayanmayan, şehirde yaşamayan bir Büyükşehir Belediyesi Başkan adayının çıkartılması bu hususların sadece gün yüzüne çıkan kısmıdır. Aday belirleme süreçleri artık partimizde bilimsel ve sosyolojik verilere göre değil sözüm ona sadakat (!) ve ikili ilişkiler üzerinden yürütülmektedir. Ne yazıktır ki, gelinen noktada büyük umut ve emeklerle kurduğumuz İyi Parti, siyasi bir parti olmaktan çok, Genel Başkanın kapısının önünde dönen ikili ilişkilerle yönetilen, Meral Akşener’i sevenler derneği halini almıştır.

Partimiz iktidar hedefinden ve kuruluş ilkelerinden uzaklaştığı gibi aday belirleme süreçlerinin hür ve müstakil adı altında CHP ile yapılacak gizli ittifaklara delalet olduğu şüphesi yoğunlaşmıştır. Yıllardır bu partide mücadele etmiş, parti bayrağını memleketin her köşesinde dalgalandırmak için maddi ve manevi bedel ödemiş, verdiği mücadele için hiçbir beklenti içine girmemiş bir nefer olarak bu konuda yaptığımız en ufak eleştiriler bile ciddiye alınmamış hatta eleştirilerimizin neticesi aleyhimizde kullanılmak için her yol denenmiştir.

Partiye emek verenlerin dışlandığı, genel başkana yakın özel isim ve o isme yakın olanların parti kurum ve kurullarını hiçe sayarak adeta kafa kafaya vererek bizleri aforoz etme çabaları ise bardağı taşıran son hamle olmuştur. Özellikle Eskişehir Milletvekilimiz Nebi Hatipoğlu’nun istifası sonrası şahsıma reva görülen bu mobbing süreci hızlanmış, özel ilişkiler ve sosyal medya hesaplarındaki beğeniler bile bir tehdit aracı olarak kullanılmak istenmiştir.

Birbirinden farklı siyasi görüşlere sahip olan aile bireylerim üzerinden birtakım dedikodular türetilmiş ve nahoş bir etiketleme çabasına girilmek istenmiştir. Partimiz her gidenin suçlu olduğunu iddia ederek, neden sorusunu sormadan hiçbir yere varamayacağı gibi parti içi demokrasiyi ve istişareyi tıkayarak mevcut partililerini de hızla kaybettiğini görmezden gelmeye devam etmektedir. Henüz bir parti olmadan başlayan ve en yoksun, en zorlu zamanlarda sırtladığımız partimizde mücadeleye yeni katılmışların bize kapıyı göstermelerinden ve bu gücü genel başkan odasının önünden almaları katlanılması zor bir durumdur ve gereğini yapmak şahsım adına farz olmuştur.

Görünen odur ki artık İYİ Parti’de mücadele etmenin, liyakatin ve bazı yaraları zamanla sarmanın mümkünatı kalmamıştır. Bu sebepler ışığında Gençlik Kolları Eskişehir İl Başkanlığı, Gençlik Kolları Genel İdare Kurulu Üyeliği, Bölge koordinatörlüğü, Ağrı Milletvekili adaylığı ve Merkez Disiplin Kurulu üyeliği gibi hemen her kademesinde üstün özveri ile görev yaptığım İYİ Parti’den istifa ettiğimi tüm kamuoyuna duyurmak istiyorum. Görev sürem boyunca birlikte çalıştığım yol arkadaşlarıma, değerli büyüklerime, kardeşlerime teşekkür ediyor ve varsa hakkımı helal ediyorum. Üzerimde hakkı olan herkesten haklarını helal etmelerini temenni ediyorum.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği gibi; muhtaç olduğu kudreti damarlarındaki asil kandan alan bir Türk genci olarak, inandığım ve benimsediğim yolda gerekirse tek başıma yürüyeceğim. Herhangi bir tartışmaya mahal vermemek adına belirtmek isterim ki, aktif siyasi hayatıma şimdilik bir virgül koyuyor ve istifamın ardından herhangi başka bir siyasi parti rozeti takmayacağımı belirtmek istiyorum.”

Paylaşın